Ana Sayfa Blog Sayfa 1712

İzmir’in imar planları niçin değiştiriliyor?

Pandemi günlerinde çevrenin ve doğal varlıkların yağmalanması hız kesmeden sürüyor. Özellikle İzmir’de 2020 yılı içinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı planlarla çok sayıda tarihi ve doğal sit alanı ile tarım alanı imara açıldı; açılmaya devam ediliyor. Bunun son örneklerinden biri de bakanlığın 18 Eylül 2020’de askıdan indirerek kesinleştirdiği 1/100 binlik Çevre Düzeni Planları…

Bu planlarla İzmir’de 1.400 hektar alan daha imara açıldı.  Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi’nin hazırladığı rapordan kamuoyunun farkına vardığı bu imar talanının ayrıntıları dehşet verici…

Plan ile imara açılan yerlerin tamamına yakını tarihi veya doğal sit, tarım ya da orman alanı… Bu da yetmezmiş gibi imara açılan yerlerin hepsi ekonomik getirisi yüksek ve belli çevrelerin yıllardır imara açılması için peşinden koştuğu yerler… İşte bazıları:

  • İzmir’in ünlü tatil yöresi Çeşme ilçesinde Dalyan ve Sakarya mahallerinde Aya Yorgi Koyu’nun gerisinde kalan ve ‘Bölgesel Park ve Büyük Kentsel Yeşil Alan’ olan bölgede de yapılaşmanın önü açıldı. Ayrıca yine Çeşme’nin Ovacık Mahallesi’nin kuzeyinde 52 hektarlık ağaçlandırılacak alan da ‘Kentsel Gelişme’ alanı yapıldı.
  • Urla’nın merkezinde 113 hektarlık ‘Tarım Alanı’ alanı ‘Kentsel Yerleşik Alanı’ olarak imara açıldı.  Urla’nın Yağcılar Mahallesi’ndeki 44 hektarlık ‘Tarım Alanı’ da yine ‘Kentsel Yerleşik Alanı’ olarak yapılaşmanın önü açıldı.
  • Seferihisar’da 46 hektarlık ‘Orman Alanı’ yine planlarla ‘Turizm Tesis Alanı’ Seferihisar’ın Hıdırlık Mahallesi’nde 25 hektar, Atatürk Mahallesi’nde de 30 hektarlık tarım alanında da yapılaşma izin verildi.
  • Dikili’de de 305 hektarlık ‘Tarım Alanı’ da ‘Organize Sanayi Bölgesi’ olarak değiştirildi.
  • Su fakiri bir kent olan İzmir’in en önemli su kaynağı olan Tahtalı Barajı Koruma Alanı’nda 96 hektarlık tarım arazisinin de imara açıldı. Aliağa’da 43 hektarlık ‘Bölge Parkı/Büyük Kentsel Yeşil Alan’ da ‘Kentsel Gelişme Alanı’ olarak değiştirildi.

  • Aliağa’da ayrıca 130 hektarlık ‘Tarım Alanı’ da ‘Sanayi Alanı’ olarak belirlendi. Üstelik Aliağa çevre kirliliği açısından ‘taşıma kapasitesini’ doldurmuş ve bilim insanlarının 20 yıldan bu yana ‘artık hiçbir sanayi tesisi bu bölgede yapılmamalı’ dediği bir ilçe…
  • Çiğli de ise 25 hektarlık ‘Bölge Parkı / Büyük Kentsel Yeşil Alan’ ve ‘Ağaçlandırılacak Alan’da ‘Kentsel Gelişme Alanı’ olarak imara açıldı.
  • Kemalpaşa’da 112 hektarlık ‘Doğal ve Ağaçlık Karakteri Korunacak Alan’ ve ‘Arkeolojik Sit Alanı’ da ‘Kentsel Gelişim Alanı’ yapıldı ve yapılaşmanın önü açıldı.
  • Yine Kemalpaşa’da 24 hektarlık ‘Tarım Alanı’ da ‘Turizm Tesis Alanı’
  • Kemalpaşa’nın Örnekköy Mahallesi’nde de 15 Hektarlık ‘Orman Alanı’ da ‘Tercihli Kullanım Alanı’ olarak belirlendi.

Bu imar plan değişikliklerinin İzmir’de uzun süredir konuşulan ve başta Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi olmak üzere bazı meslek odalarının karşı dava açtığı Çeşme Turizm Projeleri,  Selçuk Turizm Projeleri, Aliağa ve Kemalpaşa’ da yapılmak istenen sanayi kuruluşları ve tarım işletmelerinin önünü açmak için yapıldığı bir gerçek.

