Ana Sayfa Blog Sayfa 1629

Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden Filistin’deki savaş suçlarıyla ilgili soruşturma

Hollanda Lahey‘de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi, (UCM) Filistin‘de işlendiği belirtilen savaş suçlarının araştırılması için resmi soruşturma başlattığını duyurdu.

Başsavcı Fatou Bensouda, soruşturmanın 13 Haziran 2014 yılından beri işlendiği söylenen, mahkemenin yetkisi dahilindeki suçları inceleyeceğini belirtti. Başsavcı, soruşturmanın bağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütüleceğini de ekledi.

Uluslararası Ceza Mahkemesi ne yapacak?

BBC Türkçe‘nin haberine göre, UCM savcıları, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere Gazze ve Batı Şeria‘nın da dahil olduğu bölgede İsrail ordusu, Filistinli milisler ve Hamas tarafından işlenen savaş suçlarını inceleyecek.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, öncelikle soruşturmayla ilgili suçlar üzerinde yargı yetkisi kullanacak olan İsrail ve Filistin makamlarına bildirimde bulunacak.

Mahkeme, Roma Statüsü gereği bireysel cezai sorumluluk bulunup bulunmadığına yönelik değerlendirmeyle ilgili tüm gerçekleri ve kanıtları kapsayacak şekilde soruşturmayı genişletebilecek.

Soruşturmayı açan Başsavcı Fatou Bensouda, görevini 16 Haziran’da insan hakları hukukçusu Karim Khan‘a bırakacak. Khan, dokuz yıl boyunca UCM Başsavcısı görevini yürütecek.

İsrail ve ABD’den itiraz

İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) mahkemenin Filistin konusundaki girişimlerine itirazda bulunuyordu.

İsrail, UCM’nin sadece egemen devletler tarafından gündeme getirilen konuları inceleyebileceğini söylüyordu.

Ancak, UCM Meclisi’ndeki yargıçların çoğu İsrail’in bu görüşüne katılmadı. 5 Şubat’ta alınan kararla mahkemenin, Filistin topraklarında yargı yetkisine sahip olduğunu kaydetti.

Öte yandan, Ön Yargılama Dairesi de, Filistin’in, mahkemenin temel aldığı “Roma Statüsü’ne taraf devlet olduğuna” oy birliğiyle hükmetti.

234 sivil toplum örgütünden ortak çağrı: Avcılık yasaklansın

234 sivil toplum kuruluşu 3 Mart Dünya Yaban Hayatı Günü vesilesiyle bir açıklama yayınladı. Açıklamada iki yıl önce yaban hayatının korunması için başlattıkları mücadelenin umut verici sonuçlar doğurmaya başladığı belirtildi.

Açıklamada doğaseverler change.org/vurmabeni adresi üzerinden başlatılan kampanyaya dahil olmaya ve yaşamı savunmak için harekete geçmeye davet edildi.

Av ihaleleri mahkemelerce durduruldu

Eskişehir’den Antalya’ya, Ankara’dan Tunceli’ye Türkiye’nin birçok farklı ilinde kızıl geyik, dağ keçisi, ceylan gibi yaban hayvanlarının avlanması için açılan av ihaleleri, doğa severlerin ve ilgili kurumların açtığı davalar sonucunda durdurulmuş bulunuyor.

Özellikle son iki yıldır avcılığın yasaklanmasına yönelik olarak yüz binlerce doğaseverin desteğiyle yürüttükleri kampanya sonucunda umut verici kazanımlar elde edilmeye başlandığını belirten 234 sivil toplum kuruluşu, “Birlikte yaban hayatını korumayı başarabiliriz” dedi.

‘Pandemilere neden oluyor’

Türkiye’nin hemen her yerinde, yaşam hakları para karşılığında satılarak avlanmalarına izin verilen canlılar için verilen mücadelenin giderek büyüdüğünün altını çizen sivil toplum kuruluşları, Cocid-19 pandemisi süresince avcılık faaliyetlerinin devam etmesinin son derece riskli olduğunu belirtti.

Covid-19 virüsünün zoonoz yani hayvanlardan insanlara bulaşabilen bir virüs olduğu belirtilen açıklamada son 16 yıl içerisinde 500 binin üzerinde kişinin avcılık sertifikası aldığını hatırlatarak, özellikle pandemi döneminde yaban hayvanlarının avının kesinlikle durdurulması gerektiğini savundu.

