Ana Sayfa Blog Sayfa 3294

Gazeteci Ahmet Şık gözaltına alındı

Gazeteci Ahmet Şık sabah saatlerinde gözaltına alındı.

Şık Twitter’dan bir paylaşımı nedeniyle sorgulanmak üzere gözaltına alındığını duyurdu.

Çeşitli kaynaklar Şık’ın gözaltına alındığını doğruladı.

Ahmet Şık’ın gözaltına alınmasıyla ilgili bir açıklama yapan CHP milletvekili Barış Yarkadaş, “Ahmet Şık ile şimdi konuştum. Savcılığın talimatı üzerine, Güvenlik Şube’ye bağlı polislerce gözaltına alındığını söyledi. Hakkında gözaltı kararı verildiği için, Haseki Hastanesi’ne götürülüyor. Suçlama örgüt propagandası yapmakmış.” diye yazdı.

Ahmet Şık 3 Mart 2011 tarihinde, Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınmış, 6 Mart’ta tutuklanarak cezaevine konmuş, 12 Mart 2012 tarihinde Nedim Şener’le birlikte tahliye olmuştu. Şık o dönemde Fethullah Gülen cemaatiyle ilgili “İmamın Ordusu” kitabını yazdığı sırada tutuklanmış, tahliyesinin ardından “Bu komployu kuran polisler, savcılar, hakimler, cemaatçiler bu cezaevine girecek” demişti.

(Yeşil Gazete)

 

Debbie Reynolds kızı Carrie Fisher’dan bir gün sonra hayatını kaybetti

Amerikalı aktris Debbie Reynolds, Star Wars’ın yıldızı kızı Carrie Fisher‘ın 60 yaşında ölmesinden bir gün sonra Los Angeles’ta kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Debbie Reynolds özellikle tüm zamanların en iyi müzikali olan 1952 yapımı “Singin’ in the Rain”deki performansıyla tanınıyordu.

Debbie Reynolds’ın hastaneye kaldırıldığı sırada, oğlu Todd Fisher’ın Beverley Hills’taki evinde, kızının cenaze töreninin hazırlıklarıyla ilgileniyordu.

Todd Fisher ise Variety dergisine yaptığı açıklamada “Annem kızı Carrie ile olmak istedi” dedi.

Amerikan medyasında yayımlanan haberlerde, Debbie Reynolds’ın felç geçirdiği bildirildi.

Debbie Reynolds

Reynolds kızının ölümünün ardından Facebook’ta bir mesaj yayımlamıştı. Reynolds mesajında, “Sevgili ve harika kızımın Tanrı vergisi yeteneklerine kucak açan herkese teşekkürler. Ona bundan sonraki durağına yolculuğunda rehberlik eden düşünceleriniz ve dualarınız için size minnettarım” demişti.

Debbie Reynolds kimdir?

Holywood’ın efsaneleri arasında gösterilen 84 yaşındaki Reynolds, 1950 ve 60’lı yıllarda birçok müzikal ve komedide oynamıştı.

Reynolds özellikle bazı eleştirmenlere göre tüm zamanların en iyi müzikali olan 1952 yapımı “Singin’ in the Rain”deki performansıyla biliniyordu.

Yaklaşık 70 yıllık bir kariyeri sahip ünlü oyuncu bu filmde henüz 19 yaşındayken Gene Kelly ile başrolü paylaşmıştı.

Titanik gemisinden kurtulan Margaret Brown’ı canlandırdığı “The Unsinkable Molly Brown” filmindeki rolüyle Oscar adayı olan Debbie Reynolds, komedi dizisi Will & Grace’te de Grace’in annesini canlandırmış ve bu rolüyle de Emmy Ödülü’ne aday gösterilmişti.

Reynolds’ın, özellikle Star Wars’taki Prenses Leia karakteriyle tanınan kızı Carrie Fisher ise Cuma günü Londra’dan Los Angeles’a giden uçakta kalp krizi geçirmiş ve daha sonra kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.

(BBC Türkçe)

Çeşme kıyılarında petrol sızıntısı

İzmir Çeşme açıklarında karaya oturan geminin neden olduğu petrol sızıntısı kıyıya ulaştı.

