Ana Sayfa Blog Sayfa 2728

Formül netleşiyor: ‘Düşük profilli aday’ seçeneği

AKP ve MHP’de, “yerelde ittifakın nasıl kurulacağına” yönelik tartışmalarda formül arayışı sürüyor.

AKP’nin başlattığı saha çalışmasında MHP’yle yerelde ittifaka tabanın da sıcak baktığı sonucunun çıktığına dikkat çekilirken, her iki parti arasında olası ittifakta, 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi yerel seçimlerde de kendi adayını çıkarma eğilimi ağır basıyor. MHP cephesindeyse, Cumhur İttifakı öncesinde Bahçeli’nin, her konuşmasında “ MHP’nin tüzel kişiliği haiz bir parti olduğu” vurgusunu yaptığına dikkat çekilerek, 24 Haziran seçimlerinde de ittifakın parti tüzel kişiliklerini koruyarak yapıldığının altı çiziliyor.

Ancak anayasal zorunluluktan dolayı iki parti, 24 Haziran’da olduğu gibi yerel seçimlerde “pusulada birliktelik” kuramıyor. Bu nedenle yerelde ittifakın MHP’nin belirlediği gibi ‘protokolde birliktelik’ esasıyla gerçekleştirilebileceği değerlendiriliyor.

Ankara, İstanbul ve İzmir’de Cumhur İttifakı’nın kaybetmesi durumunda, hem Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yeniden tartışmaya açılacağı hem de AKP iktidarının devlet yönetimindeki otoritesinin sarsılabileceği ifade edilirken, iki partinin sistemi tartışmaya açtırmamak için Ankara, İstanbul ve İzmir’de ittifaka gitmesinin öncelikli olduğu vurgulanıyor. MHP ’nin Ankara, İstanbul ve İzmir’de AKP’ye vereceği desteğe karşı AKP’nin de MHP’ye Mersin, Adana ve Manisa’da aynı ölçüde destek vereceği belirtiliyor.

MHP ’deyse olası ittifakta, kayyım atanan HDP’li 102 belediyenin de Cumhur İttifakı’na geçmesi için o bölgede AKP’nin desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, HDP’nin elinde bulundurduğu belediyelerin çoğunda MHP , AKP’ye destek verecekken, AKP’nin de 24 Haziran seçimlerinde MHP’nin oyunu artırdığı illerde MHP’ye destek çıkacağı belirtiliyor.

Edinilen bilgiye göre, MHP ’nin destekleneceği illerde AKP’nin, AKP’nin destekleneceği illerde de MHP ’nin ‘düşük profilli aday’ çıkarması üzerinde tartışılabileceği kaydediliyor. İki parti arasındaki çalışmaları MHP ’den Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, AKP’den de Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Özhaseki’nin yürüteceği biliniyor.

(Cumhuriyet)

[Neden] Kömürlü termik santraller yapılmamalı? – Emine Özkan

Türkiye’de yerel, ulusal ya da uluslararası alanda çevre çalışmaları yürüten sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere sağlık örgütlerinin de dahil olduğu çalışmalarla kömürlü termik santrallere karşı verilen mücadele son yıllarda oldukça güçlenmiş ve farklı birçok bilimsel çalışmayla da desteklenir hale gelmiştir. Kömürlü termik santrallerin insan ve çevre sağlığına, iklim değişikliğine olan etkisini gözler önüne seren birçok olay, rapor, haberle çeşitli mecralarda sıklıkla karşılaşır olduk. Bu yazıda, bu etkileri içeren bilimsel verileri Türkiye genelinde aktarmakla beraber Çanakkale’de yapılması planlanan ya da kurulu santrallere dair verilerle örneklendireceğim.

Türkiye 2016 yılında elektrik üretiminin %33,8’ini kömürden, %67’sini fosil yakıtlardan elde etmiştir. Son 10 yılda kömüre dayalı elektrik üretimi iki kat, fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi ise %50 artış göstermiştir.[1] Bu sayısal verilerden yola çıkarak Türkiye’de üretilen enerjinin yarısından fazlasının iklim değişikliğinin ana tetikleyicisi olan fosil yakıt kaynaklarından elde edildiğini ve bu oranın büyük çoğunluğunu da kömürün oluşturduğunu söyleyebiliriz. Bununla birlikte Türkiye’de 2015 yılında yapılan bir çalışmaya göre 68 kurulu ya da planlanan termik santral bulunmakta, örneğin sadece Çanakkale’de mevcutta 5 kurulu termik santral, 11 adet ise  planlanan termik santral vardır.

