Ana Sayfa Blog Sayfa 646

İmamoğlu’na verilen siyasi yasak kararının gerekçesi açıklandı; İçişleri Bakanı ‘mağduriyet yaratmak istiyor’ dedi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na verilen 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak cezasının gerekçeli kararı açıklandı.Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan  İmamoğlu’na İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararı verilmişti.

İmamoğlu’na iki yıl yedi ay hapis cezası

YSK üyelerini rencide etmiş

Muhalefetin büyük tepkisine neden olan hükmün ardından gerekçeli karar da açıklandı. 17 sayfalık gerekçeli kararda, İmamoğlu’nun ‘YSK üyelerine karşı hakaret suçunun basın önünde işlediği, yüksek yargı üyelerine rencide edici şekilde hakaret ettiği’ belirtildi.

Kararda şu ifadeler yer aldı:

“Yapılan yargılamada, sanığın lehine ve aleyhine olan tüm deliller toplanmış ve birlikte değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, sanığın suç tarihinde “tamda işte 31 Martta seçimi iptal edenler ahmaktır” sözleri ile kurul halinde çalışan ve kamu görevi yapan; Yüksek Seçim Kurulu Üyelerine karşı yapmış oldukları görevden dolayı, ahmak demek sureti ile hakaret ettiği, sabit görülerek, sanığın kişiliği, suçun işleniş şekli, meydana gelen zararının ağırlığı, sanığın yargılama sürecindeki davranışları, tüm dosya içeriği birlikte değerlendirilerek sanığın yukarıda belirtilen gerekçeler ile aşağıdaki şekilde cezalandırılması cihetine gidilmiştir.”

Ne olacak?

Savcının kararı İstinaf mahkemesine taşımasının ardından İmamoğlu’nun da avukatları karara Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde itiraz edecek.  Bölge Adliye Mahkemesi, kararı yerinde bulursa süreç Yargıtay’a taşınacak. İmamoğlu’nun belediye başkanlığı da Yargıtay’dan çıkacak karara bağlı ancak bu tarihe kadar görevine devam edebilecek.

Ekrem İmamoğlu’nun Yargıtay kararı sonrasında Anayasa Mahkemesi’ne başvurma hakkı da bulunuyor.

İmamoğlu: Gök kubbeyi başlarına yıkarız

İçişleri Bakanlığı’nın davanın ardından hakkında “terörle iltisak” soruşturması talep ettiği İmamoğlu ise bugün bir basın toplantısı düzenleyerek  “Buradan Bakan’a söylüyorum, biz kuzu değiliz. Bu bir mağduriyet davası değil, haysiyet davasıdır. Kimse susmamızı bekleyemez” dedi.

İddialalara belgelerle yanıt veren İBB Başkanı, belediyenin AKP yönetiminde olduğu dönemde İBB’de işe alınan bazı kişilerin “silahlı terör örgütü yöneticiliği”nden sabıka kayıtlarının bulunduğunu anlattı: “Eğer savcılığa sunulan raporda dönemin İBB Başkanı Mevlüt Uysal ve İBB yöneticileri hakkında da işlem talep etmişse bir lafım yok. O raporda sadece Ekrem İmamoğlu ve onun yöneticileri suçlanırsa gök kubbeyi başınıza yıkarız. Bize yaptığı suçlamaların bir mantığı varsa aynı suçu Eski Başkan Ak Partili Mevlüt Uysal da, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya da işlemiş”

Bir yıldan fazla zamandır İçişleri Bakanı’nın belediye çalışanları ve aileleriyle kendisine  ‘terör’ ile ilişkili suçlamalarda bulunduğunu hatırlatan İmamoğlu,  bakanlıktan ve valilikten ifade edilen 557 teröristle ilgili isim ve bilgi istediklerini ancak yanıt alamadıklarını söyledi.

“Hal böyleyken, bir süre sonra mülkiye müfettişleri eliyle, terörle ilişkili personel soruşturması başlatıldı. Bu süreçte devletimizin istediği her türlü bilgi ve belge anında yetkili makamlarla paylaşıldı. Bu süreçte de bilgilendirme tek taraflı yürüdü, tarafımıza herhangi bir bilgi sunulmadı” diyen İmamoğlu, davanın hukuki değil, siyasi bir dava olduğunu belirterek, “ Bu bir mağduriyet davası değil, haysiyet davası. Kimse bizden susmamızı beklemesin. Kimse bu milletten teslim olmasını beklemesin. Öyle kolay kolay hakkımızı yedirmeyiz. Öyle kolay kolay mücadeleden vaz geçmeyiz.” dedi. 

Soylu: Yetkimiz var

Öte yandan bugün İmamoğlu’nun ardından bir basın toplantısı düzenleyen İçişler Bakanı Süleyman Soylu ise İmamoğlu’nun ‘saygılarını sunarak’ kendisini aradığını öne sürdü;  “Bana, ‘CHP Genel Merkezi beni sevmiyor, bana yardımcı olur musunuz’ diye ricası olmuştur” dedi. İmamoğlu iddiayı reddetti. 

Soylu, Doğu ve Güneydoğu’daki HDP‘li belediyelerden görevden alma ve kayyımları hatırlatarak,Kamunun kendine ait sorumlulukları vardır. Görev yapanların da sorumlulukları vardır. Anayasa’nın 127’nci maddesi çok açık ve nettir. Yerel yönetimler için bizatihi bize yetki vermiştir. Bu soruşturmaları yürütürken elimizde bir rehber olan bir kanun var. ‘Kanun ne gerektiriyorsa yaparız’ dedik ve yaptık. İşine geldiğinde alttan almasını bileceksin, diğer taraftan dönüp hakaret edeceksin “dedi. 