Tehlike altındaki türler de vuruluyor

Türkiye’de bir av sezonu boyunca hangi türlerin kaç birey vurulabileceğini belirleyen Merkez Av Komisyonu’nun avına izin verdiği türler arasında, tehlike altında olan yaban hayvanları da bulunuyor.

Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan kırmızı listede dünya ölçeğinde tehlike altında olan üveyik ve elmabaş patka kuş türleri de avına izin verilen yaban hayvanları arasında yer alıyor.

IUCN’nin “hassas” kategorisinde bulunan türlerden üveyik nüfusunun son 40 senede yüzde 78, elmabaş patka nüfusunun ise son 20 yılda yüzde 50 gibi büyük bir oranda azaldığı belirtiliyor.

‘798 canlının yaşamı ihaleye açıldı’

Ayrıca “av turizmi” kapsamında avına izin verilen Anadolu yaban koyunu, ceylan, çengel boynuzlu dağ keçisi, karaca, yaban keçisi, kızıl geyik gibi memeli türleri, yaban hayatının önemli canlıları arasında yer alıyor.

Geçen yıl, bu türlerden oluşan 798 canlının yaşam hakkının, para karşılığında ihaleye açıldığına ve bu ihalelerin birçoğunun yaşam savunucuları tarafından açılan davalar sonucunda durdurulduğuna dikkat çeken 234 sivil toplum kuruluşu, yaban hayatının korunmasının doğanın korunması için şart olduğunu vurguladı.

‘Yaban hayatı geleceğin sigortası’

Yaban hayatının ve tehlike altındaki canlı türlerinin korunması için çalışmalar yürüten 234 sivil toplum kuruluşu adına açıklama yapan Türkiye’nin ilk yaban hayatı uzmanlarından Tansu Gürpınar, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Hiçbir yaban hayvanının yaşama hakkı ihale yoluyla para karşılığında satılmamalı. Bütün doğaseverlerin üzerlerine düşen görev, doğal döngülerin sağlıklı bir şekilde devam etmesine önemli katkı sağlayan yaban hayvanlarının korunmalarına ve karşılaştıkları sorunların giderilmesine çalışmak olmalı.

Bugüne kadar yürütülen doğa koruma çalışmalarıyla toplumda değerli bir farkındalık sağlanmıştır. Artık biliyoruz ki yaban hayvanları sağlıklı bir çevrenin sigortasıdır. Bu nedenle onları gözümüz gibi korumalı, yaşama şartlarını iyileştirmek için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.”

Rapor: Türkiye, 10 yılda en büyük gerilemenin görüldüğü ülkeler arasında ikinci sırada

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli düşünce kuruluşu olan Freedom House, “Demokrasi Kuşatma Altında” isimli 2020 yılında ülkelerdeki özgürlük ve demokrasi durumlarını ele alan bir rapor yayımladı.

Rapora göre, Türkiye son 10 yıl içinde en büyük gerilemenin görüldüğü ülkeler arasında Mali‘den sonra ikinci sırada.

Ayrıca, raporda Türkiye özgür olmayan ülkeler kategorisinde yer aldı. Türkiye’nin 10 yıl içinde toplam 31 puan gerilediği belirtildi.

Hükümet, muhalefeti baskılıyor

Voice Of America‘nın haberine göre, raporun Türkiye bölümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Türkiye siyasetinde önemli bir güç sahibi olmaya devam ettiği kaydedildi.

Ancak, 2019 yılında yapılan yerel seçimler sonrasında muhalefet partilerinin kazanması ve koronavirüs salgınının iyi durumda olmayan ekonomiyi daha da olumsuz etkilemesi, hükümeti muhalefetin baskılanmasına ve kamuoyundaki tartışmaların kısıtlanmasına sevk ettiği vurgulandı.

Ana akım medya hükümetin görüşlerini yansıtıyor

Raporda, Türkiye’deki ana akım medyanın özellikle televizyon yayıncılığının hükümetin görüşlerini yansıttığı ve sık sık benzer manşetlerin atıldığı da ifade edildi.

Bunun yanında, faaliyet gösteren bağımsız gazete ve internet sitelerinin büyük bir siyasi baskı altında olduklarının altı çizildi.