Kyme Antik Kenti’ni bekleyen tehlike

Tüm bunlar yetmezmiş gibi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yeni bir imar plan değişikliği girişimi de 2020’nin tam son gününde ortaya çıktı. Bakanlık yaptığı planla başka ülkede olsa çok dikkatlice korunacak bir arkeolojik alanın; Kyme Antik Kenti’nin içinde yer aldığı Aliağa’nın Çakmaklı Mahallesi’nin imar planlarını değiştirmek için adım attı.

Tam 31 Aralık’ta askıya çıkarıp; 21 Ocak 2021’de askıdan indireceği yeni imar planıyla bakanlık Aliağa’daki Kyme Antik Kenti kalıntılarının üzerinde yeni bir liman yapılmasının önünü açıyor. Aliağa’daki Kyme Antik Kenti önemli bir arkeolojik alan…

Bölgedeki yerleşimlerin tarihi üç bin yıl öncesine kadar gidiyor. Fakat bölgenin önemli bir yerleşim merkezi olarak Kyme’nin ortaya çıkışı ise MÖ XI. yüzyılda… Kent 12 Aiolis kentinden biri; belki de en önemlisi… Kyme tarım ve ticaretle gelişmiş ve zaman içinde bölgenin en önemli limanı haline gelmiş. Antik kaynaklardan elde edilen bilgiler ve günümüzde açığa çıkarılan arkeolojik buluntular ışığında, Kyme’nin arkaik dönemde ekonomik açıdan çok geliştiği ve sikke basan bölgedeki ilk kentlerden biri olduğu da biliniyor.

Liman için imar planında değişiklik

İşte tam bu bölgede, yakınında beş demir çelik tesisinin limanının bulunmasına karşın yeni limanların yapılması için imar planları değiştiriliyor. Bu imar planı değişikliğinin ilk adımı da aslında 2019 yılı içinde atılmış ve 28 Mart 2019 tarihinde bölgenin I. derece Arkeolojik Sit Alanı derecesi III. derece Arkeolojik Sit Alanına düşürülmüştü.

Dikkatleri dağıtmak için çaba göstermelerine gerek olmadığını; pandemi nedeniyle uygulanan kısıtlamaların yeterli olduğunu ve bu arada her türlü rant uğruna doğa sömürüsünü yapabileceklerini düşünenler aslında yanılıyor. Yanıldıklarının en güzel ispatı ise İzmir’in Kınık ilçesinden geçen hafta içinde gelen haberle ortaya çıktı. Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesinin yaptığı açıklamaya göre:

İzmir’in Kınık ilçesinde Değirmencieli ve Arpadere Köyü arasındaki 3 farklı bölgede termik santral ve düzenli depolama alanı kurulmasına izin veren Çevre Bakanlığı’nın 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planları mahkeme kararı ile iptal edildi. Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesinin açtığı dava sonucunda İzmir 6. İdare Mahkemesi planları doğal yapı üzerindeki çevresel etkileri ve arazilerin tarımsal niteliği ve bütünlüğünün olumsuz etkileneceğini belirterek uygun bulmadı.

Üstelik bakanlık bu bölgenin imar planını değiştirip; üç adet termik santral yapılmasının önünü açarken; yapılacak santrallere de büyük bir hızla çevresel etki değerlendirme (ÇED) olumlu kararı vermişti. Mahkeme kararından sonra bölge tarım alanı olarak korunacak.

Pandeminin dahi durduramadığı…

Pandemi günlerinin ağır toplumsal kayıpları bile gözünü para hırsı bürümüş vahşi kapitalizmin ve onun işbirlikçilerinin çevre ve doğal kaynaklar üzerindeki saldırısını durduramıyor. İzmir’de son iki yıl içinde yapılan imar plan değişiklikleri de ülkemizdeki genel çevre sömürüsünün sadece küçük, fakat dikkat çekici bir örneği…

İzmir’de başta Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi olmak üzere meslek odaları, çevre örgüt ve platformlarının bu sistemli talana karşı tüm pandemi risklerini göze alarak alanda bilimsel ve hukuksal yollardan mücadelesini sürdürmesi de umutlarımızı bu zor günlerde diri tutuyor. İzmirlilerin bu mücadelesi, ülkemizin her tarafında doğasına ve çevresine sahip çıkanlara bir umut olmalı; pandemi günlerinde bile kentimize, çevremize, doğal kaynaklarımıza sahip çıkmak için mücadeleyi sürdürmeliyiz; tıpkı bugüne kadar yaptığımız gibi…

Yoksa ülkemizde pandemi sonrası daha ağır bir çevre krizi ile karşı karşıya almamız kaçınılmaz…

Katledilişinin 14. yılında Hrant Dink’i anmak için sanatçılardan çağrı

Aralarında Tilbe Saran, Boğos Çalgıcıoğlu, Derya Alabora, Deniz Türkali, Nazan Kesal, Serra Yılmaz‘ın da olduğu bazı sanatçılar katledilişinin 14. yılında Hrant Dink‘i anmak için seslendirdikleri videolarla çağrıda bulundu.