Ekrem İmamoğlu’nun mağduriyet yaratmak istediğini öne süren Bakan, şunları söyledi:

  • 1- Bizim 9 Aralık 2021’de dile getirdiğimiz tüm iddianın ikrarını yapmıştır.
  • 2- Terör örgütleri buraya girmemiştir diyemiyor. KHK ile işten çıkarılanları biz hülle ile işe aldık yalandır demedi.
  • 3- Dağdaki teröristleri ve kamuya girmesi kesinlikle mümkün olmayan kişileri işe almadık diyemedi. Bunların hepsi İBB’ye alındı.

Soylu, soruşturulan dönemde işe alınan 25 kişi içinden 1668’inin sekiz kişilik müfettiş heyetiyle soruşturulduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Benden önceki dönemde de vardı’ diyor. Bu soruşturma 01.01.2019’dan itibaren üç yıl yapıldı. 1668 kişinin 191’i Mevlüt Uysal, 50 kişi de İstanbul Valisi Ali Yerlikaya döneminde alınmış. Bunların 191 ve 50 kişisi tamamen incelenmiş, işe girme engeli olmadığı görülmüş.  İBB’nin yasladığı 505 kişiyi güya yanındaki 3-5 aklıevvelin söylediği sözlere dayanak olarak ‘Ben aldım, benden öncekiler de yaptılar’ demek aymazlıktır. Terinizi silebilirsiniz ama yüzünüzün karalığını silemezsiniz. 505 kişinin işe girmesinde engel vardı. Kendi suçunu örtbas etmek için belediye çalışanlarını kalkan yapmak ayıptır. Bu dosyalar sizden istendi.”

‘Yargıyı tehdit etti’

Soylu, Ekrem İmamoğlu’nun adil bir soruşturma yapılmaması halinde “gök kubbeyi başlarına yıkacağı” yolundaki söylemlerini de “yargıyı tehdit” olarak değerlendirdi:

“Soruşturmayı açacak ben değilim. Mülkiye müfettişlerimizin tamamladığı bu soruşturmayı yargıya gönderdim. Gökkubbeyi başınıza yıkarım diyor. Sonra ben bu sözleri yargıya değil Süleyman Soylu’ya söyledim diyebilir.  Bizim terörle mücadelemiz hoşuna gitmiyor, bizi beğenmiyor olabilir. Bizi Cumhurbaşkanımıza, partimize şikayet ediyor. Kendi üzerine vazife olmayan her şeyi yapıyor ama bir tek kendi işini yapmıyor.”

 

2022, İtalya’da 1800’lerden bu yana kaydedilen en sıcak yıl oldu

İtalya Ulusal Araştırma Konseyi, (CNR) 2022’nin, ülkede ölçümlerin tutulmaya başlandığı 1800’lerden bugüne kadar kaydedilen en sıcak yıl olduğunu açıkladı.

Konsey’de iklim bilimci olarak görev yapan Bernardo Gozzini, geçen ilkbahardan başlayarak tüm yaz boyunca ve şu andaki kış koşulları da dahil olmak üzere hep rekor seviyeler gördüklerini; bu aralık ayında kaydedilen yüksek sıcaklıkların da geride kalan 11 aylık dönemle uyumlu olduğunu söyledi.

Yeni ‘rekor’ yıl bitene kadar resmileşmeyecek ancak İtalya Meteoroloji Kurumu (LaMMA) yetkilileri, ortalama sıcaklıkların daha önce İtalya’da kaydedilen en sıcak yıl olan 2028’in altına düşmesinin, artık istatistiksel olarak imkansız olduğunu kaydetti.

25 Aralık (Noel) 2022’de Roma’da, bir termometre 16 santigrat dereceyi gösteriyor.

LaMMA ilk olarak temmuz ayında bu yılın kayıtlardaki en sıcak yıl olma yolunda olduğunu bildirmeye başlamıştı. Ekim ayında, kuzey ve orta İtalya’daki sıcaklıkların normalden 3,2 santigrat derece daha yüksek olduğu da raporlanmıştı.

Örgüt, İtalya dahil, güney ve orta Avrupa’nın çoğunda aralık ayı sonları itibarıyla ortalamadan 5 ila 7 santigrat derece daha yüksek sıcaklıklar kaydedildiğini de açıkladı.

Gozzini de yılbaşı gecesinde İtalya genelindeki sıcaklıkların da ortalamanın 5-6 derece üzerinde seyretmesinin beklendiğini bildirdi.

NRC’ye göre, küresel düzeyde 2016, kaydedilen en sıcak yıl olmaya devam ediyor ve onu 2020, 2019 ve 2022 izliyor.

İklim Krizi: İtalya’nın en uzun nehri Po kuruyor, tarım alanlarını deniz suyu basıyor
İtalya’da kuraklık OHAL’i ilan edildi
İtalya’daki Alp gölleri tüm zamanların en düşük seviyesinde
İtalyan Alplerinde buz kütlesi çöktü: Altı kişi öldü, kayıplar var

En kurak yazlardan biri yaşandı

Bu yıl İtalya başta Po olmak üzere büyük nehirlerinin çoğunda su seviyelerini dörtte üç oranında azaltan ve tarımsal üretimi üçte bir oranında düşüren küresel ısınmaya bağlı aşırı sıcak ve yağış azlığı nedeniyle uzun bir kuraklıkla boğuştu. Kavurucu sıcaklıklar yüzlerce ölüme neden oldu. Uzmanlar, bunun son 70 yılın en şiddetli kuraklığı olduğunu kaydetti.

Temmuz ayında da mevsim dışı yüksek sıcaklıklarla birleşen yağış eksikliği, ülkenin kuzeyindeki Dolomitler sırasında, bir buzulun çökmesine neden oldu.

