Ana Sayfa Blog Sayfa 2756

Kolombiya’da hedef orman kaybına yol açmadan çikolata üretebilmek

Kolombiya hedefine ulaşır ise yakın zamanda çikolatanızdan suçluluk duymadan zevk alabileceksiniz. Kolombiya, yakın zaman içinde orman kaybına sebep olmayan kakao üretimi yapan dünyadaki üçüncü, Latin Amerika ülkeleri içinde ise ilk ülke haline geldi. Hükümet, bu amacı tüm kakao üretimi yapan uluslara yaymayı kendisine amaç edinen bir hareket olan Kakao ve Ormanlar Girişimi ile bir taahhütname imzaladı. Kolombiyalıların şimdiki gayesi bu ideali sadece 2 yıl içinde gerçekleştirebilmek.

Kolombiya çikolata endüstrisinin önemli markalarından olan Casa Luker şirketi, taahhüde Ulusal Kakao Federasyonu ile birlikte katıldı ve bu girişime Dünya Kakao Vakfı öncülük ediyor. Bu kuruluşlar, 2020 yılı itibariyle Kolombiya’ya ormanlarının kaybına sebep olmadan kakao üretimine yardımcı olma görevini üstlenmiş vaziyette. Kolombiya, bunu başarabilirse üye uluslar olan Fildişi Sahili ve Gana’ya katılarak, ormansızlaşmaya karşı çaba gösteren üçüncü ülke konumuna gelecek.

Kolombiya, 2017 yılında dünya üzerinde ağaç örtüsü kaybının en fazla yaşandığı yer olma durumuyla karşı karşıya kalmıştı. Tropikal ülkeler toplamda neredeyse Bangladeş kadar ormanlık alan kaybettiler. Kolombiya ise 4.250 km2 büyüklüğünde yeşil alan kaybederek, bir önceki takvim yılına göre orman kaybında % 46 oranında bir artış yaşadı.

Bu kötüye gidişatın devam etmesini istemeyen Kolombiya hükümeti, orman kaybı ve bozulmasını engellemek, koruma altına alınmış alanları arttırmak, kakao çiftçilerinin haklarına saygı duymak, olumsuz sosyal ve ekonomik etkileri en aza indirmek, taahhütlere erişme sürecindeki ilerlemeyi raporlamak, şeffaflık ve hesap verilebilirliği garanti etmek ve kakao ürünleri için sürdürülebilir pazarlarda destek sağlamak hedeflerini içeren 11 temel vaat içeren bir Eylem Çerçevesi üzerinde antlaşmaya vardığını da açıkladı.

 

Çeviri Haber: Nilüfer Sezgin Ağaç

(Yeşil Gazete, Inhabitat)

Yunanistan Yeşilleri’nden Mihail Bakas: ‘Orman yangınlarına rağmen hâlâ iklim değişikliği demiyorlar’

Yunanistan Yeşilleri’nden Ekolojist Yeşil Parti üyesi Mihail Bakas, Yeşil Kamp’ta yaptığı açıklamada Yunanistan’da 100’e yakın insan ile binlerce canlının yaşamına mal olan orman yangınlarına rağmen iklim değişikliğine dair ciddi bir tartışma yapılmadığını söyledi.

Bakas, Yeşil Gazete’den Ümit Şahin’e Yeşil Kamp sırasında verdiği mülakatta son yangınlara dair, “Korkarım ki yine unutacaklar. Hatırlayın, Yunanistan’da 2007’de de Peloponesos bölgesinde 65 kişinin hayatını kaybettiği büyük orman yangınları olmuştu. Binlerce hektar yandı, ama yine de bir şey değişmedi” diye konuştu.

Ümit Şahin ve Michael Bakas

Yeşil Düşünce Derneği’nin uluslararası yeşil düşüncenin temellerini kavramak, ekolojist değerleri benimsemiş insanlarla tanışmak, bunu yaparken doğanın da haklarına saygı duyan çözümler bulabilmek amacıyla düzenlediği Yeşil Kamp’ın ilk gününde bu sene Yeşil Avrupa Vakfı’nın (Green European Foundation) da desteği ile Yeşil Okul (Green School) panelleri gerçekleştirildi.

Yeşil Okul’un Ümit Şahin’in kolaylaştırıcılığında gerçekleştirilen, “Doğanın Hakları ve Yeryüzü Anayasacılığı” başlıklı sunumunun konuşmacıları  arasında bulunan Yunanistan Ekolojist Yeşiller Partisi’nden  Michael Bakas  ülkesinin gündemini de dikkate alarak konuşmasında Atina yakınlarındaki Attica’da meydana gelen orman yangını hakkında bilgi verdi. Dünyaca ünlü yönetmen Theo Angelopulos’un tüm kültürel mirasını barındıran evi dahil tüm bölgeyi kasıp kavuran yangın 100’e yakın insan ile binlerce canlının ölümüne neden olmuştu.

Bakas’ın sunumunun ardından Açık Radyo, Açık Yeşil programı için kendisi ile mülakat yapan Ümit Şahin’in gerçekleştirdiği röportajı paylaşıyoruz.

Açık Yeşil programı kaydını ise buradan dinleyebilirsiniz.

***

Ümit Şahin: Mihail, bize geçen hafta Atina yakınlarında, Attica’da neler olduğunu, orman yangınlarını biraz anlatabilir misin?

Mihail Bakas: Evet, zor koşullarda büyük bir yangın yaşadık ve rüzgârın şiddeti saatte 95 kilometreye ulaşmıştı. Burası ormana yakın, çok sayıda küçük evin olduğu bir kentsel alan. Ama orijinal olarak bu alan kent şeklinde planlanmış değil. Bu nedenle etrafta çok sayıda dar yollar görüyoruz ve burası çok sayıda evin çok sayıda çam ağacıyla iç içe olduğu bir kentsel alan olmuş.

Yangın buradaki küçük bir kent olan Marathon yakınlarındaki geniş yolun karşı tarafına geçmiş. Normalde herkes bu büyük ulusal karayolunun yangına engel olacak bir yol olarak iş görmesi gerektiğini söylüyordu, ama yangın o kadar şiddetli bir rüzgârla yayıldı ki, hızla bu ulusal karayolunun karşısına geçti ve bir saat içinde bütün alan yandı.

Ne yazık ki şu ana kadar yaklaşık 90 kişinin öldüğünü biliyoruz ve hâlâ kayıplar var. Bu nedenle ölü sayısının kaça ulaşacağını tam olarak bilmiyoruz. 100 civarını bulacaktır. Elbette bu büyük bir felaket. Bu kadar çok insanın hayatına mâl olan en büyük yangın. Bu olay pek çok sorunun bir arada nasıl korkunç bir felakete neden olabileceğini gösteren trajik bir örnek oldu.

