Ana Sayfa Blog Sayfa 2730

İngiliz hükümetinden düşük emisyonlu araçlar için 106 milyon sterlin ek fon

İngiltere, çevre dostu, elektrikli ve düşük karbon salım teknolojili araçların geliştirilmesi için sağladığı desteği artırdı.

İngiltere’nin Birmingham şehrinde gerçekleştirilen Sıfır Emisyon Araç Zirvesi öncesinde yapılan açıklamaya göre hükümet, çevre dostu, elektrikli ve düşük karbon salım teknolojili araçların geliştirilmesi için 106 milyon sterlin ekstra fon verecek.

Aralarında Aston Martin’in olduğu şirketler de düşük emisyonlu araç geliştirmek için toplam 500 milyon sterlin yatırım yapacaklar.

 

(Enerji Günlüğü)

Büyükada’da fayton protestosu: İsyan, Beygir, Özgürlük!

Senelerdir süren ve seçim vaatlerine taşınan fayton sorunu, hayvan hakları savunucuları tarafından 16 Eylül Pazar günü (dün) Büyükada’da protesto edildi.


Her yıl yüzlerce fayton atının sakatlanması ve ölmesi sebebiyle hayvan hakları savunucuları Büyükada’da bir araya geldi. Aktivist grupların da dahil olduğu eylemde protestocular “atların köleleştirilmesi” yerine elektrikli fayton, bisiklet veya raylı sistemlere geçilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Video Zülal Kalkandelen’in sosyal medya hesabından alınmıştır

İlk kez 2012 yılında elektrikli faytonların gündeme gelmesi ile birlikte, faytoncular tedirginliklerini belli etmişler, zaman zaman aktivistleri “Adalar’ı ranta kurban vermeye” aracı olmakla suçlamışlardı. Aynı yıl, bir fayton atının seyis tarafından yumruk ve sopayla dövülmesinin belgelenmesi ile meselenin özüne dikkat çekilmişti. Geçen süre içerisinde, fayton atlarının bir sömürü sistemi içinde köleleştirildiğinin görüntülenmesi ve bu görüntülerin sosyal medyada dağıtılması ile fayton sorununa karşı geniş bir kamuoyu oluştu.


Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) raporuna göre, Adalar genelinde 272 fayton var ve 1540 at bu faytonlarda ölümüne çalıştırılıyor. Yılda ortalama 400 at fayton kazalarında, ihmal veya bakımsızlıktan ölüyor.

 

Haber: Ş. Esin Erben

(Yeşil Gazete)

Avukatlardan meslektaşlarına destek: Tutuklanan savunma hakkı ve adalet

Hukukçular, haklarında tahliye kararı verilen Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HBB) üyesi, 12 avukat için tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasına tepki gösterdi. 36 baro ortak açıklama yaparken Türkiye Barolar Birliği (TBB) ve İstanbul Barosu da yazılı açıklama ile kararı eleştirdi.

TBB: UYGULAMANIN HİÇBİR HUKUKİ AÇIKLAMASI YOK

TBB Yönetim Kurulu, 12 avukat hakkında verilen tutuklamaya yönelik yakalama kararına tepki gösterdi. Açıklamada, “Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer almayan, hukukta yeri olmayan, suçsuzluk karinesini hiçe sayan ‘tutuklamaya yönelik yakalama emri’ diye bir icatla yapılan bu uygulamanın hiçbir hukuki açıklaması yoktur. Yargılamanın yapıldığı ilin barosu olan İstanbul Baromuzdan konu ile ilgili düzenli bilgi alınmaktadır” denildi.

TBB’nin süreci yakından takip ettiği belirtilen açıklamada, “Bilinmelidir ki; yargılanan kişilerin kim, suçlamaların ne olduğundan bağımsız olarak adil yargılama ilkelerinden sapılması, tüm vatandaşların hukuki güvenliğini tehlikeye düşürmektedir” ifadelerine yer verildi.

36 BARODAN ORTAK AÇIKLAMA

36 baronun yaptığı açıklamada, mahkeme heyetine kamuoyuna açıklama yapma çağrısında bulunuldu.

Açıklamada, “Meslektaşlarımızın bulundukları hücreden çıkması gerektiğini düşünen heyet, ne olmuştur ki aradan 24 saat dahi geçmeden bu kararından vazgeçmiştir? 37. Ağır Ceza Mahkemesi Başkan ve Üyeleri kamuoyuna açıklama borçludur! Savcılık tahliye kararına itiraz edince mi ‘büyük bir hata’ yapıldığı anlaşıldı? Fikirler ve kararlar aniden değişecek kadar temelsiz midir?” denildi.

‘TUTUKLANAN GERÇEKTE SAVUNMA HAKKININ KENDİSİDİR’

“Baro başkanları olarak kürsüde gerçek bir yargı ve gerçek yargıçlar olması gerektiğini bir kez daha ifşa ediyoruz” ifadelerine yer verilen açıklama, şöyle devam etti:

“Unutmayınız, her şey unutulur gider bir gün; ama, adaletsizlik hiçbir zaman unutulmaz, özgürlükleri çalınan meslektaşlarımızın vicdanı peşinizi bırakmaz ve bir gün adaletsizliğin ve haksızlığın laneti yakalarınıza yapışır! Tutuklanan gerçekte avukatlar değil, savunma hakkının, adaletin ve insan onurunun ta kendisidir. Şair Horacius‘ye gönderme ile diyoruz ki, dinlemiyorsunuz; ama, anlatılanlar sizin hikâyenizdir ey yargı!”

Açıklamaya Adana, Amasya, Ankara, Antalya, Artvin, Aydın, Balıkesir, Bilecik, Bingöl, Bolu, Bursa, Denizli , Diyarbakır, Düzce, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Mersin, Muğla, Muş, Ordu, Sakarya, Sinop, Şırnak, Tekirdağ, Trabzon, Tunceli, Urfa, Van, Yalova ve Gümüşhane-Bayburt Bölge baroları imza attı.

