Ana Sayfa Blog Sayfa 1574

Radyoaktif uranyum bileşiği taşıyan römorklu kamyon kaza yaptı

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yer alan Kuzey Carolina eyaletinde radyoaktif uranyum bileşiği taşıyan römorklu bir kamyon kaza yaptı.

Kuzey Carolina Eyalet Otoyol Devriyesi, tüm trafiğin kilitlenmesine neden olan kazanın çarşamba günü saat 11.30’da Cumberland County‘de meydana geldiğini söyledi. Açıklamada kazanın herhangi bir can kaybına neden olmadığı belirtildi.

The Sun’ın aktardığına göre   römorklu kamyon nükleer santrallere yakıt imalatında kullanılan zenginleştirilmiş uranyum olan uranyum hekzaflorür (UF6) taşıyordu. Yetkililer, kaza yerindeki işçiler ve acil durum müdahale personeli açısından radyasyon yayılım riski  olmadığını söyledi.

Kaza sebebi belirsiz

WNCN’den Laura Smith’in paylaştığı bilgiye göre kamyon 58’inci çıkışta devrildi ancak kazanın sebebi hala belirsiz.

Sızıntı yaşanmadı

Aracın devrilmesiyle içinde 1000 galonluk(3785litre) uranyum hekzaflorür taşıyan dört konteynerdan ikisi yere düştü. Yetkililer herhangi bir sızıntı olmadığını ancak sızıntı halinde rüzgarın yönüne göre tehlikenin büyüyeceğini aktardı.

Kuzey Carolina Ulaştırma Bakanlığı tarafından herhangi bir risk olmadığı yönünde açıklama geldi.  Kaza yerinde araca bağlı römorkun yoldan çekilerek trafiğin yeniden açılacağını söyledi.

Fotoğraf: abc11

Tehlikeli madde ekipleri çağrıldı

Cumberland County acil durum yönetimi müdürü Gene Booth, WRAL’a yaptığı açıklamada, “Bu konteynerlerin güvenli bir şekilde otoyolun dışına çıkarılması ve temizlenmesi için çalışıyoruz” dedi.

Booth, uranyum hekzaflorürün mevcut muhafaza kaplarında kalıp kalamayacağını veya başka kaplara aktarılması gerekip gerekmediğini öğrenmek için tehlikeli madde ekiplerinin olay yerine çağrıldığını söyledi.

Bir yılda beş tehlikeli madde sorunu

ABD Ulaştırma Bakanlığı taşımayı üstlenen Hittman Transport Service isimli şirketin iyi bir güvenlik sicili olduğunu belirtti.

Ancak kayıtlara göre Mart 2019 tarihinden bu yana beş kez tehlikeli madde sorunu yaşandı. Bunlardan bir tanesi ise  standartlara uyulmamasını içeriyordu.

Demircan: Her aşamasında nükleer risk var

Kazayı gazetemize yorumlayan nukleersiz.org koordinatörü Pınar Demircan nükleer santralleri tehlikeli yapan şeyin yakıtın kendisi olduğunu ifade ederek “Bu olay gerek şirket gerekse bakanlık yetkinliklerinin nükleer güvenliği hafife alarak toplum ve çevre sağlığını tehlikeye atabildiklerinin ispatıdır” dedi.

Nükleer yakıtın sevkiyatının sıradan ve günlük trafiğin içerisinde yapılmasını kabul edilemez bulan Demircan “Nükleer santrallerde kullanılan yakıtın elde edilmesi için uranyum madeninin çıkartılmasını arıtma tesisi, dönüştürme tesisi, zenginleştirme tesisi, yeniden dönüştürme tesisi ve yakıt imalat tesisindeki prosesler izler. Bu proseslerin gerçekleştirildiği tesisler arasında ise mesafeye göre bir sevkiyat işlemi söz konusudur” diyerek nükleer yakıtın yer aldığı her aşamada nükleer risklerle karşı karşıya olunduğuna dikkat çekti.

