Bir umut bostanı olarak Kültürhane – Ulaş Bayraktar

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

Taşrada akademisyenlik pahalıdır; bilen bilir. Yurtiçinde bile olsa, her nevi toplantıya katılım masraftır. Hele hele bunları gereksiz gören bir yönetimin mali desteğinden mahrumsanız cebinizden harcama yapmak zorundasınızdır her defasında. Dahası ilgilendiğiniz alana dair her kitabı almak istersiniz zira onları ödünç alacak bir kütüphane yoktur taşra kentlerinde. Üniversite kütüphaneleri deseniz etüd salonu olarak işlev görür genelde. Dolayısıyla, eğer yeni yayınları, çalışmaları takip etmek derdindeyseniz her kitabı almak istersiniz.

O yüzden Mersin’in muhreçleri olan bizlerin Martı Kitapevi’nde hiç kapanmayan veresiye defterleri vardır mesela. Kargocular da hiç sevmezlerdi bizim bölümü; e kolay değil her hafta koli koli kitap taşımak… Yeni bir kitap kolisi geldi mi, kime geldiyse onun odasına üşüşürdük, koridorumuza yeni hangi mahsuller gelmiş diye.

Gel zaman git zaman, malum, o odalar boşalıverdi. Daha OHAL gündeme gelmeden bizde yaprak dökümü başlamıştı bile. Koridorumuz boşaldı tek tek, oda oda. Önce Mustafa gitti, sonra onun odasına yerleşen Esin’i de uğurladık. Selim 2017’ye Yeni Dünya’da girdi. Ali Ekber’in ayrılması ve Bediz’in odasını boşaltması için de çok beklemeyecektik neticede. OHAL’den sonra hepimiz için geri sayım hızlanmıştı. Yine de Tolga, Hakan ve Esra için KHK’yı bile beklemeyecekti yönetim. Diğer fakültelerdeki arkadaşları saymıyorum bile. Boşalan odalarımız dolan kitap kolilerine dönüşüyordu. Yurtdışına çıkanlar kitaplıklarını yanlarında götüremeyecekti haliyle. Evler desek, zaten çoktan istiap hadlerini aşmıştı. Dağıtmaya da kıyamıyorduk en değerli hazinelerimizi. Kütüphane fikri öyle doğdu. Bu kitapları toplu halde kolektif kullanıma sunma konusunda kimse en ufak bir tereddüt göstermedi.

Ne zaman, nasıl, nerede yapacağımıza dair hiçbir fikrim yoktu ama iki şeyi biliyordum: Ben nefesim yettiğince burada kalacak ve bu kütüphaneyi açacaktım. Yolumun üzerindeki tüm kiralık dükkanlara alıcı gözle bakıyor, kiminle konuşsam bu fikirden bahsediyor; uygun yer bulurlarsa haber etmelerini istiyordum. Fizibilite, iş planı çalışmalarını bile yapmıştık Ayşe Gül ve Ertan ile. Hatta bir ara sabırsızlığa kapılıp, bir belediye başkanına bile önerdim fikri. Allah’tan ilgilenmedi de iş başa düştü.

Yazmıştım ya, KHK akşamı telefonum kapalıydı. İşte asıl sebep bu. İnsanlar beni avutmak için ararken, biz iş konuşuyorduk. Soru “ne, nasıl, neyle?” değil, “nerede?” idi. Eski kent merkezi en çok istediğim yerdi ama artık ne yazık ki sapa ve ulaşılması zahmetli bir haldeydi. Öğrencilerin erişimi açısından ideali üniversite yakınları idi ama üniversitenin civarından bile geçmek zor geliyordu. Pozcu en mantıklısı idi ama orada da uygun büyüklük ve bütçede bir yer bulunması pek kolay değildi. Şans bu ya, KHK’dan tam on gün sonra yeri bulmuş, 15 gün sonra sözleşme imzalamıştık hem de Pozcu Dikenliyol’da.

İşte böyle başladı bizim tarım faaliyetimiz çünkü esnaf gibi göründüğümüze bakmayın biz kendimizi çiftçi olarak görüyoruz; Kültürhane’yi umut tohumları attığımız ve nicelerinin atılacağı bir bostan olarak biliyoruz.

