Ana Sayfa Blog Sayfa 1512

Ceberrut iktidarın İkizdere’de müheahhit bekçiliği: Umudun bittiği yerde inat başlar- Pelin Cengiz

Geçen hafta “tam kapanma” adı altında başlatılan yeni dönem, aynı zamanda kanunsuz suç yaratılan, kanunsuz emirler yayınlanan, kanunsuz yasaklara başvurulan bir dönemin kapısını da ardına kadar aralamış oldu.

Halihazırda türlü biçimleriyle askıya alınmış temel hak ve özgürlüklerin hukuksuz şekilde “ağızdan çıkan sözle” de engelleniyor olmasından elbette en çok etkilenen alanlardan biri çevre ve yaşam alanlarını korumaya çalışanlar…

Devletin, yurttaşın mal ve can güvenliğini korumakla yükümlü kolluk kuvveti, yine devlet kurumlarını korumak, kollamak, muhafaza etmekle görevle olduğu vadi ve ormanlarda, havayı, suyu, toprağı, ağacı korumaya çalışan insanlara saldırıyor. Millete küfür edenlerin, buraları katletmeye neredeyse ant içmiş talancı sermayenin iş makinalarını koruyor.

Peki neler oluyor, nerede gerçekleşiyor, anlatmaya çalışalım…

Rize’nin İkizdere ilçesi İşkencedere Vadisi’nde, Cengiz İnşaat’ın İyidere Lojistik Limanı’nda sahil dolgusu olarak kullanacakları taşları temin etmek için açmayı planladığı taş ocağına karşı, çevre köylerden yöre halkının başlattığı eylem bir ayı geçkin bir süredir devam ediyor. 23 Nisan günü, resmi tatil ve sokağa çıkma yasağını fırsat bilen şirket, taş ocağı çalışmalarını başlatmak için yanlarında devletin jandarması ve polisi de olmak üzere, iş makineleri ile vadiye geldi.

Jandarmanın giriş ve çıkışları kapattığı İşkencedere Vadisi’ne yöre halkı sokağa çıkma yasağına rağmen dağlardan yürüyerek vardı. Kolluk kuvvetleri ile karşı karşıya bırakılan köylüler direnişe devam etti. Köylülere biber gazıyla müdahalede bulunuldu, çoğu kadın olan köylüler darp edildi, gözaltına alınanlar oldu. Maske ve sosyal mesafe de bahane edilerek kendi arazileri üzerinde köylülere para cezası kesildi.

Dünyada sayılı vadiler arasında yer alan İkizdere Vadisi’nin bir kolu olan İşkencedere Vadisi, doğal SİT nitelikli doğal koruma alanı olarak tescilli ve aynı zamanda dünyada öncelikli korunacak 200 ekolojik bölgeden biri. 16 milyon ton taşın çıkartılacağı taş ocağı, açık ocak işletmeciliği ile patlatmalı olarak gerçekleştirilecek.

Ortaya çıkacak toz, gürültünün yanı sıra, taş ocağı heyelan riskinin tetiklenmesine, orman kesimlerine, organik çay üretimi, büyükbaş hayvancılık ve arıcılık gibi yöre halkının geçim kaynaklarının yok edilmesine, kaynak suları ve derelerin kirlenmesine sebep olacak. Dolayısıyla yapılması düşünülen taş ocağı ile vadi geri dönülemez doğa tahribatına uğrayacak, yaşam alanlarını korumaya çalışan köylüler de bundan en büyük zararı görecek.

Kadınlar ön saflarda

Günlerdir devam eden direniş sırasında Cengiz Holding, taş ocağı için ağaçları köklerinden sökerek yol açma çalışmalarına başladı. Jandarma yöre halkını alana sokmamak için barikat kurdu. Yöre halkına destek için dışarıdan gelenlere kimlik kontrolü ve yoğun baskılar uygulandı.

Direnişte özellikle kadınların ön saflarda olması, direnişin sesi olması son derece önemliydi. Talancı şirkete, kolluk kuvvetlerine rağmen tek bir geri adım atmayarak direnişlerini sürdürmeleri, dayanışmayı birlikte büyütmeleri özellikle çevre direnişleri açısından önemli bir kilometre taşı olarak hatırlanacak.