Sanatçılar, Hrant için Adalet için Youtube kanalı üzerinden yayımlanan videolarda herkesi bulunduğu yerde, ekranları başında Hrant Dink’i anmaya davet etti.

Çağrı metnini Gaye Boralıoğlu yazarken seslendirilen çalışmaları Ümit Kıvanç video haline getirdi.

Koronavirüs salgınından dolayı çevrimiçi olarak düzenlenecek anma, herkese açık olarak 19 Ocak Salı günü saat 14.45’te Hrant için adalet için sitesi üzerinden yapılacak.

Çağrı metni ise şöyle:

Sen İstanbul’un rüzgarında, Fırat’taki su zerresinde, Ararat’ın tepesindeki bulutlardasın.

Sen Orta Doğu’da bir kız çocuğunun gözyaşında, Güney Amerika’da bir yerlinin nefesinde, Afrika’da bir çiftçinin alın terindesin.

Sen aklın erdiği, gözün gördüğü, kalbin hissettiği her yerdesin. Sen daima buradasın ahparig!”

 

 

 

İran’da hava kirliliği yılda 40 binden fazla can alıyor

İran Sağlık Bakanlığı Hava Sağlığı ve İklim Değişikliği Daire Başkanı Dr. Abbas Şahsuni, ülkedeki hava kirliliği kaynaklı hastalıkların neden olduğu ölüm oranına ilişkin açıklamalarda bulundu.

AA’nın İran resmi ajansı IRNA’dan aktardığı habere göre Şahsuni, “İran’da PM 2.5 mikron hava kirliliği, yılda 41 bin 700 kişinin erken ölümüne neden oluyor” dedi.

Kirlilik, ortalamanın 3,8 kat üzerinde

Hava kirliliğinin kalp, damar ve sinir hastalıklarını tetiklediğini dile getiren Şahsuni, ülkedeki hava kirliliği oranının küresel ortalamanın 3,8 kat üstünde olduğunu belirtti.

Şahsuni, Dünya Bankasının 2018 verilerine göre, başkent Tahran’daki partikül kirleticilerin (PM2.5) sağlık maliyetlerinin yıllık 2,6 milyar dolar olduğunu hatırlattı.

Eğitime ara verilmek zorunda kalındı

Nüfus yoğunluğu ve egzoz gazları hava kirliliğini artıran etkenler arasında
Hava sirkülasyonuna uygun olmayan fiziki yapısı ve nüfus yoğunluğunun yanı sıra eski araçlar ile milyonlarca motosikletin çıkardığı egzoz gazları, Tahran‘da hava kirliliğini artıran etkenler arasında gösteriliyor.

Hafta sonu Tahran’da hava kirliliği 158 mikrogram/metreküp olarak ölçülmüş, ilk ve orta dereceli okullar ile üniversitelerde eğitime ara verilmişti.

Dünya Sağlık Örgütüne göre metreküp başına 25 mikrogram partikül madde, hava kirliliğinde en üst sınır kabul edilirken, buna PM2.5 sınırı deniyor. 100’ün üzerinde kaydedilen oranlar sağlığa zararlı, 250’nin üzerindeki ölçümün ise alarm seviyesi olduğu belirtiliyor.

Sağlık-Sen: Altı ayda 231 sağlık çalışanı şiddete maruz kaldı

Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanları Sendikası (Sağlık-Sen) kamuoyuna yansıyan olayları esas alınarak hazırladığı 2020 yılı Temmuz-Aralık Sağlıkta Şiddet Raporu‘nu yayımladı.

Rapora göre, altı aylık zaman dilimde 117 şiddet olayı yaşandı. 361 saldırgan bu şiddet olaylarının sorumlusuyken, 231 sağlık çalışanı da saldırılara maruz bırakıldı.

Şiddet olaylarının 19’u sözlü, 94’ü fiili ve sözlü, dördü ise taciz şeklinde gerçekleşti.

Saldırganların 41’ini hastalar, 51’ini hasta yakınları, sekizini yöneticiler, 17’sini ise diğer grupta yer alanlar oluşturdu.

Sadece 82 kişi tutuklandı

Yaşanan şiddet olayları sebebiyle 82 kişi tutuklandı. Bir saldırgan ise bulunduğu kamu görevinden alındı. Saldırganların üçü hakkında yakalama kararı verildi.

