Ana Sayfa Blog Sayfa 356

Başkent’te ’65 yaş üstü ücretsiz taşımada’ belediye ve özel otobüsler karşı karşıya

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), 65 yaş üzeri ücretsiz ulaşım kartı sahiplerini taşımayan dokuz özel halk otobüsünün trafikten men edildiğini duyurdu.

ABB’den yapılan açıklamada, özel halk otobüsü esnaf yönetiminin belediyeyi hedef göstererek serbest biniş hakkı bulunan vatandaşları otobüslerinde taşımama kararı aldığı anlatıldı.

Bir günde bin 810 şikayet

Otobüslere alınmama konusuyla ilgili dün 754 öğrenci abonmanlı, 1056 serbest biniş kartlı olmak üzere toplam 1810 ihbarın ulaştığı aktarılan açıklamada, ihbarların tamamı için uyarı ve cezai işlemlerin uygulamaya konulduğu, bu doğrultuda diğer araçlara uygulanan cezai işlemlerin yanı sıra dokuz aracın parka çekildiği bilgisi paylaşıldı.

Açıklamada, şunlar denildi:

“Belediyelerin ücretsiz taşımaya karşılık bütçesinden para ödeme zorunluluğu yoktur. Eski dönemde böyle bir destek hiç yapılmadı. İlk kez 2020 yılında olmak üzere, biniş ücretlerine fahiş oranda zam yapılmaması ve zorlu ekonomik koşullarda halkın yanında olunması amacıyla özel halk otobüslerine düzenli destek ödemesi yapıldı. Verilen destek tutarı 200 milyon lirayı buldu.

Tüm bu sürece rağmen, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin mali durumu analiz edilmeden, belediye meclisindeki muhalefet üyelerince kanuna aykırı olarak özel halk otobüsü işleticilerine fahiş oranlarda ve EGO‘yu batıracak şekilde gelir desteği ödenmesi yönünde karar alındı. Bu, Ankara halkının parasıdır. EGO’nun batmasını ve çalışamaz hale gelmesini hedefleyen karar veto edildi.”

Halkın, kanunla belirlenen ücretsiz taşıma hakkını kullanamaması durumunda belediyeye 153 hattından ulaşabileceği kaydedilen açıklamada, derhal kanunlar çerçevesinde cezai işlem uygulanacağı belirtildi.

Özel otobüsçüler: Taşımayacağız, pazartesi kontak kapatırız

Tüm Özel Halk Otobüsleri Kooperatifleri Birliği (TÖHOB) Genel Başkanı Kurtuluş Kara ise dokuz otobüsün parka çekilmesine tepki göstererek, “Ücretsiz ulaşım kartı kullanan bazı grupları taşımama kararımız devam etmektedir. Esnafın akaryakıt alacak maddi durumu yok. EGO araçları gibi özel halk otobüslerinin de süspanse edilmesini istiyoruz” dedi.

Kara, bir an evvel özel halk otobüsü şoförlerinin sorunlarına çözüm bulunmasını isteyerek, “Pazartesi gününe kadar cezalar devam ederse ya da bir sonuca varamazsak özel halk otobüsleri çalışmayacak” diye konuştu

Hindistan Meclisinde kadınlara ayrılan sandalye oranı yüzde 33’e çıkarılıyor

Hindistan’da parlamentonun alt kanadı ve eyalet meclislerinde 2029’dan itibaren sandalyelerin yüzde 33’ünün kadınlara ayrılmasını öngören yasa tasarısı meclisten geçti.

Maliye Bakanı Nirmala Sitharaman, parlamentonun üst kanadında dün yaptığı konuşmada, kadınların eşit temsilini amaçlayan söz konusu yasal düzenlemenin 2029’daki seçimlerde yürürlüğe gireceğini açıkladı.

Kadınlar daha erken hayata geçirilsin istiyor

Parlamentonun alt kanadı ve eyalet meclislerinde 2029’dan itibaren sandalyelerin yüzde 33’ünün kadınlara ayrılmasına ilişkin yasal düzenleme, parlamentonun her iki kanadının da onayından geçti.

Söz konusu düzenleme muhalefetin de desteğini alırken, geç uygulanmasının (2029’da) kadınlara karşı adaletsizlik olacağı belirtilerek Mayıs 2024’teki genel seçimlerde hayata geçirilmesi çağrısı yapılıyor.

Mevcut temsil oranı yüzde 15

Adalet Bakanı Arjun Ram Meghwa, kadınların siyasette temsil oranının uluslararası alanda yaklaşık yüzde 24 olmasına karşın Hindistan’da nüfusun yaklaşık yüzde 48’ini oluşturan kadınların parlamentodaki temsil oranının yüzde 15,1 olduğuna dikkati çekti.

İktidardaki Bharatiya Janata Partisi (BJP), muhalefet partilerinin de desteğiyle 1996’dan bu yana kadınların eşit temsilini amaçlayan söz konusu yasal düzenleme üzerinde çalışırken, eyaletlerdeki yerel partilerin itirazıyla karşı karşıya kalınmasının süreci uzattığı belirtiliyor.

Erdoğan’ın ‘renk takıntısı’ BM’de: LGBT’ci liderlerle ne yapılmak isteniyor?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, BM‘nin 78. Genel Kurulu vesilesiyle bulunduğu New York‘taki Türk evinde gazetecilerle yaptığı toplantıda, BM’de “LGBTİ+ renklerinin kullanılmasından rahatsız olduğunu söyledi.

Erdoğan’ın  “Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini” simgeleyen parlak renklerle dekore edilen merdivenleri ve binadaki diğer bölümleri kast ettiği sanılıyor.

‘Aile vurgusu’

Erdoğan, New York’a birlikte gittiği gazetecilere toplantıda Türkiye’de merkezinde “aile”nin yer aldığı bir “anayasa değişikliği” hazırlığı içinde olduklarını da belirtti; “Şu anda dünyada aile kurumu büyük önem arz ediyor. Amerika aslında aile kurumu noktasında tartışmaların çok ciddi boyutlara ulaştığı bir ülke konumunda” dedi.