İSTANBUL BAROSU: SİYASET KURUMU DEVREYE GİRDİ, MAHKEME BASKI ALTINA ALINDI

İstanbul Barosu da yazılı açıklamada karar, “Ülkemizde uzunca bir süreden bu yana yaşamakta olduğumuz ‘hukuk darlığını’ açan ve evrensel hukukun genel kabule ulaştırdığı değerlerin, üstelik avukatların yargılandığı bir davada gerekçe olarak kullanılmış olmasından büyük bir sevinç duymuş, umuda kapılmıştık” şeklinde değerlendirildi.

“Hukuk umudumuz 24 saat sürmedi” denilen açıklamada, “İtiraz, aynı Mahkemece kabul edilerek yakalama kararları verildi. Gelinen bu son durumun başka hiçbir izahı yoktur: Siyaset kurumu devreye girmiş, Mahkeme baskı altına alınmış ve karar ‘geri aldırılmıştır’. Çünkü arada geçen 24 saat içinde; AHİM içtihatları değişmemiştir, tutuklamanın tedbir niteliğinde bir değişiklik olmamıştır, tutukluların avukatlıkları devam etmektedir” denildi.

‘ADALET BAKANI İSTİFA ETMELİ’

Kararın “rezalet” olarak nitelendirildiği açıklamada, “Bu rezaletin sorumluları UTANÇ duymalıdır. Bu tablo, yargıda ‘tuzun koktuğu’ anlamına gelir. Bir ülkenin yargısı için daha büyük bir utanç vesilesi olamaz. Adalet Bakanı, derhal istifa etmelidir. Kimsenin bu ülkenin yargısını bu konuma düşürmeye hakkı yoktur. Hiçbir siyasal güç, sahip bulunduğu kudreti, adalet terazisinin bir kefesine koyamaz” ifadelerine yer verildi.

İnşaat-İş: İşçilere şiddet uygulanıyor

Yeni havalimanı inşaatında insanca yaşam koşulları sağlanması talebiyle eylem yapan işçilere şiddet uygulandığı öne sürüldü. İnşaat İşçileri Sendikası, “İGA yetkilileri işçileri dövüp eylemcileri soruyor” açıklamasında bulundu. Eylemle ilgili haber ve yazılara tepki gösteren sendika, “İşçileri anlamak için bir günlüğüne çalışmak ister misiniz?” önerisinde bulundu.

Üçüncü havalimanında gözaltına alınan yaklaşık 600 işçiden sadece 160’ı serbest bırakılırken, İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş) yeni bir açıklamada bulundu. Sendika, eylem sonrası baskıların daha da arttığını ve sesini çıkaranların işten atılmakla tehdit edildiğini duyurdu. Sendika ayrıca bazı işçilerin dövülerek, eyleme katılanların isimlerinin istendiğini belirtti.

Sendika işin ehli olmayan, mültecilerin kaçak olarak çalıştırılmaya başlandığı iddiasında da bulundu. Arnavutköy’deki karakolda tutulan işçilerin ise 6 kişilik koğuşlarda 20 kişiden fazla kaldıkları aktarıldı.

‘BİTİME AZ KALA EYLEM NORMAL DEĞİL’ İDDİASINA VİDEOLU YANIT

İnşaat İş’in Facebook hesabından yapılan açıklamada, işçilerin eylemiyle ilgili haberlere tepki gösterildi.

Fatih Altaylı’nın yazısındaki “4 yıl üç aydır o koşullara itiraz etmeyen işçilerin, bitime 5 hafta kala koşulları beğenmeyip ayaklanması doğrusu bana çok mantıklı gelmiyor” iddiası eleştirilen açıklamada, işçilerin 2018’de yaptıkları eylemlerin videosu paylaşıldı.

‘İŞÇİLERİ ANLAMAK İÇİN BİR GÜNLÜĞÜNE ÇALIŞMAK İSTER MİSİNİZ?’

“Yalancı basın, bunu da yazın” başlığıyla yapılan açıklamada, “Yandaş basının iddia ettiği gibi önceki gün başlayan eylemlerin nedeni sudan sebepler değil. Servisler için bu sene başından beri farklı tarihlerde eylemler yapıldı. Barınma, güvenli çalışma ve ücret gasplarına karşı da onlarca farklı eylem yapıldı. Patron medyasının bu eylemleri görmemiş olması onların sorunu” denildi.

Çalışma koşullarının kötü olduğu belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Kalemini patronlara ve iktidarın hizmetine sunan yazarlar klimalı odalarda, özel şoförlerle işyerinize gidip gelirken sadece üçüncü havalimanındaki işçileri anlamak için bir günlüğüne çalışmak ister misiniz? Sadece bir gün tozu, toprağı, yağmur altında bekletilmeyi ve düşük ücretleri kabul edip çalışabilirseniz, bugünün sonunda hala hayattaysanız, bu eylemlerin meşruluğunu sorgulayabilirsiniz. Bunu yapamayacağız için, yapacağınız tek onurlu şey bizim gerçekliğimiz karşısında susup yerinize oturmanızdır.”

İŞÇİLERİN TALEPLERİ

İşçilerin yönetime ilettiği 15 maddelik talep listesi şu şekilde:

– Eyleme katılan işçiler işten atılmayacak. Habersiz işten atılanların işe iadesi

– Servis sorununun çözülmesi

– Yatakhaneler ve lavabo banyo temizliklerin düzenli yapılması, tahtakurusu sorununun çözülmesi

– Revir personelinin işçilerle ilgilenmesi, gerekli sağlık malzemelerinin temin edilmesi, aşağılayıcı, ukala gibi davranılması

– Maaşların tamamı hesaba yatırılması, elden maaş ödemesi yapılmaması

– Geçmişe dönük ödenmeyen ücretler ödenmesi

– İşçi ve formenler aynı yemekhanede yemek yiyecek

– Sorunlara sebep olan İGA yetkilileri görevden alınsın

– Basın karşısında maddelerin okunması

– İş cinayetlerinin çözülmesi

– 6 aydır maaş alamayan arkadaşlara memlekette ödemelerin yapılması

– Yatak ve yemek bayram ikramiyesi verilmemesi

– Serviste geçen süre mesai olarak verilsin

– Selim Öztürk Azerbaycanlı ekiplerin başındaki kişi mağduriyet yaratmıştır. İşten atılması

– İşçi kıyafetlerinin verilmesi

CHP’DEN ARAŞTIRMA ÖNERGESİ

Öte yandan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, İstanbul’a yapılacak yeni havalimanı şantiyesinde çok sayıda işçinin gözaltına alınmasıyla sonuçlanan iş bırakma eylemine neden olan işçilerin temel taleplerinin karşılanması, ölümlü iş kazalarında gerçek rakamların ve sorumluların açığa çıkarılması amacıyla TBMM Başkanlığı’na bir araştırma önergesi sundu.

