Ana Sayfa Blog Sayfa 1573

Kadınlar bina cephesine dev dilekçe astı: Ölmek istemiyorum

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilme kararına tepki gösteren Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İstanbul’un en kalabalık güzergahlarından biri olan Zincirlikuyu‘da üzerinde “Ölmek istemiyorum” yazılı dev bir şikayet dilekçesi astı.

Platform tarafından yapılan açıklamada bu dev şikayet dilekçesinin bir kadının verdiği yaşam mücadelesi olduğu belirtildi. Bunun sadece tek bir örnek olduğu belirtilen açıklamada “Bu dilekçenin sahibi kadın gibi her gün onlarca, binlerce kadın bu dilekçeleri veriyor. Hayatta kalabilmek, şiddetten uzak yaşamak için karakollarda, adliyelerde mücadele ediyor” ifadesi kullanıldı.

‘İstanbul Sözleşmesi kadınlar için hayati’

Açıklamada, şikayet dilekçeleri dikkate alınmadığında kadınların defalarca sistematik şiddete maruz kaldığı vurgulanarak “Bu nedenle de bu devasa dilekçe örneğini herkesin görmesini istedik. İstanbul Sözleşmesi’nin kadınlar için ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermek istedik” denildi.

‘Yüzlerce kadın hayatta olabilirdi’

Arzu Aygün‘ün dokuz, Ayşe Tuba Arslan‘ın 23, Nahide Opuz‘un 36 ve Sevtap Şahin‘in tam 60 kez resmi makamlara başvurduğu, koruma talep ettiği ya da şikayetçi olduğu hatırlatılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Şikayetleri görmezden gelindi ve şikayetçi oldukları erkekler tarafından öldürüldüler. Bu şikayetlerin, dilekçelerin tek bir tanesi bile dikkate alınsaydı, İstanbul Sözleşmesi uygulansaydı bugün yüzlerce kadın hayatta olabilirdi.”

Kadınlar için yaşam hakkı başta olmak üzere, eşit ve özgür yaşamanın güvencesinin sözleşme ve yasalar olduğu belirtilen açıklamada “Her bir maddesi öldürülen onlarca, binlerce kadının ardından yazıldı. Kadınların verdikleri mücadeleyle var oldu. Şimdi mücadelemizle de o kararı geri çektirecek, sözleşmeyi de uygulatacağız” ifadeleriyle son buldu.

Nisan ayında hangi meyve ve sebzeler tüketilmeli?

Hormon takviyesi, pestisitler ve doğal olmayan üretim teknikleri ile sebze ve meyvelere neredeyse istediğimiz her zaman market raflarından ulaşabiliyoruz. Ancak besinleri mevsiminde tüketmek hem doğa hem de sağlığımız için oldukça önemli.

Peki nisan ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

‘Bitkiler uyanmaya başladı’

Yeşil Düşünce Derneği tarafından hazırlanan takvim hangi mevsimde neleri yememiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Dernek tarafından yapılan paylaşımda “Tüm ağaçların en güzel çiçekleri açtığı, kuşların, en güzel melodileri şakıdığı nisan ayı boyunca doğayla olan bağımızı, mevsimsel beslenerek ve bu esnada sıfır atık hedefine uygun yöntemler kullanarak gösterebiliriz” denildi.

Nisan ayında hangi meyve ve sebzeler tüketilmeli?
Nisan ayında hangi meyve ve sebzeler tüketilmeli?

Doğayı ve doğal olanı korumak için

Doğayı ve doğal olanı korumak, zehirsiz gıdaya ulaşmak, sağlıklı olmak, yerel küçük üreticileri desteklemek, evinizin ekonomisini korumak ve karbon ayak izini düşürmek için mevsiminde beslenmek en basit çözüm.

Ayrıca, mevsiminde yetişmemiş meyve-sebze, doğa şartlarıyla işbirliği yapılarak değil, doğayla mücadele ederek üretildiğinden, üretiminde hibrid tohum, böcek ilacı ve kimyasal gübre kullanım oranı yükseliyor.

