Ana Sayfa Blog Sayfa 346

‘Zaman aşımı’na ramak kala Eryaman-Esat davasında karar: Dört sanığa 62 yıl hapis cezası

Ankara’da, 2006 yılında trans kadınlara saldıran dört kişinin yargılandığı davanın on dördüncü duruşması, bugün Ankara Adliyesi 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşmayı Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi, LGBTİ+ Hakları Merkezi, Hollanda Büyükelçiliği ve Avrupa Birliği Delegasyonu’ndan gözlemciler, GALADER, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol) Milletvekili Özgül Saki ile LGBTİ+ ve insan hakları derneklerinden aktivistler izledi.

17 yıldır Yargıtay ve mahkemeler arasında gidip gelen davanın son duruşmasında sanıklar Şammas Taşdemir, Harun Çardak, Ayhan Günay ve Ahmey Günay için “nitelikli yağma ve yağmaya teşebbüs” suçlarından toplam 62 yıl hapis cezasına hükmedildi.

Baskın yapan sanık, ‘mağdurları tanımıyorum’ demişti

Sanık avukatlarının sanıkların beraatlerini talep ettiği duruşmaya; 2008’deki kararda trans kadınların gittikleri kuaföre baskın yapıp silahla yaralamadan 45 ay ceza alan Şammas Taşdemir de katıldı. Taşdemir mağdurları tanımadığını ileri sürdü .Mahkeme başkanının “O zaman seni nasıl teşhis ettiler” sorusunaysa yanıt veremedi.

Failler Yargıtay’ın kararı onaması durumunda cezaevine girecek.

Eryaman-Esat davasında, aktivistlere adliye önünde polis saldırısı

Ne olmuştu?

2006 yılının nisan ayında Ankara Eryaman’da bir çete trans kadınlara saldırdı. Birçok trans kadın yaşadıkları Eryaman’ı terk etmek zorunda kaldı. Bir kısmı şehir değiştirdi, bir kısmı Esat’a taşındı. Saldırılar Esat’ta da devam etti.

Saldırıya uğrayan trans kadınların suç duyurusu üzerine açılan dava  2008’de sonuçlandı. Sanıklardan Şammas Taşdemir, trans kadınların gittikleri kuaföre yönelik baskında silahla yaralamadan 45 ay; diğer sanıklarHarun Çardak ve Ahmet Günay 40’ar ay, Kurtuluş bölgesindeki trans kadınlara yönelik silahla yaralama eylemlerinden dolayı Ahmet Günay’ın 34 ay cezalandırılmalarına karar verildi.

Mahkeme, saldırganların çete olduğuna hükmetti ancak hükmü alt sınırdan kurdu. Yağma iddiasından ceza vermedi. Karar temyiz edildi.

2008’den günümüzde kadar ise yargı süreci adeta yılan hikayesine döndü. Yargıtay, 2011 yılında kararı bozdu. O sırada davaya bakan mahkemeler değişti. Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki değişiklikler ile dava bir mahkemeden diğerine gitti, geldi. Nihayetinde 2018 yılında dava yeniden Yargıtay’a gitti. Yargıtay, 21 Eylül 2020’de aldığı kararla yerel mahkemenin saldırganlara verdiği cezayı bozdu.

Yargıtay bozma kararında saldırganların “çete olduğuna ilişkin” araştırma yapılması gerektiğini söyleyerek o dönemki telefon kayıtlarının incelenmesini talep etti. 30. Ağır Ceza Mahkemesi de Yargıtay’ın bu kararına uyarak Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’ndan saldırganların birbiriyle haberleşip haberleşmediğine dair bilgi istedi.

Av. Senem Doğanoğlu o dönem trans kadınlara dönük saldırıları ve göçe zorlanmalarını şöyle anlatmıştı:

“Eryaman’da inşaat sektörü canlanması vardı ve orada yaşayan trans kadınlara dönük organize çete saldırıları yaşanmaya başladı. Zamanla hem polis işbirliği içerisinde hem de bu inşaat firmalarının tuttuğu adamlar bir çete olarak trans kadınlara saldırıları arttırdı. Bir zaman sonra ‘haraç vereceksiniz bize’ denmeye başlandı paramiliter güç tarafından. Ancak temel amaç sürgündü. Evlere doğru saldırı başlayınca kızların birçoğu Mersin’e kaçtı. Bir grup da Esat’a yerleşti.

Eryaman’da da bir dava açtırabildik Şammas Taşdemir hakkında. 2008 yılında öldürülen Dilek İnce de şikayetçiler arasındaydı. Şammas Taşdemir’in mala zarar vermekten yargılandığı bir davayı da takip ettik. Bu kişi ceza aldı ama para cezasına çevrildi. Ödedi. Karar kesinleşti ve bitti. Adli cezadan hükme bağlanmış oldu ve saldırganların motivasyonları araştırılmadı.

Eşzamanlı olarak Esat olayları başlayınca çok uzunca bir süre bir şey yapmadı emniyet. Artık her gece birilerinin yaralandığı, malına zarar verildiği, telefondan da tehdidin başladığı bir sürece döndü ve o zaman işte kefenli eylem dönemi başladı. Her gece mumlu eylemler yapılmaya başlandı. Kefenlerle eylemler yapıldı. LGBTİ+ örgütlerinin ve kadın örgütlerinin katıldığı, sessiz protestolar başladı.

Yaralamalar oluyordu. Kuaföre, araçlara zarar veriliyordu. Geceleri sallama satırla kendi araçlarından inip kızların üzerine yürüdükleri ve bir kısmını yaraladıkları vukuatlar çok fazlaydı. Hepsini bir araya getirdik. Şikayetler teker teker alındı. Ardından faillerin hepsi toplandı. Tutuklandılar ve dava süreci başladı.”

 

Hayvanlar için Kadıköy’de Büyük Türkiye Buluşması!

Hayvanları korumak ve bu konuda farkındalık yaratmak için 1931’de Floransa‘da kabul edilen 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü öncesinde hayvan hakları savunucuları, büyük buluşma çağrısı yaptı.

Sokakta yaşayan köpekler için 8 Ekim’de saat 14.00’da Kadıköy İskelesi’nde bir araya gelecek hayvan hakları savunucuları vatandaşlara çağrıda bulundu.

“Sokakta yaşayan köpekleri ölüme göndermeyeceğiz” diyen hak savunucuları, “Tüm yaşam savunucularını mahalle sakinlerimiz olan köpekleri ölüm kamplarına göndermek isteyenlere karşı tek ses olmaya çağırıyoruz” dedi.

