İstanbul’da toplu taşımada yaş sınırlaması kalktı
Kültürpark Platformu: ‘Koruma amaçlı plan’ korumuyor, Kültürpark’ı imara açıyor
Meslek odaları, çeşitli çevre örgütleri ve İzmirlilerin de yer aldığı Kültürpark Platformu’nun üyeleri bugün 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü önünde toplanarak İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde kabul edilen ‘koruma amaçlı koruma planına’ neden karşı çıktıklarını kamuoyuna bir kez daha açıkladılar.
Platform yaptığı basın açıklamasının bir bölümünde planla ilgili şu noktaları bir kez daha kamuoyu ile paylaştı:
‘Daha önce defalarca ifade ettiğimiz gibi, plan önerisinde mutabık değiliz. İtirazlarımızın yer aldığı dilekçelerimizi, mesleki ve bilimsel formasyonları ile bu yanlışa engel olacaklarına ilişkin inancımızla Koruma Kurulu üyelerine, erkenden iletmek üzere toplandık. Bu planı hazırlayanlar ve onaylayanlar bizleri, İzmirlileri hiçbir şey bilmeyen rahatlıkla ikna edilebilecek, kandırılabilecek, Kültürpark’ın gerçeklerinden uzak kişiler güruhu mu sanıyorlar?
Herkesin bildiği, 20 yıl önce sökülme kararı ile kurulan hangarların geçici kaydıyla demonte yapılma gerçeği gizlenmeye çalışılıyor. Plan olmayan bu planda yıkılacağı belirtilen Odalar Birliği Pavyonu ile Celal Atik Spor Salonu’nun toplam zemini 9.175 m2 iken, yerine 12 bin m2 temel alanı olan ve kaç kat yüksekliği olacağı belli olmayan bir yapı ile toplam 18 bin m2’lik inşaat öngörülmektedir. Bunu önerebilmek ve yapılaşmayı artırmanın önünü açmak için de; 420 dönümlük parkta; olmayan bir yaklaşım ile “tescilli ve korunan yapıları” hariçte tutacak % 5 emsal hesaplaması yapıldı. Sonra da yeşil alanı artırıyoruz, betonu azaltıyoruz deniyor.”
Planın inşaat yoğunluğunu artırıcı boyutu ile ilgili bu noktaların altını bir kez daha çizen Kültürpark Platformu basın açıklamasında başta Şehir Plancıları Odası, Peyzaj Mimarları Odası ve Mimarlar Odası olmak üzere meslek örgütlerinin de plana karşı çıktığını vurgulayarak mücadelelerini sürdüreceklerini belirttiler.
Aktivistler, daha sonra platform üyeleri planın karşı maddeleri ile ilgili 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü’ne hazırladıkları itiraz dilekçelerini verdi. Kültürparkla ilgili İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nce kabul koruma amaçlı imar planının henüz 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü’ne gelmediği öğrenildi.
‘
Hekimler endişeli: Bu yaz zor geçecek
Akşam saat 21.00’den sonra sokağa çıkma yasağı ile hafta sonu yasağı uygulamasının etkisi olmuş gibi göründüğünü söyleyen Pala Gazete Duvar‘dan Osman Çaklı‘ya şunları söyledi: “Ancak etkiyi tam değerlendirebilmek için test sayısında bir farklılık olmaması gerekirdi. Test sayısı azaldığı oranda vaka sayısı da azalıyor. Sağlık Bakanlığı’nın da test sayılarını azalttığını görüyoruz. Bu noktada uluslararası bir parametreyi söylemek isterim; günlük bin kişi başına test sayısının 2’nin altına düşmesini istemeyiz. Hedef ise 5’in üzerinde olmalı. Türkiye’nin nüfusunu sığınmacılarla birlikte kabaca düşünecek olursak, günde en az 180 bin test yapmamız lazım”
Gerektiği kadar test yapılması halinde vaka sayısının 15’e çıkacağını tahmin ettiğini belirten Pala Türkiye’de ilk dalganın da halen sürdüğüne işaret etti:
Aşı uyarısı
“Üçüncü dalga İngiltere hatta İtalya için geçerli olabilir. Çünkü, onlar ilk dalgayı sönümlendirdiler, sonra ikinci dalgayı yaşadılar, şimdi üçüncü dalga tartışılıyor. Türkiye ilk dalgayı sönümlendiremedi. Daha önceki vakalar 10 Aralık’ta açıklandı ve vaka sayımız bir günde 1 milyon 190 bin arttı. Bu kadar çarpık verilerin olduğu yerde bu tartışmayı yürütmekte zorlanırız.”