Nisan ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

  • Marul
  • Kuşkonmaz
  • Enginar
  • Sarımsak
  • Bezelye
  • Yeşil Soğan
  • Papaz erik
  • Valensiya portakal
  • Çağla
  • Bakla
  • Semizotu
  • Kırmızı/mor lahana
  • Kara lahana
  • Turp
  • Brüksel lahana
  • Limon
  • Isırgan
  • Pırasa
  • Şevketibostan
  • Greyfurt

Kadıköy’deki Boğaziçi eyleminde gözaltına alınanlar serbest bırakıldı

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin çağrısıyla atanmış rektör Melih Bulu‘ya karşı Kadıköy‘de düzenlenen eylemde polis tarafından darp edildikten sonra gözaltına alınan yaklaşık 35 öğrenci akşam saatlerinde serbest bırakıldı.

Sağlık kontrolünün ardından Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen öğrencilerin “2911 sayılı kanuna muhalefet ettikleri” gerekçesiyle ifadeleri alınmıştı.

Fotoğraf: Bülent Kılıç

‘İşkence karakol ve hastanede de devam etti’

ÇHD İstanbul Şubesi tarafından yapılan açıklamada polisin öğrencilere yönelik kötü muamelesinin İskele Karakolu’nda ve hastanede de devam ettiği belirtildi.

Yapılan açıklamada “Kolluğun işkencesi sağlık kontrolü sırasında da devam etti. Meslektaşlarımız, hastane içerisindeki işkenceyi durdurmaya çalışırken kolluk tarafından engellendiler” denildi.

Anıl ve Şilan’ı da alacağız

Öğrenciler gece saatlerinde Vatan’daki Emniyet Müdürlüğü’nde verdikleri ifadelerin ardından serbest bırakıldı.

Boğaziçi Dayanışması tarafından akşam saatlerinde yapılan paylaşımda “Bugün Kadıköy’de işkenceyle gözaltına alınan arkadaşlarımızı aldık. Yarın da Anıl ve Şilan’ı alacağız!” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada “‘Üniversiteyi savunmak suç değildir!’ demek için yarın Kartal Adliyesi önünde saat 9.30’da direnişimize omuz vermeye herkesi bekliyoruz!” çağrısında bulunuldu.

[2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü]: Farkındalıktan fazlası gerek

Uzmanların aktardığına göre, otizm görülme sıklığı günümüzde daha da artıyor. Dünyada her 20 dakikada bir çocuk otizm tanısı alıyor. Her yıl nisan ayında da otizmde farkındalık yaratmak için erken tanı, tedavi, eğitime erişim gibi önemli konulara değiniliyor.

Biz de Yeşil Gazete olarak, hem Dünya Otizm Farkındalık Günü‘nü hem de Türkiye’de otizm teşhisi konan insanların neler yaşadıklarını, sorunlarını, neler yapılması gerektiğini Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi Uzman Doktor Hülya Bingöl Çağlayan, Avukat Cansu Korkmaz, otizmli bir çocuk annesi ve Uzman Hemşire Semine Aydoğan ve İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği Başkanı Mustafa Öztürk ile konuştuk.

‘Otizmli çocukların takip edilmesi gerekiyor’

Yayında otizmli çocukların kendi dünyalarında yaşadıklarına dikkat çeken Hülya Bingöl Çağlayan, ruhsal olarak da iletişime ihtiyaç duymadıklarını kaydetti.

Dışarıyla iletişimlerinin olmadığını ve ‘ben’ varlıklarının sadece kendilerine yönelik olduğunu vurgulayan Çağlayan, “Bütün yapılan eğitimler, uygulamalar hepsi çocuğu ‘ben’ dünyasından çıkarıp ‘biz’ dünyasına geçirmek için” dedi.

Devletin, otizmli insanlara sağladığı imkanların 17-18 yaşa kadar olduğunu kaydeden Çağlayan, 18 yaş sonrası çocuklara ne olduğunun bilinmediğini söyledi. Uzman Doktor Hülya Bingöl Çağlayan, “Takip edilmeleri gerekiyor, hayatlarının desteklenmesi gerekiyor. Anne-babaları yaşlanıyor. Bu da ayrıca düşünülmesi ve öneminin vurgulanması gereken bir nokta” dedi.

