Ana Sayfa Blog Sayfa 1575

Liberal Demokrat Parti’den ‘1 Nisan’ kararı: Cumhur ittifakına katılıyoruz

Liberal Demokrat Parti (LDP), 1 Nisan vesilesiyle AKP ve MHP’nin oluşturduğu cumhur ittifakına katılma kararı aldığını açıkladı.

Parti hesaplarından yapılan açıklamada “dış güçlerin sürekli Türkiye’ye saldırması sonucu” faaliyetlerini yeniden yapılandırma kararı verdiklerini kaydetti.

‘Uzaya geçiş garantili beş şeritli yol’

Açıklamada “Artık ülkedeki yetkilerin tek adama verilmesini, adam kayırmayı, liyakatsizliği, yolsuzluğun araştırılmaması gerektiğini, yoksullukla mücadele edilmemesini, kamu iktisadi teşebbüslerinin sayısının arttırılmasını, üstünlerin hukukunun gerekliliğini, büro elemanlarımızın (yok ama olsa yine savunurduk) pudra şekerli hayatlarını nasıl idame ettirdiklerinin araştırılmamasını destekliyoruz” denildi.

LDP açıklamasında “Kazdağları’ndaki ağaç katliamını son ağaç kesilinceye kadar destekliyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma konusunda geç kalındığını, uzaya geçiş garantili beş şeritli yol yapılıp ihalenin yandaşlara verilmesini… sonuna kadar destekliyoruz” ifadeleri yer aldı.

1 Nisan günü saat 00.00’da yayınlanan açıklamada kararın yalnızca 24 saat geçerli olacağı belirtildi.

İBB: Tüm mücadelemize rağmen Divanhane Karakolu’nu devlet yıkımından kurtaramadık

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, tartışmalı Haliç Yat Limanı ve Kompleksi Projesi’ne (Haliçport) etki alanında kaldığı gerekçesiyle yıkımına başlanan İstanbul Kasımpaşa’daki Sultan Abdülaziz’in yaptırdığı tarihi Divanhane Karakolu‘nu kurtaramadıklarını açıkladı. Polat, “Ne yazık ki tüm mücadelemize rağmen Divanhane Karakolu’nu devlet kurumlarının el birliği ile yıkmasından kurtaramadık” dedi. 

Geçen aylarda iş makineleriyle başlayan yıkım çalışması, gelen ihbarlar üzerine İBB ekiplerinin olay yerine giderek tutanak tutmasıyla durdurulmuştu. Tutanakta yıkımın hilti, ağır iş makineleri ve vinç ile gerçekleştirildiğine not düşüldü. Bakanlık yaptığı açıklamada karakol binasının sökülerek yeni yerinde özgün malzemeler ile ihya edileceğini açıkladı. İBB 2 Şubat’ta Koruma Kurulu’na başvurarak yıkımın durdurulmasını ve iptalini istedi.

Kurtarılan malzemelerle başka yerde yapılacak

Koruma Kurulu 11 Şubat’ta aldığı özgün malzemelerin korunduğunu belirterek yıkımın devam etmesine karar verdi. Belediye ise İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurarak yıkımın ve kurul kararlarının yürütmesinin durdurulmasını talep etti.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Twitter hesabından konuyla ilgili yaptığı açıklamada yıkımın önüne geçemediklerini belirtti ve Ulaştırma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Beyoğlu Belediyesi‘ni suçladı. 

Polat’ın açıklaması şöyle:

“Üzülerek paylaşıyorum. Ne yazık ki tüm mücadelemize rağmen Divanhane Karakolunu devlet kurumlarının el birliği ile yıkmasından kurtaramadık. Korumacıyım, utanç duyuyorum! Hiç bir sebebi olmayan bu yıkımın müsebbibi Ulaştırma Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Beyoğlu Belediyesi’dir.”

Haliçport projesinin ihalesini 2013 yılında 1.3 milyar dolar bedelle Rixos otellerinin sahibi Fettah Tamince almıştı. 

 

Birleşik Krallık’ta bir üniversite Greta Thunberg’in heykeline 24 bin sterlin harcadı

Birleşik Krallık‘ta yer alan Winchester Üniversitesi, kampüse İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg‘in heykelini yaptırdı.