İlk olarak elbette iklim değişikliğinden bahsediyoruz. Geçen yıllarda hem yazın hem de kış aylarında yüksek sıcaklıklar gördük. Ama en önemlisi yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklardı ve bu da durumu büyük yangınların çıkması için elverişli hale getirdi.

Geçtiğimiz günlerde Kaliforniya’da yine insanların hayatını kaybettiği büyük yangınlar yaşandı. Geçen yıl Portekiz ve İspanya’da da 40 ile 60 arasında kişinin hayatını kaybettiği yangınlar gördük. Hatta İsveç’te bile oldu. Dünyanın her yerindeki ve Avrupa’daki yüksek sıcaklıklar yüzünden ormanların yandığına tanıklık ediyoruz.

Ümit Şahin: Geçen kış ve bahar aylarında sıcaklıklar nasıldı? Hava beklenenden çok sıcak ve kuru muydu?

Mihail Bakas: Büyük değişiklikler oldu. En önemlisi bazı günler büyük yağışlar ve seller yaşamamızdı.

Ümit Şahin: Ne zamandı bu?

Mihail Bakas: Geçen kış. Midilli adasında geçen 5 yıl içinde 3 çok büyük sel felaketi yaşadık ve bazı evler ve köyler ciddi etkilendi. Bazı akarsular taştı, evler su altında kaldı, ama tanrıya şükür kayıp vermedik.

Ama Attica bölgesinde, Atina yakınlarında, Atina’nın merkezine 30 kilometre mesafede bulunan ve bir nehir kenarına kurulu olan Mandra’da 24 kişi büyük bir yağışın ardından hayatını kaybetti. Burada yaklaşık 100 milimetre yağıştan bahsediyoruz, ki bu miktar orada bütün yıl yağması beklenen yağışın yüzde 25-30’una tekabül ediyor. Bu kadar yağış sadece 3 saatte düştü.

Sonuçta o kadar su kentin kenarına kurulduğu nehirden geçerek yolunu bulacaktı ve sonuç olarak o kadar insan kaybettik.

“25 yıldır iklim değişikliğinden söz ediyoruz”

Ümit Şahin: Kaç kişi ölmüştü?

Mihail Bakas: 24 kişi.Bu kış oldu bu da.

Ümit Şahin: Ama kışın geri kalanı kuraktı değil mi?

Mihail Bakas: Evet, diyebilirim ki, bu olay tamamen iklim değişikliyle ilgiliydi, çünkü bazı günler veya bazı saatlerde büyük yağmurlar yağsa da kışın geri kalanında hava oldukça yumuşaktı ve pek yağış da düşmedi.

Bu bir yandan iklim değişikliğiyle yüzleşmemiz anlamına geliyor, bir yandan da şehirlerin inşa edilme biçimiyle ilgili. İklim değişikliği koşullarında büyük yangın vakaları ve sellere karşı kırılganlık artıyor tabii.

Yasadışı binalar Yunanistan’da oldukça yaygındır. Orman içine yasadışı ve düzensiz biçimde inşaat yapmak da çok yaygındır. Dolayısıyla iklim değişikliği olunca bu durum can kayıplarına bile neden olan bir şey halini alıyor.

Sanırım gelecek yıllarda iklimin değişmesi daha büyük bir hakikat olacak. Benim geldiğim ekolojist partiler ve sivil toplum örgütlerinde biz 25 yıldır iklim değişikliğinden bahsediyoruz. Ama aslını söylemem gerekirse bunun sonuçlarıyla bizim kuşağın bu kadar ciddi biçimde karşılaşacağını düşünmezdik. Şimdi ise bizim bu sorunla karşı karşıya kalan ve bu soruna bir çözüm bulması gereken son kuşak olduğumuzu düşünüyorum.

Yani biz sorunu görmeli ve önlemler geliştirmeliyiz ki 25-30 yıl sonra bizden sonraki kuşak çok daha büyük sorunlarla karşılaşmasın. Tabii sıcaklıklardan konuşuyoruz, ama aynı zamanda gazlardan, petrolden, üretimden, yenilenebilir enerjiye geçmekten bahsediyoruz, ki iklimin değişmesini durdurabilelim.

Ümit Şahin: Yunanistan’da bu orman yangınları sonrası yaşanan tartışmalar nasıl? İnsanlar iklim değişikliğinden bahsediyor mu? Yoksa yangınlarla ilgili başka sebeplerden mi söz ediyorlar?

Mihail Bakas: İklim değişikliğinden bahsetmiyorlar, bu da sanırım siyasetin gündemiyle ilgili. Genellikle olan biteni ve durumu takip ediyorlar ve kimin suçlu olduğu hakkında konuşuyorlar.

Ümit Şahin: Siyasi olarak mı?

Mihail Bakas: Evet, siyasi olarak. Mevcut hükümet 40 yıldır diğer partilerin iktidarda olduğunu ve olanların, onların geçmişte çözmüş olmaları gereken sorunlardan kaynaklandığını söylüyor.

Michael Bakas, Yeşil Düşünce derneği ve Yeşil Avrupa Vakfı tarafından organize edilen Yeşil Okul kapsamında Yeşil Kamp’ta bir panele de katıldı

Ümit Şahin: Yani sorunu mevcut hükümet değil onlar yarattı diyorlar.

Mihail Bakas: Evet, diğerleri yarattı diyorlar. Muhalefet de hükümetin böyle hayati durumlarda insanları korumak ve can kaybını önlemek için daha iyi hareket etmesi gerektiğini söylüyor.

İki tarafın da haklı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü gerçekten de sorunu mevcut hükümet yaratmadı. Ama Yunanistan’ın son 8 yıldır karşı karşıya bulunduğu koşullarda yangınlara karşı ya da genel olarak sağlık hizmetleri için daha fazla devlet görevlisi de alınmadı. Çünkü finansal kriz birçok sorun yarattı ve bunun için para yoktu. Ayrıca bazı insanların o bölgede yaşayan halkı korumak ve sorunları çözmek için doğru davranışlarda bulunmadığı da açık.

Ümit Şahin: Peki yeşillerin pozisyonu ne burada? İnsanlar yeşillerin ne dediğini, ya da daha önce iklim değişikliği hakkında söylediklerini ve uyarılarını dinliyor mu? Yani siz görünür durumda mısınız?

