Ana Sayfa Blog Sayfa 569

Bir emsal tartışması da İzmir’den

Kahramanmaraş destekli depremin üzerinden neredeyse üç hafta geçti. Can kayıplarının sayısı 45 bini bulurken, hala bölgenin önemli bir bölümüne güvenli içme suyu sağlanamıyor, kanalizasyon ve atık su arıtma sistemleri depremden zarar gördüğü için çalışmıyor. Evsel atık dağları oluşan deprem bölgesinde enkaz kaldırma aceleciliğinin yüzünden günden güne asbest sorunu da büyüyor.

Tüm bu tartışmaların arasında İzmir’de alınan bir yargı kararı da gözlerden kaçtı.  Hatırlanacağı gibi 28 ay önce İzmir’i etkileyen 6.9 büyüklüğündeki Sisam depremi, Sisam’da hasara neden olmadı ama başta Bayraklı olmak üzere Bornova, Karşıyaka, Buca ve Konak’ta çok sayıda çok katlı binanın ya yıkılmasana; ya da ağır veya orta düzeyde hasar görmesine, 117 kişinin de yaşamlarını yitirmesine yol açtı. Deprem sırasında çöken binaların yanı sıra ağır ve orta hasarlı binalar da depremden sonra kısa sürede kontrollü olarak yıkılmıştı.

Depremzedeler müteahhitlerin insafına terk edildi

Buraya kadar her şey, çalışanların ve çevrede yaşayanların asbest maruziyetinden korunması dışında kuralına uygun olarak yapılmıştı. Tartışmalar ise yeni binaların nasıl yapılacağı konusunda çıktı. Çünkü yüzbinlerce depremzede bir anda belediye meclisi kararları ile müteahhitlerin insafına terk edildi, belediyeler kendi hatalı imar izinleri ile ve vahşi kapitalizmin kar hırsı sonucu ortaya çıkan can ve mal kayıplarına aldırmadan yeni felaketlere kapı açarcasına yeniden yapılacak bu binalara, yeni facialara yol açarcasına tam %30 emsal artışı verdi. Yani yeniden yapılırken 9 katlı bina, 12 katlı, 12 katlı bina 15 katlı olacak. Sonuç olarak daha çok bağımsız bölüme, daireye sahip olacak.

Neden? Çünkü depremzedelerin apartmanlarını yeniden yaptırmak için maddi gücü yok, hemen hemen hiçbir depremzede evini sigortalatmamış. Üstelik 30 yılı aşkın bir süredir Bayraklı’nın, Karşıyaka’nın zemin ve sıvılaşma sorununu çok iyi bilen belediyeler buna rağmen verdiği yüksek katlı bina imar ile inşaat izinleri ve oturma raporları da dahil olmak üzere onaylarının sorumluluğu yerine getirip bu binaları yeniden yapıp sahiplerine teslim etme yerine depremzedeleri yine vahşi kapitalizmin kucağına atmayı tercih etti. Depremzedeler bir anda kendilerini müteahhitlerin önünde buldu.

Depremzedeler ‘Bayraklı’da, her biri 110 metrekareden oluşan 28 daireli 8 katlı bir apartmanda müteahhitle anlaşılabilen fiyat daire başı 1 milyon 600 bin lira. Bu parayı verecek gücümüz yok. Eğer emsal artışı sağlanır ve binaya iki kat daha eklenerek 10 katlı olursa 8 daire müteahhide kalıyor. Böylece malikler için kişi başı maliyet 600 bin liraya düşüyor. Bu 600 bin liralık gereksinimimiz için de devletin bizlere 2 yıl ötelemeli, 20 yıl vadeli, sıfır faizli kredi imkanı tanımasını istedik’ diyor. Üstelik yeni ve daha ağır felaketlere neden olabilecek emsal artışına dayalı bu çözümü CHP‘li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP’li Bayraklı Belediye Başkanı Serdal Sandal, AKP Genel Başkan Başdanışmanı Binali Yıldırım, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ, AKP İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya‘nın desteklediğini iddia ediyorlar.

Onların bu iddialarını doğrularcasına, Bayraklı Belediye Başkanı Serdal Sandal, emsal artışı teklifini 4 Ekim 2021 tarihinde meclis gündemine getirdi ve Bayraklı Belediye meclisi yüzde 10’luk artış kararı aldı. İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi, bu kararı az bulup (!), daha da yükselterek onayladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi parsel bazında yüzde 20, ada bazında ise yüzde 30 artış kararı verdi. Şimdi zemini sorunlu bu bölgelerde yeni depremlerde yaşanacak yeni faciaların temelleri atılmaya çalışılıyor.

TMMOB: İmar planı yeni felaketlere yol açacak

Belediye meclislerinin bu kararları Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği‘nin tepkisine yol açtı. TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu (TMMOB İKK) yeni felaketlere yol açabilecek bu imar plan değişikliklerinin iptali için yargıya başvurdu. Kurul, yoğun yapılaşma içeren plan değişikliğinin şehircilik bilimine uygun olmadığını, hukuka aykırı olduğunu belirterek, “Yaşanan mağduriyetin sorumlularının hesap vermediği, mağduriyetleri gidermek bir yana yeni felaketlere kapı aralayacak yoğunluk artışını kabul edilmemizi hiç kimse bekleyemez” diyor. TMMOB, sağlıklı çözümün yoğunluk getirecek emsal artışı olmadığını vurguluyor ve devletin sorumluluklarına dikkat çekiyor:  “Depremde yaşanan mağduriyetlerin sorumlusu her kademesiyle devletin ta kendisidir. İdarece tüm yasa ve yönetmeliklere uygun inşa edildiği belirtilen ve ilgili kurumlar tarafından ruhsatlandırılan binalarda yaşanan her türlü hasarın kamu idaresi tarafından karşılanmasının bir zorunluluk olduğunu savunuyoruz.”

Sonuç olarak TMMOB İKK’nın, Bayraklı ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘emsal artış kararına’ karşı açtığı dava İzmir 5. İdare Mahkemesi’nde sürerken, mahkeme 2022/176 Esas,  02.02.2023 tarihli ara kararıyla, dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ve uygulanması halinde telafisi güç zararlara neden olacağından bahisle yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.

Bu karardan sonra TMMOB İKK yaptığı basın açıklamasında şöyle diyor:

1 Mart 2021 tarihinde onaylanan plan notuna ek olarak parsel bazında %20, ada bazında %30 verilen emsal artışının teknik olarak tartışılacak bir tarafı bulunmadığını İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyelerinin tamamı bilmektedir. Alınan karar ile birlikte getirilen emsal artışları ile toplamda mevcuda ek %50-60 bağımsız birim artışına gidilmiş ve dolayısıyla nüfus artışı yapılmış, yapılan bu artış ile açıkça “İzmir`e ihanet” edilmiştir. Üstelik yapılan bütün bu artışlar jeolojik-jeoteknik etüd verileri plan kararlarına yansıtılmadan yapılmıştır.  Bu kararın altına imza atan belediye başkanları ve meclis üyeleri herhangi bir bilimsel çalışmaya dayanmadan kentimizde yaşanması muhtemel afetleri, felakete dönüştürecek bir suç işlemişlerdir. Bu kararın altında imzası bulunanların, İzmir`de trafik sorunu olduğundan, koku sorunu olduğundan, altyapının yetmediğinden bahsetmeye ve doğabilecek bir zarar halinde doğal afeti gerekçe göstermeye hakkı yoktur, çünkü bizzat sorumludurlar.”

TMMOB İKK açıklamasının devamında, “Hal böyle iken; emsal artışları ile planlama, mimarlık, mühendislik disiplinlerinin her birini göz ardı eden, deprem bölgesindeki mülkiyet sahiplerini ve kenti ana aktörün müteahhit olduğu piyasa koşullarına teslim eden Belediye Başkanları ve Meclis Üyelerinin, 11.10.2021 tarihinde Büyükşehir Belediye Meclisinde almış oldukları karar, açıkça bir kent suçudur. Bu karar açık şekilde piyasacı bir yaklaşımdır ve iktidar partisinin 20 yıldır kentsel alanda uyguladığı politikalarından hiçbir farkı bulunmamaktadır”  diyor. 

