Ana Sayfa Blog Sayfa 2040

3.5 yaşındaki torununu istismar eden adam, bir ay sonra gözaltında

3.5 yaşındaki torununa cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla hakkında soruşturma yürütülen Cafer Y., sosyal medyadaki tepkilerin ardından gözaltına alındı. Yaklaşık bir ay önce şikayette bulunulmasına rağmen hakkında işlem başlatılmaması üzerine sosyal medyada tepkiler büyümüştü. 

Davayı takip eden Feminist Avukatlar, soruşturmanın Bakırköy C. Savcılığı‘nda sürdüğünü belirterek dosyada etkili bir soruşturma yürütülmediğini söylemişlerdi.

Feminist Avukatlar sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Cafer Y’nin peşinden, günlerdir yollarını aşındırdığımız adliyeye geldik. Dosyada yeni bir şey olmamasına rağmen, aynı savcı tutuklamaya sevk kararı verdi!? #DayanışmaYaşatır demeye de #CaferYTutuklansın demeye de devam. Şu an Sulh Cezada CY’nin getirilmesini bekliyoruz” dedi. 

Cinsel istismar dosyasının etkili soruşturulması talebi ile failin tutuklanmasına yönelik çağrı yapan avukatların açıklamasına göre, aile 1 Haziran’da istismarı fark edip karakola giderek şikayetçi oldu. Anne ve bebeğin ifadesi alındı. dokuz gün sonra bebeğin kanaması olunca Cerrahpaşa’da Çocuk Cerrahisi, Adli Tıp ve Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi uzmanları muayene edildi, ‘kuvvetli istismar şüphesi’ raporuyla polise tekrar bildirim yapıldı. 

‘Anne ve teyzeyi de istismar etti’

Avukatların yaptığı açıklamada C.Y.’nin bebeğin annesi ve teyzesine küçük yaşlarından beri sistematik cinsel ve fiziki şiddet uyguladığı da belirtildi. Anneanne de tanık olarak ifade verince C.Y tutuklamaya sevk edildi. Ancak daha sonra serbest bırakıldı. 

Bebeğin taciz dosyasında ise karakola yazılan talimatın sonuçlarının takip edilmediği, failin ifadesinin 19 gündür dosya içinde olmadığı anlaşıldı. Dosyaya göre ne tanıklar dinlenmiş ne de Cerrahpaşa’dan rapor gelmiş.

Avukatlar eksik delillerin toplanmasını ve yasa dışı bağlantıları olan failin yurt dışına kaçma riski de bulunduğu için tutuklanması talep etmelerine rağmen, savcının kendilerini emniyete emniyetin ise savcıya yönlendirdiğini anlattı. Açıklamada, “Bu failin bir an önce tutuklanması gerekir! Dosyada 1 aydır şüphelinin ifadesi dahi yok! Buradan Bakırköy C. Başsavcılığı’na sesleniyoruz: Bu dosyada etkili soruşturma yürütülsün; İstanbul Sözleşmesi, Lanzarote Sözleşmesi, 6284 sayılı Kanun’un gerekleri yerine getirilsin” denildi.  

Van Gölü’nde hayatını kaybeden göçmen sayısı 11’e yükseldi

Van Gölü‘nde göçmenleri taşıyan bir teknenin batmasına ilişkin yürütülen arama çalışmalarında iki kişinin daha cansız bedenine ulaşıldı. Böylece hayatını kaybeden  göçmen sayısı 11’e yükselmiş oldu.

Tekne 27 Haziran tarihinde Gevaş ilçesine bağlı Altınsaç Mahallesi‘nde Van Gölü’ne açılmıştı. Teknede bulunan Sedat ve Medeni Akbaş’tan uzun süre haber alınamaması üzerine mahalle muhtarı güvenlik güçlerine kayıp ihbarında bulunmuş ve arama çalışmaları başlamıştı.

Havadan ve karadan arama faaliyetleri

Van Gölü yüzeyinde Jandarma, JAK, Emniyet Müdürlüğü, AFAD, UMKE ve sağlık ekipleri tarafından yürütülen çalışmaya Deniz Kuvvetleri de destek oluyor.

Çalışmada dört sonar ve dört ROW cihazıyla suyun altı taranırken diğer ekipler de havadan, karadan ve göl yüzeyinde arama faaliyetlerini sürdürüyor. Ancak batan teknenin izine hala rastlanmadı.

Dört kişi tutuklandı

Olumsuz hava koşulları nedeniyle suyun bulanık olmasının arama çalışmalarını olumsuz etkilediği, cihazların net görüntü alamadığı bildirildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yaptığı açıklamada konuyla ilgili 11 kişinin göçmen kaçakçılığı suçlamasıyla gözaltına alındığını duyurdu. Gözaltına alınan dört kişi hakkında ise tutuklama kararı verildi.

NY Times’dan Hasankeyf manşeti: Erdoğan’ın değişim hırsının kurbanı

ABD’nin en yüksek tirajlı gazetelerinden New York Times, bugünkü sayısının manşetine Hasankeyf ve Ilısu Barajı’nı taşıdı. Haberin başlığı:  ‘Refah’ için tarihi bir hazineyi batırmak.  

Gazetenin İstanbul Büro Şefi Carlotta Gall‘ın imzasıyla yayımlanan haberde “Bugün vadi sular altında ve 70 bin kişi yerinden oldu” ifadelerine yer verilirken, Hasankeyf’te yaşanlar, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın değişim hırsının kurbanları” olarak nitelendirildi.

Fotoğraflar: Mauricio Lima/New York Times.

 “Erdoğan’ın mega projesi” olarak nitelendirilen Ilısu Barajı’ndan gelen suların Hasankeyf’i ‘yutmaya’ başladığına da dikkat çekilen haberde, Gall, bölgede yaşayanların baraj yapımı konusunda fikrinin alınmadığını kaydetti; birçok arkeolog ve çevrecinin vadinin yok olmasına tepkili olduğunu aktardı. 