Çeşme Ildırı açıklarında karaya oturan bir gemiden sızan petrolün yol açtığı çevre felaketi Çeşme kıyılarına ulaştı. Çeşme Paşalimanı kıyılarında süren temizlik çalışmalarından yansıyan fotoğraflar kirliliğin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Geçtiğimiz Pazar günü Ildırı açıklarında karaya oturan Panama bandıralı Lady Tuna adlı gemiden tonlarca petrol denize sızmıştı. Orkinos çiftliklerinden aldığı balıkları gümrüklemeye götürürken kayalıklara oturan gemiden sızan petrol, rüzgarın da etkisiyle Çeşme sahillerine vurdu.

Ülkenin en önemli turizm beldelerinden Çeşme sahillerini bir anda siyaha boyayan petrolün temizlenmesi için başlatılan çalışmalar sürerken, kirliliğin deniz ve kıyı ekosistemine önemli zararlar vereceği tahmin ediliyor.

EGEÇEP bileşeni ekoloji örgütleri konuyla ilgili Çeşme Kaymakamlığına ve İl Çevre Müdürlüğü’ne dilekçe vererek kazanın ve etkilerinin araştırılmasını isteyecek. Paşa limanı kıyılarında özel giysili ekiplerce sürdürülen temizlik çalışmalarından yansıyan fotoğraflar kazanın Çeşme kıyılarından yol açtığı çevre kirliliğini açıkça ortaya koyuyor.

 

(Evrensel)

Recep’le Şaban’ın aşkına beraat

Polisin saldırdığı 2015 İstanbul Onur Yürüyüşü’nde açılan “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz” pankartını taşıyan üç kişiye “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” (TCK 216) suçlamasıyla açılan davanın ikinci duruşması bugün (27 Aralık) görüldü.

İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya hakkında dava açılan ve geçen duruşmada ifade vermeyen G.H. savunmasını yaptı.

G.H. savunmasında LGBTİ’lerin uğradığı baskılara dikkat çekmek için yürüyüşe katıldıklarını belirterek, “Amacımız ve niyetimiz tamamen barışçıldı. Polis saldırdı. Polisin saldırısının ardından da herhangi bir taşkınlık yapmadan yürüyüşümüze devam ettik. O esnada pankartı gördüm. Pankarttan haberim yoktu. Hakaret içerdiğini düşünmediğimden ben de eşlik ettim” dedi.

Pankartın dini değerlere hakaret etmediklerini vurgulayan G.H. savunmasına şöyle devam etti:

“Pankartta iki tane ayın aşkın söz ediliyor. Bu sebeple hakaret yoktur. Halkı kin ve nefrete sürükleme suçunu esas işleyenin dosyanın şikayetçisi olduğunu düşünüyorum çünkü dosyada geçen ifadelerde şikayetçi olan avukatlar açıkça LGBTİ bireylerden duydukları rahatsızlıkları ve her sene barışçıl bir şekilde yapılan Onur Yürüyüşü’nün kendilerini ‘hiddet ve asabiyet’e sürüklediğini belirtmişlerdir. Bu, toplumun bir kısmını aşağılayan bir ifadedir.”

Mahkeme, sanıkların üzerine yüklenen fiilin kanunda suç olmadığına hükmederek beraat kararı verdi.

 

(Kaosgl.org)

 

Yaz saati neden sürdürülüyor – Ahmet Soysal

Bu yazı Alakarga Dergisi’nin son sayısında yayımlanmıştır

Bilindiği gibi hükümetin aldığı bir kararla bu yıl yaz saati uygulamasından kış saati uygulamasına geçilmedi. Buna neden olarak da ‘elektrik tüketiminden tasarruf edilmesinin’ amaçlanması gösterildi.  Yaz saati ile devam edilmesinin sonuçları Kasım ayının gelmesi ile birlikte ortaya çıkmaya başladı; sabah karanlığında; günün en soğuk saatlerinde yola koyulup okula giden çocuklar, iş yerlerine ulaşmaya çalışan yetişkinler; sınıfta, işyerinde veya evde yanan lambalar, çalışan ısıtıcılar; hatta görüntüleri televizyon ekranlarına yansıyan duraklarda yakılan sobalar… Özellikle toplumun en korumasız kesimi olan küçük çocukların karanlıkta ve soğukta okul yollarına düşmesi önce anne-babalardan; daha sonra ise tüm toplumdan tepkilerin yükselmesine neden oldu…