Üniversite, Greta’nın gerçek boy uzunluğuna uygun olarak yapılan 24 bin sterlinlik heykelin dünyada ilk olduğuna inandıklarını söyledi.

Okulun öğrenci birliği ise heykele yapılan harcamaya tepki gösterdi. Winchester Üniversitesi Öğrenci Birliği Başkanı Megan Ball, “Greta herkes için küresel sorunlarla ilgili gururlu ve yüksek sesle konuşabilen, çok iyi bir rol modeli. Ancak bu heykelin dikilmesini destekleyemeyiz” dedi.

‘Asıl öğrencilerin desteğe ihtiyacı var’

BBC’nin aktardığına göre Ball, “Covid-19 yılındayız. Pek çok öğrenci kampüse gerçekten erişemedi, birçoğu çevrimiçi çalışmaya çalışıyor ve ciddi bir desteğe ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

Öğrenci Birliği, okul yönetiminin heykel için harcanan aynı miktarda paranın kampüsteki çeşitli öğrenci destek sistemleri için de harcanmasını talep etti.

Üniversite heykele harcanan para için öğrencilere ayrılan paydan herhangi bir harcama yapılmadığını iddia etti. Hatta bu yıl öğrencilerin desteklenmesi için 5 milyon sterlin harcandığını söylendi.

Dijital bankacılık dönemi: Islak imza zorunluluğu resmen kalktı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu‘nun (BDDK) yeni yönetmeliğiyle 1 Mayıs’tan itibaren Türkiye’de bankacılık işlemleri, banka şubesine gitmeden, uzaktan kimlik doğrulaması ile ıslak imzaya gerek kalmadan elektronik ortamda gerçekleştirilebilecek.

İlgili karar Resmi Gazete’de yayınlandı. Bankalar, görüntülü görüşmeyle uzaktan kimlik tespiti yapabilecek, mesafeli olarak sözleşme ilişkisi kurulabilecek. Böylece bankacılık hizmetlerine daha hızlı ve rahat erişim sağlanacak. Müşteri olma süreci kısa süre içerisinde dijital ortamlar üzerinden uzaktan tamamlanabilecek.

Güvenlik tedbirleri bankaların sorumluluğunda

Bankalar, uzaktan kimlik tespitinde Yönetmelik ile belirlenen sıkı güvenlik tedbirlerini uygulamakla sorumlu olacak.

Banka hesabı açılışında görüntülü görüşmeyle uzaktan kimlik tespiti yapacak müşteri temsilcileri bu konuda özel eğitim alacak. Müşteri temsilcisi ile kişi arasındaki görsel ve işitsel iletişimin bütünlüğünün ve gizliliğinin yeterli seviyede olması sağlanacak.

Uçtan uca güvenli iletişim

Bu amaçla, yapılan görüntülü görüşme uçtan uca güvenli iletişimle gerçekleştirilecek. Kimlik tespiti sürecinde kişinin yüzüyle kimlik belgesinden yakın alan iletişimi kullanılarak alınan fotoğrafın biyometrik karşılaştırması yapılacak.

Yapılacak görüntülü görüşmede engelli kişiler için gerekli eğitimleri almış en az bir müşteri temsilcisinin bulunması zorunlu olacak.

 

Hava kirliliği çocuklarda IQ seviyesini düşürüyor

Sağlık ve Çevre Birliği HEAL, hava kirliliğinden dolayı cıvaya maruz kalan çocuklarda IQ seviyesinin düştüğünü açıkladı.

HEAL tarafından yayınlanan  “Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği: Kömürün Sağlık Yükü ve Kömür Bağımlılığını Sonlandırmak” raporuna göre, hava kirliliği çocukların beyinlerine zarar vererek, Türkiye’de yılda toplam 8 bin 500 IQ puanı kaybına yol açıyor.

Rapora göre, hava kirliliğinden herkes etkileniyor, ancak bazı gruplar diğerlerinden daha fazla risk altında. Bu gruplar, hamileler, çocuklar, yaşlılar ve astım, kalp gibi kronik hastalığı olanlar.

