Ana Sayfa Blog Sayfa 3293

İçişleri Bakanlığı 94 derneğin faaliyetlerini durdurdu

İçişleri Bakanlığı, OHAL kanununu dayanak göstererek 94 derneğin faaliyetlerini durdurdu.

Bakanlık, kararı Olağanüstü Hal (OHAL) Kanunu’nun 11. Maddesine dayandırdı. Söz konusu madde dernek faaliyetlerini her dernek hakkında ayrı karar almak ve üç ayı geçmemek kaydıyla durdurmayı kapsıyor.

Bakanlık açıklamasında 94 derneğin kapatılma gerekçesi olarak “Genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak amacıyla 20 ilimizde milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilmesi” gösterildi.

Derneklerin isimleri yayınlanmazken 94 dernekle ilgili “FETÖ bağlantılı 42, PKK/KCK bağlantılı 26, DHKP-C bağlantılı üç, diğer aşırı sol örgütlerle bağlantılı 19  ve DEAŞ bağlantılı dört” ifadeleri yer aldı.

Açıklamada 23 Temmuz 2016 tarih ve 667 sayılı ve 22 Kasım 2016 tarih ve 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile toplam bin 325 derneğin kapatıldığı hatırlatıldı.

Bakanlık 11 Kasım’da da aynı madde kapsamında 39 ilde 370 derneğin faaliyetini durdurmuştu.

 

(Bianet)

Gazeteci Ahmet Şık tutuklandı

Perşembe günü evinde gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen gazeteci Ahmet Şık, savcının emniyetteki sorgusunun ardından götürüldüğü adliyede savcı tarafından tutuklama istemiyle mahkemeye sevk edildi ve daha sonra tutuklandı.

Perşembe günü gözaltına alınan gazeteci Şık, emniyete gelen savcının sorularını yanıtlamadı ve ifade vermedi.

BBC Türkçe’den Rengin Arslan’ın haberine göre ifade tutanağında, savcı Şık’a paylaştığı bazı tweetleri ve yaptığı haberleri sordu.

Bu tweetler arasında şunlar yer alıyor:

  • “Tahir Elçi’yi tutuklamak yerine katletmeyi tercih ettiler. Katil sürüsü bir mafyasınız”
  • “Devlet mafyalaştıran suçlarının soruşturulmasını engellemek için savaş çıkardığına inananlar bomba patlatacağına neden inanmaz”
  • “Geçmişte Kürt meselesindeki en şahin şiddet uygulamalarının bir aktörü olan Ağar o dönemde soruna siyasi çözüm söylemiyle sahne almıştı”
  • “Katil devlettir deyince bozuluyorsunuz”
  • “Suikastçinin Nusra’cı değil FETÖ’cü olduğunu kanıtlama gayretindeki iktidar ve yancıları katilin polis olduğu gerçeğini ne yapacaksınız”

Savcının Şık’a yönelttiği sorular arasında, Şık’ın 2014 yılında katıldığı bir konferansta söylediği ifade edilen sözler de bulunuyor.

Bunun yanı sıra savcı, gazeteci Şık’a MİT tırları ile ilgili yaptığı haberleri ve bazı röportajları da sordu.

“Mesleki faaliyetlerimin soruşturma konusu edilmesini hakaret sayarım”

Savcının sorularına yanıt vermeyen Şık, sorgunun sonunda söz alarak, “bundan beş yıl önce olduğu gibi şimdi de mesleki faaliyetlerim soruşturma konusu edilmek isteniyor” dedi.

“Ben yukarıdaki soruların hepsine genel olarak cevap vermek istiyorum, 15 Temmuz kalkışması başarılı olsaydı, şu an yaşadığımızı yaşamış olacaktık; yani darbenin engellenmiş olması bir cuntanın iktidarda olduğunu değiştirmiyor ve böyle bir dönemde zaten geçmişten beri sorunlu olan yargının kendisinin hukukla bağının bu kadar zayıf olduğu bir süreçte mesleki faaliyetlerimin soruşturma konusu edilmesini meslek ahlakıma hakaret sayarım, kimsenin de haddine değildir” dedi.

Şık ifadesinde ayrıca, ” 5yıl önceki Ergenekon örgütü bağlamında suçlandığımda mesleki faaliyetlerim soruşturma konusu olmuştu, Şimdi de mesleki faaliyetlerim başka bir isimle soruşturma konusu edilmeye çalışılıyor, bu aşamada söyleyecek başka bir sözüm yoktur.”

Oda TV davası

Ahmet Şık, 2011 yılında Oda TV davasında yargılanan 13 kişiden biriydi.

Gülen hareketine ilişkin yazdığı “İmamın Ordusu” isimli kitap, henüz basılmadan toplatılmış ve Şık’ın tutuklanması kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.

Diğer sanıklarla birlikte tutuklanan ve 375 gün cezaevinde kalan Şık daha sonra tahliye edilmişti.

Şık’ın çalıştığı Cumhuriyet gazetesi yazarlarına yönelik de yaklaşık iki ay önce bir operasyon düzenlenmiş ve aralarında gazeteci Kadri Gürsel, Murat Sabuncu, karikatürist Musa Kart, Turhan Günay gibi isimler tutuklanmışlardı.

Hükümetten Ahmet Şık’ın gözaltına alınmasıyla ilgili ilk değerlendirme ise dün AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı’dan geldi.

Twitter üzerinden açıklama yapan Bostancı, “Ahmet Şık konusunda karar yargınındır. Suç ile masumiyet arasındaki çizgiyi siyasi mülahazalar değil hukuk çizer. Kimse mesleği dolayısıyla kategorik olarak suçlu ya da masum değildir. Eylemin nihai anlamını siyasi konumlar değil hukuk tayin eder” dedi.

6 gazetecinin gözaltı süresi 1 ay

Bundan 6 gün önce yapılan eş zamanlı baskınlarla alınan 6 gazeteci ise halen gözaltında.

Avukatlar tarafından gazetecilerin gözaltı süresinin 1 ay olarak alındığı yani 24 Ocak’a kadar gözaltında tutulabilecekleri açıklandı.