Raporda yer alan bir diğer çarpıcı veriyse, Türkiye vatandaşlarının görüşlerini yakın çevrelerinde açıkça dile getirdiklerini, fakat sosyal medyadaki paylaşım veya kamuoyunda söylediklerine dikkat ettikleri tespiti oldu.

Yüzlerce sosyal medya kullanıcısı gözaltına alındı

Türkiye’yle ilgili başka bir veri de, 2020 yılında yüzlerce sosyal medya kullanıcısının koronavirüs salgınıyla ilgili “provokatif” olduğu iddia edilen paylaşımlarından ötürü gözaltına alınmaları oldu. Bazılarının ise ekonomi, terörizm veya askeri operasyon gibi konularda düşüncelerini paylaştıkları için gözaltına alındıkları veya yargılandıkları belirtildi.

Türkiye, Etiyopya ve Azerbaycan’a destek verdi

Türkiye’nin de içinde olduğu bölgede, otoriter yönetimlerin genişlemesinin, uluslararası arenada önemli demokrasilerin gittikçe azalan ve tutarsız bir varlık göstermesinin insan hayatı ve güvenliği konusunda somut etkileri olduğu kaydedildi.

Bunun, siyasi anlaşmazlıkların çözümü için sık sık askeri operasyonlara başvurulmasının da dahil olduğu vurgulandı.

Raporda Libya ve Yemen gibi uzun süredir devam eden çatışmaların şiddetlendiği ve bununla birlikte Etiyopya liderinin Tigray‘da, Azerbaycan liderinin de Dağlık Karabağ‘da savaş başlattığına dikkat çekilirken, bu ülkelerin sırasıyla Eritre ve Türkiye’den destek aldıkları belirtildi.

Otoriter devletlerin askeri güç kullanmasının dünya genelinde demokratik normlarda çürüme yaşandığının bir diğer sonucu olduğundan bahsedildi.

Antarktika’da 10 bin penguenle iki kış [Foto Galeri]

Almanya doğumlu fotoğrafçı ve film yapımcısı Stefan Christmann, Antarktika‘daki Atka Körfezi‘nde 10 bin imparator penguenden oluşan bir kolonin yanında iki kış geçirdi.

Christmann, Sir David Attenborough‘nun seslendirdiği BBC yapımı belgesel serisi Dynasties (Hanedanlar) için kamera asistanı olarak görev yapıyordu.

Fotoğraf: Stefan Christmann

Christmann, burada çektiği fotoğraflar üzerinden Penguin: A Story of Survival (Penguen: Bir Hayatta Kalma Hikayesi) isimli bir kitap çıkardı. Bu kitapta yer alan bazı fotoğrafları ise merak edenler için paylaştı.

Fotoğraf: Stefan Christmann

Kesintisiz 15 ay

BBC Türkçe’nin aktardığına göre ödüllü fotoğrafçı Christmann’ın Antarktika’da geçirdiği ilk kış Alfred Wegener Enstitüsü için jeofizikçi olarak çalıştığı 2012 yılına denk geldi.

Enstitünün Atka Körfezi yakınlarında, çevresinde her yıl on binlerce imparator penguen toplanan istasyonunda kesintisiz olarak yaklaşık 15 ay geçirdi.

Fotoğraf: Stefan Christmann

‘Ailenizi ve rutinlerinizi özlüyorsunuz’

Fotoğrafçı, Antarktika’daki geçirdiği günleri “müthiş heyecan verici ve aynı zamanda da donuk” ifadeleriyle açıklıyor:

İstasyonun kendisi oldukça büyük ve modern. Dolayısıyla normal yaşamınızda özleyeceğiniz bir şeyiniz yok. Başlangıçta her şey oldukça yeni ve heyecan verici geliyor. Ama sonra arkadaşlarınızı, ailenizi ve rutinlerinizi özlüyorsunuz.”

Fotoğraf: Stefan Christmann

‘En kötüsü fırtınalar’

En kötüsünün ise bazen haftalarca süren ve istasyonu bile sallayan fırtınalar olduğunu söyleyen Christmann, “Bu günler insanda hapis olmuş hissi uyandırıyor. Ama aynı zamanda da istasyon hayatının bir parçası ve tabii ki güzel günlerin kıymetini kötüleri bilirseniz anlayabilirsiniz” diyor.

