Ana Sayfa Blog Sayfa 1714

‘Beyaz milliyetçilik bize iklim acil durumunu getirdi, şimdi, önümüzdeki en büyük engel bu!

Eric Holthaus‘un Phoenix‘te yayınlanan bu yazısı Özdeş Özbay tarafından Açık Radyo için çevrilmiştir.

*

Nefret dolu insanların ülkemizin en kutsal yerlerinin merkezine yürüdüğünü bu hafta hepimiz dehşet içinde izledik.

Bu kışkırtıcı hareket, kendiliğinden oluşmuş bir güvenlik boşluğu ya da mağlup bir Başkanın can çekişmesi değildi. Bu, ortak geleceğimize karşı gerçekleştirilmiş hesaplı-kitaplı bir saldırıydı.

2020, tarihte kaydedilen en sıcak yıldı. Amerika Birleşik Devletleri anakarasının her bir santimetre karesi normalden daha sıcaktı. Ülkemiz ve halkımız bir iklim acil durumunda. Beyaz milliyetçiler bu gerçekliği kavramakla kalmıyor, bağırlarına da basıyorlar.

Irkçılık temelli iklim aciliyeti

Bu ülke, doğaya karşı değil onunla birlikte yaşayan beyaz olmayan halkların sömürülmesi ve yok edilmesi üzerine kuruldu. Geride bıraktığımız beş yüz yıl boyunca, bu ırkçılık temelli iklim aciliyetini tırmandırmaya devam etti.

İklim eylemine karşı muhalefetin ırkçı kökenlerini kabul etmezsek, dünya kaosa doğru yuvarlanmaya devam edecek. Şu an durum kötü. Ama her şey çok çok daha kötüye gidecek.

Sorun, Donald Trump‘ın kendisi değil; hatta Başkan Yardımcısı’nı, Kongre üyelerini kaçırıp onları kamuoyunun gözü önünde infaz etmek amacıyla ABD Kongre Binası‘nı işgal eden birkaç yüz isyancı da değil. Son birkaç günde yaşananlar ne kadar dehşet verici olursa olsun, beyaz milliyetçilik sorunu, bunu itiraf edebilen herhangi birinin düşünebileceğinden dahi büyük ve yaygın bir sorun.

İklim aktivistlerinin Harvard’lı siyaset bilimci Erica Chenoweth’un araştırmalarından bildiği gibi, aktif olarak protestolara katılan nüfusun yalnızca yüzde 3,5’i tarihin akışını değiştirmek için yeterli. Şiddet içermeyen devrimler tarihsel olarak şiddet içeren devrimlere oranla iki kat daha fazla başarılı olsa da, açıkçası şiddetli devrimler de başarılı olabilir.

Bu haftaki olaylar – 11 Eylül’den bu yana ülkemize yapılan en ciddi saldırı ve 1812 savaşından bu yana ülkemizin başkentine yapılan en kötü saldırı – ne kadar şoke edici olsa da, YouGov tarafından hızlıca yapılan bir ankete göre, Cumhuriyetçilerin yüzde 45’i dahil olmak üzere kayıtlı seçmenlerin yüzde 20’den fazlası tarafından onaylanıyor. Bu, iklim eylemlerini zorla engellemek ve gezegeni yaşanmaz hale getirmek için fazlasıyla yeterli bir insan sayısı.

Çok açık söyleyeceğim: Beyaz milliyetçilik gezegen için bir tehdittir.

Beyaz milliyetçilik gezegen için bir tehdit

Trumpizm ve “Büyük Yalancılık” siyasetinin yükselişi – iklim inkârcılığı, maske karşıtlığı, komplo kurguculuğu- beyaz üstünlüğünden kaynaklanıyor. Bu aslında “Bu dünya bana ait, sana değil” yalanından kaynaklanıyor. Paris Anlaşması’na muhalefetten kaynaklanıyor. Bu, beyaz olmayan insanları sistematik olarak aşağılayan ve iklim mültecilerinin ülkeye girmesini engelleyen Önce Amerika doktrinlerinden de kaynaklanıyor.

Donald Trump’ın yapacağını söylediği ne varsa, yıllardır göğsünü yumruklayıp böbürlendiği– medyadaki birçoklarının, Trump’ın Kongre’deki kankalarının ve daha birçoklarının görmezden geldiği ya da hafife aldığı– ne varsa şimdi semeresini vermekte. Washington DC’deki bütün o kaosun ortasında, üstelik tam da aynı günde, Trump Yönetimi, çevreye on yıllardır hazırlığı yapılmakta olan bir saldırı gerçekleştirdi: fosil yakıt endüstrisinin ve iklim inkârcılarının nice zamandır hayalini kurdukları bir saldırıydı bu: Alaska’nın Arktik Ulusal Yaban Yaşamı Koruma Alanı’nda petrol ve doğalgaz arama ruhsatları için açık artırmayla ihaleye çıkıldı.