24 Aralık tarihinde yapılan operasyonlarda Diken gazetesi eski editörü Tunca Öğreten, Yolculuk gazetesi editörü Eray Sargın, ETHA editörü Derya Okatan, Birgün gazetesi çalışanı Mahir Kanaat ve kapatılan DİHA’nın editör ve muhabirleri Ömer Çelik ve Metin Yoksu gözaltına alınmıştı.

Gazetecilere beş gün avukat görüş yasağı konmuş ve gözaltı gerekçeleri öğrenilememişti.

 

(BBC Türkçe)

2016’da dünyadan en acayip iklim olayları

Merhaba sevgili Yeşil Gazete okuyucuları,

Sizlere bu yazıyı 2016’nın bitmesine tamı tamına 3 gün 27 dakika kala yazıyorum. 2016 ile ilgili genel hissiyatım Cem Kara – Çok Yorgunum ile Tarkan – Cuppa arasında değişiyor. Siz nasılsınız? İnternet 2016’nın en kötü yıl olduğu geyikleriyle yıkılıyorken şunu hatırlatmak istiyorum o kadar da önemli değiliz. 4,5 milyar yaşındaki gezegende gerçekten 2016 en kötü yıl olamaz. Bu 4,5 milyar yıl içinde iki dünya savaşı atlattık, öyle düşünün  ve enseyi karartmayın.

Neyse konumuz bu değil, konumuz 2016’da dünyadaki en acayip iklim olayları. Sizleri bilmeyeceğim ama 2016 benim için resmen beş sene uzunluğunda geçti. Bir de 25’inden sonra zaman çok hızlı geçiyor derler (evet hala gencim, bunu belirtmek için bu cümleyi sıkıştırdım). Bu yüzden Ocak ayında olan bir iklim olayı bana 2010’da olmuş gibi geldiğinden sıralamam -maalesef- son zamanlarda yaşanan acayiplikleri kapsayacak.

Donald Trump’ın Başkan seçilmesi

İklim inkarcılığını çok boyutlu olarak dile getiren Donald Trump hayırlısıyla ABD Başkanı oldu. İnsan gerçekten hayret ediyor. O kadar hayret ediyorum ki, aklım galiba almıyor artık. Kimse iklim değişikliğinin tam olarak olup olmadığını bilemez diyen bir insan Trump. Hani, zekamdan şüphe ettim, yüksek lisans diplomamı yakacağım. Bilim insanları “Ne olur ne olmaz, Trump iklim değişikliğinin gerçek olduğuna dair bilimsel verileri silmesin şimdi” diyerek harıl harıl bilimsel verileri internete sızdırıyor. Bu nasıl bir karanlıktır?

İyi yanından bakarsak Barack Obama giderayak demokratlığını gösterdi. Trump gelir de imzalamaz diye ABD’nin dünyanın süper gücü olduğunu kanıtlarcasına, ittire ittire Paris İklim Anlaşması’nı onaylattı. Kuzey Dakota Petrol Boru hattını iptal etti. Son olarak Kuzey Kutup bölgesinde deniz sondajı yapılmasını da yasakladı. Çok güzel hareketler bunlar ama maalesef 20 Ocak’ta gidiyor gönlümün efendisi :'(

Kuzey Dakota Petrol Boru Hattı’na karşı kazanılan yerel zafer

Bir sene boyunca verebildiğimiz neredeyse tek iyi haberdi, çok ekmeğini yedik bu zaferin. Yerli halkların Kuzey Dakota’da sergiledikleri direniş hakkında en az 10 kitap, 5 belgesel falan çekilmesi lazım. Neredeyse bir senedir orada insanlar kendilerine ait topraklarını ve sularını korumak için direniyorlar. İlk başta yerliler ile başladı, sonra yıllardan sonra ilk defa tüm kabileler birleşti, sonra Black Lives Matter (siyahların hayatı değerlidir) gibi hak hareketleriyle buluştu. İnsanlara akıl almaz işkence ettiler. Yani, biz Türkiyeli olduğumuz için biraz aklımız alıyor ama insan ABD’de böyle şeyler olduğuna inanmak istemiyor. İnsanları köpek kafeslerine koydular, plastik mermiler ve el bombasıyla saldırdılar. Ama iklim adaleti dediğimiz şeyin vaka çalışması gibiydi yaşananlar. Yerliler sahip oldukları ama ellerinden soykırım ile alınan topraklar üzerinde söz hakkı olmak istiyorlardı. En sonunda gaziler gelip yerlilerin önünde diz çöküp af dilediler ve Obama petrol boru hattı planını iptal etti. Yaşasın zafer!

Protesters block a highway during a protest in Mandan against plans to pass the Dakota Access pipeline near the Standing Rock Indian Reservation, North Dakota, U.S. November 15, 2016. REUTERS/Stephanie Keith

Kuzey Kutbunu eritmeyi başardık

Nereden baksan rezalet. Grönland’den gelen sıcak hava dalgası (ve küresel iklim değişikliği ile birlikte) Kuzey Kutbu erime sıcaklığı olan 0 dereceyi gördü. 2016’nın son kazığı (yoksa insanlığın mı demeliyim?). Görseller var içler acısı, resmen dram yaşanıyor. Greenpeace kampanyalarından beri ilk defa kutup ayıları için gerçekten üzüldüm. (şaka, lütfen vurmayın hayvan hakları savunucuları)

***

Neyse, an itibariyle 2016’nın bitmesine tam 2 gün 23 saat kaldı ve ben bu kadarla bile sıkıldım. Çünkü iklim değişikliği böyle işte. Olan tüm gelişmeler insanın içini sıkıyor. Güneş enerjisi ucuzluyor ama fosil yakıt kullanımı tam gaz devam ediyor. Çin kömür madenlerini ve kömürlü termik santrallerini kapatma planları yapıyor, ama gidiyor başka ülkelere kömürlü termik santral açıyor. Buraya Kuzey Dakota yazıyoruz, zafer yazıyoruz ama çevre aktivistleri öldürülüyor. Kuzey kutbu erirken yine bazı bölgelerde sel yüzünden, bazı bölgelerde kuraklık yüzünden OHAL ilan edildi. Kuşların iklim değişikliği nedeniyle göç yollarını değiştirdiği, zürafaların neslinin tehlikede olduğu, kutup ayılarının beslenme biçimlerinin değiştiğini öğrendik. Dört insan bir hayvan etmiyor gerçekten bazen. Türkiye’ye girmedim bile farkındaysanız. Türkiye’nin 2016 ekoloji gündemi bile adamı delirtip bu havada Boğaz’a atar.