Termik santraller risk oluşturuyor

Elektrik, ısınma ve sanayi amaçlı kullanılan kömürün dünyadaki en büyük ikinci cıva emisyon kaynağı olduğuna dikkat çeken çalışmada, termik santrallerden kaynaklanan cıvanın kolayca buharlaşarak hava yoluyla yayıldığı belirtiliyor.

Kirli hava, başta büyüme çağındaki çocuklarda telafi edilmesi mümkün olmayan bilişsel bozukluklara neden oluyor. Hava kirliliğine, özellikle cıvaya maruz kalan çocukların daha sonraki yıllarda hastalık geliştirme riski artıyor.

Cıva havaya nasıl karışıyor?

HEAL Türkiye Sağlık ve Enerji Politikaları Kıdemli Danışmanı Funda Gacal, cıvanın nasıl dağıldığını “Şimdiye dek hep cıvanın fabrika atıklarıyla suya karıştığını konuştuk. Oysa termik santrallerin neden olduğu cıva kolayca havaya karışır. Havadaki cıva çökelme veya yağış yoluyla suya geçer ve besin zincirindeki toksik yolculuğu başlar, böylece kömür yakılmayan bölgelerde dahi gıda yoluyla insan bedenine girer. Cıvalı deniz ürünlerinin tüketimi, özellikle hamileler ve küçük çocuklar için çok riskli. Gelişme çağında olmaları sebebiyle çocuklar hava kirliliğine karşı daha savunmasız” sözleriyle anlattı.

Gacal ayrıca, cıvanın yanı sıra hava kirliliği partiküllerinin annenin akciğerlerinden plasentaya geçerek çocuklara daha doğmadan zarar verdiğine dair yeni bulgular yayınlandığının da altını çiziyor.

2019 yılında Türkiye’deki kömür yakıtlı termik santrallerden kaynaklı cıva emisyonunun çocuklarda toplam 8 bin 850 IQ puanı kaybına neden olduğunu vurgulayan rapora göre, çocukların ömür boyu taşıyacakları bu riskin boyutlarını belirlemek de henüz mümkün değil.

Beyin için toksik bir madde

Nöroloji ve Çocuk Nörolojisi Uzmanı Doç. Dr. Semih Ayta ise cıvanın gelişmekte olan beyin için toksik bir madde olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

Anne karnındaki ve erken dönemde bebekler özel bir risk taşırlar. Gebeler ve çocuklar cıvaya farklı yollarla maruz kalabilir. Cıva için ‘güvenli’ diyebileceğimiz herhangi bir seviye olmadığı gibi, düşük düzeyde maruz kalma da akut veya kronik zehirlenmeye yol açabilir. Çocukların sinir sistemi üzerinde etki yaratabilir. Ana rahiminde veya doğumdan sonraki ilk yıllarda hava kirliliğine maruz kalmak, ileriki yıllarda sağlık sorunları riskini artırır.”

3 binden fazla erken doğum

Nitekim HEAL’in raporunda da cıvanın yanı sıra hava kirliliğine bağlı olarak çocuklarda çok sayıda sağlık sorunu, erken doğum, hatta erken ölümler görüldüğü ifade ediliyor.

Buna göre 2019 yılında, 3 bin 70 erken doğum, 26 bin 500 bronşit vakası, 237 bin 37 astım ve bronşit semptomu gösterilen gün (astım hastası çocuklarda) ve 352 erken ölüm vakası tespit edildi.

Maliyet yılda 9 milyar euro üzerinde

Çocukların IQ seviyesini, dolayısıyla eğitim ve iş hayatlarındaki performanslarını düşüren cıva maruziyeti, kalıcı hasarlara yol açarak toplumu ve ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Sadece Avrupa’da cıva maruziyeti kaynaklı sağlık maliyetinin yılda 9 milyar euronun üzerinde olduğu hesaplanıyor.

HEAL’in raporunda, Birleşmiş Milletler Çevre Programı 2018 Küresel Cıva Değerlendirme Programı verilerine göre, Türkiye’de linyit ve taş kömürlü termik santrallerin her yıl 6 ton cıva kirliliğine neden olduğu vurgulanıyor.

Filtreler çözüm değil

Cıvanın termik santrallerdeki standart filtrelerle yüzde 100 tutulmadığına dikkat çeken Gacal, “Sorunun çözümü açık, kömürden elektrik üretimine son vermek” diyor.