‘En büyük tehlike siyasi iradenin kendisi’

Demircan, “Bu uzun ve meşakkatli sevkiyat ve prosesler aynı zamanda küresel iklim krizi çağında ‘temiz enerji’ olarak lanse edilmek istenen nükleer santrallerin karbon salımına neden olan uranyum madenciliği, tesis inşaat ve sevkiyat prosesleriyle iklim değişikliğine nasıl pozitif besleme yapabildiğine dair de toplumun geneline fikir verecektir” dedi ve şu eklemeyi yaptı:

Fakat yine de bizim en çok dert etmemiz gereken riskleri küçümseyip önemsemeyen, önlemleri almayan ve her zaman maliyetleri önceleyen bu şirketlerle işbirliği yaparak  radyoaktif risk ve tehlikenin katmerlenmesine izin veren siyasi idarelerin kendisidir.”

Demircan , Türkiye‘de inşaatı süren Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘nin operasyona başlaması halinde nükleer yakıt sevkiyat süreçlerinde benzer risklerin yaşanabileceğine işaret etti.

 

Dünyada koronavirüs: Fransa yine kapanıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, koronavirüs salgınının üçüncü dalgasının yaşandığı ülkenin 19 bölgesinde geçerli olan kısıtlamaların dört hafta süresince bütün ülkede uygulanacağını açıkladı. Televizyondan halka seslenen Macron, salgının üstesinden gelebilmek için nisan ayında “ek çaba” gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Ülkede son haftalarda yeni vaka sayısında artış kaydedildi. Son verilere göre, ülke genelinde 100 bin kişide bir hafta içinde görülen vaka sayısı 375 olarak tespit edildi.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, ülkede yayılan İngiliz mutasyonu nedeniyle hastanelerdeki hasta yoğunluğunun arttığına işaret eden Macron, “zamanla yarıştıklarını” belirterek, mutasyon geçiren virüs yüzünden “salgın içinde salgın yaşandığına” dikkat çekti.

Kreş ve okullar da kapatılıyor

Fransa’da ülke genelinde uygulanacak kısıtlamalar çerçevesinde, kreşler ve okullar üç hafta, liseler ve yüksek okullar dört hafta kapatılacak. Bunun yanı sıra saat 19.00’dan itibaren ülke çapında sokağa çıkma kısıtlamaları uygulanacak.

Artırılan tedbirler çerçevesinde hareket kısıtlaması da getirildi, buna göre gündüzleri de dahil olmak üzere kimse yürüyüş veya spor yapmak gibi gerekçelerle evinden 10 kilometre daha uzağa gidemeyecek.

Ayrıca gıda ve zorunlu maddeler satan yerler hariç bütün dükkan ve mağazalar kapatılacak. Fransa Ekonomi Bakanlığının verilerine göre, yaklaşık 150 bin mağazanın bu uygulamadan etkileneceği tahmin ediliyor. Ülkede yeni kısıtlamalar cumartesi gününden itibaren uygulanacak.

Macron, mayıs ayından itibaren bütün kafeler ile kültürel hizmet veren yerlerin sıkı kurallar altında açılacağını da söyledi.

Cumhurbaşkanı Macron, uzun süre okulların kapatılmaması gerektiğini savunmuş, ülkede okullar sadece geçen yıl ilkbaharda kapatılmıştı. Macron salgınla mücadelede “hata yaptığını” da kabul etti: “Salgının her aşamasında, daha iyi yapabileceğimizi, hata yaptığımızı söyledik, bu doğru” diyen Macron, “Ama bir şeyi biliyorum: Öğrendik ve her seferinde daha iyi olduk,” 

Fransa Cumhurbaşkanı, 60 yaş üzeri için aşı kampanyasının nisan ayı ortasından itibaren hızlandırılacağına dair söz vererek, yaz sonuna kadar da 18 yaş üzerindeki bütün Fransızlara aşı olma imkanı sunulacağını söyledi.