Peki; tüm bunlara karşı hedeflendiği söylenen ‘elektrik tasarrufu’ sağlandı mı? Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) kasım ayı elektrik tüketim rakamları bunun böyle olmadığını gösteriyor: Odanın yayınladığı elektrik tüketim rakamlarına göre Kasım 2016 elektrik tüketimimiz 22.7 milyar kilowatt saati bulmuş; bu rakam bir önceki yıl aynı aya göre %6.5 tüketim artışını gösteriyor… Üstelik de bu rakam son beş yılın en yüksek kasım ayı tüketim rakamı ve Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünün rakamlarına göre sıcaklar da mevsim normallerinde giderken oluşmuştu*… Tüketim rakamlarının önümüzdeki aylarda da artış eğilimini sürdüreceğini herkes kabul ediyor; özellikle sabah saatlerinin koyu karanlığında işine ve okuluna yetişmek zorunda olanların evde, işyerinde, okullarda gerek aydınlanmak için, gerek ısınmak için elektrik tüketimine kasım ayında olduğu gibi yüklenecekleri açık…

Rakamlar ‘elektrik tasarrufunun’ olmadığını gösterdiği halde ‘yaz saati’ uygulamasının sürdürülmeye çalışılmasının gerçek nedeni ne olabilir? Bir hükümet üyesi ‘uygulamanın ilk defa yapıldığını;  önümüzdeki yıl gözden geçirilebileceğini söyleyerek’  tepkileri yatıştırmaya çalışmasına karşın yaşı biraz ilerlemiş olanların da kolayca hatırlayabileceği gibi kış aylarında da yaz saatinin sürdürülmesi uygulaması 1970’li yılların sonuna doğru ülkemizde uygulanmıştı. Özellikle o dönem yaşanan ‘enerji krizinin’ etkisi ile bu uygulama yapılmıştı ve elektrik tüketiminde tasarrufun sağlanması açısından bir çözüm olmadığı daha o dönemde anlaşılmıştı… Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının uzmanlarının bunu bilmemesi veya Kasım 2016 tüketim rakamlarının ortaya çıkarttığı tabloyu önceden tahmin edememeleri hemen hemen imkansız… O zaman yaz saatini sürdürmekteki inadın gerçek nedeni ne olabilir? Yoksa iddia edildiği gibi ‘elektrik şirketlerine’ para kazandırmak mı? Herkesin bildiği gibi günlük elektrik tüketimi günün her saatine eşit dağılmıyor; gece ve sabah saatleri tüketimin en düşük olduğu saatler; bu zaman diliminde birçok santral üretimini düşürmek zorunda kalıyor… Yani ‘elektrik üreticisi şirketler’ elektrik ‘satamadığı’ gibi ‘santralini’ durdurmak gibi maliyetli bir işlem yapmak zorunda da kalıyor… İşte tam bu noktada sabahın ilk saatlerinde elektrik tüketimi artırılarak bu şirketlerin hem daha çok elektrik satarak para kazanması hem de santrallerini kapatıp açma külfetinden kurtulmaları mı hedefleniyor? Sabahın koyu karanlığında okula gitmek zorunda bırakılan ‘para’ ile karşılaştırılamayacak kadar değerli çocuklarımıza karşı hepimizin ortak sorumluluğu olduğunu ve ayrıca karanlıkta çalışmanın insanlarda depresyon sıklığını artırdığının kuzey ülkelerinde ispatlandığını karar vericilerin bir kez daha hatırlaması gerekiyor.

EMO’nun basın açıklamasında da belirtildiği gibi ‘Kişilerin ya da kurumların gereksiz ısrarları ya da elektrik şirketlerine para kazandırmak için değil kamu yararı kapsamında düzenlemeler yapılması zorunludur. Bu çerçevede yazın geçilen GMT+3 noktasının kalıcılaştırılması uygulamasından vazgeçilerek, Türkiye coğrafyasına uygun kış ve yaz saatlerine geçilmelidir.’