Ha bu arada yazmayanı dövüyorlar, Paris İklim Anlaşması diye bir şey yürürlüğe girdi bu sene. Bu kulağa iyi bir şey gibi geliyor ama Paris İklim Anlaşması dediğin tam olarak şöyle bir şey:

“Hadi ben karbon vergisini koydum, atmosfere daha az karbon salıyorum. Bunun maliyeti eninde sonunda üreticime yansıyacak. O da global piyasada Çinli üreticiyle rekabet halinde. Fakat Çin’in karbon vergisi koyacağı ne malum? Sözde koyar ama uygulamaz, üreticisinin maliyetini düşük tutmaya devam eder. Olan benim dış ticaret açığıma olur. Hadi diyelim Çin dürüst davrandı ama araya Hindistan girecek, Brezilya girecek. Biri mutlaka hile yapacak ve diğerleri de tek enayi olarak kalmamak için kısa sürede hileye dönecekler, tüm sistem çökecek. Öyleyse biz baştan girmeyelim bu işe”.1

İşte 2016 böyle geçti. Ben 2017’den umutluyum. Sadece televizyondaki falcı 2017 Boğa burcunun yılı olacak ve en çok konuşulan konu iklim değişikliği olacak dediği için değil. Trump ile birlikte SÜREKLİ iklim değişikliği konuşacağız ve inanın biz de elimizden geleni ardımıza koymayacağız. Çok eğleneceğiz 2017’de, çok.

Özgecan Kara (Yeşil Gazete)

Bu Kez Mersin’i Sel Aldı, Yarın Kim Bilir Nereyi – Şanver İsmailoğlu

Şanver İsmoiloğlu’nun yazısı bianet.org sitesinden alındı

Uzun zamandır sel sorunu yaşıyoruz. Sorun artarak devam ediyor. Şimdi de Mersin’i sel aldı.

Yağışlar bu ülkede sıklıkla sellere neden olur evet ama şehir merkezlerinde bu denli büyük boyutlara ulaşmazdı. Artık şehir merkezinde dahi ölümler yaşanıyor. Bu kısmı düşündürücü.

Yakın zamanlarda yaşanan seller ve sonrasında yaşanan afet görüntülerine ilişkin çok şey söylendi. Nedenleri uzun uzun anlatıldı. Her seferinde yetkili ağızlardan nakarat gibi tekrarlanan, olağanüstü yağışların etkisi ve benzeri açıklamaların da günü geçiştirmek dışında bir anlamı olmadığı da yazıldı çizildi. Sonuç Mersin’in hali. Değişen bir şey yok! Değişen sadece hasarın boyutunun artışı.

Ama artık sellerin şehir merkezlerinde dahi insanların can güvenliğini tehdit eden boyutlara ulaşmasının nedenlerini gerçekçi bir biçimde ele almanın, buna yol açan politikaları sorgulamanın zamanı gelmedi mi?

Elbette geldi ve geçti. Ama neden yapılamıyor ya da yapılmıyor. Soru bu. Sorun da bu.

Konuyu Mersin özelinde irdelemenin gelinen noktada artık bir anlamı yok. Daha önce başka kentlerde, bugün Mersin’de; yarın başka bir kentte. Hepsinin özelinde bir takım farklı nedenler elbette vardır. Ama oraya takılıp kaldığında, tümünün ortaklaştığı ana nedenler; bunlara yol açan ve afete dönüşmelerine yol açan yanlış politikalar ve bu politikalar sürdükçe afetlerin kaçınılmaz olduğu gerçeği gözden kaçabiliyor. Daha doğrusu kaçırılabiliyor. Eğer çözüm aranmak isteniyorsa, sorunu genelleştirmekten başlamak gerekiyor. Kesin olan şu ki, bütün şehirlerimiz aynı riskleri farklı oranlarda taşıyor.

Artık olağan yağmurlarda bile büyük metropollerin merkezi caddelerinde derelerin oluşmasının nedenlerini bilmeyen var mı? Bunu bilmek için, çok değil, yaşadığı şehrin 5-10 yıl önceki halini hatırlayabilmek yeterli. Daha önceleri yaşadığımız az katlı yapıların, ormanlık alanların, doğal toprak tepelerin, şehirli çocukların futbol oynadığı mahalle arası toprak sahaların, mahallelerden akan derelerin ve yeşil alanların yerini nelerin aldığını görebilmek için anılarımızı anımsamak bile yeterince açıklayıcı.

Az katlı evlerimiz büyük apartmanlara, gökdelenlere dönüştü. Bahçelerimiz kat karşılığı verildi. Bahçesinde 3-5 ağacı olan gecekondulardan kurtulduğumuza sevindiğimiz günler çok eski değil. Derelerimiz daraldıkça daraldı, çoğunun üstleri kapatıldı, yatakları yapılaşmaya açıldı. Mahalle arası toprak sahalar ya yapılaşmaya açıldı, ya halıyla kaplandı. Toprak gördüğümüz tepeler artık yok. Hepsi bina yığını ile yok edildi.

Tarım ve hayvancılığın yok edilmesiyle yaşanan büyük şehirlere göçün yarattığı nüfus yoğunluğu, bunun getirdiği konut gereksinimi, yapılaşmanın kaçınılmaz sonucu betonlaşma arttıkça arttı. Sokaklarımız ve kaldırımlarımız artık toprak değil ‘çok şükür’ ama bu arada toprağımız da kalmadı.

Yanlış ulaşım politikaları sonucu; şehirlerin ortasından geçen otobanların, trafik yoğunluğu arttıkça genişlemek zorunda olan ve mücavir toprakları yutan caddelerin, alt geçitlerin, üst geçitlerin, ormanları yok eden köprülerin betonlaşmaya katkıları olağanüstü.