‘Büyük Türkiye Buluşması’ İstanbul’daki Kadıköy İskelesi Meydanı’nda, Atatürk heykelinin önünde gerçekleştirilecek.

Türkiye’de hayvanlara yönelik hak ihlallerinin kısa bir listesi

Türkiye’de neredeyse her gün sokakta yaşayan hayvanlara yönelik kötü muameleler yapılıyor. Kimi zaman sokakta yaşayan bir kedinin su içtiği kaba tekme atılıyor, kimi zaman o tekme bir belediyenin bakımevindeki bir köpeğe yöneliyor. “Hayvanat bahçeleri”nde zorla tutulan ve adeta birer süs gibi vitrinlere yerleştirilen hayvanlardan başlayan kötü muamele listesi ihaleye çıkarılıp avcılara öldürülmeleri için izin verilen hayvanlara kadar uzayıp gidiyor.

Öte yandan hayvanlara işkence uygulayan kişilerin aldığı cezalar, hayvan hakları aktivistlerinin verdiği hukuki mücadele sonucunda bu tarz suçların önüne geçilmesi için caydırıcı nitelikte olmuyor.

Ülkede sokakta yaşayan hayvanların aşılarının yapılması, sağlıklı ortamlarda yaşatılması için verilen mücadele de yıllardır sürüyor.

Kimi zaman tavukları sıkışık, hareket edemeyecekleri kümeslerde kesim için hızla büyütülürken, kimi zaman da hayvanlar deneylere birer obje oluyor.

Hayvan hakları aktivistleri tüm bu sorunlara karşı yıllardır seslerini yükselterek mücadele veriyor. Bu mücadele kapsamında yapılacak Büyük Türkiye Buluşması için de vatandaşlara bir araya gelme çağrısı yapılıyor.

Agrobay işçileri İstanbul’da: Dört konsolosluk önünde eylem

İzmir’in Bergama ilçesindeki Agrobay Seracılık’ta çalışırken Tarım-Sen’e üye oldukları için işten çıkarılan işçilerin direnişi sürüyor.

Bugün direnişlerinin 42’nci gününde olan işçiler, şirketin ihracat yaptığı ABD, Birleşik Krallık, Hollanda ve Almanya’nın başkonsoloslukları önünde toplandı.  Protesto eyleminde “Sendika hakkımız engellenemez” ve “Agrobay hakkımızı ver” yazılı dövizler taşınarak “Agrobay işçisi yalnız değildir”, “Agrobay şaşırma, sabrımızı taşırma” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

ABD Başkonsolosluğu önünde yoğun önlem

Sarıyer’deki ABD Başkonsolosluğu önünde yapılan protesto öncesi polis ve çevik kuvvet ekipleri, çevrede yoğun güvenlik önlemi aldı. Burada konuşan Tarım-Sen Genel Başkanı Umut Kocagöz, işten çıkarılan 19 işçiyi temsilen bir heyetle geldiklerini belirtti:

“İşçi arkadaşlarımız Tarım-Sen’e üye oldukları için işten atıldılar. Bugün de direnişimizin 42’nci günü.

Agrobay Seracılık işletmesi domates üreten bir işletme ve daha çok ihracat yapıyor. Avrupa’nın çeşitli yerleri, Almanya, Hollanda, İngiltere ve yeni öğrendiğimiz kadarıyla da Amerika’ya da ihracat yapmaya başlayacak. Geçtiğimiz günlerde Agrobay’ın patronu Arzu Şentürk’ün bir tweetinden öğrendik bunu. Biz de Agrobay’ın ticaret yaptığı ülkelerin ticaret yapan işletmelerine ve orada yaşayan halklara bir mesaj vermek amacıyla bu ülkelerin konsoloslukları önüne geldik. Söylemek istediğimiz şey şu. Bu işletme emeği sömüren, işçileri sendikalaştığı için, haklarını talep ettiği için işten atan, içeride çok ciddi işçi sağlığı, iş güvenliği sorunları olan bir işletmedir. Dolayısıyla burayla yaptığınız ticari ilişkileri tekrar gözden geçirin. ”

‘Sadece hakkımızı istedik’

Başkonsolosluk önüne gelen işçilerden Şehriban Kapaklıkaya da 14 yıldır çalıştığı şirkette yaşadıklarını anlattı:

“Zor şartlar altında amirimiz ne işi vermişse her birimiz yaptık. Başarı belgem var. Biz çalışmadık da o belgeleri niye verdiler, babam mı verdi onu? Hayır, onlar verdi. İşe başladığımda 1,5 yıl sigortasız çalıştım. Ona rağmen hafta tatilimiz yoktu. Senelik iznimiz yoktu. Yıllarca çalıştık. Bizi kod 46 ile suçluyor. Suçlanacak hiçbir şey yapmadık. Yaptığımız köle gibi çalışmak mı, köle gibi çalıştık. Bize ‘hain’ dediler ama biz öyle birisi değiliz. Ne kimseye vurduk ne kırdık. Sadece hakkımızı istedik. Bizi işten çıkarttılar. Ayın 25’inde mesai saati işimi bitirdim. Kalabalık vardı, baktım ne oluyor diye. İnsan kaynakları bizi görüntüledi. Görüntülendiğimizde 300-500 kişi vardı. Çalışanlar oradaydık. Neden hep 14, 15, 18 yıl çalışanları seçti, tabii ki tazminat vermemek için.”

‘Bize hırsız diyenler hırsız’

“Cenazemiz oluyordu. İzin istiyorduk. Paramızı kesiyorlardı. Geç kaldık diyelim. Biz amirimize telefon açıyoruz. Bire bir kesiliyor. Bize ‘hırsız’ diyen onlar hırsız. Biz hırsız değiliz. Bizim burada bulunmamızın sebebi, bizim hakkımızı verseydi, benim bir aylık maaşım kaldı. Bir aylık senelik iznim kaldı. Bir aylık senelik iznimi kullanayım dediğimde ‘İşimiz sıkı’ diye izni vermediler. Bir ay iznim de kaldı. Madem çıkışımızı verdiler. Verdikleri hâlde ertesi gün bizim tazminatımızı, aylığımızı, maaşımızı versinler. Biz buralara kadar gelmeyelim. Burada Arzu’ya sesleniyorum. Duy bizi. Senin de çoluk çocuğun var. Benim de üç tane çocuğum var. Entübe hastası torunum var. Senin de üç tane çocuğun var. Nasıl vicdanın rahat?”