Bilimle inatlaşıldığında…

TMMOB İKK’nun uzun basın açıklamasında (basın açıklamasının tamamına buradan ulaşabilirsiniz) 6 Şubat 2023 Depremlerinin kentlerimizde yarattığı can kayıpları ve yıkımların bilimle inatlaşıldığında ne kadar acı felaketlerle sonuçlanacağını bizlere bir kez daha gösterdiği vurgulanıyor ve çözüm hatırlatılıyor. Sorunun çözümü bilimsel çalışmaların yanında ülkede uygulanan üretim politikaları ile doğrudan ilişkilidir.

“Sorunun çözümü gayet açıktır: Ülkemizin kamu kaynaklarının, hasta garantili şehir hastaneleri, geçiş garantili otoyollar, uçuş garantili havalimanlarına aktarılmak yerine vatandaşların sağlıklı ve güvenli kentlerde yaşaması için kullanılması durumunda kentlerimizde var olan problemlerin büyük bir kısmı çözülecektir. Barınma hakkının temel bir insan hakkı olduğundan hareketle ülkemizde uygulanan kentsel politikalar nedeniyle konutu yatırım aracına dönüştüren kredi teşvikleri, kamu mülklerinin satışı, yabancı konut satışı, kira ve konut fiyatlarının denetlenmemesi, vergilendirmenin adil yapılmaması ve benzeri tüm iş ve işlemlerden vazgeçilmelidir. Anayasanın 56 ve 57. maddelerinde de açıkça belirtildiği üzere tüm vatandaşlarımız için sağlıklı ve güvenli konut alanları planlanmalıdır. Bu nedenle idarecilere, meslek odalarını hedef göstermek yerine, vatandaşları serbest piyasa koşullarına terk etmeyen, kamu kaynaklarını herkes için adil ve hakça kullanılmasını öngören gerçekçi çözümler konusunda görev ve sorumluluklarını hatırlatıyoruz.”

TMMOB İKK’nın açıklaması gayet açık ve net. Sorunun çözümü gerek merkezi gerekse yerel yönetimler olmak üzere devlet tarafından müteahhitlere dayalı vahşi kapitalist sistemin içinde değil, kamu kaynaklarının toplum için kullanılmasında aranmalı… Bunun için ise ilk adımda her şeyden önce ranta dayalı zihniyetimizi ve sistemimizi sorgulayarak işe başlayabiliriz…

Son söz ise İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı ve meclis üyelerine: İleride yeniden yardım kampanyaları açmak istemiyorsanız; kentinizde verdiğiniz yanlış emsal artışı kararından mahkemenin sonuçlanmasını beklemeden dönün. Üstelik mensup olduğunuz siyasi partinin içinde bulunduğu altılı masanın mutabakat metninde ‘emsal artışlarına’ karşı maddeler varken (bakınız; sayfa 159) yapmaya çalışıyorsunuz; İzmir’deki bilim karşıtı bu uygulamayı…

Yol yakın iken vazgeçin; sonuçlarının ne olacağı 6 Şubattan sonra deprem bölgesine yaptığınız ziyaretlerde görmediniz mi?

Ormanda yapılaşmanın önünü açan kararname, birçok afete davetiye çıkarıyor

24 Şubat’ta Resmi Gazete’de yayımlanan OHAL kapsamında yerleşme ve yapılaşmaya ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, etkili afet bölgesi olarak kabul edilen yerlerde, afetten etkilenenlerin geçici veya kesin iskan alanları; fay hattına mesafesi, zeminin elverişliliği, yerleşim merkezine yakınlığı gibi kriterler gözetilerek, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) yeni yerleşim yerlerinin tespitine ilişkin görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca resen belirlenerek ilgili kurumlara bildirileceğine işaret ediyor.

Ayrıca, 4342 sayılı Mera Kanunu ile 6831 sayılı Orman Kanunu‘nun ek 16’ncı maddesinde belirtilen taşlık, kayalık alanlar ve çalılık, makilik alanların da kararname kapsamında imara açılabileceği belirtiliyor. 

Afet bölgesinde meydana gelen inşaat atıklarının bertarafı için de hükümlerin yer aldığı kararname, insan ve diğer canlıların sağlığı ve çevresel güvenlik için önem arz eden mevzuatların uygulanmayacağı kaydediliyor.

‣ OHAL kapsamında yapılaşma kararı: Orman ve meraya inşaat yapılabilir

Uzmanlar, söz konusu kararların afetten etkilenen bölgelerdeki ormanlar, doğal yaşam, biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri ve olası sonuçlarını Yeşil Gazete’ye değerlendirdi.

Gözden çıkarılan alanlar, biyoçeşitliliğin sıcak noktaları

Kararnamenin orman içinde yapılaşmaya uygun taşlık kayalık, verimsiz görülen orman alanlarının kalıcı ya da geçici iskan için orman sınırlarının dışına çıkarılacağının öngörüldüğünü açıklayan İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi, Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, bu tür alanların biyolojik çeşitlilik için son derece önemli olduğunun altını çizdi:

Burada taşlık, kayalık, verimsiz orman denince bunların üzerinde ağaç olmadığı orman niteliğinin olmadığı düşünülebilir. Ancak durum böyle değil. Bu gibi taşlık kayalık ya da ağaçların çok seyrek olduğu alanlar, çok sık orman gibi bir niteliği olmasa da bu alanlar biyolojik çeşitliliğin sıcak noktalarıdır. Bunlar özel habitatlardır, niteliğine göre taşlık kayalık alanlara örneğin dağ keçileri gibi ya da çeşitli yırtıcı kuşlar gibi, bu türler habitatlar yapabilirler. Bu şekilde taşlık kayalık ya da ağaçların çok seyrek olduğu alanlar çok sayıda sürüngene, endemik türlere habitatlar oluşturabiliyor. Bu nedenle bu alanların taşlı kayalık ya da üzerinde ağaç yok diye değersizleştirilmemesi gerekiyor. Buralar biyolojik çeşitlilik açısından son derece önemlidir.”

Afet bölgesinde özellikle Hatay‘ın ve Amanos Dağları‘nın çok özel ekosistemler olduğunu belirten Tolunay, neredeyse bütün ili kapsayan, Hatay’ın tamamında yayılış gösteren Amanos Dağları’nın genelde Karadeniz‘de görülen bitki örtüsünü barındıran bir yapıya sahip olduğuna değindi:

“Burada son iklim değişikliği yaşandığında, iklimler soğuduğunda Karadeniz iklimine uygun hale geldiğini, Karadeniz’deki türlerin Antakya’ya kadar uzandığını, buzul çağından çıkıldıktan sonra da türlerin tekrardan kuzeye doğru göç ettiklerini, ama lokal iklim olarak Karadeniz iklimine benzer vadiler, dağlar, kaldığı için buralarda halen Karadeniz bitki örtüsünün halen yaşamaya devam ettiğini gösteriyor. Amanos Dağlarında bir bakıma kalıntı ormanlar var diyebiliriz. Aynı zamandan bu dağlar Karadeniz bitki örtüsü için de sığınak görevi üstlenmiştir.” 

Hatay ve Adana, çok sayıda sürüngen ve özellikle kuş türleri açısından son derece zengin iller iken, bu illerden başlayarak kuzeydoğuya doğru uzanan Doğu Anadolu fay hattı da biyolojik çeşitlilik açısından son derece önemli.  Bilimsel literatürde Anadolu Çaprazı olarak adlandırılan bölge, eskiden gerçekleşen doğal iklim değişikliklerinde İran‘dan Türkiye içlerine kadar sokulan bitki örtüsünün ya da Avrupa‘dan Anadolu‘ya dokunan bitki ölçüsünün yayılışını sınırlandıran bir bölge.