Fotoğraf: Stefan Christmann

‘Toplanma eylemi hayatta kalma stratejisi’

Penguenleri fotoğraflayan sanatçı, bu hayvanların toplanma eylemlerinin soğuğa karşı gizli bir silah ve nihai hayatta kalma stratejisi olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor:

Fotoğraf: Stefan Christmann

Dev bir kuluçka makinesi gibi çalışan penguenler, kafalarını önlerindeki kuşların omuzları arasına sıkıştırır vaziyette birbirlerine çok yakın dururlar. Biriken vücut ısısı öyle bir sıcaklık yaratır ki, toplanmanın merkezinde 37 dereceye kadar ulaşabilir.”

Fotoğraf: Stefan Christmann

Myanmar’da en kanlı gün: Ordu bir günde 38 kişiyi öldürdü

Birleşmiş Milletler (BM) Myanmar Özel Temsilcisi Christine Schraner Burgener, düzenlediği basın toplantısında, darbeden bu yana bugün Myanmar‘da ”en kanlı” günün yaşandığını belirtti.

Sadece 3 Mart tarihinde 38 kişinin öldüğünü aktaran Burgener, ”Darbeden beri 50’den fazla kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı” ifadesini kullandı.

1200 kişi gözaltına alındı

AA’nın aktardığına göre Burgener, şimdiye kadar yaklaşık 1200 kişinin gözaltına alındığını, uluslararası topluma, birlik olma ve Myanmar’daki darbeye karşı çıkma çağrısı yaptı.

Fotoğraf: AA

Çin ve Rusya’nın, Myanmar’daki darbe ve sonrasında yaşananların Myanmar’ın iç meselesi olduğu argümanına ilişkin değerlendirmede bulunan Burgener, ”Bu bir iç mesele değil ve bölgedeki istikrarı etkiliyor. Çin ve Rusya’nın bu konuda birlik olunmasının önemini anlamasını umuyorum.” dedi.

Öte yandan BM Güvenlik Konseyi, cuma günü Myanmar’daki darbeyi ve darbe sonrası yaşanan gelişmeleri görüşmek üzere toplanacak.

Neler yaşandı?

Myanmar ordusu, kendine yakın siyasi grupların, 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddialarını ortaya atması ve ülkede siyasi gerilimin yükselmesinin ardından 1 Şubat’ta yönetime el koydu.

Ordu, Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına almış ve bir yıllığına olağanüstü hal ilan etti.

Yaptırım kararları

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası toplum, darbeyi kınadı. ABD, Kanada ve İngiltere, darbede rol oynayan askeri yetkililere yaptırım kararı aldı.

Myanmarlılar, 6 Şubat’ta demokrasiye dönüş talebiyle gösterilere başladı, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu can kayıpları yaşanınca protestolara katılım arttı.

İsrail kıyılarına vuran petrol katranı için İran’ı sorumlu tuttu

İsrail Çevre Koruma Bakanı Gila Gamliel, ülke tarihinin “en büyük çevre felaketlerinden biri” olarak nitelendirdiği petrol sızıntısının arkasında İran’ın olduğunu düşündüğünü söyledi.

Şubat ayında İsrail‘in Akdeniz‘de 160 kilometre boyunca uzanan kıyı şeridi birkaç yüz ton petrol katranıyla kaplanmıştı. Sahildeki birçok canlı bu durumdan zarar görürken, sahil halkın girişine kapatılmış, çevresel etkilerinin giderilmesinin yıllar alabileceği belirtilmişti.

Günler içerisinde petrol sızıntısı Lübnan kıyılarına kadar ulaşmıştı. Katranın 50 kilometre açıktan geçen bir gemiden 11 Şubat’taki fırtına sırasında boşalmış olabileceğini belirten yetkililer açılan soruşturma hakkında yayın yapmaya kısıtlama getirmişti.

‘Çevre suçu değil çevre terörizmi’

Gamliel sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, İsrail hükümetinin meydana gelen petrol sızıntısını “terör” olarak nitelendirdiğini ve İran’ın felaketle bağlantılı olduğuna inandığını kaydetti.

Gamliel, Tel Aviv‘in bu olayı sadece bir çevre suçu olmadığını, bir çevre terörizmi olduğunu keşfettiğini ve çevresel saldırıdan İran’dan ayrılan bir Libyalı şirketin sahip olduğu korsan gemisinin sorumlu olduğunu belirtti.