TMMOB Makine Mühendisleri Odasının Türkiye’de Termik Santraller 2017 raporuna göre; [2]Hava ve çevre kirliliğinin insan ve toplum yaşamına olumsuz etkilerini azaltmak, iklim değişikliğinin insan yaşamını tehdit eden, kuraklıklar, orman yangınları, beklenmedik zamanlarda yüksek yağışlar ve su baskınları, çok sert geçen kışlar vb. olumsuz etkilerini azaltmak, hızlı sıcaklık artışı eğilimini en çok 1,5-2 derece ile sınırlamak için; enerji tüketiminde fosil yakıtların payını mutlaka radikal bir şekilde düşürmek gerekmektedir.”Makine Mühendisleri Odası’nın yayınladığı raporda fosil yakıtlardan radikal anlamda vazgeçmenin gerekliliğinin vurgulanması, iklim değişikliğiyle mücadelede devletleri fosilden tamamen vazgeçmeye çağıran sivil toplum kuruluşlarının haklı mücadelesini desteklemektedir. Peki neden fosil yakıtlardan hızlıca vazgeçmeliyiz sorusuna kısaca şöyle cevap verebiliriz; fosil yakıtlarla artan havadaki karbon miktarı; küresel anlamda ısınmayı arttırmakta ve iklim değişikliğini doğrudan tetiklemektedir. Fosil yakıtlar yalnızca Türkiye’de enerji üretiminde %67 oranında bir paya sahip. Bu oranın ise neredeyse yarısı  kömüre ait. İklim değişikliğiyle mücadele sürecinde bireyler olarak yaşadığımız yerellerde sorumluluğumuzu almalı ve çözüm için atılacak adımları planlarken; henüz planlama aşamasında olan santrallerin kurulumuna itiraz etmeyi ciddiyetle düşünmeliyiz. Örneğin yerel, ulusal ve uluslararası kuruluşlar tarafından takibi yapılan ve Çanakkale Yenice’de kurulmak istenen Çırpılar Termik Santrali’nin uzun mücadele sürecinde geldiğimiz noktada, ÇED olumlu kararı yerelde Kazdağı Kültürel Varlıkları Koruma Derneği ve Ziraat Mühendisleri Odası, ulusalda TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) tarafından  dava edildi ve dava süreci takip ediliyor.

Termik santrallerin iklim değişikliğini doğrudan tetiklemenin yanı sıra hava kirliliğini arttırarak insan sağlığını da tehdit ettiği açıkça ortadadır. Başta hala işletmede olan ve yeni yapılması planlanan kömürlü termik santrallerden kaynaklı olmak üzere, hava kirliliğinin yarattığı çevre ve sağlık tehditlerine karşı temiz hava hakkını savunmak amacıyla 2015 yılında kurulan Temiz Hava Hakkı Platformu ve TEMA Vakfı tarafından 2017 yılında yapılan bir çalışmaya göre; Çanakkale’de planlanan tüm santraller yapılırsa termik santrallerin yaratacağı hava kirliliği yılda 1.130 erken ölüme* mal olacak. Bunun yanı sıra rapordaki modelleme sonucuna göre; santral emisyonları (salım), Çanakkale ve çevresinde havadaki zehirli parçacık madde ve NO2 konsantrasyonlarını (birikim) arttırarak, felç, akciğer kanseri, yetişkinlerde kalp ve solunum yolu hastalıkları ile çocuklarda solunum yolları semptomlarında artışa ve dolayısıyla bu hastalıklardan kaynaklanan erken ölümlere neden olabilir. [3] Yine Sağlık ve Çevre Birliği HEAL (Health  and Environment Alliance)’ın 2015 yılında yürüttüğü araştırmaya göre; Türkiye’de kömür yakıtlı santrallerden kaynaklanan toplam sağlık etkileri, 86.393 yaşam yılı kaybına veya her yıl 2.876 erken ölüm vakasına yol açıyor.  Kronik sağlık etkileri çerçevesinde, yetişkinlerde her yıl 3.823 yeni kronik bronşit vakası hesaplandı. Ayrıca solunum veya kalp-damar rahatsızlıkları nedeniyle her yıl 4.311 hastaneye kabul vakası Türkiyedeki kömürlü termik santrallerden kaynaklı hava kirliliği ile ilişkilendirilebiliyor.. Akut olarak, çocuklarda 225.384 gün astım semptomları gözlemleniyor.[4] Yapılan çalışma verilerinden yola çıkarak  fosil yakıt ve fosil yakıt özelinde kömürle mücadelenin halk sağlığını korumak için de çok kritik bir önemi olduğunu söyleyebiliyoruz. Çünkü enerji üretme ve elektrik ihtiyacımızı karşılama amacıyla planlanan ve çalışan termik santraller başka bir yerden sağlığımızı tehdit etmekte ve bizde karşılanması gereken başka ihtiyaçları doğurmaktadır. En temelde sağlıklı yaşam gibi.

Türkiye’nin her yerinde devam eden kömürlü termik santral mücadelelerinin yerelden başlayarak ulusal ve uluslararası anlamda sesinin daha da yükselmesi ve karar alıcıların insan ve çevre sağlığını gözetecek şekilde kararlar almasının sağlanması en acil ihtiyaçlarımızdan. Harekete geçebilmek için kendimize sorular sormayı ve cevaplarını aramayı deneyebiliriz. İlk soracağımız soru ise “Neden?” olabilir. “Neden kömürlü termik santraller yapılmamalı?” diye kendinize sorduğunuzda başlayacak yolculuğunuzun son durağı “Kömür’e hayır” demek olacaktır.

Tüm canlılar için.

[1] HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği, “İletişim Kiti: Çanakkale, İzmir ve Tekirdağ’da Kömürden Elektrik Üretimi ve Sağlık” Raporu

[2] TMMOB Makine Mühendisleri Odası, “Türkiye’de Termik Santraller 2017” Oda Raporu

[3] Temiz Hava Hakkı Platformu, TEMA, “Çanakkale İçin Hava Kirliliği ve Sağlık Etki Modellemesi”, 2017

[4] HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği, “Ödenmeyen Sağlık Faturası”, 2015

 

 

Emine Özkan

Çan Termik Santrali’nde patlama ve yangın!