Prof. Tolunay, farklı fitocoğrafik bölgelerin karşılaşması sonucunda Anadolu Çaprazı’nda endemizm oranının yükseldiğini kaydetti ve “Anadolu Çaprazının iklim değişikliğine bağlı olarak gelecekte türlerin göçe zorlanması halinde, türlerin göç yolunu oluşturacağını düşünüyoruz çünkü güney illerimizde yaşayan türler sıcaklığın artmasıyla kuzeye doğru göç edebilecekler. Bu göçleri de örneğin İç Anadolu, Konya üzerinden değil de de böyle alt alanlar üzerinden yapabilecek” diyerek söz konusu bölgelerin hem günümüzde hem de gelecekte önem arz ettiğini vurguladı: 

Tabii deprem sonrasında evsiz kalan vatandaşların sıcak yuvalara kavuşması hepimizin dileği. Ama bunu yaparken de mutlaka ekosistemleri, biyolojik çeşitliliği dikkate almamız gerekiyor. 

orman kanunu

Bu alanlar korunmazsa, daha fazla afet kapıda

Orman ekosistemleri ile burada yaşayan canlıları korumanın iklim değişikliğine bağlı afetleri önlemek açısından insanlar için de kritik öneme sahip olduğunu hatırlatan Tolunay, şunları ekledi.

“Biz insanlar her ne kadar doğadan koptuysak da doğayla, ekosistemlerle çok yakından ilişkilerimiz var, göbek bağımız var daha doğrusu. Çünkü biz doğal ekosistemleri ormanları, sulak alanları, akarsuları, gölleri kaybettiğinizde bunlar, deprem dışında kalan iklim değişikliğiyle birlikte gelecekte şiddeti, süresi, sıklığı ve etki alanının genişleyeceğini öngördüğünüz şiddetli sağanak yağışlar, seller, kuraklık, heyelanlar gibi çok fazla sayıda afetin artmasına da sebep oluyor. Biz bunu günümüzde de yaşıyoruz.”

Doğanay Tolunay, Amik Gölü’nün kurutulmasını ve üzerine depremde büyük zarar gördüğü için uçuşlara kapatılan Hatay Havalimanının yapılmasını bu tür afetlere örnek göstererek, “Amik Gölü kurutularak üzerine havaalanı yapılmıştı. Ama zeminin kötü olması ve deprem sırasında bu kötü zemin üzerine yapılan pistin zarar görmesi sonucunda yardımlar zamanında ulaşmamıştı. Bu ekosistemleri yok edersek, seller, kuraklıklar gibi aşırı hava olaylarını da tetikleriz” diye uyardı.

Karar, ormanlarda parçalanmayı beraberinde getirecek

Kararnamede iskan yapılacak alanların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca “resen” belirleneceği, Bakanlığın bu alanları belirlemesinden sonra ilgili kurumlara söz konusu alanların iskana açılacağını bildireceği ifade ediliyor. Bu da Tarım Orman Bakanlığı veya Orman Genel Müdürlüğü gibi kurumların “burayı kullanamazsın” deme hakkı bulunmadığı ve kararın tümüyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına ait olduğu anlamına geliyor.

Tolunay, “Orman Kanununun ek 16’ıncı maddesi gereğince orman içinde taşlık kayalık bir alan yerleşime açıldı diyelim. O alanın sadece yerleşime açılması yetmiyor. Bu alana örneğin yeni yollar yapılması, elektrik götürülmesi, doğal gaz götürülmesi, altyapı çalışmaları gibi çok çeşitli nedenlerle de alanlara ihtiyaç bulunuyor” dedi.

Bu tür çalışmalara dair izinlerin Orman Kanununun 17’nci maddesince belirlendiğini ifade eden Tolunay, “Karar, sadece o taşlık kayalık alanlarla sınırlı kalmayacak, orman alanlarının da zarar görmesine yol açabilecektir. Yine bu yeni yerleşim alanları açıldıktan sonra buralara yol elektrikli altyapı götürülürken bunların geçtiği yere bağlı olmak üzere -tabii seçilecek yere göre değişebilir- ormanların parçalanması, parçalanma sonucunda hayvanların göç etmesinin engellenmesi, küçük habitatlarda yaşamaya zorlanması gibi dolaylı etkilerini de görmemiz mümkün” diye konuştu.

orman kanunu

Döküm sahalarında gerekli mevzuatlar uygulanmayacak

Deprem bölgesinde hem yeni iskana açılacak alanları, hem de moloz ve enkazın depolanması sırasında mutlaka doğal ekosistemleri koruyacak şekilde planlamalar yapılması gerekiyor.

Tolunay bu noktada “Acele edilmemesi, tüm uzmanlarla ortak akılla, bugünü kurtarmak için geleceği riske atmayacak yönde kararlar alınması yerinde olacaktır” tavsiyesinde bulunuyor.

Kararnamenin afet alanlarından çıkan yıkıntı atıklarının depolanmasıyla ilgili olan 13’üncü maddesi “Belirlenecek döküm sahaları ve döküm sahalarında yapılacak her türlü iş ve işlemler ilgili mevzuatın belgelendirmeye ilişkin hükümlerinden müstesnadır” ifadelerine yer veriyor.

Bu maddeye eğilen Tolunay, döküm sahalarını yaparken tehlikeli atıklar veya ayrıştırılması gereken diğer atıkların olabileceğini hesaplayarak yer seçim kriterlerinin belirlenmesi gerektiğini vurgulayarak, kararın çevre açısından tehlike arz edebileceğine dikkati çekti:

“Örneğin asbestin ayrıştırılması için alınması gereken önlemler var, ya da elektronik aletlerin ayrıştırılması ile ilgili çok sayıda yönetmelik var. 13’üncü maddedeki ifadeyle, ilgili yönetmeliklerin uygulanamayacağı kararı getirilmiş. Bu da özellikle tehlikeli atık içerebilecek asbest, PCD, ağır metal içerikli ya da elektronik eşyaların, geri geri dönüştürülmesinde ilgili mevzuatın uygulanmayacağı anlamına geliyor.”

‘Bilimsel çalışmalar yapıldıktan sonra bu alanların orman dışına çıkarılması görüşülebilmeli’

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Botaniği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ünal Akkemik de bakanlığa üzerinde ağaç olmayan çalılık, makilik ya da işte kayalık, otluk alanları doğrudan orman dışına çıkarma ve imara açma yetkisinin bağımsız olarak verilmesi ve Tarım ve Orman Bakanlığına herhangi bir söz söyleme yetkisi tanınmamasının doğru bir yaklaşım olmadığını kaydetti.

Akkemik, “Aslında burada fay hattı üzerine kentler kurulacak olması hatalı. Ama hiçbir bilimsel çalışma yapılmadan, hızlı bir şekilde taşlık kayalık dediğimiz alanların orman alanından çıkarılması da hatalı” yorumunu paylaştı:

“Oralarda biyolojik çeşitlilik açısından, doğal zenginlik açısından değerli olan alanların da ormanlık dışına çıkarılması riski var. Özellikle o bölgede flora ve fauna açısından zengin 35 civarında önemli doğa alanı var. Yetki tümüyle Şehircilik Bakanlığında olduğu için bu tip alanların orman dışına çıkarılma riski de olabilir. Orada taşlık kayalık dediğiniz bir alan aslında belki birçok bitki için önemli bir alandır, endemiktir, kuşlar için önemlidir, veya biyolojik zenginliğe sahiptir. Dolayısıyla doğrudan bunların orman dışına çıkarılması kararı çok doğru bir yaklaşım değil.”

Bu noktada atılması gereken adımlara dair önerilerde bulunan Akkemik, “Önce bilimsel etütler yapılsın, bilimsel terimlere dayalı olsun. Ondan sonra bu alanların orman dışına çıkarılması görüşülebilir. Burada da mutlaka yine Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün ve Orman Genel Müdürlüğü’nün görüşlerinin alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

“Ormanda her zaman doğal yaşam gereği ağaç olmaz. Ağaç olmayan yerlere de ihtiyaç vardır” diye konuşan Akkemik, üzerinde ağaç olmayan ya da seyrek ağaç olan makilik, çalılık, taşlık, kayalık gibi alanlar, kırlar gibi alanların da orman ekosisteminin bir parçası olduğunu kaydetti: “Özellikle yaban yaşamı için ormanda sadece pür orman ağaçla kaplı alanlar yaban hayatı için çok tercih edilmez. Yaban hayatının beslenme ortamı, üreme ya da  hareket ortamı için açık alanlar da gerekiyor. O açık alan dediğimiz işte tam da o taşlık kayalık alan denilen alanlar içerisine giriyor.”