Kayıhan Pala, “yeni kontrollü normalleşme” ve aşıyla ilgili de şu görüşleri ifade etti: “Şimdi her yer açıldı, sanırım vaka sayıları artmaya devam edecek. Açılmanın aşılama üzerinde olumsuz etkisini beklemeyiz. 48 gün geride kaldı şu an 9,3 milyon aşı yapmış durumdayız. Bakan günde 1 milyon aşı yaparız diyordu. 48 milyon aşı yapılması gerekirdi. O zaman biraz nefes alabilirdik. Günlük ortalamamız 200 bini bulmamış görünüyor.”
Prof: Sakarya: Mutasyonlu virüse dikkat
‘Test yerine aşı yapalım’
Sadece bir tek testin devlete maliyetinin yaklaşık olarak 8-10 dolar civarında olduğunu kaydeden Sakarya’nın görüşü, bir aşının da eşdeğer fiyatı olduğundan hareketle, test yerine aşı yapmanın daha mantıklı olacağı. Sarıkaya, “Yetkililer bu konuya karar verse ve şimdi başlasa ekim ayına kadar ancak tamamlanabilir. Ne yazık ki yaz dönemini rahat bir toplum olarak geçirme şansımız kalmadı” dedi.
Normalleşmeyle ilgili atılan adımların vaka sayısında artış sonucunu doğuracağı konusunda endişeler yaşadıklarını belirten Prof. Dr. Sakarya, “Yeniden kasım ve aralık aylarındaki korkunç tabloya döneceğimizi düşünmek benim için tam bir kabus. Bu işte en büyük sıkıntıyı biz sağlık çalışanları yaşıyoruz. Herkesin öncelikli olarak önlem alması lazım” ifadelerini kullandı.
‘Kadın cinayetlerini şüpheli bırakmayacağız’
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 91 il ve İstanbul’un 39 ilçesinde Dünya Kadınlar Günü’ne yönelik eylem çağrısı yaptı.
Yapılan çağrıda “Meydanlarda buluşmadan önce 81 ilde, İstanbul’un 39 ilçesinde, tüm üniversitelerde Rektörü seçmek isteyen gençlerle, kendi hayatını seçmek isteyen kadınlarla, ayrımcılığa karşı mücadele veren LGBTİQ+’larla, iş yerlerinde sömürüye karşı mücadele eden işçi kadınlarla beraber mücadelemizi büyüteceğiz” denildi.
Platform “Kadın cinayetlerini şüpheli bırakmayacağız İstanbul Sözleşmesi‘ni uygulatacağız” sloganıyla 5 Mart Cuma günü (yarın) Beşiktaş’ta bir araya gelecek.