İkizdere’de geçen hafta da önemli bir gelişme yaşandı. AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Rize Milletvekili Hayati Yazıcı ile Rize Valisi Kemal Çeber, Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak ve AKP Rize İl Başkanı İshak Alim kalabalık bir heyetle İkizdere’ye gitti. Heyet burada incelemelerde bulunurken, taş ocağı yapılmasına karşı çıkanları dinleyen Yazıcı köylülere, “Başka taş alınabilecek yer yok. Burada fiili durum yaratmayın” dedi.

Köylülerle yaşanan bu tartışmaların ardından sabah saatlerinde otobüslerle gelen jandarma alana giderek çember oluşturmaya başladı. İş makinelerinin çalıştığını gören köylülerse orman yolundan alana hareket etti. Hafta sonu çalışmalar yine jandarma eşliğinde devam etti, köylüler vadiye sokulmadı. Köylüler, milletvekilleri ile birlikte suç duyurusunda bulundu. Bundan sonra her gün işlenen suçlarla ilgili suç duyurusunda bulunmaya devam edecekler.

Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcüsü Ömer Şan, “Özellikle de Hayati Yazıcı ile eski bakan Osman Aşkın Bak’ın köylüleri ziyaret etmesi, verilen destekleri provokasyon olarak değerlendirmesi, köylülere, “taşı nereden alacağız” demesi ve daha sonra iş makinalarının jandarma eşliğinde vadiye girip, köylülere saldırması ve köylüleri gözaltına alması dikkat çekti. Kaldı ki köylüler, bu saldırı emrinin Yazıcı’dan geldiğini ileri sürdü” açıklamasından bulundu.

Aslında bu izlediğimiz, tanıklık ettiğimiz, mücadelesini vermek üzere direndiğimiz şey öteden beri devletleşmiş bir iktidarın çevre ve yaşam savunucuları üzerindeki yerleştirmek istediği ceberutluğunun, sindirme ve kriminalize etme faaliyetlerinin son perdesi.

Önce 23 Nisan’da daha sona genel pandemi tam kapanmasını fırsat bilen yandaş sermayenin, sokağa çıkma yasaklarına rağmen iş makineleriyle vadiyi ve ormanı yırtarak, ayrıca dereyi kirleterek çalışmaya devam etmesine bekçilik eden devletin iflasının başka bir göstergesidir.

Anayasa’nın 56’ncı maddesine açıkça aykırı olarak devam bu talana karşı çıkanların sesine kulak verilmemesi, görüşme taleplerinin dikkate alınmaması iktidarla yurttaş arasındaki bağın sermaye lehine tamamen kopmuş olmasının, “ne uğruna kime rağmen kimin yararına” bu talanın devam ettirildiğinin somutlaşmasıdır.

Çevre ve yaşam alanlarına yönelik bu rant, talan ve gasp zihniyetinin ortaya koyduğu bu sefillik ne ilk ne de son olacak ancak tek bir gerçeklik var ki mücadele direnenler sayesinde, yaşam alanlarına, suyuna, havasına, toprağına, ağacına ne pahasına olursa olsun sahip çıkanlarla büyüyecek, dayanışma güçlenecek.

Çünkü, direnenleri biliyor ki, umudun bittiği yerde onların inadı başlar…

(Bu yazı ilk kez Artı Gerçek’te yayımlanmıştır.)

Bakan Koca: Test sayısının düşmesi vakalardaki azalmanın sebebi değil, sonucu

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 29 Nisan’da başlatılan “tam kapanmanın” ardından koronavirüs  vaka sayılarıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

Koca, koronavirüs salgınının Türkiye’deki seyrine ilişkin olarak “Testler semptom gösteren kişilere ya da temaslı kişilere yapılmaktadır. Kısıtlamalarla birlikte temasın azalması beklenen bir durumdur. Bu da müracaatları ve filyasyon kaynaklı testlerin sayısını düşürmektedir. Test sayılarının düşmesi, vaka sayılarının düşmesinin sebebi değil sonucudur” dedi.

Koca, “Bölgelerde durum değerlendirmesi yapıyoruz. Tedbirleri yerinde kontrol etmek için Edirne’deyiz. Trakya bölgesindeki dört ilimizi ele alacağız. Edirne’deki çalışmalarımızı valilimizle görüşümemizle başladık. Yeni ihtiyaçları gözden geçirdik. Edirne, Tekirdağ, Çanakkale ve Kırklareli’ni değerlendireceğiz. Vaka sayılarında hızlı düşüşü sağlayacağımıza inanıyoruz. Yakında durumun ağır hasta ve vefatlara da yansıyacağını biliyoruz.” dedi.

