Ana Sayfa Blog Sayfa 273

COP 28 Notları– 3: Söz veremeyen ülke: Türkiye!

Birleşik Arap Emirlikleri’nin ev sahipliğinde yapılan COP 28 İklim Zirvesi’nin özelliklerinden biri, bildiri ve taahhüt bolluğu oldu. Bu bildiriler hem politika vaatleri hem de taahhüt edilen kimi hedeflerle ve finansal yardımlarla ilgili. İlk kez 2021’de Glasgow’da yapılan COP 26’da ev sahibi İngiltere benzer bir şekilde konferansın resmi kararlarından önce ülkelerin bir araya gelerek imzaladıkları bildirilerle yolu açmak ve asıl kararlara yansımayacak konularda (Metan Taahhüdü gibi) ilerleme sağlamak gibi bir yöntemi oldukça yoğun kullanmıştı. COP 28 Başkanı Al Jaber de benzer bir strateji izliyor. Hatta Konferansın web sitesinde bu bildiriler ve finansman vaatleriyle ilgili canlı sayaçlar var.

Burada bu bildirilerin az mı yeterli mi olduğu, bütün ülkeleri bir araya getirip getirmediği, hangi ülke gruplarının birlikte davrandığı gibi ilginç göstergeler takip ediliyor. Ama bizim için işin şöyle ilginç bir yanı daha var: Türkiye hiçbir bildiride, hiçbir taahhütte, hiçbir vaatte imzacı değil. Türkiye kimseye hiçbir söz vermiyor!

Bizimle ilgili bir durum yok mu?

Bu ilginç durumu daha iyi anlamak için önce COP 28 başkanlığının liderliğinde açıklanan bildirilere bakalım. Belki bizimle ilgili bir durum gerçekten yoktur. Acaba öyle mi?

  • Sürdürülebilir Tarım, Dirençli Gıda Sistemleri ve İklim Eylemi Bildirisi: Tüm gıda üreticilerinin iklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılganlıklarını azaltmayı, doğayı korumayı, gıda güvenliğini teşvik etmeyi, tarım ve gıda alanında çalışanların gelirinin artırılmasını, sürdürülebilirliği sağlamayı, toprak sağlığını ve biyolojik çeşitliliği artırmayı, vb. amaçlayan bir iş birliği bildirisi. Hükümet başkanları düzeyinde açıklanmış. 152 ülke imzacı. Türkiye yok.
  • İklim ve Sağlık Bildirisi: İklim değişikliği konusunda harekete geçmenin aciliyetinin farkında olarak, hava kirliliğini azaltmaya, aktif hareketliliğe, sürdürülebilir sağlıklı diyete vurgu yapan, sağlık sistemlerinin iklime dirençli, düşük karbonlu, sürdürülebilir ve eşitlikçi olacak şekilde dönüştürülmesini amaçlayan bir iş birliği bildirisi. 135 ülke tarafından imzalanmış. Türkiye yok.
  • Küresel Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği Taahhüdü: Haberlere en çok yansıyan, COP 28’in sonuç kararına da yansıması beklenen bildiri. Ülkeler, farklı başlangıç noktalarını ve ulusal koşulları dikkate alarak, 2030 yılına kadar dünyanın kurulu yenilenebilir enerji üretim kapasitesini üç katına çıkarmayı, yıllık enerji verimliliği iyileştirme hızını 2030 yılına kadar iki katına çıkarmak için birlikte çalışmayı taahhüt ediyor. 130 ülke tarafından imzalanmış. Türkiye yok. (Not: Türkiye, Ulusal Enerji Planı’nda 2030’a kadar toplam rüzgâr ve güneş kapasitesini 2,5 katına çıkarmayı hedefliyor.)
  • Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Adil Geçiş ve İklim Eylemi Ortaklığı: İklim eyleminde toplumsal cinsiyete duyarlı yatırımları teşvik etmeyi, adil geçiş çabalarına kadınların ve kız çocuklarının tam, eşit ve anlamlı katılımını sağlamayı, insan haklarını, ekonomik güçlenmeyi, insana yakışır işlere ve eğitime erişimi, engellileri de kapsayan sosyal koruma sistemlerini vurgulayan bir iklim adaleti bildirisi. 76 ülke imzalamış. Türkiye yok.
  • İklim, Yardım, Toparlanma ve Barış Bildirisi: İklim değişikliğine uyuma ve dirençliliği artırmaya yönelik bir iş birliği çağrısı. Adaptasyon için çeşitli finansman kaynaklarını harekete geçirmeyi, ülkelerin kapasitelerini geliştirmeyi hedefliyor. 74 ülke ve 43 uluslararası kuruluş tarafından imzalanmış. Türkiye yok.
  • Küresel Soğutma Taahhüdü: Sürdürülebilir soğutma için HFC’lerin azaltılmasına yönelik Montreal Protokolü Kigali Değişikliğinin uygulanması da dahil olmak üzere çevre dostu soğutucu akışkanlara güvenli bir şekilde geçişi amaçlayan, 2050 yılına kadar tüm sektörlerde soğutma ile ilgili emisyonları 2022 seviyelerine göre küresel olarak en az %68 oranında azaltmayı amaçlayan bir bildiri. 66 ülke imzalamış. Türkiye yok. (Not: Türkiye, Kigali’ye taraf.)
  • İklim Eylemi için Yüksek Hedefli Çok Düzeyli Ortaklıklar Koalisyonu (CHAMP): İklim stratejilerinin planlanması, finansmanı, uygulanması ve izlenmesi yolunda uygulanabilir ve uygun olduğu zaman yerel-bölgesel yönetimlerle işbirliğini geliştirmeyi amaçlayan bir ortaklık. Ülkeler ve yönetimler arasında iş birliğini geliştirmeyi amaçlıyor. 65 ülke imzacı. Türkiye yok. (Not: Türkiye, yerel yönetimlerin iklim eylem planları hazırlamasına çok önem veriyor.)
  • Hidrojen Bildirisi: Küresel yenilenebilir ve düşük karbonlu hidrojen piyasasının ve sertifikasyon programlarının geliştirilmesini amaçlayan bir bildiri. 37 ülke imzacı. Türkiye yok. (Not: Türkiye, Hidrojen Teknolojileri Stratejisi ve Yol Haritasını bu yıl yayımladı.)
  • Küresel İklim Finansmanı Çerçevesine İlişkin Liderler Bildirisi: Gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerine ulaşmalarını desteklemek için gelişmiş ülkelerin, 2025 yılına kadar 100 milyar doları ortaklaşa harekete geçirme hedefine ulaşmalarını amaçlayan bir liderler girişimi. Ev sahibi ülkenin yanı sıra ABD, Almanya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerle Filipinler, Hindistan, Kenya gibi gelişmekte ülke liderleri (13 lider) bir araya gelmiş. Türkiye yok.

Finans taahhüdü de verilmedi

Bu yıl ayrıca çok sayıda ülkeden finans taahhütleri de geldi. Şu ana kadar 83,7 milyar dolar finansman taahhüt edildi. Bunun 792 milyon doları yeni kurulan Kayıp ve Zarar Fonu’na, 133,6 milyon doları Adaptasyon Fonu’na, 3,5 milyar doları Yeşil İklim Fonu’na, vb. Finansman taahhütleri artık sadece Ek-1/Ek-2 ülkelerinden gelmiyor. Türkiye herhangi bir finans taahhüdünde de bulunmadı.

Bu duruşun açıklaması ne olabilir? Türkiye 2021’de Glasgow’daki bildirilere seçerek imzacı olmuştu. Örneğin kömürden çıkış ve metan bildirilerini imzalamamıştı. Bunu mevcut Ulusal Katkı Beyanına bakıp anlamak mümkündü. Ama Atılım Gündemi, Elektrikli Araçlar Bildirisi, Ormanlar ve Toprak Kullanımı Bildirisi gibi bazı önemli bildirileri Türkiye de imzalamıştı.

Bu sene ne değişmiş olabilir? COP 28’de büyük ve güzel bir pavilyonu olan, Konferansı 452 resmi delegeyle izleyen Türkiye hiçbir uluslararası çabayı desteklememeye karar vermiş olamaz. Acaba ilgili bakanlıkların her bildiriyle ilgili politik ve teknik çekinceleri mi var? Yoksa Türkiye Konferansın genel gidişatından veya ev sahibinin çabalarından mı memnun değil? Konferansın en önemli tartışma konusu olan fosil yakıtlardan çıkışa da itiraz eden ülkeler arasındayız. Son gün çıkacak olan karara katılmayacak mıyız?

COP 28’in kapanmasına iki gün kaldı. Sanırım bu soruların cevabını öğrenmek hakkımız.

 

[COP28] 10’uncu günün fosili ödülü Avrupa Birliği’ne

Uluslararası İklim Eylem Ağı’nın (CAN International) koordinasyonu ile sivil toplum örgütlerinin UNFCCC toplantılarında yayınladığı ECO haber bülteninden başlıkları, Avrupa İklim Eylem Ağı aracılığı ve Ayşe Bereket’in çevirisi ile paylaşıyoruz.

*

Ey Avrupa Birliği! Kayıp ve Hasar Fonu’nu baltalamaktan vazgeç! 