Üzerinde çalı ve makilik olan ve ağaç olmayan kısımların da ekosistem için çok değerli olduğunun altını çizen Prof. Akkemik, “Özellikle bu çalılık alanlar  genellikle aslında erozyonu önleyen, su tutma kapasitesini artıran, selleri önleyen alanlardır. O yüzden bu tip kararlar verilirken bütün her boyutuyla düşünülmesi lazım. Sel veya erozyon riski var mı yok mu? Biyolojik zenginlik açısından değerli mi değil mi?” dedi. Ünal Akkemik, bu tür değerlendirmelerin Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılması nedeniyle, imara açılacak alanlarda bu bakanlığın da mutlaka söz sahibi olması gerektiğini ifade etti.

orman kanunu

Ormanda parçalanma, ekosistem hizmetlerinde bozulmaya yol açacak

Söz konusu alanların yapılaşmaya açılması ile, ormanlarda fragmantasyon, yani parçalanma meydana geleceği öngörülüyor. Ormanların parçalanmasının ise ekosistem hizmetleri üzerinde olumsuz etkileri beraberinde getirmesi bekleniyor.

Ormanların parçalanması ile ekosistem hizmetleri arasındaki ilişkiye açıklık getiren Akkemik, şunları kaydetti:

“Ormanlar, iklim değişikliğine, suya ve daha birçok şeye hizmeti olan alanlardır. Ormanda bir yol yapımından tutup da bina yapımına kadar çok değişik amaçlarla yapılaşma söz konusu olduğu zaman bu ormanda parçalanmaya yol açıyor. İşte bu parçalanma dediğimiz olay da ekosistem hizmetlerinin bozulmasına yol açıyor. Taş, kaya dediğimiz alanlarda yapılaşma olduğunda ormanın o kısmı artık parçalanmış oluyor. Bu kararla parçalanma tabii ki afet bölgesinde artacak. O bölge biraz güneyde yer aldığı için orada makilikler çok fazla var. O makilik alanlarda ciddi yapılaşma tehlikesi olacak. Birçoğu orman olması gereken alanlar ama oralar çalılık olduğu için de yasayla kolay bir şekilde ormanın dışına çıkarılabilecek.”

Gerçekten en az iki kat fazla alan orman tahsis ediliyor mu?

Orman Kanunu’nun ek 16’ncı maddesinde taşlık, kayalık gibi alanların orman vasfı dışına çıkarılması halinde bu alanın iki katından az olmamak üzere Hazine taşınmazının orman tesis edilmek üzere Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edileceği hükmü yer alıyor. Bu kapsamda orman tahsis edilen yerlerde yeni bir orman ekosistemi oluşturulması mümkün olsa dahi, bu onlarca yıl alacak bir süreç gerektiriyor.

Akkemik, orman alanlarının bozulurken, orman olmayan alanların ormana dönüştürülmeye çalışılmasını çelişkili bulduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

Maalesef şöyle bir algı var: Siz mevcut alanı orman dışına çıkarıyorsunuz. Fakat orman rejiminde olmayan iki katı kadar başka bir alanı orman yapmak üzere vereceğiz diyorsunuz. Orman olan bir yer orman dışına çıkarılırken, orman rejimi bozuluyor ama orman olmayan bir yerde orman oluşturmak üzere onlarca yıl sürecek bir ormanlaştırma için alan tahsis ediyorsunuz. Bu biraz çelişkili.”

Üstelik yeni orman alanlarının tahsis edildiğinin bile şaibeli olduğuna işaret eden Akkemik, “Aslında sorulması gereken soru şu. Şu ana kadar birçok defa bu ek 16’ncı madde kapsamında Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle orman dışına alanınlar çıkarıldı. Bu çıkarılan alanlar karşılığında acaba hangi ilde, ne kadar alan ve ne nitelikte alanlar Orman Genel Müdürlüğüne tahsis edildi? Bu aslında ilgili birimlerin yanıtlaması gereken bir soru. Bu alanlar nerede? Böyle alanlar var mı yok mu, bilmiyoruz” diye sordu. 

Kuraklık kapıdayken ormanları tahrip etmek değil korumak gerekiyor

Yoğun ve kapalı orman olmayan, kayalık ve çalılık gibi alanların kolayca gözden çıkarılması ve imar gibi durumlarda akla ilk gelen yerler olmasının “üzücü” olduğunu aktaran Akkemik, kuraklık karşısında ormanlara değer verilmesi gerektiğine vurgu yaptı:

“Türkiye orman zengini bir ülke değil, ormanları sınırlı oranda ve iklim değişikliği etkisiyle zaten ormanlarda ciddi kurumalar var. Hatta bu sene yağış olmadı. Ciddi bir kuraklık var ve belki önümüzdeki bahar-yaz döneminde ormanlarda ölümler doğuracak, kuraklık nedeniyle ormanlarda ölümler de yaşayacağız belki de. Bunlar ihtimal dahilinde. Bizim artık orman alanlarımızı korumamız, geliştirmemiz gerekirken maalesef önemli alanları orman dışına çıkarmaya çalışıyoruz.”

Tepkiler çığ gibi 

24 Ocak’ta yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesine tepkiler gelmekte gecikmedi.

Yeşiller Partisi, sosyal medya platformu Twitter üzerinde yaptığı paylaşımda, “Peyzaj için ağaç dikerek orman olmayacağı gibi sadece bina dikerek şehir de olmaz” diyerek şehir planlaması yaparken yetkinin bilimsel ve mesleki yapılarla paylaşılması çağrısında bulundu.

Partinin Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı, yaptığı paylaşımda “Deprem bölgesinde inşaat için tek yetkini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı oldu. Hata üstüne hata! Yanlış üstüne yanlış!” diyerek kararnamedeki hükümlere tepkisini dile getirdi.

Bu kararnameye göre, plan ve imar uygulanmasının beklenmeyeceğini aktaran Urbarlı, “Zemin etüdü yapılacak ve kimseye danışmadan inşaat yapma, kentler kurma hakkı Bakanlık’ta olacak. Ayrıntılı okunduğunda her şeye bir ‘reset’ atıldığı ve tek yetkilinin Bakanlık ilan edildiği görülüyor” dedi.

Yanlış kararlar verildiğine dikkati çeken Urbarlı, “Kentlerin zaten bu halde olması, deprem olan yerlerin yıkılması, deprem olmayan yerlerin de depremde yıkılma tehlikesi yaşamasının sebebi bu kafa” dedi: “Şimdi seçimde propaganda yapmak için hiçbir diğer unsuru muhattap almadan inşaat faaliyetine girişecekler.”

Peyzaj için ağaç dikince orman yarattık zannedenler, dağa taşa ev yapınca da şehir kurduk zannediyorlar. Bilimi dışlaya dışlaya bu hale gelenler, bilimi dışlamak için Kararname çıkarıyorlar.

Her şehrin kendi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine dikkati çeken Urbarlı, “Antakya gibi tarihi dokusu yaşatılması gereken yerler için özel yapılar oluşturulmalı. Burdur’a yaptığın TOKİ mimarisini Antakya’ya yapamazsın” ifadelerini kullandı.

Önceliğin depremzedelerin sağlam bir eve kavuşmaları olduğunu vurgulayan Urbarlı, önceliğin AKP‘nin seçim propagandasını temel atma törenlerinden başlatmasına verilmesine karşı çıktı. 

Sağlam ve her türlü soruna dirençli evler yapmak için bilime, planlamaya, toplumsal ilişkileri dikkate almaya ihtiyaç var. Ankara koridorlarında dönen toplu konut ihale pazarlıklarıyla değil, sokak sokak düşünerek hareket etmeye ihtiyaç var.