‘İyi niyetli olmayan değerlendirmeler’

Koca şu ifadeleri kullandı:

“Vaka sayılarındaki düşüş ile test sayısı arasında ilişki kurarak, test sayıları düşürülerek vaka sayılarının düştüğü yönünde asılsız ve iyi niyetli olmayan değerlendirmeler görüyoruz. Test semptom gösteren ya da temaslı kişilere yapılmaktadır. Kısıtlamalarla birlikte temasların azalması beklenen durumdur. Bu da hem müracaatları hem de filyasyon kaynaklı testlerin sayısını düşürmektedir.

‘Son iki haftada hastaneye başvuru yarı yarıya düştü’ 

Tüm Türkiye’de son iki haftada hastaneye başvuru yarı yarıya düştü. Test sayısının düşmesi vaka sayısının düşmesinin sebebi değil sonucudur.

Geçtiğimiz haftalarda yeni bir pik dönemi yaşadık. Tam kapanma bir zaruret haline geldi. Vatandaşlarımızın bu fedakârlığı sayesinde hedefimize ulaşacağız. Bu sürecin sonunda vaka sayılarının çok azaldığı gerçek bir bayramı yaşamak istiyoruz. ”

Edirne’de son bir haftada vaka sayısı yüzde 50 oranında azaldı. Yatak doluluk oranı yüzde 52.1, yoğun bakım doluluk oranı ise yüzde 66. Edirne aşılama programını başarıyla yürüten illerden. Sırası gelen tüm vatandaşlarımızı aşı olmaya davet ediyorum. ”

Haberin Var Mı İnisiyatifi: Bilmek haktır

Haberin Var Mı İnisiyatifi, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gününe özel bir video paylaşımı yaptı.

Yapılan açıklamada “Hiç kimse görmesin, duymasın, konuşmasınlar, asla yazılmasın, hiç kimse bilmesin, kimse söylemesin, duyulmasın, sormasınlar, gizlensin istiyorlar. Oysa bilmek haktır” ifadeleri kullanıldı.

https://twitter.com/HVMinisiyatifi/status/1389178269275201539

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü tarafından açıklanan 2021 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi‘ne göre Türkiye, basın özgürlüğü konusunda 180 ülke arasında 153’üncü sırada yer alıyor.

 

Mardin’deki dokuz kilise ve manastır UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne girdi

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Mardin‘de “Tur Abdin” olarak bilinen bölgedeki Geç Antik ve Ortaçağ Kilise-Manastırları’nın UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne girdiğini duyurdu.

Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenen Mor Sobo Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi (Yoldath Aloho), Deyrulzafaran Manastırı, Mor Gabriel Manastırı, Mor Abai Manastırı, Mor Loozor Manastırı, Mor Yakup Manastırı, Mor Quryaqos Kilisesi ve Mor Azozo Kilisesi‘nin daimi listeye kabul edilmesi de bekleniyor.

‘Turizme büyük katkısı olacak’

AA‘da yer alan habere göre, Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınan inanç merkezlerinin il ve ilçe turizmine büyük katkısının olacağını ifade etti.

Mor Yakup Manastırı Rahibi Edip Daniyel Savcı ise konuyla ilgili, “Böyle yerlerin koruma altına alınması güzel bir şey. Bizim de istediğimiz zaten bu. Burada kalma amacımız da budur. Onun için bütün yetkililere teşekkür ediyoruz” açıklamalarında bulundu.

‘Karar sevindirici’

Anıtlı köyü muhtarı ve Meryem Ana Kilisesi görevlisi Habib Doğan da bölgedeki kilise ve manastırların geçici listeye alınmasından mutluluk duyduklarını ifade ederek, “Bu çok sevindirici, Midyat’ımız, bölgemiz ve ülkemiz için olumlu oldu. İnanıyorum ki dünyadaki bütün Süryaniler duyar duymaz büyük bir sevinçle karşılayacak” dedi.

TGS’den Dünya Basın Özgürlüğü Günü kampanyası: #BasınBelada

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü‘nde Türkiye’de gazetecilerin yaşadığı zorluklara dikkat çekmek amacıyla yeni bir kampanya başlattı. #basınbelada etiketiyle başlatılan kampanya doğrultusunda “Basın Belada” afişleri, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere yurt genelinde bilboard’larda ve sendika binalarında asıldı.