Avusturya’da bölgesel kısıtlamalar 

Vaka sayılarının artması üzerine önlemleri artıran ülkelerden biri de Avusturya oldu. Avusturya’nın Viyana, Burgenland ve Aşağı Avusturya bölgelerinde müzeler, hayvanat bahçeleri ve temel ihtiyaç maddeleri satmayan dükkan ve mağazaların kapatılmasına karar verildi. Bunun yanı sıra sokağa çıkma kısıtlamaları getirildi. Yeni kısıtlamalar, yaklaşık 9 milyon nüfuslu ülkede 4 milyon civarında kişiyi etkiliyor. Kısıtlamaların 10 Nisan’a kadar geçerli olması öngörülüyor.

Avusturya’nın bu üç bölgesinde 100 bin kişide son bir hafta içinde kaydedilen vaka sayısı 280 ile 340 arasında değişiyor.

Avrupa Konseyi üyesi 27 ülkeden Türkiye’ye: İstanbul Sözleşmesi fesih bildirimini geri çek

Avrupa Konseyi üyesi 27 ülke, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekileceğini duyurmasına ilişkin ortak açıklama yayınladı.

Kaos GL’den Damla Umut Uzun’un aktardığına göre, Avusturya, Belçika, Hırvatistan, Kıbrıs, Danimarka, Estonya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Malta, Monako, Karadağ, Hollanda, Kuzey Makedonya, Norveç, Portekiz, Sırbistan, Slovenya, İspanya, İsveç, İsviçre, Birleşik Krallık ve Finlandiya’nın yayımladığı açıklama özetle şöyle: 

“… İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen, Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele edilmesinin yanı sıra mağdurların korunması ve faillerin adalet karşısına çıkarılmasını sağlamak için en geniş kapsamlı yasal araçtır.

İstanbul Sözleşmesi kadınların, çocukların, ailelerin ve tüm toplumların yaşamları üzerinde belgelenmiş olumlu bir etkiye sahip olmuştur. Diğer faydaların yanı sıra, Sözleşmenin uygulanması, mevzuatı, destek hizmetlerini, profesyonellerin eğitilmesini ve bilinçlendirmeyi iyileştirmiştir. Tüm Avrupa Konseyi üye Devletlerini, Sözleşmeyi onaylamaya; sözleşmenin standartlarından ve GREVIO tarafından sunulan özel öneriler, incelemeler ve destekten yararlanmaya çağırıyoruz.

Pekin Kararnamesi göndermesi

Türkiye Cumhurbaşkanının İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından dolayı derin üzüntü duyuyoruz. Bu kararın, Türkiye’de kadın haklarının korunmasını tehlikeye attığı ve Avrupa ve ötesindeki tüm kadın ve erkeklere rahatsız edici bir mesaj ilettiği için kararın anlaşılması zor. Sözleşme’nin onuncu yıldönümünün arifesinde ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin tüm dünyada önemli ölçüde arttığı bir salgın zamanında, kadınları ve kız çocuklarını şiddetten korumaya yönelik bu önemli yasal araç, sözleşmeye adını veren ilk imzacı ülke tarafından isteyerek zayıflatılıyor. Sözleşmenin feshi, dünya kadınlarının BM Kadının Statüsü Komisyonu‘nda toplandığı sırada gerçekleşti. Ayrıca bu karar, 1995 Pekin Kararnamesi ve Platform Eylemi’nden bu yana en önemli uluslararası kadın hakları konferansı olan Paris’te düzenlenen Generation Equality Forum sırasında Türkiye’nin 1 Temmuz’da Sözleşmeden çekilmesi anlamına gelecektir.

…Türk Hükümeti’ni fesih bildirimini geri çekmeye ve İstanbul Sözleşmesi’ne olan bağlılığını yenilemeye çağırıyoruz. Sözleşmenin “gizli bir gündem” içerdiğini iddia etmeyi bırakmanın zamanı geldi. İstanbul Sözleşmesi, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim ile ilgili yeni standartlar belirlememektedir. Aynı cinsiyetten çiftlerin yasal olarak tanınmasını da sağlamaz.