Urbarlı, kararnamede 2’inci maddenin 13’üncü fıkrasında yer alan “İş ve işlemler ilgili mevzuatın belgelendirmeye ilişkin hükümlerinden müstesnadır” ifadesinin de belgelendirmeye gerek olmadan moloz dökülebileceğine işaret ettiğini kaydetti.

‘Daha neler göreceğiz’

Daha önce konuya ilişkin uyarılarda bulunan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Ormancılık Politikası ve Yönetimi Anabilim Dalı öğretim üyesi ve Yeşil Gazete yazarı Doç. Dr. Cihan Erdönmez de karara sosyal medya hesabından tepki gösterdi. Erdönmez şunları söyledi:

“Yanılmayı ne çok isterdim. Dünkü @medyascope yayınında da bu kaygımı dile getirmiştim. Yanıltmıyorlar. Bugün yayımlanan kararname ile ÇŞİD Bakanlığı orman alanlarını inşaata açabilecek. Yazıklar olsun! Sadece orman alanları değil mera alanları da inşaata açılabilecek. Bu tür alanların inşaata açılma yetkisi ÇŞİD Bakanlığında. Tarım ve Orman Bakanlığına sormasına bile gerek yok. Buraları orman ve mera alanından çıkardım diyecek, olacak bitecek. Daha neler göreceğiz!”

Kuzey Ormanları Savunması, yaşanan kuraklığın şiddetine vurgu yaparak alınan kararları “akıl alır gibi değil” diye niteledi. Doğal alanların afetlere karşı dirençte sağladığı faydaya değinen topluluk, ormanlara dokunulmaması çağrısı yaptı.

Doğa Derneği, kararname ile atık alanları belirleme yetkisinin valiliklere verildiğini ve somut şartlar konmadığına değinerek “Anadolu’daki yeni yaşamların doğayla uyumlu inşa edilmesi gerekirken tam tersi bir duruma sebep olacak Kararname iptal edilmeli. Doğanın haklarını güvence altına alacak şekilde yeniden düzenlenmeli. dedi.

Dava açmak için 60 gün süre var

Doğa Dernegi Hukuk Danışmanı ve Ankara Hukuk Klinikleri İklim ve Ekokırım Hukuk Kliniği Koordinatörü Avukat Özlem Altıparmak, verimsiz orman alanı olarak nitelenen orman içi açıklıkların yaban hayatı için önemini vurgulayarak bu alanların endemizimin en güçlü olduğu yerler olduğunu kaydetti. Yönetmeliğe karşı iptal davası açmak için 60 gün süre olduğunu hatırlatan Altıparmak, şunları ekledi:

“Buna karşı açılacak davada nasıl, nerede ve ne pahasına yenilenebilir enerji tartışmasını da yürütmek gerek. Yutak alanları tek tek yok edip, biyoçeşitliliği katleden, doğa katliamına sessiz kalan, hak değil yatırımcı odaklı bir enerji dönüşümünün geleceği nokta budur.”

Malatya’da 5,6 büyüklüğünde deprem: Bir ölü, 69 yaralı

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), bugün (27 Şubat) saat 12.04’te merkez üssü Malatya‘nın Yeşilyurt ilçesi olan 5,6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini açıkladı. Çevre illerde de hissedilen deprem, 6,96 kilometre derinlikte gerçekleşti. 

AFAD Başkanı Yunus Sezer, depremde 29 binanın yıkıldığını, bir kişinin hayatını kaybettiğini, 69 kişinin yaralandığını açıkladı.

İki kişi enkaz altında kaldı

Habertürk’e konuşan Yeşilyurt Belediye Başkanı Mehmet Çınar, “Bazı binaların yıkıldığı bilgisi aldık. Ekipleri yönlendirdik” dedi. Çınar, bir baba ile kızının çöken dört katlı bir binanın enkazı altında olduğunu söyledi.

Baba, enaz altından kurtarıldı, kızı için çalışmalar sürüyor. Baba ile kızın köyden geldiği ve eşyalarını almak için dördüncü  kattaki evlerine çıktıkları öğrenildi.

Kızılay Derneği Başkanı ve yöneticileri için suç duyurusu

Türkiye Kızılay Derneği’nin AHBAP’a çadır satışı yargıya taşındı. Hatay Barosu Eski Başkanı Ekrem Dönmez, Kızılay Başkanı Kerem Kınık ile Dernek yöneticilerinin görevlerini kötüye kullandıklarını belirterek suç duyurusunda bulundu. Dönmez’in suç duyurusu dilekçesi gerekli soruşturmanın yapılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

Kısa Dalga‘dan Ersan Atar‘ın aktardığına göre; Hatay Barosu Eski Başkanı Ekrem Dönmez, Dernek Başkanı Kerem Kınık ve Dernek Yönetim Kurulu üyeleri sorumluları hakkında suç duyurusunda bulundu.

Dönmez, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği suç duyurusu dilekçesinde, Kızılay Derneği’nin çadır sattığına ilişkin haberlere yer verdi. Kınık’ın bu haberler karşısında “Ahbap bu çadırları talep etmeseydi, biz zaten AFAD’a teslim etmiştik. O çadırlar oraya gidecekti. Ahbap’ın bağışçıları aracılığıyla göndermiş olduk” açıklamasını da hatırlatan Avukat Ekrem Dönmez şu ifadeleri kullandı:

“Elinde bulunan imkanları deprem anından itibaren depremzedeler için kullanmak zorunda olan Kızılay Derneği, deprem felaketinin ortaya çıkmasından sonra derhal ve aceleyle deprem bölgesine sevk etmek zorunda iken para karşılığı elindeki çadırları satmış ve tüzüğün zorunlu kıldığı görevleri zararları en aza indirmek ve tüzükteki amaca uygun olarak ve verimli bir şekilde, kullanmamış, barınma sorununu hızla çözmek zorunluluğu varken elindeki stokta bulunan çadırları satmak suretiyle ve yurttaşlarımızın barınma ihtiyacı devam ederken depolarında çadırları bekleterek deprem felaketinden sonraki hareket tarzı itibariyle zincirleme bir çok sorumluluğu gerektirecek şekilde davranmıştır.”

İddiaların toplumda infial yaratacak ölçüde vahim ve ciddi olduğunu belirten Avukat Dönmez, Kızılay’ın stoklarının araştırılmasını da talep etti. Dönmez, suç duyurusu dilekçesinde şöyle dedi:

“Türkiye Kızılay Derneği’nin deprem felaketinin gerçekleşmesinden sonra barınma sorununu çözmek üzere elindeki imkanları nasıl kullandığının, deprem felaketi anında elindeki stokların ne olduğunun ve bu stokları ne miktarda ve deprem bölgelerine ne şekilde ve ne miktarda sevk ettiği veya etmediğinin ortaya çıkartılması gerekmektedir. Aynı şekilde Türkiye Kızılay Derneği’nin barınma sorunu karşısında tüzükle verilmiş diğer görevlerini de ne şekilde yerine getirdiği de araştırılmalı ve soruşturmaya dahil edilmelidir.”

Suç duyurusu dilekçesinde, Kızılay Derneği Başkanı Kerem Kınık, Dernek Yönetim Kurulu üyeleri ile sorumlu yöneticilerinin Türk Ceza Kanunu’nun 220’inci maddesinde yer alan 220. Maddesine göre yargılanmaları istendi.

Kızılay protestoları sürüyor: EHD’lilere de gözaltı

Kızılay‘ın Ahbap Derneği ve Türk Eczacılar Birliği‘ne (TEB) stoklarındaki çadırları satmasına yönelik protestolar devam ediyor.

Dün akşam (26 Şubat) Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyeleri İstanbul, Kadıköy‘deki Kızılay Binası önüne yürümek istedikleri için polis şiddetine maruz kalmış ve gözaltına alınmıştı.

Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri (EBDG) tarafından örgütlenen protestoya yapılan müdahalenin ardından TİP Genel Başkanı Erkan Baş, sosyal medya hesabından “Deprem için kılını kımıldatmayan iktidar; Kızılay’ın çadırları satmasıyla ilgili basın açıklaması düzenlemek isteyen parti üyelerimize saldırdı. Gözaltına alınanlar arasında depremzedeler var. Biz de bunları not ediyoruz, görüşeceğiz! Derhal gözaltıları serbest bırakın!” demişti.