Çan 2 Termik Santrali’nde öğle saatlerinde buhar kazanının patlaması sonucu yangın çıktı. Olay yerine  AFAD, UMKE, 112 Acil ve Jandarma ekipleri sevk edildi.

DCIM100MEDIADJI_0189.JPG

Yaklaşık iki ay önce devreye giren santral, ODAŞ Elektrik Üretim A.Ş. tarafından işletiliyor. Termik santral, yerli kömürle çalışıyor ve 330 Megavat kurulu güce sahip.

İlk bilgilere göre patlamada can kaybı meydana gelmedi.

 

(Çanakkale Gündem, Gazete Duvar)

Dünyanın önde gelen üniversitelerindeki akademisyenlerden Osman Kavala’ya destek mesajı

Dünyanın önde gelen üniversitelerinden Harvard, Yale, Oxford, MIT, Stanford ve Columbia’dan akademisyenler 10 aydır tutuklu bulunan ve hakkında henüz iddianame hazırlanmayan Osman Kavala’ya destek mesajı yayımladı.

Hürriyet’in aktardığına göre ellerinde “Gözaltında 10 ay, yargılama ve iddianame olmadan. Yanındayız Osman Kavala” broşürüyle fotoğraf çektirerek paylaşan akademisyenler Kavala’ya atılı suçları inandırıcı bulmadıklarını ve Kavala’nın yanında yer aldıklarını ifade ettiler.

Kavala’ya destek sunan akademisyenler arasında iktisatçı Daron Acemoğlu, dünyanın saygın Osmanlı tarihçilerinden Cemal Kafadar, Dani Rodrik, Seyla Benhabip, Ayşen Candaş, Timothy Garton Ash, Elazar Balkan, Kalypso Nicolaidis gibi isimler yer aldı.

Ne olmuştu?

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala, 18 Ekim 2017 akşamı Antep’te Goethe Enstitüsü ile birlikte gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin toplantısından döndüğü sırada İstanbul Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınmıştı. Kavala “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” ve “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” iddiasıyla 1 Kasım 2017’de tutuklanmıştı.

Osman Kavala’nın eşi Ayşe Buğra, ‘Onun ne kadar sevildiğini görmek bana da güç verdi’

8,5 aydır cezaevinde bulunan Osman Kavala’dan ilk fotoğraf

Turgut Kazan: Osman Kavala’ya esir muamelesi yapılıyor

7 aydır tutukluluğu devam eden Osman Kavala’dan mektup var: “İnsanın ağırına gidiyor”

Osman Kavala: 6 aydır iddianame bekliyorum

 

(T24)

Florence Kasırgası Brunswick Nükleer Santrali’ni tehdit ediyor: 300 işçi mahsur

Şiddetli rüzgar ve sel ihtimalleri enerji santrallerinde ciddi bir risk oluşturuyor.

Son olarak ABD’de meydana gelen Florence Kasırgası nedeniyle Kuzey Karolina’da bulunan Brunswick Nükleer Santrali’nde güvenlik önlemleri alındı.

Güvenlik nedeniyle santrale giden yollar kapatıldı.

Cuma günü bölgede etkisini gösteren Florence Kasırgası getirdiği şiddetli yağış nedeniyle nehir sularının taşmasına yol açıyor.

Duke Energy Corp (DUK.N) sözcüsü Mary Kathryn Green, Brunswick’e giden yolun olduğunu ancak sınırlı erişim sağlandığını, farbikada genellikle 900’ü aşkın işçinin bulunduğu ancak şu an yaklaşık 300 kişi olduğunu söyledi.

Duke yetkilisi, ABD Nükleer Düzenleme Komisyonu’nun dün bölgede yolları su basması nedeniyle tesis çalışanlarının özel araçlarıyla siteye girişlerinin yasaklandığı bilgisini paylaştığını açıkladı.

Kasırga öncesinde geçen Perşembe günü bin 870 Megavatlık iki reaktörü kapatmaya başlamıştı. 1 megavat yaklaşık ABD’deki 1000 tane evin enerjisini karşılayabiliyor.

Brunswick, Kuzey Karolina’nın yaklaşık 30 mil güneyinde yer alıyor.

1975 ve 1977 yıllarında hizmete giren fabrikadaki iki reaktör, 2011 yılında meydana gelen deprem ve tsunamiden sonra Japonya’daki Fukushima Nükleer Santrali’nde hasar gören bazı reaktörlere benzer bir tasarıma sahip.

ABD Florence Kasırgası’na hazırlanıyor: Güney Carolina ve Virginia’da 1 milyon kişiye tahliye

ABD, Florence Kasırgası’na teslim: 100 bin ev elektriksiz kaldı

 

(Reuters, Yeşil Gazete)

Kongo’daki ebola salgınında yaşamını yitirenlerin sayısı 66’ya yükseldi

Afrika’nın batısında yer alan Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde (KDC) Kongo ebola salgını sürüyor.

Salgında yaşamını yitirenlerin sayısı 66’ya yükseldi.

KDC Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, temmuz ayı sonunda Kuzey Kivu eyaletinde başlayan salgında tespit edilen kanamalı ateş vakası 142’ye çıkarken bu kişilerden 111’inin ebola virüsü taşıdığı kesinleşti.