Mihail Bakas: İlk olarak pek çok insanın bizim son 15 yıldır söylediğimiz şeyleri söylemeye başlamış olduğunu duymak iyi bir şey.

Ümit Şahin: İnsanlar bunları söylemeye başladı yani.

Michael Bakas: Evet, ama bana birkaç ay sonra insanların aynı şeyleri söylemeye devam edip etmeyeceklerini sorarsanız, sanmıyorum derim.

Attica yangınında dünyaca ünlü Theo Angelopulos’un tüm kültürel mirası da yok oldu

Ümit Şahin: Unutacaklar diyorsunuz yani.

Mihail Bakas: Korkarım ki yine unutacaklar. Hatırlayın, Yunanistan’da 2007’de de Peloponesos bölgesinde 65 kişinin hayatını kaybettiği büyük orman yangınları olmuştu. Binlerce hektar yandı, ama yine de bir şey değişmedi.

Dolayısıyla Yeşiller’in yine iklim değişikliği hakkında, veya kentlerde nasıl bir yapılaşma olması gerektiği hakkında, veya ormanları nasıl korumamız gerektiği konusunda, veya akarsularda, ormanlarda ve doğal alanlardaki yasadışı faaliyetlerle nasıl başa çıkılacağı konusunda konuşmaya devam edeceklerini düşünüyorum, ama korkarım insanlar birkaç ay sonra bütün bunları yine ciddiye almayacaklar ve hatırlamayacaklar, daha önce de söylediğim gibi.

Ümit Şahin: Ayrıca sanırım Yunanistan’da enerjinin önemli kısmı kömürden elde ediliyor. Sizce iklim değişikliğinin sorumlu olduğu açık olan bütün bu olanlardan sonra bu durumda bir değişiklik olması mümkün mü?

Mihail Bakas: Hayır, sanmıyorum. Çünkü kimse sorunun küresel olduğunu düşünmüyor. Herkes devlet için ya da ülke için para tasarruf etmeye çalışıyor.

Zaten bu nedenle son günlerde yaşadığımız bütün bu sorunlara rağmen ve iklim değişikliğinin hayatlarımızı değiştirmeye başlamasına rağmen kimsenin sorunun ne olduğunu anlamadığını söylüyorum.

Ümit Şahin: Muhtemelen iklim değişikliği hiçbir zaman Yunanistan seçimlerinde önemli bir konu olmamıştır değil mi? Daha önce yani?

Mihail Bakas: Bundan 10 yıl önce insanlara en önemsedikleri ilk 10 konuyu sorduğunuzda çevre sorunlarının ilk onda olduğunu, 6. veya 7. sırada olduğunu görürdünüz. Şimdi sanırım 20. sıranın da altında.

Ümit Şahin: Ekonomik krizden sonra…

Mihail Bakas: Evet, ekonomik krizden sonra. Artık ilk onda değil.

“Yeşil Hareket olarak biz kendimiz için değil çocuklarımız için mücadele ediyoruz”

Ümit Şahin: Ve bu orman yangınlarının sorunun daha görünür hale gelmesine neden olmayacağını söylüyorsunuz.

Mihail Bakas: Bu günlerde insanlar önemsiyorlar… Ama tabii, bu bize bağlı. Sonuç olarak insanların bu konunun ne kadar önemli olduğunu anlamalarını sağlamak için daha çok çalışmamız lazım.

Çevre için demiyorum, biz yeryüzünü tahrip etsek de doğa az ya da çok ayakta kalır. Doğa değişir, bu daha önce de oldu. Sorun bizim bizden sonraki kuşağa, çocuklara yaşayacakları nasıl bir dünya bırakacağımız. Gittikçe daha kötüye gidiyoruz ve artık hayatlarımızı değiştirmemiz gerektiğini anlamamız gerekiyor.

Ümit Şahin: Son olarak şunu sormak istiyorum: Sizce yeşiller bu dinamikleri değiştirmek ve toplumda iklim değişikliği konusundaki farkındalığı artırmak için ne yapmalı?

Mihail Bakas: Cesaretimizi kaybetmememiz gerekiyor. Yeşil hareket için söylüyorum. Biz kendimiz için değil çocuklarımız için buradayız. Dünyayı değiştirmek için bu mücadeleyi her gün vermeye devam etmemiz gerekiyor.

Zor bir durum olduğunu biliyorum. Kazanmanın çok zor olduğunu da biliyoruz. Ama başka bir yolumuz yok. Cesaretimizi kaybetmemeliyiz ve insanların bu sorunların ne kadar önemli olduğunu anlamasını sağlamalıyız. Son anda bile olsa toplum olarak tutumumuzu değiştirmemiz gelecek için bir şeyleri kurtarmamızı sağlayabilir.

Ümit Şahin: Teşekkürler Mihail

Mihail Bakas: Ben teşekkür ederim.

 

Röportaj: Ümit Şahin

(Yeşil Gazete)

Eskişehir’de termik santrale harcanacak parayla 11 hastane, 257 okul yapılabilir

Greenpeace Akdeniz “Eskişehir’de termik santral neye mal olacak?” başlıklı rapor hazırladı.

Raporda Eskişehir’in verimli tarım arazilerine yapılmak istenen Alpu Kömürlü Termik Santrali’ni 1 yıllık alım garanti bedeli ile neler yapılabileceği hesaplandı.

Alpu Ovası

Raporda kullanılan Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin hazırladığı finans modelleme çalışması sonuçlarına göre, Eskişehir Alpu Termik Santrali’ni yapacak şirkete verilecek 1 yıllık alım garantisi bedeli 1 milyar 987 milyon 12 bin 653 TL. Bu tutar, Eskişehir’in toplam vergi gelirinin yüzde 79’una tekabül ediyor.

Rapora göre kamusal kaynaklardan karşılanacak olan EÜAŞ’ın 1 yıllık alım garantisi bedeli ile şunlar yapılabilir:

-Açlık sınırındaki tek maaşlı 4 kişilik 1.143.275 ailenin bir aylık maaşı sağlanabilir.

-Mevcut net asgari ücret 1.603,12 TL’den 1.845,22 TL’ye yükseltilebilir.

-103.289 asgari ücretli çalışanın 1 yıllık ücreti karşılanabilir.

-Atama bekleyen 430.000 öğretmenin 43.000’inin 1 yıllık maaşı karşılanabilir. Santrala sağlanması beklenen 15 yıllık alım garantisi süresince tüm öğretmenler 10 yıl içerisinde atanabilir.

-11 adet 700 yataklı hastane veya 257 adet temel eğitim okulu yapılabilir.

-98 adet ibadethane (1.500 kişi kapasiteli) yapılabilir.