Haberde projeye karşı tepkili olanların Hasankeyf’i kurtarma çabasının “Erdoğan’ın artan otoriterliği karşısında yıkıldığı” ifade edildi.

Gazete bugün sosyal medya hesabından yayımladığı mesajında da “Yüreğimiz yanıyor” ifadesini kullandı. Yok edilen Hasankeyf’e ilişkin etkileyici fotoğrafların kullanıldığı haberde, bölgenin neolitik dönemlerden beri yaşadığı düşünülen arkeolojik bir yerleşim olduğuna dikkat çekilerek, “Ülkenin cumhurbaşkanı ekonomik kalkınma için yöreyi su altına bırakana kadar binlerce aile orada yaşıyordu” denildi. 

https://www.facebook.com/nytimes/posts/10152385291894999

Haberde yetkililerin emriyle birçok evin yıkıldığı aktarılırken, yerinden olanlar için yeni bir kasaba inşa edildiğini, ancak birçok kişinin bu evleri “sevimsiz” bulduğu belirtildi.

 

Okullarda uygulanacak koronavirüs önlemleri açıklandı

Sağlık Bakanlığı 31 Ağustos’ta açılacağı açıklanan okullarda yeni tip koronavirüs salgınına karşı alınması gereken önlemleri içeren bir rehber hazırladı.

Rehbere göre, okul binasının girişleri ve içerisinde uygun yerlere kurallar, sosyal mesafe, maske kullanımı, el temizliği ve öğrencilerin hangi koşullarda okula gelmemesi gerektiğini açıklayan bilgilendirme afişleri asılacak. Okul binası girişleri ve içerisinde uygun yerlerde el antiseptiği bulundurulacak. Alınacak diğer tedbirler ise şu şekilde sıralandı:

  • Covid-19’dan sorumlu bir okul yöneticisi görevlendirilecek.
  • Eğitim faaliyetine başlamadan önce okul binasının genel temizliği su ve
    deterjanla yapılacak.
  • Okullarda temassız ateş ölçer, maske, sıvı sabun ve el antiseptiği veya en az yüzde 70 alkol içeren kolonya bulundurulacak. Kullanılmış maskeler için kapaklı çöp kutuları temin edilecek.
  • Okullarda en az 4 metrekareye bir kişi düşecek şekilde personel ve öğrenci planlaması yapılacak, içeriye alınması gereken kişi sayısı buna göre düzenlenecek.
  • Sınıf, çalışma salonları, işlikler, yemekhane, kantin ve benzeri toplu kullanım alanları, kişiler arasındaki sosyal mesafe en az 1 metre olacak şekilde düzenlenecek. 

Veliler taahhütname imzalayacak

Covid-19 kapsamında alınacak önlemler okulun varsa web sayfasında yayımlanacak, okul açılmadan önce velilere e-okul, e-posta gibi iletişim kanallarıyla bilgilendirme yapılacak.

Okulların açılmasıyla velilere bilgilendirme formu ve taahhütname imzalatılacak. Taahhütnamede şu ibareler yer alacak:

Çocuğumun ateş, öksürük, burun akıntısı, solunum sıkıntısı, ishal şikayeti olması durumu ile aile içerisinde solunum yolu şikayetleri gelişen veya solunum yolu enfeksiyonu hikayesi ile hastane yatışı yapılan kişi varlığında ya da Covid-19 tanısı alan kişi bulunması durumunda çocuğumu kuruma getirmemem ve bu durumu okula bildirmem gerektiği konusunda bilgilendirildim. Yukarıda belirtilen durumlarda çocuğumu okula getirmeyeceğimi ve getirmeme sebebimi okul yönetimine bildirmeyi kabul ve taahhüt ederim.

Veliler öğrencileri okul dışında alıp bırakacak

  • Öğrencilerin bırakılması ve alınması sırasında personel ve veliler sosyal mesafe kurallarına uyacak, maske takacak.
  • Mümkünse her gün aynı velinin öğrenciyi alması ve bırakması, büyükanne, büyükbaba gibi 65 yaş üstü kişiler veya altta yatan hastalığı olanların öğrencileri bırakıp almaması sağlanacak.
  • Okula giriş/çıkış saatlerinde öğrenciler, veliler tarafından okul dışında teslim alınıp bırakılacak. 

Maske zorunlu

  • Okulda bulunan öğretmen, öğrenci ve diğer çalışanlar maske takacak, maskesi olmayanlar için bina girişinde maske bulundurulacak. Okulda bulunan kişilerin tümü kuralına uygun maske takacak, maske nemlendikçe ya da kirlendikçe değiştirilecek. Yeni maske takılırken ve sonrasında el antiseptiği kullanılacak.
  • Sınıflara, koridorlara, giriş ve çıkışa yakın alanlara el antiseptikleri yerleştirilecek. El antiseptiğini yutma riskine karşı küçük öğrenciler bunları kullanırken mutlaka denetlenecek.
  • Öğretmen, öğrenci ve diğer çalışanlar el hijyenini uygulayacak.
  • Lavaboların yakınına el yıkama adımlarını açıklayan posterler yerleştirilecek.
  • Okullarda sık dokunulan kapı kolları, merdiven korkulukları, elektrik düğmeleri gibi yüzeylerin temizliği ve dezenfeksiyonu sık sık yapılacak.

Toplu etkinlikler kısıtlanıyor

  • Okullara salgın döneminde mümkünse ziyaretçi kabul edilmeyecek.
  • Sınıf ve odalar pencereler açılarak düzenli şekilde sık sık havalandırılacak. Havalandırmada doğal havalandırma tercih edilecek. Klima olması durumunda ise Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan klima önlemlerine uyulacak.
  • Salgın döneminde zorunlu olmayan toplu etkinlikler yapılmayacak. Yapılması gerekli etkinliklerin açık alanda yapılması tercih edilecek. Etkinliklerde maske takılacak, sosyal mesafe kurallarına uyulacak.
  • Okullarda öğretmen, yönetici, personel toplantıları gibi idari toplantılar temastan kaçınmak amacıyla mümkün oldukça telekonferans yöntemiyle yapılacak.
  • Öğrenci ve personelin salgın döneminde ruh sağlığı, psikososyal destek ihtiyaçları için okullarda bulunan Psikolojik Danışma Rehberlik birimleri Sağlık Bakanlığının bu konudaki önerileri doğrultusunda hareket edecek. 