Gelişmiş ülkelerin büyük kentlerinde kişi başına düşen yeşil alan miktarı 30-40 metrekarelerde iken, bizim büyük kentlerimizde 4-5 metrekarelerde. O da şimdilik. Yeşil alanların insan sağlığı ile ilişkisini irdeleyen birçok bilimsel araştırmanın detaylarını bu yazıya sığdırabilmek imkansız. Ama intihar oranı, doğal ölüm oranı ve kalp rahatsızlıklarına bağlı ölüm oranıyla yeşil alan miktarı arasındaki ilişkiyi ortaya koyan çok çarpıcı araştırmalar var. Yeşil alanların yok edilmesinin sellere yol açmasının ötesinde, daha büyük sorunlar doğurduğu, sağlığımızı da alıp götürdüğü çok açık ve çok acı bir gerçek.

Altyapıları ancak bir gecekondu yerleşiminden biraz fazlasına yetecek kent merkezlerimiz, gökdelenlerle, plazalarla, AVM lerle işgal edilmeye devam ettikçe; toplu taşım seçeneklerini arttırmayı değil de, otomobil kullanımını özendiren politikalarda ısrar ettikçe; insanı ve çevreyi önceleyen anlayışları değil de, inşaat sektörünün günü kurtaran politikalarını çıkar yol olarak görmeye devam ettikçe bu afetler de yaşanmaya devam edecek!

Önüne çıkan her arsayı gördüğünde ciğer görmüş kedi misali saldıran yok ediciler, günlük çıkarları uğruna  bu ülkenin geleceğini de yok ediyorlar. Onların kazandıkları rantlar, bizim geleceğimizden çaldıkları. Onların insafı yok. Ama bizim de gidecek başka bir ülkemiz yok.

Çıkar yol bellidir. Bilimin, tekniğin ve şehir planlamanın evrensel ilkelerine geri dönmek.  Bizlere düşen ise yasa yapıcılara bunları anımsatmak,  insanca yaşanacak  bir ülke için çaba sarfetmek, bunun için mücadele etmek!…

Şanver İsmailoğlu – bianet

Evet, yapabiliriz!

Anayasa değişikliğine dair görüşmelerin TBMM Anayasa Komisyonunda tüm hızıyla devam ettiğini gazetelerden okuyoruz. Muhalefetin söz hakkı kısıtlanarak,  Meclisin tüm teamülleri yok sayılarak değişiklik paketinin bir an önce TBMM Genel Kuruluna getirileceğini, ardından da 12 Eylül cuntası günlerini aratacak bir propaganda sürecinin sonunda yapılacak referandumla sonuçlandırılacağını sonunu bildiğimiz bir film izler gibi çaresizce kabullenmemizi istiyorlar.

Maruz kaldığımız durum tam anlamıyla bir  psikolojik harp senaryosu. Yenilgiyi peşinen ve sessizce kabul etmemizi sağlamaya çalışıyorlar.

Bu paketin içeriğini bilmeden ve tartışmadan, hazırlanma sürecine göstermelik de olsa katılmadan oluşacak yeni duruma rıza göstermemizi bekliyorlar.

Bir olup bitti ile karşı karşıyayız, sanki itiraz etme hakkımız yokmuş, kapalı kapılar arkasında hazırlanan değişiklik paketine rıza göstermekten başka bir seçeneğimiz yokmuş gibi düşünmemizi istiyorlar.

Bizi azınlık olduğumuza, çoğunluğun iradesine boyun eğmekten başka yolumuzun olmadığına her fırsatta, bazen incelikle ve gerekirse baskılarla inandırmaya çalışıyorlar.

Kabul ettirilmeye çalışılan yeni anayasa değişikliği paketinin ne denli demokrasiden uzak olduğunu, demokratik kazanımlarımızı ortadan kaldıracak tuzaklar barındırdığını demokrasiyle ilişkisini koparmamış her zihniyetten hukukçu defalarca dile getirmeye çalışıyor. Bu konuda neredeyse söylenecek her söz söylendi ve her fırsatta söylenmeye devam edilecek.

Bu anayasa değişikliği paketine itiraz etmek için ilk ve en temel adımı yenilmişlik önkabulüne karşı çıkarak atabiliriz.

Bize psikolojik harp taktikleriyle kabul ettirilmeye çalışılanın aksine  her şey olup bitmiş değil, hatta henüz mücadele başlamış bile değil. Demokrasiyi hala önemseyen kitleler bu yenilmişlik duygusundan, muktedirlerin isteği dışında bir alternatif olmadığı yanılgısından bir an önce sıyrılıp seslerini duyulur kılmanın yollarını aramaya çıkmalılar.

Oldu bitti peşinde koşanların en korktukları şey insanların anlatılan bu hikayeye inanmadıklarını görmeleri olacaktır.

Anayasa değişikliğiyle sistemi tek kişinin keyfine bırakacak şekilde demokrasi kanallarını sonuna kadar tıkamaya çalışanlara verilecek en iyi cevap ne kadar sınırlı olursa olsun mevcut demokrasi kanallarını sonuna kadar kullanmak olacaktır. Oyunlarını ancak elimizdeki tüm demokratik enstrümanları alabildiğince kullanarak, sadece bu yolla bozabiliriz.

Geçmişte de bunun bir çok örneğini gördük, yaşadık. Nasıl 2003’te Irak krizi sırasında NATO güçleri topraklarımızda konuşlanmışken 1 Mart tezkeresinin Mecliste geri çevrilmesini sağlayıp savaş lobisinin hevesini kuşağında bıraktıysak, bu sefer de vicdanlara  ve akıllara seslenerek belki Mecliste, olmazsa sandıklarda hiç ummadıkları bir sonuç elde edebiliriz. O zaman Türkiye’yi sonu belirsiz bir maceraya girmekten ala koymuştuk, şimdi de sonucu az çok belli olan bir felaketi engellemek mümkün.

Hiç de sandıkları kadar azınlık olmadığımızı, 150 yıllık demokrasi mücadelesinin boş yere yapılmadığını, evrensel demokratik standartları hak ettiğimizi ve irademizi tek adamların keyfine bırakmaya niyetli olmadığımızı gösterebiliriz.

