Ana Sayfa Blog Sayfa 2039

Batman Belediye Eşbaşkanı ve Meclis üyeleri gözaltına alındı

Batman Belediyesi’nin Meclis Toplantısı’na katılmaları engellenen Batman Belediyesi Eşbaşkanı Songül Korkmaz, HDP İl Eşbaşkanı Ömer Kulplu ve yedi Meclis Üyesi gözaltına alındı.

Meclis toplantıları koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle bir süredir erteleniyordu. Toplantıların yeniden düzenlenmeye başlayınca Temmuz ayı Meclis Toplantısı’na görevden alınan Batman Belediyesi Eşbaşkanı Songül Korkmaz ve Meclis üyelerinin de bulunduğu bir grup katılmak istedi.

Tutanak tutulmadı

Mezopotamya Ajansı’nın (MA) haberine göre, binaya girişleri engellenen HDP’li meclis üyelerinin, engellemeyle ilgili tutanak tutulması ve meclis toplantısının yapılmayacağına ilişkin belge talepleri de yerine getirilmedi. Bunun üzerine belediye binasına girmeye çalışan meclis üyeleri gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında Batman Belediyesi Eşbaşkanı Songül Korkmaz, meclis üyeleri Şükran Çelebi, Gizem Oğurlu, İlkay Alagöz, Şehriban Aydın, Ayşe Önal, Recep Yargı, Şirin Şen ile HDP Batman İl Eşbaşkanı Ömer Kulplu’nun olduğu öğrenildi.

Meclis üyelerinden Salih Çetinkaya, seçilmiş meclis üyeleri olduklarını hatırlatarak, “Belediyede bizim telefonlarımız var, toplantının olmayacağına dair bir bilgilendirme de yapılmadı. Biz ise belge istedik, bunu da getirmediler ve arkadaşlarımız belediye girmek istediği için gözaltına alındı” dedi.

Alpler’de pembeleşen kar, buzulları daha hızlı eritiyor

G20 ülkeleri salgın sırasında temiz enerjilerden çok fosil yakıtlara yardım etti

Aralarında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya gibi büyük ulusların da bulunduğu hükümetler koronavirüs salgını sırasında temiz enerji sektöründen daha çok fosil yakıt sektörüne yardımda bulundu.

14 araştırma grubu tarafından hazırlanan raporda dünyanın en büyük 20 ekonomisi mercek altına alındı. Climate Home News’te yer alan araştırmaların bulguları G20 ülkelerinin kamu parasını fosil yakıt endüstrisine harcadığını ortaya koyuyor.

‘Eşsiz bir fırsatı kaçırdık’

Sürdürülebilir Enerji Kaynakları liderlerinden Ivetta Gerasimchuk yaptığı açıklamada “(Koronavirüs salgını) hükümetin fonlarını, sübvansiyonlarını ve kredilerini geleceğimizi yeniden şekillendirmek için kullanması için eşsiz bir fırsattı” dedi.

G20 ülkeleri koronavirüsün neden olduğu ekonomik sıkıntıları aşmak için trilyonlarca dolar yardımda bulunma taahhütlerinde bulunuyor.

Stockholm Çevre Enstitüsü tarafından organize edilen bir yayında konuşan Gerasimchuk, “Ancak, genel eğilim şu ki…Fosil yakıtlara temiz enerjiden daha fazla para gidiyor” dedi.  Bu durumun salgın öncesinde de böyle olduğunu belirten araştırmacı, koronavirüs krizinin bu eğilimi artırdığını söyledi.

Türkiye de listenin siyah tarafında

Çalışmanın sonuçları 15 Temmuz’da Energy Policy Racker’ın internet sitesinde yayınlanacak. Ancak ön sonuçlara göre 1 Temmuz itibariyle fosile daha fazla para ayıran ülkeler şu şekilde: ABD, Rusya, Avustralya, Kanada, Fransa, Endonezya, Suudi Arabistan, Güney Kore ve Türkiye.

Temiz enerji yatırımlarının fosile kıyasla daha fazla olduğu ülkeler arasında ise Çin, Hindistan, Japonya, Almanya, Birleşik Krallık ve Brezilya yer aldı.

Geri kalan G20 ülkesi beş ülkede ise (Avrupa Birliği, İtalya, Meksiko, Arjantin ve Güney Afrika) ya data eksikliği vardı ya da destek seviyelerini ayrıştırmak mümkün olmadı.