…Avrupa Konseyi’ne üye bir Devletin Başkanının önemli bir İnsan Hakları Sözleşmesinden çekileceğini duyurması sorgulanmadan bırakılamaz. Alman Başkanlığı, Genel Sekreter ve Parlamenterler Meclisi Başkanı tarafından 21 Mart’ta yapılan açıklamayı takdir ediyor ve Genel Sekreter ve ekibinden konunun takipçisi olmalarının devam etmesini istiyoruz. …İstanbul Sözleşmesi’nin tüm imzacılarını, onun 2021’de onaylanması için gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.”

 

Boğaziçililerden eylem yasağına tepki: Mücadeleyi bastırmak için virüs bahane ediliyor

Boğaziçi Dayanışması, Boğaziçili öğrencilerin atanmış rektör Melih Bulu‘yu protesto etmek için 1 Nisan (bugün) saat 17.00’de Kadıköy İskele‘de düzenlenecek eylemin Kadıköy Kaymakamlığı tarafından yasaklanmasına tepki gösterdi.

Sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada “İktidarın lebaleb kongrelerini yasaklayamayanlar, haklı mücadelemizi bastırmak için virüs bahanesine sığınıyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Hazırlıklarımızı yaptık’

“Biz hazırlıklarımızı yaptık! Alanda görevli arkadaşımız, sosyal mesafeye uygun bir eylemin gerçekleşmesi için ekstra önlem alacak” denilen açıklamada yasağa rağmen buluşma çağrısının devam ettiği belirtildi.

Ne oldu?

Öğrencilerin yaptığı eylem çağrısının ardından Kadıköy Kaymakamlığı gece yarısı yazılı bir açıklama yapmış, eylemin yasaklanacağını duyurmuştu.

Avustralya’nın bu yılki kabusu yangın değil sel oldu

Avustralya’nın son iki yıldır kontrol altına alınamayan orman yangınlarıyla gündeme gelen Yeni Güney Galler eyaletinde son 10 yıldaki en az yangın görülen yılın yaşandığı açıklandı.

2019 ve 2020’de kurak yaz ayları geçiren ve bu nedenle büyük yangınlarla mücadele eden Avustralya’da son yılların en soğuk ve yağışlı yaz ayları yaşanıyor.

Yangın sayısı 180 kat azaldı

Yaz mevsiminin soğuk ve yağışlı geçmesi nedeniyle yangın sayılarında gözle görülür bir azalış kaydedildiği belirtilen ülkede Yeni Güney Galler Kırsal İtfaiye Teşkilatı tarafından yapılan açıklamaya göre, geçtiğimiz yıl yapılan 5 bin 500 yangın ihbarına karşılık bu yıl bu sayının yarı yarıya azaldığı bildirildi.

Geçtiğimiz yaz 5,5 milyon hektar alan orman yangınlarında kül olurken bu yaz ise 31 bin hektar alanın yandığı belirtildi. Soğuk ve yağışlı geçen yaz ayı sebebiyle yangın sayısının yaklaşık 180 kat azaldığı bildirildi.

Bu yıla seller damgasını vurdu

Geçtiğimiz yıl kuraklık ve orman yangınlarından zarar gören Avustralya halkı şimdi de sel ve yoğun yağışlarla mücadele ediyor.

İncelenen hava durumu verilerine göre son dört yılın en yağışlı, son dokuz yılın da en soğuk yaz aylarını geçiren Avustralya’da ülkenin doğu kıyılarında da bu sefer büyük sellerin görüldüğü belirtildi.