‘Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği: Kömürün Sağlık Yükü ve Kömür Bağımlılığını Sonlandırmak’ raporunda, politika yapıcılara yönelik çözüm önerileri şöyle sıralanıyor:

  • Mevcut ve eskimiş kömürlü termik santrallerin en kısa sürede kapatılması ve yenilerinin inşa edilmemesi.
  •  Sağlık ve çevre etki değerlendirmeleri ile bilinçli enerji seçimleri yapılması.
  • Elektrik sektöründen kaynaklanan emisyonların şeffaf bir şekilde raporlanarak veri şeffaflığının artırılması ve bunların bilimsel olarak değerlendirmesine izin verilmesi.
  • Sağlık istatistikleri ve ilçe düzeyinde de hastalık vakalarına ilişkin istatistiklerin kamuoyuyla paylaşılması.
  • Ekonomi, enerji ve çevre mevzuatları ve stratejilerini birbirleriyle ilişkilendirilerek enerji sektörü planlamasının geliştirilmesi, uzmanların ve halkın katılımına izin verilerek şeffaflığın artırılması.
  • Sürdürülebilir yenilenebilir enerji ve enerji tasarrufu biçimlerinin tercih edilmesi.
  • Paris İklim Anlaşması’nın onaylanması ve iddialı bir Ulusal Katkı Beyanı (NDC) ile yenilenebilir enerji kaynaklarının paylarının artırılmasına dair hedeflerin belirlenmesi.

Rapor hakkında

Sağlık ve Çevre Birliği HEAL (Health and Environment Alliance) tarafından yayınlanan ‘Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği: Kömürün Sağlık Yükü ve Kömür Bağımlılığını Sonlandırmak’ raporu, termik santrallerden kaynaklı hava kirliliğinin yarattığı sağlık sorunları ve bunun mali yüküne dikkat çekiyor.

Türkiye’de santral bazında sağlık etkilerini ve buna bağlı maliyetleri hesaplayan ilk çalışma olan rapor, kömür santrallerinin yarattığı kirliliğin her yıl 53,6 milyar TL’ye yakın sağlık maliyetinin olduğunu ortaya koyuyor. HEAL raporunda Türkiye’nin, fosil yakıta dayalı enerji üretiminin neden olduğu ağır sağlık yükünü hafifletmek için farklı enerji üretim biçimlerine yönelmesi öneriliyor.

 

Rusya’nın muhalif lideri Navalni, tedavi hakkı engellendiği için açlık grevinde

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin karşıtı 44 yaşındaki Rus siyasetçi Aleksey Navalni, tutuklu bulunduğu hapishanede doktor ve ilaç hakkı engellendiği için açlık grevine başladı.

Instagram üzerinden yayınlanan bir mesajda muhalif lider Navalni “Yasaya uyulması ve doktorumla görüşmeme izin verilmesi talebiyle açlık grevine başladım” dedi.

Avukatları ve doktorları endişeli

Sol bacağında his kaybı yaşadığını söyleyen Aleksey Navalni, “Tıbbi yardım yerine uykusuz bırakılarak işkenceye maruz kalıyorum (her gece beni sekiz kez uyandırıyorlar)” dedi.

Navalni’nin bel ağrıları çektiği, ağrının sağ bacağına vurduğu ve felç benzeri semptomlar gösterdiği belirtilirken, doktorları ve avukatları Navalni’nin sağ bacağını kaybedeceğinden endişe ettiklerini ifade etti.

Hekimler İttifakı’ndan açık mektup

Rusya’da bağımsız bir sendika olan Hekimler İttifakı kamuoyuna açık bir mektup yazmış ve ceza infaz yetkililerinden Navalni’ye hemen tıbbi yardımın ulaştırılmasına izin verilmesini istemişti.

Ayrıca, mektupta ceza infaz kurumunun tedaviye izin vermeme ve uykusuz bırakma tutumunun işkence anlamına geleceği de belirtilmişti.

Kurum açıklama yaptı

Rusya haber ajansı Interfax‘a açıklama yapan kurum yetkilileri ise muhalif liderin “Sağlık durumuna göre gerekli olan tüm tıbbi yardımları aldığını” iddia etti.