Otizm davalarının çoğu eğitim hakkı için

Otizm Eylem Planı‘nın uygulanması gereken çok güzel olduğunu bir plan olduğunu kaydeden Avukat Cansu Korkmaz, ancak bu planın devamının gelmediğini hatırlattı. Korkmaz, konuyla ilgili “Bu planın uygulanmamasına ilişkin yapılabilecek herhangi bir denetim mekanizması plana koyulmadı. Şu anda Otizm Eylem Planı uygulanmıyor. Hem hukukçular hem aileler olarak bu planın uygulanması için sürekli kampanyalar düzenliyoruz. Ama sonuç olarak yine uygulanmadı” dedi.

Otizm davalarına ilişkin de konuşan Korkmaz, davaların çoğunun eğitim hakkı üzerinden açıldığını söyledi ve otizmli bireylerin eğitim alırken sıkıntılar yaşadıklarını, okula alınmadıklarını, alınsalar bile nitelikli eğitim göremediklerini anlattı: “Bunları yargıya taşıdığımız zaman zaten karışık olan özel eğitim mevzuatını biz bile zor anlarken, hakimin kafası karışıyor. Bu konuyu da bilirkişi olarak çalışan çok hukukçu yok. Böyle olunca da çok değişik kararlar çıkıyor” dedi.

‘Otizmi kabul etmek çok önemli’

Kızı Asya’ya otizm tanısı konulmasını anlatan Semine Aydoğan, otizmi kabullenmenin çok önemli olduğunu belirterek, “Erken bir dönemde bunu kabul edip, bir takım girişimlerde bulunmak çocuk için kesinlikle paha biçilemez değerde önemli” dedi.

Koronavirüs sürecinde kızıyla yaşadıklarını da anlatan Aydoğan, özel eğitim kurumlarının kapalı olmasından dolayı kızının bir süredir evde olduğunu ve evde kalma süresinin çocuğu için kayıp olduğunu dile getirdi.

Otizmli çocuklara riskli gruplar içinde değerlendirip koronavirüs aşısında öncelik verilmesi gerektiğini kaydeden Aydoğan, “Koronavirüs hem çok yayıldı hem de mutant varyantları çıktı. Böyle olduğu durumda bu çocukları riske atmak bence gerçekten ciddi bir sorun” ifadelerini kullandı.

‘Farkındalığın çok üstüne geçilmesi gerek’

İstanbul Otizm Gönüllüleri Derneği Başkanı Mustafa Öztürk, otizm konusunda farkındalığın çok üstüne geçilmesi gerektiğini kaydetti. Kendi oğluna tanı konulalı 22 yıl olduğunu söyleyen Öztürk, 18 yıl önce okul aşamasına geldiklerinde yaşadıkları sıkıntıların başka ailenin çocuklarının da yaşadığını duyunca söylemlerin eylem planlarında kaldığını belirtti.

Bazen otizmli çocukların öfke nöbeti yaşadıklarını dile getiren Mustafa Öztürk, “Öfke nöbeti yaşayan otizmli çocukların davranış problemi gösterdiği anlarda o çocuğun hastaneye gidip orada alabileceği destek sadece bir iğne olmamalı. Uyuşturup eve tekrar geri gönderilmemeli. Otizmli çocukları psikolojik sıkıntı yaşayan kişilerle karıştırmamak gerekiyor” dedi.

Kadıköy’deki Boğaziçi eylemine polis ordusundan müdahale

Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin çağrısıyla atanmış rektör Melih Bulu‘ya karşı Kadıköy‘de düzenlenen eyleme polis sert bir şekilde müdahale etti.

Boğaziçi Dayanışması hesabından yapılan paylaşımda “Arkadaşlarımızın ve kampüslerimizin özgürlüğünü talep etmek için geldiğimiz Kadıköy’de işkenceyle gözaltına alınıyoruz” ifadeleri kullanıldı.

https://twitter.com/boundayanisma/status/1377625285735157776

‘Omuzdaşlarımızı adaletinize bırakmayacağız’

Hesaptan yapılan başka bir paylaşımda ise polisin Rexx sineması önünde toplanan kalabalığa saldırdığı görüntüleniyor. Açıklamada “Baskılar, tehditler vız gelir; tutsak, ev hapsinde, gözaltına fark etmeksizin bir omuzdaşımızı adaletinize bırakmayacağız” ifadeleri kullanıldı.

https://twitter.com/boundayanisma/status/1377626055033421833

Ters kelepçe gözaltı

Meydan Gazetesi ise polisin Caferağa Spor Salonu önünde eyleme katılan öğrencileri yere yatırıp ters kelepçeyle gözaltına aldığı anların görüntülerini paylaştı.