Bununla ilgili Meclis açıldığında etkin bir adım atarak anayasa değişikliğini Meclis gündemine getireceklerini anlatan Cumhurbaşkanı “Aile kurumunu anayasal güvence altına almakta kararlıyız. Aileyi korumak, Türkiye’yi korumaktır, vatanı korumaktır. Bu sorunla ülkemizde en etkin biçimde mücadele edeceğiz” diye konuştu.

Erdoğan uluslararası zeminde, bu mücadelede işbirliklerine hazır olduğunu da söyledi; “Sapkın akımlarla mücadele konusunda el ele verip toplumlarımızı zehirlemeye çalışan, aile yapısını temelden dinamitleyen, geleceğimizi karartmaya göz dikmiş odaklarla mücadele edecek gücümüz var” dedi.

BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile ilişkili 17 farklı renkle donatılan binadaki renklerini LGBTİ+’ların Pride (Onur) renkleriyle karıştıran Erdoğan, “Beni en çok rahatsız eden konulardan biri Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na girerken merdivenlerde ve diğer yerlerde LGBT renklerini görmeniz. Burayla ne yapılmak istendiği önem arz ediyor. Şu anda liderlerden bir tanesi LGBT’ci bir diğer lider LGBT’ye karşı, böyle bir durum var. Ne yapılmak isteniyor?” diye sordu.

Konuşmasında LGBTİ+ topluluğunu “sapkınlar” olarak niteleyen Tayyip Erdoğan, “Şahsen Genel Sekreterle fırsat bulup, şu anda dünyada ne kadar LGBT’ci var olduğunu konuşmak istediğini” belirterek “Bu basamaklarda onların ne kadar hakkı varsa, LGBT’ye karşı olanların da bu denli var. Çünkü bu bir insani mesele ve buradan rahatsız olanların olduğunu da bilmek lazım” dedi.

BM diplomatları: Karıştırmış olabilir

Reuters‘ın aktardığına göre, bazı BM diplomatları Erdoğan’ın “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri “ile ilgili bu hafta başında düzenlenen bir zirve için BM merkezinin merdivenleri de dahil olmak üzere bazı bölümlerini süsleyen 17 farklı rengi, LGBTİ+ haklarıyla ilişkilendirilen Pride (Onur) gökkuşağı renkleriyle “karıştırmış olabileceğini” söyledi. Guterres’in, esasen LGBTİ+ haklarını yüksek sesle desteklemesi ve ayrımcılık karşıtı bir söylemi benimsemesine karşın BM genel merkezinde gökkuşağı renkleriyle düzenlenmiş süslemeler bulunmadığı hatırlatıldı.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları renkleri ve LGBTİ+ onur renkleri.

Guterres’in sözcüsü ise, Erdoğan’ın sözlerine ilişkin yorum talebini yanıtsız bıraktı.

2015’te dünya liderlerince kabul edilen ve 2030’a kadar gerçekleştirilmesi hedeflenen 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi, açlığın, aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılmasını, iklim değişikliği ve eşitsizlikle mücadeleyi ve cinsiyet eşitliğini teşvik etmeyi içeren küresel bir “yapılması gerekenler” listesi oluşturuyor.

Filipinler, mercan kayalıklarının tahribatı nedeniyle Çin’e dava açmaya hazırlanıyor

Filipinler hükümeti, Güney Çin Denizi‘ndeki münhasır ekonomik bölge içinde yer alan mercan kayalıklarını tahrip etmekle suçladığı Çin‘e karşı dava açmayı planladığını açıkladı.

Adalet Bakanı Jesus Crispin Remulla, Çin’in mercan kayalıklarını tahrip ettiğine dair ellerinde kanıt olduğunu savunarak, açacakları davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

Davanın, bu ülke ile Güney Çin Denizi’ndeki toprak anlaşmazlığıyla hiçbir ilişkisi olmadığını belirten Remulla, “çevrenin tahrip edilmesinin insanlığa karşı işlenmiş bir günah olduğunu” kaydetti.

Çin’den ‘siyasi drama yaratmayı bırak’ çağrısı

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning ise Filipinler’e “siyasi drama yaratmayı bırakması” çağrısında bulunarak, söz konusu suçlamalarının “hiçbir gerçek temeli olmadığını”  söyledi.

Güney Çin Denizi’nin büyük bölümünde hak iddia eden Çin, buradaki mercan kayalıklarını da askeri amaçlarla kullanıyor. 2015’te Fiery Cross mercan kayalıkları, kum ve betonla doldurularak bir askeri pist inşasına başlandığında, ABD ile bu ülke arasında kriz yaşanmıştı. 

Mao, Filipinlilerin “Ayungin”, Çinlilerin “Rınai” adını verdiği ve Filipinler’in kontrolündeki resifteki savaş gemisine dikkati çekerek, “Filipinler, Güney Çin Denizi’nin ekolojik çevresini gerçekten önemsiyorsa, Rınai Ciao‘da yasa dışı olarak karaya oturtulmuş savaş gemisini bir an önce çekmeli, kirli suyu okyanusa boşaltmasını engellemeli ve paslanan savaş gemisinin okyanusa geri dönülemez zararlar vermesine izin vermemelidir” diye konuştu.

Filipinler Sahil Güvenlik Komutanlığı Sözcülerinden Tuğamiral Jay Tarriela, 18 Eylül’de, tartışmalı sulardaki deniz hayatının incelendiği raporun, “Rozul Resifi ve Escoda Sığı deniz tabanı, deniz çevresi ve mercan kayalıklarına verilen büyük hasarı gözler önüne serdiğini” açıklamıştı.

Tarriela, bölgeye “atık boşaltma” yapılması ihtimalinin çok güçlü olduğunu vurgulamış, aynı dönemde araştırma yapılan bölgelerin çevresinde Çin’e ait yaklaşık 45 geminin varlığının tespit edildiğini aktarmıştı.

Güney Çin Denizi’ndeki anlaşmazlık nedir?

Güney Çin Denizi, kıyıdaş ülkelerin İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bağımsızlıklarını kazanmasından bu yana egemenlik ihtilaflarına konu oluyor.

