“Ülke seçim atmosferi içinde yol alırken yoğurt yazıları da nereden çıktı”, diye soran dostlara iki yanıt vereceğim.
Birincisi, kapitalizm birbirimizle üretim üzerinden kurduğumuz ilişkileri duvarlar örerek daraltıp kendine yeterliliği tahrip eden bir sistem olduğu için insanların kendine yeterliliğini artıran her şey duvardaki çatlakları da artırır.
İkincisi insanların bir şey yapabilme becerilerini artırmak aynı zamanda kendine yeterliliklerini de artırmak anlamına gelir ve bu da duvardaki çatlakları büyütür.
Sadece yoğurt yaparak kapitalizmi yıkamayız elbette; ama insanların kendi yiyeceklerini yapması, yemek pişirmesi, mutfak deneyimlerini çoğaltması ve paylaşması sağlıklı beslenmenin ötesinde sosyal ilişkileri de canlı tutan bir işlev görecektir. Ve her tür mücadele için sosyal ilişkileri canlı tutmanın en önemli şeylerden biri olduğuna inanıyorum. Söylemeye bile gerek görmüyorum ama bir kez daha dile getirmeli: Gıda üretimi ve mutfak işlerine erkekler de dâhildir.
Bir önceki yazıda yoğurt yapmak hakkında bazı genel bilgilere yer vermiştim. Bu yazıda evde yoğurt yaparken sıklıkla yaşanan sorunlardan bazılarına değineceğim; ama önce yoğurt hakkında kısa bir bilgi vermek iyi olacak.
Yoğurt
Yoğurt dünya genelinde tüketilen en eski fermente süt ürünlerinden biri. Yoğurt oluşumu süt şekeri olan laktozun laktik asite dönüşmesi sonucu sütte bulunan protein tabiatındaki maddelerin (kazein, albümin ve globulinler) yapısında meydana gelen bir değişim olarak tarif edilebilir. Süte aşılanan iki bakteri süt şekeri laktozu enerji kaynağı olarak kullanarak laktik asite dönüştürür. Sütteki laktik asit düzeyinin belli bir eşik değeri geçmesi ile sütte bulunan proteinler pıhtılaşarak yoğurdu oluştururlar. Yoğurt bünyesinde canlı bakterileri içeren bir süt ürünüdür.
İyi bir yoğurt yapmanın bir numaralı kuralı temiz, katkısız bir çiğ süt temin etmektir.
Temiz ve taze süt temini
Sütün sağılması esnasında ineğin memelerinden, sağım yapan kişiden, ortamdan, kullanılan alet ve ekipmandan süte çeşitli bakteriler bulaşır. Bulaşan bakteri sayısı ne kadar çoksa süt o kadar kolay bozulur.
Süt sağılır sağılmaz soğutulması gereken bir gıda maddesidir. Eğer bu yapılmazsa süte bulaşan bakteriler çoğalır ve asidik maddeler üretir. Asidik madde içeriği fazla olan sütler kaynatma esnasında kesilir. Dolayısıyla sütün kaynatma esnasında kesilmesi sütteki bakteri sayısının çokluğuna, sütün sağımdan sonra uzun süre bekletildiğine veya sütün sağım koşullarının kötü olduğuna delalet eder. Kesilmiş bir sütten yoğurt yapmak olanaksızdır. Ama yoğurt yapımını zorlaştıran ya da olanaksız kılan daha başka sorunlar da vardır.
Antibiyotik, koruyucu madde ve dezenfektan kalıntıları
Çiğ sütü uzun süre dayandırmak için içine temizlik ve dezenfektan maddeler ilave edilebilmektedir. Ayrıca hasta hayvanları tedavi etmek amacıyla kullanılan antibiyotikler de süte geçmektedir.
Antibiyotik kalıntı testleri süt işletmelerinde rutin olarak yapılan testlerdir. Antibiyotikli çiğ sütler işletmelerce kabul edilmez. Ama bu tip sütlerin piyasada satışı mümkündür. Antibiyotik kalıntılı gıda ürünleri yemek hassas insanlarda alerjik reaksiyonlara ve bağırsaklarda hastalıklara dirençli bakterilerin gelişmesine neden olabilir.
Yoğurt bakterileri temizlik, dezenfektan maddeler ve antibiyotik kalıntısı içeren sütlerde çoğalamaz; çoğalamayınca da sütten yoğurt yapılamaz. Eğer yapılırsa diğer her şey doğru yapılmasına rağmen pıhtısı çok gevşek, cıvık ya da hiç tutmamış bir yoğurt elde edilir. Böyle bir durumda eğer mayalama sıcaklığı uygun (43-45 oC) ve kullanılan maya da bozuk değilse sorunun çiğ sütte bulunabilecek antibiyotik kalıntılarından kaynaklanabileceği düşünülmelidir.
Antibiyotik kalıntıları dışında koruyucu madde kalıntıları da benzer sorunları yaratır.
Ülkemizde gıda maddeleri üretiminde taklit, tağşiş ve hile yapmak ne yazık ki yaygın olarak gözlenen bir durumdur. Süte benzoat, nitrat, hidrojen peroksit gibi bakterilerin çoğalmasını engelleyen bir koruyucu madde katılıp katılmadığını anlamaksa laboratuvar testleri yapmadan olanaksızdır.
Güven ilişkisi önemli
Bu sorunların çözümü kolay değil. Yoğurt yapmak için alınacak çiğ sütün güven duyulan kişilerden alınması gerekiyor.
Güven yüz yüze ilişki ile ve zamanla oluşan bir şey. Dolayısıyla güven ilişkisini sağlamanın yolu süt üretimi yapan küçük üreticilerle doğrudan bağlantı kurmaktan geçiyor. Bu ilişkinin temiz süt temini dışında başka yararları da olacaktır. Ülkemizde geçerli gıda ve tarım mevzuatı bir ya da iki süt hayvanı olan küçük çiftçilerin son derece aleyhinedir ve mevcut durum böyle devam ederse zaman içinde küçük çiftçiliğin bütünüyle tasfiye olması kaçınılmazdır. Küçük gıda toplulukları ya da inisiyatifleri oluşturmak belli miktarda süt için alım garantisi yaratır ve bu durum küçük çiftçiler ya da üreticilerin ayakta kalması için büyük bir güvencedir.