Bunun yanında 115 kişinin ifadeleri alınıp serbest bırakıldı, 160 saldırgan hakkında da hiçbir işlem yapılmadı.

Olayların 62’si hastanede, 17’si aile sağlık merkezlerinde, ikisi eczanede, 36’sı saha çalışamalarında yaşandı.

Şiddete maruz bırakılanların 48’i hekimken, 37’si hemşire, 26’sı 112 çalışanı, 23’ü güvenlik görevlisi, 12’si filyasyon çalışanı, dördü eczacı, 81’i de farklı alanlarda görev yapan sağlık çalışanları oldu.

Altı aylık süre boyunca mahkemelerde görülmekte olan davaların da 11’i karara bağlandı. Buna göre beş saldırgana 71 bin 440 TL para cezası, bir kişiye 304 gün adli para cezası, iki saldırgana da 31 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Geri kalan davalarda da mahkeme, failler hakkında çeşitli cezalar verdi.

‘Şiddeti önleyecek tedbirler hayata geçmeli’

Hazırlanan raporu değerlendiren Sağlık-Sen Genel Başkanı Semih Durmuş, şiddetin önlenmesi için ailelere, okullara, medyaya ve kurumlara büyük görev düştüğünü belirterek şunları söyledi:

Şiddetin önlenmesine yönelik çeşitli adımlar atıldı. Bu kapsamda Nisan ayında çıkartılan yasa ile cezalar artırıldı. Lakin gelinen noktada sağlıkta şiddet olaylarında herhangi bir azalma görülmedi. Asıl amaç şiddeti önleyecek tedbirleri hayata geçirmek olmalı. Bu da anlayışların değişmesiyle, zihinlerin gelişmesiyle olur. Bunun da yolu, toplumsal olarak topyekün mücadeleden geçiyor. Ne yazık ki dizilerin, filmlerin çoğu şiddeti özendiriyor. Özendirme unsurları, önleme çalışmalarından fersah fersah önde gidiyor. Makas çok açık. Bu açığı hızlıca kapatmak ve tersine döndürmek mecburiyetindeyiz. Şiddeti önlemek için, toplumu bilinçlendirmek için çalışmalar yapılmalı. Şiddet hastanede bir yere kadar önlenir. Ailelere, okullara, medyaya, kurumlara büyük görevler düşüyor. Çok geç olmadan, bu olaya radikal bir şekilde herkes el atılmalıdır. Sağlık çalışanlarının fedakârlığı, hayati mücadeleleri şiddetle gölgelenmemeli.”

Yaban hayatı fotoğrafçılığının kamera arkası [Foto Galeri]

Yaban hayatı fotoğrafçılığında genel olarak hayvanların tek veya toplu halde doğal yaşamdaki fotoğraflarını görmeye alışkınız. Peki ya fotoğrafları çekenler?

Güzel bir kare yakalamak için günler boyunca kamp kurmak, mükemmel anı fotoğraflamak için binlerce pozu boşa harcamak gerekebiliyor. Tabii bu sürede hayvanlarla alışılmışın dışında etkileşimler de yaşanabiliyor.

Yaban hayatı fotoğrafçılığının kamera arkasını gösteren bu fotoğraflarda hayvanların bir kısmı yardım etmek istiyor gibi görünüyor. Bir kısmı ise kameranın arkasında olmak için hevesli.

Fotoğraf: Gary Mann
Fotoğraf: Dan Dinu
Fotoğraf: Dan Dinu
Fotoğraf: Jim Lawrence
Fotoğraf: Dalia Kvedaraite
Fotoğraf: David Schultz
Fotoğraf: John Green
Fotoğraf: Leopold Kanzler

 

Fotoğraf: Simon Roy
Fotoğraf: Liba Radova
Fotoğraf: Liba Radova

Fotoğraf: Paul Kingston/North News
Shannon Benson/Caters

Medyanın ‘buzul çağı’ ile imtihanı

Yakın zamanda gazetelerde kopyala-yapıştır haberciliğin yeni bir örneğine tanık olduk. Cardiff Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan bilimsel bir araştırma birçok gazetede “Dünya yeni buz çağı tehdidiyle karşı karşıya” başlığı üzerinden verildi.

Haberin kaynağı ise her yıl yayınladığı yanıltıcı ve sansasyonel haberleri sebebiyle sabıkalı Daily Mail gazetesi. Haberde, Nature dergisinde yayınlanan bu makalenin Antarktika’daki buzdağlarının erimesinin Dünya’yı yeni bir buz çağına sürükleyecek zincirleme reaksiyonu tetikleyebileceğini ortaya koyduğu belirtiliyor.