Çin, ilk kez 1947’de yayımladığı haritayla Güney Çin Denizi’nin yüzde 80’inde egemenlik iddiasında bulunuyor. Filipinler, Vietnam, Brunei ve Malezya gibi kıyı komşusu ülkeler de bölgede hak iddia ediyor.

Çin’in bölgedeki ihtilaflı adalarda askeri üsler inşa etmesi ve sivil gemi filolarını uzun süreli bulundurmasına bölge ülkelerinin yanı sıra ABD de karşı çıkıyor.

ABD’nin de son dönemde Çin’in artan varlığına karşı bölgede “Seyrüsefer Serbestisi Operasyonları” (FONP) adını verdiği askeri devriye ve seyir faaliyetlerini artırdığı gözleniyor.

Eskişehir’de belediyenin hayvan bakımevi için kapatma kararı: Yüzlerce hayvan ortada kaldı

Eskişehir‘in Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt, 2005 yılından bu yana faaliyette olan Geçici Hayvan Bakımevi’ne, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kapatma kararı verildiğini açıkladı. Karara ilişkin İdare Mahkemesi’ne itirazda bulunduklarını ifade eden Kurt, “Elimizde şu anda 200’e yakın köpek, 100 civarında kedi var ve 60 kadar yasaklı ırk köpek var. Biz kapatmak zorunda kaldığımız zaman bu hayvanları ne yapacağız diye yazı yazdık. Dedik ki, ‘buyurun siz alın.’ Cevaben ‘bu bizim işimiz değil, belediyelerin işi’ diye cevap geldi” dedi.

DHA’nın aktardığına göre, Eskişehir Hayvanları Koruma Kurulu ve Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, Odunpazarı Belediyesi’ne gönderdikleri yazıyla Yassıhöyük mahallesinde bulunan Odunpazarı Belediyesi Geçici Hayvan Bakımevi’nin kapasitesinin artırılmasını istedi. Odunpazarı Belediyesi’nin talebi üzerine hayvan bakımevinin hemen yanındaki hazine arazisi tahsis edildi.

Fotoğraf: DHA

‘Koku yapıyor diye kapatılıyor’

Belediye ekipleri, arazi üzerinde genişletme çalışmaları yaparken, mahalle sakinleri barınağın ve yeni yapılacak alanın rahatsızlık yarattığını ve buranın kötü kokuya yol açtığını belirterek şikayette bulundu. Eskişehir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü gönderdiği yeni yazıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’nün olumsuz görüşü nedeniyle arazinin üç ay içerisinde boşaltılarak eski haline getirilmesini istedi.

Ayrıca, mevcut bakımevinin ‘yasaya aykırı’ olduğu belirtilerek kapatma kararı alındı. Odunpazarı Belediyesi, Eskişehir 2’nci İdare Mahkemesi’ne karar ilişkin itiraz davası açtı; Odunpazarı Kaymakamlığı ile Eskişehir Valiliği’ne de itiraz etti.

 Hayvan barınakları: ‘Bakımevi değil, toplama kampları’

‘Kapatma kararı mağduriyete yol açacak’

Odunpazarı Belediye Başkanı Kurt, 2005 yılından bu yana ruhsatlı olarak faaliyet yürüten Geçici Hayvan Bakımevi’ne yönelik alınan kapatma kararının hayvanların mağduriyetine yol açacağını söyledi. Alınan kararlara karşı İdare Mahkemesi’ne itirazda bulunduklarını ifade eden Kurt, barınağın kendisinin seçilmesinden önce açıldığını aktardı ve ekledi:

“Bu barınak 2005 yılında ruhsat almış ve 2005 yılından bugüne kadar 20 binin üzerinde kısırlaştırma yapmış. Binlerce hayvanı sahiplendirmiş. Gerek sivil toplum örgütleriyle gerek kent konseyi kanalıyla pek çok etkinlik yapmış çocuklara ve halkımıza hayvanları sevmeyi öğretmeye çalışmış bir kurum. 2023’e geldiğimizde biliyorsunuz yasada bazı değişiklikler oldu ve biz ister istemez bu yasaklı ırk denilen hayvanları alıp orada ömür boyu mahkumiyete ve ikamete zorunlu hale getirdik.”

eskişehir
Fotoğraf: DHA

Kurt, barınağın genişletilmesinin bir zorunluluk olduğunu şu şekilde açıkladı:

“Dolayısıyla da o barınağın bize küçük geldiği ortaya çıktı. Nitekim ilgili kurum bize barınağınızı genişletiniz diye bir uyarı gönderdi. Barınak en kolay nasıl genişler? En yakın bölgeden genişler. Bizim de barınağımızın hemen bitişiğinde mera niteliğinde bir boş alan varmış. Arkadaşlarımız orayı uygun gördüler. İlgili kurumlarla yapılan görüşmelerde olumlu bakıldı, sıcak bakıldı ve biz gerekli başvuruları yaptık, gerekli harçları yatırdık. O keşifler sırasında olacak harcırahları yatırdık. Ama o arada da iyi dostluk ilişkileri ve yaptığımız işin de önemli ve iyi bir iş olduğunu düşünerek arkadaşlarımız tel örgülerle o padokları çevirmeye başladı. Çünkü yasaklı ırklara ölünceye kadar bakmak zorunda olduğumuz için doğal bir ortam hazırlamamız lazımdı. Zemini toprak, açık hava, içinde kulübesi olan ve bakıcıların da rahatlıkla girip çıkabileceği bir mekan hazırladık.”

‘Eski barınağa da ‘kapatın’ kararı’

Yeni alanın yapımı sürerken, Eskişehir Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yeni bir uyarı geldiğini anlatan Kurt, mahalle sakinlerinin kokudan rahatsız olduğunu ve incelemeler sonucunda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün olumsuz görüşünü gerekçe göstererek barınağı kapatma kararının alındığını söyledi.