Bütün bunlara rağmen çiğ süt temininde zorluk yaşandığı durumlarda piyasada cam şişelerde satılan pastörize sütler yoğurt yapmak için rahatlıkla kullanılabilir.
Yoğurt pıhtısının yapışkan olması, sümüklenmesi ya da iplik gibi sünmesi
Uygun koşulları taşıyan süt temin edildikten sonra kaynatma, soğutma ve mayalama işlemi yapılır. Bu işlemlerin nasıl yapılacağı bir önceki yazıda ele alınmıştı. Her şey yolunda giderse birkaç içinde pıhtılaşan, kıvamı, tadı ve aroması yerinde bir yoğurt elde edilir. Mayalanma süreci biten yoğurt buzdolabına kaldırılmalıdır. Ama ertesi gün yenmek için yoğurt alınacağı zaman tencereye daldırılan kaşığa bulaşan yoğurdun iplik gibi uzadığı, yapış yapış olduğu ya da sümüklendiği görülebilir. Evde yoğurt yapımında sıklıkla karşılaşılabilecek sorunlardan biri budur.
Meme enfeksiyonları olan hayvanlardan sağılan sütler bu soruna neden olabilir. Ama bu sorunun genellikle üç ana nedeni vardır.
Birincisi, yoğurt mayasını oluşturan bakterilerin bozulmuş olmasıdır.
İkinci neden yoğurt mayasında yapışkanlığa neden olan yabancı bakterilerin olmasıdır. Yoğurt mayası Streptococcus thermophilus ve Lactobacillus d.s. bulgaricus bakterilerinden oluşur; bazen bu bakterilerin dışında başka bakteriler de süte bulaşmış olabilir. Kaynatma bu bakterileri yok etmeyebilir. Süt mayalandığında yapışkanlığa neden olan bu bakteriler de çoğalmak için fırsat bulacak ve ürettikleri maddelerle pıhtının yapışkan olmasına ya da sünmesine neden olacaklardır.
Pıhtısı bozuk bu tip yoğurtlardan alınan mayalar da yeni yapılacak yoğurtta aynı soruna neden olur. Böyle durumlarda yeni bir maya bulmak için komşunuzun kapısını çalmak ve yoğurt yapımında kullanılan kap kacağı da yabancı bakterilerden arındırmak için iyice temizlemek gerekir. Pıhtısı bozuk yoğurdu tadında bir acılaşma yoksa çorba yapımında kullanabilirsiniz.
Üçüncü neden mayalama sıcaklığının düşük olmasıdır. İdeal mayalama sıcaklığı 43-45 oC’dır ve mayalama süresi boyunca sıcaklığın 40 oC’dan daha aşağıya düşmemesini sağlamak gerekir.
Yoğurt yapımında karşımıza çıkan sorunlar burada bitmez. Bir sonraki yazıda yoğurt yapımında gözlenen tat ve aroma kusurları ile kıvamlılık ve yapı sorunlarını ele alacağım.
Dünya Sağlık Örgütü’nün(DSÖ) verilerine göre hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı yılda yedi milyona ulaştı. Örgüt, hükümetleri hava kirliliği ile mücadele etmeye çağırıyor.
Hava kirliliği yüzünden yılda en az yedi milyon kişi hayatını kaybediyor. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom, hükümetleri hava kirliliği ile etkin şekilde mücadele etmeye çağırdı.
Adhanom’un Cenevre’de yaptığı açıklamalara göre dünya genelinde on kişiden dokuzu yüksek oranda zararlı maddeler içeren havayı teneffüs ediyor. Kirli havanın herkesin ancak özellikle de yoksulların hayatını tehdit ettiğini belirten DSÖ Genel Direktörü, hava kirliliği nedeniyle hayatını kaybedenlerin yüzde 90’ının kalkınmakta olan ve kalkınmanın eşiğindeki ülkelerde yaşadığını ifade etti. Adhanom, Asya ve Afrika’nın krizin en yoğun şekilde görüldüğü bölgeler olduğunu söyledi.
DSÖ, hava kirliliğinin yetişkinlerde kalp-dolaşım sistemindeki bozukluklara bağlı ölümlerin dörtte birinin sorumlusu olduğunu açıkladı. Ayrıca örgüt, felç vakalarının yüzde 25’i, akciğer kanseri vakalarının yüzde 30’u ve kronik ciğer rahatsızlıklarının yüzde 43’ü de hava kirliliğine bağlı olarak ortaya çıkıyor.
1 Mayıs İşçi Bayramını Taksim’de kutlamak üzere Beşiktaş’tan yürümek isteyen 35 kişi gözaltına alındı.
İstanbul, Beşiktaş’ta toplanarak Taksim meydanına yürümek isteyen Halkın Kurtuluş Partisi üyelerine müdahale etti. İlk etapta gruptaki 15 kişi gözaltına alındı.
Müdahalenin ardından Barbaros Caddesinde tekrar toplanıp yürümek isteyen 20 kişinin de gözaltına alınmasıyla, gözaltı sayısı 35’e çıktı.
Valilik Taksim başvurusunu reddetti
Emek ve meslek örgütleri bu yıl 1 Mayıs İşçi Bayramı’nın İstanbul’da Maltepe’deki miting alanında kutlanacağını açıklamıştı.
Açıklamada, ortak 1 Mayıs programının Taksim meydanında yapılması için İstanbul Valiliğine başvuru yapıldığı, olumsuz yanıt gelmesinin ardından miting alanı olarak Maltepe’nin seçildiği ifade edildi.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder hakkında İstanbul Zeytinburnu’nnda 2013 yılında gerçekleştirilen Newroz kutlamalarında yaptıkları konuşmalar nedeniyle açılan davanın duruşması bugün İstanbul 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Demirtaş, İstanbul 26’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri Cezaevi Kampüsü karşısında bulunan 2 No’lu duruşma salonunda yapılan duruşmaya mazeret bildirerek katılmadı.