Kapaklıkaya,  herkesten kendilerine destek olmalarını isterken, Kocagöz de haklarını alana kadar eyleme devam edeceklerini belirtti.

Yoğun yağış altında ikinci eylemin yapıldığı Beyoğlu‘ndaki Birleşik Krallık Başkonsolosluğu önünde uğradıkları polis şiddetini anlattı; buna rağmen haklarını alana kadar eyleme devam edeceklerini kaydetti. İşçiler daha sonra eylemlerini Hollanda ve Almanya Başkonsoloslukları önünde de sürdürdü.

İSİG Meclisi’nden Agrobay raporu: Tarımda son 10 yılda en az bin 803 işçi, iş cinayetine kurban gitti

İklim Zirvesi COP28’in başkanı Al Jaber, petrol ve gaz filosunu genişletiyor

Önümüzdeki ay Birleşik Arap Emirlikleri‘nin başkenti Dubai‘de yapılacak Birleşmiş Milletler  İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı‘nın (COP28) başkanı Sultan Ahmed Al Jaber’in yöneticisi olduğu Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) petrol ve gaz üretimini artırıyor.

COP28’in başkanı petrol şirketi CEO’su Al Jaber oldu: Ya kenara çekilsin ya istifa etsin!

Arap basınında yer alan haberlere göre, ADNOC’un yan kuruluşu olan Adnoc Drilling, geçen hafta filosuna üç adet yüksek özellikli jack-up sondaj makinesi ekledi. Yas, Ramhan ve Salamah adı verilen sondaj makineleri, BAE sularına ulaştı.

Şirket,birkaç gün önce de  açık denizde yükseltilmiş bir kaldırma teçhizatı olan Al Danat‘ı bölgeye göndermişti. BMC-400 Pasifik sınıfı sondaj kulesi tipi olan Al Danat, 121 metreye kadar su derinliklerinde çalışabiliyor ve 150 mürettebat barındırıyor .

Net karı 209 milyon dolar

Bu sondaj makineleri, şirketin filo genişletme programının bir parçası. Adnoc Drilling, 2022’de filosuna 16 yeni sondaj makinesi eklemişti. 2024 yılına kadar 27 sondaj kulesi daha eklemeyi; böylece üretim kapasitelerini artırmayı ve binlerce gaz kuyusu açmayı planlıyorlar.

Şirket’i 2023’ün ilk çeyreğine ilişkin net kâr, gelirinin yüzde 19 artışla 716 milyon dolara yükselmesiyle desteklenerek yüzde 25 artışla 219 milyon dolara yükseldi.

Açık denizdeki jack-up ve petrol sahası hizmetlerinin başı çekmesiyle tüm segmentlerde gelir artışı sağlandı.

‘İklim Zirvesi’ni fosil yakıtçı yönetemez’

Geçen ocak ayında, Sultan Al Jaber’in COP28 İklim Zirvesi başkanlığına atanmasına tepki gösteren dünyanın farklı ülkelerinden 450’den fazla sivil toplum örgütü , Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri António GuterresBM Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) İcra Sekreteri Simon Stiell ve BMİDÇS taraflarına açık bir mektup göndererek karardan vazgeçilmesini istemişti.

İklim Zirvesi’ni bir fosil yakıt şirketi yöneticisinin yönetemeyeceğini belirten örgütler, bu atamanın BMİDÇS güvenilirliğini ve meşruiyetini yitirişinin tepe noktası olduğunu belirtmişti.

[COP28’e doğru] BAE’deki zirvede fosil yakıt endüstrisinden yetkililer de çalışacak
‣  BAE’den iklim konferansı öncesi uyarı: Protesto etmeyin, şirketleri eleştirmeyin
[COP28’e doğru] BM’nin eski iklim lideri: COP28 ev sahibi BAE’nin yaklaşımı ‘çok tehlikeli’
BAE’nin COP28 İklim Zirvesi için ‘hassas konular’a ilişkin düzenlediği belge sızdırıldı

Yeşil Düşünce Derneği’nin Karadeniz raporu çıktı, tanıtım yarın!

Yeşil Düşünce Derneği, ‘Kimseyi arkada bırakmadan: Batı Karadeniz’de İklim Hareketinin Güçlendirilmesi’ projesi kapsamında yarın (3 Ekim 2023 Salı günü) 14.00’da projeyle aynı isimli raporun tanıtımını gerçekleştireceğini duyurdu.

Fransız Büyükelçiliği tarafından desteklenen proje kapsamında ortaya koyulan rapor tanıtımı çevrimiçi olarak Zoom üzerinden gerçekleştirilecek.

Moderatörlüğünü Yeşil Düşünce Derneği, Proje Koordinatörü Özge Doruk‘un yapacağı buluşmada aynı zamanda araştırmanın yazarlığını yapan Yeşil Düşünce Derneği’nden Uzman Sosyal Psikolog İlke Candar raporu aktaracak.

Derneğin proje kapsamında Zonguldak ve Kastamonu’da gerçekleştirdiği ‘İklim Okulları’nda ve çevrimiçi düzenlenen İklim Forumu’nda iklim krizinin Batı Karadeniz bölgesindeki etkileri, yerel yönetimlerin iklim uyumu konusundaki çalışmaları ve yapabilecekleri, iklim adaleti ve kırılgan gruplar, iklim afetleri ile mücadale konuları derinlemesine ele alınmıştı.

Yeşil Düşünce Derneği’nin rapor tanıtımı etkinliğine buradan kayıt yaptırabilirsiniz.

2023 Nobel Tıp Ödülü mRNA aşısının geliştirilmesi çalışmalarına

2023’ün Nobel ödülleri verilmeye başlandı. Bu yılın Tıp Ödülü, mRNA içerikli Covid-19 aşısının geliştirilmesini sağlayan çalışmalara imza atan 68 yaşındaki Macar asıllı bilim insanı Katalin Kariko ve 64 yaşındaki ABD’li bilim insanı Drew Weissman‘a verildi.

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü‘nde düzenlenen basın toplantısında, 2023 Nobel Tıp Ödülü’nü, “Covid-19’a karşı etkili mRNA aşılarının geliştirilmesini sağlayan nükleozit baz modifikasyonlarına ilişkin keşifleri” nedeniyle biyokimyager Kariko ve immünolog Weissman’ın kazandığı açıklandı.