Söz konusu 111 kişiden 7’sinin daha hayatını kaybetmesiyle virüsten ölenlerin sayısı 66’ya ulaştı. Virüsü kaptıktan sonra iyileşen kişi sayısı ise 38’e çıktı.

Bu arada, 142 kanamalı ateş vakası arasında sayılan ancak ebola virüsünden kaynaklandığı kesinleşmeyen 31 ölüm daha bulunuyor.

Benzer belirtilerle yaşamını yitiren kişilere test uygulama imkanı olmadığı için kesin ölüm sebebi tespit edilemiyor.

Öte yandan, bölgede 8 Ağustos’ta başlatılan kampanya ile 9 bin 721 kişiye aşı yapıldı.

Ülkedeki bir önceki Ebola salgını, Kuzey Kivu’ya 2 bin 500 kilometre uzaklıktaki Ekvator eyaletinde görülmüştü. KDC’de 1976 yılında ortaya çıkan ebola, Aralık 2013’te Batı Afrika’da yayılmıştı. Gine, Liberya ve Sierra Leone’de 2014-2017 yıllarında görülen salgında yaklaşık 30 bin kişiye Ebola virüsü bulaşmış ve 11 binden fazla kişi yaşamını yitirmişti.

 

(Evrensel)

Üçüncü havalimanı: İklim ve emek düşmanı – Önder Algedik

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

Üçüncü havalimanı projesi son yılların en büyük iklimi değiştiren projesidir. Cumartesi günü işçilerin iş bırakması da gösterdi ki iklim düşmanı bu proje aynı zamanda emeğe de düşmandır. İş bırakan işçilerin ortaya koydukları 15 madde en temel haklarıdır. Asıl önemlisi, iktidarın “mega proje” söylemi bir anda binlerce işçinin iş bırakması ile çöktü. Çok açık ki adına isterseniz “Cehennem Havalimanı” deyin, isterseniz de “Tahtakurusu Havalimanı” deyin bu proje şimdiden Türkiye’nin iklime ve emeğe düşman, yasalara saygısız projesidir. İklime düşman diyorum çünkü yok ettiği orman ve sulak alan, dökülen asfalt ve beton ve yakılacak petrol ve gaz ile sanki iklimi değiştirmek için yapılmış bir felaket.

Sadece üç veri verelim.

1- Proje 7 bin 650 hektarlık çoğu mera, sulak alan, orman ve koruma alanı olan doğal alanı yuttu. Projenin yok ettiği bu kadar karbon tutan alanlar, bile tek başına bir iklim değişikliği nedenidir.

2- Proje alanı 72,5 milyon metrekare. Yani 72,5 milyon metrekare beton ve asfalt ile iklim değişikliği felaketlerini katlayacak.

3- Sadece günlük olarak 13,2 milyon litre yakıt kullanılacak. Buna ısınma için gerekli doğalgaz ve fosil yakıtlardan elde edilen elektriğin de eklendiğini düşünün.

İhaleyi alan konsorsiyum ortakları Limak, Kolin, Kalyon, Mapa ve Cengiz İnşaat’tan oluşuyor. Bu firmalar bir bakarsınız iklim zirvelerine katılır, bir bakarsınız Türkiye’deki iklim toplantılarında ayrıcalıklı koltuklara sahiptir. İGA adını verdikleri inşaat ortaklık şirketi o kadar özgüvenli ki Paris’te yapılan 23’üncü İklim Zirvesi’nde COP23’de projenin ne kadar sürdürülebilir ve çevre dostu olduğunu anlattılar. Türkiye’den de bir dizi sivil toplum örgütünün de katıldığı bu zirvede insanların gözüne bakarak bunları anlatması takdire şayan tabii.

İklim düşmanı bir proje ne kadar işçi dostu olabilir? Olmadığını biliyorduk, görüyorduk ama hep beraber konuşamıyorduk. Ta ki işçilerin kötü koşullar nedeniyle işi bırakmasına kadar. Düşünün ortada 35 milyar avroluk bir gelir kapısı var ve işçilerin yatakhanelerini tahta kuruları basmış, lavabolar pislik içinde, servisleri düzgün değil, herkesin en az iki aylık maaşı içeride. Yetmiyor ortada bir dizi iş cinayeti var. Yetmiyor maaşların bir kısmı gizlice verilerek işçilerin hakları devletten kaçırılıyor. Revirler kötü ve işçilere kötü muamele yapılıyor. 15 maddelik talepler listesi ortada yasa dışı bir dizi durumun olduğunu gösteriyor. Bu talepler şantiyeye polisin değil Çalışma Bakanlığı müfettişlerinin girmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Hatta polisin tavrı bile burada kanunların uygulanmasına bir engel.

İşçi ve iklim düşmanı yasalar işçiler haklı diyor

Sadece üç atıfta bulunalım ve işçilerin işi bırakarak ne kadar haklı olduklarına bakalım:

1- Anayasa Madde 18: “Hiç kimse zorla çalıştırılmaz, angarya yasaktır” der.

Yani işçilerin zorla ve angarya ile çalışmaya karşı gelmeleri en temel anayasal hakları.

2- 4857 Sayılı İş Kanunu Madde 34: “Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir” diyor.

Yani en az iki aydır maaşı ödenmeyen işçiler çalışmaktan kaçınabilir. İş Kanunu bile işi bırakma hakkın var diyor.