‘Tam bir tezat’

Yeni Güney Galler Kırsal İtfaiye Servisi sosyal medya hesabında, “Bugün, son on yıldaki en sessiz yangın sezonunun sonunu işaret ediyor. Geçen yıla baktığımızda durum tam bir tezat oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz ay Avustralya’da özellikle Yeni Güney Galler’de son 50 yılın en büyük sel baskınları yaşanmış, birçok ev su altında kalırken onbinlerce insan tahliye edilmişti. Çok sayıda bölge doğal afet bölgesi olarak ilan edilirken yetkililer eyaletin ‘kırılma noktasına’ ulaştığı uyarısında bulunmuştu.

600 ton asbest barındıran uçak gemisi Aliağa’da sökülecek

Brezilya Donanması’na ait ‘NAe São Paulo’ isimli uçak gemisinin gövdesi, açık artırmayla Türkiye’deki gemi söküm tersanesi SÖK Denizcilik ve Tic. A.Ş.‘yi temsilen Rio de Janeiro şirketi Cormack Maritima tarafından satın alındı. 

Cormack Maritima Müdürü Jorge Cormack, 21 yıllık hizmetinin ardından hizmet dışı bırakılan geminin mayıs-haziran ayları arasında sökülmek üzere İzmir Aliağa‘ya gönderileceğini açıkladı. Daha önce de tepkilere neden olan Aliağa’daki gemi söküm faaliyetlerine böylelikle bir yenisi daha eklenirken, uçak gemisinin içerisinde 600 ton asbest barındırdığı iddia ediliyor.

NAe São Paulo’nun kardeş gemisi olan Clamenceau‘nun da yıllar önce Hindistan‘da söküldüğü ve aktivistlerin büyük tepkisi üzerine bu geminin SÖK A.Ş.’ye satıldığı iddia ediliyor. 

HDP’li Çepni: Gaziemir yetmedi mi?

Konuyla ilgili Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, Türkiye’yi nükleer çöplük haline getiren AKP’nin uçak gemisini 1.9 milyon dolara sökülmek üzere İzmir Aliağa’ya getirileceği bilgisini paylaştı. Çepni şunları söyledi: 

“Yani Gaziemir yetmiyor, Başka bir nükleer zehir İzmir’e getiriliyor. Geminin gövdesi Sök Denizcilik tarafından satın alınmış. Brezilya Hükümeti izin vermiyor. Sıfır atık projeleri, çöp atık tesisleri kurulumu yalandan projeler üreten AKP, Türkiye’yi dünyanın en çok çöp ithal eden ülkesi yaptı. Gemi en az 600 ton asbest ve nükleer atık içeriyor” uyarısında bulundu.

İzmirlileri zehirleyecek

Limter-İş Sendikası‘nın 2006 verilerine göre 23 yılda gemi söküm tesislerinde ölen işçi sayısının 100 olduğuna dikkat çeken ve geminin Türkiye’ye getirilmemesi konusunda yetkilileri uyaran Çepni, “Geminin Aliağa’ya girişini engellemek için İzmir halkı, ekoloji örgütleri, Halkların Demokratik Partisi olarak bu zehrin halkımızı, İzmir zehirlemesini engellemesi için elimizden geleni yapacağız. Bu halkın can, bu halkın geleceği, bu doğanın geleceği AKP’nin rantından daha değerlidir. Bu gemi acilen durdurulmalıdır” çağrısında bulundu.

ASUD: Brezilya belayı Türkiye’ye attı 

Asbest Söküm Uzmanları Derneği (ASUD) ise sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı açıklamada, “Brezilya’nın başından attığı bela Aliağa’ya geliyor! Türkiye asbest ve radyoaktif madde çöplüğü değildir! Asbest ve toksik madde yüklü Sao Paulo gemisi yolda!” ifadelerini kullandı.

Gazete Duvar‘a konuşan Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Eşsözcüsü Ali Osman Karababa da Türkiye’nin gemi sökümü ve buna bağlı hurda demir işleyen fabrikalar gibi çevreyi ve havayı yoğun biçimde kirleten teknolojilere ev sahipliği yapmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı. 

