Ana Sayfa Blog Sayfa 2729

Eren Erdem’in davaları birleştirildi

CHP eski milletvekili Eren Erdem ile Karşı gazetesi çalışanları hakkında açılan davalar birleştirildi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, Eren Erdem’in dosyasının Karşı gazetesi çalışanlarının yargılanacağı İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesine karar verdi.

Karşı gazetesinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Eren Erdem hakkında FETÖ’ye “bilerek isteyerek yardım etme, terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek”, “silahlı terör örgütüne üye olma” iddiasıyla İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı. Karşı gazetesi sahibi ve çalışanları hakkında da ayrı bir iddianame hazırlanmış ve bu dava da 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti.

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ise dosyanın Eren Erdem’in yargılandığı mahkemede görülmesini istemişti. İki mahkeme arasındaki uyuşmazlığın çözülmesi ve yargılama yerinin belirlenmesi için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilen dosya karara bağlandı.

İKİ DAVA BİRLEŞTİRİLDİ

Sözcü gazetesinden Sevgim Begüm Yavuz’un haberine göre, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, iki davanın birleştirilmesine Eren Erdem’in Karşı gazetesi çalışanları ile birlikte İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına karar verdi.

Kararda şu ifadelere yer verildi: “Her iki mahkemenin dava dosyaları arasında sanıkları ve suçları yönünden şahsi, hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan ve davaların birlikte yürütülmesinde usul ekonomisi yönünden yarar, maddi hakikatin tespiti için zorunluluk görüldüğünden, birleştirilmesine, davanın İstanbul 23.Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosya üzerinden yürütülmesine, karar verildi.”

CHP: İşçilere ’29 Ekim’e kadar ölseniz de burası bitecek’ denildi

Üçüncü havalimanı işçileriyle görüşen CHP’li Saniye Yurdakul, işçilere “29 Ekim’e kadar ölseniz de burası bitecek” denildiğini belirtti. Yurdakul, “Dört gündür yaşananlar bu cümlede gizli” dedi.

CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Saniye Yurdakul, çalışma koşulları nedeniyle eylem yapan üçüncü havalimanı işçilerini ziyaret etti.

Görüşmeyle ilgili açıklama yapan Yurdakul, işçilere “29 Ekim’e kadar ölseniz de burası bitecek” denildiğini söyledi. Yurdakul, “Üçüncü havalimanı inşaatında dört gündür yaşananlar bu cümlede gizli. Bu emekçiler için bir tehdit değil, düpedüz gerçek. Çünkü teslim tarihi giderek yaklaşıyor ve onlar birilerinin birilerine verdiği ‘söz’ uğruna izinsiz çalıştırılıp, can veriyorlar” dedi.

‘YATAKHANELER TAHTA KURUSU DOLU’

İşçilerin çalışma koşullarının insani olmadığını belirten Yurdakul, şunları söyledi:

“Yatakhaneler tahtakurusu dolu. ‘Bir gün düzgün yemek çıkıyor. Birkaç gün üst üste makarna verdikleri oluyor. Yemekler bittiği zaman çorbaya su ekleyip dağıtıyorlar. Yemeğe 12.00’de çıkıyoruz. 13.00’te iş başı yapmamız gerek. O bir saat de sırada beklemekle geçiyor. Sıra beklemekten dinlenemiyoruz. Hatta yemek bile alamadan işe başladığımız oluyor’ diyorlar.”

‘İŞ KAZASINDA YARALANANLAR RAPORLU SAYILMIYOR’

“Havalimanı inşaatındaki en büyük sorun bütün bunları birer ‘detay’ haline getirecek iş cinayetleri” diyen Yurdakul, “‘İş kazasında yaralananlar bile raporlu sayılmıyor, işe gelmedikleri günler maaşlarından kesiliyor’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

‘YENİ SERVİSLER ŞEFLERE VE İŞVEREN TEMSİLCİLERİNE VERİLİYOR’

Eylemlerden bir servis kazasında işçilerin öldüğünü belirten Yurdakul, şöyle devam etti:

“Arkadaşları ölmüş, ağır yaralanmış. ‘Servis araçları çok eski. Her yeri dökülüyor. 9-10 tane yeni araç var. Onlar da şefleri ve işveren temsilcilerini taşıyor’ diyorlar. Havaalanı inşaatı Haziran 2014’ten beri sürüyor. O sayı bir türlü açıklanmıyor, üzeri örtülüyor ama bir işçinin sözleri 4 yıllık inşaat boyunca kaç iş cinayeti yaşandığının ip uçlarını veriyor: Her gün bir cenaze var. O da bizim bildiğimiz.”

Afyon’da yolcu otobüsü devrildi: 8 ölü

Afyonkarahisar-Antalya karayolunda seyreden yolcu otobüsü boş durumdaki su kanalına devrildi. Kazada 8 kişi yaşamını yitirdi, 28 kişi yaralandı.

Afyonkarahisar’da kontrolden çıkan bir yolcu otobüsü refüjdeki su kanalına devrildi. Kazada 8 kişi öldü , 28 kişi de yaralandı.