Ahmet Soysal – Alakarga

 

* http://www.emo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=116230#.WF5ibPVOKQY Erişim tarihi:22.12.2016)

Kooperatifler kime hizmet edecek? – Tayfun Özkaya

Tayfun Özkaya’nın yazısı Birgün Gazetesi’nden alındı

21 Aralık Kooperatifçilik günü olarak kabul ediliyor. Kutlu olsun. Kooperatifçilik sisteminin gelişiminde evrensel olarak bazı sorunlar olduğunu söylemek zorundayız. Avrupa Birliği çoktandır kooperatifleri sermaye şirketlerinden farksız hale getirmeye uğraşıyor. Türkiye bu gelişime daha da aşırıya giderek katılıyor. 2000’li yıllarda değiştirilen ‘Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu’nda bu kooperatiflerin sanayi tesislerinin şirketleşmesi için değişiklikler yapılmıştı. Adeta kooperatifçilik sadece çiftçiden ürünü alıp çok az işleyerek (pamukta kütlüyü lif ve çiğidine ayırmak gibi) daha ileri sanayi işini sermayeye bırakmıştı. Bu kooperatiflerin yağ kombinaları, iplik fabrikaları şirketlerin bünyesi içinde olmaya zorlandı veya yok edildi. Diğer yandan denetim altında tutulabileceğini düşündükleri tarım birliklerini destekleyerek kooperatifçiliği tümden sistemin dışına itme çabaları da oldu, oluyor. Kısacası kooperatifçilik kapitalist sisteme tam entegre edilmeye çalışılıyor.

Şirketleşen kooperatifler

Bu genel yozlaşma hakkında birkaç örnek vereyim. Fransız LimaGrain firması Türkiye’de de tohum sektöründe şirket satın alarak rol oynayan dünyanın dördüncü büyük tohum şirketidir. Bu şirketin kökeninde bir kooperatif yatmaktadır. Şüphesiz şirket şu anda yerel tohuma ve köylülerin kendi tohumunu satmasına karşıdır. Avrupa’nın süt alanında önemli kooperatiflerinin Asya, Afrika gibi kıtalarda süt fabrikalarını satın alarak uluslararası şirketler arasına girmekte oldukları da bilinmektedir. Orada artık kooperatifçilik bitmektedir. Ülkemizde de Konya Şeker; kooperatif yapısında ve PankoBirlik çatısı altında bir anonim şirkettir. Tamamen endüstriyel bir tarım sistemi uygulamaktadır.
Var olan kooperatifler endüstriyel tarım anlayışı içinde kaldıkça zaten çiftçinin bir kurtuluşu söz konusu olamıyor. Örneğin yoğun yemini (fabrika yemi) kooperatif getirttiğinde beş on kuruş daha ucuza alıyorsunuz, ama yem fiyatındaki artışlara engel olamıyorsunuz. Dahası yoğun yemlerle beslenmiş hayvanların eti, sütü, yumurtası omega 3 ve CLA (konjüge linoleik asit) açısından çok fakir oluyor. Ayrıca yemlerle tarım ilaçları kalıntıları ve GDO problemi de ürünlere katılmış oluyor. Bu ise kalp, damar hastalıkları, parkinson, alzheimer gibi sinir hastalıkları, kanser ve daha bir çok hastalığa karşı insanları açık hale getiriyor. Çare ağırlıklı olarak mera beslenmesine geçmek. Bu zor ama başarılamaz bir olay değil. Örneğin Anadolu Meraları adlı grup bu konuda çalışıyor. (anadolumera.com) Bazı yöntemlerle meraların ot verimi hızla yükseltilebiliyor. Bu küresel iklim değişikliğine karşı karbonu toprağa bağlamakta da çok etkili oluyor. Ülkemizde meralar geliştirilmek bir yana maden, konut vb. amaçlarla hızla tahrip ediliyor

Sürdürülebilir teknikler

Kooperatiflerin agroekolojik teknikleri benimsemesi (yani kimyasal gübre, sentetik tarım ilaçları gibi endüstriyel tarım girdilerini kullanmayı reddetmesi) ve pazarlamada doğrudan pazarlama ve satış birimleri açma gibi yollarla pazarlama ağını oluşturmasının yanında tüketim kooperatifleri, topluluk destekli tarım grupları gibi dost pazarlama kanallarını kullanması gerekmektedir. Avrupa’da bu yönde kooperatifler ortaya çıkmıştır. Örneğin Hollanda’da NWF ve ona bağlı VEL ve VANLA, Fransa’da BioKoop gibi örnekler görülmektedir. Kooperatifçilik çok etkili bir araç olabilir. Ama kapitalist sisteme entegre olarak değil. Kısacası başka bir kooperatifçilik mümkündür.

Üreticinin masrafları düşer mi?

