Ana Sayfa Blog Sayfa 1630

Yeşiller, 8 Mart Özel Yayını’nda bir araya geliyor

Yeşiller Partisi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde yapacağı özel yayında Yeşiller’in “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Feminizm” ilkesini konuşmak için bir araya geliyor.

4 Mart Perşembe tarihinde saat 20.00’da gerçekleşecek etkinlikte Yeşiller Partisi üyeleri Gülnur Aksop, Özge Doruk ve Doğa Bayraktar ile Eş Sözcü Emine Özkan konuşmacı olarak yer alacak.

Çevrimiçi olarak gerçekleşecek etkinlikte kolaylaştırıcılığı ise Yeşiller Partisi MYK üyesi Nil Mutluer üstlenecek. Etkinlik youtube üzerinden takip edilebilecek.

Etkinlikte İstanbul Sözleşmesi’nden ekoloji mücadelesine, transfobiden özgürleştirici/kapsayıcı politikalara, parti içi uygulamalardan Avrupa Parlamentosu‘ndan örneklere kadar birçok konu konuşulacak.

Perihan Pulat’ı arkadaşları anlattı: Onun mücadelesini sürdürmek artık bizim sorumluluğumuz

78 yaşındaki eski Sayıştay Hakimi Perihan Pulat‘ın tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmesi sevdiklerini yasa boğdu. Verdiği mücadeleler sebebiyle “Perihan Abla” olarak tanınan Perihan Pulat, Ankara‘daki eylemlerin ve nükleer karşıtı hareketin öncü isimlerindendi.

Perihan Pulat’ı ve onunla ilgili anılarını, arkadaşları Yeşil Gazete’ye anlattı.

‘Neredeyse bütün eylemlere geldi’

Perihan Pulat’ın aktivist arkadaşı Greenpeace eski eylem koordinatörü ve Sınır Tanımayan Doktorlar’dan Bilge Ayşe Öztürk, Pulat’la nasıl tanıştıklarını ve birlikte neler yaşadıklarını anlattı:

Ben Perihan’ı Greenpeace’ten tanıyorum.  Ben bir dönem Greenpeace’te eylem koordinatörüydüm. O dönem boyunca yaptığımız neredeyse bütün eylemlere Perihan geldi.

İlk başta Ankara dışına gelemiyordu. Çünkü eşine bakması gerekiyordu. Ama, eşini kaybettikten sonra bütün şehirlerdeki eylemlere de gelmeye başladı. Sinop’a geldi, Mersin’e geldi. Beraber Gerze’ye gittik. İstanbul’a geldi, İzmir’e gittik.”

Kendisine “Güneş’in Kızı” dediğini anlatan Öztürk, Pulat’ın 2018 yılında Yüksel Caddesi’nde polisler tarafından maruz bırakıldığı şiddetin ilk olmadığını belirtti ve “Bir Greenpeace eyleminde de ona şiddet uygulanmıştı. Ne olursa olsun hiçbir zaman umudunu yitirmeden mücadele eden bir insandı. Greenpeace’le de eylem yapıyordu. Yüksel Caddesi’ndeydi de, işçilerlerle de birlikteydi. Herkesleydi. Bu bence çok değerli” dedi.

‘Nasıl yakalayamadılar bizi?’

Bilge Ayşe Öztürk, Greenpeace eylemlerinde 50 yaş üstü kişilerin olmasının nadir bir durum olduğunu, ancak Pulat’ın her etkinliğe geldiğini söyledi. Öztürk, yaşadıkları bir anıyı da şöyle anlattı:

Bir süt yasası geçecekti ona karşı eylem yapıyorduk. İnek kostümü ayarlamıştık. Eylemciler inek kostümleriyle Tarım Bakanlığı’nın önüne gittiler. Perihan da vardı tabii. Polis engellemeye çalışıyordu eylemcileri. O sırada galiba Perihan’dı o. İnek gibi yere çömelip elleri üzerinde yürümeye başladılar. Emekliyorlar aslında. Polis de ne yapacağını şaşırıyor. Amirine, ‘Amirim, bunlar gerçekten inek gibi yürüyorlar’ diyor. Bu daha sonra aramızda gülme konusu olmuştu. Perihan da ‘Nasıl yakalayamadılar, bizi nasıl durduramadılar, inek gibi yürüdük’ diyordu.”