Yeşilin farklı tonları

Gerasimchuk yaptığı açıklamada yeşilin birçok tonu olduğunu da belirtti. Mesela, bataryalı araçları desteklemek petrol ve dizelden geçişi yansıttığı için iklim için iyi olarak değerlendirilebiliyor. Ancak elektrik kömür yerine yenilenebilir enerjiden elde edilmediği takdirde bu durum geçerliliğini yitiriyor. 

Yapılan açıklamada Temiz enerjiye daha fazla yatırım yaptığı söylenen Çin’in ise aslında değerlerinin çok ortada olduğu ancak kıl payı bir farkla temiz enerjinin ağır bastığı belirtildi.

Araştırmayı yürüten kurumlar

Çalışmanın arka planındaki 14 kurum ise şu şekilde listelendi: International Institute for Sustainable Development (IISD), Institute for Global Environmental Strategies (IGES), Oil Change International (OCI), Overseas Development Institute (ODI), Stockholm Environment Institute (SEI),  Columbia University, Forum Ökologisch-Soziale Marktwirtschaft (FÖS), Fundación Ambiente y Recursos Naturales (FARN), Instituto de Estudos Socioeconômicos (INESC), Institute for Climate Economics (I4CE), Instituto Tecnológico Autónomo de México (ITAM), LegambienteREN21 ve The Australia Institute (TAI).

Doğaseverlerden çağrı: Yaşasın Kuşlar!

Çevre savunucusu örgütler ve doğaseverler, Merkez Av Komisyonu’nun 8 Temmuz’da gerçekleşecek olan toplantısı öncesinde bir araya gelerek Change.org‘da #YasasinKuslar etiketiyle kampanya başlattı.

Kampanya sayfasında ayrıca “Nesli Tehlikede Altındaki Kuş Türlerinin Avı Neden Yasaklanmalı?” başlıklı rapora yer verildi.

‘Üveyik ve elmabaş patka avı yasaklansın’

28 kurum ve 100 bine yakın doğa severin katıldığı kampanyada, korunacak kuş türlerini ve av sezonu boyunca avı yasaklanacak olan türleri açıklayacak olan Komsiyon’a, nesli tehlikede olan kuş türlerinin avlanmaması için çağrı yapıldı.

Çağrıda, üveyik ve elmabaş patkanın avını tamamen yasaklanması ve nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan hiçbir kuş türünün avına izin verilmemesi talep edildi. Metinde söz konusu türlerin azalma oranlarına da yer verildi:

Türkiye’deki nesli tehlike altındaki kuş terlerinden üveyik nüfusu geçtiğimiz 40 senede yüzde 78, elmabaş patka nüfusu ise geçtiğimiz 20 yılda yüzde 50 azaldı. Her iki tür de Dünya Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) Kırmızı Liste verilerine göre nesli dünya ölçeğinde tehlike altında olan canlılar arasında bulunuyor.

‘Tek bir türün yok olması dünyamızın yok olması demek’

Metinde ayrıca Covid-19 salgınının, doğanın döngülerinin zarar görmemesinin tüm canlıların yaşamı için ne denli önemli olduğunu gösterdiği belirtildi:

Kuşlar, yalnızca görsel ve işitsel olarak bulundukları ortamları güzelleştirmekle kalmıyor, doğadaki birçok döngünün sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlıyor. Bu yüzden bir kuş türünün yok olması doğamızın yok olması anlamına geliyor.

Kampanyada adı geçen imzacı kurumların listesi şu şekilde: AKFOD, Alakır Nehri Kardeşliği, Antalya Dostları Derneği, Artvin Borçka Karagöl Çevre Koruma ve Dayanışma Derneği, Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Cahide Derneği, Çiğdemim Derneği, Çoruh Vadisi Borçkalılar Derneği, Doğa Derneği, Doğaya Dönüş Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, HAYTAP, Hayvanlar İçin Projeler Derneği (HİPDER), İstanbul Artvin STK Platformu, Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi, Kızılkaya Yenidünya Derneği, KİHAYKO, Kuzey Ormanları Savunması, MAGMA Dergisi, Mezopotamya Ekoloji Hareketi, MUÇEP, Orhanlı Köyü Kültür Doğa Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, Orman Melekleri, Simurg Kuş Yuvası Derneği, Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD), TTKD, Turgutlu Doğa Kültür ve Yaşam Derneği, Van ÇEV-DER, WWF-Türkiye.