-14 adet opera binası yapılabilir.

-Yılda 563,69 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali kurulabilir. Santrale sağlanacak 15 yıllık toplam alım garantisi ile Türkiye’nin mevcut güneş kurulu gücü 2,15 kat artırılabilir.

-TÜBİTAK, bilim insanlarına verdiği desteği 24,44 kat artırabilir.

Santralin yaratacağı hava kirliliği 3200 erken ölüme neden olacak

Rapora göre, Alpu Termik Santrali ihalesinin dolar kuru üzerinden yapılması halinde, beklenen garanti süresi olan 15 yıl boyunca, EÜAŞ’ın kur dalgalanmalarından doğabilecek zararı kötümser senaryoya göre, 4.786.526.356 TL, iyimser senaryoya göre ise 505.054.621 TL olabilir. Greenpeace Akdeniz Projeler Hukuk Danışmanı Avukat Deniz Bayram, şöyle konuştu:

“Kamu kaynaklarının, kamu yararı için harcanması gerekir. Eskişehir’de yapılmak istenen termik santral, hava kirliliği kaynaklı hastalık ve erken ölümler ile tarım arazilerinin yok edilmesine neden olacak. Hazırladığımız bu raporda, santrale harcanacak vergilerimizle oluşan kamu kaynaklarıyla, eğitim, sağlık gibi alanlarda hayatımızda ne gibi iyileştirmeler yapılabileceğini ortaya koyduk. Amacımız, kömürlü termik santral projelerini yürüten kamu şirketi EÜAŞ’a bir çağrıda bulunmak: Kamu kaynakları ölüm değil yaşam için harcansın.”

Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı hava modellemesi raporuna göre ise söz konusu santralin yaratacağı hava kirliliği 3200 erken ölüme neden olacak.

Ne olmuştu?

Eskişehir Tepebaşı ilçesi sınırlarında Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından “Alpu Termik Santrali ve Bu Santrale Kömür Sağlayacak Olan Rezerv Alanındaki Yeraltı Maden İşletmesi ile Kül Düzenli Depolama Tesisi” Projesi yapılmak isteniyor. Toprak Koruma Kurulu, termik santralin kurulmak istendiği araziyi, Ocak 2018’de “tarım alanı” statüsünden çıkardı. Projenin “ÇED Olumlu” kararı 6 Mart 2018’de verildi. Projenin ihalesi 26 Ocak’ta yapılacaktı ancak önce 7 Mart’a ardından 26 Nisan’a son olarak da 15 Ağustos’a uzatılarak toplamda üç kez ertelenmiş oldu. Yeşil Barış Hukuk Derneği ve Eskişehirliler, planlanan kömürlü termik santralin “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptal edilmesi için dava açmıştı.

 

(Yeşil Gazete)

1 Ocak 2019 tarihinden itibaren plastik alışveriş poşetleri ücretli olacak

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yapılan düzenleme kapsamında 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren plastik alışveriş poşetleri tüm satış noktalarından ücretli olarak alınacak.

Plastik poşet kullanımının azaltılmasına yönelik çalışmalar Bakanlık tarafından 1 Ocak’ta yürürlüğe giren Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği’nde ele alınarak alışveriş poşetleri ambalaj ve ambalaj atıklarına ilişkin yönetim sistemine dahil edildi.

Yönetmelik ile tüm dünyada, üzerinde hassasiyetle durulan plastik alışveriş poşetlerinin kullanımı sonucu oluşan görsel ve çevresel kirliliğin önlenmesi ve gereksiz plastik poşet kullanımının önüne geçilmesi hedefleniyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bu yıl yayımlanan yönetmelikle 1 Ocak 2019 tarihinden itibaren Türkiye’de satış noktalarında ücretsiz verilen plastik alışveriş poşetlerinin tüm satış noktalarında ücretli olarak temin edilmesi yönünde düzenleme yaptı.

Bakanlık, uygulamaya geçiş noktasında AB Direktifi’nde öngörülen geçiş süreleri de esas alınarak zorunlu uygulamanın başlatılması için ilgili sektöre bir yıllık geçiş süreci verdi.

İngiltere’de tek kullanımlık plastik poşet kullanımı yüzde 86 azaldı

Plastik sorununa karşı yaratıcı kampanya: Plastik pipetlerin yıkıcılığı, hayatın kırılganlığına karşı

Uluslararası kahve zinciri Starbucks’tan plastik pipetleri yasaklama kararı

Mumbai’de plastik poşet ve şişeler yasaklandı

AB’den plastik atağı: Tek kullanımlık ürünler yasaklanıyor

Walt Disney’den tek kullanımlık plastikleri yasaklama kararı

Suyumuz plastik çorbasına dönmesin

Caretta Carettaların yarısından çoğunun sindirim sistemi plastik atıkla dolu

Balina midesinden çıkan 8 kilogram plastik yüzünden öldü

 

(Cumhuriyet)

Arjantin’de kürtaj hakkını içeren yasa tasarısına onay çıkmadı

Arjantin’de senato, kadınlara hamileliklerinin ilk 14 haftasında kürtaj hakkını öngören yasa tasarını reddetti. Aylardır ülkede tartışılan tasarının oylamasında 38 senatör karşıt oy kullanırken 31’i ise kabul yönünde oy verdi.

Ülkede hali hazırda kürtaja sadece tecavüz vakalarında ve annelerin sağlık sorunu yaşadığı durumlarda izin veriliyor.

Oylama sırasında hem kürtaj yanlıları hem de karşıtları parlamento binası önünde gösteri düzenledi. Kürtaj karşıtı bir eylemci, “Bu oylama Arjantin’in hala aile değerlerini temsil eden bir ülke olduğunu gösterdi” dedi.

Kadın hakları örgütlerinin yıllardır süren kampanyalarının ardından merkez sağ hükümet geçen aylarda, kürtajı yasallaştırmak için bir referandumun değerlendirilebileceğini açıklamıştı. Latin Amerika’da sadece Uruguay ve Küba kürtaj hakkını tamamen kabul etmiş ülkeler.

Mayıs ayında İrlanda’da kürtaj yasağıyla ilgili referandum düzenlenmiş, ‘Evet’ kampanyası destekçileri oyların yüzde 66,4’ünü alarak zafer kazanmıştı.

Böylece ülkede yıllardır tartışılan kürtajı yasaklayan yasal düzenlemede değişiklik yapılmasının da önü açılmıştı.

İrlanda kürtaj yasağının kaldırılmasına ‘evet’ dedi

“Bedenimiz bizimdir”: Brezilya’da binlerce kadın kürtaj yasağına karşı sokakta!