Önergede, çalışma koşullarıyla ilgili gündeme gelen şu noktalara dikkat çekildi:

“Yeni havalimanı inşaatında çalışma mevzuatının amir hükümlerine de aykırı çalışma biçimlerinin ve çalışma koşullarının bulunduğu iddia edilmektedir. İş Kanunu’na aykırı alt işveren uygulamalarının olduğu ve işçilerin haklarının bu tür uygulamalar nedeniyle fiilen uygulanamadığı, ücret ve sosyal güvenlik haklarına yönelik kısıtlamalar olduğu belirtilmektedir. İşçilerin çalışma saatlerinin günlük üst sınır olan 12 saatin ve haftalık 45 saatin üzerinde olduğu, buna karşılık fazla çalışma ücreti ve diğer izin haklarının da verilmediği iddialar arasındadır. İşçilere İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile ilgili ikincil mevzuatı gereğince sağlanması gereken koruyucu ekipmanların verilmediği ve zorunlu önlemlerin alınmadığı da ileri sürülmektedir.

Uluslararası İşgücü Kanunu’na aykırı olarak yabancı kaçak işçilerin niteliksiz işlerde çalıştırıldığı, doğaya ciddi zararlar verildiği, hafriyatların yüklenmesi, taşınması ve dökülmesi esnasında mevzuata aykırı bir biçimde doğal yaşamı da tahrip eden bir yöntem uygulandığı ve gerekli teftişlerin yapılmadığı 2014 yılından bu yana çeşitli kereler kamuoyu gündemine gelmiştir.”

İGA, yeni havalimanını 25 yıl işletecek Cengiz-MAPA-Limak-Kolin-Kalyon Ortak Girişim Grubu tarafından 7 Ekim 2013’te kuruldu.

Döviz yükseldi, esnaf iflas bayrağını çekti

Artan kur esnafta seri iflaslara neden oldu. Son 2 ayda iflas eden esnaf sayısı yüzde 50 arttı. Bu yılın yedi ayında ise 32.4 milyar lira KOBi kredisi takibe düştü.

Kurun yılbaşından bu yana yüzde 40 civarında yükselmesi esnafa kepenk indirtti. Özellikle dövizin yükseldiği bu yılın temmuz ve ağustos aylarında iflas eden esnaf sayısı da katlandı. Geçen yılın 8 ayında 64 bin 305 esnaf kepenkleri indirirken, bu yılın 8 ayında ise kepenk indiren esnaf sayısı yüzde 12 artışla 72 bin sınırına dayandı. Geçen yıl temmuz ağustos aylarında 12 bin 530 esnaf kapanırken bu yıl aynı dönemde kepenk indiren esnaf sayısı yüzde 50 artışla 19 bine dayandı.

Türkiye’de sayıları 2 milyona yaklaşan esnaf ayakta kalmak için borca batarken artan dövizle iflaslar da adeta seriye bağlandı. Hükümetin 220 milyar lirası geçen yıl olmak üzere Kredi Garanti Fonu’yla toplam 250 milyar lira kaynak aktarması da küçük ve orta boy işletmeleri (KOBİ) kurtaramadı. 2014’ten bu yana işlerini döndüremeyen neredeyse yarım milyon esnaf iflas bayrağını çekti. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) verilerine göre son 4.5 yılda kepenk indiren esnaf sayısı 481 bin 791’i buldu.

Tescil de düştü

Yeni kurulan tescil yaptıran esnaf sayısı da düşüşe geçti. Krizin kendini iyiden iyiye hissettirdiği bu yılın temmuz ağustos aylarında yeni tescil yaptıran esnaf sayısı 29 bin 434 iken geçen yıl aynı aylarda tescil yaptıran esnaf sayısı 31 bin düzeyindeydi. Geçen yılın 8 ayında 157 bin 829 esnaf tescil yaptırırken bu yıl aynı dönemde 580 adetlik azalış oldu.

Borç yükü arttı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, geçen yıl sonunda 25.2 milyar TL civarında olan takipteki KOBİ kredileri bu yılın yedi ayında yüzde 28’lik artışla 32.4 milyar liraya yükseldi. Yine geçen yıl 513.2 milyar TL kredi kullanan KOBİ’ler bu yılın yedi ayında çarkları döndürmek için daha fazla krediye sarıldılar. KOBİ’lerin kullandığı kredi miktarı bu yıl geçen yılın sonuna göre yüzde yüzde 28 artışla 656.6 milyar liraya fırladı. Kredi kullanan KOBİ sayısı da yükseldi. 2017 yılı sonunda 3 milyon 318 bin 266 KOBi kredi kullanırken bu yılın temmuz ayı itibarıyla kredi kullanan KOBİ niteliğindeki müşteri sayısı 4 milyon 143 bin 690’a çıktı. Bunların 3 milyon 415 bin 231’i ise mikro işletme niteliğindeki müşterilerden oluştu.

Önce küçüğü düşün
Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, finansal dalgalanmaların arttığı dönemlerde öncelikle KOBİ’lerin etkilendiğini belirterek, “Bu işletmelerimizin nakit ve finansman ihtiyacı için, Avrupa Birliği’nin KOBİ Politikaları Sözleşmesi içerisinde yer alan ‘Önce küçüğü düşün’ ilkesi çerçevesinde önlem alınması çağrısında bulunuyoruz” dedi. Turan, 20 Eylül’de açıklanacak OVP’nin KOBİ odaklı politikalar içermesi gerektiğini vurguladı. KOBİ’lerin ve Anadolu iş dünyasının nakit sıkışıklığı ve tahsilat sorunları için ciddi finansmana ihtiyaç duyduğunu kaydeden Turan, “Alacağını tahsil edemeyen küçük işletmelerimiz kapanma noktasına gelmiştir. Ekonomimizin can damarı KOBİ’lerimizi, finansal dalgalanmaların ve belirsizliklerin arttığı dönemlerde pozitif ayrımcılık ilkesiyle gözetmek hepimizin sorumluluğudur. Tahsilat güçlüğü ile ilgili problemlerin KOBİ’lerde finansal krize sebep olmasını engellemek gerekiyor” diye konuştu. Turan, KOBİ’lerin ayakta kalabilmesi için şu önerilerde bulundu:

-Sigorta şirketlerinin KOBİ’lere önyargılı bakış açısının değiştirilmesi için sigorta şirketlerine yönelik teşvik edici önlemler geliştirilmeli.