Her ne kadar makalede küresel ısıtma sebebiyle bu döngüyü tamamen bozmuş olabileceğimiz öne sürülse de haberde bunun aksine Dünya’yı yeni bir buzul çağı beklediği iddia ediliyor.

Şahin: Amaç buzul çağlarının oluşumunu anlamak

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, yazılan makalenin asıl amacının Pleistosen döneminde, yani son 3 milyon yılda periyodik olarak yaşanan buzul çağlarının oluşumunda Antarktika’nın rolünü anlamak olduğunu söyledi.

Araştırmanın güneş ışınlarının buzul çağını başlatacak kadar fazla azalmadığı halde buzul çağlarının başlamasının arkasında yatan tetikleyici faktörleri araştırdığını belirten Şahin şu açıklamada bulundu:

Bu durumun kopan buzdağlarının Güney Okyanusu’nu geçerek Atlantik Okyanusu’na gelene kadar fazla erimeyip sonra erimesinden kaynaklandığı belirtiliyor. Atlantik Okyanusu’nda eriyen buzdağları çok miktarda tatlı suyu okyanusa ekleyince bunun yüzeydeki sıcak AMOC akıntısını yavaşlattığını ve bu soğuma nedeniyle de okyanustaki küçük canlıların çoğalıp atmosferdeki CO2’yi emdiğini öne sürüyorlar. Dolayısıyla atmosferdeki sera etkisi azalıyor ve dünya soğuk bir döneme sürükleniyor, buzul çağları oluşuyor.

Yeni bir buzul çağı riski mi var?

Araştırmaya yer veren gazetelerin büyük çoğunluğu Antarktika’daki erime sebebiyle gezegenimizin şu anda yeni bir buzul çağı tehdidi altında olduğunu iddia ediyor. Ancak araştırma bu gelecek senaryosuyla ilgili böyle bir çıkarımda bulunmuyor.

Aksine, Science Daily’nin de aktardığına göre araştırmacılar insan kaynaklı CO2 emisyonlarından kaynaklanan artan küresel sıcaklıklar nedeniyle Antarktika buzdağlarının artık okyanus dolaşımındaki değişiklikleri tetikleyecek kadar uzağa seyahat edemeyeceğini söylüyor. Yani, küresel ısıtmanın buzul çağı döngülerinin doğal ritminin bozulabileceğini öne sürüyorlar.

Daily Mail gazetesinin manşetinde araştırmayı çarpıttığını ve sanki buzul çağına giriyormuşuz gibi verdiğini belirten Şahin, “Okuduklarını anlamayan ve iklim inkârcısı tarafa çalışmak isteyen bizim gazeteler de iyice köpürtüp Daily Mail’in bile demediğini manşete çıkarmışlar ‘yeni bir buzul çağı geliyor’ diye” ifadelerini kullandı.

Kurnaz: Dikkat çekmek için yapılıyor

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede haberin içeriğinde buna dair bir bilgi olmamasına rağmen başlıkta dünyanın yeni buz çağına gireceğinin söylenmesinin oldukça bilinçli bir tercih olduğunu söyledi.

Kurnaz, açıklamasında “Gayet bilinçli bir tercih bu. Ne kadar çarpıcı bir başlık atarsanız o kadar dikkat çekiyor. Bu yüzden de bilim insanlarının söylediğinin tam tersini başlığa çekiyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Daily Mail bu konuda sabıkalı’

Daily Mail gazetesinin bu konuda sabıkalı olduğunu belirten Prof. Dr. Kurnaz, “Bunlar magazin gazeteleri. Eğitim seviyesi çok yüksek olmayan kişilerin okuduğu gazeteler olduğu için gazetecilerin temel noktası okuyucuyu kapmak oluyor. New York Times, Washington Post gibi gazetelerde böyle haberler bulamazsınız” dedi.

Haber içeriğiyle attığı başlığın çeliştiğini söyleyen Kurnaz, “Böylece bir itiraz gelirse ‘Biz doğrusunu haberin içerisine koymuştuk’ diyebilecekler. Asıl sıkıntı Türkiye’de Sputnik gibi gazetelerin hiç sorgulamadan bu haberi yanlış bir şekilde alması” değerlendirmesinde bulundu.

‘Daha önce benim de başıma geldi’

Araştırmanın kendisinde herhangi bir sorun olmadığını belirten Kurnaz, bilim insanlarının söyledikleri şeylerin bu başlık ile verileceğini bilse görüş bildirmekten kaçınacaklarını belirtti.