Şili’de kürtaj yanlılarından hukuk mücadelesi zaferi!

Polonya’da kadınların dediği oldu ve kürtaj yasağı yasa tasarısı geri çekildi

 

(BBC Türkçe)

Pakistan iklim değişikliğine karşı 5 yıl içinde 10 milyar ağaç dikmeyi planlıyor

Dünyada en fazla şiddet olaylarına sahne olan ülkelerden Pakistan’da hükümet iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım atmayı planlıyor.

5 yıl içinde 10 milyar ağaç dikmeyi planlayan Pakistan yönetimi ülkenin yok olmaya yüz tutmuş ormanlarını geri getirerek küresel ısınmanın etkileriyle mücadele etmeyi hedefliyor.

Geçtiğimiz ay yapılan seçimleri kazanan kriket yıldızı Imran Khan’ın Pakistan Tahrik-i İnsaf adlı partisi (PTI), yükselen sıcaklıkların, sel felaketlerinin, kuraklığın ve beklenmeyen şiddetli yağışların ülkeye her yıl 6 ila 14 milyar dolar zarar verdiğini söylüyor. Partinin manifestosunda ise “Küresel iklim değişikliğine müdahale etmek ve ekonomi büyüdükçe daha da kötüleşen çevresel bozulmaları tersine çevirmek için çalışmak artık kaçınılmaz.” ifadeleri yer alıyor.

Sürdürülebilir Kalkınma Politikası Enstitüsü’ne göre Pakistan dünyada iklim değişikliğine karşı en savunmasız yedinci ülke konumunda bulunuyor.

Küresel kirliliğe katkıda ise Pakistan yüzde 0,2’lik payıyla son sıralarda yer alıyor.

 

(NBC News, Yeşil Gazete)

Türkiye, Trakya’da kurulması planlanan nükleer santrali Çin ile yapacak

Dünyada yenilenebilir enerjiye yapılan küresel yatırımlar artarken, Türkiye nükleer enerji projelerinden vazgeçmiyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Trakya’ya yapılması düşünülen nükleer santrali Çin ortaklığıyla hayata geçireceklerini açıkladı.

Mersin’de yapımı süren santral Rusya’yla, Sinop’ta yapılması planlanan santral ise Japonya’yla birlikte projelendirilmişti.

Trakya’da yapılacak santralin Kırklareli İğneada’da yapılması gündemde.

Dönmez, nükleer enerjide üçüncü santral için yer tespit çalışmalarında sona yaklaşıldığın açıklarken “Bu konuda çok sayıda kriter söz konusu, hepsini tek tek inceliyoruz. Ancak elektrik ihtiyacının fazla olduğu sanayi bölgelerine yakınlığı dikkate alındığında, üçüncü nükleer santrali Trakya’da düşünüyoruz, burada Çinlilerle ilerleyeceğiz” dedi.

Dönmez, 2013’e kadar santrallere 10 milyar dolar yatırnım yapılırsa 2033’e kadar 30 milyar dolar tasarruf sağlanacağının hesaplandığını da söyledi.

OHAL yasağı Çernobil anmasını engelleyemedi: Sinop’tan yine nükleere hayır!

Sokak yine korkuttu: Sinop’ta Çernobil Mitingi 32.yılında ilk kez yasak!

Sinop NGS için kesenin ağzı daraldı, Itochu çekiliyor!

“Sinop NGS, halka Sinop’u terk ettirme projesidir!”

CHP’den, ‘Akkuyu ve Sinop nükleer enerji santrallerini iptal edeceğiz’ vaadi

 

(Diken)

“İnsanlığın tarihinde benzersiz bir an içinde” bulunuyorken – Ömer Madra

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

Yeryüzünün en büyük yalanlarından birini göklerden üstümüze atan ABD’nin “düşman askeri üssü” barındırdığını söyleyerek salladığı atom bombasıyla Hiroşima şehrinin yüzde 70’ini bir anda yok eden uranyum katkılı ve yaklaşık 13 bin TNT (tri-nitro-toluen) kuvvetindeki bomba, merkezinde 3 bin santigrat derece ısı oluşturan, 1,5 kilometre çapındaki alanda her yeri dümdüz eden, ilk aşamada 80 bin ve sadece o yılın sonuna dek 140 bin insanın ölümüne yol açan ve yaralanan çok sayıda insan tıbbi yardım alamadan ölürken, şehre yardım götürmeye gidenlerin de bomba sonrası oluşan radyoaktif yağmura maruz kalarak hayatını kaybettiği olayın 73. yıldönümüne rastlayan bugünlerde dünyada “Kitab-ı Mukaddes”teki tasvirleri hatırlatan bir durum vardı: “Cehennem ile Yüksek Sular Arasında” bir yerdeydik sanki.

Anadolu, AFP, Reuters ajanslarından derlenen bir NTV haberinin başlığı şuydu mesela: “Cehennem günü: Avrupa 50 dereceyi gördü.” Haber şöyle devam ediyordu: “Avrupa kavruluyor. 1977’de Yunanistan’da kaydedilen 48 derecelik sıcaklık rekoru Portekiz ve İspanya’da kırıldı. Hissedilen sıcaklık 50 dereceyi geçti. 40 derece üzeri sıcaklar bu hafta Türkiye’yi de vuracak…İstanbul’da nemin etkisiyle 35 derecelik sıcaklık, 45 derece olarak hissedilecek.” Ayrıca, İspanya’da sıcaklıktan ölenlerin haberleri de gelmeye başlamıştı.

(https://www.ntv.com.tr/galeri/dunya/cehennem-gunu-avrupa-50-dereceyi-gordu,ZCn_WK6EEke3Kb94PCimsA/JosEm8WcNk2hwKudpSZweg)

En kuzeyde İsveç’te Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan ormanlar yanmaya devam ederken, Finlandiya’nın başkenti Helsinki’de bir AVM, 100 müşterisini klimalı binasında gecelemeye davet ediyor, Yunanistan başkenti Atina’nın doğusunda cennet sahili cayır cayır yanarak Milton’un “kaybolan cennet”ine dönerken, başkentin batısında da insanlar sular seller altında kalıyordu. Şiddetli seller Hindistan’da en az 500, Myanmar’da en az 20, Vietnam’da 3 can alırken, Japonya hem sıcak dalgasından, hem de sellerden ölen 100’ün üstünde insanın ardından ağıt yakmaktaydı. Aşırı sıcaklarla kavrulan Kuzey Kore diktatörlüğü “doğal afet”e karşı yurttaşları mahsulleri koruma konusunda yurtseverce mücadeleye çağırırken, yarımadanın öteki tarafındaki “düşman kardeş” Güney Kore’de son 111 (yazıyla yüzonbir) yılın en sıcak günü yaşanmakta, 28 vatandaşın da sıcaklar sebebiyle hayatını kaybettiği açıklanmaktaydı.