‘Dünyayı kirleten her şeye karşıydı’

Pulat’ı yakından tanıyan isimlerden biri olan gazetemizin çeviri editörü Ali Serdar Gültekin, Pulat’ın hiç cep telefonu kullanmadığını, dünyayı kirleten her şeye karşı olduğunu anlattı:

Peri’yi, ilk gençliğindeki arkadaşları ve belki komşuları hariç sanırım herkes aktivist olarak tanıdı. Belki onlar da Peri’nin aktivist yönünü biliyorlardı, kim bilir. Tüm hayatı haksızlığa karşı mücadeleyle geçti Peri’nin ve bu duruşunu bir an için bile bozmadı. Behice Boran’la birlikte çalışmış olmaktan, eski bir TİP’li olmaktan hep gurur duyardı. Bir eylemden diğerine koşar, tek başına kalsa bile yılmaz, umudunu kaybetmez, inadını yitirmezdi. Kendi yaptığı pankartlarla eylem yapar, başkalarının hazırladıklarını hiç beğenmezdi. Güzel fotoğraflar da vermeyi severdi. Her zaman fotoğrafçıların yanına koşar, nasıl çıktığını görmek isterdi.

Onu 2010’lu yılların başlarında tanıdım. Çok ihtiyaç duyduğum bir dönemde her zaman yanımda olduğunu hissettirdi. Evden çıkamadığım bu dönemde, tüm o koşturması içinde bile her hafta arar, halimi hatırımı sorar, moral verirdi. Kendisine büyükanne denmesinden çok hoşlanırdı. Belki de bundandır, hep el işi pankartlar hazırlaması. Hiç cep telefonu olmadı mesela. Hiç araba almak istemedi. Dünyayı kirleten her şeye karşıydı. Ankara Belediyesi’nden alabileceği 65 yaş üstü kartı da hep reddetti. Ben paramı öderim; belediye gençlerin ulaşımını ücretsiz yapsın derdi.

Çevresindeki kimsenin kalbini kırdığını sanmam. Umarım biz de ona hak ettiği dostluğu ve saygıyı gösterebilmişizdir. Şimdi mücadele alanı bir kişi eksik ve büyük bir kişi eksik. Onun boşluğunu doldurmak ve mücadelesini sürdürmek artık bizim sorumluluğumuz.”

‘İyi şeyler yapıyorsunuz, seni seviyorum’

Akademisyen Sevilay Çelenk, 10 yıl önce tanıştığı Pulat’la bir anısını paylaştı:

Ben Perihan Abla ile Mülkiyeliler Birliği yönetimindeyken, yaklaşık on yıl evvel tanıştım. O zamanlar bir grup kadın birliğin önünde bir basın açıklaması yapıp, önceden aldığımız izin çerçevesinde KESK’li tutuklu kadınları cezaevinde ziyarete gitmiştik. Mülkiyeliler’in bunun yapabilmesine çok memnun olmuştu diye hatırlıyorum . “İyi şeyler yapıyorsunuz, seni seviyorum” dediğini hatırlıyorum. Sonra işte yıllarca Yüksel’de, Konur’da her eylemde orada olurdu. Rengarenk, neşeli, başka…Hepimiz tanırdık onu, severdik.”

‘Kendi hazırladığı dövizlerle en öndeydi’

İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin, Perihan Pulat’ın direncinin herkese örnek olmaya devam edeceğini belirtti ve şunları kaydetti:

Perihan ablayı herkes gibi ben de eylem alanlarından tanıyorum. Barış için, insan haklarını savunmak için, nükleer karşıtı ve yeşil eylemlerde, özellikle Ankara’da olanlarda, o her zaman kendi hazırladığı dövizlerle en öndeydi. Sinop’taki, Mersin’deki nükleer karşıtı eylemlere ve Anadolu’yu vermeyeceğiz yürüyüşü sonrasındaki eylemlere de katıldığını biliyorum. Aynı alanlarda çok birlikte olduk, biri de 2010’daki nükleer karşıtı Meclis eylemidir.

Doğaya, insan haklarına ve demokrasiye saldırının karşısındaki direnişin simgesiydi. 78 yaşındaki bir aktivist olarak yaşadığı polis şiddetinin ardından hastalanması, iyileşememesi, iki yıl sonra ölmesi Perihan ablanın anısını daha da acılı ve simgesel yapıyor. Aktivist olmak en çok da örnek olmaktır. Perihan abla direnciyle hepimize örnek olmaya devam edecek.”