-Ekonomilerin KOBİ düzeyinde yarıştıkları bir dönemde, ödeme gecikmelerinin diğer ülkelere göre uzun olması, Türkiye KOBİ’lerinin rekabetçiliğini olumsuz etkiliyor. Türkiye’de 60 gün olan ödeme süresi, AB’de olduğu gibi 30 güne düşürülmeli.

13 bin azalma

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Mayıs 2018 ve Türkiye İş Kurumu Haziran 2018 verilerinin değerlendirildiği TEPAV İstihdam İzleme Bülteni’nin 75. sayısına göre Türkiye genelinde esnaf sayısı Mayıs 2017’ye göre 52 bin (yüzde 2.6) artarak 2 milyon 94 bin oldu. Nisan 2018’e göre esnaf sayısı 13 bin azaldı. Son bir yılda esnaf sayısı en fazla (6 bin) İzmir’de arttı. İzmir’i, Denizli, Ankara, Şanlıurfa ve Mersin takip etti. Oransal olarak bakıldığında esnaf sayısı en hızlı (yüzde 17.3) Ağrı’da yükseldi. Ağrı’yı, Bingöl, Şırnak, Batman ve Mardin takip etti.

Basın İlan Kurumu’ndan kağıt krizine ‘önlem’: 1200 kişi işten çıkarmak

Basın İlan Kurumu (BİK) doların yükselmesi nedeniyle oluşan kâğıt krizi nedeniyle gazetelerin girdiği darboğazdan çalışanları çıkararak ‘çözmesine’ neden olacak bir karara imza attı.
Basın İlan Kurumu gazetelerde çalışan asgari çalışan sayısını 7’den 6’ya düşürdü. Karar dün Resmi Gazete’de yayımlandı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) yaptığı açıklamada 1200 gazetecinin işsiz kalabileceğini ifade etti.

“Kâğıt sektöründe yaşanan kriz nedeniyle bir süredir zor durumda olan gazeteler için Basın İlan Kurumunun aldığı ” çalışan sayısını” düşürme kararı çözüm değildir” denilen açıklama şöyle devam etti:

“Bir süredir sendikamızın da içinde bulunduğu birçok kesim kâğıt sorunu nedeniyle krizin etkilerini derinden yaşayan gazete ve yayınevleri için çözüm önerileri sıralamıştı. Dövizdeki artışlar ithal edilen kâğıt fiyatını neredeyse yüzde 100’ü aşan oranlarda yükselmesine neden oldu. Ağustos ayında yapılan Basın İlan Kururmu Genel Kurulunda asgari çalışan sayısının düşmesi konusunda yapılan teklif kabul edilmiş, bugünde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.”

Bu kararın medyada hiçbir sorunu çözmeyeceği belirtilen açıklamada “Bu karar Türkiye medyasında hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi yeni sorunları da beraberinde getirecektir. Basın İlan Kurumundan resmi ilan alan yaklaşık 1200 gazeteden birer kişinin işten çıkartılması, 1200 işsiz gazeteci daha demektir. Zaten işkolları arasında yüzde 30’luk oranla en yüksek işsize sahip olan sektörümüzde bu rakam daha da yukarı çıkacaktır.

Ayrıca KOSGEB Genel Destek Programı Uygulama Esasları uyarınca Nitelikli Eleman İstihdam Destek Programından yararlanan gazetelerin en fazla iki kişi olmak kaydıyla aynı program kapsamında istihdam ettikleri kişileri bu Yönetmeliğin 65 ve 78 inci maddelerinde belirtilen nitelikleri taşımasalar dahi asgari fikir işçileri kadrosunda çalıştırabilmelerine olanak sağlandı” kararıyla da nitelikli, mesleği gazetecilik olan 2’şer kişinin daha işten atılması toplamda bu süreçte işten atılan gazeteci sayısını 3000’in üzerine çıkartacaktır” dendi.

Krizin çözümü için öneriler

Türkiye Gazeteciler Sendikası olarak Perşembe günü Olağanüstü Genel Kurulu toplayacak olan Basın İlan Kurumuna önerilerimiz şu şekildedir;

-Zorunlu çalışan sayısı değil zorunlu sayfa sayısı azaltılmalı

-İlan ücretlerine en az yüzde 50 oranında zam yapılmalı

İyi niyetle yapılmış olsa da bu kararın arkasında yeni kıyım haberleri duymak istemiyoruz. Bizim önerilerimiz çalışanıyla, patronuyla bu sorunu çözecektir.”

Havalimanın adı Cehennem olsun! – Ali Duran Topuz

Bu yazı Gazete Duvar sitesinden alındı

Ne büyük operasyondu değil mi? İstanbul’un Karadeniz sahilindeki üçüncü hava limanı şantiyesinde tahtakurularıyla beraber işlerini yapmaları gerekirken maraza çıkaran işçileri jandarmamız ve polisimiz nasıl da hemen derdest etti. Ne demişti büyüklerimiz, Kenan Evren’in postalının türabını yalarken: Hep patron ağladı, artık ağlama sırası işçide.

Tamam ama işçi dediğin sessiz ağlamalı ne o öyle iş durdurma, talepte bulunma, talep listesinin basın önünde okunmasını isteme? Otur şantiyende ağla… Üstelik bu yasaya göre sadece işçinin ağlaması yetmez, patron da hep gülmeli.

SADECE 27 İŞÇİ ÖLDÜ!