Kültürhane öncelikle bir bilim, akademi bostanı. İhracın bizi sadece ofisimizden ve maaşımızdan ettiğini, işimizi yapmaya devam etmeye engel olamayacağını göstermek için Kültürhane’ye akademik üretim tohumları atıyoruz. Biz orada olacağız, kitaplarımız orada olacak. Nisana kadar odalarımızda, evlerimizde yaptığımız işleri bundan böyle Kültürhane’de yapmaya devam edeceğiz. Hem de hayal bile edemeyeceğimiz bir kaynak hazinesi ile. Düşünsenize Bediz’in sosyal politika, Ali Ekber’in kent, Mustafa’nın siyasal tarih, Hakan’ın hukuk, Selim’in iktisat kitapları… Hepsi birlikte ve aynı yerde. Beşi bir yerde takılmış gelin gibiyiz resmen. Sonradan akan bağış kitapları da düşünürseniz, burada kaynak sıkıntısı çekeni döverler alimallah.

Dahası, imzacıları aydından saymayanlara bir çift sözümüz olsun istedik. Bütün kitaplarımızı toplu olarak bir yere koyalım görsün cümle alem, biz meşhur bildiriye imza atmadan önce nelere, nelere imza atıyorduk bunca yıldır? Disiplinler arası bir BAK kitaplığı oluşturmaya giriştik bu niyetle.

Sadece kendimize çalışma ofisi yapmadık tahmin edebileceğiniz gibi. Öğrencilerimizi ve meslektaşlarımızı da bekliyor olacağız. Kaynakların haricinde belki çalışma masalarına desteğe bile gideriz. Teorik, analitik ya da metodolojik soru ve sorunlarını bizle paylaşmak isteyenlere şimdiye kadar yapmış olduğumuz gibi destek olmak boynumuzun borcu. Hem geçmiş yaşamdan biliyoruz, arada not baskısı ve resmi danışmanlık ilişkisi olmayınca muhabbet daha samimi olur her zaman.

Böyle böyle bu bostanda sadece kendi mahsullerimiz değil, meslektaşlarımızın, çıraklarımızın, öğrencilerimizin de ürünlerine yer ve imkan olacak. Kültürhane-Mersin damgalı makaleler, kitaplar hayal ediyorum ne yalan söyleyeyim.

Akademik bahçe bu bostanın sadece bir kısmı; bir de kamusal alan bostanı olacak Kültürhane’nin. Mersin sahil boyunca yayılan, uzun ince ve baskın bir kent merkezinden mahrum yerleşim yeri olduğu için her kesimden insan, birbirinin hiç farkına varmadan, temas etmeden yaşayabiliyor. Düşünsenize dört partinin hepsinin hem milletvekili, hem de belediyesi olan (kayyuma kadar en azından) tek şehirden bahsediyoruz; dile kolay. Bu kent morfolojisi ve coğrafyası, benzer merakları, ilgileri ve eğilimleri olan insanların da yan yana ama birbirlerinden bihaber yaşayabilmesine sebep oluyor. Kültürhane’nin bu kesimlerin karşılaşmasını, tanışmasını ve ortaklıklar kurmasını sağlayacak bir kamusal alan tohumları taşıdığına da inanıyoruz belki de çok safça.

Bu birlikteliklere ilham versin diye bir müşterekler vitrini kurduk mesela. Orada Hopa’nın çayı, Zapatista’nın kahvesi, Kadın Kadına Mülteci Mutfağı’nın reçelleri, Kader Kısmet’in el işleri, Kazova’nın kazakları, Mardin’in sabunları ve benzer müşterekçe ortaya konmuş ürünler sergilensin, satılsın, onlara destek, diğerlerine ilham olunsun istiyoruz.