Sütü örnek alırsak ekolojik kooperatifler yoğun yem (fabrika yemi) yerine meraları tercih ediyor. Merayı güçlendirmeye çalışıyorlar. Böylelikle hem yem masrafları düşüyor hem de süt veya peynir insan sağlığına çok yarayışlı bir hale geliyor. Diğer yandan ürünlerini tüketim kooperatifleri, topluluk destekli tarım grupları, çiftçi pazarları veya internet yoluyla doğrudan tüketiciye ulaştırmaya çalışıyorlar. Tüketicilerle ittifaklar oluşturuyorlar. Çiftçi sistem içinde bir yandan ürünlerinden ellerine geçen fiyatların düşmesi veya yeterince artmaması, diğer yandan ise artan girdi fiyatlarından (yem, mazot, gübre, ilaç vb.) oluşan bir makas arasında ezilmekte.

Ekolojik kooperatifler işte bu makasın iki kanadını açmaya çalışıyorlar. Bunları yapmanın kolay olduğunu kimse söylemiyor. Ancak diğer yolun sonu çiftçilerin ve tüketicilerin şirketlerin kölesi haline gelmesi olacak. Güya modern üretim, süt üreticilerini her gün yeni bir girdiyi kullanmaya teşvik ediyor. Bu süreç onları iflasa sürüklüyor. Burada başka bir teknoloji mümkün diyoruz. Örneğin küçük kooperatifler bile artık sütleri pastörize edebilirler. Mutlaka fabrika kurmak gerekmez. Artık küçük pastörizasyon makineleri var. Böylelikle küçük kooperatifler çiğ süt değil pastörize süt satabilirler. Ülkemizdeki kooperatifler büyük borçlar altına girerek yatırımlar yapmışlardı. Bunların önemli bir kısmı iflas etti ve şimdi şirketlerin eline geçti. Başarılı olanlar da bıçak sırtındalar ve ürünleri ekolojik değil. Ekolojik kooperatifleri (veya biyo- kooperatifleri) merak eden kooperatifçi var mı acaba?

Tayfun Özkaya – Birgün

Karanlık madde öksüz: Astrofizikçi Vera Rubin öldü

Karanlık maddeyi keşfederek fizik alanında çığır açan astrofizikçi Vera Rubin 88 yaşında hayatını kaybetti.

Vera Rubin (1928-2016)

Galaksilerin dönüş eğrileri üzerine çalışan Rubin, galaksilerin açısal hareketinin tahmin edilen biçimiyle gözlemlenen biçimi arasındaki tutarsızlığı ortaya çıkardı. Bu olgu daha sonra galaktik dönüş problemi olarak anılmaya başlandı. Rubin 1970’lerde karanlık maddenin varlığına dair o güne kadarki en güçlü kanıtı buldu.

Vera Rubin kimdir?

Vera Rubin 1928’de Philedlphia’da doğru. Babası, Philip Cooper (Pesach Kobchefski) Litvanyanın Vilnius şehrinde doğmuş bir elektrik elektronik mühendisiydi. Annesi, Ukrayna doğumlu Rose Applebaum, Bell Telefon Şirketinde hatlarda kullanılması gereken kablo uzunluğunu hesaplamakla görevliydi. Lisans eğitimini Vassar Üniversitesinde tamamlayan Rubin, lisansüstü eğitimi için Princeton Üniversitesine başvurdu. Ancak üniversitenin kataloglarına bile ulaşamadı çünkü Princeton Üniversitesinin lisansüstü astronomi programına kadınların girmesi o tarihte yasaktı.

Bu nedenle Rubin lisansüstü eğitimi için Cornell Üniversitesi fizik bölümüne başvurdu. Burada Philip Morrison, Richard Feynman ve Hans Bethe gibi önemli fizikçilerle çalışma fırsatı buldu. 1951 yılında eğitimini tamamladı, master tezinde galaksilerin hareketine dair Hubble Teleskobu gözlemlerinden yararlanarak sapmaların ilk gözlemlerini yaptı. Galaksilerin, o zamanlar büyük patlama kuramının iddia ettiği gibi bir merkezden dışarıya doğru değil de, henüz bilinmeyen merkezler çevresinde dairesel hareket ettiğini iddia etti. Öne sürdüğü bu iddialar o zaman çok kabul görmedi.