Gezi direnişinin sonlarına doğru eli sopalı, satırlı bindirilmiş kıtalar arkadaşlarımıza karanlık sokaklarda saldırmaya başladıklarında genç bir arkadaşımın attığı tweet mesajı galiba bugün de durumumuza çok uyuyor: “bizi dövemezsiniz demedik, bizi yenemezsiniz diyoruz”

Bugün de o tweet’i sık sık hatırlamamız ve birbirimize hatırlatmamız gerek: Bizim sesimizi kısmaya çalışabilirsiniz, göz altılarla, tutuklamalarla korkutabilirsiniz, elinizde tuttuğunuz propaganda araçlarıyla ahlaksızca linç edebilirsiniz ama bizi yenemeyeceksiniz!

Yaratmaya çalışılan korku ve yılgınlık iklimi bizim fıtratımıza uygun değil.

Çünkü bizler henüz güzel günler, güneşli günler göreceğimize dair inancımızı yitirmedik, yitirmeye de niyetimiz yok.

 

Mahmut Boynudelik

Asgari ücrete sadece %8 zam

Asgari ücret tesbit komisyonu günler süren toplantılardan sonra 2017 senesi için asgari ücreti açıkladı. Buna göre yeni asgari ücret yaklaşık yüzde 8’lik bir artışla brüt  1777.50 lira olurken, net 1404 lira oldu. Asgari ücret yaklaşık 6.5 milyon çalışanı ilgilendiriyor.

Çalışma Bakanı Mehmet Müezzinoğlu şunları söyledi: “Öncelikle işveren kardeşlerimizin de çok mutlu olamadığı, işçinin de çok mutlu olamadığı, benim de çok mutlu olamadığım ama neticesinde yarınlarımızın huzurlu, güvenli ve istikrarlı geçebilmesi için sıkıntıları azaltacağımız, büyük başarılara yürüyebileceğimiz bir gayretle olabildiğinde ortak bir karar vermeye çalıştık.”

Müezzinoğlu, zammın yıl içinde bir defa gerçekleştirileceğini, iki kademeli artış olmayacağını söyledi.

Asgari ücret komisyonunda emekçi kesimi temsil eden Türk -İş temsilcisinin mutabakta imza atmadığı açıklandı.

 

Yeşil Gazete

Suriye’de ateşkes umudu

Ankara ve Moskova, Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğünde Suriye’de ateşkesin sağlandığını açıkladı.

BBC’nin haberine göre Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye hükümeti ile silahlı muhaliflerin ateşkes anlaşması imzaladıklarını duyurdu. Türk Dışişleri Bakanlığı da anlaşmayı doğruladı.

Vladimir Putin Moskova’da yaptığı açıklamada 3 belgenin imzalandığını duyurdu:

  • Suriye hükümeti ve muhalifler arasındaki anlaşma
  • Garantörlük anlaşması
  • Barış görüşmelerine başlama anlaşması

Anlaşmaları “tabi ki kırılgan” şeklinde nitelendiren Putin şöyle devam etti:

“Ama yine de bu ortak çabamızın, savunma ve dışişleri bakanlarının ve bölgedeki ortaklarımızın çabalarının kayda değer bir sonucu.”

Rusya ve Türkiye, Suriye savaşında karşıt tarafları destekliyordu.

Türk Dışişleri: Taraflar hava saldırıları dahil tüm silahlı saldırıları durdurmayı taahhüt etti

Türkiye Dışişleri Bakanlığının açıklamasında da, “Suriye’de çatışan taraflar arasında, ülke genelinde 30 Aralık 2016 günü saat 00.00 itibariyle ateşkese gidilmesi hususunda bir mutabakata varılmıştır. Bu gelişmeyi memnuniyetle karşılıyoruz” denildi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Taraflar, bu düzenlemeyle, hava saldırıları dahil, silahlı saldırıları durdurmayı, kontrolleri altındaki bölgeleri birbirleri aleyhine genişletmemeyi taahhüt etmişlerdir.

“Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak kabul edilen gruplar bu mutabakatın dışındadır.”

Suriye ordusu: Nusra Cephesi ve IŞİD anlaşmada yok

Suriye ordusu da ateşkesi doğruladı.

Devlet haber ajansı SANA’da yayımlanan haberde, “Suriye silahlı güçlerinin birden fazla cephede kazandığı zaferler ve ilerlemelerin ardından 30 Aralık 2016 saat 00.00’da yürürlüğe girmek üzere Suriye Arap Cumhuriyeti’nin tüm topraklarında kapsamlı bir ateşkes ilan edildi” ifadesi yer aldı.

Haberde, Nusra Cephesi, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ve bu ki örgüte bağlı grupların anlaşmaya dahil olmadığı belirtildi.

Anlaşmanın, Suriye krizinin siyasi çözümü için “uygun koşullar yaratmasının amaçlandığı” kaydedildi.

Suriye Ulusal Koalisyonu: Anlaşmayı Ahrar’uş Şam ve İslam Ordusu da imzaladı

Suriyeli muhaliflerinin çatı örgütlerinden, Suriye Ulusal Koalisyonu da ateşkesi doğruladı.

Koalisyon’un sözcüsü Ahmed Ramadan AFP’ye yaptığı açıklamada “Ulusal Koalisyon anlaşma için desteğini belirtiyor ve tüm tarafları ona uymaya çağırıyor” dedi.

Ramadan, anlaşmayı Ahrar’uş Şam ve İslam Ordusu gruplarının da imzaladığını belirtti, ancak iki grubun yetkililerinden henüz bir açıklama gelmedi.

Putin ve Erdoğan telefonda ateşkes ve Astana sürecini görüştü

Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

Görüşmede, Suriye’de bu gece başlayacak ateşkes ve Astana sürecinin ele alındığı bildirildi.

Ateşkesin ardından barış görüşmelerinin gerçekleştirilmesi bekleniyor.

Rusya, İran ve Türkiye geçen hafta barış görüşmeleri yapılmasını kabul etmiş ve barış görüşmelerinde esas alınacak prensipleri belirleyen bir deklarasyona imza atmıştı. Bunun ardından ateşkes görüşmeleri hız kazanmıştı.

Üç ülke Suriye barış görüşmelerinin Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılması konusunda anlaşmıştı.