Benzer bir çarpıtmayla daha önce kendisinin de karşılaştığını söyleyen Kurnaz, “Daha önce Türkiye medyasında da benzer bir durumla karşılaştım. ‘Yavaş yavaş kuzey ülkelere göç etmeye başlamak gerekiyor’ diye bir cümle kullandığım için başlığı ‘Sibiryalı tavlayın’ şeklinde verdiler” dedi.

Medyanın buzul çağına ilgisi ilk değil

Ne yazık ki bu yanıltıcı haber, medyada ilgi çekmek amacıyla yapılan buzul çağı geliyor haberlerinin ilk örneği değil.  Bundan 16 yıl öncesinde medyada arka arkaya yeni bir buzul çağı geleceğine dair haberler yayınlanmaya başladı.

Bu sefer haberin kaynağı ise Northumbria Üniversitesi’nde görev yapan matematik profesörü Valentina Zharkova ve ekibi tarafından yapılan bir araştırmaydı.

Bu ekibin güneşteki patlamaları ve lekeleri inceleyerek geliştirdiği modele dayanan araştırma 2021 yılından itibaren güneş aktivitelerindeki düşüş nedeniyle küresel sıcaklıklarda azalma yaşanacağını ve 2050 yılında mini buzul çağına gireceğimizi öne sürüyordu.

Haber her yıl yayınlanmaya devam etti

Araştırma daha sonra modelin çok basite indirgenmiş olması, kısa süreli veriye dayanması ve güneş aktivitelerini doğru tahmin edememesi nedenleriyle çokça eleştirildi. Ancak medya, konunun ilgi çekiciliği nedeniyle haberlerini yapmaya bırakmadı.

Neredeyse aynı haber, her yıl gazetelerde yerini aldı. Çoğunlukla Daily Mail gibi bir gazeteyle her kış piyasaya sürülen haber, kopyala-yapıştır habercilik modeli sayesinde Türkiye’deki ana akım ve alternatif birçok gazetede yerini aldı.

İklim inkarcılarının ekmeğine yağ sürmek

Üstelik yayınlanan birçok haberde makale, bilim dünyasının yüzde 97.2’sinin üzerinde uzlaştığı insan kaynaklı iklim değişikliğinin olmadığını iddia etmek için kullanıldı.

İki örnekteki en büyük sıkıntı da gazetecilerin ilgi çekmek ve çok okunmak uğruna bilimsel gerçekliği bulunmayan iddiaları gündeme getirmesi. Bu haberlerin piyasaya çıkması için kış aylarının beklenmesi de bunun göstergesi.

Ne yapmak gerekiyor?

Bu tarz yanıltıcı haberlerin ve başlıkların önüne geçmek için gazetecilerin yapması gerekenler ise aslında oldukça basit.

  • Özellikle haber bir yerden alıntı yapılacaksa kaynağın kendisine ulaşarak haberin doğruluğunu sorgulamak,
  • bilimsel araştırmalar haber yapılırken makalenin hakemli bir dergide yayınlanıp yayınlanmadığını kontrol etmek,
  • haberin ilgi çekmesini sağlamak için yanıltıcı ve hatalı başlıklar atmaktan uzak durmak,
  • konu hakkında detaylı bir bilgiye sahip değilseniz alanında uzman kişilerden görüş almak ve konunun aslını onlardan öğrenmek,
  • ve son olarak iklim krizinin üzerinde uzlaşılan bilimsel bir gerçek olduğunu kabul ederek bunun aksini iddia eden her bilginin doğruluğunun sorgulanmasından kaçınmamak gerekiyor.

Bütün bunları uygulamak ileride yapacağınız canlı yayınlarda zor durumda kalmamak için de faydalı olabilir:

Biden, Trump’ın politikalarını değiştirme hazırlığında

Amerika Birleşik Devletleri‘nin seçilmiş Başkanı Joe Biden, çarşamba günü yemin edip, görevi devralınca Donald Trump‘ın politikalarını değiştirmek için bir dizi başkanlık kararnamesi yayımlamaya hazırlanıyor.

Amerika medyasında çıkan haberlere göre, göreve geldiği ilk gün Biden, Trump’ın seyahat yasaklarını kaldırmak, Paris İklim Anlaşması‘na geri dönmek için başkanlık kararnameleri yayımlayacak.

Aynı zamanda, Biden’ın sınırda ailelerinden ayrılan sığınmacı çocukları aileleriyle bir araya getirmeye ve koronavirüs salgınına odaklanması da bekleniyor.

Başka hangi değişiklikler yapılacak?