Rubin doktorasını Georgetown Üniversitesinde, Profesör Doktor George Gamow’un yanında yaptı. Doktora tezini 1954’te bitirdi. Bu tezde, galaksilerin rastgele uzaya dağılmadığını bunun yerine gruplar halinde olduklarını göstermeye çalışıyordu. Bu galaksi topluluklarının var olduğu teorisi yayınlandıktan 20 yıl sonrasına kadar kabul görmeyecekti.

Rubin mezun olduktan sonra, Georgetown Üniversitesinde de araştırma asistanı olarak çalışmaya başladı. 1962 yılında da yine Georgetown Üniversitesinde doçent oldu. 1965 yılında Palomar Gözlemevinin gözlem araçlarını kullanmasına izin verilen ilk kadın oldu.

Rubin, deney düzenekleri tasarlamasıyla ünlü Kent Ford ile birlikte daha önceki tartışmalı, kabul görmeyen galaksi kümeleri tezine benzer konularda çalışmaya başladı. Bu çalışmaların sonunda Rubin-Ford etkisi teorisi ortaya atıldı. Bu teori ortaya atıldığı günden beri yoğun tartışmaların merkezinde kaldı. Bu teori basitçe spiral galaksilerin dairesel eğrilerinin teorik eğrilerle neden uyuşmadığını açıklama amacındadır.

Galaksilerin tahmini hareketleriyle gerçekteki hareketleri arasındaki uyuşmazlığı kesin olarak gösterden Rubin, galaksilerde gözlemlediğimizin 10 katı kadar da gözlemleyemediğimiz, yani karanlık madde olması gerektiğini gösterdi. Galaksi dönüş problemini açıklama çabaları karanlık madde teorisine götürdü.

Rubin-Ford etkisine ismini vermiş olan Rubin’in adına tanımlanmış 5726 sayılı Rubin adlı bir asteroid de bulunmaktadır.

(Yeşil Gazete)

“Prenses Leia” Carrie Fisher öldü

Star Wars serisindeki Prenses Leia rolüyle tanınan ünlü oyuncu Carrie Fisher, geçirdiği kalp krizinin ardından 60 yaşında hayata veda etti.

Carrie Fisher

Fisher geçen Cuma günü Londra’dan Los Angeles’a giden uçakta kalp krizi geçirmiş ve uçak indiğinde hastaneye kaldırılmıştı. Ailesinden yapılan açıklamada, Fisher’ın bu sabah öldüğü ve “büyük bir üzüntü” duydukları belirtildi.

Blues Brothers ve When Harry Met Sally gibi filmlerde de oynayan Fisher ayrıca dört roman ve üç hatıra kitabı da yazmıştı.

Carrie Fisher kimdir?

Carrie Fisher, şarkıcı Eddie Fisher ve sinema oyuncusu Debbie Reynolds’un kızıdır.

Central School of Spench and Drama okulunda 18 ay eğitim gördü. İlk filmi Shampoo‘da (1975) Warren Beatty ve Julie Christie ile rol aldı. Ardından 1977 yılında George Lucas’ın klasikleşmiş efsane bilim-kurgu serisi Star Wars‘ın orijinal üçlemesi A New Hope, The Empire Strikes Back ve Return of the Jedi’da ve The Force Awakens‘da Prenses Leia karakterini canlandırarak kariyerindeki en büyük rolünü üstlendi. Bu rol ile dünya çapında tanınan bir oyuncu oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=y-7rXTB5H_o

Bu filmden sonra Dan Aykroyd ve John Belushi oynadığı John Landis’in yönettiği 1980 tarihli Cazcı Kardeşler-“Blues Brothers” filminde oynadı.

1986 yılında Hannah ve Kızkardeşleri filminde boy gösterdi. The Burbs adlı filmde Tom Hanks ile beraber oynadı.

1990’da Mely Streep, Shirley McLaine ve Dennis Quaid’ın oynadığı Postcards from the Edge adlı filmin senaryosunu yazdı.

Müzisyen Paul Simon’la 1977’den 1983’e kadar birlikte olan Fisher, Simon’la bir yıl da evli kalmıştı.

(Yeşil Gazete)

 

Kötü bir yıldı 2016! Müzik dünyasının 2016’daki kayıpları

Edit: 28 Aralık’ta genişletilmiş ve güncellenmiştir.