Ödülü kazanan bilim insanları 11 milyon İsveç kronu (yaklaşık 1 milyon dolar) para ödülünü paylaşacak.

2022 Nobel Tıp Ödülü’nü “soyu tükenmiş homininlerin genomları ile insan evrimine ilişkin keşiflerinden ötürü” 68 yaşındaki İsveçli biyolog Svante Paabo kazanmıştı.

Nobel ödülleri

İsveçli Alfred Nobel‘in vasiyeti üzerine ölümünden sonra 9 Haziran 1900’de kurulan Nobel Vakfı’nın insanlığa hizmette bulunanlara verdiği ödüller, dünyanın en saygın ödülleri olarak kabul ediliyor.

Nobel Ödülleri, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi, İsveç Akademisi, Karolinska Enstitüsü ve Norveç Nobel Komitesi tarafından, kişiler veya kuruluşlara fizik, kimya, edebiyat, barış ve tıp olmak üzere beş dalda en başarılı kabul edilen isimlere veriliyor.

Ek olarak oluşturulan, Nobel Ekonomi Ödülü ise 1968’de İsveç Merkez Bankası‘nın Alfred Nobel’in anısına ekonomi dalında da ödül verilmesini kararlaştırmasıyla, ilk kez 1969’da verildi.

Bu ay içinde diğer dallarda da ödüller sahibini bulacak. Para ödülünün miktarı İsveç kronunun değer kaybetmesi nedeniyle ödül miktarı bu yıl 1 milyon kron artırıldı.

Çiğdem Mater: Bize özel değil, herkese olur, herkese olabilir, herkese olacak!

Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin kararıyla Gezi Parkı davasında 18 yıl cezası onanan Çiğdem Mater, cezaevinden yazdığı mektupta kararı değerlendirdi. “Türkiye adalet sisteminin her basamağı için çok üzgünüm. Gerçeklikten kopmanın, yalanı doğru saymanın, çürümenin sıradan örnekleriyiz. Bize özel değil. Herkese olur, herkese olabilir, herkese olacak” diyen Mater şunları söyledi:

“Bizler, hiçbir suça karışmamış olmanın verdiği iç huzurla, iyiyiz. Onlarsa, ‘Türk Milleti’ adına attıkları imzayla, koca bir ülkeyi bir suça ortak ettiler. Kendilerini düğmesiz cübbeleri ve vicdanlarıyla baş başa bırakıyorum.”

Gezi davasında Kavala ve Atalay dahil beş sanığın cezası onandı: TİP ‘özgürlük yürüyüşü’ne başlıyor

Gülünmeyen koca bir şaka halindeki Türkiye

Çiğdem Mater’in “Türkiye koca bir şaka ama buna ne kadar gülebiliriz?” başlıklı açıklaması şöyle:

“Önümde ‘Türk Milleti Adına’ diye başlayan bir Yargıtay ilamı duruyor, hepinizin adına yani. 78 sayfa boyunca, 2017’den beri yaşadıklarımızın sorumlusu, tek satırı bile doğru olmayan iddiaları bu kez de Yargıtay hâkimlerinin doğru kabul ettiğini ve hakkımızda istenen cezaların bu kabulle onandığını okuyoruz. Her bir satırı hukuk fakültelerinde ‘bunları aman ha, sakın yapmayın’ diye ders olacak fezlekelere, iddianamelere, gerekçeli kararlara, istinaf kararlarına, tebliğnamelere bu kez de Yargıtay ilamı eklendi. En alt derece mahkemeden en üstüne, Türkiye adalet sisteminin her basamağı için çok üzgünüm.

Bu olanlar, her nasıl 2017’den beri bu tuhaf ve saçma sürece maruz kalan sekiz kişiye özel değildiyse, şimdi de Silivri ve Bakırköy‘deki beş kişiye özel değil. Gerçeklikten kopmanın, yalanı doğru saymanın, çürümenin sıradan örnekleriyiz. Bize özel değil. Herkese olur, herkese olabilir, herkese olacak.

Küçücük bir örnek: Yargıtay’ın hakkımdaki 18 yıl cezayı onayan beş hâkimi şöyle diyor: ‘27 Haziran 2013’te yapılan Garaj İstanbul toplantısına katıldığı ve bu hususun fiziki takip tutanaklarıyla doğrulandığı…’ Kanıtla geliyor yani, fiziki takip var, FOTOĞRAF var diyor. Ben misal, dava dosyasını bir ‘dış göz’ olarak okusam, fotoğraf varmış derim, gitmiş derim. (Hani değil de, diyelim toplantıya katılmak suç!) Zira, koskoca Yargıtay’ın olmayan fotoğrafa ‘var’ diyeceği aklıma gelmez. Peki, işin aslı ne? Ben o tarihte ve saatlerde, İzmir’de, sinemaya dair bir kamusal toplantıda sahnedeyim, konuşmacıyım. Bu kanıtlar daha ilk yargılamada mahkemeye sunuldu ama belli ki yüksek mahkeme gerçekleri görmezden gelmeyi tercih etmiş. Ne diyor Yargıtay ilamı: ‘Vicdani kanıların kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandığı anlaşıldığından hükmün onanmasına…’ Yani Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesi hâkimleri benim aynı anda İzmir ve İstanbul’da olabileceğimi ‘kesin, tutarlı ve çelişkisiz’ bulmuş. 78 sayfalık kararın her bir satırı beş insan, beş hayat için böyle örneklerle dolu.

Söz ettiğimiz şey hayatlarımız. İnsan hayatları. Şaka değil. Gülecek bir şey yok.

‘Hepsi dosyada en ufak bir suç ve delil olmadığını biliyor’

Perşembe akşamından beri canım Mücellâ ve canım Hakan için çok mutluyum. Ama biliyorum ki ben onlar için mutluyken, onlar derin bir üzüntü ve keskin bir öfke içindeler.

Şunda anlaşalım, 2017’den beri bu dava sürecinde iddia ve karar makamında oturan her bir hâkim, savcı bu dosyada en ufak bir suç ve delil olmadığını benden iyi biliyor, eminler.

Bu noktada, Yargıtay Üçüncü Ceza Dairesi’nin oybirliğiyle verdiği onama kararının altında imzası olan beş yüksek yargıcın bize yaptıklarını başka kimseye yapmamalarını dilemekten ötesi gelmiyor elimden.