‘Çevreye zararla terörizme devam ediyor’

Bakan Gamliel, “İran, terörizmle sadece nükleer silahların yardımıyla ya da sınırlarımız boyunca kendisini göstermeye çalışarak uğraşmıyor. İran çevreye zarar vererek terörizme devam ediyor. Çevreye zarar ve kirliliğe karşı mücadelemiz ülkelere yayılan bir mücadeledir” ifadelerini kullandı. Aynı zamanda Gamliel, ilerleyen zamanda olay hakkında daha fazla bilgi vereceğini belirtti.

İran, İsrail’in iddiaları hakkında henüz bir açıklama yapmadı. Ancak iki ülke arasındaki ilişkilerin kötü olduğu ve İran’ın diğer ülkelerle deniz taşımacılığına bağlı petrol ticaretinin, ABD yaptırımları tarafından ciddi şekilde kısıtlandığı biliniyor.

Bu kısıtlama ise, İran’ın Akdeniz bölgesindeki geleneksel müşterilerinin çoğunu İran’dan ham petrol alımlarını ciddi şekilde veya tamamen azaltmaya yöneltiyor.

Erkekler şubat ayında en az 33 kadını öldürdü

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlerden hazırladığı Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre erkekler şubat ayında en az 33 kadını öldürdü, 12 kadına tecavüz etti.

Şubat 2021‘de en az 14 kadının ölümü basına şüpheli olarak yansıdı. Erkekler, en az 10 kadını “öldürmekle” veya “cinsel saldırıda bulunmakla” tehdit etti. İstanbul’da annesini “öldürmeye teşebbüs eden” bir erkek tutuklandı.

Cinayet

Erkekler, Şubat 2021’de en az 33 kadını ve yanlarındaki üç erkeği öldürdü; geçen yıl aynı ay bu sayı 20’idi. Öldürülen dört kadının koruma veya tedbir kararı vardı. Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Faslıydı.

Öldürülen kadınların isimleri ise şu şekilde: Ayşe Nazlı Kınacı, Birgül Y., Canan A., El Mohammed, Emel Tokkal, Feride T., Gamze Kaçar B., Gonca A., Güler Kaya, Gülistan Ş., Gülsüm B., Hacer Ç., Hanife Y., Hatice H., Hatice T., İkram K., Kader Balcı, Karanfil Ö., Melek G., Meral Şen, Meryem Güneş, Mihrican E., Nergiz S., Nur Cemil H., Pınar Can, Raziye Ö., Saime Ü., Samira Lkhadır, Saniye Kaçar, Semiha Peker, Sibel A., Şule Yıldırım, Zeynep I.

Fotoğraf: DHA

20 kadını birlikte olduğu erkek öldürdü

Erkeklerin 28 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler, iki kadını “namus”, bir kadını “kıskançlık” bahanesi” ile öldürdü. Erkekler bir kadını “faturada indirim yapmadı”, bir kadını da “hırsızlık yapmak” için öldürdü.

Şubatta 20 kadını kocası, eski kocası, nişanlısı ve sevgilisi öldürdü. Yedi kadını, torunu, abisi ve oğlu gibi aile üyesi sekiz erkek, bir kadını evine giren üç hırsız, bir kadını akrabası, bir kadını eşinin eski ortağı, esnaf bir kadını müşterisi öldürdü. İki kadını öldürenin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Sadece dokuz fail tutuklandı

Erkekler, 14 kadını ev içinde, on kadını otel, sokak, araba ve ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkeklerin dokuz kadını nerede öldürdüğü basına yansımadı.

Erkekler, 17 kadını ateşli silahlarla, 11 kadını bıçak, balta gibi kesici aletlerle, üç kadını boğarak öldürdü. Erkekler, bir kadının başını dambılla ezerek, bir kadını da darp ederek öldürdü.

Kadınları öldüren 36 fail erkek vardı. Sadece dokuz fail tutuklandı. 14 fail gözaltına alındı, yedi fail intihar etti. Bir failin hukuki süreci basına “aranıyor” diye, iki failin durumu “kaçtı” diye yansıdı, üç failin hukuki süreci basına yansımadı.

Çocuk cinayeti

Erkekler, Şubat 2021’de en az bir çocuğu öldürdü. Ali Doruk T. isimli çocuğu babasının eski ortağı öldürdü.