Dünyanın en yaşlı kedisi Rubble, 31 yaşında öldü

İngiltere‘de yaşayan ve dünyanın en yaşlı kedisi kabul edilen 31 yaşındaki Rubble’ın hayata veda ettiği duyuruldu. 

Mirror‘un aktardığına göre, Rubble henüz çok küçükken, İngiltere’nin Devon kontluğuna bağlı Exeter kentinde yaşayan Michelle Heritage‘a 20’nci yaşgününde hediye edildi. 5 Mayıs 1988 tarihinde doğan Maine Coon cinsi Rubble, o günden beri sahibinden hiç ayrılmadı. 31 yaşına girdiğinde dünyanın en yaşlı kedisi unvanını elde eden Rubble’nin insan yaşıyla karşılaştırıldığında, yaklaşık 150 yıllık bir ömür sürdüğü hesaplanıyor. 

Rubble, Ocak 2020 itibariyle Guinness Rekorlar Kitabı tarafından  dünyanın en yaşlı yaşayan kedisi ünvanını almıştı. 

‘Sağlık sorunu yoktu’

31 yılını Rubble’la geçiren Heritage, en yakın arkadaşı olarak nitelediği kedinin sağlık sorunu olmadığını, yaşlılık nedeniyle öldüğünü anlattı. Tarif edilemez bir üzüntü yaşadığını ve kedisiyle mutlu bir 31 yıl geçirdiği için şükran duyduğunu söyleyen Heritage, kedisini uzun yıllar boyunca iyi bir şekilde büyüttüğü için vicdanının rahat olduğunu da kaydetti.

Bugüne dek en uzun süre yaşayan kedi unvanı, 38 yıl 3 günlükken hayatını kaybeden Creme Puff isimli kediye ait. ABD’nin Teksas eyaletinde 3 Ağustos 1967’de doğan kedi, 6 Ağustos 2005’te ölmüştü. 

 

Ayasofya için bir çağrı da Kremlin’den: Dünya için önemini göz önünde bulundurun

Ayasofya‘nın camiye dönüştürülmesi girişimiyle ilgili bir çağrı da Rusya‘dan geldi. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov, bunun ‘Türkiye’nin iç meselesi olduğunu’ belirtmekle birlikte bir karar alırken Türkiye hükümetinin Ayasofya’nın önemini; dünya mirası statüsünü göz önünde bulunduracağını umduklarını’ söyledi.

Peskov’dan hemen önce de Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin ‘Ankara’nın yapının tüm dünya için önemini göz önünde bulundurmasını umduklarını’ dile getirmişti. Eş zamanlı olarak, Rus Ortodoks Kilisesi ve Moskova Patrikanesi’nden de “Ayasofya ibadethaneye dönüştürülmemeli” çağrısı yapılmıştı.

Fener Rum Patriği Barthalemous da Ayasofya’nın evrensel niteliğinin korunmasını istemiş, ABD ve Yunanistan‘dan da müzeyi camiye çevirme girişimlerine tepki gelmişti. 

Rus Ortodoks Kilisesi: Derin endişe duyuyoruz 

Sputnik‘in aktardığına göre, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill  altıncı yüzyılda Kurtarıcı İsa onuruna inşa edilen Ayasofya’nın tüm Ortodoks âlemi için büyük anlam taşıdığını kaydetti. Kirill, “Burası Rus Kilisesi için de özel değere sahip. Ayasofya’nın eşiğinden giren büyük Vladimir knyazlığının elçileri, yapının ihtişamı karşısında büyülendi. Onların hikayelerini duyan Aziz Vladimir, vaftiz oldu ve Rusları vaftiz etti, ardından Rusya yeni bir manevi ve tarihsel boyuta yani Hıristiyan uygarlığına adım attı” dedi. Patrik, yapının camiye çevrilmesi girişimlerinden derin endişe duyduklarını bildirdi. 