AB, tüm fosil yakıtlardan ayrımsız ve koşulsuz çıkmayı açıkça savunduğu için bugüne kadar “Günün Fosili Ödülü”nü almamıştı ancak iklim finansmanının görüşüldüğü Yeni Toplu Sayısallaştırılmış Hedef müzakerelerine Kayıp ve Hasar Fonu’nun dahil edilmesine muhalefet ettiği için artık bir ödülü hak etti. AB’nin, iklim krizinden etkilenenlere uzun dönemli finansman vermek istemediği açıkça görülüyor. 

Sevgili AB, sizin haberiniz yok galiba ama biz hatırlatalım: COP28 fosil yakıt devrinin sonsuza dek kapatılacağı konferans olacak. Yaşanabilir bir gezegen için belirlenen 1,5°C hedefini tutturmamız için, hızlı, adil, kalıcı ve finanse edilen bir enerji paketi ortaya koymamız gerekiyor. Evet, “finanse edilen”. Ülkelerin enerji dönüşümü için finansmana ihtiyaçları var ve farkında değilsiniz galiba ama bu enerji paketi, dönüşümü esas hızlandıracak olan teknik ve finansal destekleri de içeriyor. AB ve diğer zengin ülkelerin bu isteksiz tavırları, müzakerelerin ilerlemesini engelliyor.

Belki de AB ve diğer zengin ülkelerle bir toplantı düzenleyip, hakkaniyet kelimesinin tanımını gözden geçirmeliyiz, hatta hazır hep beraber toplanmışken “Adil Dönüşüm”, “Yüksek Hedef” gibi anlamakta zorlandıkları terimleri de açıklayabiliriz. 

Bu müzakerelerin ilk başlarında bir takım finansman senaryoları yazıldığı doğru ama sadece bu kadarla yetinip göz boyayabileceğinizi mi sandınız? Azaltım, uyum ve Kayıp ve Hasar Fonu’na finansmanının hem kat be kat artırılması hem de uzun dönemli olmasının sağlanması lazım. 

Alarm zilleri çalıyor, AB’nin kendi üstüne düşeni yapması lazım.

İkincilik ödülünü Vietnam’ın

Anlaşılan Günün Fosili Ödülü’nü almak moda oldu! 

Birçok ülke temsilcisi COP toplantılarında sivil toplumun hayati rolünden bahsediyor ama ülkelerine döndüklerinde bunu unutuyorlar. Mesela, Adil Enerji Dönüşümü Ortaklığı (JETP) uygulama planını başlatmak için COP28’e gelen Vietnam Başbakanı Phạm Minh Chính. Duyuruda, JETP Politika Bildirgesi’nde yer alan şu sözler tekrarlanmıştı: “Gerekli dönüşümün adil ve kapsayıcı olmasının sağlanması için, sivil toplumun JETP’nin tüm aşamalarına şeffaf ve aktif katılımı hayati önem taşımaktadır.”

Oysa Vietnam ülkenin önde gelen iklim liderlerini “vergi kaçakçılığı” ve “gizli belgeleri ifşa” gibi uyduruk suçlamalarla gözaltına alıp tutukladı. Bu kişilerin tek yaptıkları ise Vietnam’ın iklim değişikliği ve enerji yatırımları konusunda hesap verilebilirlik ilkesini uygulamasını talep etmeleriydi. Vietnam ayrıca STK’ların temiz enerji ve çevre koruma projelerini ve faaliyetlerini de yasaklıyor. Bu alavere dalaverelerin farkındayız ve bu yapılanlar karşısında sessiz kalmayacağız.

Mücadeleyi kazandığımızı karşı tarafın verdiği reaksiyonlardan anlayabiliyoruz. Vietnam, kömürden çıkışa öncülük eden, aralarında beş yıl hapis cezası alan iklim adaleti avukatı Dang Dinh Bach’ın da bulunduğu, altı önemli iklim aktivistini hedef tahtasına koydu. BM İnsan Hakları Konseyi Keyfi Tutukluluk Çalışma Grubu yaptığı açıklamada, Bach’ın tutukluluğunun “uluslararası yasaları aykırı” olduğunu ve Vietnam’da çok sayıda çevre savunucusuna uygulanan bu “keyfi gözaltıların/tutuklukların sistemik bir sorun” olduğunu belirtti. Hedef alınan diğer iklim aktivistleri arasında Obama Vakfı’nın eski bir çalışanı ve CHANGE VN çevre örgütünün kurucusu akademisyen Hoang Thi Minh Hong; bağımsız bir enerji düşünce kuruluşu olan Vietnam Enerji Dönüşümü Girişimi‘nin İcra Direktörü Ngo Thi To Nhien; Goldman Çevre Ödülü sahibi Nguy Thi Khanh ve Center for Media in Educating Community’den Mai Phan Loi ve Bach Hung Duong bulunuyor.

 Bu çevre savunucularının, hükümetin verdiği taahhütler ile fiili uygulamalar arasındaki farkların ifşa edilmesindeki rolleri çok önemli. JETP çerçevesinin çevre hakları savunucularına yönelik güvenceler içermemesi , devletlerin hesap verebilirliği açısından son derece endişe verici.

İklim aktivistlerini hapse atan ve iklim konusunda çalışan sivil topluma yasaklar getiren Vietnam, ikincilik ödülünü fazlasıyla hak etti.

 

Akbelen’de büyük buluşma: Köyümüzü terk etmiyor, ondan vazgeçmiyoruz!

Muğla İkizköy‘deki Akbelen Ormanları’nda termik santrallere kömür sağlamak için yapılan kıyım ve dinamit patlatmaları nedeniyle destek çağrısı yapan Akbelenliler bugün tekrar nöbet alanında toplandı.

Limak Holding ve İÇTAŞ ortaklığında kurulan YK Enerji şirketi, jandarma korumasında ormanda binlerce ağacı kestikten sonra şu sıralarda var olan dev maden alanını ormanı yok ederek genişletmek için dinamitle patlatmalar yapıyor ve bu köy halkının evlerine, bahçelerine ve zeytinliklerine büyük zarar veriyor. Akbelenlilerin destek çağrısına doğa savunucuları, sivil toplum örgütü üyeleri ve siyasetçiler yanıt vererek nöbet alanında onlarla bir araya geldi.

Haftanın her günü onlarca dinamit patlatması yapan şirket, buluşma sırasında patlatmalara ara verirken, aktivistlerle güvenlik güçleri arasında sık sık konulan  arama-kontrol noktalarında, toplantı alanına giriş esnasında ve katılımcıların dinamit patlatılan alana girmek istemesi üzerine zaman zaman gerilim ve arbede yaşandı.

Köylülere destek için İzmir, Bodrum, Denizli, Aydın ve Antalya‘dan kalkan otobüsler, kış lastiği olmadığı gerekçesiyle uzun süre engellenirken, bölge halkı ve destekçiler  jandarmanın karakol kurduğu eski nöbet alanına kadar ‘ekokırım suç mahalli’ şeridi çekti.

‘Zeytincilik Kanunu’nu uygulayın’

Toplantı alanında okunan basın açıklaması şöyle:

“Biz İkizköylüler 4 senedir topraklarımız, zeytinlerimiz, ormanımız, köyümüz için canımız pahasına mücadele ediyoruz. Canımız pahasına diyoruz, çünkü canımızın hiçe sayıldığı ağır süreçlerden geçiyoruz. Madenle köyümüzün arasındaki tek kalkan olan Akbelen Ormanı’nı ne yazık ki tüm çabamıza rağmen kaybettik. Jandarmanın koruması altında bu hukuksuz kesimi bitirdiler. Bu sırada biber gazına, jopuna, tomasına göğüs germek zorunda kaldık; aylarca jandarma ablukası içinde yaşamaya çalıştık. Şimdi yıllardır mücadele ettiğimiz maden ile burun buruna hayatta kalma savaşı veriyoruz. Evlerimizin karşısında, sarsıntıdan çatlayan duvarlarımıza rağmen her gün dinamitler patlatılıyor. Adeta depremi yaşıyoruz. Bir gün çatlayan duvarların altında kalmaktan; yaşlılarımıza, çocuklarımıza, ailelerimize zarar gelmesinden, yuvamızın bize mezar olmasından korkuyoruz. Bununla ilgili köylüler olarak yaptığımız şikayetlere  ‘Kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı tebliğ edildi. Gelip evlerimizde inceleme bile yapılmadı, altında yaşadığımız çatlak ve yarık duvarlara bakılmadı,  güvenliğimizden sorumlu herkes sırtını bize, bizim acı gerçeklerimize döndü.

“Yetmedi. Zeytincilik Kanunu’na rağmen zeytinliklerimizin hemen yanında, 100 metre uzağında durmaksızın iş makineleri çalışmaya devam ediyor. Yıllar önce tonlarca zeytinyağı hasadı yapan biz köylüler, şimdi evimizi zor geçindiriyoruz. Verimlerimiz yarı yarıya düştü. Akbelen’in içindeki zeytinlerin bir kısmına jandarma ve şirketin baskısı sebebiyle ulaşamıyoruz. Akıbeti bilinmeyen zeytinliklerimiz var. Akbelen’de kanunlar işletilmediği gibi, can güvenliğimiz de gözetilmiyor. Başta bugün burada toplanan İkizköylüler, Karacahisarlılar, Çamköylüler ve dayanışmaya gelen tüm dostlarımızla birlikte; görevini yapmayan, sesimizi duymayan, hâlimizi görmeyen tüm kurumlara, tüm yetkililere sesleniyoruz:

Milas ilçe tarım müdürlüğü, Muğla İl Tarım Müdürlüğü, Milas Kaymakamı, Muğla Valisi, Tarım Orman Bakanı İbrahim Yumaklı!