Kaza, Afyonkarahisar-Antalya Karayolu’nda meydana geldi. Kamil Koç firmasına ait 07 ZY 555 plakalı yolcu otobüs kontrolden çıkarak refüjdeki su kanalına devrildi. Kazanın ardından ihbar üzerine bölgeye çok sayıda itfaiye ve sağlık ekibi sevk edildi. Yaralılar sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından çevredeki hastanelere kaldırıldı.

Bazı yaralıların ise hastanelere kendi imkanları ile gittikleri öğrenildi. İtfaiye ve AFAD ekipleri devrilen otobüsü kaldırma çalışmAlarının ardından aracın altındaki 8 kişinin cansız bedenine ulaşıldı.

Otobüste toplam 36 kişi bulunduğu öğrenilirken, 28 kişi de yaralandı.

Hamilelere ‘işlek caddeleri kullanmayın’ tavsiyesi: Hava kirliliği anne karnındaki çocukları da etkiliyor

Hava kirliliği halk sağlığını tehdit eden en önemli konu başlıklarından biri.

Yeni bir araştırma hava kirliliğinin anne adayları üzerindeki etkisini ortaya koydu.

İngiltere’nin başkenti Londra’da yapılan araştırmada, ilk kez havadaki zehirli parçacıkların, hamile kadınların akciğerlerinden plasentaya geçtiğine dair kanıtlara ulaşıldı.

Sigara içmeyen ve sağlıklı bebekler dünyaya getiren beş kadının plasentaları incelendi.

Araştırmaya katılan tüm hamile kadınların bebeklerinin plasentalarında kirli parçacıklar bulundu.

Bilim insanları bu parçacıkların ceninlere de geçmiş olmasının çok olası olduğunu söylüyor.

Zehirli havanın ceninlere zarar verdiği biliniyordu ancak bunun nasıl olduğu bilinmiyordu.

Queen Mary Üniversitesi’nden Dr. Lisa Miyashita, hamile kadınların hava kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerden uzak durmasını ve işlek caddeleri kullanmamasını tavsiye etti.

Ağustos’ta yapılan bir araştırmada ise, hava kirliliğinin etkilerinin akciğerlerle sınırlı kalmadığı ortaya çıkmıştı. Bu araştırmada hava kirliliğinin insan zekasını ciddi oranda azalttığı belirtilmişti. 2016’da insan beyninde hava kirliliğinin izleri bulunmuştu.

Daha önce hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda hamile hayvanların soluduğu zehirli parçacıkların kandan plasentalara geçtiği belirlenmişti.

Hava kirliliği bilişsel performansı düşürüyor: En çok etkilenen erkekler

Dünya Sağlık Örgütü: Yılda 7 milyon kişi hava kirliliğinden ölüyor

Hava kirliliği ölçüm verilerine erişim sorunu halk sağlığını tehdit ediyor

Türkiye’de Android işletim sistemi kullanıcıları bulundukları şehrin hava kalitesini ölçmek için “Nefesiniz Cebinizde” uygulamasını ücretsiz buraya tıklayarak ücretsiz indirebilir.  

Türkiye’de IOS işletim sistemi kullanıcıları bulundukları şehrin hava kalitesini ölçmek için “Nefesiniz Cebinizde” uygulamasını ücretsiz buraya tıklayarak indirebilir. 

Havanın ne kadar kirli olduğunun farkında mısınız? İşte İstanbul’un havası en kirli ve en temiz semtleri

Hava kirliliği sperm kalitesini düşürüyor, apandisit vakalarını artıyor

[Özel Haber] Marmaray için Yenikapı’ya getirilen yüzer termik santrala çevre örgütlerinden tepki: “İstanbul’da hava kirliliği artar”

İstanbul, Bursa ve Kırklareli’nde sağlığımızı tehdit eden hava kirliliği oranlarını inceledik

‘Türkiye’de hava kirliliği nedeniyle her yıl 32 bin kişi ölüyor’

 

(BBC Türkçe)

Şarbon hastalığı Hakkari’deki 201 küçükbaş hayvanın ölümüne yol açtı

Yurt dışından ithal edilen büyük baş hayvanlarda görülen şarbon hastalığı gündemdeki yerini korumayı sürdürüyor. Hastalık son olarak Hakkari’de görüldü.

Hamza Gündüz’ün Mezopotamya Haber’de çıkan haberine göre, Hakkari merkeze bağlı Kırıkdağ (Dêzê) köyüne bağlı Yukarı Kırbaş (Kêrîser) mezrasında 201 küçükbaş hayvan şarbon hastalığından öldü.

Oledirî yaylasında küçükbaş hayvan besiciliği yapan köylülerden Emin Yiğit, “Yaylamız yolu olmadığı için veteriner getiremiyoruz. Tarım Müdürlüğü’nün önerisi üzerine hayvanlara tüm aşıları yaptık ancak değişen bir şey olmadı. Ölümlerin devam etmesi üzerine iki hayvanı katırlara yükleyerek köye götürdük. Burada alınan numuneler laboratuvara gönderildi. Yapılan tahlil süreci Kurban Bayramı tatiline denk gelince süreç uzadı ve yaklaşık 600 olan sürümüzden şu ana kadar 201 hayvan öldü” diyor.