 

‘Bir polis saldırısı sonucu bir daha iyileşmedi’

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Hilal Onur İnce ise, Pulat’ın 2018’de polisler tarafından maruz bırakıldığı şiddet sonrasında bir daha iyileşemediğini söyledi:

Sevgili Perihan Pulat’ı TEKEL Direniş çadırında tanıdım. Ankara’dan bir kadın geçti. Dimdik duruşuyla, aklıyla. Perihan Pulat bir polis saldırısı sonrası bir daha hiç iyileşmedi ve bugün hayatını kaybetti. Sayıştay Hakimliğinden emekliydi ama insanlıktan hiç emekli olmadı. Bu dünyadan Perihan Pulat geçti. Çok üzgünüm.”

‘O, yüzlerce insana dokunarak gitti’

Uluslararası Çevre Gazeteciler Derneği Başkanı Osman Akkuş ise Pulat’la Ankara’da açtığı nükleer karşıtı bir stantta tanıştığından ve mücadelesinden şöyle bahsetti:

Yaşam savunuculuğu yapıyordu.İnsan da dahil tümüyle canlı yaşam için sürekli hareket halindeydi. Birilerinin kar üstünde hoyratça gezdiği ve devrimcileri gözlediği sokaklara çığ gibi düşerdi.

O yüzlerce insana dokunarak gitti.

Ankara da içimi acıtan ve beni derinden yaralayan olaylardan bir İnsan Hakları Heykelinin adeta tutsak edilircesine abluka altına alınması, diğeri ise Perihan ablamızın polis tarafından acımasızca darp edilmesiydi.

Perihan abla, umarım toprağında renkli ve devrim kokulu çiçekler açar. Rahat uyu,
mücadelesini verdiğin sokaklar , dokunduğun insanlar, doğa, börtü böcek seni hiç unutmayacak.”

Perihan Pulat’ın anısına 6 Mart Cumartesi günü saat 13.30’da Ankara Mimarlar Odası önünde, saat 15.00’te de TÜM-BEL-SEN’de toplanılacak.

Rize’de yapılan ulusal fotoğraf yarışmasının kazananları belli oldu [Foto Galeri]

Haber: Gençağa Karafazlı

Rize Belediyesi, Rize Belediyesi Gençlik Merkezi ve Bilgi Evi (RİBEGEM) tarafından organize edilen “Gençlerin Objektifinden Yaşayan Şehir Rize” adlı ödüllü ulusal fotoğraf yarışmasının kazananları belli oldu.

Dereceye giren eser sahipleri ve jüri üyelerine ödülleri takdim edildi.

Ödülleri Belediye Başkanı verdi

Rize Belediyesi’nin Başkanlık makamında düzenlenen etkinlikte, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin dereceye giren yarışmacılara ödüllerini, jüri üyelerine de plaketlerini verdi.

Birincilik Uğur Yeşilçiçek’in

Birinci olan yarışmacı Uğur Yeşilçiçek 5 bin TL, ikinci olan yarışmacı Furkan Ertan 3 bin TL, üçüncü olan yarışmacı Tayyip Topal ise 2 bin TL para ödülünün sahibi oldu.

Yarışmada jüri özel ödülü de verildi. Bu ödülü kazanan Ertuğrul Baştan, bin TL’lik hediye çekinin sahibi oldu. Fotoğraf yarışmasında dereceye giren fotoğraflar ise şu şekilde:

 

Yeşiller Partisi: İnsan hakları için artık söz değil, eylem!

Yeşiller Partisi geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğantarafından açıklanan yargı reformu kapsamında hazırlanan İnsan Hakları Eylem Planı’na ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada “Yeşiller olarak, hükümetin açıkladığı İnsan Hakları Eylem Planı’nı, doğru yönde atılmış bir adım olarak görmekle birlikte inandırıcı bulmuyoruz” ifadeleri kullanıldı.

‘Yeni yasa değil siyasi irade gerekiyor’

İnsan haklarına dayalı demokratik hukuk devletinin gereklerini bugünden yarına yaşama geçirmenin ve yargı bağımsızlığını tam ve eksiksiz olarak tesis etmenin ne yeni yasalara ne de yeni bir Anayasa’ya bağlı olduğu belirtilen açıklamada “Bunun için lazım olan tek şey, siyasi iradedir. Görevdeki hükümetinse böyle bir iradeye sahip olmadığını düşünmek için fazlasıyla sebep var” denildi.

Yeşiller Partisi “Açıklanan bu eylem planı; Türkiye’de var olan anti-demokratik uygulamaları, haksızlıkları ve hukuksuzlukları gizlemek için yürütülen ve geçmişte örneklerini sıkça gördüğümüz göz boyama operasyonlarından biri olmayacaksa, hükümetin bu planı hayata geçirme iradesine sahip olduğunu sadece sözlerinde değil, eylemlerinde de görmemiz gerekir” ifadelerini kullandı.