Boğaziçi Hukuk ise paylaşımında “Bir öğrenciyi yaka paça gözaltına alıyorlarsa, yerlerde sürüklüyorlarsa, yumruk ve tekme atıyorlarsa, bu SUÇTUR. Bu hareketlerin hiçbirini meşru kılacak bir açıklama olamaz” dedi.

En az 35 gözaltı

Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda kullanılan videolar da öğrencilerin yerlerde sürüklendiğini ve polisin orantısız bir şiddetiyle karşılaştığını ortaya koyuyor.

Eylemde kaç kişinin gözaltına alındığı bilgisi henüz netleşmedi. Ancak Boğaziçi Dayanışması tarafından yapılan 17.30’da yapılan paylaşımda en az 35 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.

Ne oldu?

Öğrencilerin bugün saat 17.00’da Kadıköy İskele’ye yaptığı eylem çağrısının ardından Kadıköy Kaymakamlığı gece yarısı yazılı bir açıklama yapmış, eylemin yasaklanacağını duyurmuştu.

Yapılan açıklamada yasağın gerekçesi olarak İstanbul’un koronavirüs açısından çok yüksek risk grubunda yer alan iller arasında yer alması gösterildi.

Öğrenciler ise “İktidarın lebaleb kongrelerini yasaklayamayanlar, haklı mücadelemizi bastırmak için virüs bahanesine sığınıyor” diyerek eylemlerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

Meclis’ten geçmeyen ‘güvenlik soruşturması’ oylaması yenilendi: Maddeler görüşülecek

Meclis Genel Kurulu‘nda dün akşam güvenlik soruşturması teklifinin oylamasına ilişkin gerilim, AKPnin itirazı üzerine Başkanlık Divanı’na taşınmıştı. Divanda alınan kararı Meclis Başkanı Mustafa Şentop açıkladı.

Çıkan tartışmaları manipülatif olarak değerlendiren Şentop, ”Sorun olduğunda gereğini yapmak benim görevim. Oylamanın yenilenmesi yönünde karar çıkarsa tekrarlanır ” dedi.

Meclis’te bugünkü oturum sonrası güvenlik soruşturması teklifi  maddelerinin yeniden oylanması kararı alındı.

CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidecek

Reddedilen güvenlik soruşturması teklifi salı günü Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ise konuya ilişkin, “Başkanlık divanındaki çoğunluk kullanılarak darbe yapılmaktadır. 10 gün içinde eylemli içtüzük ihlalinden Anayasa Mahkemesine gideceğiz” açıklamasını yaptı. 

Ne olmuştu?

Meclis Genel Kurulu’nda dün akşam kamu görevine yeni başlayacaklar için yapılması öngörülen güvenlik soruşturmasına ilişkin kanun teklifinin maddelerine geçilecekti. Ancak salonda daha çok muhalefet milletvekili vardı ve oylamada maddelere geçilmesi reddedildi.

AKP oylama yöntemine itiraz ederek konuyu başkanlık divanına taşıdı. CHP, İYİ Parti ve HDP ise “teklif düştü, içtüzüğün gereği budur” görüşünde.

Araştırma: Taburcu olan her sekiz Covid-19 hastasından biri dört ay sonra yaşamını yitirdi

London College Üniversitesi, İngiltere Ulusal İstatistik Ofisi ve Leicester Üniversitesi‘ndeki araştırmacılar, Covid-19 nedeniyle  hastanede tedavi gören ve 31 Ağustos 2020’ye kadar taburcu edilen yaklaşık 48 bin  kişinin tıbbi kayıtlarını, genel popülasyonda eşleşen bir kontrol grubundan alınan kayıtlarla karşılaştırdı. Kayıtlar, bir dizi solunum, kalp, böbrek, karaciğer ve diyabet gibi metabolik hastalıklar için yeniden kabul, ölüm ve teşhis oranlarını izlemek için kullanıldı.