15 bölgede 25 hazine arazisi ‘girişimcilere’ tahsis edilecek

Kültür ve Turizm Bakanlığı, 15 turizm bölgesinde 25 kamu taşınmazının ‘girişimcilere’ tahsisine ilişkin ilan yayımladı.

Resmi Gazete‘nin bugünkü sayısında yer alan ilana göre, söz konusu taşınmazlar; Afyon Ömer Gecek Termal, Antalya Belek, Antalya Gazipaşa, Antalya Side ve Side II, Hatay İskenderun Kıyı Bandı, İzmir Çeşmealtı, İzmir Özdere, İzmir Selçuk Pamucak, Muğla Bodrum Yalıkavak Gündoğan Göltürkbükü, Muğla Bodrum Yalıçiftliği turizm merkezleri ile Denizli Tavas Bozdağ, Erzincan Ergan Dağı ve Mersin Taşucu Boğsak kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde bulunuyor.

50 ila bin yataklı tesis taahhüdü isteniyor

Kapsam dahilindeki kamu taşınmazlarının tahsisi için istekli yatırımcıların; 50 ile bin yatak arasında değişen kapasiteli konaklama tesisleri ile çeşitli büyüklükte günübirlik tesis kurma taahhüdünde bulunması gerekiyor.

Girişimciler birden fazla taşınmaz tahsisi için başvuruda bulunabilecek.

Tahsis başvuruları 31 Ocak 2023 tarihine kadar yapılabilecek.

Bakanlıktan hayvanlara çip uygulaması hakkında merak edilen dokuz soruya yanıt

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan evinde birlikte yaşadığı hayvanlara çip taktırmak isteyenler için açıklama geldi. Bakanlık hayvan sahiplerinin en çok sorduğu soruları yanıtladı.

Evcil hayvanlara çip taktırmak için son tarih 31 Aralık 2022. Altı aydan büyük evcil kedi, köpek ve gelincikler için dijital kimliklendirmedeki yoğunluk nedeniyle ‘beyanname’ uygulaması getirildi. Hayvan sahipleri, 31 Aralık’a kadar yetkili kurumlara beyanname verdikleri takdirde cezai işlemden muaf tutularak hayvanlarına daha sonra mikroçip taktırabilecek.

Konu hakkında en çok merak edilen sorular ve yanıtları şöyle:

1-Altı aylıktan büyük ev hayvanları yılbaşına kadar kimliklendirilmezse ne olacak?

Yıl sonuna kadar kayıt işlemlerini yaptırmayanlara 3 bin 642 lira idari para cezası verilecek. Cezalar, il/ilçe tarım ve orman müdürlükleri ile doğa koruma ve milli parklar şube müdürlükleri tarafından uygulanacak. Altı aylıktan büyük kedi, köpek ve gelincikler il/ilçe tarım ve orman müdürlükleri tarafından idari para cezası uygulandıktan sonra çip uygulanarak kayıt altına alınacak.

2. çeşitli nedenlerle hayvanını kayıt altına aldıramayanlara ceza uygulanır mı?

Ev hayvanı sahiplerinin 31.12.2022 tarihine kadar il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerine ‘beyanname’yle müracaat etmeleri halinde, çip uygulaması ve kayıt işlemi takip eden süreçte herhangi bir cezai işlem uygulanmadan tamamlanabilecektir. Hayvan sahipleri tarafından il/ilçe müdürlüklerinin yanı sıra serbest veteriner hekimlere de beyanname verilebilecek.

3-Çip nasıl uygulanıyor?

Kedi, köpek ve gelinciklere içinde 15 karakterli kod numarası bulunan çip, hayvanın iki kürek kemiği arasına veya sol tarafta boynun kulağa yakın kısmına deri altına enjektör vasıtasıyla uygulanıyor.

4-Ne işe yarayacak?

Sokağa terkedilmiş kedi ve köpeğin kime ait olduğu el terminaliyle okunarak sahibi tespit edilebilecek. Kuduz aşısı başta olmak üzere hayvanın geçmişine ait tüm aşıları kayıt altına alınacak.

5-Kimliklendirilmeyen hayvan nasıl tespit edilecek?

Çip takılmayan hayvanların tespiti, el terminalleri (çip okuyucular) vasıtasıyla yapılacak. Çip bulunmadığı tespit edilen ev hayvanları il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerine bildirilecek, il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerince idari para cezası uygulandıktan sonra çip uygulanarak kayıt altına alınacak.

6-Kaybolan hayvanlar için ne yapılacak?

Evdeki hayvanları kaybolanlar yedi gün içerisinde il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerine bildirilmeli. PETVET’te hayvanlar kayıp olarak işaretlenerek sistemi kullanan bütün kullanıcılar tarafından görülecek ve bulunduğunda hayvan sahibine ulaşılabilecek.

7-Çipin hayvanın sağlığı açısından bir zararı var mı?

Deri altı uygulanan mikroçip pasif radyo dalgalarıyla çalışmakta olup sürekli aktif değil. Herhangi bir çip okuyucu ile radyo dalgası gönderildiğinde gönderilen radyo dalgasını yansıtarak çalışmakta olup hayvana herhangi bir zararı bulunmuyor.

8-hayvanı ölen kişi ne yapmalı?

Sahipli ev hayvanlarının ölümü halinde 30 gün içerisinde il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerine bildirilmesi ve hayvanların pasaportları teslim edilerek sistemden düşülmesi gerekmektedir.

9-Sahip değişikliği nasıl yapılacak?

Ev hayvanlarının sahip değişikliği işlemi için ‘ev hayvanı sahip değişikliği belgesi’yle 60 gün içerisinde hayvanın yeni sahibinin, il/ilçe tarım ve orman müdürlüklerine müracaat ederek veri tabanı ve pasaportuna sahip değişikliğinin işlenmesi gerekiyor.