Erdoğan İnsan Hakları Eylem Planını açıkladı

‘Siyasi tutsaklar serbest bırakılmalı’

Yeşiller tarafından yapılan açıklamanın devamında söz konusu eylem planının inandırıcı olmasını isteyen bir hükümetin öncelikle aşağıdaki maddeleri uygulamaya geçirmesi gerektiği belirtildi:

  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, insan hakları alanında uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirmeli; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından haklarında derhal tahliye kararı verilmiş Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere haksız ve hukuksuz olarak hapiste tutulan tüm siyasi tutsakları serbest bırakmalıdır.

‘Muhalifleri hedef almaya son vermeli’

  • Terörle Mücadele Yasası hükümlerini aşırı geniş ve keyfi bir şekilde yorumlayarak ‘muhalif’ olarak kodladığı siyasi partileri, sivil toplum örgütlerini, hak savunucularını, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, öğrencileri ve vatandaşları hedef almaya derhal son vermeli; Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan tüm vatandaşların ifade ve örgütlenme özgürlüklerinden korkusuzca yararlanmalarını sağlamalı ve hukuki süreçleri muhalifleri susturmak için değil, onların muhalefet yapma haklarını korumak için işletmelidir.
  • Irk, din, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşların seçme ve seçilme haklarına saygı duymalı; mecliste milletvekillerinin dokunulmazlıklarının siyasi saiklerle kaldırılmaması yönünde irade göstermelidir.

‘İstanbul Sözleşmesi uygulansın’

  • Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin, İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin gereklerini derhal uygulamaya başlamalı ve halen Türkiye’nin iç hukukunun bir parçası olan bu sözleşme hükümlerinin uygulanmasında kasıtlı veya kasıtsız ihmali olan kamu görevlilerinden hesap sormalıdır.
  • Yargı bağımsızlığının teminatı olan Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu, yürütme erkinin vesayetinden kurtarmalı; hakim ve savcıları ‘yandaş’ olmaları için değil, tarafsız, adil ve vicdanlı kararlar vermeleri için teşvik etmelidir.

Açıklama “Türkiye’nin acil ihtiyacı olan çoğulcu, katılımcı ve barışçıl siyaset ikliminin oluşması, bu adımların atılmasına bağlıdır. Hükümetin bu adımları hemen bugün atmak için yaldızlı bir eylem planından ziyade samimi bir siyasi iradeyi, eylemleriyle göstermeye ihtiyacı vardır” ifadeleriyle son buldu.

Victor Ananias aramızdan ayrılalı 10 yıl oldu

Türkiye’de ekolojik yaşam hareketinin gelişmesinde çok büyük katkısı olan ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Victor Ananias aramızdan ayrılalı 10 yıl oldu.

Victor Ananias, 3 Mart 2011 tarihinde Fethiye’deki evinde yaşamını yitirdiğinde henüz 39 yaşındaydı. Hayatını doğayla iç içe yaşamaya vakfeden Ananias, genç yaştan itibaren ekolojik tarım, organik mutfak ve doğal tarım ürünlerinin insanlara ulaşması konusunda çalışmalar yürütmüştü.

Yeşil Gazete’de yayınlanan Victor’un Ardından serisinde yer alan Tohum, Filiz ve Toprak makalelerine buradaki linkler üzerinden ulaşabilirsiniz.

10’uncu yıldönümüne özel tarifleri kitaplaştırıldı

Buğday Derneği, ölüm yıldönümü için Victor’un anısına Arife Tarif kitabını yayınladıklarını duyurdu. Dernek, Victor hakkında “Buğday fikrinin, hareketinin, derneğinin kurucusu Victor Ananias, yaşamı boyunca doğanın sunduğu mucizeleri topraktan tezgâha, oradan mutfağa, sofraya ve gönüllere taşıyan bir dost oldu herkes için. Elinin değdiği her yere bereket, şifa ve aşk getirdi. Sofralar kurdu; mutfağında fikirler, insanlar, hayaller de pişti yemeklerin yanında” ifadelerini yer verildi.

Yapılan açıklamada kitap hakkında ise “Kendi kaleminden çıkan yazılarla birlikte, dostlarının dilinden onu okuyacak, sağlıklı ve lezzetli tariflerini öğrenecek, bu yemekleri eşsiz kılan sırrı keşfedeceksiniz” bilgisi paylaşıldı.