Afyon’da bir baba kız çocuğunu sokakta yaraladı. İstanbul’da bir grup erkek bir çocuğu kaçırmaya çalıştı. Erkekler, Ağrı’da üç, Diyarbakır’da bir çocuğa şiddet uyguladı. Hatay’da bir çocuğun ölümü basına şüpheli olarak yansıdı.

Cinsel saldırı /tecavüz

Erkekler Şubat 2021’de en az 12 kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı dörttü. Sekiz kadına tanımadığı yedi erkek, bir kadına yöneticisi, bir kadına babası, bir kadına tiyatro oyuncusu, bir kadına da polis cinsel saldırıda bulundu.

Erkekler, cinsel saldırıda bulunduğu kadınlardan birine sistematik olarak cinsel saldırıda bulundu. Erkekler bir kadına ev içinde, iki kadına hukuk ofisi, metro gibi ev dışı alanlarda tecavüz etti. Erkeklerin dokuz kadına nerede tecavüz ettiği basına yansımadı. Kadınlara tecavüz eden 11 failden yalnızca beş fail tutuklandı.

CHP’li Karaca: İnsan Hakları Eylem Planı’yla ilgili anlatılanlar anayasada var, uygulanmıyor

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan ve yargı reformu kapsamında hazırlanan İnsan Hakları Eylem Planı’na yönelik tepkiler gelmeye devam ediyor.

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, bugün CHP Genel Merkezi’nde İnsan Hakları Eylem Planı konulu bir basın açıklaması yaptı.

Karaca, “Hak ve hukuka saygısı olmayan bu zihniyetin açıkladığı insan hakları eylem planı göstermeliktir, kandırmacadır” dedi.

‘Sansürleme çabası’

Gülizar Biçer Karaca, insan hakları eylem planının, CHP’nin yıllardır her hafta aynı gün ve saatte yaptığı grup toplantısına denk gelmesinin CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun sansürleme çabası olduğunu söyledi:

İnsan hakları eylem planının, ana muhalefet partisi CHP’nin yıllardır her hafta grup toplantısının yapıldığı gün ve saatte açıklanması, Sayın Genel Başkanımızın milletin gerçek gündemini kamuoyuyla paylaşacağı grup konuşmasını kaynağında sansürlenme çabasıdır.

Bu anlayış hak, hukuk, adalet duygusundan yoksun zihniyetin yansımasıdır.

Hak, hukuk ve adalet anlayışından fersah fersah uzak tek adamın bu tutum ve tavrı göstermektedir ki, açıklanan insan hakları eylem planı, geçmişte olduğu gibi bugün ve bugünden sonra uygulanmayacaktır. Hak ve hukuka saygısı olmayan bu zihniyetin açıkladığı insan hakları eylem planı göstermeliktir, kandırmacadır.

‘Bu belgeyi özeleştiri kabul ederiz’

CHP’li Karaca, söz konusu eylem planını özeleştiri olarak kabul edeceklerini belirterek, yedi yıl önce de açıklanan eylem planında hedeflenenlerin yerine getirilmediğine şöyle değindi:

Bu belgeyi özeleştiri belgesi olarak kabul ederiz; ancak insan hakları ve özgürlükler adına daha fazlası olduğunu söylemeyi zul sayarız.
7 yıl önce açıkladıkları eylem planının sunuş yazısında bir hedefleri vardı: AİHM’deki ihlal kararlarını azaltmak. Peki, öyle mi oldu?

O zamanlar AİHM’de türkiye aleyhine açılan ve derdest olan dava oranı yüzde 11,3 iken bu oran 2020 verilerine göre yüzde 18 ‘e çıktı.
O zamanlar Rusya, İtalya, Ukrayna ve Sırbistan’dan sonra beşinci sırada olan Türkiye, bugün Rusya’dan sonra ikinci sırada. 2005 yılında 55 bin insan cezaevindeydi. 1 Ocak 2021 tarihi itibariyle bu sayı 271 bine çıktı.

İşte bu verilerde de görüldüğü üzere Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı eylem planı bir masaldır. Artık anlatacak hikayesi kalmayan sarayın tek adamı, milleti masal anlatarak oyalamaya çalışıyor.”