 

(BBC TÜRKÇE)

2016’nın yeşil değerlendirmesi: Türkiye’de yılın 10 çevre olayı

Yıl biterken Türkiye’de çevre ve ekoloji alanında en önemli gelişmeleri sizler için derledik.

Cerattepe direnişinin simgesi olan fotoğraf

İşte doğayı ve gezegeni daha da fazla tahrip eden “kötü adamlarla” ilgili haberlerden ekoloji direnişlerine ve umut veren mücadelelere, Yeşil Gazete’nin haber arşivinde yola çıkarak hazırladığımız ilk 10:

1- Artvin Cerattepe direnişi 2016’ya damgasını vurdu

Yılın ilk aylarında Artvin’de açılmak istenen Cerattepe altın madenine karşı halkın verdiği mücadele 2016’ya damgasını vurdu. Bütün kentin Cengiz Holding’e verilen Cerattepe madenine karşı Artvin’i korumak için ayağa kalkması günlerce ülke gündeminin zirvesine oturdu. 16 Şubat’ta jandarma direnen halka müdahale etti. Artvin Valisi Kemal Cirit, olay yerinde bulunan milletvekillerine “Bu iş beni aşıyor” dedi. 24 Şubat’ta Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan ve bir grup çevreci Başbakan Davutoğlu ile de görüştü ve maden faaliyetlerinin durdurulduğu açıklandı.

21 Temmuz’da Danıştay, Cerattepe’de yerel mahkemenin verdiği ÇED iptal kararını onadı. 19 Eylül’de Rize’de Bölge İdare Mahkemesi’nde görülen davada müdahil avukatlar OHAL uygulamaları ve adil yargılama olmadığı gerekçesiyle mahkeme heyetini reddedip, salonu terk etti.

8 soruda Cerattepe davası

Artvin’de bir Ce”rant”tepe yaratmak…

2- Uluslararası Nükleersiz Gelecek Ödülü Av. Arif Ali Cangı’ya verildi

Uluslararası Nükleersiz Gelecek Mücadelesinde bu yılki ödülü “Direniş” kategorisinde yaşam savunucusu Avukat Arif Ali Cangı aldı. Cangı ödülünü 17 Kasım’da Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde aldı.

Amandla! Nükleersiz Gelecek Ödülü’nden Sepepe’nin avukatlığına

3- Doğayı sınırsız talana açan 80. madde kabul edildi

Meclis’ten geçerek yürürlüğe giren 6745 Sayılı Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 80. maddesiyle Bakanlar Kurulu’nun, Ekonomi Bakanlığı’nın önerdiği projelere, vergi, teşvikler, arazi ve bina tahsisi, denetim ve onay süreçleri ile üretim maliyetlerini yüklenme alanlarında destekler vermesi sağlandı. Tasarı Meclis’teyken çevre ve ekoloji örgütleri (tasarı aşamasında 75. madde olan) 80. maddeye karşı yoğun bir kampanya yürüttü.

4- Yeşil yola karşı yaylalar direniyor

Geçen yıldan beri gündemde olan Karadeniz yaylalarını birbirine bağlayarak turizm yatırımlarına açmayı hedefleyen Yeşil Yol projesine karşı yaylalarda verilen mücadele sürüyor. 2015’de ilk kez “Ben halkım” diyen Havva Ana’nın isyanıyla medyanın gündemine gelen direniş  yeşil yol yapımını yavaşlatırken, bu yıl 10 Ekim’de Rize’nin Kavrun yaylasında Yeşil Yol çalışmalarına engel olmak isteyen 11 aktivist gözaltına alındı. Ekoloji hareketleri de Yeşil Yol’a karşı kampanyaya devam ediyor. 

5- Hava kirliliğine karşı mücadele yayılıyor

Hava kirliliği dünyanın çeşitli yerlerinde olduğu gibi 2016’da Türkiye’de de giderek daha fazla gündeme geldi. Kömür yakılması ve motorlu araç trafiği hava kirliliğinin en önemli sebepleri arasında gösterilirken 81 ilin 80’inin havasının kirli olduğu ve her yıl Türkiye’de 32 bin kişinin hava kirliliğine bağlı hastalıklardan öldüğü açıklandı. Hava kirliliğiyle mücadele için kurulan ve çevre hareketleriyle hekim örgütlerinin bir arada çalıştığı Temiz Hava Hakkı Platformu 2016’nın en aktif ve başarılı çevre hareketleri arasında yer aldı.

6- Aliağa’dan Bartın’a ve Bursa’ya kömürlü termik santrallara karşı mücadele

Türkiye’nin her yerinde kömür karşıtı mücadele 2016’da da baüyüyerek devam etti. 15 Mayıs’ta Aliağa’da dünyanın 13 ülkesiyle aynı anda yapılan “kömürden kurtul” eylemi ses getirirken, eylemden birkaç ay sonra Azeri firması Socar Aliağa’da kömürlü santral yapma projesinden çekildi. Bartın’da da yapılmak istenen kömürlü termik santrala karşı binlerce kişinin katılımıyla yeni bir dava açıldı. Bursa’daki DOSAB termik santralına karşı verilen mücadelede ikinci kez durdurma kararı alınması sağlandı.

7- İstanbul’da tarihi Yedikule Bostanları’na yıkım kararı ve mücadele

Ocak ayında İstanbul’un tarihi surlarının hemen dibinde yer alan ve yüzyıllardır sebze meyve yetiştirilen Yedikule Bostanları’ndaki seralar ve bostancı barakalarının yıkımı yeniden gündeme geldi. 13 Ocak’ta bostanların yıkımının başladığı haberleri üzerine yapılan acil çağrıyla protestolar başladı. 13 Şubat günü Yedikule bostanlarında tohum takas şenliği vardı. İstanbul’un Marul Bayramı da bu yıl 7 Mayıs Cumartesi günü de Yedikule Bostanları’nda bir şenlikle kutlandı.