İki şirketin cebi doyacak diye biz köylüleri aç bırakmayın, mağdur etmeyin. Güvenliğimizi sağlayın. Akbelen’de Zeytincilik Kanunu’nu uygulayın. Çünkü eğer bu kanunu  uygularsanız, biz zaten köyümüzde güvende olacağız. Bu topraklarda üreterek yaşamaya devam edeceğiz.

Bilin ki tüm yetkililer görevlerini yapana dek vazgeçmeyeceğiz. Bu haklı davadan dönmeyeceğiz. Topraklarımızı yıllardır satın almak isteyen YK Enerji’ye satmayarak, köyümüzü terk etmeyerek, fiili meşru mücadelemiz ve insanca onurlu bir yaşam için inadımız ile haklı mücadelemize devam ediyoruz. Köyümüzden, var olduğumuz topraklarımızdan, geçim kaynaklarımızdan vazgeçmiyoruz. Limak ve İçtaş köyümüzden gidene dek biz Akbelen’i terk etmiyoruz!”

Bakan aracının geçişi için kordon

Akbelen için eylem sürerken Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın, Ören’deki yat çekek yeri açılışına gitmek için bölgeden geçeceği haberi alınınca köylüler ve destekçiler yolu kapatmaya başlayınca jandarma müdahale etti. Yaşanan arbedenin ardından jandarma karayolunda 200 metrelik koridor oluşturdu. Bakan Yumaklı’nın aracının yer aldığı konvoy da geçip Ören Mahallesi’ne gitti.

‘Başka bir enerji mümkün’ raporu 

Eylem ve basın açıklamasının ardından nöbet alanında  Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) Başkanı Emre Kartaloğlu, ‘Akbelen gerçeği ve başka bir enerji mümkün’ raporunu açıkladı. Raporda, Akbelen ormanlarının kesilmesi ile bölgede beklenen tehlikeleri anlatılıyor.

Milletvekillerinden destek 

İkizköy’deki Akbelen buluşmasına Bodrum Belediye Başkanı CHP‘li Ahmet Aras, HEDEP Milletvekili İbrahim Akın ile HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları Oruç da destek verdi. Hatimoğulları Oruç, burada yaptığı konuşmada “AKP şeker dağıtır gibi ruhsat dağıttı. Dağıtılan ruhsatların hiçbiri yasaya da uygun değil. Biz göreve gelince teker teker iptal edilecek. Akbelen ormanları ile Hatay Dikmece’deki direniş aynı direniştir. Hem Hatay’da hem Akbelen’de, Milas’ta her iki grup birbirine destek vermiştir. Biz de bu desteği Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne götürerek destek olmaya çalıştık” dedi.

‘Ölmek var, dönmek yok’

İkizköylüler adına konuşma yapan İkizköy Çevre Komitesi Sözcüsü Nejla Işık da şunları söyledi:

“24 Temmuz’dan beri burada üç aydır jandarma ve polis, güvenlik güçleri yaşamımızı kabusa çevirdi. Evlerimiz abluka altına alındı, ormanlarımız devlet kontrolünde yok edildi. Ormanları korumak, zeytinlik alanlarımızı korumak bize, köylüye düştü. Jandarma ormanları, zeytinlik alanları koruyacağı yerde bugün gördüğünüz gibi yine her zaman önümüze dikildi, bizi engelledi. Yaşam alanlarımızdan, ormanımızdan, zeytinliklerimizden vazgeçmeyeceğiz. Ölmek var dönmek yok. Biz bu yola baş koyduk. Köyümüzden, toprağımızdan ayrılmayacağız. Yaklaşık 4 yıldır sürdürdüğümüz eylemler devam edecek. Tüm Türkiye sesimizi duydu, hükümettekilere, bu devleti yönetenlere sesimizi duyuramadık.”

Bodrum Kent Konseyi Üyesi Figen Çöloğlu da “Bu sadece Milas’ın sorunu değil tüm Türkiye’nin sorunu. Bu nedenle bugün buradayız. Doğamızı suyumuza toprağımıza sahip çıkmak için bugün buraya geldik” dedi.

Akbelen buluşması yeni nöbet alanında desteğe gelenlere bugüne kadar yaşadıklarını anlatan köylüler ise yaklaşık dört yıldır verdikleri mücadele sırasında bölgede yedi  köyün kömür için maden ocaklarına feda edildiğini, şimdi sırada diğer köyler olduğunu belirtti; topraklarından ve zeytinliklerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

Cangı: Valilik sağlık bandı oluştursun

İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı ise bölgede bir ekokırım suçu işlendiğini, doğanın geri dönülmez şekilde tahrip edildiğini, ekosistemin tehlike altında olduğunu söyledi. Burada yaşayan insanların, evlerinin ve hayvanların tehlikede olduğunu vurgulaya ve bölgede güven içinde yaşamanın mümkün olmadığını dile getiren Cangı, Muğla Valiliği’nin acil olarak maden ocağı ile köylerin yaşadığı İkizköy ve Akbelen arasında sağlık bandı oluşturması gerektiğini dile getirdi.

 

 

[COP28] Günün fosili İsrail: İnsan hakları olmadan iklim adaleti olmaz!

Uluslararası İklim Eylem Ağı’nın (CAN International) koordinasyonu ile sivil toplum örgütlerinin UNFCCC toplantılarında yayınladığı ECO haber bülteninden başlıkları Ayşe Bereket’in çevirisi ile paylaşıyoruz.
*

Bugün, “Günün Fosili” ödülü sıralamamıza sondan başlıyoruz. İşte COP28’de 8 Aralık’ta seçilen günün fosilleri

Üçüncülük ödülü Rusya’nın

Rusya sanki yolunu şaşırmış… Ya da en azından neden Dubai’ye geldiğimiz konusunda aklı karışmış gibi görünüyor. Rusya, kendi iklim taahhütlerini açıklamak yerine fosil yakıt anlaşmaları yapıp duruyor. Tüm dünya iklim müzakerelerine odaklanmışken, Putin Dubai’ye Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile yeni petrol anlaşmaları yapmak için geldi.

Rusya yetenekli satranç oyuncularıyla ünlüdür ancak kabul edelim ki Putin bir Karpov değil. Federal bütçenin neredeyse yarısını fosil yakıtlardan elde eden ve bütçenin yüzde 40’ını Ukrayna savaşı ve dünyadaki diğer çatışmalara harcayan bir ülkenin başkanı olarak Putin’in fosil yakıtları bir jeopolitik silah olarak kullanması iklim açısında da vahim sonuçlar doğuruyor. Rusya’nın COP28 müzakerelerinde fosil yakıtlardan çıkış aleyhtarı olmasının arkasında insanlar ve iklim pahasına kâr etmek yatıyor. Yenilenebilir enerjinin üç katına çıkarılması hedefini böylesine ince eleyip sık dokumaları da müzakereleri baltalıyor. Vezir Gambiti böyle oynanmaz.

Rusya’yı, iklim çözümlerini desteklemek yerine fosil yakıt ihracatını artırmaya çalıştığı için üçüncülük ödülüne layık gördük. Fosil yakıtlardan hızlı, adil, finanse edilerek ve geri dönmemek üzere çıkmanın ve %100 yenilenebilir enerjiye adil ve hakkaniyetli bir geçiş yapmanın zamanı geldi.

İkincilik ödülü Avustralya’nın

Avustralya arkadaşlarını ve komşularını hayal kırıklığına uğratıyor. Avustralya, iyi bir komşu ve “Pasifik Ailesi”nin bir ferdi olarak sorumluluklarını yerine getirmek istiyorsa, fosil yakıtlardan hemen çıkmaya başlaması ve iklim krizindeki tarihsel ve güncel payının bedeli olarak Kayıp ve Hasar Fonu’na maddi katkıda bulunması gerekiyor.

Ancak, Pasifik Dirençlilik Fonu ve Yeşil İklim Fonu’na yaptığı cüzi katkıları ilan ederken bir yandan her yıl kömür ve gaz sektörüne milyarlarca dolar destek sağlamakla iyi komşu olunmaz. Küresel Kayıp ve Hasar Fonu’nu görmezden gelip, sadece Pasifik İklim Finansmanı Paketi için 150 milyon Avustralya doları taahhüt etmekle yetinmek yan mahalledeki komşu ziyaretine eli boş gitmek gibi bir şey. Pasifik Bölgesi’nde iklim krizinin etkileri bu denli yıkıcıyken, dünyanın en büyük üçüncü fosil yakıt ihracatçısı Avustralya’nın sorumluluklarını yerine getirmesi şart.

Günün Fosili Ödülleri’ni vererek COP’lara mizahi bir yaklaşım getirmeyi ne kadar sevsek de, bugünkü birincilik ödülü espri konusu olamayacak kadar ciddi bir konu.