Burası bir cehennem. İki yıl önce: “Sürekli arabalar devriliyor. Çünkü çalışma sahası bataklık. Neredeyse 16 saat çalışıyorsun. Çay saati yok, mola yok. Nefes almak yok. Tatil yok.” Burası, İstanbul’da yapımı süren üçüncü havalimanının şantiyesi.

Burası bir cehennem. Çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı, bu yılın şubat ayında bir açıklama yaptı: Şantiyede ölü sayısı öyle söylenildiği gibi 400 filan değildi, 27’ydi. Yalancılara bak! 400 değil, sadece 27… Başarıyı alkışlamayı bilmeyip bir de iftira atıyorlar!

MUTLULUĞUN FORMÜLÜ=SİYASET+SERMAYE+CAN

Neoliberal otoriter aklın mutluluk formülü basit: iktidar gücü, sermayedar sermayeyi koyar, vatansever işçi de alınteriyle canını; işçi başka ne verdi de almadı ilk ikisi? Formül, doğası gereği şiddet eşliğinde çalışır; Slavoj Zizek’in “nesnel şiddet” dediği şiddet. (Şiddet, Slavoj Zizek, çeviren Ahmet Ergenç, Encore yayınları.) Bir tarafın parasının artması için diğer tarafın lokmasının azalması gereken düzeneğin devamı için gerekli şiddet. O nedenle biz hükümeti, tahtakuruları ile beraber, ölüm, yaralanma ve hastalık koşulları altında yaşayan işçilerin yanında, şantiye patronlarının karşısında görmedik, patronların yanında ve işçilerin karşısında gördük. 554 gözaltı. Gözaltı, yani adli işlem, yani kriminalize etme, yani şeytanlaştırma işlemi. Dönemin hukuk çarkının bildiği tek hareket biçimi: Devletin şiddet tekeli adalet için değil kayırdığı sınıfın çıkarları için işler.

İNSAN YAKILABİLİR AMA HERKESE SÖYLENMEZ

Burası bir cehennem. İki yıl önce, 31 Ağustos 2016’da şantiyeye bir duyuru asıldı, “iki kişi arasında husumet” sonucu bir kişi öldürülmüştü. “Husumet” denilen şey, ırkçılıktı. Koğuş arkadaşını Kürt olduğu için yakmıştı biri.

“Aranızda zaman zaman anlaşmazlık ve kırgınlıklar olabilir” diyordu duyurunun sinirini gizleyip kendisine akil aile büyüğü süsü vermeye çalışan patron ağızlı kalemşörü. “Hepimiz bir aileyiz” diyor, devam ediyordu: “… sizden bir özel ricamız da içerdeki bir olayın 3 kişilere aktarılmasında da gerekli hassasiyeti göstermenizi rica ederiz.” Hepimiz aileyiz, ama “siz” hassasiyet gösterin. Siz, yani işçiler. Ne hassasiyeti? Üçüncü kişilere anlatmayın emri.

Öyle bir cehennem ki milliyetinden ötürü insan yakılması “aile içi” meseledir ve anormal değildir! Olur böyle şeyler. İnsanlar birbirini yakabilir ama bunu konuşmak, ne büyük ayıp! Bütün bunlar, “… dışarıda projemizle ilgili farklı algılar oluşturmaması” adına önemliydi.

PROJE İLE İLGİLİ ALGILAR

O acul, sinirli ve küstah duyurudaki üçüncü kişiler, kamuoyudur. Kamuoyunun bilmemesi gereken şeyler olduğunu işçilere ilan ediyorlar, bilirse ne olur? “… proje ile ilgili farklı algılar” ne demek?

Havalimanı projesi, ekonomik çarkları çevirmenin ana yolu olarak inşaatı seçmiş iktidarın gururu. Doğal olarak siyasal tartışma konusu. Tuhaf argümanlar eşliğinde: işte Gezi bu yüzden çıktı, 17-25 aralık bununla ilgiliydi, Almanlar kıskanıyor, İngilizler çatlıyor, Amerikalılar patlıyor, solcular baltalamak istiyor…

Müteahhit müteahhittir, işçi çalıştırırken “çalışma mevzuatı”na uymak zorundadır. Örneğin, işçilerin geçen gün polis ve jandarma kapılarını çalmadan, pardon kırmadan önce açıkladıkları taleplerin yarısı bile haklıysa, o sorunların olduğu bir iş yeri, bir şantiye, kapatılır. Projenin önemi siyasal otoritenin hukuksuzluğa karşı yapacaklarını değiştirmez. Fakat değiştiriyor. Niye? Projenin siyasal kararlaştırıcısıyla müteahhidi her konuda hemfikir: İşçi emeği, emeği neymiş, tüm varlığı sömürülmezse işin karlılığı yükselmez, sömürüyü yasal sınırlarda yapmak bile zarar demek. Tek yasak var: “aile içinde”, yani şantiyede olan bitenlerin, ölenlerin, yaralananların, hasta olanların, ölümü, yaralanmayı ve hastalığı davet eden koşulların dışa anlatılması, kamunun bilgilendirilmesi. Medyanın partileştirilmesinin sebebi de budur.

TALEPLER YENİ DEĞİL

Burası bir cehennem. Bu yılın başında, 27 işçinin can verdiğini öğrendiğimiz şubat ayında işçiler ile “şantiye” yetkilileri arasında görüşmeler oldu, işçilerin bazı talepleri vardı: Yemekler kötü. Odalarda tahtakurusu var. Tuvaletler kokuyor ve kirli. Küçücük yerde altı kişi kalıyor. O zaman “anlaşma sağlandı” denildi, orada “boş odalar tespit edilecek” diye bir madde vardı, yani öyle bir cehennem ki boş oda var ama yerini bilen yok!

 

Kabul edildi denildi ya edilmemiş ki talepler bugün yeniden sıralandı. Son talep listesinin içinde, “taleplerin basın karşısında okunması” da var. Yani üçüncü kişiler duysun, kamu alem bilsin halimiz hal değildir. “Kirvem hallarımı aynen böyle yaz” denilecek kimse kalmadı çünkü.