Moskova Patrikhanesi: İstanbul’da cami eksiği yok

Moskova Patrikanesi’nin Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Metropolit Hilarion da, Ankara’ya, Ayasofya’ yı camiye dönüştürmeme çağrısı yaptı. ‘İstanbul’da cami eksikliği olmadığını’ söyleyen Hilarion şunları söyledi:  “Çok kutuplu, çok dinli bir dünyada yaşıyoruz, bu nedenle inananların duygularına saygıyla yaklaşılmalı. Şu durumda Türkiye’nin Müslüman ağırlıklı bir nüfusa sahip olduğu anlaşılabilir bir şey fakat İstanbul’u çok iyi biliyorum, cami sıkıntısı yok. Ayasofya’nın hemen yanında Sultanahmet Camii var ve orası faaliyet gösteriyor. Oraya gidilebilir, neden özellikle de şimdi Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesi ihtiyacı duyulduğunu anlamıyoruz.” 

‘Sadece Türkiye’nin içişleri meselesi değil’

Hilarion’a göre, Osmanlı’nın İstanbul’u fethettikten sonra Ayasofya’nın camiye dönüştürüldüğü döneme geri dönülmemeli. Hilarion, “Bu konunun Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu siyasi durumdan, ülkenin devlet başkanının Ayasofa’nın camiye dönüştürülmesini isteyenlerin tarafında olmasından kaynaklı olduğu aşikar. Ancak günümüz koşullarında böyle bir adım inanç özgürlüğünün kabul edilemez bir ihlali” dedi.

Hilarion, açıklamalarını şöyle sonlandırdı: “Bu ayrıca birçok Türk yetkilinin belirttiği gibi sadece Türkiye’nin içişleri meselesi değil. Ayasofya tüm Hristiyanlar için, dünya için önem taşıyan bir yapı ve son dönemde bu konu üzerinden dönen tartışmaları büyük üzüntüyle karşılıyoruz.”

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da daha önce konuyla ilgili “Bu sıra dışı anıtın statüsüne ilişkin tüm kararların dengeli olmasını, bu sorunun inananlar için yüksek hassasiyeti, bilinen dinler arası bağlamı ve UNESCO Dünya Mirası anıtlarının yönetimi alanında mevcut uluslararası yasal düzenlemelerin dikkate alınmasını bekliyoruz” açıklamasında bulunmuştu.

 

Western filmlerinin ünlü bestecesi Ennio Morricone hayata veda etti

Özellikle Western film müziklerine yaptığı ikonik müzikler ile hafızalara kazınan Oscar ödüllü Ennio Morricone 91 yaşında hayata veda etti. Moorino, Bir Zamanlar Amerika’da, İyi, Kötü, Çirkin ve Birkaç Dolar İçin gibi kült filmlerin müziklerini bestelemişti.

İtalyan haber ajansı ANSA, Morricone’un birkaç gün önce kalça kemiğini kırdığını ve kaldırıldığı hastanede pazar gecesi hayatını kaybettiğini bildirdi.

Ennio Morricone kimdir?

1928 doğumlu İtalyan besteci Ennio Morricone, müzik serüvenine doğduğu şehir olan Roma’da başladı. Annesinin Morricone’un müziğe olan yeteneğini keşfetmesiyle Roma Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitimine başladı. Ünlü besteci, okulunu dereceyle bitirdi.

Morricone, adını dünyaya İtalyan yönetmen Sergio Leone’nin “Dolar” üçlemesine yaptığı müziklerle duyurdu. Clint Eastwood, Eli Wallach ve Lee Van Cleef’in başrolünü üstlendiği İyi, Kötü ve Çirkin (The Good, the Bad and the Ugly) filmi için bestelediği müzikler ise halen tüm zamanların en iyi, en ilham verici ve orijinal yapıtlarından biri olarak gösteriliyor.

Birçok kez Oscar’a aday gösterildi

Ünlü bestecinin çalışmaları, elektronika, rock, avant-garde caz gibi oldukça geniş bir yelpazenin içinde yer alıyor. Bunların az bir kısmı Western tarzında olmasına rağmen en çok bu eserleriyle ün kazanmıştır.

Quentin Tarantino gibi günümüz yönetmenleri de, Morricone’un geçmiş çalışmalarına filmlerinde yer vermeye devam ediyor. Morricone, 2007 yılında Onursal Oscar Ödülü’ne layık görülmüştü. Birçok kez Oscar’a aday gösterilen Morricone, 2016 yılında Tarantino’nun The Hateful Eight filmine yaptığı müziklerle En İyi Film Müziği dalında Oscar kazanmıştı.