Günün fosili: İsrail

Bir kez daha açıkça ifade edelim: İnsan hakları olmadan iklim adaleti olmaz. Adalet olmadan barış olmaz. COP28’in sadece 2.500 kilometre ötesindeki İsrail ve Gazze’deki çatışmalar hem İsrail’de hem de işgal altındaki Filistin topraklarında dehşet verici kayıplara ve acılara, çevresel yıkıma ve kolektif bir travmaya yol açtı.

Uluslararası toplumun, tüm nüfuzunu kullanarak çatışmaların daha da büyümesini önlemek ve bu krizin sona ermesine destek olma sorumluluğu var. Yıllardır süregelen İsrail-Filistin çatışmaları sırasında çok sayıda insan hakkı ihlali yaşandı ve nesilden nesle binlerce insanın hayatı derinden etkilendi. Birçok insan hakları örgütüne ve Birleşmiş Milletler raporlarına göre bu ihlaller gerçekten son derece yıkıcı ve halen devam ediyor.

Tüm ülkelerin, uluslararası yasaların uygulanmasını sağlama ve Gazze’de ortaya çıkan insani felaketi durdurma sorumluluğu bulunuyor. Gençlere ve çocuklara odaklandığımız bugün, askeri harcamalar ile acil iklim finansmanı ihtiyacı arasındaki tezat daha da net görülebiliyor. Böylesi bir ortamda gerçekleşen bu COP, iklim adaleti, insan hakları, barış ve sürdürülebilirlik konularının hem iç içe olduğunu hem de tüm ülkelerin bu konularda bir kararlılık göstermesi gerektiğini gözler önüne seriyor.

Bu çatışmanın çok sayıda ve çesitli etkileri olduğunun altını bir kez daha çiziyoruz ve Günün Fosili Ödülü’nü İsrail’e veriyoruz. Yakınları için yas tutan ve onları merak edenlerle dayanışma içindeyiz ve ayrım gözetmeksizin herkesin haklarına saygı duyulmasını talep eden, barış ve güvenlik çağrısına katılıyoruz.

Ateşkes hemen şimdi!

 

Erdoğan yine sokakta yaşayan hayvanları hedef aldı: ‘Sorun’u inancımıza uygun şekilde çözeceğiz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Dünya İnsan Hakları Günü İnsanlığın Yüzü Programı”nda konuştu.

Konuşmasında geçtiğimiz günlerde Ankara’da sahipsiz köpeklerin saldırısına uğrayan 4’üncü sınıf öğrencisi Tunahan Yılmaz’ın ağır yaralanmasını da gündeme getiren Erdoğan, “Başıboş sokak köpeklerinin zarar verdiği insanlarımızın haklarını korumanın da görevimiz olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz” dedi.

Sokakta yaşayan hayvanları “sorun” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı, “Bu sorunu inşallah inancımıza, kültürümüze ve şefkat medeniyetimizin bize vazettiği ilkeler çerçevesinde mutlaka çözüme kavuşturacağız” dedi.

ABD’ye Filistin tepkisi

Konuşmasında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki oylamada Gazze’de ateşkes ilan edilmesini veto eden ABD’ye tepki gösteren Erdoğan, “Sadece ABD’nin ret oyuyla maalesef ateşkes reddedildi. Böyle adalet olur mu? Böyle adil bir dünya olur mu? Aslında adil bir dünya mümkün. Ama Amerika’yla değil” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı , Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni insanlığın onurlu yaşam mücadelesinin köşe taşlarından biri olarak gördüklerini söyledi;  10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü‘nde mağtur olanların çoğunluğunun Müslümanlar olduğunu öne sürdü.

Adil yargılanma ve Kürtçe

Adil yargılanma hakkı için çok sayıda çalışma yaptıklarını, işkenceye sıfır tolerans politikasını uygulayarak bu suça ilişkin cezaları artırdıklarını ve zaman aşımını kaldırdıklarını belirten Recep Tayyip Erdoğan, Kürtçe yayınları zikretti, ” Her türlü siyasi propagandayı Kürtçe olarak da benim Kürt vatandaşlarım yapabiliyor mu? Yapıyor. Önünü biz açtık” dedi.

Erdoğan, nefret suçunun da ilk kez kendi dönemlerinde ceza mevzuatına girdiğini söyledi; “Alevi ve Bektaşiler ile Roman vatandaşların haklarına yönelik bir çok önemli düzenleme yaptık” diye konuştu.

[COP28] İşte fosil yakıtlar konusunda ülke pozisyonlarının ‘gündelik dile’ tercümesi!

Fosil yakıtların aşamalı olarak durdurulmasına ilişkin dün gece yapılan Küresel Stok Sayımı müzakerelerinde söylenenleri, Oil Change International‘ın küresel politika kampanyası yöneticisi Romain Ioulalen, “normal insan diline” çevirdi.

Iolalen’in sosyal medya hesabında paylaştığı ve müzakerelere katılan ülke ve kişilerin ifadeleriyle ilgili acımasız (ama gerçek) ve esprili özeti şöyle:

IRAK: Fosil yakıtların aşamalı olarak ortadan kaldırılması ekonomimizi mahveder. Bu benim için büyük bir hayır.

AB: Fosil yakıtlarla ilgili ‘laf salatanız’ yeterince iyi değil, biz daha iyi, bilime dayalı bir laf salatası istiyoruz.

RUSYA: Hayır! Doğal gaz şahane ve bizim buna ihtiyacımız var.

SAMOA: Eğer fosil yakıtları aşamalı olarak sonlandırmazsak, kelimenin tam anlamıyla yok olacağız. Ortadan kaybolmamayı çok isteriz.

SUUDİ ARABİSTAN: Paris Anlaşması emisyonlarla ilgili, emisyonların kaynaklarıyla değil. Çok sayıda emisyon kaynağımız (fosil yakıtlar) var, dolayısıyla bunları satmaya devam etmeyi çok istiyoruz.

KANADA: Yani biz bir petrol devletiyiz ama aynı zamanda iyiyiz, bu yüzden fosil yakıtları aşamalı olarak bırakmaya razıyız. Ancak petrol ve gaz endüstrimiz CCS’yi gerçekten seviyor, dolayısıyla biz de onu seviyoruz.

ABD: Hepimiz Columbia hukuk fakültesine gittik, o yüzden gelin size uluslararası hukuku öğretelim, sizi aptallar.

UMMAN(Arap grubu): Petrol üretmeye devam etmeyi gerçekten neden istediğimi size açıklamak için sektörel hedefler konusunda karmaşık bir dil kullanmama izin verin.

AVUSTRALYA: İklim değişikliğini çok yakın zamanda önemsemeye başladık ama tonlarca kömür ve gaz ihraç ediyoruz, bu yüzden fosil yakıtlardan bahsetmeden hırstan bahsedeyim.

MISIR: Fosil yakıtlardan uzaklaşmak için çok miktarda paraya ihtiyacımız olacak.

VATİKAN (Papalık): Papa Francis, fosil yakıtları aşamalı olarak ortadan kaldırmamız gerektiğini söyleyen bir kripto-komünisttir, o yüzden bunu yapalım.

(BAŞKAN: “Kısa” müdahalelerde bulunmak için söz almak isteyen 40 partinin listesini size okuyarak ruhunuzu ezeyim.)

ZAMBİYA:  Hiç para sağlamadığınız halde bizden fosil yakıtları aşamalı olarak kaldırmamızı isteyecek kadar küstahsınız. Önce aşamalı olarak vazgeçip ödemeye ne dersin, sonra konuşuruz.

İSVİÇRE: “Çevresel Bütünlük Grubu” adlı bir gruba başkanlık ediyoruz çünkü sizden daha iyiyiz. Fosil yakıtları aşamalı olarak bırakmak istiyoruz, ancak sorun olmazsa paramızı korumak istiyoruz.

(BAŞKAN: Hey, geç oldu, hepimiz dünyanın en büyük gaz santraline bakan aşırı pahalı otel odalarımıza dönmek istiyoruz, o yüzden lütfen kısa tutabilir misiniz?)

BREZİLYA: Dünyanın dördüncü büyük petrol üreticisi olacağız ve OPEC+‘ya katılacağız ama Lula Küresel Güney’in kahramanı olmak istiyor o yüzden izin verin ABD’ye bağırayım.

FİJİ: Gerçekten ayrılmak istiyorum o yüzden 20 dakikalık bir konuşmayı 30 saniyeye sığdırayım. Ayrıca lütfen bizi öldürmeyin ve fosil yakıtları bir an önce sonlandırın.

HİNDİSTAN: Lanet olsun Küresel Kuzey, bana ne yapacağımı söyleme.  Ayrıca Başbakanımız, Hindistan’ın kömür baronlarıyla gerçekten iyi bir dost, bu nedenle bu sürecin aşamalı olarak durdurulması konusunda pek de kızgın değiliz.

EKVADOR: Çok fazla petrolüm var ve şu anda referandum meselesi benim için biraz garip, bu yüzden onun yerine ormanlardan bahsedeyim. Ormanlar gerçekten çok iyi.

ÇİN: Hepiniz çok tatlısınız. Gerçekten enerji sektörümü nasıl yöneteceğimi bana anlatacağınızı mı sanıyorsun? Güneş panellerimi satın alın, rahat rahat kömür yakayım, teşekkürler.