Hayatı

Victor Ananias, 1971 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde dünyaya geldi. Babası Şilili olan Ananias, çocukluk yıllarını Almanya’da geçirdi. Altı yaşına geldiğinde ailesi doğal bir yaşamı seçerek Bodrum’a yerleşti. Burada Ege’nin toprak insanının gelenek ve bilgisiyle yetişen Ananias, 13 yaşından itibaren miçoluk, çiçekçilik, garsonluk, otel yöneticiliği ve turist rehberliği yaptı.

Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce Bölümü’nde okurken eğitimini yarıda bırakarak kendini ve hayatı keşif seyahatlerine çıkmaya karar veren Victor Ananias, ekolojik mimari, ekolojik tarım, ekolojik mutfak gibi ekolojik yaşamla ilgili konularda yurtdışında çeşitli eğitsel faaliyetlerde bulundu.

Bodrum pazarında tezgah

1991 yılında turist rehberliğinden kazandığı parayla köylerden doğal ürünler alarak bunları Bodrum pazarındaki küçük tezgâhında satmaya, bilgilerini paylaşmaya başladı.

Aynı zamanda ekolojik yaşamın değişik alanlardaki öğrenme sürecinin yoğunlaştığı bu dönemde, ürün çeşitliliğini artırarak kurduğu doğal ürün dükkanı ve daha sonra da sağlıklı içecek ve tatların sunulduğu, aynı zamanda çevrecilerin toplanma yeri olan Başak Cafe’yi açtı.

Bir yıl sonra yine Bodrum’da hem dengeli beslenme mutfağı, hem ürün satış noktası, hem de eğitsel program ve toplantıların yapıldığı uluslararası bir buluşma yeri olan Buğday vejetaryen restoran ve kültür merkezini açtı. Şu anda üç ayda bir yayınlanan Buğday Ekolojik Yaşam Rehberi’nin tohumları niteliğindeki, elle yazıp fotokopide çoğalttığı fanzini, ilk kez 1996 yılında bu mekânda okuruna ulaştırdı.

One World Ödülü’ne layık görüldü

1997 yılında ilk ekolojik mimari projesini Bodrum’da hayata geçiren Victor Ananias, yurt çapında ve uluslararası platformlardaki deneyim ve iletişimlerinin çoğalmasıyla birlikte, Türkiye genelinde ekolojik tarımın yaygınlaşması, ürünlerin iç pazarda tüketiciye ulaşması, doğa dostu üretim ve tüketim alışkanlıklarının geliştirilmesi gibi konularda çalışmaya başladı.

Victor Ananias, ekolojik tarım alanında tüm dünyada tanınıyor ve uluslararası ekolojik tarım kuruluşları tarafından geleceğin 5 liderinden biri olarak gösteriliyordu. 2008 yılında ise, dünyada çok sınırlı sayıda kişinin layık görüldüğü “One World Award” ödülünü almıştı.

 

Nükleer tıp uzmanından toz taşınımı uyarısı: Dışarı çıkmamak gerekiyor

Fransa‘ya şubat ayının başlarında Sahra Çölü‘nden gelen tozun, 1960 yılında bölgede gerçekleştirilen nükleer denemeden kalan sezyum 137 radyoaktif kalıntılarını Jura Dağları‘na bıraktığı açıklandı.

İlerleyen günlerde Türkiye’ye de Avrupa üzerinden toz taşınımı gerçekleşebileceğini belirten Dicle Üniversitesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Bekir Taşdemir, dikkatli olunması çağrısında bulundu.

‘Bu havanın solunmaması gerekir’

Sezyum 137 radyoaktif kalıntılarının 6 Şubat’ta Fransa’da tespit edildiğini DHA’ya anlatan Doç. Dr. Taşdemir, “Muhtemelen Sahra Çöl’ünde yapılan nükleer denemeleri neticesinde oluşmuş radyoaktif atıklar olduğu düşünülüyor. Bunun miktarı konusunda şu anda tam net bir bilgi yok” ifadelerini kullandı.

Yüksek miktarda tespit edilmesi halinde halkın uyarılması gerektiğini belirten Taşdemir, “Halkın gerekirse bu dönemlerde dışarı çıkmaması, evinde bulunması, camlarını açmaması ve bu havayı mümkün mertebe solumaması gerekir” uyarısını yaptı.

Sezyum 137 nedir?

Sezyum 137 isimli madde, ölümcül etkisiyle bilinen kimyasal element olarak nükleer sanayide kullanılmaya devam ediliyor.

Çıplak elle dokunulması halinde saniyeler içinde ölüme olabiliyor.