Dünyada çok az sayıda ülkede bulunan gemi söküm tesislerinden birisinin Aliağa’da olduğunu söyleyen Karababa, yıllardır yörede yaşayan insanların ve ekoloji örgütlerinin buna karşı birlikte mücadele ettiklerini hatırlattı. Gemi söküm tesislerinden gelen hurda demiri işleyen kirli teknolojili demir çelik fabrikaları ve bu fabrikalardan çıkan milyonlarca ton ekotoksikolojik atıkların depolandığı cüruf depolama alanlarına da dikkat çeken Karababa şunları söyledi:

“Ekotoksikolojik atıklar suyla temas ettiğinde içeriğindeki toksik kimyasallar serbestleşerek doğaya dağılabilir hale gelir ve toprağı, suyu kirletir. İşte bu atık türünden milyonlarca ton Foça Ilıpınar yakınlarında ormanlık alanın kıyısında, tarım alanlarına komşu bir konumda depolanmış durumda. Ülkemize yeni gemiler sökülmeye geldiği sürece de bu atık miktarı artmaya devam edecek.” 

Karababa gelen gemilerdeki asbest miktarıyla Türkiye’deki değerlendirmeler arasında ciddi farklar olduğunu, asbest miktarının az gösterildiğini de öne sürdü. 

Asbest, Dünya Sağlık Örgütü tarafından “Grup 1” kanser nedeni olarak sınıflandırılıyor. 

 

 
 

CHP’li Erbay: Rusya’ya domates ihracatı kotası kaldırılmalı

CHP Muğla Milletvekili Avukat Burak Erbay, Rusya Federasyonu’nun Türkiye’ye uyguladığı domates ihracatı kotasının kaldırılması için Ticaret Bakanı ve Dışişleri Bakanı’na çağrıda bulundu.

Domates üretici çiftçilerin taleplerini TBMM Genel Kurul gündemine taşıyan Erbay domates ihracatının Türkiye’nin Rusya’ya yönelik önemli ihracat kalemlerinden biri olduğunu söyledi.

‘İhracat miktarları yeterli değil’

Türkiye ile Rusya arasında tarımdan turizme kadar birçok alanda önemli ticari ilişkiler olduğunu belirten Erbay, 2015 yılında yaşanan uçak düşürme krizi nedeniyle bu ilişkilerin bozulduğunu hatırlattı.

AKP iktidarının uyguladığı yanlış dış politika nedeniyle Türkiye’nin ekonomik alanda büyük sıkıntılar yaşadığını ifade eden CHP’li Vekil şunları söyledi:

2015 yılında Rusya’ya 350 bin ton domates ihracatından yaklaşık 195 milyon dolar gelir elde edilmiştir. Ancak uçak krizi nedeniyle 2017 yılına kadar domates ihracatı durdurulmuştur.

2017 yılında 100 bin ton kota ile başlayan domates ihracatı 2020 yılında 200 bin tona, 2021 yılında ise 250 bin tona yükseltilmiştir. Ancak bu oranlar yeterli değildir.

‘Kotaların kaldırılması gerekiyor’

Ticaret Bakanı ve Dışişleri Bakanı’na seslenen Erbay, “Domates üreticimiz için en önemli pazarlardan biri olan Rusya ile ihracat kotalarının bir an önce kaldırılması gerekmektedir” dedi.

Erbay açıklamasında “Domates üreticimiz hem ülke ekonomimize hem de üreticimize sağladığı katkı nedeniyle kotaların kaldırılması için gerekli adımların bir an önce atılmasını talep etmektedir. Kotaların kaldırılması için bir an önce gerekli girişimler yapılmalıdır” çağrısında bulundu.

Polis, Adalet Nöbeti tutan Ferit Şenyaşar’ı darp etti

AKP’li milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın korumaları ve yakınlarının iş yeri ve hastane saldırılarında eşi ve iki oğlu ölen Emine Şenyaşar ile oğlu Ferit Şenyaşar‘ın adalet talebiyle sürdürdükleri nöbetin 24’üncü günde yine adliye dışarısına çıkarıldılar.
 