(Ajanslar, gazeteler, internet medyası)

Bir zamanlar “münbit (bereketli) hilal” diye adlandırılan Ortadoğu’dan gelen haberler de pek parlak değildi. Büyük su sıkıntısı çeken ve “susuzluğa ölüm!” diye pankart açan öfkeli insanların sokakları doldurduğu İran’dan sonra, aşırı sıcakların vurduğu Irak’ta tarım bakanlığından yapılan resmî açıklamada “ülkede tarım sektörünün, kuraklık ve su gelirlerinin yetersizliği nedeniyle yaz döneminde yüzde 50 –evet, yüzde elli!– zarar gördüğü belirtiliyordu. (Sputnik, ajanslar)

Türkiye’de ise bir yandan Meteoroloji Mühendisleri Odası “eyyam-ı bâhur” (en sıcak ve buharlı günler) ile 51 derecelik hissedilen sıcaklık geleceği yönünde uyarıları getirirken, Kandilli Rasathanesi; 2018’in, son 47 yılın en sıcak yılı olacağını, “100 yılın başından bu yana İstanbul’da sıcaklıkların 1 – 1,5 derece arasında arttığını” bildiriyor, İstanbul’da 39 – 40, İzmir ve Aydın’da 40-45 derecelik sıcaklıkları, aşırı yağış ve selleri, kuvvetli doluları, kuraklıkları, afetleri göreceğimizi bilimsel kesinlikte öngörüyordu.

(https://t24.com.tr/haber/kandilli-rasathanesi-uyardi-2018-son-47-yilin-en-sicak-yili,673602)

Gazeteler, yerel gazeteler, ajanslar, internet siteleri vb. Rize’den (“Allah’ım yardım et, batıyoruz!” – Muradiye Beldesi Belediye Başkanı) sel ve heyelan hasarı, Ordu’dan sağanak ve harmana serilen fındık ürününün sel sularına kapılması, Kütahya’dan evlere ve tarım arazilerine hasar veren sağanak, Bolu’da Mudurnu ilçesinde köy yollarına hasar veren sağanak ve seller, Aydın’da taşan Kızıldere Çayı’nın tren raylarının altını oyması ve büyük bir tehlikenin son anda atlatılması hakkında sayısız haber vardı.

(AA, DHA, HT, Rize Haber 61, Diken, T24 vb.)

Ayrıca sosyal medyada İstanbul 3. Havalimanı’nın zemininin çöktüğünü ve ürkütücü büyüklükte bir obruk açıldığını gösteren fotoğraflar yer almakta, “ÇED raporunda 70 ‘sulak alan’ ifadesinin yıllar önce ‘su birikintisi’ olarak değiştirilmiş olduğu” yolunda haber/yorum ve uyarılar bulunmaktaydı.

(Örneğin bkz.: https://twitter.com/melisalphan)

Kuzey Yarıküre’nin daha “yeni başlayan” yangın mevsiminde California eyaletinde mevsim ve sınır tanımaz dehşette yangınlar genişleyerek sürmekte, hata “kasıryangın” (“firenado”) gibi yepyeni terimlerin icad edilmesini gerektiren, yaktığı alan 100 bin hektara ulaşan ve ancak üçte biri kontrol altına alınabilen, işin kötüsü hızla daha da genişlediği gözlenen cehennemî yangınlar önemli can ve mal kaybına yol açarken, eyalet tarihinin bu en büyük yangınları karşısında bile iklim değişikliğini aklına getirmeyen Başkan Trump, majör felaket ilan etmek, federal yardımı devreye sokmak zorunda kalıyordu.

(https://www.theguardian.com/world/2018/aug/05/california-wildfires-seventh-victim-trump-declares-major-disaster)

Kalıyordu kalmasına da, neredeyse aynı günler içinde hem araçlarda sera gazı salımlarına ilişkin sınırlamaları kaldırıyor, hem de dev enerji şirketi Exxon Mobil’in petrol ve doğal gazın iklim yıkımına yol açtığını en az 40 yıl öncesinden bildiği halde bunu “devlet sırrı” gibi saklayan, saklamaktan öte inkâr eden, ondan da öte bunun tam aksini iddia etmek için geniş bir propaganda ağı ve “düşünce kuruluşları” ağı yaratmak amacıyla büyük paralar harcayan bu şirket hakkındaki 2 yıllık resmi soruşturmayı sona erdiriyordu.

(https://www.commondreams.org/news/2018/08/03/trumps-sec-closes-probe-exxons-knowledge-climate-crisis-latest-gift-fossil-fuel)

İsviçre’de buzullara erimesinler diye geçirilen plastik köpükleri, Avusturya’da polis köpeklerinin ayaklarına yanmasınlar diye geçirilen patikleri, Hollanda’da arabalar ve yolcular kazaya uğramasınlar diye, eriyen asfalt yolların trafiğe kapatılmasını, Portekiz’de belli saatlerde sokağa çıkılmamasını isteyen resmî uyarıları da ana akım medyada bile görmek, okumak mümkündü. Bunlar kuzey Yarı-Küre’deki kıyamet ve kaosa ilişkin bir özetti.

(Cumhuriyet, gazeteler, haber siteleri, sosyal medya)

Güney Yarıküre’ye de çok kısa bir süre için uğrarsak, orada durum aşağı yukarı şöyle idi: Kış mevsiminin ortası olmasına karşın, tarihinin en kötü kuraklığını yaşayan, gıda ürünlerinin yaklaşık dörtte birini tek başına üreten New South Wales eyaletinin yüzde 99’unun kuraklık halinde olduğu ilan edilen Avustralya ülkesinin Başbakanı Malcolm Turnbull, ülkesinin tümünün artık bir “kuraklık diyarı” haline geldiği uyarısında bulunurken –ki, bu uyarının muhatabının kendisi dışında kim olduğunu anlamak hayli zordu doğrusu–  kendisinin hemen yanında duran bir yardım görevlisini de teselli etmek durumunda kalıyordu. Neden diye sual edilecek olursa, o zavallı görevli, hüngür hüngür ağlayarak iklim krizini şöyle anlatıyordu kendine göre: “Her gün bir çiftçi ailesini ziyaret ediyorum ve bir gün çok geç kalmış olabileceğimden kaygı duyuyorum. Durum bu kadar kötü!…”