Demirtaş, duruşmaya SEGBİS ile katılmayı da reddetti.
Mahkeme heyeti Demirtaş’ın başka mahkemedeki beyanını savunma olarak kabul ederek mütalaaya geçmek istedi.
Demirtaş’ın avukatları ise bu duruma itiraz ederek mütalaaya geçilmemesi gerektiğini söyledi.
Bunun üzerine mahkeme başkanı avukatların salondan çıkartılması kararını verdi.
Avukatlar da salondan çıkmayı reddedince mahkeme heyeti salondan ayrıldı.
Avukatlar çıktı, mahkeme heyeti döndü
Daha sonra avukatlar duruşma salonundan çıktı ve mahkeme heyeti salondaki yerini tekrar aldı.
Avukatlar salon dışındayken mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, Demirtaş ve Önder’in “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 5’er yıla kadar hapis cezası istedi.
“Mahkeme bütün usul kuralları çiğneyerek Alelacele karar vermek istiyor. Sayın Demirtaş’ın görevsiz mahkemede alınan beyanı dosya kapsamında esasa ilişkin beyan olarak kabul edip, sayın Demirtaş savunma yapmaya hazır olmasına rağmen savunma alınmadan karar vermek istiyor. Mahkeme bütün beyanlarımızı ve tevzi-i tahkikat taleplerimizi hiç bir gerekçe göstermeden reddediyor. Dosyadaki bilirkişi raporları dahi tarafımıza tebliğ edilmemişken, Demirtaş’ın savunması alınmadan yangından mal kaçırır gibi karar verilmek isteniyor.”
Mahkeme heyeti duruşmayı 8 Haziran’a erteledi.
Parti yetkilileri Demirtaş’a ceza verilmesi durumunda da Demirtaş’ın 24 Haziran’daki cumhurbaşkanı seçiminde HDP’nin adayı olarak gösterileceğini söylemişti.
Kadıköy Belediyesi Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı (SEEP) Taslak Raporu”na katkıda bulunmak üzere Kadıköy Belediyesi Türkiye’de ilk defa düzenlenen bir etkinliğe imza attı.
“Kadıköy Belediyesi Bütüncül ve Katılımcı İklim Eylemi Projesi” kapsamında taslak raporu 18-29 yaş arası ve 30 yaş üstü gönüllü katılımcı ve akademisyenler, sivil toplum örgütleri, yerel/merkezi yönetim ve özel sektör temsilcilerinin önerilerine açıldı.
Uzman toplantısı 15 Şubat’ta gerçekleştirilen projenin, gönüllü katılımı 3 adımda yapıldı.
Bu adımlarda Yeditepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Barış Gençer Baykan, Kadıköy Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürü Aynur Şule Sümer konu ile ilgili sunumlar yaptılar.
1 Nisan’da gerçekleştirilen ilk toplantıda İklim Değişikliğinin bilimsel arka planı, ulusal ve küresel müzakereler hakkında bilgi verilirken, iklim elçisinin tanımı yapıldı.
İkinci toplantı da ise katılımcılar dünyadan karbon salımı azaltım örnekleri ve Kadıköy’ün sera gaz salımları ve çözüm önerileri aldılar.
13-14 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen en son toplantıda ise, World Cafe tekniği kullanılarak katılımcıların ilk iki toplantıdan sonra yaptıkları çıkarımlar ve öneriler ele alındı.
Son toplantıda, katılımcılar kendilerine yöneltilen sorular çerçevesinde yarattıkları ortak öneri paketlerini bir sunum yaparak SEEP Taslak Raporu’na katkıda bulundu.
Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu’nun da katılarak farklı grupların ortaya çıkardığı yenilikçi fikirleri dinlediği çalıştayda; Nuhoğlu, iklim değişikliği ile mücadelede tek başına belediye imkanları ile sonuç almanın zor olduğunu, ancak katılımcılığın yani insanın işin içine girmesiyle kötü gidişatın önlenebileceğini vurgularken, Kadıköy’ün geleceği için emek veren İklim Elçileri’ne çabalarından ötürü teşekkür etti.
Yeşil alanı yok edecek, sahilde yapılaşmayı artıracak imar planına Kadıköy Belediyesi’nin; Kadıköy Kent Konseyi, sivil toplum kuruluşları ve duyarlı Kadıköylülerle birlikte yaptığı itirazlar sonucunda Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı özelleştirme ihalesi geri çekildi.
Hürriyet Gazetesi’nden Jale Özgentürk’ün haberine göre, Kadıköy Belediyesi’nin yoğunluk artışı ve siluet tartışması nedeniyle açtığı yeni davalar neticesinde Özelleştirme İdaresi’nin satışa çıkardığı en değerli varlıklardan Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı ihalesi geri çekildi. Yeterli talip çıkmadığı için ertelenen özelleştirme süreci, davaların çözümlenmesini bekleyecek. Özgentürk, yazısında şu ifadelere yer verdi:
“İhaleye girilen proje tamamen değişmiş, Kalamış Yat Limanı’nın doldurularak büyütülmesine karar verilmişti. Bilindiği gibi Kadıköy Belediyesi ise bu projeye karşı çıkmıştı. Belediyeye göre yeni plan; yapı, nüfus ve trafik yoğunluğunu arttıracak, kıyı silueti bozulacaktı. Belediyenin dava açması üzerine Koç Grubu ihaleden çekildi. Uzun bir sessizlik döneminden sonra Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı‘nın özelleştirilmesi için yeni hareket, geçen yıl Kasım ayında başladı. 16 Kasım’da yeni bir özelleştirme planı yayınlandı. Yeni sürecin gerekçesi, plan tadilatının yapılmasıydı. Özelleştirme İdaresi’nin plan tadilatı olarak planın genelini koruyan değişiklikle başlattığı yeni süreçte ilk teklif verme tarihi 15 Şubat 2018 olarak belirlenmişti. Özelleştirme İdaresi, bu tarihi daha sonra 27 Nisan 2018’e erteledi. Son teklif süresi de önceki gün doldu.”
Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu yaptığı açıklamada “Kamu varlıklarını savunmaya devam edeceğiz” mesajı verdi.
Kadıköy Kent Konseyi nöbette
Kadıköy Kent Konseyi üyeleri, Fenerbahçe-Kalamış Yat Limanı’ndaki kara ve deniz alanlarının yapılaşmaya açılarak özelleştirilmesini protesto etmek için her cumartesi günü Kalamış Atatürk Parkı’nda bir araya gelmiş, yat limanındaki özelleştirme kararı iptal edilene kadar nöbetlerini sürdüreceklerini dile getirmişti. Üyelere, Kadıköylüler de büyük destek vermişti.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi (İstinaf), Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünde yer alan “müsait, boyalı, yollu, taze” gibi kimi cinsiyetçi kelimelerin çıkarılması yönünde verdiği kararın yürütmesini durdurdu.
İstinaf Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararında, TDK’nin hazırladığı Türkçe Sözlük’te yer alan dava konusu sözcüklerin anlamlandırılmasında, halk ağzındaki yaygın kullanımı, sözcüğün asıl ve mecaz anlamları ile argo kullanımı dikkate alınarak anlam sıralaması yapıldığı belirtildi.
Kararda, anlamlandırma çalışmalarında TDK’nin iradesinden ziyade sözcüğe halkın yüklediği anlamın dikkate alındığının anlaşıldığı savunuldu.
Bu ifadelerin sözlükte yer almasında kadınlara ayrımcılık yapmak veya kadına şiddet uygulanmasına zemin hazırlanması gibi bir amaç güdülmediği de öne sürüldü.
Halkevleri Eş Genel Başkanı Dilşat Aktaş, 2015 yılında Türk Dil Kurumu’na (TDK) kadına yönelik ayrımcı ve cinsiyetçi ifadelere yer verdiği gerekçesiyle dava açmış, TDK’nin başvuruyu reddetmesi üzerine Aktaş’ın avukatları idare mahkemesinde ret işleminin iptali davası açmıştı.
Güney Kore ile Cuma günü tarihi bir zirve gerçekleştiren Kuzey Kore, nükleer deneme yaptığı alanı gelecek ay kapatma sözü verdi.
Bu taahhüde ilişkin açıklama, Güney Kore’nin cumhurbaşkanı Moon Jae-in’in sözcüsü Yoon Young-chan’dan geldi. Yoon, “Kuzey Kore lideri Kim, Başkan Moon ile görüşmesinde, nükleer deneme tesisinin Mayıs ayında kapatılacağını söyledi” dedi.
Yoon, Güney Kore ve ABD’den bir heyet ile gazetecilerin sürecin denetimi için Kuzey Kore’ye davet edileceğini de belirtti.
Güney Kore, bu hamlenin arkasında sürecin şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü uluslararası topluma anlatmak olduğunu söyledi. Seul’den gelen açıklamayla ilgili Pyongyang Yönetimi’nden henüz resmi bir değerlendirme yapılmadı.
Kore yarımadasında tek saat dilimine geçiliyor
Öte yandan Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, saatleri 30 dakika ileri alarak yarımadada tek saat dilimi uygulamasına geçme kararı aldığı açıklandı.
Kim’in jest niteliğindeki bu hamlesi Cuma günü sınırda gerçekleşen zirvenin ardından geldi. Kuzey Kore, 2015 yılında aldığı kararla güneyden 30 dakika geri bir saat dilimine geçmişti.
Kim Jong-un ve Moon Jae-in sınır noktasında ağaç dikimi seramonisine katıldı
Trump gelişmelerden memnun
Pyongyang ve Seul arasındaki tarihi zirvenin ardından açıklama yapan ABD Başkanı Donald Trump, “Çok güzel şeyler oluyor” değerlendirmesinde bulundu. Trump, Kim ile yapacağı görüşmenin önümüzdeki üç ya da dört hafta içerisinde gerçekleşmesini beklediğini söyledi.
Kuzey Kore lideri Kim ile Güney Kore Devlet Başkanı Moon, Cuma günü iki ülke arasındaki sınır köyü Panmunjom’da tarihi bir buluşma gerçekleştirmişti. Görüşme sonrası imzalanan ortak açıklamada, “Kore Yarımadası’nda bundan böyle savaş olmayacak” ifadesi yer almıştı. Görüşmede, Kuzey Kore’nin nükleer programı da ele alınmış ve yarımadanın kademeli olarak nükleer silahlardan arındırılması konusunda uzlaşmaya varılmıştı.
Adettendir, bir yılın muhasebesi yapılır her sene-i devriyede.
Bugün 29 nisan ve biz kamudan kamuya ihraç edileli bir yıl oldu.
En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Çok yaş aldım bu sene.
Yaş aldım çünkü çok özledim. yarın bir yıl olacak sevgilimi, eşimi, dostumu, meslektaşımı, Bediz’i gurbete uğurlayalı. Çok yazdım ona, her gün yazdım. İstedim ki ne yapıyorsam bilsin, döndüğünde hiç gitmemiş gibi tutsun ucundan, ne yapıp ediyorsak gittiğinden beri. Ama yetmedi o kadar mektup onu bir yıl önce havaalanına götüren kahredici sessizliği bozmaya. Yazışarak sustuk bu sene, çok sustuk. Bu suskunluktan ve susuzluktandır aldığım yaşların en gözlü olanları.
Yaş aldım çünkü özlerken aşık da oldum. Çünkü aşk örgütlenmektir abiler…
Biz sıfırdan bir hayali aşkla gerçek kıldık. Yapageldiklerimizi, ağırbaşlı bir inatla hala yapabileceğimizi göstermek için yanyana durmayı becerdik. Çok kavga ettik, kırdık bile zaman zaman birbirimizi. Ama pes etmedik. Çünkü anladık ki biz sadece bir kafe, bir kütüphane işletmiyoruz. Biz bir bostanın bahçıvanlığına soyunduk, umut devşirdik en olmadık yerlerden. Bazen bir kitaptı, bazen bir melodi, bazen bir film ya da fotoğraf çoğu zaman iki kelam, bir tebessüm. Onlarda aradık bize unutturulmaya çalışılan umut zerrelerinin izlerini.