3- 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Madde 5: “Çalışmaktan Kaçınma Hakkı” başlığı ile işçinin ciddi ve yakın tehlike ile karşılaşması durumunda bunu işverene bildirmesini, çözülene kadar işten kaçınmasını ve tehlikenin önlenemez olduğu durumlarda güvenli bir yere geçmesinin önünü açar.

İşçilerin işi bıraktığı gün yaşanan iş kazasında iki işçi yaralı olarak kurtuldu. Bu durum bile çalışmaktan kaçınmalarının ne kadar haklı olduğunu ortaya koyuyor.

Erdoğan: Çalışanlar haklarına sahip çıkmalı 

Olaylar başlayınca polis ve jandarma gece baskını yaparak 600 işçiyi gözaltına aldı. Yetmiyormuş gibi şantiyedeki kadar kötü koşullar altında gözaltında tuttu. Ne polisin ne de jandarmanın bilmediği bir şey var. O da işçilerin en saf, en doğru, en yasal adımı attıkları. Bunu herkes biliyor. Mesela önsözü Erdoğan imzalı 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun’un kitapçığında “Sağlıklı ve güvenli iş yerlerinin oluşması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi için bu yönde bir kültür oluşturmalı ve tüm topluma yaygınlaştırmalıyız. Bu konuda, işverenlerimizin yanı sıra çalışanlarımıza da büyük sorumluluk düşüyor.” diyor. Devamında ise “Çalışanlarımızın iş sağlığı ve güvenliği konusundaki haklarına sahip çıkmaları, bu hakların takipçisi olmaları gerekiyor.” sözleri ile bugün işçilerin yaptıklarını onaylıyor.

Muhalefete düşen

Çok açık ki ortada 7 bin 560 hektarlık bir doğa tahribatı, 72,5 milyon metrekarelik beton-asfalt kaplaması ve günlük 13,2 milyon litre petrol ile en büyük iklim felaketi yanında işçisine yatacak yatak, temiz aş, zamanında maaş ve güvenli çalışma ortamını bile sağlayamayan bir işletme felaketi var. Yetmiyor ne anayasa ne 4857 Sayılı İş Kanunu ne de 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu bilmeyen ve tersine işlem yapan bir kamu var.

İşçiler gayet haklıdır, talepleri meşrudur. Ancak muhalefetin yapması gereken işçilerin yanında olmaktan öte, bu kadar iklime, emeğe, yasalara aykırı resmin çözümünü bulmak gerekiyor. Her türlü dayanışma güzeldir ama işçilerin gösterdiği bu kadar meşru tavır daha fazlasını ve daha net politikaları hak ediyor.

Unutmayın, doğayı, işçiyi bu kadar dikkate almayan bir proje hayata geçtiğinde neyi dikkate alır?

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

 

Önder Algedik

Açlıktan kırılan Venezuela’da “Devlet başkanımız Nusr-Et’de yiyor” isyanı

Venezuela’da muhalefetin önde gelen isimleri ve sosyal medya kullanıcıları, ülkelerinde ekonomik kriz yaşandığı bir dönemde Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun İstanbul’da Nusr-Et adlı lüks bir lokantada yemek yemesine tepki gösterdi.

Maduro, Çin’e yaptığı resmi ziyaretin ardından İstanbul’a uğradı. Maduro, eşi Cilia ile birlikte İstanbul’da geçirdiği iki saatte Nusr-Et adında bir lokantada yemek yedi.

Sosyal medyada paylaştığı videolarla dünya çapında üne kavuşan kasap ve şef Nusret Gökçe’nin sahibi olduğu Nusr-Et, İstanbul’un en lüks et lokantaları arasında yer alıyor. Gökçe, Maduro ile çektiği videoları sosyal medya hesaplarından paylaştı. Videolardan birinde Gökçe, Maduro ve eşine yemek servisi yaparken görülüyor. İkinci videoda da Maduro, üzerinde adının yazılı olduğu bir kutudan aldığı puroyu içiyor.

Venezuela Kongresi’nin eski başkanı muhalif lideri Julio Borges, Twitter üzerinden attığı mesajda, “Venezuelalılar acı çekerken ve açlıktan ölürken, Nicolas Maduro ve Cilia, Venezuela halkından çaldıkları paralarla dünyanın en pahalı lokantalarından birinde sefa sürüyor” dedi.

Sosyal medyada, Maduro’ya tepki olarak Gökçe’nin ünlü hareketiyle bir çocuk iskeletinin üzerine tuz serptiğini gösteren görseller paylaşıldı.

 

(BBC Türkçe)

Bir bardak demli çay ile çaylı içecek aynı şey değil – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Çay dünyanın her yerinde sevilerek içilen bir içecek. Latince adı Camellia sinensis olan bu bitkinin, Hindistan-Çin sınırındaki doğu Himalayalarda yeşermiş olduğu düşünülüyor.

Çay her ne kadar şimdi bir içecek olarak tüketilmekteyse de geçmişte, yüzyıllar boyunca Çin’de çeşitli hastalıkları sağaltmak için bir şifalı bitki olarak kullanılmıştır. Bazı ülkelerde çay yaprakları çeşitli bitkiler, aromatik otlar ve baharatlarla karıştırılıp bir yemek olarak da yenilmiştir. Tom Standage ‘Altı Bardakta Dünya Tarihi’ (Kırmızı Kedi Yay. Çeviri: Ahmet Fethi) kitabında “çay, bir içecek olmadan önce bir ilaç ve yiyecek maddesiydi” der. Ama artık çay bütün dünyada en iyi bilinen içeceklerden biri ve özellikle sabahları iyi demlenmiş bir çayın yerini hiç bir şey tutmaz.