TGS’den yapılan açıklamada kampanya, “Türkiye’de medya özgür değil. Gazeteciler sansürleniyor, kovuluyor, hapse atılıyor. Böylece toplum haber alma hakkını, ülkemiz demokrasisini kaybediyor. Çünkü basın beladaysa, demokrasi askıda. Basın beladaysa, herkesin başı belada” denildi.

Son bir yılın istatistikleri

Açıklamada, Türkiye’de sadece son bir yılda gazetecilerin yaşadıkları zorluklara ilişkin şu istatistikler paylaşıldı:

  • Gazeteciler toplam 226 yıl 8 ay 25 gün hapis cezasına mahkûm edildi.
  • 128 davada 274 gazeteci yargılandı.
  • 101 gazeteci hakkında soruşturma açıldı.
  • 44 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı.
  • 23 gazeteci sözlü olarak tehdit edildi.
  • 57 gazeteci toplamda 144 gün gözaltında kaldı.
  • 6 gazeteci gözaltında darp edildi.
  • 62 haber sitesine ve 1411 haber içeriğine erişimin engellenmesine karar verildi.
  • RTÜK marifetiyle toplam 7.488.851,00 TL idari para cezası ve 41 defa yayın durdurma cezası verildi.
  • 322 basın kartı iptal edildi.
  • Basın İlân Kurumu gazetelere toplam 212 gün ilân kesme cezası verdi.
  • Medyada işsizlik %35 seviyesine çıktı.
  • Beş ayrı medya kuruluşunda 1400 çalışanın toplu sözleşme hakkı işveren itirazıyla engellendi.
  • 43 gazeteci hâlâ cezaevinde tutuluyor.

İBB’den Adaların atlarıyla ilgili açıklama: 860’ı sahiplendirildi, 224’ü öldü, 115’i Adalar’da

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, son günlerde sık sık gündeme gelen, geçen yıl faytonların yasaklanmasıyla ortada kalan Adalar’daki atlara ilişkin açıklama yaptı.

Atların Belediye Meclisi kararıyla sahiplendirilme işlemlerinin başlatıldığı belirtilen açıklamada, atların sahiplendirilme süreçleri ve durumları hakkında şu bilgilere yer verildi:

“Bilindiği üzere İBB Meclisi’nin 16 Ocak 2020 tarihli ve 25 numaralı kararı doğrultusunda 1179 atın satın alma işlemi tamamlanmıştır. Tarafımızca bakım altındayken satın alınan gebe atlardan doğan 20 tayın kayda alınması ile toplam 1199 at İBB uhdesinde yer almıştır. Bununla birlikte, İBB Meclisi’nin 12 Mart 2020 tarihli ve 403 numaralı kararı doğrultusunda atların sahiplendirilmesi işlemleri tamamlanarak, toplam 860 at sahiplendirilmiştir. Atların 665’i kamu kurum ve kuruluşlarına, 42’si sivil toplum örgütlerine, 148’si şahıslara, 5’i de muhtarlara sahiplendirilmiştir. Atların Adalar’daki bakımı sürecinde çeşitli sebeplerle toplam 224 at ölmüştür. İBB bünyesinde 115 atın bakımı sürdürülmektedir.”

‘Takipleri Tarım Bakanlığı’nın sorumluluğunda’

Kamu kurum ve kuruluşlarına bedelsiz devir ile sahiplendirilen sorumluluk ve tasarrufunun, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu belirtilen açıklamada, şahıs ve sivil toplum kuruluşlarına sahiplendirilen atların durumuyla ilgili bilgi alınabildiği kaydedildi.

İlgili mevzuat doğrultusunda sahipli atların takibinin Tarım ve Orman Bakanlığı teşkilatınca yapıldığı belirtilen açıklamada, şu bilgiler aktarıldı:

“Atların sahiplendirilmesi ile ilgili taahhütte, atların sahiplenen kişilerce bir yıl boyunca bakımının yapılması şartı yer almakta olup, en az bir yıl boyunca atlara bakmayı kabul eden kişilere sahiplendirilmiştir. Adalar’da kalan kurumumuza ait 115 at, İBB’nin atlı zabıta gibi çeşitli hizmetlerinde kullanılmak üzere şartları iyileştirilen at ahırlarında yaşamlarını sürdürmektedir.”