İradenin umuduyla biliyoruz ki bir yerlerden illa ki filizlenecek hasret kaldığımız o barış ve özgürlük halleri.
Aşkın umuduyla biliyoruz o filizler yanyana durmayı becermenin bahçelerinde büyüyecek, illa sevişerek değil, bazen de dövüşerek. Dövüşsek de terk etmeden, o küfürsüz dili bularak. Yeniden bir araya gelmenin alçakgönüllüğü ve samimiyeti ile büyütebileceğimizi gördük umut filizlerini.
Aşkla yaşlanırken bir yandan, bir Umut Adasının yaşıtlarından çok daha fazla büyümek zorunda kalmasına şahit oldum.
Yatma saatinde yemek yemeğe alıştı Ada önce, sonra kendi yemeğini kendi hazırlamayı. Her sabah çıkarken “akşam yemekte var mısın?” diye soruşundaki utangaç kırgınlıktır bana biraz da bu kadar yaş aldıran a be dostlar.
Hiç bilmediği bir dil yüzünden ötekiliği tecrübe eden Umut’un usul usul annesinin yatağına gelişleridir çokça da. Utanarak ama başka bir türlü yalnızlığıyla baş edemeyişleri yüzündendir aldığım yaşlar. El bebek, gül bebeklikten, hırpalanarak, yalnız kalarak büyüyüşüdür Umut’un, yaş aldıran bana bu yıl boyunca.
Anneme 43 yaşına gelmiş oğluna yine kol kanat germek zorunda kalmasıdır beni yaşlanırken küçük oğul yapan. Elinde avucundakileri kazık kadar olmuş oğluna vermesidir, ben Kültürhane’de umut bahçıvanlığı yaparken evimizin hala bir yuva olarak kalabilmesi için verdiği emeklerdir. O kadar endişe edip, üzülse de bir kere bile sitem etmemesi, ‘keşke’ dememesidir.
Yaşlanırken gençleştim de bir yandan. Bu kadar yeni dostlar edinmektir bir yandan da yaşım o kadar ilerlerken ruhumu ergen kılan. O kadar çok insanla tanıştım, o kadar çok insanın hikayesini, çaresizliğini, tökezleyişlerini, sıkışmışlığını dinledim ama aynı zamanda da her şeye rağmen diri tuttukları umutlarına, neşelerine, gülüşlerine şahit oldum ki bu şahitliktir aldığım yaşların bir kısmı.
ve tabii o kadar çok tanışmadık dosttan dayanışma mesajları aldım, maddi manevi desteğini gördüm ki, bu yorgun kuyruğu hala dik tutmaya çalışıyorsam onlara mahcup olmamak içindir.
Ve bazı eski arkadaşlarımı özleyişimdir. Onlar benim arkadaşımdır hala ve ısrarla. Gelmediler, gelemediler, arayamadılar çünkü yerleri dardı belli ki. Hiçbirinden kötü bir söz, ima, itham işitmedim. Sadece mahcup “anla biziler” gördüm. Arkadaşım oldukları içindir ki her şeye rağmen, başımın ve yüreğimin tacıdırlar hala. Uğramasalar da semtime, görüşmesek de epeydir…
Bu senenin yaşlarında uğurlamak var bir de sürüyle tanıdık, tanımadığı dört duvarların arasında, sınırların ötesine. O kadar infaz kararı duydum, o kadar mahkeme celsesinin sonunu merak ettim ki ciltlerce hukuk bilgisi kattım hızla akan yaşlarıma.
Bi de çok koştum bu sene boyunca; adım adım vardım varış çizgisine Erciyes’te, Aladağlar’da, Afyon’da, Mersin’de. Ama en çok da Viranşehir sahilinde. Her basit adımın önemini idrak ederek, böyle böyle kavuşulacağını o hayalini kurduğumuz günlere…
Koştum, koşuşturdum. Onlarca yerde Kültürhane’yi anlattım, müşterekler siyasetini. Servis yaptım, börek-poğaça yaptım, temizlik yaptım. Düzinelerce umut bahçıvanı ağırladım hanemizde. Hepsinden taze umut tohumları topladım, bostana ektim. Belki biz görmeyeceğiz o tohumların tuttuklarını ama umut adası ve onların akranları elbet görecekler, yıllar sonra onların bir demokrasi, barış, özgürlük velhasıl huzur ağacına döndüğünü… Gölgesinde hatırlayacaklar eminim bunca acının boşuna çekilmediğini.
Eh be abiler, ablalar
Aldığım bunca yaş için hepinize şükran doluyum. Sayenizde tam bir yıl önce iddia ettiğim gibi ne öfkemi, ne nefretimi kazanabildi bize tüm bunları reva görenler.
Hala sadece bir acıma hissiyle bakıyorum onlara.
Çünkü Yıldız Savaşları’nın son filminde Rose Tico’nun Finn’e dediği gibi:
“We’re going to win this war not by fighting what we hate, but saving what we love!”
“İşte böyle kazanacağız bu savaşı. Nefret ettiğimizle savaşmadan… Sevdiğimizi kurtararak…”
Fukuşima Nükleer Felaketi, etkileri yedi yıldır devam eden, daha on yıllarca belki de yüzyıllarca devam edecek olan insan eliyle yapılmış bir afet. Bu afet meydana geldiğinde nükleer santralin çok yakınında, yalnızca altı kilometre uzağında ailesiyle yaşamakta olan Masumi Kowata yaşadıklarını anlatmak için geçen hafta Türkiye’deki Çernobil Nükleer Felaketi’nin otuz ikinci yıl anması etkinliklerine katıldı. No Nukes Asia Forum/Nükleersiz Asya Forumu* ve nukleersiz.org’un el birliğiyle hazırlanarak Sinop’ta Sinop Nükleer Karşıtı Platformu’nun, Samsun’da Elektrik Mühendisleri Odası ile Mimarlar Odası’nın, İstanbul’da ise Elektrik Mühendisleri Odası’nın ev sahipliklerinde gerçekleştirilen etkinliklerde konuşmalar yaptı. Masumi Kowata, Fukuşima Nükleer Felaketi’ne dair yaşadıklarını anlatırken ülkesinin Sinop’ta kurma girişiminde bulunduğu nükleer santrale karşı uyardı.