8- Akkuyu’da nükleer santral için iki kez bilirkişi keşfi yapıldı

11 Temmuz’da Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşaatına dair açılan davanın bilirkişi keşfi için 500’e yakın nükleer karşıtı aktivist Büyükeceli’de santral inşaatının girişinde toplandı. Çok sayıda nükleer karşıtının katıldığı keşif hareket için son yılların önemli olaylarından biriydi ancak tahmin edildiği gibi göstermelik bir bilirkişi keşfi olarak yorumlandı. 15 Temmuz sonrası bilirkişi heyetinden bir ismin 672 sayılı KHK’yla kamu görevinden ihraç edildiğinin anlaşılması üzerine bilirkişi heyetinde değişikliğe gidildi ve keşfin yenilenmesi kararı alındı. 5 Aralık’ta keşif tekrarlandı. Sonuçta 1976’dan beri, yani resmen 40 yıldır yapılması için uğraşılan Akkuyu nükleer santrali için bu yıl da temel atılamadı.

9- Üçüncü köprü açıldı

İstanbul’da milyonlarca ağacın kesilmesine ve kuzey ormanlarının yerleşime açılmasına neden olan üçüncü boğaz köprüsü açıldı. Kuzey Ormanları Savunması açılışın olduğu 25 Ağustos’ta protestolarını sürdürdü.

10- Roma bostanını korumak için Cihangir ayakta

İstanbul’da Kabataş’a “martı” projesinden Cihangir’deki Roma bostanında arkeolojik zenginlik üzerine yapılmak istenen kafeterya inşaatına ve Validebağ korusuna kadar kent ve çevre harekelerinin mücadelesi 2016’da da sürdü. Roma bostanına yapılmak istenen inşaat ise mahalle halkı ve çevreciler tarafından defalarca durduruldu. Roma bostanı aktivistlerin buluşma mekan olmaya devam ediyor.

Cihangir Roma Parkı teslim alınıyor

 

BONUS

Yorumsuz!

Bin yıllık zeytin ağacını yerinden söktürüp, “İnşallah tutar” diyerek Antalya’ya diktiler

Yeşil ve mücadele dolu bir 2017 dileğiyle…

Ümit Şahin (Yeşil Gazete) 

Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’a tahliye kararı

Özgür Gündem soruşturması kapsamında uzun süredir tutuklu bulunan yazarlar Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay hakim karşısına çıktı. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya araç ve görevli eksikliği gerekçe gösterilerek 130 gündür tutuklu bulundukları davanın duruşmasına getirilmedi. Savcı mütalaasında Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’nın tahliyelerini kapatılan Özgür Gündem gazetesinin Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın ise tutukluğunun devamını talep etti. Mahkeme heyetinin, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay için tahliye kararı verdi.


Erdoğan savunmasında, “Her satırına derin bir yalnızlığın sindiği bir yazarın örgüt üyeliğinden yargılanması da ayrı bir ironi” derken, Alpay da, “Yangını söndürmeye çalışanların da ateşe atılmak istendiği bir konjonktürle karşı karşıyayız” dedi. Sanık avukat Eren Keskin ise, çözüm süreci bittikten sonra peş peşe davalar açıldığını belirterek, “Gazetede Muhsin Kızılkaya ve Mehmet Metiner de yönetici olarak çalıştı” dedi.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya örgüt üyeliği ve propagandası ile devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozma suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 17.5 yıla kadar hapisleri istenen 133 gündür tutuklu bulunan yazar Aslı Erdoğan, 121 gündür tutuklu olan yazar Necmiye Alpay, tutuksuz yargılanan avukat Eren Keskin katıldı. Yargılananlara destek olmak amacıyla CHP’li milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Selina Doğan, Barış Yarkadaş, HDP’li eski milletvekili Levent Tüzel, Almanya, Fransa, İsveç, İsviçre ve İngiltere konsolosluklarından temsilciler, Alman yayıncılar ve Fransız yazarlar da yargılanan gazetecilere destek olmak için duruşma salonunda yer aldı.

Mahkeme izleyici kısıtı getirdi

Mahkeme başkanı duruşma başlamadan önce avukatlar ve milletvekillerinin duruşmanın büyük salonda yapılması taleplerini reddetti. Duruşma başladıktan sonra başkanın salonda ayakta kimsenin bulunmayacağı gerekçesiyle birçok kişi duruşmaya giremedi. Başkan ardından savunmanın KHK ile 3 avukat ile sınırlandırıldığını belirtti. Ardından mahkeme başkanı gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü İnan Kızılkaya’nın araç ve görevli eksikliğinden duruşmaya getirilmediğini söyledi.

Hukuk varmış gibi…

İlk olarak savunma yapan Erdoğan cümlelerine “Savunmamı hukuk varmış gibi ve hukuk adına yapacağım” diye başladı. 5 aylık tutukluluğunun, siyasi ortamın her türlü hukuksal refleksi bastırdığına, hukukun sindirme, cezalandırma, hatta ortada suç bile yokken ibret olsun diye cezalandırma aracına dönüştüğüne işaret ettiğini söyledi. Sembolik, kağıt üzerinde, hiçbir yetkisi bulunmayan danışma kurulunda adı geçtiği için tutuklandığını ifade eden Erdoğan, “Danışman olduğum yıllar içinde benzer KCK davaları, soruşturmaları açıldı. Ama ben hiçbirine, tanık olarak dahi dahil edilmedim. Özgür Gündem danışmanlığı da kimse aleyhine bir delil bir suç olarak sunulmadı” dedi.

Tarihe geçtim

“İdam cezasının yerine ikame edilmiş ağırlaştırılmış müebbetle bu yüzyılda yargılanan ilk kadın edebiyatçı olarak tarihe geçtim” diyen Erdoğan, “Benimle beraber yasal bir gazetenin sembolik danışma kuruluna ismini vermiş diğerleri, Yeşiller Partisi’nin kurucusu Bilge Contepe, Türkiye’nin tek Nobel Barış Ödülü adayı Ragıp Zarakolu, dilbilimci Necmiye Alpay ansızın kendimizi PKK/KCK torbasına en tepeden atılmış buluverdik. ‘Siyasi otorite gibi düşünmeyen suçludur, kendi bizzat tersinin ispatlayana dek cezalandırılacaktır’ Bu Ortaçağ’ın engizisyonun bakış açısıdır. Vicdansız adalet olmadığı gibi, edebiyat da olmaz” ifadelerini kullandı.