Oturma düzeni değişiyor

  • Rehbere göre, dersler sırasında öğretmen ile öğrenciler arasında en az 1 metre mesafe olacak şekilde oturma düzeni oluşturulacak ve maske takılacak. 
  • Sınıflarda oturma düzeni yüz yüze gelecek şekilde karşılıklı değil, çapraz oturma şeklinde olacak.  Temaslı takibi için sınıflarda aynı öğrencinin aynı yerde oturmaları sağlanacak.
  • Dersler mümkün olan en az kişi sayısı ile yapılacak, birkaç sınıfın bir araya gelmesi ile ortak yapılan derslerde oturma düzeni sosyal mesafe en az 1 metre olacak şekilde olacak.
  • Damlacık oluşturması nedeniyle sınıf içinde yüksek sesli aktiviteler yapılmayacak. Kitap, kalem gibi eğitim malzemeleri kişiye özel olacak, öğrenciler arası malzeme alışverişi yapılmayacak.

Sınıf değişikliği yapılmayacak

  • Öğrenciler gün boyu aynı sınıflarda ders görecek, sınıf değişikliği yapılmaması sağlanacak. Değişiklik zorunlu ise sınıfların her kullanım sonrası havalandırılıp temizlik ve dezenfeksiyonu yapılacak.
  • Öğrencilerin günlük grup etkinliklerinde hep aynı grup ile etkinliğin yapılması sağlanacak. Sanat, müzik, beden eğitimi gibi derslerde grupların birbirine karışması önlenecek. Öğrencilerin toplu halde bir arada bulunmalarını önlemek amacıyla ders araları, teneffüsler sınıflar sıraya konularak düzenlenecek.
  • Okullarda toplu olarak kullanılan koridorlar, kantin, spor salonu gibi yerlerin daha az sayıda kişiyle ve dönüşümlü olarak kullanılmasına dikkat edilecek.
  • Covid-19 vakası olması durumunda o sınıf, oda boşaltılacak, 24 saat süreyle havalandırılacak ve boş tutulması sağlanacak, temizliği yapılacak.

Kafeteryada Covid-19 önlemleri

Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulunca hazırlanan “Covid-19 Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberi”nde, okullardaki kantin, büfe ve benzeri yerlerde maske kullanımı, hijyen ve sosyal mesafenin korunması, buralarda tek kullanımlık bardak, tabak ve benzeri malzemelerin kullanılması istendi.

  • Rehbere göre, okul spor salonunda ve varsa havuzda maske kullanımı, hijyen ve sosyal mesafenin korunması ile ilgili tedbirlere uyulacak.
  • Kütüphanede maske kullanımı, el hijyeni ve sosyal mesafenin korunması ile ilgili tedbirlere riayet edilecek.
  • Kurum bünyesinde bulunması halinde kantin, büfe ve benzeri yerlerde maske kullanımı, hijyen ve sosyal mesafenin korunması ile ilgili tedbirlere uyulacak, buralarda tek kullanımlık bardak, tabak benzeri malzemeler kullanılacak.
  • Kurum bünyesinde varsa giysi, kitap ve kırtasiye malzemesinin satışının yapıldığı okul mağazasında hijyen ve sosyal mesafenin korunması ile ilgili tedbirlere uyulacak. Satışlar, mümkün olduğunca telefon ve internet üzerinden karşılanacak hale getirilecek.
  • Mağaza satışında temassız ödeme tercih edilecek veya temaslı ödemelerde her kullanım öncesi alkol bazlı el antiseptiği ile el hijyeni sağlandığından emin olunacak.

Yemekhane girişine el antiseptiği

  • Yemekhane girişlerine el antiseptiği konulacak ve öğrencilerin yemekten önce ve hemen sonra ellerini yıkaması sağlanacak.
  • Yemekhanede masalar ve sandalyeler arası mesafe en az 1 metre olacak şekilde düzenleme yapılacak.
  • Temaslı takibinin kolay yapılabilmesi için yemek saatleri gruplara göre belirlenecek ve mümkün ise aynı kişilerin aynı masada yemek yemeleri sağlanacak.
  • Çay içme molalarında da benzer kurallara dikkat edilecek.
  • Yemek öncesinde ve sonrasında ellerin bol su ve sabun ile en az 20 saniye boyunca yıkanması ve tek kullanımlık havlu ile ellerin kurulanması gibi kişisel hijyen kurallarının uygulanmasına imkan veren düzenlemeler yapılacak.

Açık büfe servisi yapılmayacak

  • Bardak ve tabak gibi ortak kullanılan eşyalar her kullanım sonrasında su ve deterjanla yıkanacak ve sonraki kullanımına kadar temiz bir ortamda saklanacak.
  • Baharat, kürdan, tuz ve benzeri malzemelerin tek kullanımlık olacak şekilde sunulması sağlanacak. Masalarda açıkta baharat, kürdan, tuz, ekmek bulundurulmayacak.
  • Yemekhane görevlileri, kişisel hijyen kurallarına uygun davranacak ve tıbbi maske takacak.
  • Masada yeme ve içme dışında maske takılacak, açık büfe yemek servisi yapılmayacak. Yiyecek hazırlamada kullanılan lavabolar başka hiçbir amaçla kullanılmayacak.
  • Yemekler okul bünyesinde hazırlanıyorsa Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan “COVID-19 Kapsamında Restoran, Lokanta, Kafe Pastane, Börekçi, Tatlıcı Ve İçerisinde Yeme-İçme Hizmeti Sunan İşletmelerde Alınması Gereken Önlemler”e uyulacak.