TTB’den Hendek açıklaması: İş cinayeti ‘geliyorum’ dedi

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve TTB İşçi Sağlığı İşyeri Hekimliği Kolu, Sakarya Hendek’teki Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda geçen Cuma günü meydana gelen patlamayla ilgili açıklama yaptı.

Açıklamada, patlamanın fabrikada son 11 yılda meydana gelen yedinci kaza olduğuna dikkat çekildi ve hükümetin, patlamalardan sonra fabrikada yapılması gereken denetlemelerin yapılıp yapılmadığını kamuoyuna açıklaması gerektiği belirtildi. Açıklamada ayrıca işletmenin işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilgilerinin kamuoyu ile paylaşılması istendi.

‘Soma, Ermenek, Kozlu gibi…’

Patlama sonucu çevreye yayılan zehirli gazların çevreyi kirleterek, toplum sağlığını da tehlikeye attığına dikkat çekilen açıklamada, Hendek’te yaşananın önceki iş cinayetlerinden farkı olmadığı belirtildi:

Bu patlama da Soma, Ermenek, Kozlu gibi “geliyorum” diyen iş cinayetidir. İşçileri koruyamayan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çıktığından bu yana, artık iş cinayetleri toplu katliamlara dönüşmüştür. Bu yasaya bağlı çıkartılan yönetmeliklerin uygulanıp uygulanmadığı bile denetlenmemektedir.

‘6331 sayılı yasa işçileri korumuyor’

Açıklamada şirketin, işletmede yaşanan altı patlama sonrası yapılması gereken denetimleri ve bu patlamalarla ilgili aldığı ceza ve uyarıları kamuoyuna açıklaması talep edildi:

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çıkarıldıktan sonra iş cinayetleri artarak devam etmektedir. Bu yasanın, işçilerin sağlığı ve güvenliği öncelenerek çıkartılmadığı ortaya çıkmıştır.

Bu yasa sermayenin çıkarları ve güvenliği öncelenerek çıkartılmıştır. İşletmelerin, TTB, TMMOB gibi meslek örgütlerinin ve sendikaların denetlemesine olanak tanınmamıştır. İktidarın bugüne kadar gelen politikasıyla işçi, toplum ve çevre sağlığını tehdit eden kazaların azalması mümkün değildir.

‘Fabrika patronu dururken ustabaşı…’

Açıklamada, işletmenin işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili bilgileri kamuoyuyla paylaşılması talep edildi:

  • Bu işletmede, işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı var mıdır? Ne tür çalışmalar yapmışlardır?
  • İşçilerin sağlık gözetimleri yapılmakta mıdır?
  • Çalışan işçilerin hangi risklerle karşı karşıya olduğu tespit edilip işçiler eğitilip, uyarılmışlar mıdır?
  • Daha önceki kazalardan dolayı nasıl sağlık ve güvenlik tedbirleri alınmıştır?

  • Havai fişek üretiminde kullanılan kimyasal maddelerin yaratacağı tehlikeler değerlendirilmiş midir?
  • Üretilen malzemelerin depolanması için nasıl bir planlama yapılmıştır?
  • Üretilen malzemenin depolandığı yerler için, kazaların önlenebilmesi açısından, ne tür tedbirler planlanmıştır?

Açıklamanın son kısmında ise asıl sorumlular hakkında herhangi bir işlem yapılmayıp fabrika sorumlu müdürü ile iki ustabaşının gözaltına alınmasının endişe verici olduğu kaydedildi:

Yasalar Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası işvereninin, bu katliamda birinci dereceden sorumlu olduğunu belirtmesine rağmen, bu katliamda başka sorumlular bulunup yargılanacağı kaygılarını da birlikte getirmektedir. Şimdiden fabrika patronu dururken, fabrika sorumlu müdürü ve iki ustabaşının gözaltına alınması bu kaygıları artırmaktadır.

Araştırma: Sıcaklık dalgalarının sayısı ve yoğunluğu son 70 yılda arttı

Yeni yapılan bir araştırmaya göre sıcak hava dalgaları 1950’lerden bu yana hem uzunluk hem de sıklık olarak arttı. Ancak bu artış gezegenin bütün bölümlerinde aynı şekilde yaşanmıyor.

Çalışmaya göre Amazon, Brezilya’nın kuzey doğusu, batı Asya ve Akdeniz bölgesinde son 70 yıl içerisinde gezegenin diğer kısımlarına göre daha fazla artış gözlemlendi. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise artış yaşanmadı.