Adliye dışarısında eylemlerini sürdürmek isteyen aileye müdahale eden Urfa polisi, Ferit Şenyaşar’ı darp ederek gözaltına alınmaya çalışıldı.
 
MA‘nın aktardığına göre, yerde sürüklenerek gözaltına alınmaya çalışılan Şenyaşar’ın ayağı park halinde olan bir aracın altına sıkıştı. Başına da darbe alan Şenyaşar sinir krizi geçirerek bayıldı. 

‘Nerede adalet arayalım’

Ferit Şenyaşar, olay yerine çağırılan ambulansla Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Oğlunun darp edilmesine tepki gösteren Anne Şenyaşar, “Biz nereye gidelim, nerede adalet arayalım? Siz bizden ne istiyorsunuz? Katilleri neden tutuklamıyorsunuz” dedi. 

Olayı takip etmek isteyen Jinnews ve Mezopotamya Ajansı muhabirlerinin de görüntü ve fotoğraf alması engellendi. 

Aile adına açılan sosyal medya hesabında ise şu paylaşım yapıldı: “Abim ve annem adliye önünde adalet nöbetindeyken polisler müdahale edip gözaltına almak istediler. Abim darp edildi ve bayıldı. Şu an hastanede. Sizin adalet isteyene verdiğiniz cevap bu mu!” 

Olayla ilgili davanın karar duruşması yarın Malatya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülecek. 

Ne olmuştu? 

Urfa’nın Suruç ilçesinde 2018 Genel Seçimleri öncesi 14 Haziran’da AKP’li vekil İbrahim Halil Yıldız’ın esnaf ziyareti sırasında korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait işyerinde başlayan ve Suruç Devlet Hastanesi’ne uzanan saldırıları sonucu, Hacı Esvet Şenyaşar (67), oğulları Adil (36) ve Celal Şenyaşar (41) ile vekilin ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdi. Olayda Mehmet, Ferit ve Fadıl Şenyaşar‘ın da aralarında bulunduğu sekiz kişi de yaralandı.

Saldırı sırasında yaralanan Fadıl Şenyaşar ve kardeşleri, tedavileri devam ederken gözaltına alındı. Gözaltına alınan Fadıl Şenyaşar, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Olaydan 15 ay sonra 18 Eylül 2019’da AKP’li vekilin ağabeyi Enver Yıldız, 50 kişilik koruma ordusuyla geldiği Urfa Adliyesi’nde teslim olduktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Emine ve Ferit Şenyaşar, Urfa Adliyesi önündeki Adalet Nöbeti’nde daha önce iki kez gözaltına alındı.

Olaydan 18 ay sonra ise Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sadece işyerinde yaşanan olaya ilişkin iddianame hazırlandı. İddianamede, Şenyaşar ailesine dönük asıl saldırının yaşandığı hastane boyutuna yer verilmedi. Çocuklarına yönelik saldırı haberinden sonra gittiği Suruç Devlet Hastanesi’nde linç edilerek öldürülen Hacı Esvet Şenyaşar’a ilişkin yargılama ise 2 buçuk yıldır henüz başlamış değil. 

Urfa Adliyesi önünde Adalet Nöbeti’ne başlayan Emine ve Ferit Şenyaşar daha önce iki kez gözaltına alınmıştı. 

‘Mart ayında tarladan bir liraya çıkan ürün markette beş lira oldu’

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üretici ve tüketici fiyatları arasındaki farkın bir türlü kapanmadığına dikkati çektiği bir açıklama yayınladı.

Bayraktar, mart ayında üretici ve market fiyat farkının beş kata ulaştığını ileri sürdü.

En fazla fiyat artışı sivri biberde

Bayraktar, “Mart ayında markette en fazla fiyat düşüşü yüzde 16,42 ile kabakta görüldü. Bu fiyat düşüşünü yüzde14,49 ile salatalık, yüzde 13,55 ile fındık, yüzde 12,34 ile ıspanak, yüzde 9,83 ile kuru soğan, yüzde 8,14 ile pırasa takip etti” ifadelerini kullandı.