Biden’ın görevi devralır almaz çoğunluğu Müslüman olan ülkelerden seyahat yasağını kaldırması, federal binalarda ve eyaletler arası seyahatlerde maske takmayı zorunlu hale getirmesi beklentiler arasında.

Ayrıca, ülke genelinde salgın nedeniyle evden çıkartma ve evlere el konulmasına yönelik yasağın uzatılması, yeni bir göç yasa tasarısının Kongre’ye sunulması ve ekonomiyi canlandırma paketini Kongre’den geçirmeye odaklanılması bekleniyor.

Yemin töreni hazırlıkları

Öte yandan, Biden’ın çarşamba günü yapacağı yemin töreni için olağanüstü güvenlik önlemleri alınıyor. Kongre baskını ve koronavirüs salgını gölgesinde gerçekleşecek yemin töreni için ABD ordusu Başkent Washington‘a 25 bin Ulusal Muhafız sevk edecek.

Trump’ın destekçilerinin yemin töreni gününde 50 eyalette silahlı gösteri düzenleyeceği de iddia ediliyor.

Yaşanan kongre baskınından sonra Washington’da güvenlik tedbirleri giderek artırılmış, birçok cadde ve sokağa asker, polis araçları konuşlandırılmıştı. Kongre binasının etrafına da iki metre yüksekliğinde sabit çelik bariyer yerleştirilmişti.

Pentagon’da da güvenlik önlemleri alındı

Tüm bu önlemlerin yanında ABD Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı‘nın bulunduğu Pentagon binasında da ciddi önlemler alındı. 15 Ocak – 21 Ocak tarihlerinde binanın giriş çıkışlarına ve otoparklarına kısıtlamalar getirildi.

Virginia-Washington arasında çalışan metro hatlarının, Pentagon durağında durmadan Washington’a veya Virginia tarafına devam edeceği de açıklandı. Yemin töreninin olacağı 20 Ocak’ta ise Pentagon’daki otobüs aktarma duraklarının tamamının kapalı olacağı ve Pentagon’un çevresinde birçok yolun trafiğe kapatılacağı duyuruldu.

Devir teslim törenine Trump daha önce katılmayacağını açıklarken, ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence‘in törene katılması bekleniyor.

25. İstanbul Tiyatro Festivali iklim ve kadına yönelik şiddet konularına dikkat çekecek

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl kasım ayında 25. kez yapılacak olan İstanbul Tiyatro Festivali‘ne yerli proje başvuru süreci başladı. Festival başvurularında herhangi bir tema sınırlaması bulunmasa da iklim krizi, kadın ve kadına yönelik şiddet konularına dikkat çekmek isteniyor.

Festivale başvuru koşulları

Sahnelenecek eserin İstanbul’da prömiyer yapmamış olması, daha önce İstabul’da sahnelenmiş olmaması şartı var. Ayrıca, başvurulan oyun metninin telif haklarının da alınmış olması gerekiyor. Diğer başvuru koşulları ise şöyle:

• Üniversitelerin tiyatro kulüpleri ve amatör tiyatro toplulukları tarafından yapılan başvurular değerlendirmeye alınmayacak.

• Topluluk ve sanatçılar festivale yalnızca tek bir eser ile başvurabilecek.

• Başvuru formuyla birlikte oyun metninin de iletilmesi zorunlu. (dans veya sözsüz performanslar hariç).

• Başvurmak için en geç 15 Mart 2021 saat 18.00’e kadar başvuru formunu, formda istenilen ek dokümanları da yükleyerek eksiksiz bir şekilde doldurmak gerekiyor. Başvuru formunun doldurulmasının ardından festival ekibi başvurunun teslim alındığında dair bir onay e-postası iletecek. Festival ekibiyle başvuru ile ilgili olarak çevrimiçi görüşmek için [email protected] adresine randevu talep eden bir e-posta gönderilebilir.

• 15 Mart Pazartesi günü saat 18.00’den itibaren çevrimiçi başvuru formuna erişilemeyecek. Bu tarihten sonra e-posta vb. yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecek.

• Başvuru sürecinin ardından Danışma Kurulu ile yapılacak değerlendirmelerin ardından sonuçlar, mayıs ayı sonunda bütün katılımcılara e-posta ile bildirilecek. Danışma Kurulu, festival programında yer vermek üzere daha önce İstanbul’da prömiyer yapmış oyun, dans veya performanslardan bir veya birkaçını seçebilir. Danışma Kurulu’nun belirleyeceği bu gösteriler başvuruya açık değildir.

Ayrıntılı bilgi ve başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

52 ülkeden 2 bin 315 akademisyen Boğaziçi protestolarına destek verdi

Boğaziçi Üniversitesi’ne AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasına karşı imza kampanyası başlatıldı.