Fukuşima’nın Kadın Tanığı Masumi Kowata’nın beş gün boyunca nükleer santrallere** ilişkin olarak Fukuşima’da yaşadıklarını anlattığı etkinliklerin kapsamında Nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, yerel örgütlerden çok değerli arkadaşlarımız ve ben de konuşmalar yaptık fakat bu yazı, yalnızca duygu ve düşüncülerine tercüman olmaya çalıştığım Masumi Kowata üzerine olacak… Biraz uzun olması nedeniyle sabrınızı istese de kazanımınız Fukuşima Tanığı ile kuracağınız duygudaşlık neticesinde daha büyük sayılabilir. Kendisi hissettiklerini şöyle ifade ediyor:
“Fukuşima nükleer felaketine neden olan ülkemin bir başka ülkeye nükleer santral ihraç etmeye kalkışmasından utanıyorum!”
Nükleer felaketten sonra bütün nükleer santraller devreden çıkarılmasına istinaden ekliyor: “Benim devletim size kullanamadığı teknolojiyi satmaya çalışıyor…”
Dünyanın ikinci büyük nükleer felaketinin tanığı Masumi Kowata… Bu bakımdan Fukuşima Nükleer Santralinin 11 Mart 2011 tarihinde meydana gelen deprem ve onu izleyen tsunaminin ardından yedi yıl sonra radyoaktif kirlilik nedeniyle, hayatı tamamen değişenlerden… 2014 ve 2015 yıllarında Yeşil Düşünce Derneği ve Nükleersiz.org tarafından iki defa davet edilen, en son geçen sene Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Komisyonu tarafından düzenlenen Nükleer Enerji ve Hukuk Panelinde konuşmacı olan Fukuşima’nın erkek tanığı Toshiya Morita gibi, Japon hükümetinin nükleer santral teknolojisini bir başka ülkeye ihraç etme politikasına karşı çıkan, kendi ülkesinin bir başka felakete daha yol açmasını istemeyen bir diğer Japon yurttaşı. Masumi Kowata ana haber bültenlerine çıkacak kadar ilgi çeken, sizlerle paylaştığımız videonun yapımcısı olan film direktörü Kouki Tange gibi bizi uyarıyor:
“Sakın bir nükleer santralin kurulacağı fikrine alışmayın!’’
Her bir konuşmamız travmatik bir şekilde evlerinden ayrılmak zorunda kaldıkları gün yaşadıklarına geliyor.
“O gün…’’
Fukuşima’da duymuştum, 11 Mart 2011’i, adını anmamak için hep “o gün” şeklinde telaffuz ederler. Masumi Kowata’nın unutamadığı bir tablo… Kent sakinlerinin sakinliklerinden eser kalmadığı kaçış günü, yolun kaçmak isteyen nüfusu kaldırmadığını, trafiğin sıkışıp kitlendiğini , nasıl yolda kaldıklarını anlatıyor.
“O yol…Acil durum oluştuğunda da nükleer santrali kuranların umurunda değilsiniz!”
Masumi Kowata asfalt yolun acil durum halinde uygun olmayışını nükleer santrali kurma kararını alanların tahliye koşullarını önemsememesiyle açıklıyor.
“Tam bir panik haliydi, o günü unutamıyorum!”
Haksız değil zira, Akkuyu Nükleer Santrali için hazırlanan Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda acil durum halinde kimlerin nasıl tahliye edileceğinden bahis bile olunmadığı için bilirkişi incelemelerinde gündeme getirmiş olduğumuz bu konu hep geçiştirilmiş, dikkate alınmamıştı.
“Nükleer felaketin başlamasıyla hayatım değişti.”
Fukuşima Nükleer Santrali’ne altı kilometre uzaktaki Okuma ilçesinde kocasıyla birlikte, bir taraftan çiftçilik yapan diğer taraftan Fukuşima Eyaleti genelinde tanınan bir etüt okulu işleten Masumi Kowata’nın hayatı, nükleer felaketin başlamasıyla tamamen değişiyor. Reaktörde patlamanın meydana gelmesinin ardından olası bir nükleer felaket nedeniyle resmi tahliye kapsamındaki bölgede yaşadıkları için on bir kilometre uzaklıktaki spor salonuna götürülüyorlar. Ancak, spor salonu herkesi çatısının altında toplasa da alt yapısıyla hazır değil zira, inşaatı bile bitmemiş… En başta su sıkıntısı çekiyorlar, musluklar çalışmadığı gibi yollar bozuk olduğu için dışardan su ve gıda yardımı da gelemiyor. Masumi Kowata bir süre sonra kocasıyla beraber yüz kilometre uzaktaki Aizuwakamatsu şehrine taşınıyor.
“Radyasyon nedeniyle hastalanıp ya da intihar edip ölenler çok…”
Yardımların yetersizliği, insanların tahliye edildikleri yerlerdeki olumsuz koşullar ya da radyasyona maruz kaldığı için intihar edenlerle tahliye edilirken veya felaketten kaçarken ilaçlarını beraberlerinde getiremeyen, ilaçlarını alamadığı için hastalanıp ölenler…Tüm bunların sayısı iki bin iki yüz yirmi yedi (2227) kişi olsa da gerçek rakamın iki üç kat fazla olduğu tahmin ediliyor.
Bir böbreğini kocasına veriyor…
Nükleer felaketten önce tedavi sürecinde olan Masumi Kowata’nın kocası uzun süre yaşamak zorunda kaldıkları tahliye alanında ilaçlarını alamadığı gibi iyi ve temiz içme suyu da bulamamış. Ve tek böbreği ile yaşarken durumu daha da kötüleşince diğer böbreğini de aldırmak zorunda kalmış. Masumi Kowata böbreğinin kocasına uygun olduğunu ve böbreğini kocasına verdiğini anlatırken gözlerinin içi gülüyor.