Okul taşıtlarında maske zorunluluğu

  • Okul taşıtları için servis şoförleri, işveren tarafından Covid-19 hakkında bilgilendirilecek.
  • Servis şoförleri, kişisel hijyen kurallarına uygun şekilde hareket edecek ve aracın içinde mutlaka tıbbi maske kullanacak.
  • Araç içine Covid-19 ile ilgili uyulması gereken kurallar görünür bir şekilde asılacak, şoför ve yolcuların bu kurallara uyması sağlanacak. Araçlarda giriş kapısının yanına el antiseptiği konulacak.
  • Servisle ulaşım sağlayan öğrenci, öğretmen ve çalışanların maske takması ve her gün aynı yere oturması sağlanacak.
  • Servislerde, Sağlık Bakanlığınca yayımlanan “COVID-19 Kapsamında Personel Servis Araçlarıyla İlgili Alınması Gereken Önlemler”e uyulacak.

Eşyalara sosyal mesafe

  • Covid-19 kapsamında yurt yatakhanelerinde kalacak öğrenci sayısı yeniden gözden geçirilecek ve mümkün olan en az öğrenci ile hizmet vermeye devam edilecek.
  • Mümkün olduğu sürece öğrencilerin oda değişikliğine izin verilmeyecek. Yatakhanelerde sosyal mesafenin korunmasını sağlayacak şekilde eşyaların düzenlenmesi yapılacak.
  • Yatakhane girişlerine el antiseptiği konulacak. Yatakhanelerde sosyal mesafe ve hijyen kuralları göz önünde bulundurulacak, yatak ya da ranzalar en az 1 metre aralıklarla yerleştirilecek.
  • Yatak ya da ranzaların yan yana olanlarının “bir baş bir ayak ucu” şeklinde konumlandırılacak, ranzada alt ve üst yatışlarda “bir baş bir ayak ucu” şeklinde düzenlenecek.
  • Yatakhaneler yeterli ve düzenli şekilde havalandırılacak, sık sık pencereler açılacak.

Duş yerlerinde sosyal mesafe

  • Odalarda kalan öğrenci sayısına göre yeterli sayıda tuvalet/banyo olanağı sağlanacak.
  • Duş yerleri ve tuvaletlerde sosyal mesafe kuralına dikkat edilecek. Duş bataryası, musluk, sabunluk ve benzeri elle kullanım yerine sensörlü olanların kullanımı teşvik edilecek.
  • Duş ve tuvaletler sık aralıklarla, mümkünse her kullanımdan sonra dezenfekte edilecek. Tuvalet ve lavabolarda su, sıvı sabun, tuvalet kağıdı, kağıt havlu ve çöp kutusu bulundurulacak. Duş, kabin ve tuvaletler kapı ve pencereleri açılarak sık havalandırılacak.
  • Öğrenci odalarında, aynı odada kalan öğrenciler dışında kişilerin bulunmasına izin verilmeyecek.
  • Yatakhanede gıda maddesi bulundurulmayacak ve tüketilmeyecek.
  • Özellikle eller ile sık dokunulan yüzeylerin (kapı ve dolap aydınlatma sistemleri gibi sık dokunulan düğmeler, telefon ahizesi, TV kumandası) ve ortak kullanım alanlarındaki tuvalet ve lavaboların temizliği günde en az iki kez yapılacak.

Okul mescitlerinde Covid-19 önlemleri

  • Okul mescitlerinde 4 metrekareye 1 kişi düşecek şekilde planlama yapılacak, girişinde el antiseptiği bulundurulacak.
  • Mescide girerken ve namaz esnasında maske takılmaya devam edilecek.
  • Abdest alırken ve namaz kılarken sosyal mesafeye (en az 1 metre) uyulacak.
  • Mescit içerisindeki Kur’an-ı Kerim dahil diğer kitaplar kilitli dolaplarda bulundurulacak, ortak kullanımı önlenecek. Ortak kullanımda olan tespih, takke, rahle kaldırılacak. Seccadeler ve tespihler kişiye özel olacak.
  • Mescit günde en az bir defa temizlenecek ve sık sık havalandırılacak.
  • Mescitte bulunan halılar su ve deterjanla temizlenecek, mescit ve abdest alınan yerlerin temizliğine dikkat edilecek.

Çoklu baro teklifi Komisyon’dan geçti

Barolara yönelik düzenlemeler içeren ve “çoklu baro”nun önünü açan “Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi“, TBMM Adalet Komisyonu‘nda kabul edildi.

AKP ve MHP milletvekillerinin imzasını taşıyan ve yine aynı partilerin milletvekillerinin oylarıyla kabul edilen 28 maddelik kanun teklifi, Avukatlık Kanunu‘nda köklü değişiklikler öngörüyor.

Birden fazla baro kurulabilecek

Teklife göre; avukat sayısı 5 binden fazla olan illerde asgari 2 bin avukatın imzasıyla yeni bir baro kurulabilecek. Bu Ankara, İstanbul ve İzmir‘de birden fazla baronun kurulabileceği anlamına geliyor.

Aynı ilde birden fazla baronun bulunması halinde aynı büroda birlikte çalışma ve avukatlık ortaklığı kurma için aynı baroya kayıtlı olma şartı aranmayacak.

Teklifle “avukatlık ortaklığı”, aynı ilde kurulu barolardan herhangi birine kayıtlı birden çok avukatın bu kanuna göre mesleklerini yürütmek için oluşturdukları tüzel kişilik olarak tanımlanacak.

Aynı ilde yeni bir baronun kurulması halinde barolar, tüzel kişilik kazanma tarihine göre o ilin adıyla numaralandırılacak. Mevcut barolar bir numaralı baro olacak.

Tüzel kişiliği sona eren baro tasfiye edilecek

Avukatların, avukatlık ile Türkiye Barolar Birliği (TBB) ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlar nedeniyle verilen bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararlarına temyiz yolu açılacak. Bu kapsamda ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları da temyiz edilebilecek.

Avukat sayısının 2 binin altına düşmesi halinde TBB, ilgili baroya yazılı bildirimde bulunacak. Altı ay içinde kuruluş için gerekli olan asgari avukat sayısı sağlanamazsa o baro tasfiye edilecek. Tasfiye işlemleri, son yönetim kurulu tarafından TBB’nin gözetim ve denetimi altında yapılacak. Tasfiye edilen baronun malları TBB’ye geçecek.