(BBC Türkçe, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45079549http://www.acikradyo.com.tr/gunun-sozu/6-agustos-2018)

Bütün bu kızılca kıyamet alametleri arasında Dünyanın karbon salımlarının, en az 800 bin yıldan beri görülmemiş en yükrsek seviyeye çıktığı, tüm salımlar şu an durdurulsa bile atmosferdeki ısınmanın birkaç onyıl, belki de bir yüzyıl bile daha devam edeceği bilimsel raporlarda dünyaya açıklandı.(https://www.commondreams.org/news/2018/08/03/earths-carbon-concentrations-have-soared-levels-not-seen-800000-years)

Ayrıca, bir hafta kadar önce Gezegen tarihinde gelmiş geçmiş en sıcak 3 yılın 2015, 2016 ve 2017 olduğu bilimsel raporlarla dünyaya açıklandı. 2018’in 4. en sıcak yıl olma yolunda olduğu da raporda net bir dille ilave edilmişti zaten. (https://www.commondreams.org/news/2018/07/28/hottest-four-years-ever-2015-2016-2017-2018)

Aynı haftada haberi çıkan bir başka bilimsel raporda, ABD’de dev petrol ve doğal gaz şirketlerinin kârları uğruna şu 6 canlı türünün yokolmasına göz yumulacağı belirtiliyordu: Kutup ayısı, Yaban tavuğu, Boz Kurt, Boz Ayı, Delta Gümüşbalığı, ve Coho Somonu. Yani bu türleri çok uzak olmayan bir gelecekte ancak belgesellerde görmek, çocuklara ve torunlara da ancak o belgeseller üzerinden tanıtabilmek mümkün olacaktı. (https://www.theguardian.com/environment/2018/jul/26/endangered-species-act-gray-wolf-oil-gas-industry)

Yine Ağustos başında küresel ısınma ve iklim değişikliğine en çok neden olan 20 fosil yakıt şirketinin listesi açıklandı: CO2 artışına katkıda 1. sıranın Suudi – ABD ortaklığı ARAMCO enerji devine ait olduğu, listelenmiş 20 şirketin CO2 artışındaki, yani iklim yıkımındaki toplam payının yüzde 21’e geldiği, yeryüzündeki ısı artışına en çok sebep olan ülkelerinse sırasıyla ABD, S. Arabistan ve Rusya olduğu rakamlarla detaylı olarak ortaya kondu. ARAMCO’nun ardından Gazprom (Rusya), Exxon Mobil (ABD), NIOC (İran), Pemex (Meksika), BP (Britanya), Chevron (ABD), Coal India (Hindistan), Royal Dutch Shell (Hollanda/Britanya), Petroleos de Venezuela (Venezuela) geliyordu. Geri kalan 10 şirketin sahiplikleri ise Çin, ABD, BAE, ABD, Cezayir, Fransa, Kuveyt, Avustralya, Britanya ve Nijerya arasında üleştirilmekteydi. (http://tr.euronews.com/2018/08/02/kuresel-isinma-ve-iklim-degisikligine-en-cok-neden-olan-20-sirket)

***

Bu Dünya Hali’ni en iyi özetleyense, dünyanın önde gelen düşünür, siyasî muhalif, yazar, dilbilimci ve aktivistlerinden Noam Chomsky oldu galiba. Profesör, Democracy Now! Radyo/tv’sine verdiği sarsıcı mülakatların sonuncusunda şöyle diyor:

“İnsanlığın tarihinde benzersiz bir an içinde yaşadığımız olgusunu ne kadar vurgulasak az. Aslında, 1945’ten beri bu ânın içindeyiz biz. 1945’te insanın tarihi dramatik biçimde değişti. 1945 Ağustosu’nda insanlar, yere göğe sığdırılamayan o zekâlarıyla Yeryüzü’nde hayatı yok etme aracını icat ettiklerini ispatladılar… 1945’te sadece nükleer çağa değil, jeologların Antroposen (İnsançağı) dedikleri yeni bir jeolojik çağa girdiğimizi bilmiyorduk: Antroposen, insan faaliyetinin, insan ve diğer canlıların ayakta kalabildiği çevre üzerinde pek fena ve zararlı etkilerde bulunduğu bir çağ. Ayrıca, şimdi altıncı yokoluş adı verilen döneme, türlerin hızlıca yok olduğu, yani 65 milyon yıl önce bir göktaşının, muazzam bir göktaşının Yeryüzüne çarpınca meydana gelen beşinci yokoluşla kıyaslanabilecek döneme girdiğimizi biliyoruz.

Dünya Jeoloji Derneği (World Geological Society), İkinci Dünya Savaşı’nın sonunu Antroposen çağının başlangıcı olarak belirledi – Yani, keskin bir tırmanma ve çevrenin yıkımı. Yalnızca küresel ısınma, karbon diyoksit ve diğer sera gazlarındaki tırmanma değil, aynı zamanda okyanuslardaki plastik yoğunlaşması gibi – çok uzak olmayan bir gelecekte denizdeki balıkların ağırlığını aşacağı tahmin ediliyor plastiğin.

Uzun lafın kısası, örgütlü insan hayatı uğruna çevreyi yerle bir ediyoruz. Düzenli nükleer meydan okumalarla nihai felaket tehditlerinde bulunuyoruz. Gerçekten insanı şoke edecek nitelikte olan tarih kayıtlarına şöyle bir göz atan herhangi birimizin, bu kadar süre ayakta kalmış olmamızın tam bir mucize olduğuna kanaat getirmesi kaçınılmaz. Şu anda insanlar, bu kuşak, tarihte ilk defa şunu sormak durumunda: ‘İnsan hayatı ayakta kalabilecek mi?’ Ve, çok uzak olmayan bir gelecekte örgütlü toplumlar olarak üzerinde durmamız gereken konular tam da bunlar işte. Bununla kıyaslandığında geri kalan her şey önemsiz kalır.”

(https://www.democracynow.org/2018/7/30/noam_chomsky_survival_of_organized_human)

Ha, unutmadan, bundan iki gün önceki mülakatında da iklim inkârcılığına muazzam fonlar ayıran eski Exxon Mobil CEO’su ve eski Dışişleri Bakanı Tillerson hakkında da şu özet değerlendirmeyi yapmıştı dünyanın en büyük dilbilim üstadlarından Profesör Chomsky: “Bu cins insanlara, yani tıkabasa dolu ceplerine birkaç dolar daha tıkabilsinler diye öyle uzak olmayan bir gelecekte organize insan hayatının varlığını feda etmeye hazır olan insanlara dilde hangi kelime uygun düşer bilmiyorum – bunlara uygun bir kelime bulamıyorum daha doğrusu. ‘Habis’ kelimesi onları tanımlamaya yaklaşamaz bile.”