Kadın cinayetleri şüpheli kalmasın diye
Kadın cinayetleri dursun diye
6284 ve İstanbul Sözleşmesi uygulansın diye
Kadınlar asla yalnız yürümesin diye
📢5 Martta Beşiktaş İskelesinde buluşuyoruz. pic.twitter.com/dOOqiWkhN7
— Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (@KadinCinayeti) March 2, 2021
‘Mücadeleyle kazanacağız’
Açıklamada “Tüm kadınları da bu süreçte üye olmaya, görev almaya, mücadelemizi büyütmeye davet ediyoruz. Biz mücadele edersek eşit ve özgür bir yaşamı kazanacağız” ifadeleri kullanıldı. Çağrı metninde şu ifadeler yer aldı:
Kadın cinayetlerini durdurmak için yıllardır verdiğimiz mücadeleyle artık mahkemeler şiddeti meşrulaştıran indirimleri kolay kolay uygulayamıyor. Bakanlıklar kadın cinayetlerini gündeme getirmek, eylem planı açıklamak zorunda kalıyor. Ancak etkin soruşturma ve kovuşturma yapılmadığı için, İstanbul Sözleşmesi uygulanmadığı için katiller kadın cinayetlerinin üstünü kapatabileceğini düşünüyor. Şüpheli kadın ölümlerinde gerçek açığa çıkarılmıyor.
Sadece biz mücadele ettiğimizde soruşturma ve kovuşturma süreçleri ilerliyor. Pınar Gültekin‘in katili yakalanacağını düşünmediğini, Aylin Sözer‘in katili delilleri karartmak için yaktığını söyledi. Katil itiraf etmeden Arzu Aygün‘ün cansız bedeni 42 gün boyunca bulunamadı. Aleyna Çakır‘ın soruşturmasında Ümitcan Uygun hakkında şüpheli sıfatıyla aylarca işlem yapılmadı. 11 yıl süren davada Aslı Baş‘ın ölüm sebebi açıklanmadan sanıklara delil yetersizliğinden beraat kararı verildi. İstanbul Sözleşmesi uygulanırsa, soruşturma süreçleri etkin işletilirse, katiller cinayeti saklayabileceklerini akıllarından dahi geçiremezler. İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamak, tüm gerçekleri açığa çıkarmak, öldürülen kadınları hayatta tutabilmek mümkün.
Türkiye Ormancılar Derneği: Milli parkların ucuz hammadde için kullanılması kabul edilemez
Türkiye Ormancılar Derneği, milli parklar ve diğer korunan alanlarda yapılan odun üretimiyle ilgili bir açıklama yayımladı.
Açıklamada, son dört yılda ormanlardan yapılan odun üretiminin yüzde 53,6 oranında arttığına vurgu yapılırken, “Milli parkların, sermayeye ucuz hammadde sağlamak için gözden çıkarılması kesinlikle kabul edilemez” denildi.
Endüstriyel odun üretiminde yüzde 59,5’e varan artış yaşandı
Türkiye’de yaşanan döviz fiyatlarındaki artış nedeniyle, orman endüstrisinin odun hammaddesini ülke içi üretimden karşıladığı belirtildi:
Ülkemiz ormanlarından yapılan odun üretimi 2017 yılında 18,5 milyon metreküp iken, 2020 yılına kadar 10 milyon m3 attırılarak 28,5 milyon metreküpe ulaşmıştır. Yani sadece son dört yıl içinde yüzde 53,6 oranında artmıştır.
Bu kısa süre içinde yakacak odun üretiminde, yüzde 23,8’lik bir artış görülmüşken, sanayi odun üretimi yüzde 59,5 artmıştır. Endüstriyel odun üretimindeki yüzde 59,5’e varan rekor artışın ana nedeni; 2018 yılında ülkemizde döviz fiyatlarında yaşanan aşırı artış nedeniyle, yurt dışından getirilen odun hammadde fiyatlarındaki maliyetlerin artması sonucu, orman endüstrisinin odun hammaddesini ülke içi üretimden karşılamak istemesinden kaynaklanmaktadır.
Çünkü orman ürünleri endüstrisi sektörü kapasitesini kısa süre içinde olması gerekenden oldukça fazla artırmış ve odun hammaddesi gereksinimini iç piyasadan karşılayarak maliyetlerini düşürebilmek için Tarım ve Orman Bakanlığı üzerinde büyük bir aşırı odun üretimi baskısı oluşturmuştur.”