Bizler, hiçbir suça karışmamış olmanın verdiği iç huzurla, iyiyiz. Onlarsa, ‘Türk Milleti’ adına attıkları imzayla, koca bir ülkeyi bir suça ortak ettiler. Kendilerini düğmesiz cübbeleri ve vicdanlarıyla başbaşa bırakıyorum.

Tesadüf, okuma listemin tepesinde, Dante‘nin İlahi Komedya’sı var. Malûm, ilk cilt cehennem. Düşündüm de şimdi yazarken, hiçbir şey tesadüf değil aslında. Enseyi karartmayın, araftan sonra cennet var…”

 

Sağlık Bakanı Eris’e karşı aşı talebi için ‘küresel propaganda’ dedi, hekimler endişeli: Halk sağlığı tehdit altında

Amerika ve Avrupa kıtasında Coronavirüs’ün (Covid-19) baskın varyantı haline gelen Eris varyantı, Türkiye’de de görülmeye başlandı. Sağlık Bakanı “Birileri istiyor diye aşı program” başlatamayız” derken, hekimler bakanı sorumluluğa davet ediyor.

Bakan Fahrettin Koca, Covid-19 dolayısıyla yaşamını yitirdiği belirtilen Erzin Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Ersin Mahmutoğlu‘nun ölümü üzerine başlayan tartışmalar üzerine sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak,  “Toplu bir aşı kampanyası ya da kapanma benzeri tedbirler asla uygulanmayacak. Covid-19, artık griple nasıl mücadele ediliyorsa tıpkı öyle mücadele edilecek bir hastalıktır. 85 milyon müsterih olsun” dedi.

‘Kara propaganda’

““Ne acıdır ki arkadaşımız Dr. Ersin’in vefatı, bilhassa hekimleri üzecek şekilde anılmaya, adeta bir kara propaganda aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır” diyen Koca, “Bu propaganda, Eris varyantı sebebiyle, tıpkı salgının başlarındakine benzer, şu an için asla gerçekçi ve gerekli olmayan, bilimsellikten tamamen uzak tedbirlerin uygulanmasına ve aşı kampanyaları başlatılmasına yöneliktir” diye konuştu.

Bakan Koca’nın açıklaması şöyle:

“Arkadaşımız Dr. Ersin Mahmutluoğlu adının karıştırıldığı tezvirattan incinmesin, nur içinde yatsın. Bilindiği gibi, Erzin Devlet Hastanesi Başhekimimiz Dr. Ersin Mahmutluoğlu’nu yakın bir tarihte kaybettik. Kendisine tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Ne acıdır ki arkadaşımız Dr. Ersin’in vefatı, bilhassa hekimleri üzecek şekilde anılmaya, adeta bir kara propaganda aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bu propaganda, Eris varyantı sebebiyle, tıpkı salgının başlarındakine benzer, şu an için asla gerçekçi ve gerekli olmayan, bilimsellikten tamamen uzak tedbirlerin uygulanmasına ve aşı kampanyaları başlatılmasına yöneliktir. Her ürünün üreticisi gibi, aşı üreticileri de ürettikleri ürünün daha fazla alıcı bulmasını isteyebilirler. Ama bilim buna bakmıyor! Gereksiz bir ilacı kim kullanmak ister, onu hangi hekim önerebilir? Öneriyorsa, o tıp ahlakına bağlı bir hekim midir? Hastayla ilişkisi dışında, olası başka ilişkileri de akla gelmez mi?”

‘Küresel ve yerel propagandaya boyun eğmeyiz’

“Bilim adına bilime aykırı girişimlerde bulunanları ve ülkemizin gereksiz yere “sosyal bir depresyona” sürüklenmesinde sakınca görmeyenleri bilimin tarafsızlığını, sorumluluğunu üstlenmeye davet ediyorum. Kim ne derse desin, spekülasyonlardan hareketle, gerçekçi veriler olmadığı halde yapılmayacak olanı yapmayacağız. Sosyal depresyon da büyük bir sağlık sorunudur.

Covid-19’la mücadelede, radikal tedbirler almaktan aşı uygulamasına, insanımızın sağlığı için ne gerekiyorsa hepsini, milletçe uyum içinde yaptık. Şimdi gündemde olan küresel ve yerel propaganda, eski tecrübenin haklı endişesinden hareketle bir boyun eğdirme çabasıdır. Boyun eğmeyiz, eğmeyeceğiz. Bu söz konusu bile olamaz. Toplu bir aşı kampanyası ya da kapanma benzeri tedbirler asla uygulanmayacak. Covid-19, artık griple nasıl mücadele ediliyorsa tıpkı öyle mücadele edilecek bir hastalıktır. 85 Milyon müsterih olsun.

Genç yaşta kaybettiğimiz hekim arkadaşımız bu yönden de talihsiz. Adı, etik dışı emel sahiplerinin dilinde. Kendisinin vefat nedeni çok açıktır. Dr. Ersin Mahmutluoğlu’nun 35 yaşından itibaren kalp yetmezliği rahatsızlığı vardı. Dr. Ersin, bu rahatsızlığına bağlı olarak gelişen hastalıklarıyla birleşen solunum yolu enfeksiyonu sebebiyle hayatını kaybetti. Yapılan 3 ayrı PCR testi sonucunda kendisinin Covid-19 olmadığı anlaşılmıştı. Buna rağmen, bilimsel mantıkla sağlaması yapılmış bir içerik sunuyormuş gibi görünerek, bilimsel karşılığı olmayan birtakım yorumlarda bulunanlar talihsiz bir davranış örneği sergilediler. Bugün konuşulanların ömrü kısa olacak, bilimin sözünün ömrü uzundur.

Hekimliğin rengi beyazdır. Bir hekime, kara propaganda yakışmaz. Arkadaşımız Dr. Ersin Mahmutluoğlu adının karıştırıldığı tezvirattan incinmesin, nur içinde yatsın.”

Hekimler tepkili

Hekimler ise Bakan’ın açıklamalarına tepkili. Eris varyantının şu anda büyük bir salgın halinde olmasa da dikkatle izlenmesi gerektiğine dikkat çeken Türk Tabipleri Birliği, Dünya Sağlık Örgütü Covid-19 Aşı İçeriği İzleme Komitesi‘nin hastalığın seyri, sıklığı, dağılımı, dolaşımdaki varyantların durumu ve kullanımdaki aşıların etkinliği gibi konuları değerlendirerek yeni bir Covid-19 aşısı önerdiğini hatırlattı.