Taburcu olanların üçte biri yeniden hastaneye başvurdu

Sonuçlarda, ortalama 140 günlük bir takip süresinin ardından  hastaneden taburcu edilen Covid-19 hastalarının yaklaşık üçte birinin yeniden hastaneye kaldırıldığı, sekizde birinin ise öldüğü görüldü. Bu oranların kontrol grubunda görünenden çok daha yüksek olduğu belirtildi.

London College Üniversitesi Sağlık Bilişimi Enstitüsü’nden Dr. Amitava Banerjee, “Bu çok ciddi bir durum. Burada kesin olarak Covid-19’un iyi huylu bir hastalıktan çok uzak olduğunu gösteriyoruz. Organ bozukluğunu erken teşhis edebilmemiz için Covid-19  sonrası hastaları izlememiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Dört aydan fazla süren açıklanamayan semptomlar genellikle “uzun Covid” veya “post-Covid sendromu” olarak tanımlanıyor, ancak doktorlar hala enfeksiyonun neden olabileceği uzun vadeli organ hasarı kalıpları üzerinde çalışıyor ve nedeni tam olarak bilmiyor.

70 yaş altındakilerde risk daha yüksek

Kontrol grubuna kıyasla eski Covid hastalarında yeni solunum ve kalp hastalıkları, diyabet teşhisi ve birden fazla organın işleviyle ilgili sorunlar ortaya çıktı. Araştırmada ayrıca taburcu olduktan sonra çoklu organ işlev bozukluğunun 70 yaşın altındaki hastalarda daha yüksek olduğu belirtildi.

Diğer taraftan çalışma, kalp hastalığı, diyabet ve solunum hastalıkları gibi mevcut durumların insanları ciddi Covid-19 hastalığı riskine sokarken, enfeksiyonun kendisinin bu tür tıbbi sorunlara neden olabileceğini ortaya koydu.

Banarjee, “Şimdiye kadar kalp hastalığı, böbrek hastalığı ve diyabeti Covid hastaları için risk faktörleri olarak düşünme eğilimindeydik, ancak bunlar aynı zamanda Covid’in de komplikasyonlarıdır,” dedi.

İngiliz Tabipler Birliği sendikası tarafından yayınlanan haftalık hakemli bir tıp dergisi olan BMJ’de yayımlanan çalışmanın yazarları şu uyarıda bulundu: “Riskteki artış yaşlılarla sınırlı değildi ve etnik kökenler arasında tek tip değildi. Covi*19 sonrası sendromun teşhisi, tedavisi ve önlenmesi, organa veya hastalığa özgü yaklaşımlar yerine entegre yaklaşımlar gerektirir ve risk faktörlerini belirlemek için acil araştırmalara ihtiyaç vardır. Bulgularımız, Covid-19 ile ilişkili sorunların hastaneler ve daha geniş sağlık sistemleri üzerindeki uzun vadeli yükünün önemli olabileceğini gösteriyor.”

Atölye BİA’dan İklim Haberciliği Atölyesi’ne çağrı

IPS İletişim Vakfı/bianet tarafından temel ve tematik habercilik atölyelerinin gerçekleştirildiği Atölye BİA programının yeni başlığı “İklim Haberciliği” olarak belirlendi.

Atölye, 28 Nisan-2 Mayıs tarihleri arasında Zoom üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek. Son başvuru tarihi ise 22 Nisan Perşembe günü saat 10.00.

Beş gün boyunca devam edecek İklim Haberciliği Atölyesi’nin amacı “İklim haberciliğinin ilke ve yöntemleri, habercilerin iklim konusundaki verilere ulaşımı ve Türkiye’de iklim haberciliğinde uzmanlaşma alanlarında bilgi ve deneyim paylaşımında bulunmak” olarak belirtildi.

Kimler katılabilir?

Atölye başvuruları gazetecilere, işsiz bırakılmış gazetecilere, iletişim fakülteleri gazetecilik, radyo ve televizyon bölümlerinin öğrencilerine, hak örgütlerine ve ilgilenen herkese açık.

Atölye programına kabul edilen katılımcılarla hazırlık çalışmalarını içeren formlar paylaşılacak. İklim Haberciliği Atölyesi ile ilgili sorularınız için [email protected] adresine e-posta atabilirsiniz. Başvuru formuna ise bu adres üzerinden ulaşabilirsiniz.