Tüzel kişiliği sona eren baroya kayıtlı avukatlar ve stajyerler, ilan tarihinden itibaren 15 gün içinde o ilde bir baro varsa o baroya, birden fazla baro varsa diledikleri baroya kaydolabilecek. Tüzel kişiliği sona eren baroların devam eden iş ve işlemleri bu baro tarafından yürütülecek.

Teklife karşı çıkan ve altı günden beri Meclis’in önünde protestolarını sürdüren baro başkanları, Komisyon’a katılmak istemiş ancak salgın gerekçesiyle buna izin verilmemişti.

Doğruları konuşmak ne zamandan beri ‘halkı paniğe sevk etmek’ oldu?

Mutlaka okumuşsunuzdur; geçen hafta içinde Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında bir internet sitesine yaptığı açıklamalar nedeniyle ‘halkı yanlış bilgilendirme ve paniğe yönlendirici açıklamalar’ nedeniyle soruşturma açıldı. Aynı zamanda Türk Tabipleri Birliği (TTB) Covid-19 İzleme Kurulu üyesi olan, saygın halk sağlığı akademisyeni Prof. Dr. Pala salgının ülkemizde başladığı andan itibaren kamuoyunu doğru ve güvenilir bilgilendirme için çaba harcayan az sayıdaki bilim insanlarından.  

Prof. Dr. Pala soruşturmaya konu olan internet sitesindeki röportajında yaşadığı kent Bursa’daki vaka ve ölüm sayıları üzerindeki şüphelerini ifade ediyor. Aslında bu kuşkular ülke çapında bugüne kadar başta TTB, Türk Toraks Derneği gibi çok sayıda meslek kuruluşu ve bilim insanı tarafından dile getirilmişti. Türk Toraks Derneği hem de yaklaşık üç ay önce, 19 Nisan’da yaptığı basın açıklamasında İstanbul ve Trabzon illerindeki ölüm sayılarını yıllara göre karşılaştırarak Covid-19 nedeniyle ölümlerin daha yüksek olabileceği konusunda şüphelerini kayda geçirmişti.  Yine pandeminin ülkemizi etkilemeye başladığı 11 Mart tarihinden bu yana özellikle mart ve nisan aylarında yapılan test sayısının yetersiz olduğu ve bu nedenle çok sayıda vakaya teşhis konulamadığı kamuoyu önünde birçok bilim insanı tarafından hep tartışıldı.

Prof. Kayıhan Pala.

Üstelik bu dönemde ülkemizde Dünya Sağlık Örgütü’nün ısrarlı önerisine karşın; PCR testi negatif ama klinik bulguları Covid-19 ile uyumlu çok sayıda vakanın kayıtlara Covid-19 olarak işlenmediği biliniyor. İşte bunları salgının başlangıcından bugüne dile getiriyor Prof. Dr. Pala.  Ayrıca bunları kamuoyu ile sadece Kayıhan Pala da paylaşmıyor. TTB Covid-19 İzleme Kurulu’nun diğer üyeleri ve çeşitli medya organlarında görüşlerini açıklayan çok sayıda bilim insanı ile halk sağlığı uzmanları da benzer düşüncelerini, 1 Haziran sonrası başta artan günlük vaka sayıları olmak üzere, yaşananların nedenleri ve sonuçlarını bilimsel dayanaklarıyla ortaya koyuyor. 

Bakanlık uzmanları da uyarıyor: Virüs toplumda dolaşıyor

Halk sağlığında temel bir yaklaşım vardır: Toplumu tehdit eden bir tehlikeye karşı toplumun desteğini sağlamanız, her şeyden önce topluma içinde olduğu tehlike hakkında doğru ve açık bilgi vermeniz gerekir. Ülke çapında pandemiye karşı alınmış hemen hemen tüm önlemleri kaldırırsanız bu toplum tarafından tehlikenin ortadan kalktığı anlamında yorumlanır. Oysa bizzat Sağlık Bakanlığı uzmanları SARS-CoV-2 virüsünün toplum içinde dolaşmaya devam ettiğini; bulaşma tehlikesinin sürdürdüğünü ifade ediyor.

Bu nedenle maske kullanımı, fiziksel mesafeye dikkat etme, sık el yıkama gibi basit ama yaşam kurtarıcı önlemleri sürdürmek önemli. Ancak 1 Haziran tarihindeki erken ve aşırı açılım toplumun bu basit önlemleri bile uygulamamasına yol açtı. Sonuç olarak gelinen nokta da kolluk kuvvetlerinin baskısı ve 900 TL’lik ceza korkutmacası ile maske kullanımı sağlanmaya çalışılıyor. 1 Haziran öncesi 800’lerin altına kadar düşen günlük vaka sayısı bugün artık ortalama 1300’lere yakın… Aktif vaka sayımız ise 22 000’lerden aşağı bir türlü düşmedi.

Sağlık Bakanlığı yetkilileri herkesin maske kullanımı, fizik mesafe gibi önlemlere dikkat etmesi sağlanabilirse iki hafta sonra ancak günlük vaka sayısının binin altına düşebileceğini ifade ediyor. Yine bakanlığın açıklamaları bazı kentlerimiz için tehlikenin daha da büyük olduğunu gösteriyor. Bu kentlerde günlük vaka sayılarında, hastane ve yoğun bakım ünitelerine yatışlar diğer kentlerimizden daha fazla… Bizzat Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı raporlara göre son 14 gün içindeki yeni vaka sayımız 100 000 kişi başına İstanbul’da 39.9, Doğu Marmara’da 26.3, Batı Anadolu’da 34.9, Ege Bölgesi’nde 12.5, Türkiye genelinde ise 23.5.  Kentler düzeyinde bakınca bu rakam 100 000 kişi başına Gaziantep 49, Diyarbakır 47.6, Konya’da ise 43.6 düzeyinde. Avrupa Birliği ülkelerinin günlük yeni vaka ortalaması ise 100 000 kişi başına 16 kişi civarında… AB’nin bir ülkeye seyahat yasaklarını kaldırması için günlük yeni vaka sayısının 100 000 de 20’nin altına düşmesi gerekiyor.