Çay demlemenin bazı püf noktaları

Çay demlemenin çeşitli yöntemleri olsa da iyi bir çayın olmazsa olmaz iki unsuru hiç değişmeyecek: kaliteli bir çay ve yumuşak içimli, iyi bir su. Çay ihtiyaca göre demlenmesi gereken bir içecek. Yani çok fazla demleyip saatler boyu kaynayan demlikteki çayı içmek pek de uygun değil. Demleme süresi uzadıkça çay yapraklarından çay suyuna geçen ve tadı acılaştırıp, burukluğu artıran maddelerin miktarı artıyor.

Çeşitli görüşler olsa da çay demlendikten sonra 15 dakika bekleme ve sonraki yarım saat içinde de çayı içmek tat ve aroma açısından en uygunu gibi geliyor bana. O nedenle az ve sık çay demlemek iyidir. Şüphesiz daha uzun süre demlenmiş çaylar da içilebilir; bir sakıncası yok.

Demleme yapılırken fokur fokur kaynayan su kullanılmamalı. Fokur fokur kaynayan su demliğe döküldüğünde, kaynama demlikte de devam ediyor ve çayın aromasının bir kısmının uçup gitmesine neden oluyor çünkü. Fokurdama bitince yavaş yavaş koymalı suyu.

Çayın da demliğe tam demleme esnasında konması daha iyi. Çaydanlığa suyu ve demliğe de çayı koyup, demlikteki çaya su çekmeden altta kaynayan suyun sıcağı ile çayı uzun süre baş başa bırakmak ciddi bir hata; hem demlenen çayın tadı acı oluyor ve hem de pişmiş, kavrulmuş bir çay kokusu baskın oluyor.

Çay gibi tadı, kokusu, sıcaklığı edebiyata da epeyce sinmiş bir içeceğe böyle özensizlikleri yapmamak gerekiyor. Mahir Ünsan Eriş’in ‘Olduğu Kadar Güzeldik’ ismini taşıyan kitabında yer alan ‘benim adım Feridun’ isimli öykünün en önemli motiflerinden biri çay içmektir örneğin. Ve o öyküyü okurken hatıralardan söz etmeye vesile olduğu için belki de aklınıza özensizce hazırlanmış, tadı kötü bir çayın gelmesi imkânsız.

Buraya kadar anlatılanlar çay üzerine anlatılabilecek güzel şeylerin bir kısmı; şüphesiz çok da az bir kısmı. Ama çay bahsinde söylenmesi gereken tatsız şeyler de var.

Neyse ki anlatılacak tatsız şeylerin çay ile bir ilgisi yok.

Çay aromalı içecekler

Piyasada “Ice Tea”, “Fuse Tea”, “çay karpuz aromalı içecek”, “çay ve şeftali aromalı içecek” olarak bilinen onlarca içeceğin bildiğimiz çay ile bir ilgisi yok. Bu tip ürünlerin içinde yüzde birden az oranda çay olduğu bilinmeli. Gerçi çoğunda o da yok; genellikle çay tadı ve kokusu veren kimyasal maddeler var. Oysa ürünlerin üzerinde çaylı içecek olduğunu belirten çeşitli ibare ve resimler var. İnsanlar içtikleri içeceğin soğuk çay olduğunu düşünüyorlar ama bu doğru değil. Tüketiciler düpedüz yanıltılıyor.

Ama daha başka sorunlar da var ve bu sorunların başında da bu ürünlerin çocuklar ve gençler tarafından çok tüketilmesi geliyor. Bu içecekler kolalı içeceklere bir alternatif olarak görülüyor anneler ve babalar tarafından da. Ama sağlık için oluşturdukları olumsuzluk açısından kolalı içeceklerden bir farkları yok.

Çaylı içecekler de yüksek miktarda şeker içeriyor

Bu içecekleri alkolsüz içecekler kategorisinde değerlendirmek gerekiyor. Bu ürünlerin litresinde 35 adet ile 50 adet arasında iri kesme şekere (2 gramlık) denk miktarda yani 70 gram ile 100 gram arasında değişen miktarlarda şeker var. Kolalı, gazlı içeceklere alternatif olarak üretilen bu tip içecekler tüketicilerde çok pozitif bir imaja sahip. Oysa şeker içeriklerinin aşırı yüksekliği bir sorun olarak görülmeli.

Yüksek şeker içeriğine sahip alkolsüz içecekler dünya genelinde çocukluk çağı obezitesine yol açan en önemli etkenlerden biri olarak görülüyor. Şeker içeriği yüksek içeceklerin kilo alımına daha kolay yol açmasının en önemli nedenlerinden biri bu içeceklerin fazla tüketilmesinin katı gıdalara göre çok daha kolay olması.

Önemli diğer neden ise bu içeceklerin günlük ana öğünlere eşlik edebilen içecekler olması. Dahası bu içecekler sadece ana yemek öğünlerinde yer almaz genel olarak fast food yiyecek menülerinde yer alan ürünlerdir. Ülkemizde üretilen ya da ithal edilen bu tip içeceklerin içindeki şeker miktarı sadece çocuk sağlığı açısından değil yetişkin sağlığı açısından da ciddi bir tehdit olarak görülmeli.