Ortaya çıkan hastalık ve ölümlerin dışında da yaylalarda su kıtlığı, aşırı sıcaklar ve yol sorunu yaşanıyor.

Kırıkdağ (Dêzê) Çanaklı (Çemê Ezo) ve Aşağı Derecik (Çemê Isman) köylerini kapsayan bölge karantina altına alındı.

Hakkari İl Tarım Müdürlüğü, şarbon hastalığının toprak yüzeyinde bir hafta yaşayabilen ancak toprak içerisinde uygun ortam bulması durumunda hastalık virüsünün 50-60 yıla kadar  yaşayabildiğini, bölgede yaşayan köylülerin bu konuda dikkatli olmaları  tavsiyesinde bulundu.

Şarbon hastalığı İstanbul, Ankara, Sivas, Kayseri ve Bitlis’te de görülmüştü.

Şarbon hastalığına hasta hayvanın derisi, postu ya da yünü ile temas, şarbon basili bulaşmış etleri yemek ya da şarbon sporlarını solumak neden oluyor. Hayvancılıkla uğraşanlar, besiciler, çobanlar, veterinerler, kasaplar arasında şarbon hastalığı daha çok görülmekte olup şarbon mikrobu bulaşmış etlerin yenmesi de hastalığa yakalanmaya yol açıyor.

7 ülkeden 7 hastalık: Ali Ekber Yıldırım devletin kendi eliyle ithal ettiği hayvan hastalıklarını yazdı

Hayvan özgürlüğü aktivistlerinden, ‘Canlı hayvan ticareti yasaklansın!’ talebi

Brezilya’dan ithal edilen büyükbaş hayvanlarda şarbon hastalığı çıktı: 50 hayvan öldü

Brezilya’dan Türkiye’ye getirilen ve şarbon hastalığına rastlanan 146 hayvan öldürüldü

On soruda şarbon salgını – Bülent Şık

İstanbul’da 5 mahalle şarbon şüphesi ile karantinada

Veteriner Hekimleri Birliği’nden ‘şarbon’ açıklaması: Bakanlık 6 aydır veteriner görevlendirmiyor

Kayseri’de 2 mahalle şarbon hastalığı nedeniyle karantina altına alındı

 

(MA, Yeşil Gazete)

İsveç seçimleri ve ırkçılık – Sermin Özürküt

Geçtiğimiz pazar günü yapılan İsveç seçimlerinde hiçbir parti meclis çoğunluğunu elde edemedi.

Bir önceki seçimlere kıyasla daha da küçülmesine karşın en çok oyu, Sosyal Demokratlar; en az oyu da Yeşiller aldı. Resmi olmayan sonuçlara göre, sol kanadın oy arttıran partisi, sosyalist-feminist ve çevreci Sol Parti oldu. Sağ kanatta ise, ırkçı İsveç Demokratları’nın oyları büyük oranda yükseldi. Yükselen ırkçılık, geleneksel blok politikasının uygulama alanını kilitledi. Ayrıca, ideolojik sağ ve sol kanat partilerinin, hükumetlere hakim olduğu tek blok (kanat) politikasını altüst etti.

Sağ Blok nasıl çöktü?

Yakın zamana kadar biraraya gelen sağ kanat partileri hükumet kurabiliyorlardı. Ancak bir önceki seçimde ırkçıların anahtar parti konumuna  gelmesi ile sağ kanat, iktidardan düştü ve sorunlu bir döneme girildi. Bu dönemin sorunları, son seçim sonuçları nedeniyle doruğuna ulaştı. Çünkü, seçim öncesi aralarında ittifak kuran sağ kanat partilerinin tümü ırkçı parti olan İsveç Demokratları ( Sverigedemokrater, SD) ile görüşmeyeceklerini bildirdi. Bu sözü veren partilerin başını, oy kaybına uğramasına karşın kanadın büyük partisi  olma konumunu sürdüren liberal muhafazakarlar  çekiyor. Yetmiş milletvekili çıkaran liberal muhafazakar Moderatlar (Moderater, M), SD’nin altmış iki milletvekilini alsa bile meclis çoğunluğu olan 175’e ulaşamıyor. SD dışındaki diğer sağ kanat partilerine muhtaç kalıyor. Muhtaç olunan bu partilerin hem toplam milletvekili sayısı sağ bir koalisyona yetmiyor hem de bu partiler, SD ile görüşmeyi reddediyorlar. Sağ kanadın üçüncü büyük partisi, sosyal liberal ve çevreci Merkez Parti (Centerpartiet, C), ırkçılığa karşı bir tutum sergiliyor. Eski adı Halk Partisi (Folkpartiet) olan bugünün liberalleri de (Liberalerna, L), aynı görüşü savunuyorlar.  İttifak partileri içinde Merkez partiden sonra en çok oyu alan sosyal muhafazakar Hristiyan Demokratlar ( Kristdemokraterna- KD) ise, ikircikli de olsa ırkçılar ile görüşmeyeceklerini söylüyorlar. Böylece, ultra sağ, aşırı sağ ve popülist sağ olarak da adlandırılan ırkçı partiyi içine almayan bir sağ blok koalisyonunun kurulması olanaksız görünüyor.