‘Yerel yönetimler istedi’

İBB’nin hibe ettiği atlara en büyük talebin yerel yönetimlerden geldiği belirtilerek Kastamonu, Mersin, Niğde, Nevşehir, Ardahan, Kayseri, Aydın, İstanbul, Tokat, Yozgat, Sivas, Hatay, Adıyaman ve Kütahya‘da çeşitli düzeydeki  belediyelerin, toplam 605 atı sahiplendiği  bildirildi. Bu işlemlerin yaklaşık yüzde 30’unun AK Parti, MHP ve BBP’li belediyelerce gerçekleştirildiği ifade edildi.

İstanbul, Elazığ ve Nevşehir‘deki üç devlet üniversitesine de toplam 60 at verildiği bilgisi paylaşıldı. Kayseri ve Ankara‘daki sivil toplum kuruluşlarının (STK) toplam 42 ata talip olduğu kaydedilen açıklamada “İstanbul, Yozgat, Kayseri ve Erzincan‘dan başvuru yapan bireylere 148 at gönderildi. İstanbul’da muhtarlıklar tarafından da beş at sahiplenildi. Hayvanların yüzde 77’si kamu kurumlarına gönderildi. Kalanların yüzde 17’sini bireyler, yüzde 5’ini STK’lar ve yüzde 1’ini de muhtarlar sahiplendi” denildi.

Hak savunucuları atların gönderilmesine karşı çıkmıştı

Geçen baharda, İBB Adalar’da faytonların kaldırılmasına ve atların Ada dışına çıkartılmasına; faytonların yerine de elektrikli araçların kullanılmasına karar vermişti. Hayvan hakları aktivistlerinin büyük tepkisine ve karşı çıkışına rağmen, hayvanların büyük bölümü Adalar’dan çıkarılarak Türkiye’nin çeşitli yörelerindeki kamu kurum ve kuruluşlarına ve kişilere hibe edildi. Belediyeden yapılan açıklamada da “atlara iyi bakımın yapılacağı ve satılmayacağı ön şartının arandığı sahiplendirme işleminde atların düzenli kontrollerinin yapılacağı” belirtildi.

Ancak bu denetimin İstanbul dışındaki yerlerde Tarım ve Bakanlığı’nın uhdesinde olduğunu açıklayan İBB’nin çeşitli bölgelere gönderdiği hayvanların akibeti belirsiz.

Son olarak Hatay‘ın Dörtyol Belediyesi‘ne gönderilen 100 atın önce bir at çiftliğine verildiği, koronavirüs salgını yüzünden mekanlar kapanınca, günlük maliyeti karşılanamayan atlardan 10’u bakımsızlıktan öldüğü, kalanların da çiplerinin çıkarılarak satıldığı ortaya çıktı. 

WWF’in iklim krizine karşı Tek Dünya Kentleri Yarışması başlıyor

WWF-Türkiye, (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Uluslararası Tek Dünya Kentleri Yarışması’nın (TDKY) 2021-2022 döneminin Türkiye ayağını başlatıyor.

İki yılda bir düzenlenen Tek Dünya Kentleri Yarışması’nın hedeflerinde, kentlerde iklim dostu dönüşümü teşvik etmek ve çevresel sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusundaki kentleri öne çıkararak toplumsal farkındalık oluşturmak yer alıyor.

Kazananlar nasıl belirlenecek?

Yarışmada, kentlerin kamuoyuna açık olarak raporladıkları veriler uluslararası jüri tarafından incelenip Paris Anlaşması‘nın gezegenin atmosferinde sanayileşme sonrasında yaşanan ısı artışının 1,5 dereceyi geçmemesi hedefiyle uyumlu olup olmadığına bakılacak.

Ulusal ve küresel çapta öne çıkan şehirler de yarışmanın kazananları olacak.

‘Sürdürülebilir bir geleceğin anahtarı kentlerde’

WWF-Türkiye Genel Müdürü Aslı Pasinli, yarışmayla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Hem dünya hem de insan üzerindeki etkisi her geçen gün daha belirgin bir şekilde hissedilen küresel iklim krizi açısından tarihi bir dönüm noktasındayız. Bugün dünya nüfusunun % 55’inin yaşadığı kentler küresel CO2 emisyonlarının da % 70’inden fazlasından sorumlu. Bu açıdan baktığımızda açıkça görülüyor ki sürdürülebilir bir geleceğin anahtarları kentlerin ve yerel yönetimlerin elinde. Yerel yönetimlerin, kentlerin sahip olduğu dinamizmi harekete geçirerek, kent sakinleri için doğa dostu ve sürdürülebilir bir gelecek yarışının ön saflarında yer alması gerekiyor.”