Bu hafta, anaokula giden çocuklarıma anlattığım gibi, ırkçılık hırsızlıktır. Irkçılık insan hayatlarını çalar, mal-mülkü çalar, haysiyet ve kişiliği çalar. Ve çalmak kötüdür. Beyaz üstünlükçüler beyaz oldukları için değil, çaldıkları için kötüdürler. Ve Amerikan beyaz milliyetçiliğinin amacı, bu ülkeyi ve ortak geleceğimizi kendileri için çalmaktır.

Beyaz Ev’in içinde beyaz milliyetçiliği

Son yıllarda, bakıyoruz, beyaz milliyetçiler kitlesel silahlı saldırılara girişmeden önce eko-faşizmi giderek daha fazla sahiplenmişler. Neo-naziler, insanları örgütlemek için iklim aciliyetini kullanıyor. Beyaz üstünlüğü, Doğa’nın kendisine üstünlük sağlamak demektir.

Sarah Smarsh’ın yıllardır yazdığı gibi, beyaz milliyetçiliği kırsalın, geri kafalı köylülerin hareketi filan değildir. Beyazların üstünlüğü, yönetim kurullarının toplantı salonlarında mevcuttur. Beyazların devlet okullarından kaçışında mevcuttur. Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinde mevcuttur. Fosil yakıt endüstrisinde mevcuttur. Beyaz Ev’in içindedir beyaz milliyetçiliği.

Ve daha da önemlisi, geçen yaz George Floyd‘un öldürülmesinden sonra iklim bilimci Ayana Elizabeth Johnson’ın yazdığı gibi, ırkçılık iklim değişikliğiyle mücadeleden zaman çalar.

https://twitter.com/jddelaney/status/1347180527657373700

Dr. Johnson, gazetede serbest-kürsü köşesinde yayınlanan yazısında Toni Morrison’dan bir alıntı yapıyordu: “Irkçılığın son derece ciddi işlevi … dikkat dağıtmaktır. Sizi işinizi yapmaktan alıkoyar. Var olma nedeninizi tekrar tekrar açıklamaya zorlar sizi. ”

Salı günkü açık hedef de tastamam buydu işte: Sadece Kongre’nin Joe Biden ve Kamala Harris’in ülkenin bir sonraki liderleri olarak onaylanmasını engellemekten ibaret değildi amaçları: asıl amaç, Biden ile Harris’in herkes için ekonomik, sosyal, ırksal adaleti ve iklim adaletini geliştirme hedeflerini gerçekleştirmelerini engellemekti.

Beyaz üstünlükçülüğü, doğal sınırları olan bir gezegende kaynakları istiflemek için var. Ve Trump Yönetiminin, görev süresi içinde yürüttüğü iklim politikası tastamam buydu işte. Sosyolog Daniel Aldana Cohen’in eko-apartheid dediği şeydi: Yani, fosil yakıt endüstrisini –ve onun yarattığı devasa ırksal eşitsizliği– her ne pahasına olursa olsun korumak için büyük bir kavgaya girişmek. Dikilen Kaya’da (Standing Rock) yerli halktan oluşan su savunucularının üstüne polis köpekleri ve tazyikli suyla girişilen saldırıların ardında olan da buydu.

https://twitter.com/amywestervelt/status/1346942229613432833

Bu dünyanın vizyonu gerçekten karanlık ve bu vizyon on yıllardır da hareket halinde: Şu anda, dünyanın dört bir yanında 80 milyon mülteci var ve bu sayı, acil iklim eylemi olmaksızın yüz milyonlara ulaşabilir. İklim aciliyetinin oluşmasına en az katkıda bulunmuş olan insanlar, onun etkilerinin en ağır yükünü çekiyorlar ve bu, kasten böyle tasarlanmış.

Brian Kahn’ın yazdığı gibi, iklim değişikliği, faşizm için hormon görevi görür – belirli gruplara hayat hakkı tanınmasını reddeder.

İnsanları yoksulluktan kurtarmak, insan haklarını güvence altına almak, her bir kişinin yaşanabilir bir geleceği olmasını sağlamak – tüm bunlar maliyet yaratır. Ve işin özü de şudur zaten: iklim inkârcılığının ve harekete geçmenin geciktirilmesinin ardındaki ana itici güç daima zengin beyaz adam olmuştur; kendi sebep olduğu pisliğin faturasını ödemeye asla yanaşmayan şu zengin beyaz adam.

Kaos ve çöküş kaçınılmaz değildir

İklim adaleti, ırkçılık ve beyaz üstünlükçülüğü ile açıkça mücadele etmek anlamına gelir.

2021’de beyaz üstünlüğünün en büyük işlevlerinden biri, sıfır karbon dünyasına hızlı geçişi durdurmaya, sabote etmeye ve onu raydan çıkarmaya çalışmak olacak. Bunun olmasına izin veremeyiz.