Sol blokta durum nasıl?

Sol kanat partilerinin milletvekili sayısı, SD’yi dışlayan sağ ittifak partilerinin (143) kıl payı önünde (144) bulunuyor. Bir kişilik fark, sosyal demokrat Başbakan Stefan Löfven’e sadece hükumet kurma sorumluluğunu veriyor. Çünkü, bu öndelik, meclisteki toplam milletvekili sayısının (349) yarısına erişmiyor. Bu nedenle, sağ liberal ve çevreci Merkez Parti ile görüşmeyi düşünen Löfven, kanadın diğer iki partisinin de onayını almak zorunda kalabilir. Bu partilerden birincisi, seçimleri büyüyerek kapatan ve sosyal demokrat hükumetlere bakan vermeden dışarıdan destek sağlayan Sol Parti (Vänsterpartiet,V).  İkincisi ise, bir önceki seçimlerden sonra kurulan koalisyona ortak olan Çevreci Yeşiller Partisi (Miljöpartiet-de gröna, MP). Yeşillerin secim barajı olan yüzde dördü güçlükle aştığı düşünüldüğünde, sol kanadın da kendi başına hükumet kurabilmesi olanaksız görünüyor.

Seçimler ve Avrupa

Avrupa Birliği (AB) içinde de İsveç’inkine benzer bir durum ile karşılaşan üye ülkeler var. Bu ülkelerdeki partiler de İsveç Demokratları gibi, ırk yerine etnisiteyi koyup  etnik kültür ögesi din üzerinden ırkçılık yaparak yükseliyorlar. Örneğin ırkçı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ), son seçimlerde, sosyal muhafazakar hristiyan demokrat bir parti olan Avusturya Halk Partisi (ÖVP)’nin koalisyon ortağı oldu. Eski bir SS subayı tarafından 1955 yılında kurulan ve ertesi yıl da parlamentoya giren FPÖ’nün bugünkü genel başkanı, H. Christian Strache, başbakan yardımcılığı yapıyor.

AB’den bir diğer örnek de Almanya’dan verilebilir. Irkçı parti konumundaki Almanya için Alternatif (AFD)’in yükselişi nedeniyle zor durumda kalan Merkel’in sosyal muhafazakar Hristiyan Demokrat partileri (CDU/CSU), Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile koalisyona gitti. Böylece, her iki koalisyon partisinden de oy alan ırkçılar, muhalefet partisi konumuna geldiler.

Avusturya ve Almanya’ya; Danimarka, Finlandiya, Macaristan ve Çekya da eklenebilir. Ülke ve parti örnekleri ne kadar çoğaltılırsa çoğaltılsın sorunlu dönemlerdeki koalisyonlarda, partilerin karşı karşıya kalabileceği tehlike değişmiyor. Bu tehlike, ideolojik barajlara özen göstermeden koalisyonlara girmekten kaynaklanıyor. Parti ideolojisini göz ardı ederek herkes ile iyi olan partiler, sonuçta hiç kimse ile iyi olamaz bir konuma gelebiliyorlar. Bu tehlike, özellikle giderek küçülen sosyal demokrat partiler açısından önemini koruyor.

Peki, şimdi ne olacak ?

Meclis bu ayın sonuna doğru açılacak. Meclis açılana dek partiler arası görüşmeler, açık ve kapalı kapılar ardında sürecek. Görüşmeler sonucunda Başbakan Stefan Löfven, sağ ve sol bloklar üstü bir hükümet modeli oluşturmaya çalışacak. Ancak en geç 15 Kasımda hükumet bütçesinin meclise gelmesi gerekiyor. Eğer hükumet kurulabilirse, bütçesinin kabul görmesi gerekiyor. Tüm biçimsel gereklilikler yerine getirilirken SD ile görüşmeyeceğini kesin bir dille ifade eden Stefan Löfven, bunu yapmak yerine erken seçime gidilebileceğini de söylemiş bulunuyor. Her ne olursa olsun, meclise girdiği 2010 yılından bu yana ırkçı partiyi dışlayan  diğer parlamenter kitle partileri, bu sefer de seçmene verdikleri sözü tutmaya çalışacaklar. Zora geldiklerinde ise, Avrupa’da  bugün yükselen ırkçılığın geçmişte bir dünya savaşı başlattığını anımsayıp bir İsveç ata sözünü mırıldanacaklar : ‘Cehenneme giden yol, göze küçük görünen taşlar ile döşelidir.’