Pasinli ayrıca, “Amacımız yerel yönetimlerin, kent sakinlerinin refahını yükseltirken tek ve biricik gezegenimizin ekolojik sınırlarını gözetecekleri Tek Dünya Kentlerinin kurulmasına katkı sağlamak” ifadelerini kullandı.

Sıfıra Doğru Şehir Yarışı Girişimi’nin ortağı

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası, Kasım 2021’de İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenecek 26. BM İklim Konferansı (COP26) çerçevesinde, kapsayıcı ve dirençli iklim eylemini uygulamaya koymaya kararlı bir şehirler koalisyonu oluşturmayı amaçlıyor. 2021 sonuna kadar 1000 şehrin sürece dahil edilmesi hedefleniyor.

Tek Dünya Kentleri, Birleşmiş Milletler’in “Sıfıra Doğru Şehir Yarışı Girişimi”nin de ortağı olarak yer alıyor.

‘Emniyet genelgesi’ne gazeteci, belgeselci ve aktivistlerden tepki: Buradayız ve kayıttayız

Emniyet Genel Müdürlüğü‘nün 27 Nisan tarihli eylemlerde görüntü almayı engellemeye yönelik genelgesi üzerine belgeselci, gazeteci, aktivist ve belgesel fotoğrafçılardan oluşan yüzü aşkın kişi ortak bir açıklama yaptı.

Açıklamada “Genelge olası bir polis şiddetinin örtbas edilmesi için ve hatta böyle bir şiddetin teşvik edilmesine neden olabilecek (kamera kaydının engellenmesi ve görüntü almak isteyen meslektaşlarımızın anayasal hakları yok sayılarak gözaltına alınmasına ortam hazırlayacak) özelliktedir ve hukuka aykırıdır. Kişisel verilerin korunması hakkının gerekçesi olarak sunulamaz” tepkisi gösterildi.

‘Cezasızlığın artması anlamına geliyor’

“Hiçbir eylemde çekim yapılamaz olursa yani kameralarımız yoksa polisin şiddetinin artacağını, belgelenemediği için bu tür durumlardaki cezasızlığın önlenemeyeceğini ön görmek güç değil” denilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Dünya, kolluk kuvvetlerinin şiddetini azaltmak ve kontrol altında tutmak amacıyla, caydırıcı olması umularak polis kameralarından elde edilen görüntülerin dahi herhangi bir izne ihtiyaç duyulmadan kamunun erişimine açılmasını tartışırken biz aksini amaçladığı aşikar olan bu uygulamayı kabul etmiyoruz.

‘Bizim için yok hükmünde’

Genelgeye gerekçe olarak gösterilen özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması ilkesinin kamusal alanda kamu gücünü kullananları gözetmek amacıyla uygulanan bir ilke olmadığı hatırlatılan açıklamada şunlar söylendi:

Tüm bu nedenlerle Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan bu genelge bizim açımızdan yok hükmündedir. Buradayız ve kayıttayız.