‘Açıklanan eylem planında yeni bir şey yoktur’

Gülizar Biçer Karaca, Başbakan tarafından açıklanan eylem planının, Türkiye’nin zaten yerine getirmekle yükümlü olduğu haklar olduğunu hatırlattı.

Karaca, ayrıca Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin insan hakları eylem planının uygulanmasını desteklemek için iktidara 1,2 Milyon Euroluk destek verdiğini de vurguladı:

Açıklanan eylem planı Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler nezdinde taraf olduğumuz yerine getirmekle yükümlü olduğumuz haklardır. Fazlası değildir yeni bir şey yoktur. Gösterişli şovlarla ekonomik buhrana dışarıdan para bulma çabasıdır tabi dışarıdakileri kandırabilirse.

Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi insan hakları eylem planının uygulanmasını ve raporlanmasını desteklemek için 18 ay önce 1.200.000 avroluk bir destek açıkladı, tabi söz konusu para olunca saray iktidarı bu fırsatı kaçırmadı.

1.200.000 avroyu aldı. Çürüyen itibarlarını makyajlamak, iktidarda tutunabilmek için kullandı. Proje süresi 1 mart 2021 tarihinde bitti. Apar topar 2 mart günü zaten Anayasada ve imzalanan uluslararası sözleşmelerde varolan temel hak ve hürriyetleri sıralayıp millete masal anlattı. Yani hep birlikte dün 1.200.000 avroluk bir masal dinledik.”

‘Yasaları uygulayın yeter’

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, eylem planında sözü geçen maddelerin anayasada var olduğunu ancak uygulanmadığını kaydetti:

Sayın Erdoğan dün elinize yazılıp verilen ve prompterden okuduklarınız Türkiye Cumhuriyetinin imzaladığı, onayladığı uluslararası sözleşmelerde zaten var. Dün anlattıklarınız anayasamızda zaten var. Siz uygulamıyorsunuz.

Sayın Erdoğan yoksa saraya muhalif olanları insan olarak kabul etmiyor musunuz? 19 yıldır aklınız nerdeydi? 19 yıldır elinizi bağlayan mı vardı?
1.2 milyon avro alıp ekran karşısına çıkıp millete, hakları gasp edilenlere masal anlatmayı bırakın.

Mevcut yasaların gereğini yerine getirin, yasaları uygulayın yeter.
Ya da artık gölge etmeyin, sandığı getirin başka ihsan istemiyor bu millet sizden.”

KuirFest, Dünya Kadınlar Festivali İstanbul’da!

Kadınları destekleyerek karşılaştıkları güçlükleri ve daha eşit bir dünya için oluşturdukları çözümleri görünür kılmayı hedefleyen WOW (Women of the World) Dünya Kadınlar Festivali “Şehirde Kadın Olmak” ana temasıyla 5-6-7 Mart tarihleri arasında dijital ortamda düzenlenecek.

WOW Vakfı ortaklığında, British Council ve Sabancı Vakfı işbirliği ile Türkiye’de, 5-6-7 Mart tarihlerinde düzenlenecek festivalde, toplumsal cinsiyetin hayatlarımızı nasıl etkilediği Şehir Hayatına Katılım, Şehrin Görünmeyen Yüzü, Şehirde Dayanışma alt temaları çerçevesinde ele alınacak.

Dijital ortamda gerçekleşecek festivalde, sanat ve sivil toplum alanlarından kadınların imza attığı çalışmalara yer verilecek.

‘Şehirde kadın olmak’

WOW – Dünya Kadınlar Festivali, kadınları destekleyerek, kadınların karşılaştığı güçlükleri ve daha eşit bir dünya için oluşturdukları çözümleri görünür kılmayı hedefleyen ‘Şehirde Kadın Olmak’ ana temasıyla yapılacak.

İlk kez 2010 yılında Londra’da WOW Vakfı Kurucusu ve Direktörü Jude Kelly CBE tarafından düzenlenen WOW Dünya Kadınlar Festivali, bugüne dek altı kıtaya yayılarak, 70’ten fazla festivalle 2 milyondan fazla katılımcıya ulaştı.

Pembe Hayat KuirFest Festival’de

Festivalin son günü 7 Mart’ta, Pembe Hayat KuirFest adına Çiğdem Erdöl ve Doğukan Karahan’ın atölye yürütücüsü olarak katılacağı “Anlatmak ve Dinlemek: Sosyal Hizmet ve Drama Kesişiminde Bir Atölye” başlıklı etkinlik, sahnede ve yaşamda dinlemek ve ifade etmek eylemlerine alan yaratmayı hedefleyen çalışmalardan oluşuyor.