 

Sermin Özürküt

 

2018 Yazı, orman yangınlarının yazı oldu

Bu yazı ekoiq.com/ dan alınmıştır

İşe öncelikle tanımlarımızı düzel­terek başlayalım. Orman yangını dediğimiz şey temelde doğada, bi­zim kontrolümüz dışında oluşan bir yangındır. Günlük kullanım dilimize “orman yangını” olarak girmiş olsa da biliyoruz ki Akdeniz havzasında maki dediğimiz, diz veya bel boyu yükseklikte çalılar bulunur. Bunla­rın da kontrolden çıkmış bir şekilde yanmasına yine orman yangını diye­ceğiz. Ne yazık ki dilimizde bu tür yaban hayatı etkileyen ve kontrolde olmayan yangınlara (wildfire) veri­len bir isim yok.

Bu ayrım bu yaz karşımıza bol bol çıktı. İsveç’teki ormanlarda da yan­gınlar görüldü, Atina çevresindeki makilik alanda da. Biz hepsine top­luca orman yangını demeyi tercih ettik, bu tercihimizde de devam edelim, ama aklımızda olsun, her bölgede o bölgenin bitki örtüsüne uygun şekilde yanacak değişik bir bitki vardır ve bu her zaman orman olmak zorunda değildir.

Tarım arazisi açma isteği

Orman yangınlarının bugün için en başta gelen nedeni insanların daha fazla tarım arazisi açma isteği. Bu istek doğrultusunda özellikle tro­pik bölgelerde geniş orman alanları ateşe veriliyor. Bu yanan ormanlar­dan çıkan karbondioksit, atmosfe­rin daha da fazla ısı tutmasına yol açarak iklim değişikliği problemini körüklüyor. Ayrıca orman alanla­rındaki toprak tarıma fazla elverişli değildir. Yakıldıktan sonra tarım ya­pılmaya başlanan bölgede ilk birkaç sene yüksek verim alındıktan sonra verim hızla düşer ve ilk sefer orma­nı yakarak tarım alanı açanlar bu sefer başka bir bölgeyi yakarak ta­rıma açma çabasına girerler. Bugün için özellikle Amazon bölgesinde karşılaşılan problemlerden biri bu. Endonezya’da ise yakılan tropik ormanların yerine palmiye dikildi­ğinden toprağın verim sorunu en azından bir süreliğine görmezden gelinebilir.

Doğal nedenler

Doğal açıdan bakıldığında orman yangınlarının genelde üç ana nede­ni vardır: İklimdeki değişiklik, yıldı­rım düşmesi ve volkan patlamaları. Volkan patlamalarını bir kenara ayı­rırsak aslında diğer iki madde hava koşulları ile ilgilidir. Bu yaz karşı­laştığımız yangınlarda volkan patla­malarının etkisi olmadığından diğer iki konuya ayrıca değinebiliriz.

Sağanak yağışlı bir havada ıslak bir ormana yıldırım düştüğünde, yıl­dırımın düştüğü yere yakın birkaç ağaç tutuşur ama bu yangın bütün ormanı yakıp kül etmez. Ormanın yanabilmesi için kuru ve sıcak olma­sı gereklidir. Kuru olmasına baktığı­mızda iki ana nokta karşımıza çıkar. Ağaçların ya da çalıların yapılarında yeterli su olması, o bölgenin yeterli yağış almasına ve toprağın da nemi tutabilmesine bağlıdır. Üniversite­mizde orman yangınlarının azaltı­labilmesi için toprağın su tutabilme kapasitesinin nasıl artırılabileceğine dair çalışmalar yapıyoruz. Ancak bu tür çalışmalara orman yangınları ciddi tehdit olarak görülmeye başla­dığı zaman hız verildiğinden, çalış­malar henüz emekleme aşamasında.

Çok sık dikilmiş ağaçlar topraktan yeterli besin alamadıklarında ölebi­lirler. Ölen bu ağaçlar da ormanın altında kuruduklarında yangının en önemli besini haline gelirler. Ayrıca ağaçların altında kuruyan otlar da yangının başlamasına ve sürmesine neden olurlar. Bundan dolayı bir yandan yağış miktarının azalması, yani kuraklık, diğer yan­dan da sıcaklıkların artması doğal sebeplerden çıkan yangınların daha şiddetlenmesine ve uzun sürmesine yol açar.

İklim değişikliği, özellikle bizim de içinde bulunduğumuz enlemlerde yaz yağışlarının azalmasına ve sı­caklıkların artmasına neden oluyor. Bu nedenle Akdeniz Havzası’nda ve Akdeniz Havzası’na benzer iklim koşullarına sahip olan ABD’nin gü­neybatısı, yani Kaliforniya eyaletin­de orman yangını riski son derece artmış durumda. Akdeniz havzasın­da artan bu riske 2018 yazında Av­rupa genelinde artan sıcaklıklar ve azalan yağış da eklenince normalde görülmesine alışkın olmadığımız İs­veç gibi bir Kuzey Avrupa ülkesinde de orman yangınları ortaya çıktı.