Kurt, incelemelerden sonra eski barınağın da kapatılmasının istendiğini ve hayvanların ne yapılacağı sorulduğunda “Bu bizim işimiz değil, belediyelerin işi” cevabının geldiğini aktardı ve ekledi:

“Eski barınağımız da zaten kanuna aykırıymış. Efendim onu da ‘kapatın’ dediler. Şimdi bize üç aylık bir süre verdiler, Ekim ayı sonunda doluyor. Ekimin sonuna kadar bizim burayı boşaltmamız gerekiyor. Dava açtık. Mahkeme ne der? Bunu bilmiyorum. Elimizde şu anda 200’e yakın köpek, 100 civarında kedi var ve 60 kadar yasaklı ırk köpek var. Biz kapatmak zorunda kaldığımız zaman bu hayvanları ne yapacağız diye yazı yazdık. Dedik ki, ‘buyurun siz alın.’ Cevaben ‘Bu bizim işimiz değil, belediyelerin işi’ diye cevap geldi.”

Fotoğraf: DHA

‘Yeni barınak iki yıl sürer’

Mevcut barınağa gelen kapatma kararının ardından yenisini yapmak için yaklaşık iki yıla ihtiyaç duyulacağını ifade eden Kurt, barınaktaki hayvanların sahiplendirilmesi için de çağrıda bulunarak şunları söyledi:

“Biz şimdi yeni bir arazi bulup oraya barınak yapmaya kalkmamız bugünkü mevzuat içerisinde en az iki yıllık bir süre. Dolayısıyla bu üç ay içinde bunun yapılma şansı yoktur. O zaman dedik ki, hayvanlara yer bulamazsanız biz bu hayvanları getirip size teslim ederiz. Ona da ret cevabı alınca gazeteye ilan verdik. Gönüllü kuruluşlardan, hayvanseverlerden, sivil toplum örgütlerinden yardım istiyoruz. Bu hayvanları sahiplensinler, bu hayvanları alsınlar, bu hayvanları barındırsınlar. Çünkü bizim üç ay içinde bu kapasitede barınak yapma şansımız yok. Yasaklı ırk dediğimiz ve kamu kurumlarının tutup bize getirip teslim ettiği, vatandaşın getirip bize teslim etmek zorunda olduğu hayvanları hiçkimse alamaz. Biz bu nedenle itirazımızı yapıyoruz. Bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğini vurguluyoruz.”

Queer Olympix 2023 gerçekleştirildi: Paslaşıyoruz, çizgiyi aşıyoruz!

2017’den beri İstanbul’da düzenlenen ve Türkiye’nin ilk kuir olimpiyatları olma özelliğini taşıyan Queer Olympix, 8-9-10 Eylül tarihlerinde tüm baskı ve yasaklamalara rağmen gerçekleşti. Türkiye’nin birçok farklı şehrinde spor aktivizmi yapan lubunyalar etkinlikte bir araya geldi.

2015 yılında İstanbul’da kurulan LGBTİ+ futbol takımı Atletik Dildoa tarafından düzenlenen Queer Olympix’e bu yıl Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden 100’den fazla kişi katıldı.

Fotoğraf: Zilan Azad

2017 ve 2018 yıllarında büyük bir coşkuyla gerçekleştirilen Queer Olympix, 2019 yılında Kadıköy Kaymakamlığı tarafından ‘genel ahlaka ve genel sağlığa aykırı olduğu’ gerekçesiyle yasaklanmıştı. Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD) de hukuki desteğiyle bu yasağa karşı açılan dava, 2020 yılında Queer Olympix’in lehine sonuçlanmıştı. Ancak aynı yıl, Covid-19 pandemisi sebebiyle, Queer Olympix online olarak gerçekleşmişti. 2021 yılından itibaren belediye ve kurumların desteği olmamasına rağmen yeniden Kalamış’a dönen lubunyalar spor sahalarında buluşmaya devam ediyor.

Fotoğraf: Zilan Azad

‘Paslaşıyoruz, çizgiyi aşıyoruz!’

İstanbul’un farklı mekanlarına dağılan Queer Olympix etkinliği, 8-9-10 Eylül tarihlerinde gerçekleşti. Lubunya spor aktivizminde bugün faal olan takımların yanı sıra farklı LGBTİ+ topluluklarından aktivistler ve bağımsız olarak sporla ilgilenen kişiler bir araya geldi. Etkinliğe farklı şehirlerden Atletik Dildoa, Muamma, Sportif Lezbon, Küründen United ve Aykırı spor takımlarının yanı sıra Genç LGBTİ+, ÜniKuir Derneği, Ege Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Topluluğu (Lavender LGBTİQ+), Barış İçin Kültürel Araştırmalar Derneği (bakad) ve Kuir Kıbrıs Derneği katıldı. Bireysel katılımcıların oluşturduğu karma takımlar da her yıl olduğu gibi karşılaşmalarda yer aldı.

Beden farkındalığı ve öz bakım odaklı atölyelerin yanı sıra kuirlerin spor alanlarında yaşadığı zorluklar, çözüm önerileri ve kuir spor alanını güçlendirme konularında tartışmalar düzenlendi. Lubunyalar ayrıca futbol, plaj voleybolu, tenis, yapışkan yelekli yakar top ve roundnet/spikeball oyunlarıyla sahalarda buluştu. Kazanmanın değil bir arada olmanın temel motivasyon olduğu etkinlikte herkes, olduğu gibi ve dilediğince spor alanlarında yer almanın tadını çıkardı. Norm-dışı puanlama kriterleriyle belirlenen ödüllerin takımlara ve kişilere verildiği ödül töreni ve kapanış partisiyle Queer Olympix 2023 sona erdi.

Akkuyu’da yaklaşık 1500 işçi zehirlenmişti: Bakanlık yemeklere ‘temiz’ demiş

Haber: Abidin YAĞMUR

*

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ndeki toplu yemek zehirlenmesi olayından yaklaşık üç ay önce işçilerin “yemekler bozuk” şikâyeti CİMER’e taşınmış. Ağustos ayının başında yemek şirketini denetleyen Tarım ve Orman Bakanlığı yetkilileri gıdaların saklanma koşullarında herhangi bir sorun olmadığı yönünde rapor vermiş. İşçiler, “Her şey normaldiyse biz niye zehirlendik” diye soruyor.

Akkuyu Nükleer Santrali inşaatında çalışan işçilere yemek veren Taner Yemekçilik adlı firmanın 14 Eylül günü servis ettiği tavuk etini yiyen yüzlerce işçi gıda zehirlenmesi yaşamış, çevre hastanelerde tedavi edilmişti.