KOLOMBİYA: Yeşil STK’lar artık bizi seviyor! Fosil yakıtlara lanet olsun! HayatI seç! #yolo

ŞİLİ: Çok fazla lityumumuz var. Yenilenebilir enerji kaynakları ve elektrikli araçlar DA çok fazla lityuma ihtiyaç duyuyor. Bu bir eşleşme! Fosil yakıtları yenilenebilir kaynaklarla değiştirmeye ne dersiniz?

PAKİSTAN: Glasgow‘da kömürü aşamalı olarak azaltmayı kabul etmemiz konusunda zorbalığa uğradık, lütfen bizi rahat bırakır mısınız?

JAPONYA: Kelimenin tam anlamıyla dünyada elektrikli araçlara yatırım yapmayan tek otomobil üreticisine sahibiz, bu nedenle Toyota’nın hibrit SUV’larını “Paris’e Hizalanmış” olarak adlandırabilseydik harika olurdu.

MARSHALL ADALARI: Paris Anlaşması’nın 1,5C sınırını savunmak için deli gibi mücadele ettik ve sizin umursamadığınız çok açık. Lütfen artık fosil yakıtları aşamalı olarak bırakır mısınız?

TÜRKİYE: Yenilenebilir enerji mi? Hiç duymadım.

KENYA: McKinsey, Başkanımıza bizi Avrupa hayırseverliği nezdinde gerçekten popüler kılmak için yenilenebilir enerji kaynakları hakkında konuşmamız gerektiğini söylüyor, işte bu kadar.

PALAU: İşte benim için yapabileceğiniz iki şey:
1) Fosil yakıtları bir an önce aşamalı olarak sonlandırın
2) CC’leriniz ve diğer saçma teknolojilerinizle bizi dolandırmaya çalışmayı bırakın

BAŞKAN: Evet, eğlenceliydi. Son dört saati yalnızca 78 kez ifade edebileceğiniz pozisyonları tekrarlayarak geçirdiğiniz için teşekkür ederiz.

Hepimiz nihai kararın Çin, ABD ve AB tarafından verileceğini biliyoruz, bu nedenle burada ne yaptığımızdan emin değiliz.

 

COP 28 Notları– 2: Cin şişeden çıktı!

Burada bir şeyler oluyor! Bir petrol devletinde yapılan ve 2.456 fosil yakıt şirketi lobicisinin “gözlemci” kisvesiyle ortada dolaştığı bir iklim zirvesinde, Paris Anlaşması’nın tarafı olan 195 ülkenin fosil yakıtları terk etme kararına imza atmasına birkaç gün kalmış olabilir. Hepimiz konuşulan diğer konuları bir kenara itmiş, çıkması beklenen fosil yakıtlardan çıkış kararına kilitlenmiş izliyoruz. Cin şişeden çıktı!

Taslakta ne diyor?

Önce Küresel Durum Değerlendirmesi (GST) taslağının son haline bakalım. Dün öğleden sonra ortaya çıkan yeni taslakta 36’ncı madde haline gelen çok seçenekli “enerji paketi” şöyle:

36.

Seçenek 1: (CMA) Taraflara bu kritik on yılda aşağıdaki hususlarda daha fazla adım atmaları için çağrıda bulunur:

(a)

Seçenek 1: 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin 2022 seviyesine kıyasla üç katına çıkarılarak 11.000 GW’a yükseltilmesi ve 2022 seviyesine kıyasla küresel ortalama yıllık enerji verimliliği iyileştirme oranının iki katına çıkarılarak 2030 yılına kadar yüzde 4,1’e yükseltilmesi;
Seçenek 2: 2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin 2022 seviyesine kıyasla üç katına çıkarılarak 11.000 GW’a yükseltilmesi ve 2022 seviyesine kıyasla küresel ortalama yıllık enerji verimliliği iyileştirme oranının iki katına çıkarılarak 2030 yılına kadar yüzde 4,1’e yükseltilmesi, yenilenebilir enerji kapasitesindeki artışın fosil yakıt bazlı enerjinin yerini alacak şekilde stratejik olarak uygulanmasının sağlanması ve böylece yenilenemeyen ve yüksek emisyonlu enerji kaynaklarına olan küresel bağımlılığın önemli ölçüde azaltılması;
Seçenek 3: Metin yok

(b)

Seçenek 1: Karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) ve düşük karbonlu hidrojen üretimi dahil olmak üzere azaltma ve giderme teknolojileri dahil olmak üzere sıfır ve düşük emisyonlu teknolojilerin 2030 yılına kadar küresel olarak önemli ölçüde yaygınlaştırılması;
Seçenek 2: Metin yok

(c)

Seçenek 1: Mevcut en iyi bilim doğrultusunda fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkılması (FFPO);
Seçenek 2: Mevcut en iyi bilim, IPCC‘nin 1,5 derece patikaları ve Paris Anlaşması’nın ilke ve hükümleri doğrultusunda fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkılması (FFPO);
Seçenek 3: Fosil yakıtların tüketiminin bu on yıl içinde zirve yapması gerektiğini kabul ederek ve enerji sektörünün 2050’den önce ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan arındırılmasının önemini vurgulayarak etkisi azaltılmamış fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkılması (UA-FFPO);
Seçenek 4: Etkisi azaltılmamış fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkılması (UA-FFPO) ve yüzyılın ortalarında enerji sistemlerinde net sıfır CO2’ye ulaşılması için kullanımlarının hızla azaltılması;
Seçenek 4: Metin yok

(d)

Seçenek 1: IPCC’nin 2030 yılına kadar kömür kullanımının 2019 seviyelerine göre yüzde 75 oranında azaltılmasını içeren bir yol önerdiğini kabul ederek, bu on yıl içinde etkisi azaltılmamış kömürden elektrik üretiminden hızlı bir şekilde aşamalı olarak çıkılması ve yeni etkisi azaltılmamış kömür santrallerinden elektrik üretimine izin verilmesinin derhal durdurulması;
Seçenek 2: Metin yok

(e)

Seçenek 1: Enerji yoksulluğuna veya adil geçişe hitap etmeyen fosil yakıt sübvansiyonlarının aşamalı olarak kaldırılması;
Seçenek 2: Metin yok

(f)

Seçenek 1: Sıfır emisyonlu araçların yaygınlaştırma hızının hızla artırılması;
Seçenek 2: Sıfır emisyonlu araçların ve bunlarla ilgili altyapının yaygınlaştırılması da dahil olmak üzere bir dizi yolla karayolu taşımacılığından kaynaklanan emisyon azaltımlarının hızlandırılması;
Seçenek 3: Metin yok
Seçenek 2: Metin yok

Ne, hangi anlama geliyor?

Önce bir küçük sözlük:

FFPO, yani Fossil Fuel Phase Out (Fosil Yakıtlardan Çıkış), bütün fosil yakıtların üretiminin ve tüketiminin kademeli olarak sonlandırılması demek.

Etkisi azaltılmamış fosil yakıtlardan çıkış (UA-FFPO) demek CCUS (karbon yakalama, kullanma ve depolama) teknolojisi kullanan fosil yakıt veya kömür tesisleri çalışmaya veya kurulmaya devam edebilir demek. Aynı şey etkisi azaltılmamış kömürden çıkış (UA-CPO) şeklinde de metinde geçiyor.

Dikkat ederseniz en sonda bir “metin yok” seçeneği var. Bu da 36’ıncı maddenin tamamen silinmesinin bir seçenek olduğu anlamına geliyor. Yani GST kararına fosil yakıtlarla ilgili hiçbir şey girmeyebilir. Her alt maddenin sonunda da metin yok seçenekleri var. Yani maddelerin bazıları da tamamen silinebilir.

Şimdi ne olacak?

Ama bu artık biraz zor. Çünkü dün yapılan GST toplantısında ülkelerin pozisyonları iyice belirginleşti. Fosil yakıtlardan hiç söz edilmesini istemeyen petrol üreticisi devletler yalnız kalmadılarsa da iyice savunmaya çekildiler. Tüm fosil yakıtlardan ayrımsız ve koşulsuz çıkmayı açıkça savunan taraflar Avrupa Birliği (27 ülke), küçük ada devletlerinin AOSIS grubu (38 ülke) ve Latin Amerika’nın AILAC grubu (8 ülke). Ama en az gelişmiş ülkelerin LDC grubu ve Afrika Ülkeleri Grubu’nun (G77-Çin grubu üyelikleri nedeniyle) açıkça pozisyon almasalar da fosil yakıtlardan çıkışa karşı çıkmaları söz konusu değil.

Üstelik ABD, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Norveç ve Japonya’nın üyesi olduğu gelişmiş ülkelerin ŞEMSİYE grubu (6 ülke) CCS şartıyla fosil yakıtlardan çıkışı destekliyor. Hatta gelen haberlere göre ABD 2030’a kadar CCS’siz olarak fosil yakıtların azaltılması (fossil fuel phase down) ve 2030’dan sonra enerji sektörüne değil sıfır emisyonlu olması zor sektörlerle (demir çelik, çimento gibi) sınırlı CCS’li bir dille fosil yakıtlardan çıkış gibi bir ara çözüme yaklaşmış durumda. İsviçre, G. Kore ve Meksika’nın başını çektiği tek gelişmiş-gelişmekte olan ülkeler karması Çevresel Bütünlük Grubu (6 ülke) da açıkça çıkış demese de “geçiş” diyerek aynı yönde pozisyon alıyor. Dolayısıyla taraf ülkelerin yarısından fazlası (106 ülke olarak sayanlar var) fosil yakıtlardan çıkışın GST metnine girmesinden yana.