“Bir nükleer kaza olmasını bekliyordum.”
Masumi Kowata’nın Fukuşima Nükleer Santrali’ni izlemeye başlaması on yıllar önce evlenip de kocasının yaşadığı Okuma ilçesine gelmesiyle başlamış. Defalarca başvurmuş olmasına rağmen yılmadan devam etmiş. Nihayet 2005 yılında komite başkanının değişmesiyle nükleer santralde ne tür güvenlik önlemlerinin alındığını bilmek için Fukuşima Nükleer Santralinin İzleme Komitesine girmeyi başarmış. Örneğin tsunami duvarının olması gerekenden alçak yapıldığını ve soğutma suyu jeneratörünün nükleer santral için uygun bir yerde olmadığını, yükseğe konması gerektiğini raporlamış. Ancak aldığı cevap hep aynı olmuş.. “Maliyetler…” Evet, önerdiği revizyonlar maliyet gerektireceği için Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO) Müdürü tarafından reddedilmiş.Masumi Kowata bu noktada nükleer santralde başka sorunların da olduğunu, sızıntı ve arızaların kamuoyuna yansıtılmadan üstünün kapatıldığını belirtiyor. Nükleer felaketin başlamasıyla Okuma’dan ayrılarak yüz kilometre mesafede yaşamasına rağmen 2015 yılında Belediye Meclisi üyesi olan Masumi Kowata nükleer santralde alınan önlemleri izliyor ve alınacak aksiyonlarda söz hakkına, itiraza sahip.
“Öyle bir şey yaparlarsa felaket olur! ”
Masumi Kowata Fukuşima Nükleer Santrali ile ilgili kararların alınmasında yetkillere, yönetime sırasında devlete karşı canhıras bir mücadele veriyor. Belediye meclis üyesi olarak radyoaktif temizleme tasfiye işlemleri hakkındaki kararlarına da müdahil oluyor. Örneğin silolarda toplanan bir milyon ton suyun denize boşaltılmasının karşısındaki direngenliğini“öyle bir şey yaparlarsa felaket olur! ” sözleri ortaya koyuyor.
Bir milyon ton radyoaktif su silolarda biriktirilmiş bulunuyor
“Ölürsem, intihar etmediğim bilinsin!”
Fukuşima Nükleer Santrali’nden yedi yıldır her gün denize sızan dört yüz ton radyoaktif suyun Kaliforniya kıyılarına kadar ulaştığını düşünürseniz yaptığı şey tüm dünyayı ilgilendiriyor. Kaldı ki on üç kişilik belediye meclisinde tek nükleer santral karşıtı olan kendisi. Her ne kadar herkes nükleer santralin felaketlere neden olduğunu görse de, hükümetin politikalarına karşı çıkmaya cesaret edemiyor. Bu nedenle Fukuşima Nükleer Santrali’nin risk ve tehlikeleri hakkında konuşan, komşu il ve ilçelere giderek radyoaktif kirliliğin korkunç boyutları hakkında bilgi veren, gerçekleri anlatan ve Japonya genelinde nükleer santrallerin tekrar çalıştırılmasına ve nükleer teknolojinin yurt dışına ihraç edilmesine karşı konuşmalar yapan Masumi Kowata, meclis başkanından ve TEPCO yetkililerinden sıklıkla uyarı alıyor. Kendisine yapılan uyarılara ehemmiyet vermeden dünyaya gerçekleri anlatmaya devam ederken komşularına, arkadaşlarına da şu notu düşüyor: “Söylediklerimden hoşlanmayanların sayısı çok, ölürsem kesinlikle intihar etmemiş olduğumu bilin!”
“Hükümet radyoaktif olarak kirli bölgedeki evlere dönüş çağrısı yapıyor.”
Masumi Kowata’yı en çok kızdıran; insanların, radyoaktif kirlilik yoktur iddiasıyla terk ettikleri evlerine dönmeleri için TEPCO ve hükümet tarafından ikna edilmeye çalışılması. Tokyo 2020 Olimpiyatları da Fukuşima’da radyoaktif kirliliğin bittiğine, her şeyin “normalleştiğine” dair uluslararası propaganda ayağı… Oysa Okuma kasabası dahil özellikle nükleer santrale yakın mesafede radyasyon değerleri yer yer normalin 10-100 katına tekabül ediyor, zira yayılan radyoaktif izotopların yarılanma ömürlerinin tamamlanması yüzlerce yıl alacak…Önceden çiftçilik yaptığı için Okuma’daki evinde bir daha pirinç, sebze ve meyve yetiştiremeyeceğini hüzünle anlatıyor.
Acil durumda zorla çalıştırma
Öte yandan her gün beş bin işçi nükleer santral içinde ve etrafında temizlik işleri için çalışıyor. İşçilerden bahsederken Masumi Kowata, nükleer santralde patlamalardan sonra temizleme tasfiye işlerine dahil olmak istemedikleri için tüm çalışanların kaçtığını, kalanların ise gerçek anlamda silah zoruyla santrale götürüldüğünü de anlatıyor. Benzer bir durumu da yeni inşa edilen okula Okuma Belediyesinin çalışanlarının çocuklarını göndermeye zorlanmasında görüyoruz, zira Belediye başkanı ve yönetimdekiler ailelerini şehir dışına yerleştirmiş bile…
“Evcil hayvanlarımızı kendi ellerimizle öldürdük!”
Fukuşima Nükleer Felaketi’nin travmatik sonuçlarından bir diğeri ise, Fukuşima eyaletinin bir tarım bölgesi olması nedeniyle insanların büyük ve küçük baş hayvancık yaptıkları çiftliklerini terk etmek zorunda kalmış olması. Öyle ki bölgeye girişlerin de yasaklanmasıyla evlerini terk edenlerin uzunca bir süre evlerine dönüp hayvanlarını kurtarması mümkün olmamış. Üstelik tasmalarından bağlı ve/veya ağılda, ahırda fakat aç kalan hayvanlar boyunlarını kopartırcasına mücadele etmiş fakat evi terk edemedikleri için de yüksek düzeyde radyasyona maruz kalmış. Dağlardaki yabani hayvanlar ise evlere girerek evleri kirletip tahrip etmiş. Bunla birlikte nükleer felaketin başlamasından bir süre sonra hayvanlarına bakmak için uğrayanlar arasında, yüksek dozda radyasyon alan kalan hayvanlarını zehirli yemlerle öldürmek zorunda kalanlar olmuş. Masumi Kowata “Ben de köpeğimi ve kedimi radyasyona kurban verdim”diyor.