Açıklamada, diğer tutukluların gece kontrollerinden rahatsız olmadıkları dile getirilirken, gardiyanların tutuklu ve mahkumların “Kesintisiz sekiz saatlik uyku hakkına sıkı sıkıya riayet ettikleri” ileri sürüldü.

Ne olmuştu?

Muhalif politikacı, geçtiğimiz yaz Sibirya’da bulunduğu sırada Sovyetler Birliği döneminde üretilen Noviçok grubundan bir madde ile zehirlenmiş ve ardından Almanya’ya götürülerek tedavi edilmişti. Yaklaşık beş aylık tedaviden sonra ülkesine dönen Navalni, daha önce hakkında verilen şartlı tahliye kararını ihlal ettiği gerekçesiyle Moskova’da havaalanında gözaltına alınmış, aynı gerekçeyle 3,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Japonya’da iklim krizi etkisi: Kiraz çiçekleri 1200 yıldır ilk kez bu kadar erken açtı

Japonya‘dan tüm dünyaya baharın müjdecisi olarak yayılan ve asırlardır sanatçılarla şairlere ilham kaynağı olan kiraz çiçekleri, bu yıl Kyoto‘da 26 Mart’ta açtı.

Böylece kiraz çiçekleri kayıt altına alınan 1200 yıldır ilk kez bu kadar erken açmış oldu. Bu, ortalama açma tarihinden 10 gün öncesine denk geliyor. Bilim insanları bu durumun sebebinin iklim krizi olduğunu söylüyor.

‘Giderek daha erkene kayıyor’

Kyoto’daki kiraz çiçeklerinin açılmasıyla ilgili 1200 yıldır kayıt tutulduğuna dikkat çeken Osaka Şehir Üniversitesi çevre bilimleri profesörü Yasuyuki Aono, çiçek açma tarihinin giderek daha erkene kaymasının iklim kriziyle bağlantılı olduğu değerlendirmesini yaptı. Aono “Hava sıcaklığı yükseldikçe çiçeklenmenin başlaması da daha erken oluyor” dedi.

Japonya Meteoroloji Genel Müdürlüğü de sakura açışında rekor erken tarih açıklarken küresel ısınma bağlantısı kurdu. Müdürlük, bunun, hükümetin konuyla ilgili resmi kayıt tutmaya başladığı 1953’ten beri en erken sakura açma tarihi olduğunu belirtti.

Fotoğraf: Japan Times

‘Ortalama sıcaklıkla yakından ilgili’

Meterolog Shunji Ambe, “Çalışmalarımız, kiraz çiçeği mevsiminin başlamasının şubat ve mart aylarındaki ortalama sıcaklıkla yakından bağlantılı olduğunu göstermiştir. Bitki yaşamına ilişkin gözlemlerimiz, kiraz ve erik çiçekleri gibi bahar fenomenlerinin daha erken, sonbahar fenomenlerinin ise daha geç gerçekleşme eğiliminde olduğunu gösteriyor” dedi.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün derlediği verilerden Ocak 2021’de yayımladığı rapora göre, 2020, en yüksek küresel hava sıcaklıklarının yaşandığı yıl olurken, gelmiş geçmiş en sıcak yıl olarak kaydedilen 2016’yı da geçti.

Kayıtlar ortaçağa kadar uzanıyor

Osaka Üniversitesi’nin elindeki veriler, Kyoto’daki imparatorluk sarayının kayıtlarından Ortaçağ’da tutulan günlüklere kadar uzanıyor. Kyoto’da bundan önce en erken sakura açma tarihi 27 Mart 1409 olarak kayıtlara geçmişti.

Modern başkent Tokyo‘da bu yıl çiçekler 22 Mart’ta tam açma evresine ulaşırken, bu da Tokyo için 1953’ten beri kaydedilen en erken ikinci tarih oldu.

Fotoğraf: Xinhua/Sun Can

En uzun süreli kayıt

Kyoto kayıtları, bir akademik çalışmada belirtildiği gibi ‘dünyanın herhangi bir yerinde biyolojik yaşam döngüleri hakkında tutulmuş muhtemelen en uzun süreli yıllık kayıtlar’ olarak tanımlanıyor.