‘Orman ekosistemine ciddi zarar veriliyor’
Açıklamada, orman endüstrisine hammadde sağlamak için Türkiye’deki orman ekosistemine ciddi anlamda zarar verildiği de kaydedildi:
Türkiye’deki odun üretiminin 3/4’ü tomruk ve lif yonga odunu üretimidir. Bu yüzden bu iki ürünü işleyen orman endüstri sektörlerindeki kapasite artışının yakından takip edilmesi gerekmektedir. Çünkü bu sektörlere hammadde sağlamak için Türkiye’deki orman ekosistemlerine ciddi zarar verilmektedir.
Orman endüstrisine ucuz hammadde sağlamak amacıyla odun üretimi miktarını artırmak için dikili ağaç satışı, endüstriyel plantasyon, orman bakımı, olağanüstü üretim vb. yöntemlere başvurulmaktadır. Bu yöntemler aslında ormancılık ilkelerine aykırı birçok uygulamayı içinde barındırmakta ve odun üretimindeki aşırı artışın gerçek nedenleri bu şekilde perdelenmeye çalışılmaktadır. Bu yöntemler yeterli olmamış olmalı ki bunlarla yetinilmeyerek, doğal ekosistemlerdeki biyolojik çeşitliliğin sürekliliğinin sağlandığı en önemli alanlar olan milli parklarda yeni yapılan amenajman planlarıyla odun üretimi için etalar (kesilmesi planlanan odun miktarı) verilmeye başlanmıştır.”
Milli parklar, orman alanlarının yüzde 4’ünü oluşturuyor
Milli parkların sermayeye ucuz hammadde için gözden çıkarılmasının kabul edilemeyeceği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
Köprülü Kanyon Milli Parkı’nda 9 bin 477 metreküp, Termessos Milli Parkı’nda 176 metreküp, Beyşehir Milli Parkı’nda 5 bin 703 metreküp, Kızıldağ Milli Parkı’nda 9 bin 520 metreküp ve Kovada Milli Parkı’nda 948 metreküp yıllık odun üretimi için eta verilmiştir.
Beyşehir Gölü Milli Parkı ve Kızıldağ Milli Parkı Amenajman Planları 2021 yılında onaylanmıştır. Bu alanların amenajman planlarında son hasılat etasının belirlenmiş olması çok olumsuz bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Üretim ormanı değil de, korunan alan olarak yönetilmekte olan bu alanların odun üretimi mantığı ile planlanmış olması korunan alan yönetimi anlayışına hem hukuki, hem de bilimsel açıdan uygun değildir.
Günümüzde milli parklarımızdaki biyolojik çeşitlilik unsurlarının tümüne ait bilgilere sahip değiliz. Bu alanlar aynı zamanda, biyolojik çeşitlilik süreçlerinin tanımlanabileceği, gelecekte yapılacak bilimsel çalışmalar için süreç dinamiklerinin en iyi gözlemlenebileceği alanlardır.
Ekosistem çeşitliliğinden gen çeşitliliğine kadar tüm canlı unsurların henüz daha tam olarak bilinmediği milli parklar ülkemiz orman alanlarının sadece yüzde 4’ü (907.500 hektar) kadar bir alanı kaplamaktadır. Milli parklar içinde yer alan ormanların toplam orman alanına oranı ise sadece yüzde 1,3 (304.000 hektar)’tür. Milli parkların sermayeye ucuz hammadde sağlamak için gözden çıkarılması kesinlikle kabul edilemez.
Netflix’ten üyelik ücretlerine büyük zam
Çevrimiçi dizi ve film platformu Netflix, Türkiye üyelik ücretlerine zam yaptı. üç farklı üyelik modelinin yer aldığı platformda abonelik ücretleri yüzde 20 ile 50 arasında arttı. En büyük zam ise temel pakete geldi.