Trump’ın başkanlığının bu son birkaç gününde, her şey tehlikede. En iyi senaryoda, Trump, istifa edecek veya Anayasa 25. Madde ile, mümkün olan en kısa sürede görevden alınacak. Trump’ı bu yöntemlerin herhangi biriyle derhal görevden uzaklaştırmak, kısa vadede şiddeti önlemek kadar, önümüzdeki on yılda ülke çapında acil bir iklim seferberliği için mümkün olan en iyi şansı yakalamak için de önemli. Beyaz milliyetçileri bu ölçekte bir saldırının hesabını vermeden kurtulmamalılar, aksi halde niyetlerini yaymak ve sayılarını artırmak açısından durmadan büyümeye devam edecekler – ta ki, biz her şeyi kaybedene kadar.

Bütün bunlar yüzünden, sadece “oy ver”mek asla yeterli cevap olamaz. Ülkemiz beyaz üstünlüğü üzerine kuruldu. Biz gerçekten buyuz. Ama bu, ileride de böyle olacağız anlamına gelmiyor. Örgütlenerek daha farklı bir gelecek inşa edebiliriz ve inşa etmeliyiz de.

Açıkçası buradan nereye gideceğimizi bilmiyorum. Ama kaosun ve çöküşün kaçınılmaz olmadığını biliyorum. Tüm canlılar için adaletin ve eşitliğin ve karşılıklı refah ruhunun yeşereceği bir gelecek var. Uğruna mücadele etmemiz gereken şey tam da bu.

2020’den öğrendiğimiz bir şey varsa, o da eski dünyanın geri gelmeyeceğidir. Herkesin çıkarına işleyen daha iyi bir dünya inşa edeceksek, bu işi hep birlikte yapmak zorunda olan BİZiz.

 

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Dünyanın en güzel hayvan masalları

Arden Yayınları‘ndan çıkan “Dünyanın En Güzel Hayvan Masalları”, kıtaları dolaşıp farklı kültürlerin halk masallarının ve efsanelerinin izlerini süren bir seçki.

İnsan, eskiden beri süregelerek kendiyle en çok benzerlik gösteren varlık olan hayvan üzerinden kendi eylem, duygu, düşünce ve davranışlarını anlatma, anlamlandırma çabasında. Tesis ettiği bu özdeşlik üzerinden insan, hayvanın suretinde kendi yansımasını görüyor. Bunun en kadim örnekleri de fabllarda karşımıza çıkıyor.

Yazar Angela McAllister, 50 halk masalını çocuklar için derleyip, açık ve anlaşılır bir dille yeniden anlatıyor. Kıtalara göre gruplandırılan hikâyeler, hayvanların özellikleri ve davranışları üzerinden okuyucuya ahlaki öğütlerde ve tespitlerde bulunuyor. Kitapta Üç Küçük Domuz’dan Çirkin Ördek Yavrusu’na en sevilen ve bilinen hayvan temalı masal, mit ve efsanenin yanı sıra Emu’dan Viskaça’ya belki de daha önce adını hiç duymadığımız birbirinden farklı hayvanları merkeze alan hikâyeler de yer alıyor. McAllister, seçkisinde seçimini sadece neşelendiren ve güldüren hikâyelerden yana kullanmamış. Çitanın Yanaklarında Neden Gözyaşı İzleri Var, Beyaz Kelebek gibi okuyucuyu hüzünlendiren anlatılar da kitapta mevcut.

Çizer Aitch ise canlı renkler kullandığı illüstrasyonlarında kadim hikâyelerin efsunlu yanlarını çok iyi yakalamış. Farklı zaman, coğrafya ve kültürlerde yeşermiş hikâyelerin görsellik zenginliğini koruyarak bütünlüklü bir tarz tutturmayı başarmış.  Sayfa kenarlarında, okuduğumuz hikâyenin kökenin hangi kıta olduğunu belirten yazıların altında bulunan ve kıtanın bitki örtüsüne dair okuyucuya fikir veren ufak vinyetler de kitaptaki incelikli detaylardan biri.

*

Künye

Yazan: Angela McAllister

Resimleyen: Aitch

Çeviren: Ayşen Gür

Yayınevi: Arden Yayınları

Yayım Yılı: 2019

Yazar Hakkında

 

Angela McAllister her yaştan çocuklar için bugüne dek 80’in üzerinde kitap yazdı. Eserleri sahneye uyarlandı, 20’den fazla dile çevrildi ve sayısız ödüller aldı.

Çizer Hakkında

Ana yurdu Romanya olan Aitch, halk geleneğine dayanan illüstrasyonlarında yolculuk ve doğa sevgisinden esinlendi, kumaştan suluboyaya, çeşitli malzemeler kullandı. Aitch’in rüya dolu karakterlerinde ait olduğu ülkenin kültürel mirasının güçlü etkileri hissediliyor.

 

Eşitlik Forumu’ndan ‘Birlikte ve Çok Sesli’ konser

Eşitlik Festivali‘nin Ayrımcılık Temalı Film Günleri ertesindeki final etkinliği olarak “Birlikte ve Çok Sesli” ismi altında çevrimiçi konserler düzenleniyor.