Akkuyu NGS inşaatında yaklaşık 1500 işçi zehirlendi

Akkuyu Nükleer A.Ş’nin iletişim ofisi de zehirlenme vakasını doğrulamıştı.
Santral inşaatında çalışan işçilerin, yemeklerin bozuk olduğu, bazı yemeklerin koktuğu yönündeki şikayetlerinin Temmuz 2023’te CİMER üzerinden resmileştiği, işçilerin fotoğraflarla desteklediği şikayetlere rağmen yemek şirketine “temiz” görüşü verildiği ortaya çıktı.

İşçi CİMER’den yazdı: Lütfen denetleme yapın

Santral sahasında çalışan bir işçi, 3 Temmuz 2023’te çıkan bir yemeğin tadındaki ve görüntüsündeki olağandışılık nedeniyle CİMER’de şikayet dilekçesi oluşturdu.

İşçi dilekçesinde, “11 aydır nükleer santralde çalışıyorum. Yemek şirketi Taner yemekçiliğin bize 03.07.2023 tarihinde verdiği yemek. Bu şekilde yemek verilip insan sağlığı etkileniyor. Sizlerden rica ediyorum lütfen denetleme yapın. Kendilerinin evde yemediği yemeği biz burada yemek zorunda kalıyoruz. Biz sorduğumuz zaman da ‘yemek zorunda değilsiniz’ cevabı alıyoruz” ifadelerini kullandı.

Müdürlük bir ay sonra yanıt verdi

İşçinin 3 Temmuz’da oluşturduğu CİMER şikayeti, sistem tarafından otomatik olarak Sağlık Bakanlığına sevk edildi.

Sağlık Bakanlığı da 5 Temmuz 2023’te söz konusu şikayeti Mersin Valiliğine sevk etti. Mersin Valiliği aynı gün başvuruyu hem Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığına hem de Tarım ve Orman Bakanlığına sevk etti.

Tarım ve Orman Bakanlığı şikayetin ulaşmasından yaklaşık bir ay sonra, 2 Ağustos 2023 günü Gülnar Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü eliyle yanıt verdi.

Müdürlüğün yazısında, “5996 sayılı kanun kapsamında işletmede kullanılan alet ekipman, kullanılan gıda ürünleri, ürün muhafaza koşulları, asgari teknik hijyen koşulları ve diğer mevzuat hükümleri doğrultusunda kontroller yapılmıştır. Denetim tarih ve saati itibariyle ceza-i müeyyide gerektirecek durum gözlenmemiştir” denildi.

Gülnar Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğünün yazısında denetimi yapan üç gıda kontrol görevlisinin adlarına da yer verildi.

Gıda kontrolörlerinin olağandışı bir durum gözlemlemediği yemek şirketinde yapıldığı söylenen kontrolden yaklaşık bir ay sonra yüzlerce işçi yedikleri yemek nedeniyle gıda zehirlenmesi yaşadı.

‘Her şey normaldiyse biz niye zehirlendik?’

Santral sahasında çalışan bir işçi, “Bizim CİMER başvurumuz üzerine yemek şirketinde inceleme yapıldığı söyleniyor. Olumsuz bir durum yok, deniyor. Gıda saklama koşulları uygundur, deniyor. Bunu yazmalarından bir ay sonra burada binlerce işçi gıdadan zehirlendi. Her şey normaldiyse biz niye zehirlendik” diye sordu.

‘Yemekler hâlâ aynı’

Toplu zehirlenme olayının ardından şirketin yemeklerinde hiçbir değişim olmadığını ifade eden işçi, “Burada büyük bir olay oldu ama insanlar sessiz. Herkes işini kaybetmekten korkuyor. Bizim bir sendikamız olsa her şey farklı olur ama sendikamız yok. Burada 150’ye yakın şirket var. Hepsinin işçisi, çalışma kampı ayrı. Sahanın farklı yerlerinde yemekhaneler var. Yemeği nerede yapıyorlar bilmiyorum ama yemekhanede bize verilen yemekler çok kötü. Zehirlenme olayından sonra da yemeklerde değişim olmadı. Hâlâ bayat ekmek geliyor, ekmekten yabancı cisim çıkıyor. Ispanak veriyorlar yemekten başka şeyler çıkıyor. İşçi şu an bunlardan yemek yemeye devam ediyor. Biz bu şirketin en iyi şekilde denetlenmesini istiyoruz” dedi.

Akkuyu’da şimdiye kadar neler yaşandı?

Mersin’in Gülnar ilçesinde inşasına devam edilen  Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) 19 Ocak’ta da bir patlama gerçekleşmişti.

Projenin başından itibaren sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmediğini belirten  Pınar Demircan, “Akkuyu’da bilgiler toplumla şeffaf bir şekilde paylaşılmıyor. Esasen nükleer santrallerle ilgili süreçlerde genel manada ‘güvenlik’ gerekçesi öne sürülerek şeffaflıktan imtina edilir. Ne var ki, inşasına başlandığı tarih  itibariyle Akkuyu NGS’deki iş yapma biçimlerinin kendisi güvenlik tehlikesinin kaynağı” demişti.

2019’un yaz aylarında da  inşaat temelinde oluşan çatlakların üstüne 2020’de inşaat alanında su sızıntısı tespit edilmişti.

Kasım 2021’de de Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nde aylardır maaşlarını alamayan işçiler eylem gerçekleştirmişti. Taşeron şirketlerde görevli yaklaşık 10 bin işçiden büyük bölümü hafta içinde toplu olarak iş bırakmıştı.

İşçilerin çalışma koşullarının oldukça kötü şartlarda olduğu da Pınar Demircan tarafından gündeme getirilmişti.

Şubat 2022’de vincin taşıdığı tonlarca ağırlıktaki demir blok taşıma halatından kopmuş;  olayda Rus uyruklu bir işçi hayatını kaybetmişti.

Şantiyeye işçi taşıyan servis araçları da defalarca ölümlere yol açan kazalar yaptı.