İsveç, Kaliforniya, Atina…

İsveç’te 2018 Mayıs ayı ile Tem­muz ayı arasındaki toplam yağış normalden çok çok az olduğundan özellikle Temmuz ayında normalin 10 derece üzerine çıkan sıcaklıklar orman yangınlarının pek görülme­diği bir bölgede yangın çıkmasına ve yayılmasına neden oldu. Mayıs ortasından Ağustos ayına kadar ya­nan alan 250 kilometrekareye ulaş­tı. Kutup bölgesine kadar uzanan 50 değişik yerde çıkan yangınlar, sonunda başlayan yağmurların da yardımıyla kontrol altına alınabildi. İsveç’teki yangınlar bir Kuzey Avru­pa ülkesinde görüldüğü için önem taşımasına rağmen 2018 yılının alansal açıdan en önemli yangınları Kaliforniya eyaletinde görüldü.

Kaliforniya’daki yangınların bir kısmı bu yazıyı yazmakta olduğum sırada henüz kontrol altına alına­mamıştı, buna rağmen yanan alan 3.500 kilometrekarenin üzerinde bir bölgeydi. Bu Kaliforniya’da şim­diye kadar yanan alanın tamamı ancak yangınlar bir noktada değil çeşitli noktalarda ortaya çıktı. Gene de bir fikir vermesi açısından 3.500 kilometrekare yaklaşık olarak 60 ki­lometre kenar uzunluğunda ve kare şeklinde bir alana karşılık gelir. Bu İstanbul ilinin Avrupa tarafında ka­lan alanı kadardır.

2018 yazında gündemi kaplayan esas önemli yangın ise komşumuz Yunanistan’ın başkenti Atina’nın çevresinde çıkan yangınlardı. Yan­gınların Atina’nın doğu kesiminde olanının çıkış sebebinin elektrik kontağı olduğu açıklandı. Yukarıda belirttiğim gibi, tamamı ormanlık olmayan bölgelerde çıkan yangın, hızı saatte 120 kilometreye varan rüzgarın da yardımıyla hızla büyü­dü. Atina’nın doğusunda tarihte Ma­raton Savaşı ile tanıdığımız bölgeyi etkisi altına alan yangın 95 kişinin ölümüne neden oldu. Bu kayıplar­dan 26 tanesi denize çok yakın bir bölgede bulundu. Denizden kurtar­ma sırasında da devrilen bir tekne­de 10 kişi boğularak öldü. Ne Öğrendik?

Bu yangınlar bize neleri öğretti? Öncelikle, yangın mutlaka güney ülkelerinde olmak zorunda değil, iklim değişikliği ile kuraklık ve sı­cak hava dalgaları kutuplara doğru yayıldığında hazırlıklı olmayan bu bölgelerde de yangınlar görülmeye başlanacaktır. Yangınların normalde sıklıkla görüldüğü Akdeniz Havzası ve Kaliforniya gibi bölgelerde ortaya çıkacak yangınların şiddeti artaca­ğından gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Mesela 2017 yılı so­nunda Kaliforniya’da 129 milyon öl­müş ağaç olduğu düşünülmektedir. Bu ölü ağaçlar ormanlardan temizle­nebilecek olsa, oluşacak yangınlara verecekleri katkı da azalacaktır.

Ama belki de daha önemlisi, can kaybının azalması ya da önlenebil­mesi için yangının çok hızlı hareket edebildiğini öğrenmemiz gerekli. Bir orman yangını saatte ortalama 10 kilometre hızla yayılabilir. Bu, sağlıklı bir insanın ancak koşarak kaçabileceği bir hızdır. Atina’da­ki yangında 26 kişinin denize çok yakın bir yerde yanarak ölmesi ise bizim beklemediğimiz bir anda yangının yolumuzu kesebileceğinin bir göstergesi. Dolayısıyla almamız gereken en önemli ders, orman yan­gınlarını hafife almamak ve olabil­diğince hızlı davranmaktır. Çünkü unutmamamız gereken önemli nok­ta, Kaliforniya ve Atina yangınları­nın ortak özelliğinin bizim coğrafya­mıza çok benzer noktalarda ortaya çıkmış olmasıdır. Gelecek senelerde bizim de başımıza gelmemesi için elimizden gelen her türlü önlemi almak zorundayız.

Bu yazı ekoiq.com/ dan alınmıştır

 

Prof. M. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniv. İklim Değişikliği ve Politikaları Uyg. ve Araş. Merk.,

[email protected]

[Yeşil İşler] Yuva Derneği, proje geliştirme koordinatörü arıyor

Ekoloji, insan hakları ve yoksulluğun ortadan kaldırılması konularını beraberce ele alan bütüncül öğrenme ve savunuculuk faaliyetleri yürüten Yuva Derneği, proje geliştirme koordinatörü arıyor.

İlgili pozisyona dair aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Gel Başla.com sitesindeki ilan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete, Gel Başla.com)

İş cinayetleri ve Kuzey Ormanları tahribatıyla gündeme gelen 3. havalimanının ismi RTE mi oluyor?

