Kültürhane’de ekoloji buluşmaları ‘Topluluk Destekli Tarım’ söyleşisi ile başladı

Kültürhane ve Çukurova İnsan, Tohum ve Toprak Atölyeleri’nin (ÇİTTA) ortak organizasyonu ile Mersin Kültürhane’de her 15 günde bir gerçekleştirilecek ekoloji buluşmaları Çukurova Ekolojik Yaşam İnisiyatifi’nden (ÇEYİ) Sema-Serdar İskit çiftinin “Topluluk Destekli Tarım ve Gıda Topluluğu” söyleşisi ile başladı. Söyleşiye ÇEYİ’nin üreticilerinden Adana İmamoğlu’nda çiftçilik yapan Ali Çelik de katıldı.

Fotoğraf: Suna Bayhan

Söyleşiyi açan Kültürhane kurucularından ve yeni titri ile sosyal bilimler esnaf ve zanaatkârlığı yapan Ulaş Bayraktar,  Kültürhane’nin kuruluş amaçları arasında en önlerde bulunan mekanı bir kültür paylaşım alanı haline getirme gayesinin her geçen gün vücut bulduğunu söylerken, ekoloji sohbetlerinin bu söyleşi ile başladığını, her 15 günde 1 bir söyleşi bir de belgesel gösterimi şeklinde ekoloji buluşmalarına devam etmek istediklerini aktardı.

Söyleşi Kültürhane facebook sayfasından da canlı yayınlandı

İlk sözü alan Serdar İskit, topluluğun ihtiyacına göre bir kaç farklı sunum yöntemi tasarladıklarını aktarırken Sema İskit de ÇEYİ’nin tarihçesini katılımcılar ile paylaştı. 11 – 12 Ocak 2014’de önce Adana, ardına Mersin’de iki gün süren Buğday Derneği’nin düzenlediği, “Türeticiler için Ekolojik Yaşama Giriş” eğitimi sonrası eğitime katılanların birbirinden kopmadan bugüne dek süren çalışmaları sonucu Adana’da ÇEYİ, Mersin’de ise ÇİTTA oluşumlarının hayata geçtiğini ifade eden İskit, Adana’da ayrıca Banadura adı ile topluluk destekli tarım çalışmalarına da başladıklarını kaydetti. İskit, Banadura’nın Adanacada “domates” anlamına geldiğini de belirtti.

Başlangıçta isim kaygıları olmadığını, 2014’de Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’ni (SYYF) Adana’da düzenleme niyetleri sonrasında organizasyonun kendilerinden bir isim talebi olması üzerine ÇEYİ ismini bulduklarını aktaran Sema İskit, “Şimdi burada oturup, “ben nasıl yapacağım bu işleri” diye düşünenlere kendi başlangıç noktamı anlatmak isterim. Ben önceleri buğday tarlasını görüp çimenlik sanan birisiydim. Zamanla tüm bu endişeleriniz geride kalacak.” diye konuştu.

Gıda Toplulukları’nın sağlıklı ve adil gıdaya erişim için meydana getirildiğini ve birden fazla seçeneği bulunduğunu da kaydeden İskit, kendilerinin Topluluk Destekli Tarım (TDT) metodunda karar kıldıklarını kaydetti.

Bu noktada sözü alan Serdar İskit ise kendileri ile söyleşiye katılan çiftçi Ali Çelik’i katılımcılara tanıttıktan sonra TDT’de hem tüketici hem üretici birebir ilişki halinde oluyor, bu nedenle de ismine türetici diyoruz, bir nevi üretici ile kader ortaklığı yapıyoruz. Mesela biz Ali’nin sofrasına oturduk, o geldi bizim soframıza oturdu. Bu birbirini tanıma hali bile iyileştirici bir süreç. Çat kapı ne zaman gitsek Ali’nin evine çok memnun olur, hemen çay koyar, varsa bize karpuz keser, Ali’nin karpuzlarını sizin de tatmanızı isterim dedi.

“Derdin ne senin kardeşim?”

Soldan sağa: Ali Çelik, Sema İskit ve Serdar İskit (Foto: Suna Bayhan)

TDT için sorulması gereken ilk sorunun, “Derdin ne senin kardeşim?” olması gerektiğinin altını çizen Serdar İskit, sözlerini şöyle sürdürdü, “İmkanınız varsa ekolojik pazara gidin, marketlerdeki organik reyonlarından alışveriş yapın ama TDT oluşturmak için öncelikle bir misyonunuz olması gerekiyor.”

Salondan gelen “adil gıda nedir?” sorusu üzerine Sema İskit, dinleyiciyi, “Çiftçiye hakkını vermenin hazzını yaşayanların sistemidir Adil Gıda sistemi. Adil Ticaret kavramına da benzer aslında. Gıdanın sizin sofranıza gelene kadarki tüm aşamalarının farkında ve bilincinde olmayı da gerektirir. Adil Gıda için toprağımıza iyi bakmamız gerekiyor” diyerek yanıtladı.