Zaten dikkat ederseniz 36’ıncı maddede “metin yok” seçeneği dışında hepsinde “phase-out” deniyor. CCS’li ya da CCS’siz. Azaltma (phase-down) yok (şimdilik). Bence CCS vurgusu dikkat dağıtıcı ve kararlılık bozucu olsa da kısa vadede çok önemli değil, çünkü CCS’in henüz pratik bir karşılığı yok. Bu nedenle şu anda savunmada olan ülke grupları “metin yok” seçeneğini zorluyor ya da iyice kafa karıştırıcı laf salataları önermek zorunda kalacaklar.

Kimlerin savunmada olduğu ise açık: Önce ve en çok petrol ihraç eden OPEC ülkeleri, yani çoğunluğu aynı zamanda Arap Grubu üyesi ülkeler. Hatta OPEC’in üyelerine gizli bir mektup gönderip” fosil yakıtlardan çıkışa sakın izin vermeyin” dediği basına önceki gün sızdı. Kömür bağımlısı Hindistan ve açık pozisyon koymasa da en büyük kirletici Çin de savunmada. Gerçi Çin, tam olarak karşı çıkmak yerine gelişmiş ülkeler fosil yakıtlardan çıksın bize karışılmasın (Kyoto benzeri bir durum) diyebilir. Bunlara en büyük fosil yakıt üreticilerden birisi olmanın yanı sıra Batı ne dese tersini diyecek olan Rusya’yı ve İran’ı da ekleyebiliriz. Fosil yakıt üreticisi olmakla uzaktan yakından alakası olmayan Türkiye de nedense bu tarafta.

En net savunmacı pozisyonu alan Suudi Arabistan, Arap Grubu adına yaptığı konuşmada Paris Anlaşması’nın emisyonları azaltmaktan söz ettiğini, emisyonların kaynağına dair bir anlaşma olmadığını söyleyerek akıllarına anlaşmanın bunca yıllık saçmalığını devam ettirmekten daha parlak bir fikir gelmediğini itiraf etti. Suudi Arabistan bir de üzerine her sene olduğu gibi iklim eyleminden zarar görecek petrol üreticisi ülkelerin kaybettikleri çıkarların karşılanmasını kastederek “response measures” konusunu gündeme getirdi. Hindistan gibi açıkça karşı çıkmayan ülkeler adaptasyona ağırlık veren konuşmalar yapıyorlar. Bu da her zamanki gibi finansman kozunu masaya sürüyorlar demek. AB ve ABD fosil yakıtlardan çıkışta anlaşırsa finansman kartıyla Hindistan’ı kendi taraflarına çekebilir.

Kolombiya ise bu zirvenin parlayan güneşi oldu. Bir kömür ihracatçısı, yani fosil yakıt üreticisi ülke olmasına rağmen, geçen sene seçilen ülkenin ilk solcu başkanı Gustavo Petro’nun etkisi Kolombiya’nın konuşmalarında hissediliyor. Suudi Arabistan’ın dün sabahki “defans” konuşmasından hemen sonra atağa geçen Kolombiya sözcüsü söylenmesi gereken her şeyi söyledi ve konuşmasının bitiminde dakikalarca alkışlandı. Kolombiya özetle şöyle dedi:

“GST temelinde neler başardığımızı görmek için buradayız. Bilimsel kanıtlar 1,5 derecenin çok ötesine doğru gittiğimizi gösteriyor. 1,5 derece bir hedef değildir. 1,5 derece bütün hayatımızı değiştirecek çevresel felaket sınırıdır. Bütün yeni açıklanan raporlar gösteriyor ki emisyonların yüzde 86’sı fosil yakıtlardan kaynaklanıyor. Bütün yurttaşlara, özellikle de en kırılgan gruplara vermemiz gereken söz fosil yakıtların çıkarılmasının, üretilmesinin ve tüketilmesinin sınırlandırılması olmalıdır. Ancak Paris Anlaşması emisyonları sınırlandırmayı öngörüyor. Burada gördüğümüz fosil yakıt üreticisi ülkelerin çoğu ise fosil yakıt üretimlerini iki katına çıkarmayı planlıyorlar. Bu 1,5 derece hedefiyle uyumlu değil ve bu şartlarda adaptasyon da olmaz. 1,5 derecenin ötesinde kayıp ve zararlar dünyasına doğru ilerliyoruz. Kolombiya olarak bütün ülkeleri fosil yakıtlardan çıkış kararını almaya davet ediyoruz. Bu duruş dünyanın en büyük beşinci kömür ihracatçısı olan Kolombiya gibi ülkeler için büyük bir meydan okuma. Bizim ekonomimiz petrole ve kömüre dayalı. Bu nedenle dönüşüm için net uluslararası kurallara dayalı ekonomik kararlar almaya ihtiyacımız var. Mevcut uluslararası finans sistemi bizi cezalandırıyor. Yeni petrol ve gaz kuyuları açmama kararımız finans piyasalarını sinirlendiriyor. Artık iklim konusundaki radikal politikalara uygun finans mekanizmalarına ihtiyacımız var. İddialı hedefler cezalandırılamaz. Odanın ortasında oturan fil hakkında konuşmalıyız. Fosil yakıtlarla dönüşüm olmaz.”

Ecosia: Arama motorundan çok daha ötesi…

Hepimizin bildiği ve dünyanın sıklıkla kullandığı “Google “ eşdeğeri bir arama motorundan; “Ecosia”dan bahsetmek istiyorum bu hafta.

Ecosia’ yı farklı kılan şey, her arama yaptığınız an bir ağaç dikimine katkı sağlamış olmanız.

Peki ama bunu bir arama motoru nasıl yapabilir ?

“Google ve benzeri arama motorlarının kar marjını düşününce Eosia’da neden olmasın” diyor kurucusu Christian Kroll, 2019’da.

Karın yüzde 80’i ağaçlandırma çalışmalarına

Almanya‘nın Berlin kentinde kurulan Ecosia, elde ettiği kârın yüzde 80’ini veya daha fazlasını ağaçlandırma için çalışan kâr amacı gütmeyen kuruluşlara bağışlayan bir arama motoru olarak faaliyet gösteriyor.

Geri kalan miktar ise öngörülemeyen koşullar için yedek rezervlere ekleniyor. Bu rezervlerin kullanılmama durumunda şirketin ağaç dikme fonuna geri yönlendiriliyor. Aylık finansal raporlarını web sitesinde yayınlayan şirketin kurucusu Christian Kroll, 2018 Ekimi’nde kendine ait hisselerin bir kısmını Amaç Vakfı’na verdiğini açıklamış. Sitede Ecosia’nın büyümesini sağlayan stratejiler de paylaşılıyor.

Kim bu Christian Kroll?

“Yeşil arama motoru”nun kurucusu Christian Kroll, henüz 16 yaşındayken hisse senedi alım satımına başlamış ve borsa komisyoncusu olarak bir gelecek hayal etmiş. Ancak üniversite yıllarında, henüz 18 yaşındayken Hindistan‘a yaptığı bir yolculuk, gezegenimiz ve doğa için bir şeyler yapma fikrine ilham veriyor.  Hindistan’ın yanı sıra birçok ülkeyi gezerken ve özellikle Güney Amerika‘da yaşadığı kısa sürede yağmur ormanlarının kesilmesine ve tahrip edilmesine şahit olunca bundan çok etkileniyor.

Gördüklerinden sonra, kişisel kariyer peşinde koşmaktansa Dünya’nın ekosistemi için  çok fazlasını yapabileceğine karar veriyor ve Ecosia’yı kuruyor. Böylece iklim değişikliğinin yarattığı olumsuz tablonun düzeltilmesine de bir nebze katkıda bulunabileceğini düşünüyor. 

Bunu da Google ile kıyaslama yaparak hayata geçiriyor. Google’ın kar marjlarını ve işleyişlerini baz alarak kurduğu Ecosia, halen 15 milyon kullanıcıya sahip ve  dünyanın en büyük kar amacı gütmeyen arama motoru. Yüzde 100 yenilenebilir enerjiyle çalışan arama motorunu kullananlar sayesinde şimdiye dek 26 ülkede 128 milyondan fazla ağaç dikildi.

Kroll ilk zamanlar kar elde etmeden ve zorlu ekonomik koşullar ile mücadele ediyordu. Birçok röportajında hayatının birçok kısmında paranın onun için hiçbir değeri olmadığını ve tek amacının doğa ve ekosistemi kurtarmak olduğunu söylemişti.