İçeriğini, drama ve sosyal hizmetler alanlarının kesişimindeki araçları kullanarak kolektif bir araştırma yapmak üzerinden kuruyor. Dinlemek ve anlatmak eylemlerini, oyuncu olarak sahnede ve özne olarak hayatın içinde var olabilmenin ve hem sahnede hem hayatta birlikte bir dünya yaratabilmenin ön koşulu olarak ele alıyor.

Atölyeyi oluşturan çalışmalar, katılımcıların kendi bedenlerinden ve duygularından yola çıktıkları ve birbirlerine yöneldikleri bir dizi egzersizden oluşuyor. Festival programını detaylı incelemek ve daha fazla bilgi almak için bu adresi ziyaret edebilirsiniz.

Boğaziçililer soruşturma açılan 51 öğrenci için eylemde: Hepimiz oradaydık

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından atanan Melih Bulu’ya yönelik protestolara katılan öğrenciler hakkında başlatılan soruşturmaya karşı eylem düzenledi.

Öğrenciler, Güney Kampüs’te yer alan Rektörlük binası önünde yazıkları dilekçelerle bir araya geldi. Eyleme “el salla el salla kameraya el salla” sloganları ve “aç aç soruşturma aç” sloganları eşlik etti.

Öğrencilerden Kayyımlığa dilekçe

“Boğaziçi Üniversitesi Kayyımlığına” hitaben kaleme alınan dilekçede “Kayyım Melih Bulu protetoları sürecinde eylem hakkını kullanan arkadaşlarımıza kayyum emriyle soruşturmalar açılmaya başlandığını öğrendik” denildi. Devamında ise şu ifadeler yer aldı:

1 Şubat 2021 tarihinde kayyım Melih Bulu’nun onayıyla Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’e giren polis tarafından 51 arkadaşımız işkence ile gözaltına alındı.

Arkadaşlarımız, hukuksuzca gözaltına alınıp yıpratılmamış gibi bir de yapılan gözaltıların hesabını sormak istedikleri için arkadaşlarımız hukuksuz soruşturmalara maruz bırakılıyor.

Fotoğraf: Boğaziçi Daynışması

‘Soruşturmalar meşru değil’

Bunlara ek olarak kayyum rektörün iftiraları ve ÖGB’nin fişlemeleriyle kampüse yemek getiren, kampüste yayın yapan ve protesto haklarını kullanan birçok arkadaşımız hakkında da soruşturma açıldı. Kayyım atamasına yönelik protestolarla ilgili açılan soruşturmaların hiçbiri meşru değildir, protesto suç değildir.

Benim de fiziki ya da manen orada bulunduğumu ve arkadaşlarımıza açılan soruşturmayı kabul etmediğimi bildiriyorum. Haklı taleplerimizi dile getirme, toplu eylem yapma ve hesap sorma haklarımıza karşı zor kullananları tanımıyor, bir soruşturma açılacaksa bana da açılmasını talep ediyorum.

‘Kayyımlık yazısına güvenlik engeli’

Öte yandan Boğaziçi Dayanışması tarafından yapılan paylaşımda bir öğrencinin Rektörlük binası girşindeki ‘Rektörlük’ yazısı üzerine ‘Kayyumlık’ yazan bir kağıt yapıştırması nedeniyle güvenlik görevlilerinin soruşturma açmakla tehdit ettiği belirtildi.

Dayanışma “Dün kayyumluk yazısını yenilerken arkadaşlarımızı videoya çeken ve idari işlem başlatılacağını söyleyen güvenlik, bugün sabah da bu yazıyla gözdağı politikasını devam ettirdi” ifadelerini kullandı.

 

‘Kayyumlar yalnızdır, biz değiliz’

Öğrenciler bu müdahalenin ardından yazının üzerine birçok ‘Kayyumlık’ yazan kağıt yapıştırmış, “Kayyumluk binasının yazısını bir kişi değil, hepimiz yeniliyoruz! Okulumuzun özel güvenliğinin öğrencilere karşı olan tutumunu, bu korku politikasını kabul etmiyoruz! Kayyumlar yalnızdır, bizler değiliz!” demişti.