TAHTAKURUSU DÜZENİ

Duyulmayan ne? Sadece iş cinayetleri değil mesele, neler var:

Banyo, lavabo, tuvaletler pis, anlıyoruz ki. Temizlik imandan gelir ya demek ki imansızlığın bini bir para. Pardon, o insanlar içindi, bu işçiler için.

Tahtakurusu sorunu? Tahtakurusu? Kan emici bir böcek. Patrona ne işçinin kanından değil mi, alınterini emse haksız rekabet derdik, sadece kan emiyor. Biraz kaşınsınlar ne var?

KOMPLOSUZ OLUR MU HİÇ

İşçilerin “neden şimdi” yani havalimanının açılacağı 29 Ekim yaklaşıyorken maraza çıkardığını soran çok elbette. Sanki bardağın taştığı yer, bıçağın kemiğe dayandığı yer böyle takvimlerle belirlenirmiş gibi. Maaşı ödenmemiş, sağlık hizmeti yok, hijyen yok, servis hizmeti bozuk, serviste geçen zaman işe sayılmıyor, sağlık hizmeti istediğinde aşağılanıyor, berbat yemekler veriliyor. “Bu talepler medya önünde okunsun” talebi, bu komplocu aklı evvellerin özenle üstünden atladıkları yeri iyi gösteriyor. Siyasal yetkililer, ekonomik egemenler tek başına nesnel şiddet düzeneğini işletmez, ideolojik desteğe ihtiyaçları var, partili medya, adaletsiz hukuk, alkışçı kalabalık, gerekçe bulucu akıldaneler topluluğu her zaman gerekli formülü üretir: Bilmiyorsak, haberimiz olmamışsa sorun yok. Haberimiz olmuşsa, neden şimdi sorumuz hazır.

HİYERARŞİ ÜRETME MAKİNESİ

“Formen de bizimle beraber yesin” talebi de bu son formülle bağlantılı bir sigorta arayışı aslında: Bir adım önde olanın aldığı bir gıdım fazla, geride olanın aşağılanmasına bekçilik için yetiyor. Tahtakurusu ile birlikte yaşamak kadar utandırıcı. Mühendis değil, idari birim çalışanı değil, haşa patronlar hiç değil, hiç değilse “formen”in yediği kadar kaliteli yiyebilmek. Aynı şantiyede, yoksa gemi miydi o, bu kadar ayrımcılığı üretmek yürürlükteki şiddetin boyutlarını gösteriyor aslında.

Bir de “Azeri işçiler” var. “Bir millet iki devlet” olduğumuz Azeri kardeşlerimizden gelip şantiyede çalışmaya koyulanlar. Anlaşılan sloganlar, paylarına talep listesine girecek kadar ağır bir ayrımcılık düşmesine engel olamamış.

Havalimanının adı ne olacak? Abdülhamit isteyen var, Recep Tayyip Erdoğan öneren var, kardeşim Atatürk adı niye kalmıyor diye soran var. E başka bir isim daha mümkün, cehennem deyin olsun bitsin. Her boyutuyla işçiler için yaşasın cehennem der gibisiniz zaten.

Ali Duran Topuz – Gazete Duvar

Kredi kartı faizi yüzde 11 arttı

Dördüncü çeyrekte uygulanacak kredi kartı faizleri artırıldı. Yeni faiz oranları 1 Ekim itibariyle uygulanmaya başlanacak. Aylık akdi faiz 2,25, gecikme faizi 2,75’e çıkarıldı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, kredi kartı işlemlerinde 2018 yılı dördüncü çeyreğinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranının yüzde 2,25, aylık azami gecikme faiz oranının ise yüzde 2,75 olarak uygulanacağını açıkladı. Üçüncü çeyreğe göre kredi kartı faizleri yüzde 8-11 arasında değişen oranlarda arttı.

Merkez Bankası’nın konuyla ilgili yazılı açıklamasında şöyle denildi: “1 Ekim 2018 tarihinden geçerli olmak üzere, Türk lirası cinsinden kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı yüzde 2,25, aylık azami gecikme faiz oranı yüzde 2,75, yabancı para cinsinden kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı yüzde 1,80, aylık azami gecikme faiz oranı yüzde 2,30 olarak belirlenmiştir.

Bankalar, diğer ülkelerde olduğu gibi, kredi kartı faiz oranlarını bireysel kredi faizlerine göre daha yüksek belirlemektedir. Bu nedenle, kısa vadeli kredi gereksinimi olan kredi kartı sahiplerinin bu gereksinimlerini kredi kartları yerine tüketici kredileri yoluyla karşılamaları menfaatlerine olacaktır.”

Üçüncü çeyreğe göre kredi kartı faizleri yüzde 8-11 arasında değişen oranlarda artmış oldu.

Üçüncü çeyrekte, Türk Lirası cinsinden kredi kartı işlemlerinde uygulanan aylık azami akdi faiz oranı yüzde 2.02, aylık azami gecikme faiz oranı yüzde 2.52, yabancı para cinsinden kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranı yüzde 1.62, aylık azami gecikme faiz oranı yüzde 2.12 olarak belirlenmişti.

[Babil’den Sonra] Yeşil Gazete 10 yaşında

Dostlukları, arkadaşlıkları, beraberlikleri uzun yıllar sürdürebilmek her zaman pek de kolay olmuyor. Hayat çok hızlı. Hızlı yaşıyoruz, her şeyi hızla tüketiyoruz. Tüketirken de tükeniyoruz bir taraftan.

İlk konser, Haziran 1983

Yaşı yetişenler anımsayacaklardır. 1980’li yılların başları, 12 Eylül’ün kitlesel propagandasının etkisi altında kalan geniş kesimlerin dışında kalanlar için, bunaltıcı, alternatifsiz, zor günlerdi. Zor günleri (bugün de olduğu gibi) dostluklar, kitaplar ve müziklerle yaşanabilir kılmaya çalışıyorduk. Tam o günlerde, 1983 yılında bir kaset elden ele yayılmaya başlamıştı. Bana da ulaştı bir yerden. Kayıt çok kötüydü ama şarkılar üzerimize çöken karabasana rağmen bizlere, hayatın yaşamaya değer olduğunu söylüyordu; “Ölümden Önce Bir Hayat Vardır” diyordu. Bir konser kaydıydı. Dünyanın farklı coğrafyalarından, farklı dillerden, hayat temalı 19 folk şarkısının yer aldığı bir kasetti. Kısa sürede 12 Eylül’ün en has yer altı kayıtlarından birisi olarak vazgeçilmezimiz oldu.