16 Ocak 2021 Cumartesi günü saat 20.30’da gerçekleşcek konser yayınına Eşitlik Forumu sosyal medya hesaplarından ve YouTube kanalından erişilebilecek.

80 üzerinde örgüt Eşitlik Forumu’nda buluştu

Proje Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu tarafından desteklenen, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Sosyal Kültürel Yaşamı Geliştirme Derneği ve Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği tarafından yürütülüyor.

En temel hedefi ise ayrımcılığa dair toplumun genelinde farkındalık yaratmak, ayrımcılıkla mücadeleyi artırmak ve bu konudaki mekanizmaları daha işlevsel hale getirmek. Bu amaçla kurulan Eşitlik Forumu, 80’ı aşkın sivil toplum örgütünden oluşuyor.

Proje, ayrımcılık algısı araştırması, kampanya farkındalık çalışmaları, film, grafik ve haber yarışmaları, alt hibe programı, çeşitli atölyelerden oluşan kapasite geliştirme, izleme, raporlama, davalama-savunuculuk çalışmaları, uluslararası sempozyum ve film günlerinden oluşuyor.

Bir arada yaşamaya vurgu

Yapılan açıklamada “Birlikte ve Çok Sesli (#EşitlikİçinSöylüyoruz) çevrimiçi konseri bir arada yaşamaya vurgu yapar. ‘Haklar Eşittir Eşitlik Haktır’ sözüyle yola çıkan kampanyamız, 3 yıla yakın bir süredir, bütün ‘ayrı’larıyla bir arada yaşama zemininin mümkün görünmediği günlerde çok sesliliği çok büyük bir imkân olarak görüyor ve söylüyor” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada “Risk altındaki grupların/bireylerin gerek hukuk karşısında gerek gündelik hayatta, her gün, farklı sebeplerle ayrımcılığa maruz bırakıldığı günümüzde bizler, eşitlikçi bir dünyanın çok sesliliği ile renklendiği insanca bir yaşamı savunuyoruz. ‘Çok seslilik’ten bütün seslerin sadece söze döküldüğü değil, ama aynı zamanda duyulduğu bir toplumsal zeminin gerekliliğine inanıyoruz” denildi.

Konserde kimler var?

Konserde Özlem Ağrı, Ruşen Alkar, Liana Benli, Fotini Kokkala, Ayşenur Kolivar, Rewşan, Yılmaz Sütçü, Fırat Tanış ve Ayşe Tütüncü şarkılarıyla, Pakrat Estukyan bir hikayeyle yer alıyor. Konserin sanat danışmanlığını Ayşe Tütüncü yapıyor.

Yapılan çağrıda “16 Ocak 2021’de, şarkılarımızı ‘Birlikte ve Çok Sesli’ bir şekilde eşitlik için söylüyoruz. Sizlerin de eşlik etmesini yürekten temenni ediyoruz” ifadeleri yer aldı.

Hollanda’da koalisyon hükümeti istifa etti

Hollanda‘da başbakanlığını Mark Rutte‘nin yürüttüğü dört partiden oluşan koalisyon hükümeti, çocuk bakımı desteklerinin kötü yönetilmesi nedeniyle istifa etti.

Koalisyon hükümetinin 17 Mart genel seçime kadar geçici hükümet olarak görevine devam edeceği açıklandı.

Geçtiğimiz Aralık ayında Hollanda Parlamentosu tarafından kurulan araştırma komisyonu, çocuk bakım yardımı alan binlerce ailenin, devlet görevlileri tarafından yanlışlıkla sahtekar diye yaftalandığını ve bu aileler hakkında işlem yapıldığını ortaya çıkarmıştı.

‘Benzeri görülmemiş adaletsizlik’

Komisyonun hazırladığı raporda, çocuk bakım yardımı alan aileler hakkında yapılan gelir incelemelerinde devlet görevlilerinin hata yaptığı bilgisi paylaşılmıştı. Bu sebeple binlerce ailenin haksız şekilde sahtekar diye yaftalanmış ve ödenekleri kesilmişti. “Benzeri görülmemiş adaletsizlik” başlığı verilen raporda, vergi dairesinin gelir incelemesi sisteminde hukuka aykırılık yaptığı kaydedilmişti.

Ailelere yardımları ödeyen vergi dairesi de belge yetersizliği, usulsüzlük, evrakta sahtecilik gibi nedenlerle ailelere ödeneğin kesilmesine karar vermiş, üstelik yapılan yardımların da geri alınmasına karar vermişti.

Ayrımcılık yapıldı

Bakım yardımı alacak aileler etnik kökenlerine bakılarak ayrımcılığa maruz kaldıklarını iddia ederek mahkemeye başvurdu.

Yapılan incelemelerde ayrımcılık yapıldığına karar verilmesiyle de Vergi Bakanı Menno Snel istifa etti.

Hollanda hükümeti de ödenekleri kesilen ailelere tazminat ödedi.