Ortalama yoğunlukta artış yok

Nature Communications’da yayınlanan araştırma sıcak dalgalarına ilişkin gezegenin tümünde artış eğilimi göstermeyen tek göstergenin ise ortalama yoğunluk olduğunu gösteriyor.

Ortalama yoğunluk sezon boyunca görülen bütün sıcak hava dalgalarında ölçümlenen ortalama sıcaklığı tarif ediyor. Ortalama yoğunluk yalnızca Avustralya’nın güneyi, Afrika’nın belirli bölümleri ve Güney Amerika’da yükseldi.

Fotoğraf: AA

Kümülatif yoğunluk artıyor

Ancak araştırma aynı zamanda kümülatif sıcaklık olarak da bilinen kümülatif yoğunluğu da inceledi. Bu değer ise her bir sıcak dalgasının başlangıcında ortalama eşiğin ne kadar üstünde sıcaklık yaşandığını tarif ediyor.

Buna göre kümülatif yoğunluk miktarı 70 yıl boyunca gezegenin tümünde artış gösterdi. Her on yılda bir 1C ile 4.5C arasında artış yaşanırken Orta Doğu, Afrika ve Güney Amerika’nın bazı bölgelerinde artış miktarı 10C’ye ulaştı. 

Sebebi küresel ısıtma

Çalışmanın baş yazarlarından biri olan Avustralya Araştırma Konseyi İklim Aşırılılıkları Araştırma Merkezi’nden Sarah Perkins-Kirkpatrick Guardian’a yaptığı açıklamada bu durumun küresel ısıtmanın bir sonucu olduğunu söyledi.

Perkins-Kirkpatrick “Tanık olduğumuz sıcaklık dalgalarındaki bölgelere göre dramatik değişim ve bu olayların sayısındaki hızlı artış, küresel ısıtmanın bizimle birlikte olduğunun ve hızlandığının kesin göstergeleri” dedi.

Politikacıların bu konuda eyleme geçmeleri gerektiğini belirten araştırmacı “Hareketsizlik zamanı bitti” ifadelerini kullandı.

TÜBİTAK’ın yayımladığı çocuk kitabını Aile Bakanlığı ‘muzır’ buldu, kitap poşete giriyor

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, TÜBİTAK’ın yayımladığı, Anna Milbourne’un “Bebekler Nereden Gelir”  adlı çocuk kitabını kitabını ‘muzır’ buldu. Kitaba yönelik bu sansürle birlikte eser poşette ve 18 yaşından büyüklere satılabilecek.

Beykoz 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararla ‘muzır nitelikte’ olduğu öne sürülen kitapta, çocukların nasıl olduğu “Pipkin” adlı penguen üzerinden anlatılıyor, Kitabın tanıtım yazısında, “Pipkin aklına hep çok büyük sorular takılan çok küçük bir penguen. Bu kez, bebeklerin nereden geldiğini merak ediyor. Keşif yolculuğunda Pipkin’e eşlik edin ve sevimli mi sevimli hayvan yavrularıyla tanışın” deniliyor.

‘Küçüklere zararlıdır’ damgası vurulacak

Mahkeme kararında, kitapta yer alan bazı yazıların 18 yaşından küçüklerin “maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğu” belirtildi. Kitabın, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu’nunda yer alan kısıtlama hükümlerine tabi tutulacağı, söz konusu kanun hükümlerine göre; ‘küçüklere zararlıdır’ damgası vurulacağı kaydedildi.

Yasaya göre ‘muzır’ kabul edilen kitaplar “… ancak 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyen zarf veya poşet içinde” satılabiliyor. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ile “Küçüklere zararlıdır” ibaresinden başka hiçbir yazı ve resim bulunamıyor.

Yasaya göre ‘muzır’ ilan eserler;

  • Açık sergilerde ve seyyar bayiler tarafından satılamıyor.
  • Dükkanlarda, camekanlarda ve benzeri yerlerde teşhir edilemiyor.
  • Gazeteler, mecmualar, duvar ve el ilanları, radyo ve TV ile veya diğer suretlerle ilan edilemiyor, satışı için reklam ve propaganda yapılamıyor.
  • Para karşılığı veya parasız, küçüklere gösterilemiyor, hiçbir şekilde okullara sokulamıyor.