‣ Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne işçi taşıyan iki otobüs çarpıştı
‣ Akkuyu Nükleer Santrali işçilerini taşıyan otobüs kaza yaptı, 40 işçi yaralı
‣ Akkuyu’da yine kaza: Biri ağır 13 yaralı

[21 Eylül Sıfır Emisyon Günü] ‘Emisyonların tamamından insanlık sorumlu’

Haber: Ataberk ERGİN

*

Uluslararası bir eylem günü olan Sıfır Emisyon Gününde, dünyanın dört bir yanındaki insanlar temiz havayı teşvik etmek ve sera gazı emisyonları ile karbon salımını azaltmak için etkinliklere katılıyor.

Fosil yakıtlar yerine daha temiz enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaç konusunda farkındalık uyandırılması amaçlanan Sıfır Emisyon Günü’nde bireyler ve işletmeler çevreyi korumak için üzerlerine düşeni yapmaya teşvik ediliyor. Birçok kişi, gün boyunca otomobil ve uçak gibi çevreyi kirleten ulaşım araçlarını kullanmaktan kaçınma sözü vererek etkinliklere dahil oluyor; güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji ve doğal kaynaklar hakkında bilgi yaymak için kullanıyor.

Her yıl 21 Eylül’de atmosfere fosil yakıt kaynaklı emisyonların salınmadığı bir gezegenin mümkün olduğunun gösterilmesi, karbon emisyonlarının azaltımına yönelik farkındalık uyandırılması hedefleniyor. Ayrıca bu günde, insan sağlığını ve ekolojiyi doğrudan etkileyerek iklim değişikliğine, hava kirliliğine ve aşırı hava olaylarına neden olan emisyonların sınırlandırılması için her bireyin çaba göstermesi gerektiği hatırlatılıyor.

‣ Shura: Türkiye 2053’te net sıfır hedefine ulaşabilir

‘Gezegen bir gün nefes alsın’

Emisyona neden olan faaliyetleri durdurarak “gezegenin bir günlüğüne nefes alması” konseptiyle dikkat çekilen Sıfır Emisyon Günü’nde 24 saat boyunca ortak çabalarla Dünya’nın sera gazları ve atmosferik kirliliğe neden olan diğer maddelerden arınmasına yönelik adımlar atılıyor. Bu kapsamda benzin, dizel, gaz veya kömür gibi fosil yakıtlarla üretilen enerjinin kullanılmaması ve yenilenebilir kaynaklardan gelmeyen elektrik enerjisi kullanımının en aza indirilmesi tavsiye ediliyor.

Ayrıca bugün enerji üretimi, tarım veya ulaşım sektörlerlerinden kaynaklanan sera gazları ve partiküllerin günlük emisyonlara etkisine vurgu yapılması hedefleniyor. COVID-19 pandemisi sırasında dünyanın büyük kısmında uygulanan kısıtlamalara bağlı olarak bu faaliyetlerin durma noktasına gelmesi, insan faaliyetleri küresel olarak durdurulduğunda hava kirliliğinin ve emisyonların önemli ölçüde azaldığını gösteriyor.

‘Gezegenimize yılda bir gün izin vermek’

Sıfır Emisyon Günü, 2008 yılında Kanada‘nın Nova Scotia eyaletinde aktivist Ken Wallace‘ın çok kesin bir sloganı ortaya koymasıyla başladı: “Gezegenimize yılda bir gün izin vermek.” Wallace’ın fikri, kısa bir süre içinde etkinlikler, farkındalık kampanyaları ve okullarda verilen derslerle büyük bir küresel harekete dönüştü.

Amaç sadece Dünya’nın nefes almasını sağlamak değil, aynı zamanda tüm insanlığı enerji tüketimi konusunda daha sorumlu hale getirmek: Genellikle oturup düşünmeye zaman bırakmayan yoğun bir rutin tarafından belirlenen günlük enerji seçimlerimiz, aslında güçlü bir kültürel değişim yaratmanın anahtarı. Örneğin yılda bir günlüğüne işe bisikletle ya da trenle gidilmesi, günümüzde Avrupa’daki tüm emisyonların yaklaşık dörtte birinden sorumlu olan ulaşım sektörü karşısında atılabilecek adımlar arasında yer alıyor.

‣ IPM raporu ‘2050 Net Sıfır’ hedefi için Türkiye’nin yol haritasını çizdi

‘Türkiye “net sıfır”ı hedefliyor’

İstanbul-Cerrahpaşa Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Yusuf Serengil, Paris İklim Anlaşması’nın tüm dünyaya ve Türkiye’ye olan katkılarına dikkat çekiyor. 21’inci yüzyılın sonunda, 2100 yılında, net sıfır emisyona geçilmesi için standartlar koyan anlaşmanın amacı, belirlenen tarihte dünyanın sıcaklığının en fazla 2°C artması. Serengil, ülkelerin net sıfır hedefi için belli tarihleri vurguladıklarını söylüyor:

Avrupa Birliği‘nin ve ABD’nin 2050, Türkiye‘nin 2053, Çin’in 2060, Hindistan‘ın ise 2070 yılında net sıfır hedefleri var. Buna ulaşmak için Türkiye ve diğer ülkeler iklim değişikliğinde emisyon hesaplamasıyla ilgili beş sektörü ele alıyor: Enerji, sanayi, atık ve tarım sektörleri, emisyon sektörleri.”

Serengil, Türkiye’nin iklim değişikliğine karşı “net sıfır” projesinin ne şekilde ilerlemesi gerektiğini şöyle açıklıyor:

“Arazi kullanma ve ormancılık sektöründe ise bu emisyonları atmosferden çekiyoruz, ‘biyojenik tutum’ diyoruz buna. Türkiye’nin şu anki 560 milyon ton sera gazı emisyonlarını yani 100 milyon tonlara indirmesi, orman ve arazi kullanımından kaynaklanan tutumlarıysa yükseltmesi gerekiyor. Saldığımız emisyon ve tutulan karbondioksit değerin birbirini dengelemesi, ortalamasının sıfır olması lazım; net sıfır dediğimiz şey bu. Yani atmosfere verdiğin karbondioksit ile atmosferden tuttuğun sera gazlarının eşit olması lazım. Bunun için Türkiye, 2030 için İklim Değişikliği Eylem Planını hazırlıyor. Daha sonra da bu net sıfır için uzun dönemli stratejisini hazırlayacak ve Birleşmiş Milletler’e gönderecek. Bu strateji, Türkiye’nin 30 yıllık yani 2053’e kadar net sıfıra ulaşma fırsatı olacak.”