İstanbul’da 1000 metrekareden büyük yapılara sarnıç zorunluluğu geliyor

İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kabul edilen İstanbul İmar Yönetmeliği Taslağı’na göre yeni yapılacak 1000 metrekarenin üzerindeki yapılarda yağmur suları için sarnıç zorunluluğu getiriliyor.
 
İBB Meclisi’nde Ocak ayı ikinci oturumunda görüşülen teklif gereğince, 1000 metrekarenin üzerindeki parsellerde, kamu yapılarında, alışveriş merkezi ve inşaat alanı 5 bin metrekareyi geçen ticari yapılarda binaları zemin suyundan korumak, bahçe sulamak, oto yıkama, tuvalet rezervuarları vb. işlerde kullanılmak üzere bir drenaj sistemi oluşturularak, çatı ve zemin sularının yer altında oluşturulacak sarnıçta toplanması zorunlu olacak.
 
CHP’li Meclis Üyesi Sedat Özkan alınan kararın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayı sonrası Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe gireceğini aktardı.
 

Kadınlar Ferdane Kurt için ayakta: Polis 3 günde bir şüpheliyi neden yakalayamadı?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Bayrampaşa Muratpaşa Mahallesi‘ndeki bir otelde bir süredir üç yaşındaki çocuğu ile kalan ve üç gün önce iple boğularak öldürülen Ferdane Kurt için eylem düzenledi.

Ferdane Kurt’un öldürüldüğü otelin önüne giden kadın aktivistler, “Polis 3 gündür bir şüpheli yakalamadı. Neden? Kadınlar bu ülkede öldürülünce mi polis, yargı işini ağırdan alıyor?” sorusunu sordu.

‘Sığınma evinde çalışamadığı için otele yerleşti’

Yapılan açıklamada “Kadınlar bu ülkede hala her gün öldürülüyor. Ferdane, sığınma evinde kalmak isteyen ancak orada çalışamayacağı ve çocuğuna bakamayacağı için otele yerleşip kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadındı. Erkek şiddetinden korunmaya çalışıyordu” denildi.

Polisin şüpheliyi hala yakalayamadığının hatırlatıldığı açıklamada “Boğaziçi’nde gencecik öğrenciler meşru haklarını kullanmak istediğinde onların evleri adresleri bulundu. Hepsi gözaltına alındı. O zaman polis işini çok hızlı yaptı, yargı işini çok hızlı yaptı. Neden üç gündür Ferdane’nin faili bulunamıyor?” tepkisi gösterildi.

Ferdane Kurt

Neler yaşandı?

Ferdane Kurt’un kaldığı odadan bir çocuğun ağlama seslerinin gelmesi üzerine gelen içeriye giren görevliler, odada annenin olmadığını görünce, diğer odaları aramaya başladı.

Bu sırada şüpheli Cemil V.’nin kaldığı odayı terkettiğini görerek şüphelenen görevliler, onun odasına girdiklerinde Ferdane Kurt’u hareketsiz, sırtüstü yatar vaziyette bularak polise haber verdi.

Polis ve sağlık ekipleri olay yerine geldi, kadının hayatını kaybettiği belirlendi. Kadının 3 yaşındaki oğlu ise yetiştirme yurdunda koruma altına alındı.

Cinayet şüphelisi olarak aranan 38 yaşındaki Cemil V.’nin de 3 aydır aynı otelde yaşadığı ve günü birlik işlerde çalıştığı öğrenildi. Ancak henüz olayla ilgili herhangi bir şüpheli yakalanmadı.

İzmir’de termik santralin önünü açacak plan değişiklikleri iptal edildi

İzmir’in Kınık ilçesinde Değirmencieli ve Arpadere Köyü arasındaki 3 farklı bölgede termik santral ve düzenli depolama alanı kurulmasına izin veren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları mahkeme kararı ile iptal edildi.

Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi’nin açtığı dava sonucunda İzmir 6’ncı İdare Mahkemesi planları doğal yapı üzerindeki çevresel etkileri ve arazilerin tarımsal niteliği ve bütünlüğünün olumsuz etkileneceğini belirterek uygun bulmadı.

Mahkeme gerekçesi

Şehir Plancıları Odasından yapılan açıklamada, değişikliklerin İzmir 6.İdare Mahkemesi’nin 2018/883 E., 2020/923 K. sayılı kararı ile iptal edildiği duyuruldu. Yapılan açıklamada şunlar aktarıldı:

Dava konusu plan kararları ve önerilen arazi kullanım kararlarının; planlama alanı ve çevresine ilişkin doğal yapı özellikleri kapsamı, doğal yapı üzerindeki olası çevresel etkileri, yer seçim ilkeleri(özel ürün arazilerinin tarımsal niteliği ve bütünlüğünün olumsuz etkileneceği, yeterli önlemlerin alınmamış olduğu), mevzuata (5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri), üst ölçekli plan kararlarına uygun olmadığı gerekçeleriyle, söz konusu planlar iptal edilmiştir”

700 MW’lik santral kurulacaktı

Ünlü iş insanı Hüsnü Özyeğin’in şirketi Polyak Eynez Enerji Üretim Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi İzmir’in Kınık ilçesi Kalemköy, Arpadere, Elmadere ve Değirmencieli Mahallesi mevkiinde termik santral kurmayı amaçlıyordu.