Markette en fazla fiyat artışı ise yüzde 33,67 ile sivri biberde yaşandığının altını çizen Bayraktar, bu fiyat artışını yüzde 17,99 ile karnabahar, yüzde 16,37 ile domates, yüzde 7,98 ile nohut, yüzde 7,07 ile ayçiçeği yağının takip ettiğini belirti.

Üretici fiyatlarında fiyat değişimi

AA’nın aktardığına göre Bayraktar, martta üreticide havuç, maydanoz, yeşil soğan, elma, kuru fasulye, nohut, kırmızı mercimek, yeşil mercimek, pirinç, kuru kayısı, kuru incir, fındık ve zeytinyağı fiyatında bir değişim meydana gelmediğinin altını çizerek, fiyatı en fazla düşen ürünün yüzde 41,67 ile kuru soğan olduğunu belirtti.

Bayraktar, kuru soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 32,48 ile salatalık, yüzde 20 ile patates, yüzde 19,90 ile kabak, yüzde 10,93 ile patlıcan, yüzde 10,71 ile pırasa, yüzde 3,57 ile ıspanak, yüzde 2,33 ile limonun izlediğini aktardı.

Türkiye’den Rusya’ya aşı turizmi: Covid-19 aşısı dahil 12 bin TL

Koronavirüs aşısı için sıra beklemek istemeyenler ve parası olanlar için tur şirketleri Türkiye‘den Rusya‘ya “aşı turizmi” düzenlemeye başladı. Bu ülkeye tur düzenlediklerini söyleyen şirket yöneticisi,  “Moskova’da bir klinikle anlaştık. Moskova turu, konaklama, uçak ve aşı dahil fiyatımız 1.099 Euro. Aşı olana da aşı karnesi veriliyor” dedi.

Hürriyet’ten Burak Coşan’ın haberine göre, Rusya’ya ‘aşı turizmi’ yaptığını iddia eden bir tur operatörü şunları söyledi:

“Turu satın alırsanız size iki uçak bileti kesiyoruz. Örneğin ilk uçuşunuz 15 Nisan’da olacaksa ikinci uçak biletiniz 6 Mayıs’a ayarlanıyor. Her iki gidişte de Moskova’da iki gece konaklama yapılıyor. Aşılar Moskova’ya gider gitmez, orada anlaştığımız klinikte yapılıyor. Gider gitmez aşı yapmamızın sebebi ise orada en azından 24 saat geçirmenizi sağlamak… Böylece bir yan etki oluşması durumunda müdahale edilebilmesini sağlıyoruz. Yanınızda da Rusça bilen bir asistan oluyor. Sonrasında da bir Moskova seyahati yapılıyor. Kremlin‘e gidiliyor, metro turu yapılıyor, Nazım Hikmet’in mezar yeri ziyaret ediliyor.”

Fotoğraf: Xinhua

Aşı karnesi veriliyor

Yapılan işlemin yasal olduğunu söyleyen operatör, “Aşı pasaportu verilmiyor ancak uluslararası geçerliliği olan aşı karnesi veriyorlar. Yapılan aşı ise Rus Sputnik V” dedi.

Tur operatörüne göre maliyet yeşil pasaport yoksa, iki kez gidileceği için çif girişli vize 220 dolar, uçak biletleri ve iki doz aşı için 1.099 Euro. İki turda da dört yıldızlı otellerde konaklama yapılıyor.

“Aşı turları” ilk kez Birleşik Krallık’tan, ihtiyacının çok üzerinde ve çeşitli koronavirüs aşısı temin eden Birleşik Arap Emirlikleri ‘ne başlatılmış, dünyanın pek çok ülkesinden zenginler, bu ülkedeki ultra lüks aşılı tatil için sıraya girmişti. Yine bu ülkeden Hindistan’a da aşı turları başlatıldığı belirtilmişti.