İsrail’de yeni Netanyahu koalisyonundan İstanbul Sözleşmesi’ne katılmama kararı

İsrail’de 1 Kasım erken seçimlerinin ardından yeni başbakan olması beklenen sağcı Likud Partisi‘nin lideri Binyamin Netanyahu öncülüğündeki koalisyonun İstanbul Sözleşmesi’ne katılmamak için anlaştığı açıklandı.

Haaretz gazetesi‘nin aktardığına göre, Netanyahu,  aşırı sağcı ortağı Dini Siyonizm partisi ile yaptığı koalisyon anlaşması kapsamında İstanbul Sözleşmesi‘ni imzalamamak için anlaştı.

Avrupa Konseyi, İsrail’in sözleşmeye katılma başvurusunu nisan ayında onaylamış, ancak anlaşmanın imzalanmasına ilişkin kabine oylaması, sağcı muhalefetin itirazları nedeniyle defalarca ertelenmişti. Göçmen karşıtlığıyla bilinen İçişleri Bakanı Adalet Şaked de İsrail’de ikameti olmayan şiddet mağdurlarına ikamet verilmesi ve mağdurlara tazminat sağlanması dahil olmak üzere anlaşmadaki birçok maddeye ilişkin endişelerini dile getirmişti.

İsrail ayrıca, hükümetin şiddet içeren evlilikleri sona erdirmesi, cinsiyetle ilgili vakalarda sığınma ve sözleşmenin yalnızca İsrail egemenliği altındaki bölgelerde – Batı Şeria’yı hariç tutacak şekilde – potansiyel olarak uygulanması konularına ilişkin endişelerini açıklamıştı.

Ülke tarihindeki en sağcı hükümet

Son yıllarda erken seçim ve koalisyon krizi sarmalına girilen İsrail’de 1 Kasım’da yapılan erken genel seçimde, eski başbakan ve muhalefet lideri Binyamin Netanyahu’nun başını çektiği sağ bloktaki partiler, 120 sandalyeli Meclis’e 64 milletvekili göndererek açık bir zafer kazanmıştı. 29 Aralık’ta yemin ederek göreve başlaması beklenen yeni hükümetin, İsrail siyasi tarihindeki “en sağcı” hükümet olması bekleniyor. Netanyahu’nun öncülüğündeki koalisyon, ultra ortodoks Yahudi partilerden Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği ile aşırı sağcı, ırkçı ve şiddet yanlısı politikalarıyla bilinen Dini Siyonizm ve Yahudi Gücü partilerinden oluşuyor.

Tam adıyla ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’, 2011 yılında İstanbul’da imzalandı. Türkiye, devletlerin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddeti önleme konusundaki yükümlülüklerini belirleyen uluslararası insan hakları sözleşmesinin ilk imzacılarından biriydi. Ancak 2021’de, toplumsal cinsiyet eşitliğine dair ayrımcılık karşıtı maddelerin ‘eşcinselliği özendirdiği’ iddialarının  gündeme getirilmesi sonrası Ankara, TBMM’de onaylanmış uluslararası sözleşmeden cumhurbaşkanı kararıyla çekildi. Kadınların hukuki mücadelesi ve protestoları ise sürüyor. 
Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldı
Danıştay savcısı: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme hukuki değil

 

İHD’den LGBTİ+ avına karşı açıklama: LGBTİ+ hakları insan haklarıdır

İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye‘nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin aksine iktidarın LGBTİ+‘lara yönelik nefret söylemlerinde bulunduğuna işaret ederek “LGBTİ+ hakları insan haklarıdır” gerçeğini yineledi. İHD TBMM Başkanlığına sunulan başörtüsü ve ailenin korunmasında yapılması düşünülen anayasa değişiklik teklifi ile LGBTİ+’ların açıkça nefret söyleminin hedefi haline getirildiği yönünde açıklamada bulundu:

“Uluslararası hukuk ve tıp bilimi dünyada heteroseksizmin iktidarlaştığı anlayışlara karşı yeni düzenlemeler yapmıştır. Cinsiyet kimliği eşitliği hem iç hukukta hem de uluslararası hukukta ‘yeterli olmasa da’ yer bulmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu uluslararası sözleşmeleri onaylayıp yürürlüğe koymasına rağmen uygulamada sözleşmelerin aksine söylem ve eylem geliştirmiştir, sözleşmelere riayet edilmemiştir. Avrupa Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Komisyon’un (ECRİ), Türkiye tavsiyeleri yerine getirilmemiştir. Ancak başta AİHS olmak üzere BM İkiz Sözleşmelerinin ayrımcılık yasağı ve eşitlik ile ilgili maddeleri Türkiye’yi bağlamaktadır.”

Söz konusu coğrafyada yaşanan kimlik sorunlarına rağmen LGBTİ+’ların, kendilerini yok sayan devlete karşı başlattıkları haklı kimlik mücadelesinin büyük önem kazandığına vurgu yapılan açıklamada, “Devletin LGBTİ+’lar üzerinde sayısız kere uyguladığı nefret söylemi ve politikası, çoğu zaman ifade edilmese de, yargı eliyle trans katillerine yönelik yargı ve politik görüşte görünür kılınmıştır” denildi.