700 MW’lik kömüre dayalı elektrik üretim santrali projesi ile ilgili olarak Bakanlığa sunulan ÇED Raporu incelenip değerlendirilerek ÇED olumlu kararı verilmişti.

Bakanlık termik santralin önünü açacak plan değişikliklerini ise 12 Mart 2018 tarihinde onaylamıştı.

 

Veteriner hekimler aşılamada öncelikli grupta yer almamalarına tepkili: Anlamak mümkün değil

Veteriner hekimler, Tarım ve Orman Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve ilgili kuruluşlarla yapılan görüşmelere rağmen koronavirüs aşılama sırasında öncelikli grupta yer almamalarına tepki göstererek yaşananları hayal kırıklığı olarak değerlendirdi.

Türk Veteriner Hekimleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Ali Eroğlu “COVID-19 aşısının ülkemize başta sağlık personeli olmak üzere riskli meslek gruplarına uygulanacağı açıkça ifade edilirken, sağlık personeli olmalarına rağmen veteriner hekimler hangi gerekçeyle bu gruba dahil edilmemiştir?” diye sordu.

‘Sağlığa hizmet eden bir mesleğin göz ardı edilmesi üzücü’

Eroğlu, koronavirüs salgını sebebiyle 14 veteriner hekimin hayatını kaybettiğini, 500’ün üzerinde veteriner hekimin de koronavirüs tedavisi gördüğünü hatırlatarak öncelikli grupta yer almamalarının çok üzücü olduğunu vurguladı. Yeşil Gazete’ye konuşan Eroğlu konuyla ilgili şunları söyledi:

Sağlık konusunun birinci basamağında zoonotik hastalıklar yani hayvanlardan insanlara geçen hastalıkların ilk basamağında veteriner hekimler var. Zoonoz hastalıkları hayvanlarda önlendiği takdirde insanlara da bulaşmayacak. Dolayısıyla insan sağlığına da hizmet eden bir meslek grubunun göz ardı edilmesi, atlanmış, unutulmuş gibi ifadeler kullanılması çok üzücü.”

‘Anlamak mümkün değil’

Ali Eroğlu, veteriner hekimlerin sokağa çıkma yasaklarından muaf tutulduğunu ancak aşılamada göz ardı edilmelerinin anlamanın mümkün olmadığının altını çizerek şunları kaydetti:

Veteriner hekimler sokağa çıkma yasağından ve diğer kısıtlamalardan muaf tutulan bir meslek grubu. Dolayısıyla 7/24 çalışıyor. İnsan sağlığına aslında hizmet eden bir meslek grubunun bu aşılamada göz ardı edilmesi ya da dışarıda tutulmasını anlamak mümkün değil.”

Türkiye’de koronavirüs aşısının üretiminde veteriner hekim kökenli virolog akademisyenlerin de yer aldığını hatırlatan Eroğlu, önümüzdeki hafta bakanlık yetkileriyle konuyu tekrar görüşecekleri belirtti.

‘Şiddet konusunda mağdur olan sadece beşeri hekimler değil’

Veteriner hekimlerin Sağlıkta Şiddet Yasası‘na dahil edilmediğini  de hatırlatan Eroğlu, şiddete maruz kalanların sadece beşeri hekimler olmadığını söyledi:

O yasada yer almak için kanun teklifini bakan yardımcılarına ilettik. Bekliyoruz bir torba yasaya girer diye. Sağlıkta şiddet konusunda mağdur olan sadece beşeri hekimler değil. Gün geçmiyor ki bir arkadaşımız bir köyde ya da bir dağın başında saldırıyla karşılaşmasın. Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da bir veteriner hekim ‘köpeğime iyi bakılmadı’ diye suçlanarak darp edildi.

‘Kuraklık yaşanırken göl kurutup tesis yapmak ne demek?’

Zonguldak Çevre Koruma Derneği Başkanı Ahmet Öztürk, Zonguldak Alaplı’da terk edilen taş ocağı sahasında oluşan ve artık içinde balıkların yaşadığı gölün kurutularak üzerinde cüruf işleme tesisi yapılmasına izin veren İl Özel İdaresi kararına itiraz etti.

İmar Planı değişikliğine itiraz eden Öztürk, İl Özel İdaresi Genel Sekreterliğine verdiği dilekçede, “Burada yapılan imar değişikliğine esas olan cüruf işleme tesisinin PTD dosyası, tarafımca, dikkatle okunmuş, yerinde incelemeler yapılmıştır. Sahada yaptığımız gözlemler tesisin yapılacağı alanın su birikintisi değil göl olduğu şeklindedir” ifadelerini kullandı.