Eris varyantı da dahil Omikron’un alt varyantlarına karşı koruyucu olduğu tıbbi onay alan yeni aşı, birçok ülkede risk gruplarına uygulanmaya başlandığını söyleyen Birlik, amacın hastane yatışlarını ve ölümleri azaltmak olduğunu ve primer aşılama ile ilk hatırlatma dozlarının ardından 6-12 ay sonra hatırlatma dozlarının tekrarlanması gerektiğine dikkat çekti.

TTB’nin altını çizdiği yüksek öncelikli gruplar ise şöyle:

  • 50 yaş üstü herkes
  • Ağır hastalıkları (diyabet, kalp hastalıkları, ciddi obezite vb) olan genç erişkinler
  • Bağışıklığı baskılanmışlar (6 aydan küçük çocuklar, HIV’le yaşayan bireyler, solid organ veya kemik iliği alıcıları vb)
  • Gebeler
  • Bakım altındaki hastalar ve bu gruplara bakım verenler
  •  Sağlık çalışanları.

TTB, Bakanlık düzeyinde “küresel aşı baskısı” gibi anlaşılmaz bir kavramın kullanılmasının, mücadele edilmesi gereken aşı kararsızlığını tam tersine büyüteceğine dikkat çekerek “Sayın Bakanı halk sağlığını tehdit eden bu bilim dışı açıklamayı geri almaya davet ediyoruz” dedi.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Infeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) ise “Sağlık Bakanı Sayın Dr. Fahrettin Koca’nın yaptığı ve bugüne kadar en az 20 milyon insanın hayatını kurtaran COVID-19 aşılarına karşı kamuoyunda şüphe yaratma potansiyeli taşıyan, ek olarak çocukluk çağı aşılaması dahil bulaşıcı hastalıkların önlenmesinde hayati önemi olan tüm aşılama faaliyetleri için ciddi sorun yaratabilecek açıklaması konunun uzmanı bilim insanları ve hekimlerde üzüntü ve hayal kırıklığı yaratmıştır” dedi.  

Son varyant EG.5’in (Eris) yayıldığı Kuzey Amerika ve Avrupa ülkelerinde ağustos ve eylül ayı içinde hastane yatışlarında ve ölümlerde ciddi artışlar gözlendiğini belirten KLİMİK, bu artışların hastalığın beklenen sonuçları olup esas olarak risk grubundaki kişileri etkilediğini, ağır hastalık gelişme riski taşıyan kişileri korumanın en etkili yolunun ise aşı olduğunu vurguladı:

“Her yıl grip aşıları için de yapılmakta olan, güncellenmiş aşılarla hatırlatma dozu  uygulamasının “aşı baskısı” olarak nitelendirilmesi talihsizliktir. Nitekim Sayın Fahrettin Koca’nın kendisi aynı açıklamasında grip aşılarını ‘önemsediklerini’ ifade etmiştir. Geldiğimiz noktada gripten en az iki kat daha ölümcül olan COVID-19 için dünyada yapılmakta olan da tam olarak grip aşısındaki gibi bir güncellemedir.”

Eris varyantı nedir, nasıl korunulur?

Eris varyantı, Omicron varyantının alt türü olarak aralarında Türkiye’nin de yer aldığı onlarca ülkede görüldü. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Birimi, geçen perşembe günü ilgili birimler ve başhekimliklere gönderdiği yazıda, “Son 24 saat içinde hastanemizde yapılan SARS-COV-2 PCR (Koronavirüs) testlerinde pozitiflik oranı yüzde 3’ten yüzde 20’lere kadar ulaşmıştır” diyerek personel, hasta ve hasta yakınları için maske zorunluluğunu hatırlattı.

Eris, EG.5.1 olarak adlandırılan bir mutasyona sahip olan virüs. Bu mutasyon, Eris varyantının insan hücrelerine daha kolay bağlanmasına ve çoğalmasına yardımcı olabilir.

Dünyayı etkisi altına almaya başlayan varyant, ilk olarak 17 Şubat 2023 bildirildi, ancak ilk kez 2021 yılının sonlarında görülmeye başlanan omicronun alt varyantı olduğu olduğu biliniyor.

DSÖ, 9 Ağustos 2023 tarihinde yapılan İlk Risk Değerlendirmesine göre EG.5’i ve onun alt türlerini bir ilgi varyantı (Variant Of Interest-VOI) olarak belirlediğini bildirdi ve sağlık yetkililerine bulaşmasını dikkatle izlemelerini tavsiye etti.

Belirtileri
  • Boğaz ağrısı
  • Öksürük
  • Burun tıkanıklığı veya burun akıntısı
  • Değişen koku alma duyusu
  • Baş ağrısı
  • Hapşırma
  • Ses kısıklığı
  • Ateş
Fark edilmeyen belirtiler

Daha az da görülse aşağıdaki belirtilerin, Eris varyantı ile bağlantılı olabileceği düşünülüyor:

  • Deri döküntüsü
  • Ağızda veya dilde değişiklikler- ağızda şişme ve dilde veya ağız ve dudakların iç yüzeyinde ülserler
  • Kızarmış ve ağrılı el veya ayak parmakları
  • İshal
  • Boğuk bir ses
  • Kaşıntılı veya kırmızı gözler
Nasıl bulaşır?

Eris, diğer Covid-19 varyantları gibi solunum damlacıkları yoluyla yayılıyor. Bu damlacıklar, bir kişinin hapşırması veya öksürmesi sırasında havaya salınıyor ve başka bir kişinin nefes alması veya göze veya burnuna dokunması yoluyla bulaşabiliyor.

Bulaşıcı mı?

Eris’in diğer Covid-19 varyantlarından daha bulaşıcı olduğu düşünülüyor ancak bunun ne kadar hızlı ve kolay olduğu henüz tam olarak anlaşılmış değil.

Nasıl korunacağız?

Hekimler aşının önemine dikkat çekiyor. Özellikle risk grubundaki kişilerin “hatırlatma dozu” yaptırması önemli. Ayrıca Covid-19 pandemisi sırasında olduğu gibi maske takmak, elleri sık sık yıkamak, maskesiz kalabalıklarda uzun süre kalmamaya çalışmak da öneriliyor.

İklim krizi: Kahve sevenleri zor günler bekliyor

Gaziantep Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu, 1 Ekim Uluslararası Kahve Günü‘nde El Nino ve La Nina hava olaylarının kahve üretimini olumsuz etkilediğini ve iklim değişikliğiyle birlikte kahve üretim alanlarının daraldığını söyledi.