Yıl sonu değerlendirmelerinde o yıl ölenlerin anılması adettendir. Ancak maalesef 2016 sadece şiddet haberleri ve bütün dünyadaki siyasi kötüye gidiş nedeniyle değil, müzik dünyasından gelen ölüm haberleri açısından da her zamankinden daha kötü bir yıl oldu.

Leonard Cohen (1934-2016)

David Bowie‘den Keith Emerson‘a, Maurice White‘dan Black‘e, Leonard Cohen‘den George Michael‘a kadar pek çok ismi bu yıl kaybettik. Klasik müzik dünyasının iki büyük ismi Pierre Boulez ve Sir Neville Mariner de bu yıl ölen isimler arasındaydı.

Bu yıl aynı grubun, Fleetwood Mac‘in aynı yaştaki iki kurucusunun (Paul Kantner ve Signe Anderson) aynı günde ölmesi ve Emerson Lake and Palmer‘ı oluşturan üç büyük müzisyenin ikisini (Keith Emerson ve Greg Lake) aynı yıl kaybetmemiz gibi talihsizliklerin de yılı oldu.

Biz de Yeşil Gazete olarak yıl bitmeden 2016’da ölen müzisyenleri topluca anmak istedik. Umarız yeni bir kötü haber almadan yılı bitirebiliriz.

5 Ocak – Fransız şef ve besteci Pierre Boulez (90)

https://www.youtube.com/watch?v=k4zv1ljbXek

10 Ocak – David Bowie (69)

https://www.youtube.com/watch?v=N4d7Wp9kKjA

18 Ocak – The Eagles’ın gitaristi Glenn Frey (67)

https://www.youtube.com/watch?v=0YaMHEVWlvY

26 Ocak – Colin Vearncombe (Black) (Trafik kazası) (53)

28 Ocak – Jefferson Airplane’in kurucusu, gitarsisti ve vokalisti Paul Kantner (74) ve aynı gün yine Jefferson Airplane’in kurucusu, vokalisti Signe Toly Anderson (74)

29 Ocak – İsviçreli Flüt virtüözü Aurèle Nicolet (90)

3 Şubat – Litvanyalı kemancı ve orkestra şefi Saulius Sondeckis (88)

4 Şubat – Earth Wind and Fire’ın kurucusu, vokalisti Maurice White (74)