Türkiye rüzgar ve güneş enerjisi üretiminde G20 ülkeleri arasında beşinci sırada

Londra merkezli bağımsız düşünce kuruluşu Ember‘in 2020 yılının elektrik üretimlerine ilişkin raporu bu sabah yayınlandı. 2020 yılına ait ilk kapsamlı değerlendirmeyi sunan raporda Türkiye de dahil olmak üzere G20 ülkeleri için detaylı analizler yer alıyor.

Rapora göre Türkiye 2020 yılında elektrik üretiminin yüzde 12’sini rüzgar ve güneşten sağladı. Son beş yılda neredeyse üçe katlanan bu oranla G20 ülkeleri arasında beşinci sıraya yükseldi.

Ancak son iki yılda bir miktar düşmüş de olsa, kömürden elektrik üretiminde Türkiye son beş yılda G20 ülkeleri arasında en yüksek ikinci artışı kaydetti.

Emisyonlar hala yüksek seviyede

2020 yılına dair küresel bulguların da yer aldığı raporda rüzgar ve güneş enerjisinin kömürden elektrik üretiminde rekor düşüşe neden olduğu belirtildi. Ancak düşüşün asıl sebebi pandemi nedeniyle elektrik talebindeki durgunluk.

Çin bir önceki yıla kıyasla kömürden elektrik üretiminde artış gösteren tek G20 ülkesi oldu.  Ayrıca raporda yenilenebilir enerjideki artışa ve pandemideki durgunluğa rağmen karbon emisyonlarının halen 2015 seviyesinin üstünde olduğunu belirtildi.

Prof. İsmail Balık’tan aşı tavsiyesi: Kim, hangi aşıyı olmalı?

 

Sağlık Bakanlığı Türkiye’ye gelen aşılar arasında tercih yapılabileceğini açıklamıştı. Prof. Dr. Balık tercihlerle ilgili şu uyarıda bulundu:

“Klinik gözlemlerimize göre, eğer alerjik bünyeniz varsa mRNA aşısı yerine tercihiniz varsa alerjik bünyelerde daha az yan etki yapan inaktif aşı olan Sinovac aşısını yaptırabilirsiniz. Çünkü, çalışmalarda sadece BioNTech değil diğer mRNA aşılarının daha çok reaksiyon yaptığı gözlendi. Ayrıca, mRNA aşıları, immün sistem üzerine uyarıcı etkisi daha fazla olduğu için inaktif aşılara göre daha güçlü bağışıklık yanıtı yapıyor.”

Prof. Balık bağışıklık yapısı zayıf olabilecek bünyeye sahip olanları ise şöyle anlattı: “Bunlar kim dersek, obezitesi bulunanlar, böbrek yetmezliği, şeker hastalığı olanlar, kanser tedavisi görenler veya çeşitli hastalıkları nedeniyle bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananlar, eğer seçenekleri varsa mRNA aşısı olan BioNTech aşısını tercih edebilirler. Ancak yine onlarda da inaktif aşısının çalıştığını, işe yaradığını söylememiz lazım. mRNA aşıları tek dozdan bir hafta sonrasından itibaren bağışıklık oluşturmaya başlıyor, inaktif aşılar ise ancak ikinci dozdan 15 gün sonra belirgin bağışıklık oluşturuyor.” 

Balık, kanser tedavi tamamlanmış olanların tedavileri bittiğinden bağışıklık sistemlerinin toparlanmış olacağını belirterek, “Dolayısıyla bu kişiler için iki aşı arasında bir farklılık görülmez” dedi.

‘BioNTech’in yan etkisi daha fazla’

İki aşıyı yan etkileri açısından değerlendiren Balık, şunları söyledi: “BioNTech aşısı, yan etki olarak daha fazla kendini gösteriyor. Bunlar, aşı yerinde ağrı, şişlik, ateş, vücut kırgınlığı gibi belirtiler BioNTech aşısında daha fazla görülüyor ama bunların hiçbiri risk oluşturmuyor, kişiyi ağır hastalık geçirme ve ölüm riskinden koruyor. İnaktif olan Sinovac aşısında ise bu tip yan etkiler ya olmuyor ya daha az gözüküyor.”