Birçok ülkenin kahve için belirlediği ulusal bir gün bulunurken Uluslararası Kahve Örgütü’nün (ICO) ortak bir gün kararlaştırmak üzere başlattığı çalışmalar sonucu 2014’ten bu yana 1 Ekim, Uluslararası Kahve Günü olarak kutlanıyor.

kahve, iklim krizi

Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü (FAO) verilerine göre, kahve, dünyada ticareti en fazla yapılan tropikal ürün ve 25 milyon hane, kahve üretiminden gelir elde ediyor. Brezilya, Vietnam ve Kolombiya en çok kahve üreten ülkeler arasında yer alırken Avrupa Birliği (AB) üyeleri ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) kahvenin en çok tüketildiği ülkeler olarak öne çıkıyor.

Kahve üretiminde Arabica ve Robusta olmak üzere iki temel çekirdek bulunuyor. Robusta üretiminin en yoğun olduğu bölgeler Vietnam, Endonezya ve Hindistan olurken Arabica, Orta ve Güney Amerika‘da yoğun olarak üretiliyor.

AA’dan Yeter Ada Şeko’nun aktardığına göre; Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP tarafından iklim anomalisi olarak tanımlanan El Nino ve La Nina hava olaylarının iklim kriziyle birlikte şiddetlenmesi bu ülkelerdeki kahve üretiminde dalgalanmalara neden oluyor.

La Nina kahve üretimini olumsuz etkiliyor

Güney Amerika ülkesi Brezilya’da, Sao Paulo Devlet Üniversitesi akademisyenleri tarafından yürütülen bir çalışmada, kahve üretiminde El Nino ve La Nina’nın etkili olduğu yıllarda standart sapmalarda bazı değişimler meydana geldiği görülürken, bu hava olaylarının, bazı bölgelerdeki kahve üretimine ciddi etkilerinin olduğu belirlendi.

Söz konusu bölgelerde La Nina döneminde elde edilen ürün miktarı, El Nino döneminde alınan ürün miktarından hektar başına 325 kilogram daha düşük oldu.

Robusto çekirdeğinin daha fazla üretildiği Endonezya’da, El Nino ve La Nina’nın bölgesel üretimi nasıl etkilediği üzerine yapılan bir diğer çalışmada da benzer sonuçlara ulaşıldı.

kahve, iklim krizi

Endonezya IPB Üniversitesi (Institut Pertanian Bogor) akademisyenleri tarafından 2021’de gerçekleştirilen çalışmada ülkenin en çok kahve üretilen 7 bölgesindeki üretim verileri, 1993 ve 2019 arasındaki çeşitli periyotlarda değerlendirildi.

Yapılan çalışma sonucu La Nina ve El Nino’nun kahve üretim noktaları üzerinde farklı etkileri olduğu saptandı. La Nina’nın bir bölge hariç tüm bölgelerde verimliliği düşürdüğü saptanırken, El Nino’nun etkili olduğu dönemlerde üç bölgede düşüş gözlemlendi.

kahve, iklim krizi

Sao Paulo’daki aşırı düşük sıcaklıklar kahve bitkisini dondurdu

Aynı zamanda Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Kahve ve Hindiba Komisyonu Üyesi olan Prof. Dr. Nazım Şekeroğlu, El Nino ve La Nina hava olaylarının kahve üretimi üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmede bulundu.

Sıcaklığın 5 derecenin altına düştüğü durumlarda bitki üzerinde oluşan buz kristallerinin öldürücü etki yaparak çiçek tomurcuklarını, çiçekleri ve meyveleri yok edebileceğini ve yapraklarda don yanıklarına neden olabileceğini aktaran Şekeroğlu, uzun süreli soğukların kahve bitkisine ciddi zarar verdiğini bildirdi. Şekeroğlu, Ağustos 2021’de Brezilya’nın Sao Paulo eyaletinde yaşanan aşırı düşük sıcaklıklarda çok sayıda kahve bitkisinin donduğunu hatırlattı.

Şekeroğlu, düşük sıcaklığa alışkın olmayan kahve bitkilerinin, La Nina’nın yaşandığı dönemlerde ciddi zarar gördüğünü vurgulayarak, bununla birlikte El Nino’nun etkili olduğu yıllarda yaşanan sıcaklık artışlarının da kahve bitkisine zarar verebileceğine, verim ve kalitede düşüşler görülebileceğine dikkati çekti.

São Paulo’nun Cristais Paulista şehrinde olgun kahve bitkilerinde don. – Fotoğraf Jonas Ferraresso

‘Küresel iklim değişikliğiyle üretim alanları daraldı’

“El Nino ve La Nina, kahve piyasasını etkilese de asıl mesele küresel iklim değişikliğiyle birlikte kahve üretim alanlarının daralması ve üretimin tüketimi karşılayamayacak olmasıdır” diyen Şekeroğlu, küresel ısınmanın devam etmesi durumunda gelecek 50 yıl içinde kahve üretim alanlarının yarıya yakınının elverişsiz hale gelebileceği tahminini paylaştı.

Şekeroğlu, şunları söyledi:

“Bu durum kahve fiyatlarının hatırı sayılır bir biçimde artacağını, Robustaya göre daha aromalı ve kaliteli olan Arabica kahvelerine erişimin güçleşeceğini göstermektedir. Yükselen fiyatlar sonucu kahve harmanlarında Arabicaya göre düşük fiyatlı Robusta kahvelerinin oranının artması zaten alışılan kahve aromasını giderek yok ediyor. Bu aşamada kakule, muskat, vanilya ve tarçın gibi baharatlar veya çikolata benzeri ilavelerle aromalı kahvelerin tüketiciye sunulması piyasa oyuncularının ileriye dönük projeksiyonları arasında. Filtre kahve, espresso ve Türk kahvesi sevenleri ise maalesef zor günler bekliyor.”

kahve, iklim krizi

‘En etkili çözüm küresel ısınmanın önüne geçmek’

Şekeroğlu, kahvenin sürdürülebilirliği açısından bireylerin neler yapabileceği hakkında, “Kahveye gereken değeri verip daha kontrollü tüketmek en makul yol gibi görünüyor. Ama en etkili çözüm küresel ısınmanın önüne geçmek olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Brezilya Amazonları’nda son bir haftada 100’den fazla ölü yunus bulundu

Tarihi bir kuraklık yaşanan ve  su sıcaklığının yer yer 39 dereceyi aştığı Brezilya Amazonları‘nda son bir haftada 100’den fazla ölü yunus bulunduğu bildirildi.