‘İçinde balıklar yaşıyor’

Gündem67’nin aktardığına göre bu tespitin başta Şehir Plancıları Odası olmak üzere uzman kurumlar tarafından da teyit edildiğini belirten Öztürk, “Nitekim çevrede yaşayan halktan edindiğimiz bilgiler, oradaki su seviyesinin yıllardır değişmediği, oluşan göl ve gölün oluşumunu sağlayan derede balıklar yaşadığı şeklindedir” dedi.

İmar planındaki diğer sorunlara da değinen Öztürk, “Tapu parsel sorgulamadan baktığımızda 102/210 numaralı orman parseli üzerinde yapılaşma görülmektedir. Ayrıca projede inşaat yapılmayacağı şeklinde bir taahhütte bulunulduğu halde İmar Planı’nda 2 katlı yapılaşmaya izin verilmiştir. Yol konusunda da plan ve açıklama raporu bir bütünlük sağlamamaktadır” ifadelerine yer verdi.

‘Halkın sürece katılımı engellendi’

Proje ile su kaynaklarının, ormanların, tarım arazilerinin, yerleşim alanları ve plajların kirletilmesi söz konusu olduğunu da söyleyen Öztürk, dilekçesinde, “Tasarım yapılırken, tarım arazileri, yerleşim alanları, bal üretimi, su ürünleri, ormanlar, plajlar kısacası bölgenin geçim ve yaşam alanları dikkate alınmamıştır. Göl ve dere yok denilerek ‘ÇED Gerekli değildir’ raporu alınmış böyle sürece halkın katılımı engellenmiştir” dedi.

Dilekçede ayrıca “Tesisin kurulması düşünülen alan halk sağlığı ve esenliği açısından uygun değildir.  Tesisle ilgili verilen bilgilerde su kullanımı, arıtma, gürültü, yangın güvenliği, cüruf tozu emisyonu konularında çelişkili ifadeler bulunmaktadır. ‘Su kullanılmayacak’ denmesine karşın, proseste kullanılacak suyun hesabı bile yapılmıştır. Keza olmayacak denen atık suların drene edileceği bildirilmektedir” şeklinde açıklamalarda da bulundu” ifadelerine yer verildi.

‘Etkisi yıllarca sürecek’

Cüruf ve 49 çeşit atığın işleneceği bu tesis, açık tesis olacak, yüzde 100 izole edilmeden işletileceğini de söyleyen Öztürk, “Bu maddeler toz halinde açıkta stoklanacak, ıslatılarak işlenecektir. Yağmur suları ve tozuma ile doğaya karışması pekâlâ mümkündür. Prosesten çıkan atık sular toprağa karışarak kirlenmesine yol açacaktır. Karabük’te benzer cüruf tesisinde TÜBİTAK tarafından yapılan ölçümlerde, zararlı maddeler limit değerlerin çok üstünde tespit edilmiş, kapatılması yönünde rapor verilmiştir. Benzer durum burada da yaşanırsa tesis kapatılsa bile etkileri yıllarca sürecektir” dedi.

‘Göl kurutup tesis yapmak tamamen ziyan’

Daha sonrasında konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Ahmet Öztürk, “Tüm dünyanın su kıtlığı yaşadığı büyük kuraklıkların gündemde olduğu bir zamanda, bir su kaynağını kurutup üzerine cüruf işleme gibi doğaya bin bir türlü zararı olan bir tesisi kurmak sözcüğün tam anlamıyla ziyan” dedi. Öztürk konuşmasını şu ifadelerle sonlandırdı:

Alaplı ormanları ağaçları binlerce yıl yaşatabilecek çok değerli bir ekosistemdir. Tam bu ekosistemin dibine böyle bir tesisin yapılması kabul edilemez. Tesise karşı çıkan Alaplı halkının yanındayız. Her türlü yasal ve meşru hakkı kullanarak doğamızı koruyacağız.”

Boğaziçi Üniversitesi rektör protestoları 15’nci günde devam ediyor

Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanan AKP Milletvekili aday adayı Melih Bulu’ya yönelik tepkiler eylemlerin 15’nci günde de devam ediyor.

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri saat 12.00’da Güney Kampüs’te bir araya geldi. Mavi cüppeleriyle sırtlarını rektörlük binasına dönen öğretim üyeleri burada bir açıklama gerçekleştirdi.

Açıklamada “İçinden geçtiğimiz bu zorlu süreçte, üniversitemizin neredeyse kuşatma altında olduğu bu dönemde, dayanışma içinde hareket etmek, ortaklaşmak ve çözüm aramak için bilgi üretiminin ve paylaşımının çok önemli olduğunu düşünüyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Bir hafta içerisinde neler yaşandı?