Bilim insanlarına soruşturma değil, daha fazla kulak vermeli

İşte içine düştüğümüz bu durum, bilim insanlarını endişelendiriyor. Önümüzdeki tablo hiçbir halk sağlığı ve epidemiyoloji uzmanının olumlu olarak yorumlayabileceği bir tablo değil. Kayıhan Pala da bir halk sağlığı akademisyeni ve TTB Covid-19 İzleme Kurulu üyesi olarak pandeminin başlangıcından bugüne bu bilimsel gerçekleri, her bilim insanının topluma karşı olması gereken sorumluluğu gereği dile getirmiştir. Topluma doğru bilgileri zamanında tüm açıklığı ile anlatmak her halk sağlıkçının temel görevidir, bu salgından da kurtulabilmemizin anahtarıdır ve Pala bu görevi yerine getirmiştir.

Bugün Prof. Dr. Pala hakkında açılan soruşturma aslında bilime ve bilim insanının bilimsel gerçekleri toplumla paylaşma sorumluluğuna karşı açılmış bir soruşturmadır. Eğer bir an önce bu pandeminin etkilerinden kurtulmak ve yeni normal yaşama dönmek istiyorsak, bırakın soruşturma açmasına göz yummayı bilim insanlarına, özellikle de bu salgın açısından halk sağlığı ve epidemiyoloji uzmanlarına toplumun daha çok kulak vermesi gerekir… 

Yoksa gittikçe kronikleşen bugünkü tablonun içinde çırpınır, kalırız. 

Tsunami raporu: İstanbul’da 17 ilçe tehlike altında

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) işbirliği ile hazırlanan “İstanbul Tsunami Bilgi Kitapçıkları” çalışması tamamlandı.

Çalışmayla, İstanbul’un tsunamiden etkilenecek tüm ilçeleri için ayrı ayrı raporlar hazırlandı, olası kayıpları en aza indirmeyi sağlayacak önlemler belirlendi. Çalışmada tahliye haritaları da yer alıyor.

Deprem tehdidi altındaki İstanbul’da, olası tsunami senaryoları ve eylem planları üzerine çalışma; Adalar, Avcılar, Bakırköy, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Fatih, Kadıköy, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Silivri, Tuzla, Üsküdar ve Zeytinburnu olmak üzere İstanbul’un denize doğrudan kıyısı olan ve tsunamiden belirgin şekilde etkileneceği öngörülen 17 ilçe için gerçekleştirildi.

İlçeler nasıl etkilenecek?

Raporda, Marmara Denizi’ne doğrudan kıyısı olan bütün ilçelerde değişken ama önemli boyutlarda tsunami etkisinin beklendiği belirtiliyor.

  • Adalar’da binden fazla yapı tsunamiden etkilenecek. İlçe genelinde maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 12.3 metreye ulaştığı hesaplandı.
  • Avcılar’da maksimum su basma derinliği 5.2 metreye ulaşabilmekte; yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 780 metreye ulaşıyor.
  • Bakırköy’de su basma mesafesi, dere yatağı boyunca yaklaşık bin 200 metreye ulaşıyor. İlçede maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 6.41 metreye ulaştığı hesaplandı.

Beşiktaş’ta denizden 200 metre içeriye ulaşıyor

  • Beşiktaş’ta su basma mesafesi denizden yaklaşık 200 metreye ulaşıyor.
  • Beylikdüzü’nde maksimum su basma derinliği noktasal olarak 5.11 metreye ulaşıyor. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 350 metreye ulaşıyor.
  • Beyoğlu’nda karadaki maksimum su basma derinliği, noktasal olarak 3.04 metreye ulaşıyor. 170’den fazla yapının tsunamiden etkileneceği öngörülüyor.

Büyükçekmece’de 1400 yapı baskından etkilenecek

  • Büyükçekmece’de maksimum su basma derinliği, noktasal olarak 8.59 metreye ulaşacak; 1400 yapı tsunami baskınından etkilenecek.
  • Fatih’te su basma derinliğinin noktasal olarak 7.02 metreye ulaştığı; yatayda ise su basma mesafesinin yaklaşık 650 metreye ulaştığı tespit edildi.
  • Kadıköy’de noktasal olarak su basma derinliğinin 7.79 metreye ulaştığı hesaplanmıştır. Yatayda ise su basma mesafesi dere yatakları boyunca yaklaşık bin metreye ulaşmaktadır.
  • Kartal’da maksimum su basma derinliğinin 5.84 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 300 metreye ulaşıyor.
  • Küçükçekmece’de maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 5.38 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık bin 230 metreye ulaşıyor.
  • Maltepe’de maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 7.96 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 670 metreye ulaşıyor. Maltepe Orhan Gazi Şehir Parkı tamamen sular altında kalmaktadır.
  • Pendik’te maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 5.71 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 400 metreye ulaşıyor.

Silivri’de bin 500’den fazla yapı etkilenecek

  • Silivri’de maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 7.89 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 2.000 metreye ulaşıyor. 1.500’den fazla yapı tsunamiye maruz kalacak.
  • Tuzla’da maksimum su basma derinliği, noktasal 6.34 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 600 metreye ulaşıyor.
  • Üsküdar’da maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 3.37 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 365 metreye ulaşıyor.
  • Zeytinburnu’nda maksimum su basma derinliğinin noktasal olarak 5.95 metreye ulaştığı hesaplandı. Yatayda ise su basma mesafesi yaklaşık 470 metreye ulaşıyor.

Hollanda cinsiyeti kimliklerden kaldırıyor

Hollanda Eğitim, Kültür ve Bilim Bakanı Ingrid van Engelshoven, parlamentoya yazdığı mektupta, 2024 itibarıyla cinsiyet bilgisinin kimliklerden kalkacağını bildirdi.

Bununla birlikte Avrupa Birliği (AB) düzenlemeleri çerçevesinde bu kategori pasaportlardaki yerini koruyacak.