‣ ‘Net Sıfır’ taahhütlerini değerlendirecek BM Uzman Grubu kuruldu: Zamanla yarışıyoruz ve kaybediyoruz

‘Orman yangınları sıfır emisyon planlarını aksatabilir’

Bilgi Üniversitesi’nden çevre ekonomisi uzmanı Prof. Dr. Ayşe Uyduranoğlu da iklim krizinin en önemli etkilerinden birinin orman yangınları olduğunu dile getirdi ve bu orman yangınlarının “sıfır emisyon” planlarını aksatabileceğini şu şekilde ifade ediyor:

“Ormanlara güvenerek onları doğal karbon yutak alanları olarak değerlendirmemizde ciddi bir sıkıntı var. Ve bunların karbon yutak alanı haline dönebilmesi için de bir ağacın ekilmesi ve yetişkin bir ağacın ortaya çıkabilmesi için de belirli bir süre beklenmesi gerekiyor. Yeniden ormanlaşma adımları atsak bile şu anda sorunun çözülebileceğine çok emin değilim.”

Nüfus artışına dikkat çeken Uyduranoğlu “Yapılan projeksiyonlar, belli bir zamandan sonra nüfusta azalma olacağını gösteriyor” diyor ve ekliyor:

“Ancak diğer taraftan şehirleşmeye bağlı olarak gıda alanında tüketim alışkanlıklarının değişmesi tarım arazilerine olan talebi bir şekilde artıracaktır diye düşünüyorum. Ayrıca kısmi bir analiz yapmak yerine genel bir analizin gerektiğini de düşünüyorum. Sadece ormanlaşmaya yol açarak ne kadar yol alabilirizden ziyade ‘Tarım arazilerine ne kadar ihtiyaç var? Ağaçlandırma ile istenilen sonuç kaç yılda elde edilebilir? Buna müsait araziler ne kadar var? Orman yangınları gerçeğine de dikkate alarak biz bu ormanlara ne kadar güvenebiliriz? Yutak olarak ne kadar güvenli?’ sorularını da sormamız lazım.”

‣ Rusya en geç 2060 yılına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşacağını duyurdu

‘Somut adımlar atmamız gerekiyor’

Uyduranoğlu; iklim krizi, tarım ve ihtiyaç duyulan arazilerin dikkate alınarak ormanlaşma yolunda atılması ve bu adımların yutak kapasitesine kaç yılda ulaşabileceğinin, istenilen emilimi ne kadar sürede yapacağının hesaplanmasının gerekliliğini vurguluyor. Türkiye’deki betonlaşmanın altını çizen Uyduranoğlu, iklim politikasında somut adımlar atılması gerektiğini söylüyor:

“Tabii Türkiye özelinde de hala devam etmekte olan bir türlü bitmeyen  betonlaşma çabası var. Bu bütün betonlaşma çabasını dikkate aldığımız için tarım için değilse bile yeni yeni yerleşim alanları açabilmek için, inşaat için ormanlara karşı bir kıyım var. Bütün bunların tabii ki dikkate alınıyor olması lazım. Yine Türkiye özelinde, birçok iklim politikasına dair her şey söylemlerin etrafında dönüp dolaşıyor. Somut adımların atılabiliyor olması lazım.”

Karbon yakalama ve depolama teknolojilerine de değinen Uyduranoğlu, yüksek maliyetlere dikkat çekerek karbon emisyonlarını azaltacak hamleleri “küresel kamu malı” olarak nitelendiriyor. Gelişmiş ülkelerin bu konuda sorumlulukları olduğunu dile getiren Uyduranoğlu, atmosferde bir iyileştirmenin sağlanmasının önemli olduğunu vurguluyor:

“Birkaç ülkenin çabasının atmosferde ciddi radikal bir iyileştirme sağlayacak mı? Bu sorunun cevaplandırılması gerektiğini düşünüyorum.”

Diyarbakır surları ve Hevsel Bahçeleri TBMM gündeminde: Dünya Mirası Listesine alınmalarında ne sakınca görüldü?

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) tarafından Dünya Mirası Listesine alındıktan sonra Türkiye’nin uyguladığı projelerden kaynaklı ağır tahribata ve yapısal değişikliklere uğratılan Amed Surları ve Hevsel Bahçeleri hakkında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki‘nin cevaplaması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.

Çelenk, bu bağlamda Bakan Özhaseki’ye şu soruları yöneltti:

1) Diyarbakır’daki Amed Surları ve Hevsel Bahçeleri’nin Birleşmiş Milletlerce koruma altına alınmasında ne gibi bir sakınca görülmüş, öneri neden ve hangi gerekçelerle desteklenmemiş, ertelenmiştir?

2) Önerinin erteleneceğine dair bakanlığınıza izahat yapılmış mıdır? Önerinin ertelenmesi görüşüne Bakanlığınızca mı karar verilmiştir? Bakanlığınızın gerekçesi nedir?

3) UNESCO Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gülnur Aybet Suriçi’nin üstün evrensel değerini kaybetmediğini öne sürmüş ve Suriçi’nin miras alanı değil tampon bölge olması gerektiğini ifade etmiştir. Aybet’in bu görüşü Bakanlığınızın bilgisi ve muvafakati dahilinde midir? Bakanlığınızın Suriçi’nin, Diyarbakır Surları’nın, Hevsel Bahçeleri’nin ve On Gözlü Köprü ve civarının korunmasını öngören, bu bölgelerin Tehlike Altındaki Miras Listesi’ne alınmasına yönelik teklife dair görüşü nedir?

4) Diyarbakır’ın Suriçi alanının Dünya Miras Merkezi/ ICOMOS Ortak Reaktif İzleme tarafından korunmasına yönelik karar bir sonraki oturuma bırakılmıştır. Komite, Türkiye’nin vereceği cevabı beklemektedir. Taraf devlet olarak Türkiye’nin nasıl bir cevap vereceği, nasıl gerekçeler sunacağı bakanlığınızın bilgisi dahilinde midir? Bakanlığınız Suriçi ve Hevsel Bahçeleri’nin koruma altına alınmasına yönelik kamu yararı ihtiva eden kararı destekleyecek midir?