Ne kadar gerekli olsa da çay ile uzaktan yakından bir ilgisi olmayan içecekleri bu kadar anlatmak yeterli; fazlası bu yazının da tadını tuzunu kaçırır. Biz yeniden çaya, demlenmesi sürecine insanın inceliğinin de yansıdığı o güzel içeceğe dönerek yazıyı bitirelim.

İyi demlenmiş bir çayın pek çok eşlikçisi var ve eşlik edenler sadece dostlar, arkadaşlar da değil: Kış güneşi, deniz kenarı, martılar, simit, gürül gürül yanan soba, kitaplar, söylemeye dilim varmıyor ama sigara… Bu liste böyle uzar gider. Listenin sonuna hatıraları da ekleyerek sözü Mahir Ünsal Eriş’e bırakmalı:

“Meydandaki çay bahçelerinden birine oturmak geldi içimden sonra. Çünkü Erdek bir kitap olsaydı, bu çay bahçeleri ilk cümlesi olurdu onun. Gelindi mi oturulmalıydı. Bir çay, birkaç sigarayla, kıyıda kayığında ağ onaran, çapari kösteği hazırlayan balıkçıları seyretmek, bir tost isteyip, bacaklarıma sırnaşan kedilere atmak, yakın masalarda konuşulanları dinlemek, birini bekliyormuş gibi ikide bir saate bakmak iyi gelebilirdi. Gelmeliydi en azından. Gözüme kestirdiğim ilk çay bahçesine girdim. Geçip, “Aile tarafı” levhasının tam aksinde bir köşeye oturdum. Bir keresinde, lisedeyken, okuldan kaçıp gelmiştik bu çay bahçesine. Okey oynarken kavga çıkmıştı aramızda. Sonra arkadaşlardan biri, öbürünün kaşını yarmıştı ıstakayla, şurda, bir yanımdaki masada. İnsan aşk acısı çekerken ne aptalca, ne çocukça şeyler düşünüyor! Bir kırılgan ergenlik, bir hülyalı, hicranlı hal gelip yerleşiyor aklının, dimağının tam ortasına. O mu daha uzak artık, yoksa lise yılların mı, diye geçirdim aklımdan. İkisi de dönmemecesine geçti gitti neticede. Daha fazla saçmalayamadan garson geldi neyse ki, elindeki çay dolu tepsiyle, “Abi, çayım yeni, vereyim mi?” dedi. Kafamı salladım, konuşmadan. Yaşlanmanın en güzel yanı bu, konuşmadan baş hareketleriyle anlatabiliyorsun neyi isteyip ne istemediğini.”

Olduğu Kadar Güzeldik, Mahir Ünsal Eriş, İletişim Yayınları, Sayfa:23.

• FotoğrafHalukKalafat

 

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık

İYİ Parti: Şirketler ve hisseler tehlikede

Cumhurbaşkan Erdoğan’ın CHP’nin İş Bankası’ndaki hisselerinin Hazine’ye devredilmesi gerektiği açıklamasını yorumlayan İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı, “Buradan tüm özel sektör temsilcilerini uyarıyorum; şirketleriniz ve holdinglerinizdeki hisseleriniz tehlikededir” dedi.
İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı, “Önümüzdeki günlerde reel sektörde iflas ve konkordataların artması sürpriz olmayacaktır. Vatandaşın cebinde ve mutfağında yangın var. İktidarın yanlışlıklarının faturası yine halkımıza çıktı” dedi.

İYİ Parti, Yerel Seçim çalışmalarını başlattı. Genel Başkan Yardımcıları, milletvekilleri ve GİK üyelerinin bulunduğu heyetler, Genel Merkez’deki basın toplantısının ardından, Türkiye’nin çeşitli bölgelerine doğru yola çıktı.

İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı, uğurlama töreni öncesi yaptığı açıklamada, dış politika ve ekonomi konusunda iktidarı eleştirdi. Paçacı, “Dış politikamız AK Parti döneminde barış üzerine değil, kavga üzerine inşa edilmiştir. Amerika ile kavgalıyız, Avrupa Birliği ülkeleri ile kavgalıyız, sınır komşularımızla kavgalıyız. Cumhurbaşkanının ‘Monşer’ diye hafife aldığı dışişlerinin deneyimli ve bilgili bürokratları yerine AK Partili eski milletvekilleri büyükelçi olarak atanmaktadır” dedi.

“KIBRIS MESELESİ TÜRKİYE’NİN VAZGEÇMEYECEĞİ KIRMIZI ÇİZGİSİDİR”
Cihan Paçacı, “Bugün basın yayın organlarında Kıbrıs konusunda yeniden müzakerelere başlanacağı ve Türkiye’nin garantörlük hakkından vazgeçtiği ve bu konununun masaya yatırılacağı yer almaktadır. Kıbrıs meselesi Türkiye’nin vazgeçmeyeceği kırmızı çizgisidir. Bu konuda asla taviz verilemez. İYİ Parti olarak bu meseleyi yakından takip edeceğimiz bilinmelidir. Dış politikada yapılan bu yanlışlıklar Türkiye’yi dış dünyada yalnızlığa itmekte ve itibarını sarsmaktadır” diye konuştu.