Bunun sadece kahve içerek, pasta börek yiyerek olmayacağını biliyoruz ama en azından. Bunun vesilelerini sunalım istiyoruz. Hafta içi günlerinin bir teması olsun diyoruz mesela. Farz-ı misal, pazartesi edebiyat günü olsun, bir hafta roman, bir hafta şiir, bir hafta tiyatro konuşulsun; salı günü ekoloji günü olsun permakültür, sürdürülebilir kalkınma, gıda toplulukları, türetici ve onarıcı tarım konuşulsun. Çarşamba günü sinema, fotoğraf, güzel sanatlar gündem olsun, perşembe bisikletçiler, yelkenciler, dağcılar, yamaç paraşütçüleri Kültürhane’yi mekan bilsin, Cuma günü kulakların pası silinsin mesela diyoruz. Bunlar daha fikir bile değil, hayal aslında ama benzer merakları, kaygıları, tecrübeleri olanların bir araya geleceği bir kamusal alan olsun, bu tür müstakbel birlikteliklerin tohumları atılsın istiyoruz Kültürhane’nin kafe bostanında.

Bu yerel karşılaşmanın en önemli ayaklarından birinin, ne yazık ki yeterli ilgiyi ve desteği görmeyen yerel basın organları olduğunun farkındayız. O yüzden mesela bu yazıyı Duvar’a yollamadan önce rica ettim, biraz bekleyelim önce yerel basında çıksın bizimle ilgili haberler, söyleşiler diye. Çünkü ulusalda çıkmış haberin yerelde değeri pek kalmıyor ama tersi söylenemez. Öyle ya, hanginiz okudunuz mesela bizimle ilgili Mersin yerel basında çıkan haberleri. Mersin’de yaşayanların da haberi olmadı muhtemelen, zira yerel gazeteler pek dağıtılamıyor. Bu olgudan hareketle Kültürhane’nin bir köşesinde yerel basından seçilmiş ve kesilmiş haberlerin olduğu bir duvar gazetesi oluşturduk. Yerel gündeme dair bir fikir verecek isteyene. Belki de yarın Kültürhane’nin kendi internet radyosu/televizyonu olur. Kim bilir? KHK’dan hemen sonra Medyascope’daki programda söylemiştim, biz de Mersin’de kuracağız böyle bir mecra diye. O zaman gülmüştük, ama Ruşen Çakır’ın haberi olsun biz ciddi düşünüyoruz. Öyle ya, şimdiden menümüzü fanzin gibi hazırlamaya karar verdik. Hem sunduğumuz ürünler olacak, hem de bunlarla ilgili bilgiler, haberler. Alıp götürecek isteyen, elden ele dolaşacak Kültürhane’nin gündemi.

Son olarak, bir de asma katımız var küçük toplantılara ev sahipliği yapacak. Aşağıda birliktelik tohumları tutarsa, yukarıda planların, projelerin, faaliyetlerin tohumları atılsın istiyoruz. Gruplar, dernekler toplansın, seminerler, eğitimler, sunuşlar düzenlensin. Fikirlerin projelere, projelerin tecrübelere dönmesini hayal ediyoruz.

İşte böyle dostlar, biz çiftçiliğe soyunduk, umut tohumları atıyoruz, nicelerinin atılacağı bostanlar kuruyoruz çünkü tohumlar fidana, fidanlar ağaca, ağaçlar barışa, demokrasiye ve özgürlüğe ulaşın istiyoruz biz Kültürhane’de…

Siz de isterseniz bu bostanda dikili bir umudunuz olsun, Mersin’deyseniz ya da buralara yolunuz düşebilirse işiniz kolay: Kültürhane’nin faaliyetlerine katılımınızı, katkılarınızı ve yeni faaliyetlere dair fikirlerinizi bekliyoruz. Yok uzaktaysanız bir toplu fonlama kampanyası düzenledik ona katkı vermek istersiniz belki ya da haftalık, aylık ya da yıllık kütüphanemize üye olup, siz gelemezseniz bile bir öğrencimizin faydalanmasını sağlarsınız kütüphanemizden.

Uzun lafın kısası, Kültürhane dostların arasında, güneşin sofrasında, bir umut adası, umut tarlası. Yolu ve aklı bostanımıza düşen tüm umut çiftçilerini bekliyoruz sabırsızlıkla…

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

 

Ulaş Bayraktar

Sosyal bilimler esnaf ve zanaatkârı, Kültürhane

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page