‘Yağmurda dışarı çıkmayın’

Bu toz taşınımı olduğu dönemde yağmur söz konusu olursa dışarı çıkmamak gerektiğini aktaran Taşdemir, “Eğer çıkmak zorundaysak şemsiye veya yağmurluk kullanmak gerekiyor. Yağmura yakalanması durumda ise hızlı bir şekilde o kıyafetleri çıkarıp yıkamak, duş almakta yarar olacaktır” dedi.

Doç Dr. Taşdemir “Bu radyoaktif atıklar vücuda ve kıyafete temas edip üzerinde birikmesi halinde vücuda çok yakın temas oluşturduğundan dolayı riskler oluşturabilmektedir. Toz zerreciklerin bitkilerde birikme ihtimali üzerine veya sebze ile meyve üzerinde bulunabilmektedir. Yağmurla özellikle bu meyve ve sebzelerin üzerine serpilebilmektedir. Bu gıdalarında mümkünse yıkanarak tüketilmesinde yarar olacaktır” ifadelerini kullandı.

Her toz taşınımını tehdit unsuru olarak düşünmemek gerektiğini hatırlatan Doç. Dr. Taşdemir, “Diyarbakır ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi civarında zaman zaman yaygın toz taşınımı Suriye ve Suudi Arabistan tarafından geliyor. Ancak Avrupa’daki toz bulutuyla bunu karıştırmamak gerekiyor” dedi.

Avrupa’ya genellikle Sahra Çölü’nden bu toz bulutları taşındığını belirten Taşdemir, “Avrupa’nın Güney ve Doğu kesimlerini etkisi altına almakta. Sahra Çöl’ünde 1960’ta nükleer denemeler gerçekleştirildiği için orada artık bu radyoaktif maddeler bulunabilmekte. Ancak bizim bu bölgemize gelen Suriye ve Sudi Arabistan gibi bölgelerden toz bulutları geçmişte bu bölgede nükleer deneme veya nükleer saldırı gerçekleşmediği için bu riski taşımadığını düşünüyorum” yorumunu yaptı.

Yunanistan’da 6,2 büyüklüğünde deprem

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve Avrupa-Akdeniz Sismoloji Merkezi‘nin (EMSC) paylaştığı verilere göre, Yunanistan‘ın Larissa kentinde 6,2 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Deprem, Türkiye saatiyle 13.16’da meydana geldi.

Depremin ülkenin birçok noktasında hissedildiği bilgisi de paylaşıldı.

EMSC tarafından paylaşılan bilgilere göre deprem, yerin 10 kilometre derinliğinde meydana geldi.

Can ve mal kaybına ilişkin bir bilgi verilmedi

Alman Jeobilimler Araştırma Merkezi‘nden yapılan açıklamada da depremin yerin 10 kilometre altında meydana geldiği açıklanırken, depremin büyüklüğünün 6,0 olduğu belirtildi.

Meydana gelen depreme ilişkin can ve mal kaybı olup olmadığına yönelik şimdilik bir bilgi verilmedi. Ülkede depremden sonra 4,9 büyüklüğüne kadar ulaşan artçı sarsıntılar da meydana geldi.

[İnsan Hakları Eylem Planı-1] Kadınlar için ne vadediyor?

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip ErdoğanBeştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde yargı reformu kapsamında hazırlanan İnsan Hakları Eylem Planı’açıkladı.

Dokuz amaç 50 hedef ve 393 faaliyeti içeren belgedeAile İçi Şiddet ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadelenin Etkinliğinin Artırılması” başlığı da yer alıyor.

İstanbul Sözleşmesi’nden bahsedilmedi

Erdoğan, “Kişi güvenliğini sağlamaya yönelik mücadelenin en önemli unsurlarından biri de aile içi şiddetle ve kadına karşı şiddetle mücadeledir. Ülkemizde 2012 yılında yürürlüğe giren 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, kendi alanında çok ileri bir düzenlemedir” ifadelerini kullandı.

Ancak bu kanunun oluşmasını sağlayan ve Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu İstanbul Sözleşmesi hakkında yorum yapmadı. AKP hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek istemesi üzerine kadınlar Türkiye’nin dört bir yanında eylemler düzenlemiş Sözleşme’nin kadınların hayatı için elzem olduğunu belirtmişti. Gelen tepkiler üzerine hükümet geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Fotoğraf: Elif Ünal

Ataselim: Kadınların mücadelesinin sonucu

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Cumhurbaşkanı’nın tanıtım toplantısında kadın haklarıyla ilgili böyle konuşmasını sağlayan şey kadınların mücadelesidir” değerlendirmesinde bulundu.