“TÜM ÖZEL SEKTÖR TEMSİLCİLERİNİ UYARIYORUM”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın İş Bankası’na ilişkin yaptığı açıklamayı da değerlendiren Cihan Paçacı, “Cumhurbaşkanı halka açık olan ve özel hukuk hükümlerine tabi bulunan İş Bankası’nı CHP’ye ait yüzde 28 lik hissesinin hazineye devrini istemektedir. Buradan tüm özel sektör temsilcilerini uyarıyorum Şirketleriniz ve holdinglerinizdeki hisseleriniz tehlikededir” dedi. Paçacı, şöyle devam etti:

“AK Parti iktidarları ekonomi alanında da büyük yanlışlıklara imza atmıştır. Yurt dışından alınan borçlar verimli alanlarda kullanılmamıştır. Devlet kademelerinde savurganlık, lüks harcamalar ve israf büyük boyutlara ulaşmıştır. Dış borçlar üretimde kullanılmak yerine, yandaş müteahhitlerin rant kapısı haline getirilmiştir. Ve sonunda ekonomik gerçekler ortaya çıkmıştır. Türkiye ciddi bir ödemeler dengesi krizine girmiştir. Türk lirası önemli ölçüde değerini kaybetmiş, enflasyon yükselmiş ve faizler artmıştır. Üreten Türkiye, tüketen Türkiyeye dönüştürülmüştür. Önümüzdeki günlerde reel sektörde iflas ve konkordataların artması sürpriz olmayacaktır. Vatandaşın cebinde ve mutfağında yangın var. İktidarın yanlışlıklarının faturası yine halkımıza çıktı. Türkiye ve Türk halkı bu karanlık tabloyu hak etmemektedir Bu karanlık tablodan çıkışın tek adresi İYİ Parti’dir.”

“‘ İYİLİK KERVANI’ YOLA ÇIKMAKTADIR”
24 Haziran seçimlerine değinen Cihan Paçacı, şunları söyledi:
“24 Haziran seçimlerinde her türlü baskı ve imkansızlıklara rağmen İYİ Parti seçimin tek kazananı olmuştur. 7 aylık bir süreçte sıfır oydan 5 milyon oya ulaşmış ve 43 milletvekili ile meclise girmeyi başarmıştır. İYİ Partiye bu başarıyı yaşatan halkımız önümüzdeki yerel seçimlerde de İYİ Partiye büyük destek verecektir. Partimiz yerel seçimlere hazırlık çerçevesinde ilk etapta 31 ili kapsayacak şekilde Kurucular Kurulu, Genel İdare Kurulu, Milletvekilleri ve Başkanlık Divanın bulunan arkadaşlarımızla bugün 12 grup ve 200 kişiden oluşan ‘ İyilik Kervanı’ yola çıkmaktadır. Halkımızın dertlerini dinleyip ve bu sorunları nasıl çözeceğimizi anlatmaya gidiyoruz. Sivil toplum kuruluşları, yerel basın ve televizyonlar ziyaret edilecek, yerel ve genel problemler üzerinde fikir alışverişi yapılacaktır. İYİ Parti Türkiyeyi karış karış gezecek ve halkımızın kaybolan umutlarını tekrar kazandıracaktır. İYİ Parti, Milliyetçi, Muhafazakar demokrat bir cumhuriyet kadını olan, genel başkanımız Meral Akşener önderliğinde ülkeyi kalkındırmaya, kutuplaşan ve hasım haline gelen halkımızı birleştirmeye ve huzur içinde yaşatmaya kararlıdır.”

“İŞSİZLİK MAALESEF ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE DAHA DA ARTACAKTIR”
Cihan Paçacı, bugün açıklanan işsizlik rakamına ilişkin, “İşsizlik maalesef önümüzdeki günlerde daha da artacaktır. Reel seköre yeni yeni yansımaya başlamıştır. İstihdam ciddi bir şekilde düşecektir” dedi.

“BU İKİ PARTİ DAHA ÖNCEDEN BİRBİRLERİNİ ELEŞTİRİYORLARDI”
Cihan Paçacı, ‘cumhur ittifakı’na ilişkin bir soru üzerine, “Bu iki parti daha önceden hakaret ölçüsünde birbirlerini eleştiriyorlardı. Daha sonra çok samimi bir noktaya geldiler. Yarın yine kavga edebilirler. Bunlar bizim dışımızda. Bu iki partiye sormak lazım” dedi.

“CUMHURBAŞKANI’NIN KATAR EMİRİ’NİN HİBE ETTİĞİ UÇAĞA İHTİYACI DA YOK”
Cihan Paçacı, “Cumhurbaşkanı’nın yeni bir uçağa ihtiyacı yoktur. Katar Emiri’nin hibe ettiği uçağa ihtiyacı da yok. İhtiyacı olsa bile böyle bir hibeyi kabul etmemesi de gerekirdi. 2 Temmuz 1934 yılında Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduğu dönemde Türkiye, İran’a uçak hediye etmişti. Bugün maalesef Katar’dan uçak hibe alır noktaya geldik. Nereden nereye geldiğimizin bir örneğidir” diye konuştu.

İYİ Parti Genel Sekreteri Cihan Paçacı, açıklamasının ardından Türkiye’nin çeşitli bölgelerine doğru yola çıkan otobüslerin arkasından su döktü.