İHD ayrıca kamuoyuna yansıyan çok farklılık gösteren nefret saldırılarına ve cezasızlık politikasına örnekleri de şöyle listeledi:

  • Gey olduğu için oğlunu öldüren baba, devlet tarafından korundu ve yargılanmadı/yargılanmıyor.
  • Sosyal medyadan oluşup kamuoyuna sıçrayan LGBTİ+ nefreti, LGBTİ+ ların yaşam alanlarını daraltmakta ve onları evlerde yaşama mahkum etmektedir. Ancak LGBTİ+ lar tüm bunlara rağmen sokakları ve kamusal alanları terk etmiyorlar.
  • 7 Haziran 2015 seçimlerine giderken broşürlerine gökkuşağı bayrağı bastırıp LGBTİ+ haklarına teminat vereceğini söyleyen AKP hükümeti, şimdilerde özellikle LGBTİ+ karşıtı nefret söylemi kullanmaktadır.
  • İktidar ortağı MHP genel başkanının [Devlet Bahçeli], ‘cinsiyet değiştirme ameliyatları yasaklansın’, önergesinden sonra geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanının [Recep Tayyip Erdoğan], LGBTi+’ları ‘sapkın akımlar‘ diye tarif edip ‘bizim kitabımızda LGBT falan yok’ diyerek apaçık nefret söyleminde bulunması, LGBTİ+’ları nefret söyleminin hedefi haline getirmektedir.
  • İçişleri Bakanı [Süleyman Soylu] ise her fırsatta dilinden düşürmediği LGBTİ+ larla ilgili, kendisine eleştiri yöneltenlere ‘biz sizin gibi LGBT çocuğu değiliz’ diye seslenmiş, LGBTİ söylemini küfür olarak kullanmıştır.
  • İktidara yakın vakıflardan biri olan ve çocuklara karşı cinsel istismarla gündeme gelen Ensar Vakfı’nın en büyük destekçisi olduğu ‘Büyük Aile Buluşması‘ adı altında önce İstanbul’da ve sonra çeşitli illerde düzenlenen ‘LGBT sapkınlıktır’ mitinglerine devlet tarafından izin verilmiş ve desteklenmiştir.
  • Geçtiğimiz günlerde Elazığ Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen LGBTİ+ düşmanı mitinge AKP’li Belediye Başkan Yardımcısı da katılmıştır.
  • Mitinglerde ‘6284 sayılı yasa ve benzeri yasalar’ ifadesiyle, ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘ ve toplumsal cinsiyet eşitliği hedef alınırken, çocuk yaşta evlilikler savunulmuştur.
  • Tercih edilen nefret ile belirli bir kesimi hedef göstermektedir. Bu durum TCK 216’ya göre suç oluşturmaktadır. Dokunulmazlık zırhı ardına saklanarak gerçekleştirilen bu suçlar, özellikle Pride haftasında sokaklarda LGBTİ+ avına çıkan eli sopalı kişilere cesaret vermektedir.

Bütün bu söylem ve uygulamaların devletin her kademesinden yetkilinin cinsiyet eşitliği mücadelesine karşı olduğunun göstergesi olduğunun ifade edildiği İHD açıklamasında son olarak şunlara yer verildi:

“İHD olarak; LGBTİ+ kimliğinin tanınması ve tanınmanın sosyal siyasal politikalar ile desteklenmesi gerektiğini ifade ediyoruz. LGBTİ+ lara karşı üretilmeye çalışılan bu nefretin ve saldırıların karşısında olduğumuzu, hiçbir kesimin nefret suçuna maruz bırakılmaması gerektiğini savunuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerek iç hukukunda yer alan ayrımcılık karşıtı hükümlere gerekse altında imzası bulunan uluslararası sözleşmelere uygun davranmaya davet ediyoruz.”

‘Türkiye net sıfır hedefi için elektrik sisteminin esnekliğini artırmalı’

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi, 2022’nin son raporu Türkiye Elektrik Sisteminde Esneklik Uygulamalarına Yönelik Politika Seçenekleri’ raporunu yayımladı.

Raporda, Türkiye’nin gerek enerji arz güvenliğini sağlayabilmesi gerekse 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için büyük ölçüde yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanması gerektiği vurgulandı. Çalışmada, yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegre edilebilmesinin yolunun, elektrik sisteminin esnekliğinin artırılmasından geçtiği açıklandı.

Elektrik sistemi esnekliğinin artırılması için, batarya enerji depolama teknolojilerinin, pompaj depolamalı hidroelektrik santrallerinin, iletim ve dağıtım sistemlerinin iyileştirilmesi gibi teknolojik seçeneklerin yanında, talep tarafı katılımının etkinleştirilmesi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik piyasasında etkinliğini artıracak düzenlemeler gibi, piyasa temelli seçenekler olduğu da kaydedildi.

2000 Yılı Sonrasında Piyasada Gözlenen Temel Gelişmeler

Rapora ilişkin açıklama yapan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü, tüm dünyayla birlikte Türkiye’nin de enerji sisteminde kritik bir eşiğe yaklaştığını belirtti.”Önce Covid-19 salgını ile gerileyen talep, ardından Rusya-Ukrayna Savaşı’nın etkileriyle ortaya çıkan enerji krizi, enerji dönüşümünün gerekliliğini ortaya koydu” diyen Güllü şunları söyledi:

“Daha fazla değişken yenilenebilir enerji entegrasyonu için; güneş, rüzgâr ve diğer düşük karbonlu teknolojilere yeni yatırımlar yapılırken, eş zamanlı olarak iletim şebekelerinin gelişimine ve sistemdeki rolüne daha fazla odaklanmak büyük önem arz etmektedir. Artan sistem esnekliğiyle birlikte, klasik elektrik sistemi yaklaşımı olan baz yük gerekliliği azalacak ve sisteme daha yüksek oranda yenilenebilir enerjinin entegrasyonu mümkün hale gelecektir.”