Ataselim, İstanbul Sözleşmesi’nden bahsetmese bile “Tıpkı bizim söylediğimiz gibi 6284’ün ne kadar önemli olduğunu söyledi. Onu dinleyenler de bunun ne kadar önemli olduğunu ve bizim haklılığımızı gördü” dedi.

‘Taleplerimizden bazıları yer alıyor’

Eylem Planı’nda kadınlara yönelik şiddetin azaltılması için açıklanan maddeleri oldukça olumlu karşıladığını belirten Ataselim, “Eksik olan çok şey var tabii ama bazıları İstanbul Sözleşmesi’nde yer alan, bazıları da bizim uzun zamandır talep ettiğimiz maddelerden oluşan öneriler de yer alıyor” dedi.

Eylem Planı’nda hangi maddeler var?

  • Eşe karşı işlenen suçlarla ilgili kanunda öngörülen cezayı artıran sebepler, boşanmış eşi de kapsayacak şekilde genişletilecek.
  • Tek taraflı ısrarlı takip fiilleri ayrı bir suç olarak düzenlenecek ve böylelikle mağdurlara sağlanan güvence artırılacak.
  • Cinsel saldırı mağduru kadınların ikincil örselenmelerini önlemek amacıyla hastanelerde oluşturulan özel merkezler/kadın destek birimleri yaygınlaştırılacak.
  • Aile içi şiddet ve kadına karşı şiddetten kaynaklanan suçların etkin bir şekilde soruşturulması amacıyla kurulan özel soruşturma büroları ülke genelinde yaygınlaştırılacak.
  • Şiddet mağduru kadınların hak arama yollarını etkin bir şekilde kullanabilmeleri için Ceza Muhakemesi Kanunu 234’üncü maddesi uyarınca avukat görevlendirilmesi imkânı getirilecek, adli yardım hizmetlerinden yararlanma koşulları kolaylaştırılacak.
  • Aile içi şiddet bürolarında görevli Cumhuriyet savcıları ile tedbir kararlarına bakmakla görevli hâkimlere uygulama birliğinin sağlanması için düzenli olarak eğitim verilecek.
  • Tehdit altındaki kadınların daha etkin korunmasını sağlamak için önleyici ve koruyucu kapasite artırılacak ve bu kapsamda teknolojik imkânlardan da azami ölçüde yararlanılacak.
  • Haklarında uzaklaştırma kararı verilenler başta olmak üzere, aile içi şiddet veya kadına karşı şiddet uygulayanların rehabilitasyonu sağlanacak, bu amaçla öfke kontrolü ve stres yönetimi gibi etkili programlar geliştirilecek.
  • Boşanma sürecinin taraflar ve çocuklar üzerindeki olası olumsuz etkilerini en aza indirebilmek, özellikle çocukla kişisel ilişkinin sağlıklı yürütülmesini sağlamak amacıyla süreç hakkında taraflar ve çocuklar bilgilendirilecek ve ihtiyaç duyanlara psikososyal destek sağlanacak.
Fotoğraf: Elif Ünal

‘Soruşturma bürolarının açılması gerekiyor’

Şu anda boşanmış eş tarafından şiddete uğrayınca herhangi biri gibi ele alındığını belirten Ataselim, “Eşe karşı işlenen suçlarda öngörülen cezayı artıran sebeplerin boşanmış eşi de kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisini olumlu buluyoruz” yorumunda bulundu.

Özel soruşturma bürolarının açılmasını da desteklediklerini belirten Ataselim, “Biz tam ‘kadın cinayetleri için etkin soruşturma yapılmalı’ dediğimiz dönemde ‘özel soruşturma büroları açacağız’ denildi” ifadelerini kullandı.

Birçok kadın cinayetinin etkili soruşturma yürütülmediği için aydınlatılamadığını hatırlatan Ataselim, bu sayede takibin daha iyi yapılabileceğini ve büroların cezasızlığın önüne geçmede etkili olabileceğini söyledi.

‘Uygulanmasını gene mücadele ile sağlayabiliriz’

Eylem Planı’nda yapılan açıklamaların sadece vaat şeklinde kalmamasını sağlayacak olanın gene mücadele olduğunu belirten “Biz ancak mücadele ile hepsinin uygulanmasını sağlayabiliriz” ifadesini kullandı.

Fidan Ataselim, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde yapılacak eylemi hatırlattı.