Netflix, son olarak 20 Haziran 2019’da fiyatlarına zam yapmıştı. Zammın ardından yeni Netflix abonelik ücretleri şu şekilde olacak:
- Temel plan ücreti: 17.99 liradan 26.99 liraya yükseltildi. (Yüzde 50)
- Standart plan ücreti: 29.99 liradan 40.99 liraya yükseltildi. (Yüzde 37)
- Özel plan ücreti: 41.99 liradan 54.99 liraya yükseltildi. (Yüzde 30)
‘İçerik kütüphanemizi zenginleştirmek için’
Zam duyurusunu yapan Netflix sözcüsü, içerik kütüphanesini zenginleştirmek ve hizmet kalitesini artırmak için üyelik ücretlerinin güncellendiğini söylerken, şu ifadelere yer verdi:
Türkiye’deki içerik kütüphanemizi zenginleştirmek ve hizmet kalitemizi daha da arttırmak için üyelik ücretlerimizi güncelliyoruz. Bu değişiklikle birlikte, her yaşa ve zevke uygun yapımları üyelerimizin hayatına keyif katan bir eğlence deneyimiyle birlikte sunmaya devam edeceğiz.”
Araştırma: Birleşik Krallık’taki deniz çayırlarının yüzde 92’si yok oldu
Yapılan bir araştırma Birleşik Krallık sularında yer alan deniz çayırlarının yüzde 90’ının yok olduğunu tespit etti. Bu azalışın ‘felaket olarak’ nitelendirildiği araştırmada popülasyonlarını artırmak için çalışma yapılabilecek bölgeler de işaretleniyor.
Deniz çayırlarının yeniden canlanmasının iklim krizini tetikleyen karbondioksiti hızla emme ve deniz atlarından yavru morinaya kadar yüz milyonlarca balığa yaşam alanı sağlayama görevi göreceği belirtiliyor.
Çoğu son 30 yılda yok oldu
Deniz çayırları dünyanın tümünde bir gerileme yaşadığı önceki araştırmalarda da söyleniyordu ancak Frontiers in Plant Science’ta yayınlanan çalışma ülkedeki kalan çayırları ve rakor düzeydeki azalışı tespit eden ilk çalışma oldu.
Güneş ışığının geçtiği berrak sularda çayırlar yaklaşık iki metreye kadar büyüyebiliyor. Bu tür için ideal yaşam alanlarını belirleyen araştırmacılar son bir veya iki yüzyıl içerisinde yüzde 92’sinin kaybolduğu sonucuna vardı. Ancak büyük çoğunluğunun son 30 yılda yok olduğu düşünülüyor.

Bu azalmanın sebebi olarak ise sanayi, maden ve çiftçilikten kaynaklanan kirlilik ve kıyı yerleşimindeki artış gösteriliyor.
‘Korumak için savaşmalıyız’
Lindisfarne, Dorset‘teki Studland Körfezi, Devon’un bazı kısımları ve Scilly Adaları gibi birkaç yerde sağlıklı çayırlar korunmuş durumda. Ancak Güney Galler, Humber ve Tyne haliçleri gibi başka yerlerde, çoğu yok edildi.
The Guardian’ın aktardığına göre Londra Üniversitesi Koleji’nden Alix Green, “Bu araştırmada belgelenen kayıplar endişe verici ancak Birleşik Krallık’taki deniz çayırı çayırlarını korumak ve eski haline getirmek için çaba harcanırsa başarı elde edilebilir. Sularımızda böyle bir kaynağa sahip olduğu için şanslıyız ve onu korumak için savaşmalıyız” dedi.
Azerbaycan’dan yapılacak çay ithalatına tepkiler büyüyor: 1 milyon kişi mağdur edilecek
Haber: Gençağa Karafazlı
Azerbaycan’dan yapılacak bazı gıda ürünlerinin ithalatı için açılan tarife kontenjanı belirlendi. Buna göre; Türkiye, Azerbaycan’dan sıfır gümrükle 300 ton çay alacak.