PKK üzerine tek cümlem yok

“Mafya romanı yazmış birinin mafya üyesi olması gerekmediğini herkes bilir” diyen Erdoğan, böyle bir romanı olmadığını, PKK üzerine bir çalışması, yazısı, tek cümlesi dahi olmadığını söyledi. Bu dosyaya kendisinin katanların Google’da 2 dakikada öğrenebilecekleri yazarlık mesleğinden habersiz olduklarını savunan Erdoğan, “Örgüt üyeliğime somut delil olarak sunulan tek şey künyede adımın geçmesidir. Yani yazarak ve okuyarak geçen yirmi küsür yıldan sonra sanırım 2016’da, PKK/KCK’ye girmiş, bu faaliyeti ismimi künyeye yazarak ilan etmiş, ama KCK adına başka faaliyette bulunmamışım” dedi.

“Et dahi yemiyorum”

Türkiye’de ve yurtdışında yayımlanan söyleşilerde hiçbir hiyerarşik yapıda var olmadığını, her türlü şiddete karşı olduğunu, meşru müdafaa dahil öldürmeyi kabul etmediğini kaydeden Erdoğan, et dahi yemediğini, antimilitarist ve vicdani retçi olduğunu söyledi. Savcının KCK tutuklusunun ölümünü yazdığı gerekçesiyle KCK üyeliği yönelttiğini belirten Erdoğan, “Bugüne dek girmediğim örgüt kalmadı, İBDA-C dahil. Hatta bir uyuşturucu satıcısının dosyasındaki hukuksuzluğu ele aldığımda uyuşturucu mafyası yöneticiliğinden de tutuklanabilirdim” dedi. Erdoğan, “Uluslararası düzeyde tanıtan birkaç kadın edebiyatçıdan birinin jandarmalar arasında edebiyatını savunmasından bu ülken utanç duymuyor, neden utanç duyması gerektiğini bile anlamıyorsa, en temel şeyi öğrenememiş demektir: Aynaya bakmayı” diye konuştu.

Yakalanmadım, kendim geldim

Necmiye Alpay da ifadesinde, Sulh Ceza Hakimliği’nin kararında yakalandığı ve delillerin toplandığı beyanlarının bulunduğunu kaydederek, “Oysa benimle ilgili toplanmış tek delil yok. Zaten olamazdı da. Ben yakalanmış da değilim. Dosyada adımın geçtiğinden haberdar olur olmaz savcıya gidip ifade verdim. Yakalanmış olmadığımdan bir yakalama tutanağı da yok” dedi.

Hukuk skandalı

Alpay, savunmasının devamında şunları söyledi:

“Bir kez bile toplanmamış bir danışma kurulunun bir kez bile danışılmamış bir üyesi olarak terör örgütü üyesi ve propagandacısı sayılmayı hukuk skandalı saymamak herhalde mümkün değildir. Sayın savcının bir hukukçu olarak silahlı örgüt ve terör eylemleri ile basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü savunuculuğu arasındaki mesafenin bir temel hak ve özgürlükler meselesi olduğunu dikkate alması gerekirdi. Bu nokta bugün özellikle önem taşıyor, çünkü yangını söndürmeye çalışanların da ateşe atılmak istendiği bir konjonktürle karşı karşıyayız. Burada gazeteyi ve daha önce kapatılan seleflerini kastettiğim apaçıktır. Benim odağımda gazete var, basın var. Ülkemizin yangından kurtulmak için tüm yurttaşların özgür ve yapıcı sesine ihtiyacı var. Sırayla herkesin ve her sesin susturulduğu bir sürecin ne anlama gelebildiğini tarih bize gösteriyor.”

140’a yakın dava

Avukat Eren Keskin ise savunmasında 30 yıldır avukatlık yaptığı söyleyerek, “Özgür Gündem kurulduğundan beri oradayım. Bu gazete benim için Musa Anter demektir. Ben insan hakları savunucusuyum. Aynı zamanda İHD Eş Genel Başkanıyım. Ben Özgür Gündem’de GYY görevinde de bulundum. Çözüm sürecinde bize hiç dava açılmıyordu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüşmelerimiz oldu. Bize ‘beyaz Toroslar dönemi son bulacak’ dedi. Ben de beyaz Toroslara karşı olduğum için insan hakları mücadelesine devam ettim. Bu gazetede Muhsin Kızılkaya ve Mehmet Metiner de yönetici olarak çalıştı. Çözüm süreci bittikten sonra peş peşe davalar açıldı. 140 taneye yakın dava açıldı bana. Ben de yoğun bir insan olduğum için GYY görevinden ayrıldım” dedi.

(Cumhuriyet)

İklim değişikliği Akdeniz’i vuruyor: Mersin sele teslim

Mersin’de dün geceden beri etkili olan kuvvetli yağışlar sele neden oldu. Kentin ana yollarını basan sular nedeniyle vatandaşlar otomobillerinin içinde mahsur kaldı.

Kentte su basan ana yollar nedeniyle trafik dururken, araçlarında mahsur kalan yüzlerce vatandaşa itfaiye ekipleri yardım etti. Çok kuvvetli yağışın etkili olduğu il merkezindeki Mezitli, Akdeniz, Yenişehir ve Toroslar ilçelerindeki tüm okullarda eğitime bugün ara verilirken, vatandaşlar, sosyal medyada okulların geç tatil edilmesine tepki gösterdiler.

Mersin Büyükşehir Belediyesi de yaptığı uyarıyla, “Dün geceden beri etkisini gösteren sağanak nedeniyle oluşan olumsuz durumlardan etkilenmemek için vatandaşların gerekmedikçe evlerinden dışarı çıkmamaları önemle rica olunur” çağrısında bulundu.

Öte yandan, kentte eski sahil beldeleri Limonlu ve Kocahasanlı da deniz kıyısındaki parklar, dalga yüksekliğinin 5 metreyi geçmesi dolayısıyla su altında kaldı.

Sel gibi aşırı hava ve iklim olaylarının sıklığı ve şiddeti iklim değişikliği nedeniyle bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artış gösteriyor. Türkiye iklim değişikliğinden en çok etkilenen bölgelerden biri olan Akdeniz iklim kuşağında yer alıyor. 2016 yılı tüm zamanların en sıcak yılı olmuştu.

(Hürriyet, Yeşil Gazete)