Platform tarafından yapılan çağrıda “Bu ay kaç kadın öldürüldü, açıklamıyoruz. Veri açıklamamıza gerek kalmadığı, hiçbir kadının öldürülmediği bir dünyayı kurmak için 5 Mart 18:30’da Beşiktaş’ta buluşuyoruz” ifadeleri kullanılıyor.

 

 

TÜİK, şubat ayı enflasyon rakamlarını açıkladı: Enflasyon, beklenenden daha hızlı arttı

Türkiye İstatistik Kurumu‘nun (TÜİK) açıkladığı Şubat ayı enflasyon verilerine göre, enflasyon şubat ayında beklenen düzeyden daha hızlı arttı.

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) geçtiğimiz ay yüzde 0,91 oranında artış gösterirken, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 2,60, bir önceki yılın şubat ayına göre yüzde 15,61 ve on iki aylık ortalamalara göre de yüzde 12,81’lik artış gösterdi.

Şubat ayında aylık yüzde 0,75 ve yıllık 15,45 artış bekleniyordu.

Yıllık en düşük artış yüzde 2,87 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda gerçekleşti.

En yüksek artış ev eşyası, ulaştırma, mal ve hizmetlerde görüldü

2020 yılının Şubat ayına göre, artışın en düşük olduğu diğer ana gruplar yüzde 6,13’le eğitim, yüzde 6,31’le giyim ve ayakkabı, yüzde 7,15 ile de haberleşme oldu.

Fakat, yine 2020 yılının Şubat ayına göre artışın en yüksek olduğu ana gruplar sırasıyla yüzde 23,74 ile ev eşyası, yüzde 22,47 ile ulaştırma ve yüzde 20,61 ile çeşitli mal ve hizmetler oldu.

Aylık en yüksek düşüş gösteren grup ise yüzde 2,32 ile çeşitli mal ve hizmetler oldu.

Ana harcama grupları ile 2021 yılı Şubat ayında düşüş gösteren diğer ana gruplar yüzde 0,98’le eğlence ve kültür, yüzde 0,93’le giyim ve ayakkabı oldu.

Ana harcama gruplarında 2021 yılı Şubat ayında en yüksek artışı gösteren gruplar sırasıyla yüzde 3,00 ile sağlık, yüzde 2,57 ile gıda ve alkolsüz içecekler, yüzde 1,32 ile de lokanta ve oteller oldu.

Yİ-ÜFE arttı

Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi, (Yİ-ÜFE) şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 1,22 oranında arttı. 2020 yılı Aralık ayına göre yüzde 3,92, 2020 yılının Şubat ayına göre ise 27,09 ve on iki aylık ortalamalara göre de yüzde 15,14’lük bir artış görüldü.

Sanayinin dört ana sektöründen imalat aylık yüzde 1,56 oranında, yıllık ise yüzde 29,57 oranında arttı.

Ankara’da ekmeğe zam

Ankara‘da ekmeğe zam geldi ve fiyatı 1,75 lira oldu. Ankara Fırıncılar Odası Başkanı Gürsel Alnıaçık, fırıncı esnafının zor durumda olduğunu söyledi.

Ocak ayında ekmek fiyatlarına zam yapmak için toplandıklarını, zamlı fiyat tarifesinin 24 Şubat’ta alındığını dile getiren Alnıaçık, söz konusu fiyat artışının bugün itibarıyla uygulanmaya başlandığını bildirdi.

AA’nın aktardığına göre Alnıaçık, yapılan toplantılarda yüzde 30 zam talep ettiklerini belirterek “Son 3 ay içinde yüzde 45 civarında una, yüzde 90 civarında da mayaya zam geldi. İşçiliğe de yaklaşık yüzde 20 zam oldu. Bu şartlar altında fırıncılarımız para kazanmayı bırakın, zarar ediyordu” dedi.

‘Fırıncılar zarar ediyordu’

Fırıncıların zararının önüne geçmek için yüzde 16 zam yapıldığını belirten Alnıaçık, “Bu zamla bile fırıncılarımız kar edecek seviyede değil ancak bir nefes alabilecekler. Yapılan zamla Ankara’da 1,5 lira olan 200 gram ekmek satış fiyatı bugün itibarıyla 1,75 liraya yükseldi. Diğer bütün ekmek çeşitlerine de aynı oranda zam geldi” ifadelerini kullandı.

Un ve maya fiyatları artmadığı sürece bir müddet bu fiyatlarla ekmek satışı yapılacağını belirten Alnıaçık, salgından dolayı bu oranda zam yaptıklarını ve fırıncılar için esas yapılması gereken zam oranının yüzde 30 olduğunu ifade etti.