Mozaik, 1983 yılı konser kaydının yer aldığı “Ölümden Önce Hayat Vardır” albümünün ardından 1985’te “Ardından”, 1988’de “Çook Alametler Belirdi”, 1990’da da “Plastik Aşk” albümlerini yayımladılar, konserler yaptılar. Sonra uzun süren bir sessizlik…

Yıllar boyu kafalarında taşıdıkları, yeniden bir araya gelme düşüncesi 2010-2013 yılları arasında gerçek oldu ve 2014 yılında ilk dört albümle birlikte, daha önce yayımlanmamış bestelerinin ve yorumlarının da yer aldığı 6 albümlük bir külliyatla ortaya çıktılar ve sevenlerini, özleyenlerini bahtiyar ettiler. Bununla da yetinmediler; 4 Ekim 2018 Perşembe akşamı Moda Kayıkhane sahnesinde, 35 yıl sonra bir kez daha, hepimize “Ölümden Önce Bir Hayat Vardır” diye seslenecekler, bugün de her şeye rağmen hayatın devam ettiğini, ölümden önce hayatın var olduğunu ve inatla yaşamaya devam etmemiz gerektiğini söyleyen şarkılarıyla sahnede olacaklar.

Dostlukları, arkadaşlıkları, beraberlikleri uzun yıllar sürdürmek pek de kolay olmuyor. Belki de (iyi müzik yapmaları dışında) sırf bu nedenle 35 yıllık bir Mozaik beraberliği çok daha değerli bir hale geliyor ve hepimizi heyecanlandırıyor, umutlandırıyor.

Açık Radyo da uzun erimli bir beraberliğin adresi benim için. 23 yıldan beri neredeyse her gün radyomla nefes alıp veriyorum. 2 yıldan bugüne de radyomdan sizlere seslenmeye, sevdiğim-sevemediğim şeyleri paylaşmaya çalışıyorum. Şarkılar dinliyoruz birlikte, muhabbet ederken, şarkılar dinlerken birlikte düşünüyoruz, birlikte nefes alıp veriyoruz.

Yeşil Gazete 10 yaşında!

Yeşil Gazete ekibinden bir grup, Yeşil Kamp, Ağustos 2018

Açık Radyo gibi kendimi mutlu ve huzurlu hissettiğim bir başka yer de Yeşil Gazete. Gazeteyi 2010 yılından başlayarak bir okur olarak takip ediyor, destek vermeye çalışıyorum. Yaklaşık 2 sene önce gazete kolektifine katıldım ve bugün yazarak da destek olmaya çalışıyorum.

Yeşil Gazete bu yıl 10. Yaşına bastı. Arkadaşlarla konuşuyorduk: “Bir 10. Yıl şenliği yapsak, bir konserle okuyucularımızla buluşsak…” O zaman benim aklımda bir grup vardı: Mozaik. Acaba bizim gazete için bir konser verebilirler miydi? Ayşe Tütüncü ile de konuşmuştum. Bir konser için bir araya gelmeye çalıştıklarını söylemişti. Geçen günlerde 4 Ekim konserinin haberini okumak birçoğunuz gibi beni de çok sevindirdi. Yeşil Gazete’nin 10. Yılı gibi bu konserde bende bir şenlik coşkusu uyandırdı. Umarım Mozaik bundan sonra da uzun yıllar, hayata, insana, doğaya ve gezegenin geleceğine dair umudumuzu diri tutan şarkılar yapmaya, söylemeye devam ederler.

Neden Yeşil Gazete veya vatandaş gazeteciliği?

Geçtiğimiz salı günü Yeşil Gazete gönüllülerinden Akgün İlhan, Açık Radyo’da hazırlayıp, sunduğu “Sudan Gelen” programında yine bir Yeşil Gazete gönüllüsü olan Büşra Akman’ı konuk etti. Ekoloji ve çevre sorunlarının ana akım medyalarda ne kadar yer bulduğunu veya daha doğru bir deyimle yer bulamadığını konuştular. Büşra Akman bitirme tezinde bu konuyu incelemiş. 35 gazeteyi araştırmasına dahil etmiş ve çıkan sonuç pek de iç açıcı değil. Günlük haberlerin sadece %1,4’ü ekoloji ve çevre haberlerini içeriyormuş.

Ekolojik meseleleri ve diğer toplumsal-yaşamsal sorunları öğrenebilmek, bilinmezlerin ayrımına varabilmek her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bu gibi günlerde  Açık Radyo’nun sesine ve Yeşil Gazete gibi gazetelerin varlığına duyulan ihtiyaç daha da artıyor. Bilinmezlikler içerisinde gerçeği görebilmek için hepimiz belki de bir kutup yıldızı arıyoruz.

Son yıllarda iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle vatandaş gazeteciliği denen bir kavram ortaya çıktı. Ana akımlar dışında bağımsız bir haber ağı oluştu. Hepimiz bu ağın bir parçası olabiliriz aslında. Ve bence bugün, ekolojik,ekonomik, siyasi ve sosyal yıkıma karşı alan gazeteciliği, haberciliği yapmak, gerçek ve doğru haberi kamuya ulaştırmak hepimiz için önemli bir sorumluluktur diye düşünüyorum.Belki de her birimiz birer kutup yıldızıyız; bir diğerimizin yolunu aydınlatan, gerçeğe ulaşmasına yardımcı olan birer kutup yıldızı…

Ana akım medyalar dışında bağımsız olarak çok çeşitli kulvarlarda yol alan birçok gazete var. Yeşil Gazete de bunlardan bir tanesi. Yeşil Gazete 2008 yılında Türkiye Yeşilleri ’nin içerisinden çıktı. Ekolojik vicdanı, sosyal adaleti, çevre adaletini, doğrudan demokrasiyi, katılımcılığı önceleyen; şiddeti, erkek egemen dili reddeden, doğayı merkeze alan, özgür yaşamı ve çeşitliliği savunan, kendisini yerel ve küresel vicdan ağının bir parçası olarak kabul eden yayın çizgisiyle bugün de yayın hayatına devam ediyor. Hepiniz Yeşil Gazete gönüllüsü olabilirsiniz, gazeteye haber yapabilir, yazılar yazabilirsiniz. Yeşil Gazete’ye www.yesilgazete.org adresinden ulaşmanız çok kolay.