(https://www.democracynow.org/2018/7/27/noam_chomsky_on_mass_media_obsession)

***

Ey okur, Nükleer Çağ’a ve İnsan Çağı’na aynı anda girmemizin 73. yıldönümünde sana bomba gibi bir vakayiname döktürdü işte hakir. Ancak, hayırlı uğurlu olur mu, onu bilemez.

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

 

 

Ömer Madra

Vakanüvis ÖM

İklim değişikliği Ordu’da 500 bin kişiyi etkiledi: Ünye’de aşırı yağışlar köprüleri yıktı

İklim değişikliği dünyanın pek çok bölgesinde olduğu gibi Türkiye’de de etkisini göstermeye devam ediyor. Antalya’yı peşpeşe vuran selin ardından bir sel haberi de Ordu’dan geldi.  Ordu Belediye Başkanı Enver Yılmaz, sel felaketinden 500 bin kişinin etkilendiğini açıkladı.

Ordu’nun Ünye ilçesinde sahil yolunda aşırı yağışlar sebebiyle köprüler yıkıldı. Karadeniz sahil yolunda ulaşım durdu. Ünye’de bir tekstil fabrikasında mahsur kalan 165 kişi kurtarıldı. Belediye Başkanı Ahmet Çamyar, göçük sonucu 4 kişinin yaralandığını belirterek, ‘Büyük bir afet var’ dedi. Karadeniz Sahil Yolu’nda uzun araç kuyrukları oluştu. 30 ton fındığın Karadeniz’e gittiği belirtiliyor.

Ayrıca Cevizdere üzerinde bulunan beton bir köprü de sel suları nedeniyle çöktü. Cevizdere mevkiinde sel suları nedeniyle yıkılan köprüye yaklaşık 100 metre uzaklıkta işyerlerinde bazı vatandaşların mahsur kaldıkları belirtildi. İşlerlerinin çatılarına çıkıp yardım isteyen vatandaşlar için AFAD ve jandama ekipleri kurtarma çalışması başlattı.

Ordu Vali Yardımcısı, vatandaşlarımız evlerinden çıkmasın çağrısında bulundu. Samsun’dan Doğu Karadeniz’e otobüs, kamyon ve TIR’ların geçişi yasaklandı.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden gelen açıklamaya göre Orta ve Doğu Karadeniz kıyı illerinde şiddetli yağışların bu gece ve yarın da etkili olmaya devam edeceği tahmin ediliyor. Sinop ve Samsun’da da sel riski var.

Ünye ilçesi Cevizdere Mahallesi’nde Cevizdere’nin taşması sonucu, köprü yıkıldı sel suları bölgeye kapladı. Sel suları nedeniyle iki katlı evlerinde mahsur kalan 1’i kadın 3 kişi yardım istedi. Olay yerine gelen belediye ekipleri kurtarma çalışması yaptı. Bir kepçe yardımıyla 3 kişi balkondan alınarak yüksek bir yere götürüldü.

40 köye ulaşım sağlanamıyor

Ünye Belediye Başkanı Ahmet Çamyar,  yaşanan felaketle ilgili şöyle konuştu:

“Dört kişi göçük altında kaldı. bacaklarında kırıklar var. Onların tedavileriyle ilgili gerekli önlemleri aldık. Hala seluyarısı devam ediyor. 165 kişi kurtarılmayı bekliyoruz. Vatandaşlarımıza ben geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Birinci katlardan vatandaşlarımızın uzak durmasını rica ediyorum.4 köprü de yıkıldı. 40 köye ulaşım sağlanamıyor”

Meteoroloji’den fırtına uyarısı

Meteoroloji’den Doğu Karadeniz için gece 12.00’den yarın saat 15’e kadar uyarı geldi.  Uyarı şöyle: “Rüzgarın yarın (09.01.2017 Perşembe) Doğu Karadeniz, doğusunda öğle saatlerine kadar batı ve güneybatıdan 6 ila 8 (60-75 km/sal kuvvetinde fırtına şeklinde esmesi beklendiğinden, olusabilerek olumsuzluklara karşı başta denizcilerimiz olmak üzere ilgililerin. vatandaşların dikkatli ve tedbirli olması gerekmektedir.”

2,5 ton fındık sulara kapıldı

Çaybaşı’nda sel nedeniyle yola serilen yaklaşık 30 ton fındığın sulara kapıldı. Aynı şekilde Ünye ilçesinde de  Faruk Kara isimli vatandaşın harmanına serdiği bir ton fındığını sel suları götürdü.Fındık bahçelerinde de zarar oluştu. Üreticilerin topladığı bahçelerde bulunan fındık çuvalları, sel suları ile birlikte derelere sürüklendi.

 

(T24)

Binlerce LGBTİ sporcu 10. Eşcinsel Oyunları için Paris’te

91 ülkeden 12 bin 700 LGBTİ sporcu, 10. Eşcinsel Oyunları (Gay Games) için Paris’te buluştu.

4 Ağustos’ta Jean Bouin Stadyumu’nda gerçekleşen açılış törenine, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Spor Bakanı Laura Flessel ve modacı Jean Paul Gaultier gibi isimler katıldı.

1982’de San Francisco’da başlayan ve o zamandan bu yana her 4 senede bir farklı bir ülkede düzenlenen spor müsabakaları, ayrımcılığa karşı, sporda çeşitlilik, saygı, eşitlik, dayanışma ve paylaşımı hedefliyor.

4 Ağustos’ta başlayan ve 12 Ağustos’a kadar devam edecek 10. Eşcinsel Oyunları, Fransa Spor Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Paris Belediyesi gibi kamu kuruluşlarının yanısıra Fransa’nın BNP Paribas, Renault ve General Electric en önemli ve büyük firmaları tarafından da destekleniyor.

10. Eşcinsel Oyunları kapsamında, 36 dalda spor müsabakalarının yanı sıra paneller, sergiler, rehberli turlar ve gösteriler de düzenleniyor.

Organizatörler, etkinliğin yerel ekonomiye 59 milyon euroluk katkı sunacağını tahmin ediyor.

Fransa merkezli SOS Homophobie adlı örgütün verilerine göre, Fransa’da homofobik saldırılar 2016’dan 2017’ye yüzde 15 artış gösterdi.

Fransa evlilik eşitliğini 2013’te tanımıştı.

 

(Bianet)