TürkiyeEditörün SeçtikleriEnerjiManşet

‘Akkuyu’da yaşananlar nükleer enerjiyi savunanların bile karşı çıkmasını gerektirecek kadar vahim’

Mersin’in Gülnar ilçesinde inşasına devam edilen   Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) 19 Ocak salı günü akşam saatlerinde meydana gelen ve çevredeki  evlerin, arabaların camlarının kırılmasına neden olan patlama hakkındaki belirsizlik devam ediyor.

Mersin Valiliği ve Akkuyu Nükleer A.Ş’den yapılan açıklamalarda patlamanın planlı bir şekilde yapıldığı söylense de olayın arka planındaki detaylar ile patlamanın halihazırda reaktörlerin oturtulacağı zemine, santral inşaatına veya çalışanlarına zarar verip vermediğine dair bilgiler paylaşılmadı.

‘İş yapma biçimleri güvenlik tehlikesinin kaynağı’

Projenin başından itibaren sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmediğini belirten nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan, “Akkuyu’da bilgiler toplumla şeffaf bir şekilde paylaşılmıyor. Esasen nükleer santrallerle ilgili süreçlerde genel manada ‘güvenlik’ gerekçesi öne sürülerek şeffaflıktan imtina edilir. Ne var ki, inşasına başlandığı tarih  itibariyle Akkuyu NGS’deki iş yapma biçimlerinin kendisi güvenlik tehlikesinin kaynağı” dedi.

Patlamayla ilgili çok fazla cevapsız soru bırakıldığını belirten Demircan, “Hala patlamadan kim, hangi alt işveren ya da alt yüklenici  sorumlu bilmiyoruz, açıklanmıyor. Yine reaktör inşaatlarının temelinde çatlakların oluştuğunu ayrıca son günlerde de inşaat alanında su sızıntısı olduğunu öğreniyoruz.   Azami güvenlik gerektiren nükleer tesislerde bu tür olayların yaşanması ve gerçeklerin toplumdan gizlenmesi kabul edilemez” değerlendirmesinde bulundu.

1,2 büyüklüğünde deprem olarak kaydedildi

Yaşanan patlama, Kandilli Rasathanesi’nde yapılan ölçümlerde merkezi Gülnar (Büyükceli) olan ve saat 18.02’de yaşanan 1.2 büyüklüğünde deprem olarak kayıtlara geçti.

Patlamadan sonra evinin balkonundan dev bulut dalgasını çeken bir vatandaş tepkisini “Yine Büyükeceli’de dinamit patlaması. Bu defa çok büyüktü, inanılmaz büyüktü. Kapılar, pencereler ev oynadı. Keşke burada olsaydınız da görseydiniz. Hem de bu saatte yani saat 5’ten sonra. Olacak iş değil. Herkes evdeyken” sözleriyle dile getirdi.

Antmen: 86 ev hasar gördü

Büyükceli mahallesindeki 86 evin hasar gördüğünü belirten CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen yaptığı açıklamada “Bölge halkımızın evlerinin camları, duvarları, kapıları yıkıldı. Her taraf binlerce cam kırığı ile dolu. Yazlıklarında bulunan vatandaşlarımız korkudan evlerin dışına çıkıp sahile hücum ettiler” ifadelerini kullandı.

Evlerde yaşanan zararın dışında iki kişinin ise cam kırıkları sebebiyle yaralandığı bilgisi paylaşıldı. Çok fazla zararın yaşandığı Tanya Sitesi sakinleri ise yaşadıkları zarardan dolayı suç duyurusunda bulundu.

Akkuyu Nükleer A.Ş.: Planlı bir şekilde yapıldı

Mersin Valiliği yaptığı açıklamada patlamanın ‘planlı bir şekilde yapıldığını’ ve çevredeki evlerde yaşanan zararın bedelinin karşılanacağını söyledi.

Akkuyu Nükleer A.Ş.‘den yapılan açıklamada ise patlamanın arka planı “Akkuyu Nükleer Güç Santrali sahasına giden bağlantı yolunun yapımını yürüten alt yüklenici şirket tarafından planlı delme ve patlatma çalışmaları yapılmıştır” sözleriyle anlatıldı.

‘Zararlar karşılanacak’

Olay yerinde jandarma yetkililerinin ve ilgili diğer kurumların çalışmalarını sürdürdüğü belirtilen açıklamada “Hasar görmüş evlerde ikamet eden vatandaşların acil ihtiyaçları da karşılanmaktadır. Mahallede yerel yetkililer tarafından yürütülen hasar tespit çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmaların tamamlanmasının ardından zarar tazmini gerçekleştirilecektir” denildi.

Açıklamada ayrıca “Akkuyu Nükleer A.Ş alt yüklenici şirket ile koordineli şekilde olayın nedenlerine ilişkin detaylı soruşturmayı yürüten güvenlik kuvvetlerine gerekli her türlü desteği ve yardımı sağlamaktadır. Soruşturmanın ardından ileride bu tür olayların önüne geçilmesi için gerekli önlemler alınacaktır” ifadeleri kullanıldı.

‘Planlısı buysa plansızı nedir?’