‘Gereksiz cinsiyet kaydını sınırlandırıyoruz’

Ülkede LGBTİ+ hakları için mücadele veren örgütler uzun zamandır cinsiyet bilgisinin kimliklerden kalkmasını talep ediyor. Van Engelshoven, yeni düzenlemeyle ilgili olarak ülkede kendini ikili cinsiyet rejiminin dışında tanımlayan insanlar olduğunu, ancak “üçüncü kategoride” olmak için mahkemelere başvurmak zorunda kaldıklarını söyledi.

Bakan mektubunda söz konusu uygulamada Hollanda’nın ilk olmayacağını, Almanya’da da kimliklerde cinsiyet ibaresinin bulunmadığını kaydetti.

Yeni düzenlemeyle “mümkün olan her yerde gereksiz cinsiyet kaydını sınırlamayı” amaçladıklarını dile getiren van Engelshoven mektubunda, “İnsanlar kimliklerini kendileri oluşturmalı ve tam bir özgürlük ve güvenlik içinde yaşamalı” ifadelerine yer verdi.

Van’da sel felaketinde iki kişi ağır yaralandı

Van‘ın İpekyolu ilçesinde 5 Temmuz Pazar günü öğle saatlerinde etkili olan sağanak yağış sele neden oldu. Selden dolayı iki kişi ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılırken çok sayıda kümes ve küçükbaş hayvan da hayatını kaybetti.

Van Büyükşehir Belediyesi ile İpekyolu ve Tuşba itfaiye grup amirliği personelinin müdahale ettiği bölgede hasar tespit çalışmaları devam ediyor.

TMMOB: Afet Müsteşarlığı kurulsun

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Van Şubesi olay sonrasında bir açıklama yaparak “2020 yılı içerisinde çığ, deprem, sel gibi doğal afetleri üst üste yaşadık. Bugün etkili olan sağanak yağış nedeniyle; Bostaniçi Mahallesi, Şafak Mahallesi ve Başkale’ye bağlı köylerimizde yine sel baskınları yaşandı” dedi. 

Açıklamada “kısa süreli sağanak yağışlarda bile karşılaştığımız sel baskınları, afet konusunda yetersiz kaldığımızın ispatıdır” denildi. Daha sonra yaşanacak felaketlerin önlenmesi adına Afet Müsteşarlığı kurularak u yeni yapılanmaya araştırma- geliştirme, uygulama ve koordinasyon görevleri verilmesinin yararlı olacağı belirtildi.

Geleceğin hayaletleri ile oyun olmaz

İstanbul Havalimanı‘nin üçüncü pisti 20 Haziran’da törenle hizmete açıldı. 2019 yılında bu havalimanını kullanan yolcu sayısı Atatürk Havalimanı‘nı 2018 yılında kullanan yolcu sayısının bile altında kalmıştı, THY‘nin bütün kalkışları buraya alındığı halde.

Pandemi koşullarında, Mayıs ayında ise bu havalimanını kullanan yolcu sayısının yüzde doksandokuzdan fazla düştüğü görülüyor. Normalleşme koşulları içinde ise, iyimser tahminlerle kullanıcı sayısının geçen yılın yarısını bulamayacağı konuşuluyor. 

Yolcu garantisi verilmiş olduğu için, konsorsiyumun zararını devlet ödüyor, anlaşma koşullarına göre. Aynı yeni yapılan köprülerdeki, araç tünelindeki gibi. Buna karşılık havalimanı için tahsis edilen arazinin Atatürk Havalimanı’nın altı misli olduğu ve asıl gelirin burada kurulacak yeni yerleşim alanı üzerinden sağlanacağı tahmin ediliyor. Benzer şekilde, köprülerden sonra yeni yerleşim alanları yaratmak için akla gelen Kanal İstanbul Projesi‘nin çevresindeki arazinin de bir bölümünün imar planları Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanmış…  Bunlar büyük bir bütünün içinden göze çarpan yalnızca bir kaç örnek.

Pandemi hiç şüphesiz beklenmedik etkiler yarattı. Ancak büyümeci gelişme modeli kendi kendisini yeniden üreten bir yapı. Sanki her şey eskiye dönmeye çalışıyor. Şehir kaynakları üzerinden gerçekleşen büyüme modeli, koşulları dikte ediyor. Kriz küresel olarak bastırılmak zorunda. Bir tür “geleceğin kolonileştirilmesi” söz konusu, Antony Giddens’in dediği gibi (1). 

Henüz olmadığı için yokmuş gibi yapılan: İstanbul depremi

Bu küresel durum bizi insan-merkezci dünyanın sürekliliğine ve sorunların üstesinden gelebileceğine inanmaya zorluyor. İktidarın bunlarla başa çıkamayacağını düşünmek bile ürkütücü. Hastalıklar, şiddet, yoksulluk, felaketler, savaşlar artsa bile geri dönüş yok. 

Ancak elbette ki bizi dürten, dürtmekle de kalmayan hayatımızı alt üst etmeye çalışan bilmediğimiz, belirsiz olan bir şeyler var. 

Bunlar geleceğin, “henüz olmayan”ın hayaletleri.  Kapitalizm geçmişin, “artık olmayan”ın hayaletlerini ehlileştirdi. Ama geleceğin hayaletlerini ehlileştirmekte zorlanacağa benziyor. Sorunların üstesinden geleceğine inandırmaya çalıştığı kadar, kendi sonunun dünyanın sonu olacağını kabul ettirmeye çalışıyor. Bu şekilde pandemi şimdiden, gelecekten sanki geçmişe doğru itiliyor.

Bu durum bana Mark Fisher‘in geçmişin yani “artık olmayan”ın hayaletleri gibi, “henüz olmayan”ın da bir hayalete dönüştüğünü söylemesini hatırlatıyor (2). Örneğin gelecekte gerçekleşmesi muhtemel değil, kesin olan İstanbul Depremi: O belki şehirdeki yüzbinlerce insanın beton altında ezilmesine yol açacak, aynı zamanda şu anda ne pahasına olursa olsun asla ödün verilmeyen gayrımenkul yatırımlarının önemli bir bölümünü bir anda değersiz hale getirecek olan tuhaf bir hayalet. 