“Dünyanın sıfırdan yapılan en büyük havalimanı” projesi olarak lanse edilen İstanbul Yeni Havalimanı, yarattığı ekolojik yıkımın dışında yeni isim tartışmaları ve kötü çalışma koşulları nedeniyle meydana gelen iş cinayetleri ile de ülke gündeminde…

29 Ekim’deki açılışa yetiştirilmeye çalışılan İstanbul’un 3. havalimanı için Atatürk, Abdülhamid Han, Fatih Sultan Mehmet ve Recep Tayyip Erdoğan isimleri tartışılıyordu.

İsim tartışmaları sürerken yeni havalimanına “Recep Tayyip Erdoğan” isminin verilmesinin teklif edildiği iddia edildi.

İddiayı sosyal medya hesabından paylaşan ve Pinus Medya’da iletişim danışmanı olarak görev yapan Ümit Kaya, Twitter hesabında 15 Eylül tarihli yaptığı paylaşımında şu ifadelere yer verdi:

“İstanbul yeni havalimanını inşa eden ve 25 yıl boyunca işletecek olan IGA’nın bugün yapılan Yönetim Kurulu Toplantısında, yeni havalimanına “Recep Tayyip Erdoğan Uluslararası Havalimanı” isminin verilmesinin Ulaştırma ve Haberleşme Bakanlığına teklif edilmesine karar verildi.”

“Dünyada nasıl? En büyük dünya şehirlerinin havalimanlarına da çoğunlukla devlet başkanı/siyasetçi ismi verilmiş. Münih’e Franz Josef Strauss, Köln’e Konrad Adenauer, Paris’e Charles de Gaulle, New York’a John F. Kennedy…”

Konuyla ilgili resmi kaynaklardan bir açıklama yapılmadı.

Fotoğraf: İnşaat-İş Sendikası

İstanbul’un ciğerleri konumunda yer alan Kuzey Ormanları’nda katliama yol açarak, betonlaşmaya neden olacak 3. havalimanı projesi, “kölelik” düzeyindeki çalışma koşulları nedeniyle inşaatta görev yapan işçileri isyan ettirdi.

Binlerce işçi geçen Cuma günü (14 Eylül 2018) havalimanı inşaatının şantiyesinde eylem başlattı.

İşçilerin gerekçeleri ise 17 işçi yaralanmasıyla sonuçlanan servis kazası, çalışmalar sırasındaki iş kazalarında meydana gelen ölüm ve yaralanmaların kamuoyundan saklanması, şantiyedeki yemek ve barınma imkânlarının çok kötü olmasıydı.

Eylemi İnşaat ve Yapı İşçileri Sendikası (İYİ-SEN) Twitter hesabından duyurdu.

İnşaat tarlası, ölüm tarlasına dönüştü

İnşaat sürecindeki iş kazaları geçtiğimiz aylarda da gündeme gelmişti.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre bugüne kadar havalimanı projesinin inşaatında 27 işçi iş esnasında hayatını kaybetti.

Ancak geçen Şubat ayında yeni havalimanı inşaatının en başından beri çalışan hafriyat kamyonu şoförü C. 400 işçinin hayatını kaybettiğini; Anadolu’dan gelen işçilerin ailelerine para verilerek susturulduğu iddia etmişti.

İşçi ölümleri iddiası CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba tarafından Meclis’e taşınmış; Ağbaba, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun cevaplaması talebiyle Meclis’e soru önergesi vermişti.

Bakanlıktan yapılan açıklamada ise, çalışmaların başladığı Mayıs 2015 tarihinden itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre, sağlık sorunları ve trafik kazası vakalarının da yer aldığı olaylarda 27 işçinin hayatını kaybettiği bilgisi paylaşılmıştı.

Bakanlık açıklaması şöyle devam etmişti:

“İlgili projenin başladığı tarihten itibaren görevlendirilen bakanlığımız iş müfettişleri, 3,5 milyon metrekare büyüklüğünde ve 30 bini aşkın çalışan bulunan inşaat sahasında denetim faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedir.”

Havalimanı işçilerinin talepleri kabul görmedi

Yeni havalimanı işçileri çalışma koşullarının iyileştirilmesi gerekçesiyle hazırladıkları 15 maddelik talep listesini İGA’ya sundu.

1-) Eyleme katılan işçiler işten atılmayacak.

2-) Habersiz şekilde işten atılanlar işe iade edilecek.
3-) Servis sorunu çözülecek.
4-) Yatakhane, lavabo, banyo temizlikleri düzenli olarak yapılacak, tahtakurusu sorunu çözülecek.
5-) Revir personelinin işçilerle ilgilenmesi, gerekli sağlık malzemelerinin temin edilmesi sağlanacak, işçilere dönük aşağılayıcı muamele engellenecek.
6-) Maaşların tamamı hesaba yatırılacak, elden maaş ödemesi yapılmayacak.
7-) Geçmişe dönük ödenmeyen ücretler ödenecek.
8-) İşçi ve formenler aynı yemekhanede yemek yiyecek.
9-) Sorunlara sebep olan İGA yetkilileri görevden alınsın.
10-) Talepler basın karşısında okunacak.
11-) İş cinayetleri çözülecek.
12-) 6 aydır maaşları yatırılmayan işçilerin ödemelerinin yapılması.
13-) Bayram ikramiyesi verilmesi.
14-) Azerbaycanlı işçilerin bulunduğu ekibin başı Selim Öztürk’ün yarattığı mağduriyet dolayısıyla işten atılması.
15-) İşçi kıyafetlerinin verilmesi.