Esnekliği artıracak sekiz öneri

Elektrik sistemi esnekliğinin artması için uygulanabilecek politika ve strateji önerileri de getirilen rapora göre, öncelikle organize toptan elektrik piyasalarında iyileştirmeler yapılmalı. Talep tarafı katılımının etkinleştirilmesi, karbon fiyatlandırılması, Gün İçi Piyasası’nda kapı kapanış sürelerinin gerçek zamana yaklaştırılması ve Gün Öncesi ile Dengeleme Güç Piyasaları’nda negatif fiyat oluşumlarına izin verilmesi ve azami fiyat limitlerinin sistem maliyetlerini yansıtacak şekilde belirlenmesi de öneriler arasında yer aldı. Öneriler arasında net-sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda  fosil yakıt teşviklerinin tekrar değerlendirilerek zaman içinde kaldırılması bulunuyor.

Kaynak Bazlı Kurulu Güç (2021 Yıl Sonu)

Uzun vadeli strateji oluşturulmalı

Enerji depolama seçeneklerinin sistem esnekliğinde önemli rol oynadığının altını çizen Shura, depolama teknolojilerinin kullanımının yaygınlaşması için uzun vadeli stratejilerin ve hedeflerin oluşturulmasının ciddi faydalar sağlayacağını belirtiyor. Bu konuda getirilen önerilerden biri ise şöyle: “Piyasada oluşan fiyatların maliyetleri tam olarak yansıtması, enerji depolama sistemlerinin oluşabilecek fiyat farklarından faydalanmasına ve serbest piyasa koşullarında yatırımların hızlanmasına etki edecek. Bunun yanında, uygulanması planlanan karbon fiyatlandırması, sistemin karbonsuzlaşmasını teşvik edeceği gibi, kısa/orta vadede enerji depolama uygulamalarını da destekleyebilir.” Mevzuatta yatırımcı açısından net olmayan noktaların giderilmesi de öneriler arasında yer alıyor.

Kaynak Bazlı Yıllık Elektrik Üretimi (1970-2021)

Aynı başlıkta elektriğin form değiştirmesini sağlayan teknolojiler de ele alınıyor ve bu sayede yenilenebilir enerji kaynaklı üretimin hidrojen gibi farklı bir formda depolanarak sistem esnekliğine katkı sağlayacağı belirtiliyor:  Raporda, ‘yeşil hidrojen’ örneği verilerek şunlar deniliyor: “Türkiye yüksek yenilenebilir enerji potansiyeli nedeniyle bu teknolojiden yararlanmak için elverişli konumda. Bu kapsamda yeşil hidrojen üretimi ve kullanımı için bir politika çerçevesi ve net sıfır karbon emisyonu doğrultusunda yeşil hidrojen hedefleri oluşturulmalı.”

Elektrikli araçların ‘akıllı şarjı’

Sistem esnekliğinde talep taraf katılımının, hem ilk yatırım maliyetlerinin nispeten düşük olması hem de yaratacağı etkiyle öne çıkabileceğinin altı çizilen rapora göre, talep tarafı katılımından etkin olarak yararlanabilmenin yolu, öncelikle akıllı sayaçlar olmak üzere, gerekli altyapı yatırımlarının yapılmasından geçiyor. Bunun, Yan Hizmetler Piyasası ve Dengeleme Güç Piyasası gibi piyasalara arz tarafı ile eşit koşullarda katılımı için gerekli mevzuat değişikliklerinin yapılması gerektiğine de işaret ediliyor.

Türkiye İklim Değişikliği Politikalarının Gelişimi

Talep tarafı katılımıyla birlikte elektrikli araçlar ve bu araçlardan kaynaklı elektrik talebinin yönetilmesinde akıllı şarjın önemli rol oynaması bekleniyor. Raporda, akıllı şarj sistemiyle elektrikli araçlardan gelecek elektrik talebinin etkin bir şekilde yönetilmesinin sistem dengesi ve güvenilirliğini sağlayacağı öngörülüyor. Aynı zamanda yenilenebilir enerji kesintilerinin engellenmesinde elektrikli araçların şarj-deşarj zamanlamaları önemli olacak. Raporda, şarj işlemlerinin belli zaman aralıklarında yapılmasını teşvik edecek ‘akıllı şarj’a öncelik verecek uygulamalara geçiş yapılması öneriliyor.

 Dijitalleşme

SHURA’nın raporunda, dijitalleşmenin halihazırda devam eden enerji dönüşümüne katkısına da dikkat çekilerek; “Akıllı şebeke altyapısının geliştirilmesi ve yeni iş modellerine sağlanacak destek mekanizmaları ile dijitalleşme daha hızlı yayılabilir” deniyor.

Raporda yer verilen bir diğer öneri ise dijitalleşmeyle birlikte iletişim ve takip altyapısının geliştirilmesi: “Dijitalleşme sayesinde artacak olan veri paylaşımı ve takip sistemleri EPDK, EPİAŞ, TEİAŞ, EDAŞ gibi kamu kurumları arasındaki iletişimi güçlendirecek. Bu sayede, hem paylaşılan verilerdeki uyuşmazlık ortadan kalkabilecek hem de artan iletişim sayesinde sisteminin işletilmesi kolaylaştırılacak.”

Türkiye Yenilenebilir Enerji Kurulu Gücünün Yıllar İçerisindeki Gelişimi

Sistem esnekliğinin artırılmasına yönelik diğer bir politika önerisi de iletim şebekesi altyapısının ve enterkonneksiyon kapasitesinin geliştirilmesine yönelik. Mevcut durumda yaşanan arz güvenliği sorunlarının aşılması, enerjiye ekonomik erişimin sağlanması ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda kurulması beklenen yüksek yenilenebilir enerji santrali kapasitesileri, iletim hattı altyapısının güçlendirilmesini gündeme getiriyor.  Raporda, TEİAŞ ile EDAŞ’lar arasındaki koordinasyonun artmasında yeni bir çerçeve mevzuat hazırlanması öneriliyor. Böylelikle sistem işletiminin kolaylaşması sağlanabilir. Orta ve uzun vadede esnekliğin artırılması amacıyla komşu ülkelerle enterkonneksiyon kapasitelerinin artırılmasına yönelik yapılacak ikili anlaşmalar ve elektrik ticaretinin geliştirilmesine yönelik yeni düzenlemelerin uygulanması da fayda sağlayabilir.