“Hangi büyüme ve pazarlama stratejileri Ecosia’nın patlayıcı büyümesine yol açtı” sorusuna verdiği yanıt ise şöyle:

“Doğru hedef kitleye odaklandık ve herkesi etkileyecek bir mesajımız var. Nepal‘deki projelere yardım etmek birkaç kişiye ilginç gelebilir, ancak iklim değişikliğinin çözümüne yardımcı olmak herkes için dikkat çekicidir. Yapılan her aramanın aslında bir kilogram CO2 emdiğini hesapladık. Yılda binlerce arama yaparsanız tonlarca CO2 ortadan kaldırılır; bu, karbon ayak izinizin önemli bir kısmıdır. Ve arama motorunuzu değiştirmek için 1-2 tıklama yeterlidir.

İnsanlar bunu anlıyor ve arkadaşlarına öneriyor; bu bizim en güçlü büyüme kanalımız. Ayrıca geleneksel pazarlamayı da kullanıyoruz. Facebook’a, YouTube’a reklam koyuyoruz. Ev dışı reklamlarda posterleri de deniyoruz. Kampanyalarımızdan birkaçı çok başarılı oldu. Örneğin Almanya‘daki bir kömür şirketinden eski bir orman satın almak istedik ve bu büyük ilgi gördü ve kullanıcı sayımız arttı. Kömürün toprakta kalması gerektiği mesajını vermek istedik. Fidan dikimi konusunda çıtayı yükseltmek ve bağışçılara bunun gerçekten bir etki yaratacağına dair güvence vermek istiyoruz. 15.000’den fazla lokasyonda 16 projemiz var ve yüksek kaliteye sahip olduğumuzdan emin olmak için bunları uydular, mobil uygulamalar ve makine öğrenimi ile izliyoruz. Bu portföyü dış şirketlerin kullanımına sunuyoruz, böylece birisi ağaç dikmek isterse bunu bizim aracılığımızla yapabilir .”

Röportajın devamını burada okuyabilirsiniz. 

Christian Kroll iklim için somut mücadele örneklerinden birini bize yaratıcı bir şekilde gösteriyor. Sanayi, savaşlar, atıklar , insan eliyle doğaya verilen tahribatı düzeltmeye çalışıyor.

Ecosia’nın sayfasından  arama yaparken aynı zamanda ecosia blog sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Burada dikilen ağaçların hangi ülkelerde mevcut olduğunu görebilirsiniz.

Henüz Türkiye ile ilgili bir ağaç dikimi söz konusu değil, ancak Türkiye linkleri ile ona destek verebilirsiniz.

https://instagram.com/ecosia_turkiye
https://linktr.ee/EcosiaTR
https:// twitter.com/ecosiaTr

İYİ Parti artık çıkmaz sokakta

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı tamamlandıktan sonra Kurultay’da yapılan konuşmalara bakarak bir yazı kaleme almıştım.

“Özel’in İttifak Açmazı” isimli başlıklı özetle, Özgür Özel’in 2024 yılında yapılacak yerel seçimlere doğru giderken ittifaklar konusunda bir açmaz yaşayacağını ve bunun içerisinden nasıl çıkacağını merak ettiğimi ifade etmiştim ve beklentilerimi şöyle ifade etmiştim:

“Özgür Özel değil ama Özel’i destekleyen hemen hemen tüm konuşmacılar ittifak yapmaya ve ittifak için yapılanlara eleştirilerde bulundu. Saadet, Deva ve Gelecek partileri başta olmak üzere eleştiriler sıraladılar. Özgür Özel bu motivasyonla mı çıktı bilemiyorum ama yukarıda da belirttiğim gibi Kılıçdaroğlu’na gösterilen tepkinin önemli bir bölümü ittifaklar üzerineydi ve bu ister istemez Özel’i ittifaklar konusunda bir tutum almaya itecektir.” 

CHP’nin yeni tabelası: Sağa dönüş yasak!

Yazının yayımlandığı günden bugüne kadar CHP kanadında ittifak konusunda mühim bir gelişme olmadı. Olduysa da basına yansımadı. Özel’in parti içine hâkim olma ve düzenleme konusuna öncelik vermiş olması muhtemel. Fakat CHP kanadında bir bekleme ve kendi içine dönük çalışmalar (aday adaylıkları da içe dönük bir çalışma olarak nitelendirilebilir) sürerken yerel seçimler için ittifak yapılması muhtemel en gözde parti olan İYİ Parti’den bir kere daha ittifak görüşmelerine kapıları kapatan bir karar geldi. Öncesinde Genel Başkan görüşü olarak açıklanan bu karar şimdi parti kurullarından bir karar olarak önümüze çıktı.

Genel İdare Kurulu‘nun ardından açıklama yapan parti sözcüsü ve Medya İlişkileri Başkanı Kürşad Zorlu “GİK, 2024 Yerel Seçimleri’ne partimizin hür ve müstakil olarak girme kararını almıştır” diyerek şimdiye kadar tüm seçimlere tutsak ve bağımlı giren ve kazandığı tüm koltukları da buna borçlu olan Parti’nin 180 derece yön değiştirdiğini açıkladı. Kurultay konuşmalarına dönersek bu CHP’nin tabanında büyük bir rahatlamaya sebep olmuştur diyebiliriz. Siyasal İslam’dan gelen partilerle zaten ittifak hiç masada değildi. İYİ Parti de masadan kalktı ve artık CHP direksiyonunda oturan Özel’in önüne çıkacak tabelada “Sağa dönüş yasak!” yazıyor. CHP’nin direksiyonunun pek de sola doğru dönmediğini de düşünürsek ilk yazıdaki açmaz şekil değiştirerek devam ediyor.

Bu yeni açmazdaki en büyük sorunlardan bir tanesi İstanbul başta olmak üzere birkaç kritik yerin İYİ Parti olmadan kazanılamayacağına dair bir inanç yaratılmış durumda. Gerçeklik payı olabilir ama şu anda hepimiz için politikacı skeçleri oynayan bir komedyene dönüşen Mustafa Sarıgül’ün 2014’te herhangi bir ittifak olmadan aldığı %40 oy da orada duruyor. Bunu düşünmesi gereken elbette Özel ve İmamoğlu ikilisi.

Peki İYİ Parti’ye ne olacak? 2023 seçim sürecini siyaset yapmaktan daha çok seçmen davranışlarını belirli korkular ve siyasi olmayan sloganlarla yönlendirmeye çalışarak geçiren İYİ Parti’nin, bu seçimde yerel yönetimlerden tamamen silineceğini öngörmek sürpriz olmaz. Bir taraftan AKP karşıtı olan parti seçmeninin kaderin bir cilvesi olarak “İYİ Parti’ye verdiğim oy boşa gider. Bu yüzden stratejik düşünerek CHP’ye oy vermem gerekir!” diyeceği çok açık.

İttifak açmazından doğrudan çıkmaza doğru…

Diğer taraftan da Zafer Partisi’nin ve Milliyetçi Hareket Partisi’nin seçim çevresine, sosyal statülere ve seçmen profiline göre İYİ Parti’nin oylarını paylaşacağını öngörebiliriz. 2023 Seçimleri’nde “stratejik oy kampanyasını” yürüten ve bunda da kısmen başarılı olan İYİ Parti’nin o oylarla seçilen vekillerinin AKP’ye geçiyor olması ve bu ittifak kararından sonra da istifaların başlamış olmasını da unutmamak gerek. Tüm seçim çevrelerinde “hür ve müstakil” seçime gireceğiz diye yola çıkıp, tüm seçim çevrelerinde gösterecek iddialı aday bulamamak da var bu yolun sonunda.

İyi Parti aldığı kararla Özel’i ittifak açmazından çıkardı ve bir seçim açmazına soktu. Kendilerini ise doğrudan doğruya çıkmaz bir sokağa soktu. İlk seçiminden son seçimine kadar masa başında yapılan başarılı hamlelerle ve CHP yönetiminin yönlendirmesiyle harekete geçen CHP seçmeniyle buraya gelebilen İYİ Parti finali belki kendisi için “kahramanca” yapıyor ama tarihin sadece “Masadan kalkmakla” hatırlayacağı bir parti olmayı da seçiyor.

Plastik şişelerin yaşam döngüsünün her aşaması insan sağlığına zarar veriyor

Yazan: Joseph Winters

Yeşil Gazete için çeviren: Hanife Aliefendioğlu

*

1973 yılında Nathaniel Wyeth adlı bir DuPont mühendisi, cama yenilikçi ve dayanıklı bir alternatif olan PET plastik şişenin patentini aldı. O zamandan bu yana üretim hızla artarak, Coca-Cola, PepsiCo ve Nestlé gibi içecek şirketlerinin desteğiyle yılda yarım trilyon şişenin üzerine çıktı.

Adını yapıldıkları polietilen tereftalat plastikten alan bu PET şişelerin çoğunun hiçbir zaman geri dönüştürülmediği bir sır değil. Birçoğu plajlarda veya su yollarında son buluyor ve burada deniz yaşamını tehdit eden çirkin plastik parçalara ve parçalara dönüşüyorlar. Ancak harap olmuş plajlar buzdağının yalnızca görünen kısmı. Kâr amacı gütmeyen Defend Our Health ve Bloomberg Philanthropies‘in “Beyond Petrochemicals” kampanyası tarafından ortak yayımlanan yeni bir rapora göre, PET plastik şişeler yaşam döngülerinin her aşamasında tehlikeli kimyasal kirliliğe neden oluyor.