5) Suriçi, Diyarbakır Kalesi ve Surları, Hevsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi’nin “üstün evrensel değerler” taşıdığı UNESCO Türkiye Millî Komisyonu tarafından değerlendirilmiştir. Üstün evrensel değerler hem ülke hem bölge hem de Diyarbakır şehri açısından üstün kamu yararı ihtiva etmektedir. Bu üstün kamu yararının UNESCO gibi uluslararası niteliği olan bir kurum tarafından, nitelikli bir koruma programına alınması nasıl ve hangi gerekçelerle engellenmektedir?

6) Taraf devlet olarak Türkiye Suriçi, Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri’nin Tehlike Altındaki Miras Listesi’ne alınması yerine “tampon bölge” olmasını neden desteklemektedir? Bu görüş ve eğilim, bakanlığınızın bilgisi ve muvafakati dahilinde midir? Bu görüşün gerekçeleri nelerdir ve söz konusu gerekçeler bakanlığınızın bilgisi dahilinde midir?

‣ Bakan Yumaklı’ya soru önergesi: Akbelen’de yaşananlardan haberdar mısınız?
‣ Yeşil Gazete’nin ortaya çıkardığı Yatağan’daki izinsiz kömür madenciliği Meclis gündeminde

Ne olmuştu?

Diyarbakır’ın tarihi iki alanı olan Amed Surları ve Hevsel Bahçeleri, UNESCO tarafından 2015 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştı. Dünya Miras Merkezi/ICOMOS Ortak Reaktif İzleme birimi 2022 yılında, 28 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında Diyarbakır’ı ziyaret ederek surların ve Hevsel Bahçeleri’nin Dünya Mirası Listesi’ne alınmasından sonraki müdahaleleri ve değişiklikleri incelemişti. Teknik inceleme yapan kurul, 9 Ağustos’ta incelemelerden elde ettiği raporu Türkiye’ye sunmuştu.

Kurul Dünya Mirası Listesi’ndeki surların özünü bozacak denli ağır müdahalelerin yapıldığını, yapıların değişikliğe uğradığını ve bu değişikliklerin çok büyük bir bölümünün doğrudan taraf devlet Türkiye tarafından uygulanan projelerden kaynaklandığını bildirmişti.

14 Eylül’de Suudi Arabistan’ın Riyad kentinde 45’inci oturumunu gerçekleştiren Dünya Mirası Komitesi oturumunda Türkiye, Amed Surları ve Hevsel Bahçeleri’nin koruma altına alınmasına yönelik öneriye kararın ertelenmesi yönünde tavır bildirmişti.

UNESCO Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Gülnur Aybet, yaratılan tahribatın, alanın üstün evrensel değerini etkilemediğini öne sürmüştü. Aybet, raporun geç teslim edilmesini gerekçe olarak göstererek yetkililerin değerlendirme yapacak zaman bulamadığını ifade etmişti.

İspanya Meclisi artık dört dilli

İspanya Meclisi, İspanyolca dışında ülkenin resmi ortak dilleri Baskça, Katalanca ve Galiçyaca‘nın meclis içinde kalıcı olarak kullanılmasını garanti altına alan yönetmelik değişikliğini oy çokluğuyla kabul etti.

170’e karşı 180 oyla kabul edilen önergenin oylamasında, Bask, Katalan ve Galiçya’daki partiler değişikliğe ‘evet’ derken, birinci parti konumundaki Halk Partisi (PP), aşırı sağcı Vox Partisi ve Navarra Halk Birliği (UPN) değişikliğe karşı oy kullandı.

Aşırı sağcılardan ‘darbe’ suçlaması

İspanya Meclis Divanı‘nın kararıyla ortak diller, 19 Eylül’den bu yana mecliste kullanılmaya başlanmış ve bunun için meclise tercüman ve yeni teknik ekipman alınmıştı.

Bugün mecliste yapılan oylama sonrasında sosyal medya hesabından açıklama yapan Vox lideri Santiago Abascal, Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) lideri ve Başbakan Pedro Sanchez‘i ‘ayrılıkçılarla birlikte darbeye hazırlanmak, meclisi ve mahkemeleri küçük düşürmek, kaçaklarla pazarlık yapmakla’ suçladı.

İspanya’da resmi ortak diller Baskça, Katalanca, Galiçyaca ve Valensiyaca özerk bölgelerin yerel parlamentolarında ve resmi kurumlarında konuşulup okullarda öğretiliyor. Bu dillerin mecliste kullanılması, 23 Temmuz’da yapılan erken genel seçimler sonrasında oluşan hükümet kurma sorunundan sonra gündeme gelmişti. Ayrılıkçı Katalan partiler, olası bir sol koalisyon hükümeti kurulmasına destek vermek için ortak dillerin mecliste kullanımını ve ayrılıkçı Katalan siyasetçiler için af çıkartılmasını şart koşmuştu.

Normalleşme vurgusu

Kral 6’ncı Felipe tarafından hükümeti kurmakla görevlendirilen PP lideri Alberto Nunez Feijoo‘nun, 26-27 Eylül’de meclisten isteyeceği güven oyunu alamaması ve hükümeti kurma görevinin Sanchez’e geçmesi bekleniyor. Sumar’la koalisyon kurabilmek için ayrılıkçı Bask ve Katalan siyasi partilerle görüşmelerini sürdüren Sanchez, “Katalonya’daki normalleşme politikasına sadık kalacağım” diyerek olası bir af için de yeşil ışık yakmış durumda.

Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) liderlerinden olan ve 1 Ekim 2017’de Katalonya’daki bağımsızlık referandumundan dolayı siyaset yasağı bulunan Oriol Junqueras da hafta başında yaptığı açıklamada, “Af konusunda anlaşıldı” demişti.

PP ise  24 Eylül pazar günü Madrid‘de olası bir affa karşı büyük bir gösteri yapacağını duyurdu.