5 Mart – Avusturyalı şef Nikolaus Harnoncourt (86)

8 Mart – Beşinci Beatle olarak bilinen, The Beatles’ın yapımcısı ve müzisyen Sir George Martin (90)

https://www.youtube.com/watch?v=jQvHePwCXig

11 Mart – Emerson Lake and Palmer’ın klavyecisi Keith Emerson (İntihar) (71)

14 Mart – İngiliz besteci ve şef Sir Peter Maxwell Davies (81)

23 Mart – Ermeni opera sanatçısı tenor Gegham Grigoryan (65)

5 Nisan – Avustralyalı opera sanatçısı soprano Elsie Morison (92)

6 Nisan – Merle Haggard (79)

7 Nisan –  Jimmie Van Zant (59)

21 Nisan – Prince (57)

https://www.youtube.com/watch?v=vHxmctgKFL8

21 Nisan – Blues/rock gitarisi, şarkıcı Lonnie Mack (74)

27 Nisan – Avusturyalı opera sanatçısı mezzosoprano Gabriele Sima (61)

17 Mayıs – Guy Clark (74)

21 Mayıs – Megadeth’in davulcusu Nick Menza (51)

5 Haziran – Amerikalı opera sanatçısı soprano Phyllis Curtin (95)

11 Haziran – İngiliz opera sanatçısı tenor (özellikle Wagner) Alberto Remedios (81)

22 Haziran – Güney Afrika doğumlu Britanyalı film müzikleri bestecisi Harry Rabinowitz (100)

https://www.youtube.com/watch?v=Hn-hRXSBvZ0

23 Haziran – Amerikan Bluegrass müziğin ilk kuşağından Ralph Stanley (89)

24 Haziran – Parliament-Funkadelic ve Talking Heads’in klavyecisi Bernie Worrell (72)

https://www.youtube.com/watch?v=puDTZAlCv4A

28 Haziran – Elvis’in gitaristi olarak da tanınan Scotty Moore (84)

5 Temmuz – Venezuellalı klasik gitar virtüözü Alirio Díaz (92)

9 Temmuz – Amerikalı opera sanatçısı soprano Maralin Niska (90)

16 Temmuz – Suicide üyesi Alan Vega (78)

26 Temmuz – Japon klasik piyanist Hiroko Nakamura (72)

28 Temmuz – Nektar’ın kurucusu, gitarist ve vokali Roye Albrighton (67)

https://www.youtube.com/watch?v=lAnESYSpgn0

4 Ağustos – Amerikalı koloratur soprano Patrice Munsel (91)

20 Ağustos – İtalyan opera sanatçısı soprano Daniela Dessì (59)

8 Eylül – Jamaikalı Reggae/Ska efsanesi Prince Buster (78)

https://www.youtube.com/watch?v=3Yx_L1uC8I0

8 Eylül – Güney Afrikalı opera sanatçısı tenor Johan Botha (51)

25 Eylül – Country şarkı yazarı ve şarkıcı Jean Shepard (82)

2 Ekim – İngiliz şef ve kemancı Sir Neville Marriner (92)

https://www.youtube.com/watch?v=3TZq8u88peo

2 Ekim – İngiliz opera şarkıcısı tenor Thomas Round (101)

24 Ekim – Bobby Vee (73)

29 Ekim – Tunus doğumlu Fransız klasik gitarist Roland Dyens (61)

6 Kasım – Macar piyanist Zoltán Kocsis (64)

7 Kasım – Leonard Cohen (82)

9 Kasım – Ustaların ustası gitarist Al Caiola (96)

11 Kasım – Weather Report’un Jaco Pastorius’tan sonraki basçısı Victor Bailey (56)

11 Kasım – Caz/blues piyanisti Mose Allison (89)

13 Kasım – Leon Russell (74)

18 Kasım – Soul/funk şarkıcısı Sharon Jones (60)

24 Kasım – Amerikalı elektronik müzik bestecisi ve akordeonist Pauline Oliveros (84)

25 Kasım – Amerikalı ilk kontrtenor Russell Oberlin (88)

https://www.youtube.com/watch?v=m4gKDGJjGwU

3 Aralık – İtalyan opera sanatçısı soprano Gigliola Frazzoni (93)

7 Aralık – King Crimson’ın kurucularından ve Emerson Lake and Palmer’ın gitaristi ve vokali Greg Lake (69)

https://www.youtube.com/watch?v=wlJJ_nqRA7U

23 Aralık – Avusturyali çellist Heinrich Schiff (65)

24 Aralık – Kızıl Ordu Korosu‘nun (Alexandrov Ensemble) şefi ve 64 üyesi (Uçak kazası)

https://www.youtube.com/watch?v=XX-N3MPiw0g

24 Aralık – Status Quo’nun gitaristi Rick Parfitt (68)

https://www.youtube.com/watch?v=v6qMD1lIWT0

25 Aralık – Caz füzyon davulcusu Alphonse Mouzon (68)

https://www.youtube.com/watch?v=8ybIzZNesXU

25 Aralık – George Michael (53)

(Yeşil Gazete)

Tayvan’da eşcinsel evlilikler yeniden gündemde

Tayvan’da parlamentonun eşcinsel evliliğe olanak tanıyan yasa tasarısını yeniden gündemine alması tasarı karşıtlarını ve yanlılarını sokağa döktü.

Tasarı karşıtları başkent Taipei’deki gösterilerde söz konusu düzenlemenin ülkenin sosyal yapısına zarar vereceğini savundu:

“Geleceğe dair ciddi endişelerim var. Çünkü toplum ailenin kadın ve erkek, karı ve kocadan oluştuğu bir sisteme dayanmalı. Uzun süredir ülkemiz bu tür topluma dayalı ve bu değişmemeli.”

Taipei, düzenlemeye destek verenlerin eylemlerine de ev sahipliği yaptı. Aktivistler milletvekillerini “cesur” davranmaya çağırdı:

“Bence insanlar arasındaki karşılıklı sevgi son derece doğal bir şey. Bu yüzden birbirini seven insanların neden evlenemediğini bir türlü anlayamıyorum. Bu sevginin erkekler, kadınlar ya da eşcinseller arasında olması durumu değiştirmemeli. Bu yüzden tepkimizi ortaya koymalıyız.”

Eşcinsellerin evlenmesini yasal hale getiren düzenleme daha önce de parlamentonun gündemine gelmiş ancak milletvekillerinden gerekli desteği görememişti.

 

(Euronews)