Aralarında Akademik Dayanışma Ağı ve Barış İçin Akademisyenler gibi toplulukların da bulunduğu kampanyaya 52 ülkeden 2 bin 315 akademisyen destek gösterdi.

‘Özerklik ihlali’

İmza metninde “AKP hükümeti, bireylerin hak ve özgürlüklerinin yanı sıra üniversitelerin ve sivil kuruluşların özerkliği ilkesinin altını oymaya devam ediyor” ifadeleri kullanıldı.

Erdoğan’ın 2016 yılına ait 676 numaralı KHK’yı iktidar partisi destekçilerinden Melih Bulu’ya Boğaziçi’ne rektör atamak için kullandığı belirtilen açıklamada “Bulu, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi değildir ve bu, üniversitenin yerleşik kural ve uygulamalarını ihlal eden bir durumdur” ifadeleri yer aldı.

‘Öğrenciler tacize ve işkenceye uğradı’

Bu atama kararına karşı başlatılan protestolara da değinilen açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ni kontrolü altına alma yönündeki bu girişimi, fakülte ve öğrenci protestolarının yaygınlaşmasına neden oldu. Hükümetin tepkisi ise acımasız oldu. Erdoğan öğrencileri ‘terörist’ olarak nitelendirdi ve özellikle LGBTİ + öğrenciler tacizin hedefi oldu. Polis, silahlarla ev baskınları düzenledi, gözaltına aldı, protestocuları soyarak aradı ve işkence yaptı” denildi. Açıklamanın devamında şu çağrıda bulunuldu:

Aşağıda imzası bulunan bizler, bu eylemleri kınıyor, Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri ve öğretim üyeleri ile dayanışma içinde olduğumuzu belirtiyoruz. Profesör Bulu’ya pozisyonunu bırakması çağrısını yapıyoruz. Türk hükümetini ise akademik özgürlüğe ve üniversite özerkliğine saygı göstermeye çağırıyoruz.

Destekleyen kurumlar

Research Institute on Turkey, Academic Solidarity Network, PEN America, Turkey Human Rights Litigation Support Project, Academics for Peace – North America, Academics for Peace – Germany, Scholars at Risk (SAR), SAR – Italy, EuroMed Rights, Interflugs – Berlin, SUNY Graduate Student Employees Union (GSEU) – New York, Politics Department at Ithaca College.

Karın öteki yüzü: Kadıköy’de yaşayan Sami Babacan isimli evsiz yurttaş ölü bulundu

İstanbul Kadıköy‘de yaşayan 65 yaşındaki Sami Babacan isimli evsiz yurttaşın cansız bedeni Caferağa Mahallesi Mühürdarbağı Sokak‘ta bulundu.

Hareketsiz şekilde yatan Sami Babacan’ı gören mahalle sakinleri, durumu polis ekiplerine haber verdi. Sağlık ekipleri, Babacan’ın hayatını kaybettiğini tespit etti. Polis olay yeri inceleme ve savcının incelemesinin ardından Babacan’ın cansız bedeni kesin ölüm nedenin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu‘na kaldırıldı.

‘Evsizlere salonları açın’

Babacan’ın hayatını kaybetmesinin ardından Kadıköy Dayanışma Ağı sosyal medyadan #EvsizlereSalonlarıAçın etiketi üzerinden spor salonlarının dışarıda yaşayan kişiler için açılması çağrısında bulundu. Çağrıya pek çok kullanıcıdan destek geldi.

Kadıköy Dayanışma Ağı’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Sokakta hava sıcaklığı sıfırın altında ve sokakta yaşayan insanlar donma tehlikesiyle karşı karşıya. Dün Kadıköy’de sokakta yaşayan bir canımızın soğuktan donarak öldüğünü öğrendik. Başka canlar gitmesin” ifadeleri kullandı.

İstanbul Valiliği’nden yemek dağıtımına yasak

Öte yandan Dayanışma Ağı’nın dışarıda yaşayan kişiler için çorba dağıtımı etkinliğine İstanbul Valiliği tarafından yasak getirilmişti. Yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Hemen hemen her şeye hatta içtiğimiz suya dahi vergi ödediğimiz bir sistemde sokakta yaşayan dostlarımızın ihtiyacını devletin karşılaması gerekirken bugün bizlerin onlar için hazırladığı yemeklerin yasaklanıyor olması kabul edilebilir değildir. Sadece holdinglerin silinen vergi borçları ile milyonlarca yoksulun ihtiyacı karşılanabilirken bugün tercih ettikleri yoksulun içtiği bir kap sıcak çorbasını yasaklamaktır.