Bu ithalata tepkiler de gecikmedi. DİSK Gıda İş Rize Bölge Başkanı Ramazan Sarıoğlu, “İthal çay da ÇAYKUR neden sessiz? Rize’deki siyasiler neden sessiz kalıyor?” diye sorarken, CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ise çay ithalatının Doğu Karadeniz bölgesinde geçim kaynağı çay tarımı olan 1 milyon kişiyi mağdur edeceğini açıkladı.
‘210 bin çay üreticisine başının çaresine bak demektir’
“Bu, Rizeliye ihanettir. 210 bin çay üreticisine açık bir ihanettir, milli tarımımıza ihanettir” diyen DİSK Gıda İş Rize Bölgesi Başkanı Ramazan Sarıoğlu, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:
İthal çay da ÇAYKUR neden sessiz? Rize’deki siyasiler neden sessiz kalıyor? ÇAYKUR ve çay üreticisinin sesi bizdik, bundan sonra da biz olacağız. Bu durumu kabullenmek mümkün değil. Azerbaycan’a yardımcı olacaksak depolarımızda çürümeye yüz tutmuş onlarca ton çayımız var. Bunları verelim karşılığında başka ürünler alırız ve böylece karşılıklı yardımlaşma olur. Biz de depolarımızda çürümeye yüz tutmuş stoklarımızı azaltmış oluruz. Azerbaycan’dan 300 ton çayı bu ülkeye sokmak demek, 2021 yılı yaş çay kampanyasında 210 bin çay üreticisine başının çaresine bak demektir.”
‘Burada bir yanlışlık var’
Rize Ziraat Odası Başkanı Nevzat Paliç ise konuya şöyle tepki verdi:
Azerbaycan’da ne çayı var ki biz alacağız? Belki biz Azerbaycan’a çay ihraç edeceğiz bir yanlış anlaşılma olmasın? Böyle bir saçmalık olur mu? Bizlerin tonlarca çayı depolarda duruyor. Şimdi de Azerbaycan’dan 300 ton çay ithalatı hem de sıfır gümrükle bu doğru olamaz, burada bir yanlışlık var”
‘Doğu Karadeniz’in gözden çıkarıldığı anlamına gelmektedir’
Konuya tepki gösteren isimlerden biri olan CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu da ÇAYKUR‘un çay satmada zorlandığı, ÇAYKUR’un Azerbaycan’a çay ihracatı için görüşmelerin sürdürüldüğü bu dönemde, Azerbaycan’dan gümrüksüz çay ithalatına izin verilmesinin Doğu Karadeniz Bölgesi’nde geçimi çay tarımı ve sanayisine bağlı olan 1 milyon kişiyi mağdur edeceğini belirtti.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli‘nin yanıtlaması istemiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na soru önergesi veren Bekaroğlu, Azerbaycan’da toplam yıllık çay üretim miktarının bin ton, iç tüketim miktarının ise 2 bin ton civarında olduğunu kaydederek, şunları söyledi:
Azerbaycan’ın kendi ürettiği çay iç tüketimine yetmezken ve dışarıdan çay ithal ederken, Türkiye’ye çay ihraç edecek olmasının altında başka amaçlar olduğu izlenimi doğmaktadır. Azerbaycan’a çay satmamız gerekirken onlardan gümrük vergisiz çay almamızı sağlayacak düzenleme yapılması, birilerinin özel çıkarları için bütün Doğu Karadeniz Bölgesi’nin gözden çıkarıldığı anlamına gelmektedir.”
“Söz konusu Cumhurbaşkanlığı Kararında belirtilen 300 ton çayı Azerbaycan’dan gümrüksüz olarak kim veya kimler getirecek?” diye soran Bekaroğlu, ÇAYKUR ve bölge halkının aleyhine olan bu kararın, hangi çevrelerin isteği ile alındığını, bu kararın Türkiye çayına ve tarımına ne gibi katkı sağlayacağı sorularını da Bakan Pakdemirli’ye yöneltti.