Ancak talepler yönetim tarafından “insani” bulunmuş olsa da işçilerin protokol önerisi kabul edilmedi.

Eylemin sürmesi üzerine güvenlik güçlerinin toma ve panzerli müdahalesiyle gerçekleşen operasyonda 401 işçi gözaltına alındı, 275 işçi serbest bırakıldı.

Dün açıklama yapan İstanbul Valisi Vasip Şahin, halen gözaltında olan 126 işçi hakkındaki işlemlerin devam ettiğini söyledi.

Fotoğraf: Emek Partisi

CHP’den araştırma önergesi

Öte yandan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, İstanbul’a yapılacak yeni havalimanı şantiyesinde çok sayıda işçinin gözaltına alınmasıyla sonuçlanan iş bırakma eylemine neden olan işçilerin temel taleplerinin karşılanması, ölümlü iş kazalarında gerçek rakamların ve sorumluların açığa çıkarılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na bir araştırma önergesi sundu.

Yapım maliyetinin 10 milyar 247 milyon euro olması öngörülen havalimanının 2018 sonunda tamamlanması hedefleniyor.

Üçüncü havalimanı ihalesinde 25 yıllık kira bedeli için en yüksek teklifi, 22 milyar 152 milyon euro artı KDV ile Limak-Kolin-Cengiz-Mapa-Kalyon Ortak Girişim Grubu vermişti.

“3. havalimanı inşaatında 400 işçi öldü” iddiası Meclis’te

Yeni İstanbul: 3. Havalimanı projesiyle artık denizden balık yerine moloz çıkıyor!

3. havalimanı inşaatına yeni maden izni verildi: 107 bin ağaç daha kesilecek!

Kemerlerinizi bağlayın; 3. Havaalanı ile düşüşe geçiyoruz! – Baran Alp Uncu

Ulaştırma Bakanı’ndan Atatürk Havalimanı’na AVM açıklaması

KOS: Hollandalı şirket 3. Havalimanı projesinden çekildi

 

(Evrensel, Diken, T24, Duvar, Yeşil Gazete)

Uluslararası Hrant Dink Ödülleri sahiplerini buldu: Murat Çelikkan ve Mwatana İnsan Hakları Örgütü

Uluslararası Hrant Dink Ödülü hak savunucusu ve Hakikat Adalet Hafıza Merkezi direktörü Murat Çelikkan ile Yemen’den Mwatana İnsan Hakları örgütüne verildi.

Bianet’den Pınar Tarcan’ın haberine göre Murat Çelikkan’a ödülünü Avukat Eren Keskin ve Doktor/OyuncuErcan Kesal verdi.

Çelikkan teşekkür konuşmasında “Bu ödülün iyi bir insan olduğum için verildiğini umuyorum. Unutmayın hep bir çatlak vardır ve o çatlaktan umut sızar. Bu ödülü umut için alıyorum” diye konuştu.

10. Uluslararası ⁦‪Hrant Dink Ödülü‬⁩ yurtdışı sahibi ise Yemen’den Mwatana İnsan Hakları Örgütü oldu.

Yemen’deki iç savaşta ülkede yaşanan tüm gelişmeleri uluslararası alanda duyuran; güç yaşam koşulları ve hayati tehlike nedeniyle birçok kişinin ülkeyi terk ettiği bir dönemde, bağımsız ve tarafsız belgeleme çalışmaları yapıp raporlar hazırlayan, hak ihlallerine karşı cesur bir mücadele yürüten Mwatana İnsan Hakları Örgütü’ne ödülünü jüri üyeleri Albie Sachs ve Rakel Dink verdi.

Radya el-Mutavakel, Mwatana İnsan Hakları Örgütü adına yaptığı konuşmasında, adalet ve barışa giden yolda kendilerine rehberlik etmesi için insan haklarını seçtiklerini ve barışın bir gün geleceğine duydukları inançla, adalet ve haklara tam olarak erişim hakkının herkes için garanti altında olduğu bir toplum için çalışacaklarını vurguladı.

Mwatana İnsan Hakları Örgütü adına konuşma yapan Radya el-Mutavakel “Türkiye’deki durum ile Yemen’deki durum arasında çok büyük farklılıklar olsa da, insan hakları kuruluşları olarak benzer güçlüklerle karşılaşıyoruz” dedi.

Gecede, Medz Bazar Topluluğu, Vomank ve Sahakyan Çocuk Korosu da sahne aldı.

Haberin tamamnı bianet.org/ dan takip edebilirsiniz.

 

(Bianet)