Brezilya Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Bakanlığı’nın finanse ettiği Mamiraua Enstitüsü tarafından yapılan açıklamada, ölü yunusların tamamının Tefe Gölü‘nde bulunduğu açıklandı.

Durumun “olağandışı” olduğu vurgulanan açıklamada, uzmanların bu olayı kuraklıkla ve Tefe Gölü’ndeki su sıcaklığının yer yer 39 dereceyi aşmasıyla bağlantılı olarak değerlendirdiği belirtildi.

Yunusların ani ölümü, artan küresel sıcaklığın hassas bölgelerdeki türlerin tolerans eşiğini aşabileceği yönündeki korkuları artırdı.

Amazon kuraklıkla mücadele ediyor

Mamiraua Enstitüsü araştırmacılarından Andre Coelho, bölgedeki yunusların başka nehirlere nakledilebileceğini ancak bunun çok güvenli olmadığını söyledi: “Hayvanları doğaya salmadan önce sudaki toksinleri veya virüsleri tespit etmek önemli.”

Aynı enstitüde jeoloji araştırmacısı olan Ayan Fleischmann da hastalık ve kanalizasyon kirliliği de dahil olmak üzere birçok olası nedenin araştırıldığını ancak su derinliği ve sıcaklığının kitlesel ölümlerin “kesinlikle ana bileşeni” olduğunu söyledi: “Cumartesi günü saat 6’da Tefé Gölü’nde 39C’nin üzerinde bir sıcaklık ölçtük. Bu çok sıcak, korkunç.” 

Dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi Brezilya da son aylarda insan kaynaklı iklim çöküşü ve El Niño‘nun bir sonucu olarak olağandışı aşırı hava koşullarından zarar görüyor. Ülkenin güneyindeki geniş alanlar yoğun yağmur fırtınaları nedeniyle sular altında kalırken, kuzeyi alışılmadık derecede şiddetli bir kurak mevsim nedeniyle kavruluyor. 

Dünyanın en büyük nehri olan Amazon’daki su seviyesinin ise son iki haftadır her gün 30 cm. düştüğü tespit edildi. Yılın bu zamanında Manaus‘taki ortalama derinlik, yağışlı sezon zirvesinden 4,4 metre daha düşük oluyor ancak bu yıl şimdiden 7,4 metre ölçülde ve yerel biyologlar bunu görülmedik bir durum olarak değerlendiriyor. 

Yetkililer, gelecek birkaç haftada da toplu ölümlere yol açabilecek şiddette kuraklık beklendiğine dair uyarı yaptı.

İnsan faaliyeti ve kuraklık Amazon’un üçte birinde bozulmaya yol açıyor
[Dünya Amazon Günü] ‘Amazonlar kaybedilirse iklim değişikliği durdurulamaz’

Dünyada kalan altı tatlı su yunus türünden biri

Yunuslar, nehir kıyısında yaşayanlar için hayati önem taşıyan nehrin sağlığının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. “Boto” olarak bilinen Amazon yunusları  piranayla besleneniyor ve pembe ya da gri renkte oluyor. 

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği, botoları nesli tükenmekte olan türler arasında sınıflandırıyor. Eskiden çeşitli ve bol olmalarına rağmen, dünyada kalan sadece altı tatlı su yunus türü arasında yer alıyorlar . Bunlardan biri olan Çin‘deki “Baiji” olarak bilinen Yangtze Nehri yunusu; kirlilik, nehir trafiği, barajlar ve aşırı avlanma nedeniyle neredeyse yok oldu. 20 milyon yıldır yeryüzündeydi ama 2002’den beri görülmedi.

Yunuslar sadece Tefé’de değil, Amazon’un diğer bölgelerinde de kuraklıkla  mücadele ediyor. Bu ayın başlarında, Pará eyaletindeki Marechal Thaumaturgo‘daki balıkçılar, Juruá Nehri’ndeki su seviyesinin beş yılın en düşük noktası olan 2,3 metreye düşmesi sonucu mahsur kalan iki hayvanı kurtarmıştı.

Bu olağanüstü türün nesli zaten tehlike altında; dolayısıyla bu kadar kısa sürede bu kadar çok bireyi kaybetmek felakettir” diyen WWF koruma grubundan Daphne Willems, bu trajediye acil müdahale gerektiğini söyledi; 24 Ekim’de imzalanacak olan küresel nehir yunusları deklarasyonunun önemine dikkat çekti.

Sadece yunuslar değil, bölgedeki diğer birçok tür de kuraklıktan etkileniyor. Sosyal medyada yayınlanan videolarda, ölü deniz ayıları ve diğer hayvanların görüntüleri  yayınlanıyor.

İnsanlar da zor durumda

Bölgede yaşayan İngiliz araştırmacı Daniel Tregidgo ise sosyal zincirleme etkiler konusunda uyardı çünkü neredeyse tüm yiyecek ve yakıt malzemeleri, 550 km  uzaklıktaki Manaus’tan Solimões Nehri boyunca tekneyle taşınıyor. Bu su yolu artık geçilemez durumda, bu da fiyatları artıracak ve gıda güvensizliğine neden olacak.

Tefé kuraklıktan en çok etkilenen bölgelerden biri. Ulusal Meteoroloji Enstitüsü, eylül ayında buradaki yağış miktarının tarihsel ortalamanın ancak üçte biri kadar olduğunu söylemişti. Bölgedeki birçok kanal kurudu, tanoların suyun yanı sıra çamurda da yol alması gerektiğinden, eskiden üç saat süren nehir teknesi yolculukları artık tam bir gün sürüyor.

Amazonas eyalet yetkililerine göre Tefé’deki 70.000 kişilik insan nüfusu, su kıtlığından etkilenmiş durumda. Su krizi yaşayan bölge giderek genişlerken, kuraklığın ekim ayında yoğunlaşması bekleniyor. Yerel yetkililerse insani yardım için federal yetkililerle görüşmek üzere başkent Brasil‘e gitti.  

Devlet Bakanı Luiz Inacio Lula da Silva, iklim değişikliği ve çevresel sorunlarla boğuşan Amazonlar’a 20 milyon dolar kaynak sağlanacağını  açıklanmıştı.