Bilim insanları, kiraz çiçekleri gibi türlerin erken çiçeklenmesinin küresel ısınmanın göstergeleri olduğuna sık sık işaret ediyor.

Araştırma: Pandemide doğum sırasında anne ve bebek ölümleri üç kat arttı

Birleşik Krallık‘ta çarşamba günü Lancet isimli tıp dergisinde yayımlanan uluslararası veri araştırmasının sonuçlarına göre, son bir yıl içinde hamilelikler hem anneler hem bebekler için daha tehlikeli hale gelirken, ölü doğumların sayısında da bu dönemde artış yaşandı.

Araştırmaya göre, koronavirüs salgını döneminde doğum sırasında anne ve bebek ölümleri üç katına çıktı.

Hamilelerin sağlık hizmetine erişimi kısıtlandı

Araştırma, hamilelerin sağlık hizmetlerine erişiminin koronavirüs salgını sırasında kısıtlandığını ortaya koyarken, bunun sebeplerinin hem sağlık merkezlerindeki doluluk hem de hamile kadınların enfekte olma korkusuyla hastanelere gitmemesinin etkili olduğu kaydedildi.

Söz konusu araştırma; Türkiye, Hollanda, Amerika Birleşik Devletleri, (ABD) Kanada, Birleşik Krallık, Botswana, İtalya, Hindistan, Çin, Danimarka, İsrail, Japonya, Nepal, Meksika, İrlanda, Brezilya ve Hong Kong bölgesindeki veriler ışığında yapıldı.

Önlenebilir bebek ve anne ölümlerine yol açtı

Araştırmayı yürüten ekibin başındaki isim olan St George Üniversitesi‘nden Prof. Asma Khalil, işleyişteki sıkıntıların yeni doğan ve anne ölümüne yol açtığını söyledi:

Covid-19 salgını sağlık sistemleri üzerinde derin etkilere yol açtı. İşleyişteki sıkıntılar, normalde önüne geçilebilecek birçok yeni doğan ve anne ölümüne yol açtı. Çoğu da düşük ya da orta gelirli ülkelerde meydana geldi.”

Araştırma, sağlıklı doğum sonrası meydana gelen post-partum, (lohusalık depresyonu) annelikle ilgili kaygı bozuklukları ve annelerin ruh sağlığındaki bozulmanın da arttığını ortaya koydu.

‘Fark iyice açıldı’

Hindistan‘da bulunan Tıp Eğitimi ve Araştırmaları Postgraduate Enstitüsü‘nden Jogender Kumar, salgın döneminde gelişmiş ülkeler ile kaynakları yetersiz ülkelerin arasındaki farkın sağlık açısından da iyice açıldığını dile getirdi:

Kaynakları yetersiz olan ülkelerde, değil salgın normal zamanlarda bile hamilelerin ve yeni doğum yapan kadınlarla yeni doğan bebeklerin düzenli kontrolü bir hayli zorken, Covid-19 salgını gelişmiş ülkelerle aralarındaki bu farkı iyice artırarak bir uçuruma çevirdi.”

Uludere’de ucuz betonla yapılan baraj duvarı çatladı: Bölgede yaşayan 4 bin kişi tehlikede

Şırnak‘ın Uludere ilçesinin İnceler köyünde yapılan “güvenlik barajı”nın duvarları çatladı. Bölgede ikamet eden 4 bin insanın hayatı tehlike altında.

Uludere’ye sekiz kilometre uzaklıkta bulunan İnceler köyünde, Gülyazı (Bêjûh) köyünden Hilal Beldesi’ne uzanan Robozîk Çayı üzerinde 2009 yılında inşa edilen barajın yapımı geçtiğimiz yıl tamamlanmıştı.

1990’lı yıllarda yakılıp yıkılan eski İnceler ve Bağlı köyünü sular altında bırakan baraj, birçok bitki türü ve hayvan yaşamın yok olmasına neden oldu. Ekolojik dengeye zarar veren baraj, bu kez insan yaşamını tehdit etmeye başladı.