‘Çay ithalatı gizlenmeye mi çalışıyor?’
Bekaroğlu, Azerbaycan’dan gümrüksüz çay ithalatı kararının gizlenmeye çalışıp çalışılmadığını da sordu:
“Azerbaycan’dan gümrüksüz çay ithal edilmesi kararının; peynir, sofralık üzüm, elma, erik, kayısı, domates vb. gibi gıda ürününün değişik miktarlarda gümrüksüz olarak ithaline izin veren çok sayıda G.T.İ.P.(Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu)nu içeren Cumhurbaşkanlığı Kararının içerisinde yer almasının nedeni nedir? Azerbaycan’dan gümrüksüz çay ithalatı kararı gizlenmeye mi çalışılmaktadır?”
CHP İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, kararın iptal edilmesini isteyerek, ÇAYKUR’un stoklarında bekleyen çayların satışı için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın girişimlerde bulunmasını istedi.
Konya Çavuşçugöl’de zorbalık hüküm sürüyor
Konya’nın Ilgın ilçesine bağlı Çavuşçugöl Mahallesi’nde Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Danıştay kararına rağmen kömür madeni çalışmalarını devam ettiriyor.
Avukat Halil Özkan Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada bu hukuka aykırı tutuma karşı dilekçe yazdığını ve çalışmaya devam eden kişiler hakkında şikâyette bulunacaklarını söyledi.
Ne yaşandı?
3 Ocak tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan acele kamulaştırma kararıyla bölge halkının 200 yıllık ata toprakları maden projesi için elinden alınmış, konu yargıya taşınmıştı.
Dava sonucu beklemeden başlayan çalışmaları engellemek isteyen köylüler ise jandarma müdahalesiyle karşılaşmış tarlalar iş makineleri tarafından tahrip edilmişti.

Danıştay: Acele kamulaştırma yapılamaz
Danıştay 6’ncı Daire geçtiğimiz gün açıkladığı kararında acele kamulaştırma kararı gerekçelerinin sağlanmadığını ifade etmişti.
Burada işlemin uygulanması halinde giderilmesi güç veya imkansız zararların doğacağı belirtilen açıklamada yürütmenin durdurulmasına oybirliğiyle karar verildiği belirtildi.
Maden çalışması devam etti
Ancak Danıştay’ın kararına rağmen, maden alanına giden halk, iş makinelerinin çalışmaya devam ettiğini gördü. Danıştay kararını gösteren halka cevap olarak kendilerine böyle bir kararın iletilmediği söylendi.
Daha sonrasında da bölge halkı “Geçerli karar sadece başvuru sahibinin parseli ile ilgili. Çalışma diğer parsellerde yapılıyor” şeklinde bir savunma aldı.
Iş makineleri halen çalışmaya devam ediyor!
ILGIN KAYMAKAMLIĞI
ILGIN JANDARMAAdalet nerede? pic.twitter.com/jSqpNdJ5kI
— Ilgın Çevre Platformu (@ilginplatformu) March 3, 2021
Özkan: Bu şekilde yorumlanması mümkün değil
Avukat Halil Özkan Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada kararın bu şekilde yorumlanmasının mümkün olmadığını belirtti. Özkan yaptığı açıklamada “Danıştay en nihayetinde bir karar verdi. Bu karara istinaden Cumhurbaşkanlığı acele kamulaştırma kararı durduruldu” dedi.
Davanın bir işlem iptali davası olduğunu söyleyen Özkan, “İdare Mahkemelerinin ve Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı işlemin bütün taraflarını bağlar. Dolayısıyla bir kişi bir kanun maddesinin iptalini istediyse o iptal olduğunda herkes için iptal olur. Bir kişi bir işlemin iptalini isterse, iptal olduğunda herkes için iptal olur” ifadelerini kullandı.