Bugün de Emekçi Hareket Partisi (EHP) üye ve gönüllüleri Kızılay binası önüne siyah çelenk bırakmak istedi.

EHP Merkez Kurul (MK) Üyesi Özge Akman ile birlikte pek çok EHP’li gözaltına alındı.

Parti, sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:

“Kızılay önüne siyah çelenk bıraktık. EHP MK Üyesi Özge Akman ve arkadaşlarımız gözaltına alındılar. Halka çadır satan Kızılay hesap verecek. Hükümet İstifa.”

Soylu’dan tribünlere: Mesaimizi bölmek isterlerse rahat böleriz, hodri meydan

Türkiye enkazken Kızılay gıda satışında: Haluk Levent açıkladı

Ahbap Derneği‘nin kurucusu, müzisyen Haluk Levent, katıldığı FOX TV‘de İlker Karagöz’le Çalar Saat programında Kızılay’ın çadır satışına ilişkin açıklamalarını yineleyerek Kızılay’ın çadır yanında gıda da sattığını açıkladı.

Kızılay ülke enkaz halindeyken çadırları satması nedeniyle zaten kamuoyundan tepki toplamıştı, bugünkü programla birlikte Kızılay’dan bir de gıda satışı yapıldığı ortaya çıkmış oldu.

Program esnasında süreden dolayı yapılamayan tutar açıklaması, Haluk Levent tarafından daha sonra sosyal medya hesabından yapıldı. Levent şu paylaşımda bulundu:

“Canlı yayın bitti. Açıklamaya zaman kalmadı. Kızılay kurumunun alt iştiraki olan Kızılay Lojistik A.Ş’den 30 bin adet dört kişilik bir ailenin üç öğünlük yemeğini karşılayan ve bir yıl bozulmayan gıda satın aldık. Canlı yayın sonuna denk geldi. Bilginize.”

Türkiye enkazken Kızılay çadır satışında: Haluk Levent ‘AFAD da Kızılay’dan çadırları parayla alacaktı’ dedi

Ne olmuştu?

Kızılay’ın AHBAP’a çadır satışı yaptığı Cumhuriyet’ten Murat Ağırel’in kaleme aldığı yazıyla ortaya çıkmıştı. Bunun ardından kamuoyundan geniş çaplı tepki geldi. Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleri, üyeleri ve vatandaşlar dün bir eylem gerçekleştirdi ve bu eylemde yüzün üzerinde vatandaş gözaltına alındı.

Haluk Levent bugün (27 Şubat) katıldığı FOX TV canlı yayınında Kızılay’a dair soruları yanıtladı. Levent programda şu açıklamalarda bulundu:

“AFAD ile AHBAP’ı nasıl karşılaştırabilirsiniz? AFAD da bizim, AHBAP da bizim dedim. Fakat onu yanlış da anlayan oldu. Ama özellikle bazı hesaplar benim devletle çalışamamam için “Devlet yok, Haluk Levent var” dedi. Depremde can kurtaran biz değiliz. Biz devletin karşısında hiçbir şey değiliz.

İlk anlarda ‘AFAD’dan kimse yoktu deniyor’ ya, hakkaniyetli olmak lazım. Bizimkiler gelene kadar AFAD çalışmaya başlamıştı. AHBAP Derneği zaten bir arama kurtarma kuruluşu değil, bizler arama kurtarma yapan ekiplere destek veriyoruz ki bizim arama kurtarma ekibimiz de AFAD sertifikalı.

İlk yapacağınız şey kış ayı, önce çadır. Onun yanında tabii elimizde ne imkan varsa. Arkamızdan tırlar gelmeye başladı zaten. 4 tır gıda kolilerimiz vardı, hemen onlar geldi. Deprem çok kötüydü böylesini görmedim. Çok acı. Depremin 2. ve 3. günü notlar aldım, genel koordinasyon, çevre ve hayvanlar koordinasyonu, ihtiyaç teyit ekibi, bireysel ve kurumsal bağış iletişim, Whatsapp destek hattı, AHBAP acil teyit, sosyal medya teyit, yazılım ve bilişim çalışmaları. Bunlar bizim yıllardır anayasamız. Bunu hemen oluşturmaya başladık ilk üç günde. Orada devletin kurumlarıyla hareket ederek bugüne kadar geldik.

AFAD’la bizim iş birliği protokolümüz var. Elazığ depreminde oradaydık, Giresun’da sel felaketi oldu, ardından İzmir depremi oldu, ardından Marmaris yangını oldu.

AFAD bir devlet, devlet AFAD, bizler STK’yız, Ahbap’lar aslında STK’larla yarıştırılmalı.

Ahbap bir arama kurtarma ekibi değil, arama kurtarma ekibine destek veriyor. Biz 4 yıldır AFAD’la iş birliği halindeyiz. Çok güzel bir şekilde organize olduk. Kamu kurum ve kuruluşlarıyla irtibata geçtik. Biz her depremde bize düşen görevleri alırız. STK’lar AFAD’la iş birliği protokolü yaparlar. Devlet bir AFAD, bizler STK’yız. Devletle biz nasıl yarıştırılabiliriz? Biz ancak el ele insanların yardımına koşabiliriz.

‘Kimse yoktu’ deniyor ya, vardı. Burada hakkaniyetli olmak lazım. Burada insanların emeğini yok saymamak lazım. Arama kurtarma vardı ama yeterli değildi. Çünkü bir anda 8 yerde binalar yıkılmış. Devlet yetkilileri de bence beklemiyordu bu kadarını. Onun tartışmalarını halk ile yönetim arasına bırakmak benim dernek başkanı olarak söylemem gerekendir.

Devlet, hükümetin bir bakanı değil ya da sayın cumhurbaşkanımız değil devlet herkes, belediye başkanı da enkaz altında olan insanlar da, biz de devletiz.

Hükümet ayrı, devlet ayrı bir şeydir. Devletin tamamı oradaydı. Ha elinden bir şey gelmiş gelmemiş o benim konum değil. Yanlış anlaşılmasın diye söylüyorum, ben gittiğimde sayın Hulusi Akar, Mehmet Ersoy ve Fahrettin Koca’yı gördüm. Görmedim mi diyeyim?”

MHP açıklaması

“MHP içerisinde Devlet Bahçeli‘nin önüne bir anda bir cümle geldi. MHP’nin bütün örgütleriyle görüştüm, kimsenin sorunu yok benimle. Benim siyasi partilerle alakalı bir durumum yok. Bunun hesaplaşmasını sonraya bıraktım çünkü şu anda bunları konuşacak durum yok. Çünkü biz depremde canlarla uğraşıyoruz. Siyasi politik tartışmalara girmek istemiyorum.

AK Parti içinden bir yerin il başkanı bir tweet attı, sonra sildi. Burada bir algı var bu hesaplar kendilerine alan açmak istiyorlar ve sürekli yalan söylüyorlar. Ahbap’ın devlet kurumlarıyla bir sorunu, sıkıntısı yok. Bundan birkaç gün önce sorunlar yaşamaya başladık bakanlarımızla görüştük sağ olsunlar çözdüler. Devletin kademeleriyle alışıyoruz. Benim muhalefetle de devletin kademeleriyle de eşit şekilde dayanışmam var. Ahbap politik bir kimlik değil bir yardım derneği.”

Çadır açıklaması

“Deprem zamanı maalesef halkımızın çok büyük kısmı seferber oldu. Ben onlara ‘Çılgın Türkler’ diyorum artık. Ülkemizde yaşayan hangi etnik kökene sahip olursa olsun bir Türk kavramı vardır ya hepsine çılgın Türkler diyorum.

Ama istismarcı insanlar da var. Mesela kira artışından tutun da elindeki malı saklamak. Depremin ikinci günü çadır bulamadık. Birkaç arkadaşımız var, geceleri çıkıyoruz. Yetişilemeyen birçok yer var, oralara aileleri teselli etmeye gidiyoruz. Enkazdan hala ses geliyor. Geceleri yalnız kaldığımızda ağlıyoruz.