Sızıntı yedi metreye ulaştı

MA’dan Mahmut Ruvanas’ın haberine göre elde edilen görüntülerde de barajın alt ve yan kısımlarından da su sızdığı görüldü. Duvardan sızan sular nedeniyle baraj temelinin yedi metreye kadar sular altında kaldığı gözlemlenirken, biriken sular ise motorlarla çekiliyor.

Sızan sular nedeniyle baraj büyük bir tehlike saçarken, baraj bendinin alt kısımlarında bulunan ve 4 bin kişinin yaşadığı İnceler ve Bağlıca (Kadîn) köyleri ile Bağlıca 5. Hudut Taburu tehdit altında.

Kazıkları sağlam değil

Özellikle baraj duvarlarının toprakla bütünleştiği bölgelerde su sızıntısının yoğunluğu dikkat çekerken, uzmanlar, genellikle yapılan barajlarda su sızıntısının engellenmesi için “Yatay Fore Kazıkları” adı verilen beton kazıkların kullanılması gerektiğine işaret etti.

Baraj zemininde yaşanan yoğun akıntı nedeninin barajda kullanılan kazıkların yeterli düzeyde olmadığı iddia edildi.

Ucuz beton kullanılmış

Ankara merkezli Pusula Firması tarafından inşa edilen baraj ile ilgili skandal bir iddia ortaya atıldı. Edinilen bilgilere göre, inşaatının tamamlanmasının ardından DSİ yetkilileri bünyesinde oluşturulan “Kabul Heyeti”, barajda incelemelerde bulundu.

Heyetin baraj duvarında kullanılan betondan numune alarak yaptığı incelemede, kullanılması gereken “su geçirmez beton” yerine, daha ucuz olan “normal betonun” kullanıldığı ortaya çıktı. Kabul Heyeti, kullanılan normal beton nedeniyle barajın açılmasına izin vermedi. Yetkili firma ise sızıntıların olduğu noktalarda yama yapma girişiminde bulundu.

ABD’de silahlanma: İş merkezinde ateş açan saldırgan biri çocuk dört kişiyi öldürdü

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) California eyaletine bağlı Orange kentindeki bir iş merkezinde meydana gelen silahlı saldırıda, biri çocuk dört kişinin kişinin öldüğü bildirildi.

ABD basınına yansıyan haberlere göre Orange polisi, bir iş merkezine yapılan saldırıda birçok kişinin silahla vurulduğunu belirterek toplam dört kişinin öldürüldüğünü bir kişinin ise yaralandığını duyurdu.

Saldırgan yaralı yakalandı

Olay yerine gelen polisle çatışan saldırgan, yaralı olarak yakalandı ve hastaneye kaldırıldı. Orange Polis Departmanı’ndan yapılan açıklamada ‘tehdidin’ ortadan kalktığı bilgisi verilirken şu ifadeler kullanıldı:

Bugün saat 5:30’da, Orange Polis Departmanı, 202 W. Lincoln Bulvarı’nda ateş edildiği ihbarına cevap verdi. Saldırganın ateş etmeye devam ettiği olay yerine gidildiğinde, hayatını kaybetmiş olanlar da dahil çok sayıda kurban bulundu. Durum kontrol altına alındı.”

Fotoğraf: NY Times

1997’den bu yana ikinci olay

CNBC’nin aktardığına göre üst düzey polis memuru Jeniffer Amat, bu saldırının şehirde 1997 yılında silahlanmış bir kişinin Ulaştırma Bakanlığı bakım tersanesine saldırdığı olaydan sonra yaşanan en kötü olay olduğunu söyledi.

Altı hafta önce kovulan bir ekipman operatörü olan 41 yaşındaki Arturo Reyes Torres, polis onu öldürmeden önce dört kişiyi öldürmüş ve bir polis memuru da dahil olmak üzere birçok kişiyi yaralamıştı. Küçük bir kasaba olan Orange’ta 140 bin kişi yaşıyor.

ABD’de silahlanma tehlikesi

22 Mart tarihinde Colorado eyaletinde bir süpermarkete silahlı saldırı düzenlenmiş toplamda 10 kişi yaşamını yitirmişti.

Bu olayın yaşanmasının altı gün öncesinde ise altı tanesi Asya kökenli kadın olan sekiz kişi Atlanta yakındaki bir ilçedeki üç kaplıcada silahlı bir kişi tarafından öldürülmüştü.