‘Şikayette bulunacağız’
Hukuksuz devam eden çalışmalarla ilgili gerekli işlemleri yapacaklarını söyleyen Avukat Özkan şu anda dilekçe yazdığını ifade etti.
Özkan, “Dilekçeleri yazıp göndereceğiz. İşlemleri başlatacağız. Mahkeme kararına aykırı davranma suçundan dolayı şikayette bulunacağız” bilgisini paylaştı.
Avrupa Birliği Adil Geçiş Fonu’nu onayladı
Avrupa Birliği yetkilileri savunmasız toplulukları, kirletici sektörleri dönüştürmenin ekonomik etkisinden koruyarak fosil yakıtlardan kurtarmaya yardımcı olacak 17.5 milyar Euro değerindeki Adil Geçiş Fonu’nu onayladı.
Bu fon, bloğun 2050 yılına kadar net sıfır sera gazı emisyonuna geçme planı için önemli bir adım olarak görülüyor. Ülkelerin fosil yakıt endüstrisinden düşük karbonlu endüstriye geçişi için katkı sağlamayı amaçlıyor.
Avrupa Komisyonu sözcüsü Vivian Loonela, “Adil Geçiş Fonu’nun desteği olmasaydı, tetiklenen sosyal ve ekonomik maliyetler gerçekten de yetkili makamları gerekli geçiş adımlarını atma konusunda caydırabilirdi” dedi.
Polonya fonun en büyük yararlanıcısı
Avrupa’nın en büyük kömür üreticisi olan Polonya, fonun da en büyük yararlanıcı su olacak. Onu kömür madenciliği bölgelerine ev sahipliği yapan Almanya ve Romanya izleyecek.
Polonya Fonlar ve Bölgesel Politika Bakan Yardımcısı Małgorzata Jarosinska-Jedynak, fonun “geçişin etkisini yalnızca kısmen hafifleteceğini söyledi. Açıklamasında “İhtiyaçlarımız okyanusunda bir damla olarak kalacak” ifadelerini kullandı.

Kömür sektöründe çalışanların yarısı Polonya’da
Avrupa ülkelerinde kömür sektöründe çalışan yaklaşık 230 bin kişinin yarısından fazlasını Polonya istihdam editör. AB, 2030’a kadar bloğun 160 bin kömür işini kaybedebileceğini tahmin ediyor. Ancak aynı zamanda temiz enerji yatırımlarıyla 300 binden fazla iş imkanı doğabilir.
Danışmanlık şirketi McKinsey‘e göre, AB’nin iklim hedeflerine ulaşmak için, Polonya’nın elektrikli araçları ile bina ve enerji altyapısını iyileştirmeyi hedefleyen yıllık yatırımları ortalama 13 milyar Euro artırması gerekecek.
3,5 milyar Euro alacak
Polonya’nın fondaki payı ise yaklaşık olarak 3,5 milyar Euro. Ancak AB tarafından verilen bütçe ve 750 milyar Euro değerindeki Covid-19 fonunun içerisinde de iklim eylemleri için harcanacak kotalar bulunuyor.
Romanya, ise Adil Geçiş Fonu’ndaki payını aralarında doğudaki çelik üretim bölgesi Galati ve kömür madenlerinden oluşan Gorj’un da dahil olduğu toplamda altı bölgede harcamayı planlıyor.
Nükleeri kapsamıyor
Romanyalı bir yetkili yaptığı açıklamada “Adil Dönüşüm Fonu olmasa bu bölgeler enerji arzı ve talebindeki yapısal değişiklikler için gerekli yatırımlar kendi başlarına yapamazlar” dedi.
Ülkelerin fon parasını temiz enerji, işçileri yeniden eğitme ve iş arayanlara yardım gibi alanlarda kullanması mümkün. Fonlar fosil yakıtları ve nükleer enerjiyi ise desteklemiyor.