“Çiftçilik halkoyunu gibidir”

Adana İmamoğlu’ndan söyleşiye gelen ÇEYİ üreticisi Ali Çelik ise sözlerine ülkemizde tarım sıkıntılı diyerek başladı. Sıkıntının sebebi çiftçi olarak görünüyor olsada aslında sistemden kaynaklanıyor diyen Çelik, “Kirazımız Fransa gümrüğünden geri döndü sağlık koşullarını karşılamadığı için. Peki ne oldu o kirazlara? İmha mı ettiler. Hayır. Bizim pazarlarımızda gariban halk tarafından tüketildi. İlaç kullanılıyor bu topraklarda hem de haddinden fazla miktarda. Adana, Çukurova bir pamuk diyarıydı ama şimdi gelinen durumda pamuk da bitti. Sürekli miktarı ve dozu arttırılan ilaca börtü böcek uyum gösterdi ama ürünün kendisi gösteremedi.

Ali Çelik ülkemizdeki tarımın sorunlarını paylaştı (Foto: Gülsüm Yücel)

Çiftçilik bir birlikte olma, muhabbet etme, kaynaşma işidir. Halkoyunları gibidir yani çiftçilik. Eskiden tamda böyle idi ama şimdi kimseye kimsenin selamı kalmadı. Ben arıcılık yapıyordum ama ona da ara vermek zorunda kaldım. Sizin pahalı diye alamadığınız balı Türkiye’de artık tekel olmuş iki şirket arıcılardan kilosu 6 tl’ye alıyor. Siz bu aracıyı ortadan kaldırmazsanız, çiftçiye güvenmez iseniz durum düzelecek gibi de görünmüyor. Arıcı balına kilo başı 35 değil 6 tl alıyor. Arıcı kilosuna 10 tl alabilse ihya olur” diye konuştu.

Söyleşinin bu noktasında Onarıcı Tarım konusuna da değinen Serdar İskit ise şöyle konuştu,

Kültürhane ekibi de söyleşiyi ilgi ile takip etti (Foto: Gülsüm Yücel)

“Üretici ve tüketici olarak birbirimize yüzyüze bakmalıyız. Yüzyüze bakıyor isek bu ilişki farklı olur. Toprağın yapısı ve ihtiyacı da önemli. Fukuoka tohum topu yaptığında araziye tek bir tohum atmıyor. 20 küsur farklı tohum ekliyor ve o şekilde atıyor. Topraktan daha iyi bilecek değilim ben diyor neye ihtiyacı olduğunu. O, kendi ihtiyacı olanı alır ve o şekilde toprakta ona yer açar.

Şimdi biz kendi gıdamız için emek harcıyoruz. Kolay mı, değil. Yeri geliyor ceviz kırıyoruz, yeri geliyor üzüm ya da elma kurutuyoruz. Çok zahmetli işler bunlar ama kış gelipte kendi emeğimizle hazırladığımız gıdayı tüketmenin keyfi gibi de yok.

Bir diğer konu da onarıcı tarım. 2. Dünya Savaşı sonrası sulh döneminde kimya şirketleri tarıma yöneliyor. Yeşil Devrim ve dünyada açlık bırakmayacağız sloganları ile eskinin silah üreticileri hedeflerini gıdaya yöneltiyor. Monsanto bunun en bilinen örneklerinden biri. O dönem ABD Başkanı olan Kennedy diyor ki, “Açlığı artık tamamen bitirdik”. 1950’lerde söylüyor bunu. Bugün 2017’de açlık bitmiş durumda mı? Elbette hayır. Herkesi doyuracağız diyerek sağlıklı toprak bırakmadılar neredeyse. Onarıcı tarım ise bu döngüyü tersine çevirmek için var. ”

Foto: Ulaş Bayraktar

Sema İskit, TDT kararının aslında evlilik kararına benzediğini belirterek, “Evlilik kararı gibi aynı. Sadece karar vermek ve bu kararın arkasında durmak gerekiyor. Formüllerimizden en önemlisi 3 Y, yani yerel, yatay ve yavaşça. İnsanlar TDT’ye üç sebeple gelebilir. Birisi çiftçiyi önemsediği için gelir, diğeri gıdasını önemsediği için gelir, ötekisi ise muhabbetten keyif aldığı için gelir” dedi.

Kültürhane Ekoloji Sohbetleri’nin ilk ayağı durumundaki “Topluluk Destekli Tarım ve Gıda Topluluğu” söyleşisinin ardından Mersin’de de henüz yeni başlayan tdt sürecine katılmak isteyenlerin isim ve iletişim bilgileri de alındı.

Kültürhane Ekoloji Buluşmaları’nı yerinden takip etmeye devam edeceğiz.

 

Fotoğraflar: Suna Bayhan, Gülsüm Yücel, Ulaş Bayraktar

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page