Henüz olmadığı için varlığı da yokmuş gibi yapılan.

Tıpkı “artık olmayan” gibi, “henüz olmayan” da bir hayalete dönüşüyor. Böylece her zaman yapıldığı gibi artık olmayan (geçmiş) ile henüz olmayan (gelecek) arasında bir fark kalmıyor.

Fisher’in söylediği gibi günümüzün hayaletleri arasında yalnızca geçmişten izler, “artık olmayanlar” değil, gerçekleşmemiş olanlar, henüz var olmayanlar var.  Ancak şu farkla: Henüz var olmayanların hayaletleri geçmişin hayaletleri gibi ehlileştirilmiş değiller. Bunların, yani “henüz olmayan”ların hem hayalet, hem de hayalet olmama ihtimalleri var. “Henüz olmayanlar” olarak ehlileştirilemeyecek kadar vahşiler. Onlar yalnızca travmatik bir geçmişin hayaletleri olarak değil, olanlar olarak dünyamıza dahil olabiliyorlar. Pandemiler,  ekonomik çöküşler, savaşlar, depremler, küresel felaketler… Geçmişin hayaletleri nasıl dünyayı yıkımlara, soykırımlara, savaşlara götürmeden varlıklarını gösteremedilerse, geleceğin hayaletleri de dünyayı felaketlere götürmeden varlıklarını gösteremiyorlar.

Mark Fisher.

“Artık olmayan”ın varlığı ya da izleri olarak kapitalizmin içinde yeni vücutlar buldular. Onların travmatik yoklukları sayesinde hayaletler var olmadıkları, ölmüş oldukları için muhafazaya alınmış ve ehlileştirilmişlerdi. Kimlikler, ulusdevletler kapitalizmin bastırdığı, yok ettiği geçmişti. Günümüzün egemenleri, otokratları ise bu alışkanlıkla ne buldularsa onları hayaletlere dönüştürmeye giriştiler. İlk bakışta çevresel koşullar üzerinde tam bir hakimiyet kurulmuş gibi gözüküyordu.  Üstanlatılar devlet aklını oluşturan eylemsellikler içinde ruhani bir işleve sahiptiler. Bürokratik alandaki güçleriyle bu hayaletlere meydan okuyorlardı. Ancak neoliberalizm onları da “artık olmayan”ın hayaletleri olarak yeni kimliklerine kavuşturdu.

Burada üstanlatılar hem geçmişin, artık olmayanın hayaletleri ile hem geleceğin henüz olmayanın hayaletleri arasında bir yerde duruyorlar. Geleceğin hayaletleri insanın özne olmadığını ispatlamak üzere fırsat kolluyorlar.

Henüz olmayanın hayaleti

Bu yazının da düğüm noktası burada: Üstanlatılar, insanı özne olduğuna inandıran bilimsel pratikler, devlet gücünü kullanan bir imtiyazlı toplumsal tabakaların anlatılarına, yani inançlara benzediler. Sorgulanmadıkları, her seferinde yeniden üretilmedikleri ya da canlı olarak hayatta kalmadıkları için hayaletlere dönüştüler. Sorun şu: Üstanlatılar iktidardan nasıl ayrışabilir? Onunla örtüşmekten, neyin doğru veya neyin yanlış olduğunu iktidar üzerinden söylemekten vazgeçebilirler?

Sorun üstanlatıları yeniden üreten sermaye sahibi sınıfların neoliberal koşullarda kendi kamu yararlarını temsil eden bir sınıfa dönüşme eğiliminde olmalarında olabilir. Üstanlatıları üretenlerin seküler olmayan bir sınıfa (ruhban sınıfı) dönüşmeleri gerçeklikle temasın rahatsız edici ve bastırılması gereken bir dürtüye dönüştürüyor. Tıpkı deprem, iklim krizi, pandemiler gibi. Onların iktidar üzerinden konuşmaları ne yaptıklarını görmelerini engelliyor. Üstanlatıları anlatıya çeviriyor. Böylece üstanlatılar ehlileştirilmiş geçmişteki gibi kimlik temsiline dönüşüyor. Ne söyledikleri değil, ne yaptıkları öne çıkıyor. İstanbul’un Çevre Düzeni Planları‘nda olduğu gibi 500 uzmanın bir üniversite kuracak kadar bir bütçeyle hazırladıkları çalışmalar bir kenara atılıyor. Hayaletlere hayaletlerle karşı çıkılamıyor. Hayaletlere karşı tek çare bilginin sınırsız ve sonuçsuz bir şekilde gerçeklikle temas arayışında olması, tıpkı küresel planda pandemi koşullarında sağlıkbilimcilerin yaptıkları gibi.  Mesele üstanlatıların kendi mantıklarını, ağlaşma ilişkilerini koruyacak yetkinliğe sahip olması, iktidardan ayrışması.   

Neoliberalizm üstanlatıların üzerine bir çizik attı.  Ama aynı zamanda nesneleştirdiklerinin tekrar eyleyenler olarak insanın dünyasına girmelerine yol açtı. Bu hakimiyet biçimi henüz olmayanın varlığını belirsizleştirdi. Bu nedenle riskler adı verilen şeylerin hem hayalet olma hali, hem de olmama hali aynı anda gerçekleşti.

Benden söylemesi: 

Henüz olmayanın hayaletleri ile oyun olmaz. Hem hayalet, hem gerçeklik olarak karşımıza çıkabilirler. Bir gün bir beton parçası gibi başımıza düşebilirler. Onların ne yapacakları belli olmaz. Cin gibi çarparlar!

*

  1. Antony Giddens, Modernite ve Bireysel Kimlik. Ümit Tatlıcan (Çev). Say Yayınları, Ankara 2010
  2. Mark Fisher’den aktaran Koray Kırmızısakal, İstikrarlı Nostalji Kapitalist Gerçekçiliktir.