Defend Our Health’in icra direktörü Mike Belliveau, “Plastikler halk üzerinde korkunç bir sağlık yükü oluşturuyor” dedi. Çevre Koruma Ajansı‘nı (EPA) zehirli kimyasalların kullanımına daha sıkı sınırlamalar getirmeye çağıran direktör, Break Free From Plastic koalisyonu tarafından beş yıldır üst üste bir numaralı plastik kirleticisi seçilen Coca-Cola gibi içecek şirketlerine de 2030 yılına kadar plastik şişelerinin en az yarısını yeniden kullanılabilir ve yeniden doldurulabilir kap sistemleriyle değiştirmeleri çağrısında bulundu: “İçecek endüstrisinin,  plastiklerinin tedarik zinciri üzerindeki etkilerinden sorumlu olması ve hesap verebilir kılınması gerekiyor.” 

Rapor, kansere neden olan kirleticileri ve ağır metalleri çevreye salan çöpe atılmış PET plastik şişelerle birlikte plastiğin yaşam döngüsünün sonunda başlıyor. Endüstri ticaret grupları PET’i “yüzde 100 geri dönüştürülebilir” olarak tanıtmayı sevse de gerçek şu ki şişelerin yüzde 70’i hiçbir zaman geri dönüşüm için toplanmıyor. Bunun yerine atılıyor, çöp alanlarına gönderiliyor veya yakılıyorlar, bu da düşük gelirli toplulukları ve farklı etnik kökenden gelen toplulukları orantısız bir şekilde etkileyen hava kirliliğine neden oluyor. Defend Our Health, geri kalan yüzde 30’un yalnızca üçte birinin yeni şişelere dönüştürüldüğünü tahmin ediyor; geri kalanı ya geri dönüşüm sürecinde israf ediliyor ya da halı gibi daha düşük kaliteli plastik ürünlere dönüştürülüyor.

Geri dönüşüm mümkün değil

Küresel plastik atık üretiminin 2060 yılına kadar üç katına çıkması beklenirken uzmanlar, geri dönüşüm altyapısının buna ayak uyduramayacağını söylüyor. Son araştırmalar ayrıca geri dönüşüm sürecinin, geri dönüştürülmüş oyuncaklara, mutfak eşyalarına ve diğer ürünlere toksik kimyasallar katabileceğini ve potansiyel olarak tüketicileri riske atabileceğini gösteriyor.

PET şişe tedarik zincirinin üst kısımlarında, şişeler rafta beklerken kimyasal salımlar da meydana geliyor. Bağımsız testler, neredeyse tüm plastik şişelerin, içerdikleri içeceklere kimyasal madde sızdırdığını gösteriyor. Bu kimyasallar, PET plastik üretimini hızlandırmak için kullanılan, kansere neden olan bir katalizör olan antimon trioksitten elde edilen antimonu içeriyor. Defend Our Health’in 2022 tarihli bir analizi, Diet Coke, Honest Tea, Dasani ve diğer Coca-Cola ürünlerinde Kaliforniya‘nın güvenli içme suyu standardının üzerinde konsantrasyonlarda antimon buldu.

Grist‘in yorum talebine yanıt olarak Coca-Cola, tüm ürünlerinin güvenli olduğunu ve faaliyet gösterdiği her yerdeki düzenleyiciler tarafından onaylandığını söyledi. Bir sözcü, “Tüketiciler ürünlerimizin güvenli ve yüksek kalitede olduğundan emin olabilirler” dedi.

Kirliliğin en büyük yükü yoksullar ve beyaz olmayanların üzerinde

Raporun geri kalanı PET’in kimyasal yapı taşları olan hammaddelere odaklanıyor. Örneğin, PET’in ana bileşenlerinden biri olan monoetilen glikol üretimi, yılda yaklaşık 31ooo kilogram kanserojen etilen oksitin havaya salınmasına neden oluyor ve bu, ülkede olası bir kanserojen olan 1,4-dioksandan kaynaklanan kirliliğin başlıca kaynağı. Diğer plastik hammaddeleri (etilen ve paraksilen gibi kimyasallar) yapmak için petrol ve gazın işlenmesi ve rafine edilmesi partikül madde, duman üreten uçucu organik bileşikler ve aromatik hidrokarbonlar yayabilir. Bu petrol ve gazın çıkarılması, bazıları sağlık üzerinde henüz bilinmeyen etkileri olabilecek 1.000’den fazla kimyasalın salınmasına neden oluyor. 

Point Comfort, Teksas’ta bir Formosa Plastik fabrikası. Fotoğraf: Mark Felix

Defend Our Health’in araştırma direktörü ve raporun yazarlarından biri olan Roopa Krithivasan, “Bu kimyasalların çoğunun insan sağlığı üzerindeki etkilerini anlamadan hızla ilerliyoruz” diyor. Kimyasal kirliliğin yükünün en ağır şekilde, fosil yakıt çıkarma sahalarının, PET veya kimyasal bileşenlerini üreten tesislerin ve atık yakma tesislerinin yakınında yaşayan yoksul ve beyaz olmayanlar da dahil olmak üzere dışlanmış topluluklara düştüğünü anlatıyor. Defend Our Health’e göre, bir petrokimya tesisinden kaynaklanan etilen oksit emisyonlarının 10 kilometre yakınında yaşamaktan dolayı ciddi kanser riskiyle karşı karşıya kalanların neredeyse üçte ikisi beyaz değil.

Houston merkezli çevre adaleti örgütü Fenceline Watch‘un İcra Direktörü Yvette Arellano, rapor için düzenlenen basın toplantısında gazetecilere “Geleceğimiz hedef tahtasında” dedi: “Petrol şirketleri tarafından ele geçirilen aşırı sağcı Güney eyaletlerinde yaşayan beyaz olmayan bir kadın olarak, haklarımızdan mahrum bırakıldık ve orantısız bir şekilde etkilendik. Ben dahil pek çok kişiye kısırlık teşhisi konuyor, bebekler daha ilk nefeslerini almadan anne karnında etkileniyor ve sonrasında bile potansiyel olarak gelişimsel sorunlar, nörolojik sorunlar, bağışıklık sorunları teşhis edilebiliyor.”

Belliveau, EPA’nın bu eşitsizlikleri tespit ederek iyi bir iş çıkardığını, ancak bunları düzeltme konusunda “korkunç” bir iş çıkardığını, genel olarak kurumun plastikle ilgili kimyasalları düzenlemek için daha fazlasını yapması gerektiğini söyledi: Örneğin içme suyunda 1,4-dioksan için federal bir limit belirlemek, etilen oksit kirliliği için daha katı standartlar getirmek ve diğer plastikler için katı kirlilik standartları belirlemek gibi. 

EPA, Grist’in yorum talebine yayınlanma zamanında yanıt vermedi.

Ancak daha genel anlamda Belliveau, ilk etapta daha az plastik şişenin üretildiğini görmek istiyor. Kaliforniya gibi eyaletler, bazı tek kullanımlık plastiklerin ortadan kaldırılmasını ve soda çeşmeleri ve şişe dolum istasyonları gibi yeniden kullanılabilir sistemlerle değiştirilmesini zorunlu tutarak şirketleri bu yöne itmeye başlıyor, ancak yeşil gruplar özel sektörün de adım atması gerektiğini söylüyor. Defend Our Health, Coca-Cola gibi asitli içecek üreticilerinin 2030 yılına kadar içeceklerinin en az yarısını yeniden kullanılabilir veya yeniden doldurulabilir ambalajlarda satmasını istiyor; bu, Coca-Cola’nın mevcut hedefinin iki katı kadar iddialı bir hedef.

Aslına bakılırsa Cola, yeniden kullanım taahhüdünde geri adım atıyor gibi görünüyor: Şirket, en son sürdürülebilirlik raporunda, yeniden doldurulabilir ambalajların 2022’de sattığı ürünlerin yalnızca yüzde 14’ünü oluşturduğunu söyledi; bu oran bir önceki yılki yüzde 16’ya göre daha düşük. Kar amacı gütmeyen kuruluş Oceana, Coca-Cola’nın rapor edilen satış hacmine dayanarak, bu düşüşün şirketin son iki yılda yeniden kullanılabilir ambalaj yerine 5,8 milyar ilave tek kullanımlık şişe ürettiği anlamına geldiğini tahmin ediyor.

Oceana’nın stratejik girişimlerden sorumlu kıdemli başkan yardımcısı Matt Littlejohn, Grist‘e Coca-Cola’nın “sözlerini yerine getirmeme geçmişine sahip” olduğunu, Defend Our Health raporunun, Coca-Cola’nın mevcut hedeflerini gerçekleştirmesinin ve aşmasının ne kadar önemli olduğunu vurguladığını anlattı: “Sadece okyanusun sağlığı için değil, aynı zamanda tüm sağlığımız için.”

Coca-Cola, Grist’in yeniden kullanım hedefleri hakkındaki yorum talebine yanıt vermedi.

*Düzeltme: Bu makale, raporun Defend Our Health (Sağlığımızı Koruyun) ve Beyond Petrochemicals (Petrokimyasalların Ötesinde) kampanyası tarafından ortak yayınlandığını açıklığa kavuşturmak için güncellendi.

Makelenin İngilizce orijinali