İmzacılar

Adar Baran Değer / Yönetmen Adnan Türk / Öğretmen
Ahu Öztürk / Yönetmen Ali Ercivan / Gazeteci
Ali Ergül / Belgesel Sinemacı Alper Şen / Belgesel Sinemacı
Aslı Ertürk / Belgesel Sinemacı Aslı Yazır / Senarist, Çevirmen
Attila Gullu / Görsel Sanatlar Çalışanı Ayben Altunç / Belgesel Sinemacı
Ayça Çiftçi / Gazeteci Aydın Çubukçu / Gazeteci, Yazar
Aydın Sayman / Yönetmen Aykan Özener / Belgesel Fotoğrafçı
Aykut Sezgi Mengi / Oyuncu Aylin Kızıl / Belgesel Sinemacı
Aylin Kuryel / Belgesel Sinemacı Aysim Türkmen / Yönetmen
Ayşe Çetinbaş / Belgesel Sinemacı Ayse Nur Yılmazer
Ayşen Günsu Teker / Senarist Aziz Akal / Belgesel Sinemacı
Azra Deniz Okyay / Yönetmen Bahattin Seçilir / Gazeteci
Banu Tuna / Gazeteci Batuhan Avakado / Serbest Gazeteci
Benan Baf / Yapımcı Berke Baş / Belgesel Sinemacı
Berrah Koçak / Yazar Berrak Samur / Belgesel Sinemacı
Beyza Kural / Gazeteci Bilal Seçkin / Foto Muhabiri
Bingöl Elmas / Belgesel Sinemacı Burhan Ökmen / Oyuncu
Burak Ustaoğlu / Aktivist Buse Söğütlü / Gazeteci
Cahit Binici / Yapımcı Can Candan / Yönetmen
Can Güleryüz / ÇGD Genel Başkanı Candan Yıldız / Gazeteci
Cansel Karacan / Belgesel Sinemacı Cem Bahtiyar / Gazeteci
Cenk Güray / Müzisyen Akademisyen Ceyda Yüceer / Sanat Yönetmeni
Ceyhan Gökçe Çiğdem Namlı / Fotoğrafçı
Deniz Yeşil / Belgesel Sinemacı Desislava Şenay Martinova / Sanatçı-Aktivist
Devrim Gürkan / Gazeteci Duygu Eruçman / Belgesel Sinemacı
Ebubekir Çetinkaya / Belgesel Sinemacı Elif Akgül / Gazeteci
Elif Ergezen / Belgesel Sinemacı Elif Çetiner / Gazeteci
Ekin İlkbağ / Belgesel Sinemacı Emine Kart / Fotoğrafçı
Emre Orman / Gazeteci Emre Yeksan /Sinemacı
Enis Köstepen / Belgesel Sinemacı Enis Rıza / Belgesel Sinemacı
Esin Tepe / Belgesel Sinemacı Eylem Şen / Belgesel Sinemacı
Eylül Deniz Yaşar / Gazeteci Farah Kişin / Gazeteci
Fatih Pınar / Gazeteci Fatma Çelik / Belgesel Fotoğrafçı
Ferid Demirel / Editör Fırat Yücel / Belgesel Sinemacı / Gazeteci
Figen Küçüksezer / Validebağ Savunması, Aktivist Fikret Bekler / Senarist
Fuat Erbey / Yönetmen Gözde Çağrı Özköse / Gazeteci
Gül Büyükbeşe / Belgesel Sinemacı Gül Sevil Erisi / Belgesel Sinemacı, Aktivist
Güliz Sağlam / Yönetmen, Video Aktivist Gülşin Ketenci / Fotoğrafçı
Güney Özlem Bayraktar Günseli Baki / Fotoğraf Sanatçısı
Hakan Aytekin / Belgesel Sinemacı Hale Güzin Kızılaslan / Belgeselci
Halil Çelikkıran Halil Yetiş /Belgesel Sinemacı
Hande Yelke / Belgesel Sinemacı Hasan Özgen / Belgesel Sinemacı
Haşmet Topaloğlu / Belgesel Sinemacı Hatice Cırıl / Belgesel Fotoğrafçı
Haydar Taştan / Belgesel Sinemacı Hilmi Etikan / Belgesel Sinemacı
Hülya Üçpınar / Aktivist, Fotoğrafçı Hüseyin Yılmaz / Fotoğrafçı
İdil Akkuş / Belgesel Sinemacı İhsan Kaçar / Gazeteci
İlham Bakır / Belgesel Sinemacı İlker Berke / Görüntü Yönetmeni
İlhan Yiğit / KESK MYK Üyesi İmre Azem / Belgesel Sinemacı
İnan Su Kıyıcı / Yönetmen İrem Afşin / Gazeteci, Hak Savunucusu
İsmail Güneş / Yönetmen Kazım Gündoğan / Yapımcı / Yazar
Kemal Alptekin / Belgesel Sinemacı Kemal Cengizkan / Fotoğrafçı
Kıvanç Sezer / Yönetmen Korkut Akın / Yönetmen
Kutbettin Cebe / Belgesel Sinemacı Mahmut Oral / Gazeteci