İnsanlar dışarıda yağmurda donuyor. Ben o sırada çadır bulamamışım. Çadır yok. Bakın bu bulduklarımız daha birkaç gün önce gelmeye başladı. Arkadaşlar Kızılay’ın internet sitesinden çadır sattığını görmüşler. Kişisel değil bu. Hatta Ankara Eczacılar Odası da almış. Biz niye almayalım? Ben şu an sorgulayabilir miyim?

Hemen öğrendik ihracat yapılmak üzere hazırlanan 2050 çadır var. Kızılay’ın iştiraklerinin çadır sattığı piyasada biliniyor. Deprem zamanı veya değil, biliniyor. Ben o an hiçbir şey düşünemiyorum. İnsanlar ölüyor orada, dışarıda tir tir titriyorlar. Benim orada insanlara çadır getirmem lazım. 20 bin tane de olsa alacaktım. Fiyatı uygun mu? Uygun. Biz 19 küsur bin liraya alabildik. Biraz indirim yaptırabildik.

19 küsur bin, artı KDV, artı nakliye, bunlar 22 bin liraya gelebiliyor. Ben geçen yıl Fransa’dan helikopter getirdim 1 milyon euro verdim, çok da iyi çalıştı, devlete ben stopaj olarak 200 bin euro verdim. Devletin hizmetine verdiğim halde.”

Gıda açıklaması

“Sistemi kimse bilmiyor. AFAD da çadırları parayla, faturalı alıyor Kızılay’dan. Buyurun AFAD yetkilileri yalanlasın. Eğer o yurt dışına ihraç edilecek çadırlar satılacaksa, AFAD da parayla alıyor. Orada bir muhasebe var.

Kızılay’dan barbunya, konserve aldık. Muhatap ben miyim? Bir dakika bile önemli. Kızılay yönetimi karar alır, parayı iade eder. Onu ben bilemem.”

 

Türkiye enkazken Kızılay çadır satışında: Haluk Levent ‘AFAD da Kızılay’dan çadırları parayla alacaktı’ dedi

Kızılay‘ın Türkiye enkaz halindeylen Ahbap’a parayla çadır satmasının yankıları devam ediyor. Ahbap Derneği‘nin kurucusu Haluk Levent, bugün katıldığı FOX TV’deki programda Kızılay’dan parayla çadır satın aldıklarını yineleyerek “Sistemi kimse bilmiyor. AFAD da çadırları parayla, faturalı alıyor Kızılay’dan. Buyrun AFAD yetkilileri yayınlasın. Eğer o yurt dışına ihraç edilecek çadırlar satılacaksa, AFAD da parayla alıyor. Orada bir muhasebe var” dedi.

Levent, “15 bin 250 adet çadır aldık. 20 bin 50’si Kızılay’dan alındı. 13 bin 200 tanesi de başka firmalardan alındı. Kızılay’da 2 bin 50 tane çadır vardı. 20 bin olsa, satın alacağım. Ben o anda ‘Kızılay oldu, toplum bize bir şey’ diye düşünemem. Sistemi kimse bilmiyor. AFAD da çadırları parayla, faturalı alıyor Kızılay’dan” şeklinde konuştu.

Yüzün üzerinde gözaltı!

Pazar günü (26 Şubat) İstanbul Kadıköy’de Kızılay’a ait şirketin depremden üç gün sonra Ahbap’a çadır satmasını protesto eden kişiler gözaltına alındı.

Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri (EBDG) tarafından örgütlenen ilk protestoda çok sayıda kişinin gözaltına alınmasının ardından HDP “Depremin ardından ortalıkta görülmeyen devlet, hak arayanlara saldırmak konusunda oldukça hızlı… Hiçbir suçları yanlarına kâr kalmayacak” açıklamasında bulundu. EBDG’nin parçası olan Türkiye İşçi Partisi (TİP), 110 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Dün akşam saatlerinde ise TİP üyeleri Kadıköy’de Kızılay önünde bir protesto düzenlemek istedi.

Bunun ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan TİP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Üyesi Doğan Ergün “100 civarında arkadaşımız gözaltına alındı” dedi.

TİP, Pazar günkü protesto öncesinde Kızılay Yöneticisi Kerem Kınık’ı istifaya davet etmişti.

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, 89 TİP üyesinin gözaltına alındığını ve onları İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü’nde ziyaret ettiğini söyledi.

Dün Kadıköy’deki protestoların dışında, Vodafone Park’taki Beşiktaş maçında da tribünlerden “hükümet istifa” sloganları yükseldi.

Ne olmuştu?

Cumhuriyet gazetesi yazarı Murat Ağırel dünkü (26 Şubat) yazısında Kahramanmaraş’taki depremlerin ilk günlerini kastederek,“Kızılay ve çadırları neden ortada yoktu” sorusuna yanıt olarak şu ifadeleri kullandı:

“AHBAP’a çadır satmakla meşguldüler.”

Ağırel’in yazısında ayrıca şu ifadelere yer verildi:

“Biliyorsunuz, yardım kuruluşu hüviyetinden sıyrılıp holding olan Kızılay’ın çadır ve konteyner üretim tesisleri var. Bunu araştırırken bazı bilgiler öğrendim. İddiaya göre Kızılay, depremin üçüncü günü AHBAP’a 46 milyon TL tutarında çadır satışı gerçekleştirmiş. Ayrıca elindeki stokları ve gönderilecek yardımları da cemaat, tarikat vakıf ve derneklerine yönlendirdiği ileri sürüldü.

Ahbap Derneği de bağışçılarından temin ettiği kaynakla bölgede yaşanan barınma ihtiyacına destek olmaya karar vermiş, bu noktada Kızılay’dan temin ettiği çadır kapasitesini AFAD’ın göstermiş olduğu noktalara sevk etmiştir. Kızılay bu süreci afetzedelerin barınma ihtiyacının bir an önce çözülmesi açısından değerlendirmiştir. Çadır üretiminin devamını sağlamak için de ham madde bedelini kabul etmiştir.”

Bu yazının ardından vatandaşlar Kızılay’ın bir kamu kuruluşu olduğunu ve ülke bir enkaz haline dönmüşken nasıl vatandaşa gönderilecek çadırları satabildiğini sordu.

Olayın ardından hem AHBAP’tan hem de Kızılay’dan açıklamalarda bulunuldu. AHBAP tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Arkadaşlarımız, Kızılay’ın iştirakinde olan Kızılay Çadır ve Tekstil A.Ş ile görüşme gerçekleştirdiler. Ellerinde 2050 adet olduğunu öğrendiğimiz çadırların sözleşmesini hemen yaptık ve ertesi sabah 2050 tane çadırı deprem bölgesine gönderdik.”

AHBAP’ın ardından Kızılay tarafından da açıklamada bulunuldu:

Kızılay Başkanı Kerem Kınık,  “@KizilayCadir Türkiye Kızılay Cemiyetinin bir iştirakidir ve 12 ay kesintisiz üretim yapan dünyanın sayılı afet çadırı üreticilerinden biridir. Öncelikle Kızılayın TAMP çerçevesinde belirlenen asgari çadır stok seviyesini garanti eder” diyerek şu ifadeleri kullandı:

  • “Barınma hizmet kümesi sorumlusu olan AFAD’ın kendisinden tedarik etmek için sipariş verdiği sayıda çadırı istenilen zamanda imal eder
  • Sağlık Bakanlığı, MSB gibi kamu kuruluşlarının ve Birleşmiş Milletler ve diğer Uluslararası kuruluşların taleplerini üretir.
  • Satışlardan elde ettiği gelirleri Kızılay’a aktarır, Kızılay da afetler için gerekli olan çadır ve sair insani yardım malzemelerini ürettirerek depolar ve ihtiyaç anında vatandaşlarımıza ücretsiz dağıtır.
  • Ahbap Derneği de Kızılay’ın yurt dışı bir kuruluş için ürettiği logosuz 2050 çadırı afetin ilk günlerinde Kızılay Çadır’dan maliyetine tedarik ederek AFAD’ın gösterdiği yere sevkedip depremzedelerin hizmetine sunmuştur. @haluklevent
  • Kızılay Çadır&Tekstil AŞ’de Ahbap Derneği’nden aldığı kaynağı çadır hammadde tedariği için ayırmış ve üretilecek çadırları da Kızılay aracılığı ile ücretsiz olarak depremzedelerin istifadesi için planlamıştır.
  • Kızılay Çadır&Tekstil AŞ gerek günlük~1000 çadır imali gerekse ithalat ve yurtiçi fason imalat ile AFAD’a barınma desteği vermeye devam etmektedir.
  • Ahbap ve Kızılay’ın işbirliği ahlakidir, akılcıdır, yasaldır.
    Aksini iddia eden ise ya meseleyi anlamamış ya da kötü niyetlidir.
  • Şimdiye kadar afet bölgesinde AFAD 337 bin 727 çadır kurmuş ve ilave 100 bin çadırı da kurmaya devam etmektedir.
    Kızılay öz kapasitesini (54.070) Afad’a teslim etmiş ve tesislerinde Afad için imalata kesintisiz devam etmektedir
  • Çadır kentlerde 1 milyon 350 bin 908 vatandaşımız barınmaktadır”

Öte yandan Sözcü’nün aktardığına göre; Deprem sonrasında yetersiz kaldığı eleştirileri yöneltilen Kızılay’ın Türk Eczacılar Birliği‘nin ihtiyaç duyduğu çadırları da tanesi 140 bin TL’den sattığı ortaya çıktı.

 

Konya Bakımevi: Bu kez de hayvanlar aç, yaralı, pis ve kafesli

Bir köpeğin döverek öldürüldüğü Konya’daki bakımevini ziyaret eden Konya Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, bakımevindeki köpeklerin son derece kötü koşullarda yaşadığını duyurdu.

Konya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren ve bir köpeğin kürekle dövülerek öldürülmesiyle gündeme gelen “Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Hayvan Rehabilitasyon Merkezi“ne Konya Barosu Hayvan Hakları Komisyonu tarafından bir ziyaret gerçekleştirildi.

Baro tarafından özellikle “yasaklı” olarak nitelendirilen köpekler başta olmak üzere hayvanların beslenme odaklarının boş olduğu, yaraları açık bir şekilde hijyenik olmayan kafeslerde tutulduğu tespit edildi.

Ayrıca ziyaret esnasında bakımevi çalışanlarının baro avukatlarını bakımevine almaması üzerine çıkan tartışmada avukatlar darp edildi.

‣ Cehennem…
‣ Konya’daki barınak vahşeti için iddianame hazırlandı
‣ Konya barınağında köpeği işkenceyle öldüren iki sanık hakkındaki cezaya itiraz
‣ Konya’da barınaktaki köpeği kürekle öldüren işçilere ‘iyi hal’den indirimli ceza: Serbest bırakıldılar

Mevzuata ve hayvan sağlığına uygunsuz koşullar

Konya Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, 25 Şubat’ta konuya dair yayımladığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

“24.02.2023 tarihinde Konya Barosu Hayvan Hakları Komisyonu olarak gerçekleştirmek istediğimiz bakım evi ziyareti, bakım evi çalışanlarının ‘geleceğinizden haberimiz yoktu, sizi alamayız’ demesi ve biz Konya Barosu avukatlarını bir kamu kurumuna almamak için direnmesi üzerine ne yazık ki tarafımıza fiziksel müdahaleye de varan tartışmalar ile sonlanmıştır.

“Komisyon avukatlarımızdan birinin üzerine bakım evi girişindeki demir sürgülü kapıyı kapatmaları üzerine meslektaşımız sıkışarak darbe almış, diğer avukatlar da kapıdan girişleri fiziksel olarak engellenmişlerdir. Bakımevine girdiğimizde bizleri ne sebeple içeriye almak istemediklerini net bir şekilde görmüş olmakla birlikte durumun mevzuata ve hayvan sağlığına son derece uygunsuz olduğunu tespit etmiş bulunmaktayız.

  • Yasaklı ırkların olduğu bölümlerde hiçbir yasaklı ırkın mamasının olmadığı,
  • Kafeslerde kanuna aykırı bir şekilde küpeli ve sağlıklı köpeklerin oldukça fazla olarak bulunduğu,
  • Kafeslerin temizliğinin yapılmamış ve barınak geneline hakim çok ağır bir kokunun olduğu,
  • Mama odaklarının neredeyse tamamının boş olduğu,
  • Hasta ve post operatif hayvanların hijyenik olmayan kafeslerde açık yaralı halde tutuldukları,
  • Deprem bölgesinden getirilen çok sayıda cins hayvanın kafeslerde sahibi bulunmaya çalışılmaksızın tutuldukları,
  • Bakımevi’nde kanuna aykırı şekilde birçok yavru köpeğin olduğu, hastalıklara açık bir şekilde tutulduğu tarafımızca tespit edilmiştir.

“Ne yazık ki cezasızlık politikasının bir getirisi olarak gördüğümüz bu acı tablo ve kabul edilemez tavır sonucunda cezalandırılan yine hayvanlar olmaktadır. Kürekli katillerin cezalandırılmadığı kamu kurumlarında yukarıda saydığımız problemlerin göz göre göre yaşanacağı açıktır.

“Engellemeler, fiziksel müdahaleler, adaletsiz yargılamalar bizi yıldıramayacak ve her hayvan özgür kalana kadar mücadelemize devam edeceğiz.”

Bursa’nın içme suyu için bir tehdit: Nilüfer Barajı tamamen kurudu

Bursa‘nın içme suyu ihtiyacının karşılandığı iki barajdan biri olan Nilüfer Barajı, bölgenin bir süredir yağış almaması sonrası kurudu. Nilüfer Çayı üzerinde kurulan ve 2007 yılından bu yana hizmet veren, yıllık 60 milyon metreküp su kapasiteli baraj, son dönemdeki mevsimsel kuraklıktan olumsuz etkilendi.

Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi (BUSKİ) tarafından yapılan açıklamada “Değerli vatandaşlarımız kış dönemini kurak geçiriyoruz. Suyumuzu daha dikkatli kullanmamız gereken günlerdeyiz. Kesinti yapmadan günlük su ihtiyacınızı karşılamak için her adımı atıyoruz. Lütfen suyumuzu dikkatli kullanalım” denildi.

Kaynak: BUSKİ, baraj doluluk oranları. – Grafikte Nilüfer Barajı kuruluktan görünmüyor. – 27 Şubat 2023
Bursa Su Kolektifi’nden Çevre Bakanlığı’na dilekçe: Nilüfer zehir akıyor, izleyecek misiniz?
Nilüfer Barajı’ndaki doluluk oranı yüzde 1’e düştü
Nilüfer Çayı’nda ‘kalite kodu değişikliği’, suyu temizledi!

Ocak 2023’te yüzde 4 ölçülen barajın ortalama su seviyesi, bu ayın ilk günlerinde iyice azalarak 18 Şubat’ta sıfıra düştü.

Bölgenin uzun süredir yağış almaması nedeniyle 1,47 kilometrekarelik barajda su kalmadı.

Nilüfer Barajı’nın alt havzasında yer alan ve kentin diğer içme suyu kaynağı olan yıllık 125 milyon metreküp su kapasiteli Doğancı Barajı’ndaysa seviye yüzde 24’e geriledi.

BUSKİ verilerine göre, geçen yıl 25 Şubat’ta Doğancı Barajı’nda seviye yüzde 43, Nilüfer Barajı’nda yüzde 24 civarındaydı.

BUSKİ Genel Müdür Güngör Gülenç, Doğancı Barajı’nın doluluk oranının, kurulduğu günden bu yana en düşük seviyeye indiğini söyledi.

Öte yandan Bursa Su Kolektifi gibi kentte bulunan STK’lar, yıllardır Nilüfer Çayı’na bırakılan atıklara işaret ediyor ve buna karşı harekete geçmeleri için yetkilileri göreve çağırıyor. Ancak bugün gelinen noktada Nilüfer Barajı kurumuş durumda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Nilüfer’e bırakılan sanayi atıklarına karşı onlarca kez göreve çağırıldı.