Öğretim üyeleri açıklamalarında bir hafta içerisinde yaşanan gelişmeler de aktarıldı. Açıklamada şu gelişmelere yer verildi:

  • Bildiğiniz gibi 8 Ocak 2021 Cuma günü, yani tam bir hafta önce bu basamaklarda Boğaziçi Üniversitesi Senatosu’nun oybirliğiyle kabul ettiği etik ilke ve prensipler etrafında oluşturulmuş olan “Kabul Etmiyoruz/ Vazgeçmiyoruz” metni 250’yi aşkın öğretim üyesinin katılımıyla okundu. Rektörlük atamasının kabul edilemez olduğu toplu halde vurgulandı.
  • 10 Ocak 2021 Pazar gecesi 400’e yakın Boğaziçi hocasının katılımıyla rektör ataması krizinin ele alındığı çevrimiçi bir forum gerçekleştirildi. Bu forum, üniversitenin temel bileşenlerinden olan hocaların köklü kurumsal geçmişlerindeki ilk buluşmaları değil. Son da olmayacak. Yıldırma çabalarına kulak asmayacağız.
Fotoğraf: Can Candan

Genel kurul toplantıları yapıldı

  • 12 Ocak 2021 günü İktisadi İdari Bilimler, Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakülteleri olağanüstü olarak fakülte genel kurullarını topladılar. (Mühendislik fakültesi bu tarz bir toplantıyı bir önceki hafta gerçekleştirmişti.) Aynı gün Yabancı Diller Yüksek Okulu birimi de olağanüstü olarak toplandı. Toplantılarda rektör atamasıyla ortaya çıkan ve gündelik kurumsal hayatımızı sekteye uğratan kriz süreci değerlendirildi.
  • Dr.Mehmed Özkan’ın Rektör olarak görev yaptığı dönemde yönetimde kendisiyle çalışan öğretim üyeleri 13 Ocak 2021 tarihinde bir bilgi notu yayınladılar. YÖK Başkanlığı’na da gönderilen bu bilgi notu, rektör değişiminin sebebi olarak sunulan Boğaziçi’nin akademik performansının gerilediği iddiasını, detaylı bilgi ve info-grafikler ile açıkça çürütüyor.
  • Boğaziçi Üniversitesi Senatosu tarafından 2016’da oluşturulan “Yükseköğretimde Yönetim Yapılanması” komisyonu Melih Bulu’nun atamasndan sonra yeniden göreve çağrıldı ve 12 Ocak 2021 tarihinde çalışmalarına başladı. Komisyon dünyadaki örnekleri ve Türkiye’deki uygulamanın tarihsel gelişimini göz önünde bulundurarak, özerk ve demokratik bir üniversite modeline dair önerileri oluşturmayı ve bu önerileri yurt çapında tartışmaya sunmayı hedefliyor.

Nöbet devam ediyor

  • Çok çeşitli medya mecralarında hocalarımız ve öğrencilerimiz neden bu rektör atamasına karşı olduklarını bu hafta da açıklamaya devam ettiler. Özellikle, kamu yararı için akademik özgürlüklerin ve demokratik üniversite yönetiminin önemini vurguladılar. Bu rektör atamasının akademik hayatı ve öğrencilerin eğitimlerini nasıl olumsuz yönde etkilediğinin altını çizdiler. Bu açıklamaların kronolojik olarak listelendiği ve internet bağlantılarının belirtildiği bir web sitesi oluşturma aşamasındayız. Bu site faal olduğu anda Üniversite bileşenleri ve kamuoyuyla paylaşacağız.
  • Son olarak, tüm hafta boyunca her gün (bugün de olduğu gibi) saat 12de güney meydanda hocalar cübbeli olarak rektörlük önünde nöbetlerini gerçekleştirdiler. Öğrencilerimiz bizimle birlikte her gün nöbet tuttular; içinde şarkı kliplerinin de olduğu birçok yaratıcı eylem ortaya koydular. Boğaziçi hoca ve öğrencilerinin yanı sıra ülke sınırları içinde ve dışında dayanışma ağları oluşturuldu ve özellikle diğer üniversitelerden yoğun destek girişimleri başlatıldı. Dayanışma gösteren tüm hoca ve öğrenci arkadaşlarımıza müteşekkiriz.
  • Bu dayanışma ağlarının en önemli parçalarından biri de kuşkusuz Boğaziçi Üniversitesi mezunları. Bugünkü nöbetimizi Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının rektörün atanmasına karşı yapacağı eylemle birleştiriyoruz. Saat 14’te sesimizi mezunlarımızın sesi ile birleştirmek üzere Aşiyan’a gidiyoruz
Fotoğraf: Boğaziçi Direnişi

Mezunlarla buluşuldu

Açıklamada son olarak “Üniversitemizi çevreleyen ağır polis ablukasının derhal kaldırılmasını talep ediyor, gözaltı başta olmak üzere haklı talebimizin zor kullanarak engellenmesini kabul etmiyoruz” ifadelerine yer verildi.

Sonrasında rektör kararıyla kampüs içerisine girmesi yasaklanan Boğaziçi Üniversitesi mezunları ile öğretim üyeleri ve öğrencileri Aşiyan’da bir araya geldi.

Boğaziçi Direnişi sayfasından yapılan paylaşımda “Polisin aşağı iniş yollarını keserek bizi bölmeye çalışmasına rağmen hocalarımız ve mezunlarımızla Bebek Sahil’de buluştık” denildi.