Yenilenebilir Enerji Yatırım Seçenekleri

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Anadolu’daki yaban hayatı fotokapanlarla görüntülendi

Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar 15. Bölge Müdürlüğü ekipleri, kırsal alanlara yerleştirilen 160 fotokapanla vaşak, çizgili sırtlan, ayı, kurt, tilki, kartal, çakal, kızıl geyik ve su samuru gibi hayvanları doğal ortamlarında görüntüleyerek kayıt altına aldı.

Kahramanmaraş, Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Batman, Sivas ve Tunceli‘de yaban hayatının yoğun olduğu bölgelere yerleştirilen fotokapanlar, bioçeşitliliği de gözler önüne seriyor.

Fotoğraf: Doğa Koruma Milli Parklar – Anadolu Ajansı  
‣Malatya’da hayvanları korumaya çalışan köylüler avcıların hedefi oldu

AA‘dan İzzet Mazı‘nın aktardığına göre; görüntülerde, yaban hayvanlarının beslenmeleri, koşturmaları görülürken bir ayının da su içerisinde keyif yapması yer alıyor.

Fotoğraf: Doğa Koruma Milli Parklar – Anadolu Ajansı  

‘Fotokapan kullanımı insan faktörünü neredeyse yarıya indirdi’

Bölge müdürü Ahmet Çörtük, sorumluluk sahalarındaki Kahramanmaraş, Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Batman, Sivas ve Tunceli’nin biyoçeşitlilik anlamında çok zengin olduğunu belirtti.

Gelişen teknolojilerle yaban hayatının daha kolay izlendiğini ve net veriler elde edildiğini dile getiren Çörtük, hayvanları gözlemlemede harekete duyarlı fotokapan kullanımının insan faktörünü neredeyse yarıya indirdiğini söyledi.

Fotoğraf: Ali Öztürk – Anadolu Ajansı 

Doğa Koruma ve Milli Parklar olarak en önemli görevlerinden birinin de yaban hayatının korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması olduğuna işaret eden Çörtük, şöyle konuştu:

“Fotokapanlarla aldığımız görüntüler toplanıyor, uzmanlar tarafından raporlanıyor daha sonra biz bunu Bakanlığımıza gönderiyoruz. Fotokapanlar yaban hayatının popülasyonu, dağılımları, göç durumları, yavrulamaları, yuvalamaları, hayatta veya sağlıklı mı gibi konularda bize çok önemli bilgiler veriyor.”

Fotoğraf: Doğa Koruma Milli Parklar – Anadolu Ajansı

Fotokapanların yalnızca tür tespiti için değil aynı zamanda av koruma ve kontrol çalışmalarında da kullanıldığına dikkati çeken Çörtük, yasa dışı av yapan 27 kişiye bu görüntüler üzerinden işlem yapıldığını kaydetti.

Her gün en az 195 çocuk cinsel istismara uğruyor

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Tutdere, “Türkiye’de Çocuk Olmak” başlıklı bir rapor hazırladı. Rapora göre, 5-17 yaş grubunda olup çalışan çocuk sayısı 720 bin. Son on yılda yoksulluk nedeniyle çocuk yaştayken çalışmak zorunda bırakılan 300’ü 15 yaşının altında, en az 616 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi.

Son on yılda en az 616 çocuk çalışırken hayatını kaybetti

Rapora göre, ekonomik nedenlerle ailesinin bakamadığı çocuk sayısı 2002’de 12 bin 75 iken, bu sayı Ağustos 2022 itibarıyla 146 bine yükseldi.

Her üç çocuktan birinin yoksul olduğu Türkiye’de her gün en az 195 çocuk cinsel istismara, saldırılara maruz kalıyor.

2014’ten itibaren düşme eğilimi gösteren “suça sürüklenen çocuk” sayısı, 2020’de 209 bin 689 iken geçen yıl 228 bin 895’e çıktı.

2017’de 118 bin 482 uyuşturucu vakası görülürken 2018’de yüzde 22.23 artışla 144 bin 819 olay meydana geldi.

2019’da müdahale edilen 148 bin 821 olayda ise en az bir kere madde kullananların yüzde 35.4’ü 15-24 yaş arasında.

Tedavi merkezlerine yapılan ayakta tedavi başvurusu her geçen yıl arttı.

Malatya’da hayvanları korumaya çalışan köylüler avcıların hedefi oldu

MALATYA- Arguvan’a bağlı Koyuncu Mahallesi‘nde 25 Aralık’ta avcılar ve yerli halk arasında tartışma çıktı; kavgalar edildi, gazlar sıkıldı, ifadeler verildi ancak birer ‘av’ olarak görülen hayvanlar için değişen hiçbir şey olmadı. Köylüler yaşam alanlarındaki hayvanların öldürülmemesi için yıllardır mücadele ediyorlar.

Arguvan’da çiftçilik ve hayvancılıkla geçimini sürdüren vatandaşlar, bölgede avcılık yapılmasını istemediklerini yıllardır dile getiriyor. Bölgedeki çevre derneklerinin konuyla ilgili eylemlerinin altı yıllık bir geçmişi var. Ancak Tarım ve Orman Bakanlığına göre; Arguvan, genel avlak alanı olarak kabul ediliyor.