Konuyla ilgili Yeşil Gazete’ye değerlendirmede bulunan Pınar Demircan, “Planlı bir patlamanın yapıldığı  yönündeki açıklamalar  doğal olarak bize 1,2 büyüklüğünde deprem etkisi yaratacak  bir patlama planlandı da neden  bölgedeki insanlar uyarılmadı sorusunu sorduruyor. Ayrıca  açıklamalar da çelişkili : Bir tarafta yol yapımı deniyor sonra  çalışanlara konaklama tesisi yapımı içindi  gibi bir açıklama daha duyuyoruz. Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve çeşitli meslek odaları dahil sivil toplum örgütlerinden de haklı olarak ‘Planlısı buysa plansızı nedir? sorusu yükseliyor “dedi.

Akkuyu NGS’nin  çelişkili ifadelerinin olduğu gibi kazayı inkar ettiğine işaret eden Demircan  “Kazaya dair hakikati paylaşmak paylaşmak yerine hemen savunmaya geçildiği aşikar, bu noktada verilen bilginin, içerde yaralı olmadığı yönündeki açıklamaların da gerçekliği doğal olarak soru işareti” ifadelerini kullandı.

‘İlk vukuat değil’

Patlamanın Akkuyu NGS’de yaşanan ilk vukuat olmadığını hatırlatan Demircan, “ 2019 yılının yaz aylarında inşaat temelinde oluşan çatlakların üstüne bir yıl sonra da inşaat alanında su sızıntısı tespit edildi ki  bunlar aslında zeminin devasa nükleer inşaatı için uygun olmadığının ispatıdır” dedi.

Yaşanan su sızıntısına ilişkin açıklama yapan Pınar Demircan, “İnşaat lisansı verilmeden önce fizibilite çalışmaları yapılır, zemin etüdleri gerçekleştirilir. Bunlar inşaatın yapılması açısından bir sorun var mı yok mu diye bilimsel veriler ışığında gerçekleştirilmesi gereken çalışmalardır. Fakat bilimsel gerçeklik bir yana bırakılıp politik kararlarla hareket edilince daha inşaat aşamasında  da böyle olayların yaşandığını hep birlikte deneyimliyoruz” dedi ve ekledi:

Burada iki olasılık var ya projenin fizibilite çalışmaları bile düzgün yapılmadı ya da düzgün yapıldı ama gerçekler gizlendi. Onlar gizlediklerini sansınlar su sızıntısı gösteriyor ki doğa ve biz el ele gerçekleri gün yüzüne çıkartacağız.”

‘Hukukun bertaraf edilmesinden belliydi’

Demircan, nükleer tesis alanı ile ilgili ciddi tehlikelerin bulunduğunu bildiklerini,  inşaatın yapıldığı zeminin karstik özellik göstermesiyle  zaten uygun olmadığını söylerek “Uzmanlar, bilim insanları 13  sivil toplum örgütü tarafından açılan davalar kapsamında yapılan incelemelerde bunları bilirkişilere anlattı, bizler de yazdık. Fakat  hukuk berataraf edildi, bütün davalar reddedildi. Bugünler o davaların reddedildiği  günlerde hazırlandı ” ifadesini kullandı.

‘Çalışanlarına karşı da özensizler’

Projede yaşanan sıkıntıların inşaat çalışmalarına mahsus olmadığını da belirten Demircan, “Akkuyu NGS’nin pandemi döneminde de çalışanlarına karşı özensiz uygulamalarına hep birlikte tanık olduk, hala da oluyoruz. Her gün yeni bir skandal görüyor, çalışanların kalabalık servislere binmeye, yemekhanelerde üst üste yemek yemeye mecbur bırakıldığını duyuyoruz” şeklinde devam etti.

Akkuyu NGS’de çalışma ortamının “çalışma kampı” görüntüleri verdiğini belirten Demircan “Pandemi sürecinde 2023 yılında bir reaktörün bir gün dahi çalışır hale getirilmesi için çalışan nüfusunun pandemi yokmuşçasına önceden planlandığı gibi devam ettiğine de işaret eden Demircan işçilerin sahada prefabrik barakalarda hijyen olmayan koşullarda  yaşamak zorunda kaldığını da ekledi.

Barakalardaki kanalizasyon atıklarının da  hiçbir arıtma sistemi olmadan doğrudan dereye bırakıldığını ordan da bu kirliliğin denize ulaştığını , kabaran işçi nüfusunun Büyükeceli Köyü’nde köylüleri de huzursuz ettiğini hatırlatan Demircan “maliyetten kaçınılıyor, çevre kirliliği umursanmıyor, işçi sağlığı ve iş güvenliği gözetilmiyor” tespitlerinde bulundu.

‘Nükleer savunanlar bile karşı çıkmalı’

Toplumun karar süreçlerinde olduğu gibi kaza ve problemler karşısında da uyarılmamasının, bilgilendirilmemesinin herkesi endişelendirmesi gerektiğinin altını çizen Pınar Demircan son olarak şu değerlendirmede bulundu:

Bir nükleer santrale karşı olmanın yüzlerce nedeni sayılabilir ve nükleer santraller nerede kurulursa kurulsun karşı çıkılmayı hak eden tesislerdir.

Ancak, 2010 yılından bugüne Akkuyu NGS projesi özelinde yaşadıklarımız; bu ülkenin ekonomik, sosyal ve siyasal gerçekleri bu projeye nükleer enerjiyi savunanların bile karşı çıkmasını gerektirecek kadar vahim. Bir taraftan süreçlere dair bilgi talep etmeyi sürdürmeli diğer taraftan da kurum ve kuruluşlarıyla uluslararası kamuoyunun konuya ilgisini, dikkatini talep etmeliyiz.”

 

Kategori: Türkiye