Bu gece Yeşil Gazete’ye emek verenler mütevazı bir buluşmayla gazetemizin 10. Yılını kutlayacağız. Müzisyen arkadaşlarımız Muammer Ketencoğlu, Selim ve Kerim Altınok ve Ruşen Can Acet şarkılarıyla aramızda olacaklar.

Yeşil Gazete de tıpkı Mozaik gibi, Açık Radyo gibi kolektif bir çalışmanın ürünü. 10 yılda yüzlerce gönüllü ile yayın hayatını sürdürdü ve bu günlere kadar gelebildi. Bugün 15.00’de Açık Radyo (94.9) Babil’den Sonra programımda dinleteceğim şarkıları, geçen 10 yılda gazeteye emek veren bütün arkadaşlarım için çalmak istiyorum. Program Mozaik grubunun 1983 yılında yapılan ilk konser kaydından dinleteceğim şarkılarla başlayacak. Siya Siyabend, Mehmet Güreli, Jülide Özçelik ve Selim & Kerim Altınok şarkılarıyla devam edecek olan program Muammer Ketencoğlu’dan dinleteceğim şarkılarla sona erecek. Hepinizi radyolarınızın başına bekliyorum.

Yeşil Gazete’nin 10. yaşı kutlu; ömrü uzun olsun…

 

Ercüment Gürçay

[Kedi-Siz] Hayko Cepkin: Gönül dünyadaki tüm muhtaç canlılara koşmak istiyor

Bir İrlanda Atasözü diyor ki; “Kedilerden hoşlanmayan insanlardan uzak durun.” Oysa yazar da konukları da İrlandalı değil. Onlar sadece kedilere gönül vermişler. Tolga Öztorun her hafta kendi sevdiği kedicileri sizin için misafir ediyor.[Kedi-Siz] kedisiz yaşayamayanların toplanma noktası. Her cumartesi sizinle…

***

Tuhaf ama samimi olmasanız da onu düşününce hep mücevher gelir aklınıza. Mücevher dedikse öyle parlak filan değil, ama çok kıymetli bir taş gibi. Sert ve güzel…

Hani öyle oturup rakı içmişliğimiz yok ama nedense pek kıymetli doğru düzgün harika bir adam olduğunu biliyorum.

Daha çok önce engelli hayvanlar için yaptığımız bir projede poz vermişti. Sete nasıl özenle hazır gelmişti anlatamam. Farkında mısın? Projesi o dönem çok ses getirmişti. Engelli hayvanların o zaman da farkındaydı. Sanki bir iyilik meleği gibiydi.

Sonradan bir dolu evsiz hayvan için bir çiftlik açtığını duydum, tabi soracağım :)

Konu madem kediler, konuk madem şahane bir adam, o zaman çok keyifli olacağı kesin.

Çünkü o Hayko Cepkin

***

36 – Hayko Cepkin: Gönül dünyadaki tüm muhtaç canlılara koşmak istiyor

Tolga Öztorun: Ne zaman hayvanlar için yardım istesek hemen ulaşabiliyoruz. Abi sen nasıl bir adamsın, bu kadar yüce bir kalp, bu kadar iyilik nasıl tek bir beden de buluştu? Hele bir anlat bakalım bize iyi insan olmanın sırrı nereden geliyor.

Hayko Cepkin: Açıkçası insan olmanın rutinini yaşıyorum. Tüm bu rutine bu kadar farklıymış gibi, çok özelmiş gibi, acayip bir durummuş gibi insanlar nasıl ve neden böyle bakıyor ben de onu anlamıyorum.

Bugün cüzdanı düşmüş birine ‘cüzdanınız düşmüş’ diyip verildiğinde insanlar neden hayrete düşüyor, neden ‘sizin gibiler artık zor bulunuyor’ gibisinden överken yeren cümleleri kullanmak zorunda kalıyoruz.

Esas bu düştüğümüz, düşürüldüğümüz trajik hale acınası bakmak gerekiyor.

Tolga Öztorun: Kuşadası’na taşınmışsın. Harika bir çiftliğin varmış, bir dolu evsiz hayvana kalbini açmışsın. Biraz anlatır mısın?

Hayko Cepkin: Pek çok insan hayvanları sevdiğini söyler, iddia eder . Bu sadece bir sevgi değil. Biz onlar ile hayatı paylaşmayı kanaat getirdik. Gönül dünya çapında tüm masum muhtaç canlılara koşmayı istiyor, arzu ediyor.

Müdahil olamadığımız evrendeki her hüzün vicdanımızda her seferinde başka bir kara delik açıyor. Bu da nefreti tetikliyor. Biz de sadece filmlerde izlediğimiz ve sadece kendi bölgesini kurtaran kahramanlar gibi kendi etrafımızda ve uzanabildiğimiz minimum/maksimum alanlara elimizi kolumuzu uzatmaya çalışıyoruz.

Yani Gotham için uğraşan batman gibiyiz. Süpermen olmak imkânsız ve üzücü.

Tolga Öztorun: Çıkarılmaya çalışılan yeni hayvan koru-ma yasasına göre artık sokaklarda kedi istenmiyor. Evde bile bakabileceğimiz kedi sayısını yasa metre kare ile belirliyor. Kedisiz sokak olur mu?

Hayko Cepkin: Hayvanları kendi yaşam alanlarından kovup zaten kentleşme dediğimiz insanoğlu üretimi yaşam biçiminin suyunu çıkarttık. Zaten şehir hayvanı literatürüne tıkadığımız hayvanları bir de muhtemel telef sistemi ile yok etme hazırlığındalar. Vicdanımızı nasıl dinç tutabileceğiz bu hayatta inanın çözümünü bulamıyorum.

Tolga Öztorun: Teşekkür ediyorum, iyi ki varsın.

 

 

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)