Bakanlıktan ‘av turizmi’ için yaban hayvanlarına fiyat etiketi…
Avlak bölgeleri haritası. Kırmızı alanlar: Ava yasak alanlar, Gri alanlar: Genel avlak alanı. Krem rengi alanlar: Devlet avlağı – Kaynak: Tarım ve Orman Bakanlığı

‘Avcılar istedikleri hayvanları öldürüp giderler’

Söz konusu tartışmalar geçen pazar (25 Aralık’ta) ciddi boyuta ulaştı. Vatandaşlar, Yeşilyurt Doğa Avcılar Derneği’nden 100 ila 150 kişilik avcı gruplarından Arguvan bölgesinde köylerin çok yakınında ekili ve tapulu alanlarda avlandığı için şikayetçi. Son yaşanan olayda ise yaklaşık 90 kişilik bir avcı grubunun Koyuncu Mahallesi’nde avlanmak üzere bölgeye gelmesi üzerine köylüler ile avcılar arasında şiddete varan boyutta tartışma yaşandı.

2021-2022 av talimatnamesinin yürütmesi durduruldu

Arguvan ve Köyleri Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkan Yardımcısı Ali Kaya, Arguvan’daki Karahöyük ve Koyuncu bölgelerine yönlendirilen avcı gruplarından şikayetçi olduğunu belirterek “Doğa sporu adı altında hayvan öldürülmez” diyerek avcılığa tepki gösteriyor. Ali Kaya, 25 Aralık’ta yaşanan ve Jandarma’nın göz yaşartıcı gazıyla sonlanan olayı şöyle anlatıyor:

“Daha önce de bu avcılar toplu olarak buraya gelmişlerdi. Ekili ve tapulu alan bölgelerine girdiler. Biz de uyardık. Tartışmalara girdik. Avlatmamaya çalıştık. Çünkü doğamızda yaşayan canlılara zarar gelmesini istemiyoruz. Biz burada yaşıyoruz sonuçta. Avcılar istedikleri hayvanları öldürüp giderler sonuçta enkazın altında yine biz kalırız. Bu adamlar bir grup oluşturmuşlar. 97 kişiyi Karahöyük’e, 69 avcı Koyuncu’ya yönlendirmişler.”

Arguvan’da avlak bölgesinde bulunan hayvanlardan biri de çil keklik.

‘Burası serbest, burası yasak, bu kadar hayvan öldürülecektir’

Hiçbir kurumun köylülere danışmadan “Burası serbest, burası yasak, bu kadar hayvan öldürülecektir” şeklinde kararlar aldığına da tepki gösteren Ali Kaya, olayda yüzüne gelen gazdan dolayı sesinin de etkilendiğini belirterek çatallaşan sesi için özür diliyor ve devam ediyor anlatmaya:

“Köyde evler çok dağınık. 300-500 metre aralıklı çok ev bulursun. Adamlar kapımızdaki hayvanlara kadar öldürmeye çalışıyorlar. Onlar benden, ben onlardan şikayetçi oldum. Köylüler cumartesi, pazar avcılara yalvarırlar, buralarda avlanmasınlar diye.”

Av turizmi ihalelerinin durdurulması için bir dava daha: Yaban hayvanları ortak mirasımız

Geçen hafta sonu (25 Aralık, Pazar) palamut, fener ağacı ve Macar akasyası dikmek için sekiz kişilik arkadaş grubuyla köye doğru yola koyulduklarını, yolda bir araç konvoyu görünce o kadar avcı olacağını tahmin etmedikleri için cenaze olduğunu düşünerek durduklarını ifade eden Kaya, o anlara ilişkin şu ifadeleri kullanıyor:

“O kadar avcı olacağını tahmin etmediğimiz için köyde cenaze olduğunu sandım. Sekiz kişi kendini ne kadar koruyabilir 90 kişiye karşı? Darp edildik. Dayak yedik. Jandarma geç geldi. Jandarmanın gelmesiyle iyice hırpalandık. Jandarma gelir gelmez topluma göz yaşartıcı gaz sıkınca gaz bize de geldi. Özellikle benim gözlerime sıktılar.”

‣Av turizminin iptali için dava açıldı

‘Meydan dayağı…’

Dernek tarafından yapılan açıklamada ise köylülerin adeta meydan dayağı yediği, uzak mesafeden köylülere ateş edildiği belirtildi.

İfadelerin verilmesinin ardından avcıların köye gelecek hafta 200 kişiyle gelecekleri yönünde kendilerini tehdit ettiklerini de belirten Ali Kaya, şunları söylüyor:

“Burada herkesin ilkokula, liseye giden çocukları var, malum cumartesi ve pazar evde kalıyorlar. Çocuklar tarlaya oynamaya gidiyor. Adamlar ateş edince çocuklar korkuyor. Psikolojik sorunu olanlar var, onlar silahtan daha çok korkuyor. Bunu anlattığımız zaman ‘Bakanlık, Orman Genel Müdürlüğü bana izin verdi’ diyorlar. Doğa sporu adı altında hayvan öldürülmez. Adam ben hayvanların ölmesinden zevk alıyorum, diyor.”

Öte yandan 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu sürdürülebilir av ve yaban hayatı yönetimi için av ve yaban hayvanlarının doğal yaşam ortamları ile birlikte korunmalarını, geliştirilmelerini, avlanmalarının kontrol altına alınmasını, avcılığın düzenlenmesini, av kaynaklarının millî ekonomi açısından faydalı olacak şekilde değerlendirilmesini ve ilgili kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile işbirliğini sağlıyor.

Son olarak Kaya, bugüne kadar Arguvan Kaymakamlığı da dahil birçok merciiye şikayette bulunduklarını ancak herhangi bir sonuç alamadıklarını ifade ederek “Sürekli biz mağdur ediliyoruz. Biz kendi toplumumuzda silah patlamasına karşıyız” şeklinde konuşuyor. Kaya, avcıların avlandığı bölgede çil keklik ve tavşanların olduğunu ancak acıma hissi olmadığı için önlerine ne gelirse ateş edeceklerini belirtiyor.