“Ah o dağlar ve ormanlar!”
Nükleer santralde meydana gelen patlamayla radyasyonun yükselerek dağlara, yükseklerdeki ormanların içine işlemesi ve oraların radyoaktiviteden temizlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle daimi olarak tehlike barındırıyor. Zira çıkan şiddetli rüzgar, fırtına ve diğer hava olayları buradaki radyoaktivitenin geniş bir bölgeye yayılması, başka yerlere taşınması demek. Masumi Kowata ders verircesine şöyle ifade ediyor: “Bu koşullarda bizi dağların altındaki evlerimize geri dönmeye zorluyorlar ama ben direniyorum. Sağlıklı olmalıyım ki bu sistemle mücadele edebileyim.”
“Balıkçılık bitti, artık balığı radyasyon testleri için tutuyoruz.”
Masumi Kowata, bir zamanlar Okuma’nın Hamadori kasabasında balıkçılıkla geçimini sağlayanların çok olduğunu ama artık her şeyin değiştiğini, özellikle balıkçıların ya meslek değiştirdiğini ya da başka yerde balıkçılık yapmaya gittiğini anlatıyor. Sinop’ta balıkçı teknelerini gördüğünde nasıl içi gittiğine şahidim. Masumi Kowata’nın tekrarlarını sabırla dinliyorum çünkü onun yaşadığını hiç birimiz yaşamadık, neticede onu buraya, bize getiren de yaşadıklarını başkalarının yaşamaması için travmatik olayları ve bunların nedenlerini anlatma ihtiyacı, bizim bir müsibetten ders alma ihtimalimiz…
“Nükleer santralin kurulmasına imkan vermeyin, son ağlayan siz olursunuz!”
Bunu daha önce de duymuştum. Örneğin hiç unutamadığım bir uyarı, Japonya’ya sivil toplum örgütlerinin davetiyle gittiğimde tanıştığım aktivist bir kadının söyledikleri, uzun zaman aklımda dönüp durmuştu. “Bütün bunlar biz irademizi politikacılara teslim ettiğimiz için oldu.” demişti. Bir başkası ise “Bir nükleer santral kurulursa arkası gelir.” demişti, işin garip tarafı bunu nükleeri çaresizlikle savunanlardan da duymuştum, şöyle diyorlardı: “Bir reaktör var nasılsa ikincisinin olması fark etmez.” Ayrıca siyasi iktidarlar için de halihazırda kurulmuş bir tanenin yanına yenisini eklemenin yasal altyapısı hazır oluyordu ve kamuoyu önünde büyük tartışmalara zemin yaratmıyordu.
En güvenli nükleer santral hiç kurulmamış olandır !
Görünen o ki, ticari bir nükleer santral sahibi olmamış bir Türkiye’de ilk adımın ne tarafa doğru atıldığı izlenecek yolu da tayin edecek. Son iki yıl içinde Akkuyu ÇED’ine karşı sivil toplum tarafından açılan davalarda hukukun siyasal iktidarın etkisiyle ne kadar ve nasıl bertaraf edildiği görülmüştür. Önümüzdeki seçimlerin demokratik haklar üzerine etkisi olacağı kadar, bir nükleer santral kurulmasına ilişkin siyasi kararı da direkt ilgilendirdiği muhakkak. Dolayısıyla kime, niye oy verecek olduğumuzun, bir oyla neleri destekleyeceğimizin bilincinde olmamızın önemi büyük… Bu noktada Fukuşima Nükleer Felaketi’nin de etkisiyle yaygınlaşan şekilde ifade etmek gerekirse, en güvenli nükleer santral hiç kurulmamış olandır!
Son notlar
*No Nukes Asia Forum/Nükleersiz Asya Forumu yirmi beş yıl önce kurulan on yedi defa forum organizasyonu yaparak Asya ülkeleri arasında anti-nükleer toplantı ve organizasyon yapan bir platform . No Nukes Asia Forum adına Daisuke Sato Türkiye’den Sinop Nükleer Karşıtı Platform(NKP)’dan Metin Gürbüz’ü ve İstanbul NKP’dan Pınar Demircan’ı 2016 yılında Japonya’ya Fukuşima saha turu ve eğitimi için davet ederek Asya ülkelerindeki nükleer santral planları üzerine birbirinden öğrenme ve ortaklaşma zemini sundu.
** Türkiye Fukuşima Nükleer Felaketinden iki yıl sonra, 2013 yılının Mayıs ayında Japonya hükümeti ile bir anlaşma imzalayarak, yap – sahip ol – işlet formatındaki bir anlaşma ile, en kuzey ucundaki ili Sinop’ta bir nükleer santral kurulması için adım attı. Bu anlaşmanın içeriğine göre nükleer atıkların kullanımına dönük bir tesisin kurulması da öngörülürken, Japonya’nın Fukuşima Nükleer Santrali’nin üç reaktöründe çekirdek erimesi olmuş hatta, 2.reaktöründe nükleer atıklardan elde edilen yakıtın kullanılmış olduğu anlaşılmıştı.
Masumi Kowata İstanbul’da bulunduğu sürede Açık Radyo’da, Açık Gazete programına da katılarak yaşadıklarını anlattı, 26 Nisan’da yayınlanan ilgili linki paylaşıyoruz.
Fukuşima Nükleer felaketi’nin ilk beş yılına ait bilgiye nukleersiz.org web sitesinden ulaşabilir, Fukuşima’dan Çıkarılacak 10 Ders Kitapçığı‘nın Türkçesi’ni pdf olarak ücretsiz indirebilirsiniz.
Fukuşima hakkında Yeşil Gazete’deki özgün içeriklere şuradan ulaşabilirsiniz.