Mehlika Bulut / Vatandaş, Aktivist Mehmet Arıkan / Belgesel Sinemacı
Mehmet Erol / Mezopotomya Ajansı Melih Biçer / Yönetmen Yardımcısı
Mehtap Doğan / Gazeteci Mehtap Yıldız / Fotoğrafçı
Mehveş Güney Melih Biçer / Yönetmen Yardımcısı
Meltem Ulusoy / Basın- Belgesel Fotoğrafçı Meriç Demiray / Senayro Yazarı, Yönetmen
Mert Kaya – Belgesel Sinemacı Metin Avdaç / Yönetmen
Metin Yoksu / Gazeteci Mihriban Sezen / Belgesel Sinemacı
Münir Madran / Aktivist Murat Ayman / Belgesel Sinemacı
Murat Çelikkan – Gazeteci Murat Çiçek / Belgesel Fotoğrafçı
Murat Utku / Gazeteci, Belgesel Sinemacı Mustafa Dok / Yapımcı
Mustafa Ünlü / Belgesel Sinemacı Nadir Öperli / Yapımcı
Nalan Sakızlı / Belgesel Sinemacı Necati Sönmez / Belgesel Sinemacı
Nilgün Yurdalan / Çizer Nuray Sakarya / Aktivist
Nurgül Paçaro / Gazeteci, Muhabir Nursen Kadayıfçıoğlu /BelgeselFoto.,Aktivist
Nurten Şalıkara / Belgesel Sinemacı Oğuz Bakır / Gazeteci
Okan Avcı / Yönetmen Onur Metin / Gazeteci, Video Aktivist
Ozan Acıdere / Gazeteci Ömer Tuncer / Belgesel Sinemacı
Özben Önal Özcan Vardar / Kurgucu
Özcan Yaman / Gazeteci Özcan Yurdalan / Belgesel Foto., Gazeteci
Özge Özgüner / Video Aktivist, Görüntü Yönetmeni Özkan Küçük / Belgesel Sinemacı
Özkan Yılmaz / Yapımcı, Yönetmen Öznur Güvenir / Aktivist, Gazeteci
Pelin Esmer / Yönetmen Pınar Gayıp / Gazeteci
Pınar Kula / Yönetmen Yardımcısı Ramiz Şahin – Belgesel Fotoğrafçı
Rana Alagözyaylası / Belgesel Sinemacı Reyan Tuvi / Belgesel Sinemacı
Rojda Albayır / Belgesel Sinemacı Saner Şen / Serbest Gazeteci, Foto Muhabir
Savaş Güvezne / Belgesel Sinemacı Saygın Serdaroğlu / Fotoğrafçı
Selda Manduz / Gazeteci Selen Çatalyürekli / Belgesel Sinemacı
Selim Yıldız / Belgesel Sinemacı Semih Dindar / Belgesel Sinemacı
Senem Aytaç / Gazeteci Seray Genç / Sinema Yazarı, Gazeteci
Seren Yüce / Yönetmen Serpil Yıldız / Belgesel Fotoğrafçısı
Serra Akcan / Belgesel Fotoğrafçı Sevilay Adıgüzel
Sevda Erkılınç / Gazeteci Sevinç Koçak / Aktivist
Sevtap Yıldırım Sıla Ertaş / Belgesel Sinemacı
Sibel Hürtaş / Gazeteci Sibel Tekin /Belgesel Sinemacı,VideoAktivist
Sinan Biçici / Senarist , Gazeteci Sinan Kılıç / Belgesel Fotoğrafçı
Sultan Eylem Keleş / Gazeteci Şebnem Çetinkaya / Aktivist
Şehbal Şenyurt Arınlı / Belgesel Sinemacı Şeriban Alkış / Gazeteci
Tahsin İşbilen / Belgesel Sinemacı Taylan Öztaş / Gazeteci
Tevfik Hoş / Belgesel Sinemacı Tuba Ataç
Tuncer Öner / Emekli İşçi Tülay Dikenoğlu / Sinema Yazarı
Ulaş Akyol / Yurttaş (Haberci) Ümit Kıvanç / Belgesel Sinemacı
Ümmüşen Gürsoy / Müzisyen Vedat Örüç / Gazeteci
Vural Çavuşoğlu / Belgesel Sinemacı Yasin Ali Türkeri / Belgesel Sinemacı
Yasin Irmak / Fotoğrafçı Yasin Semiz / Belgesel Sinemacı
Yıldız Bayazıt / Sinemacı, Senarist Yıldız Tar / Gazeteci
Zeliha Doğan / Gazeteci Zeynep Erdoğan / Aktivist
Zeynep Koloğlu / Sanat Yönetmeni Zuhal Ateş

 

Maltepe Belediyesi’nin beton sevgisi

Maltepe Belediyesi, Küçükyalı’da yer alan Çınar Mahallesi’nde bulunan Atatürk Parkı’ndaki yeşil alanları beton ile doldurdu. Mahalleye ismini veren çınar ağaçları ise sert bir şekilde budandı ve ağaçlardan geriye gövdelerinden başka bir şey kalmadı.

Mahallede yaşayanlar ise belediyenin ‘park yenileme’ adı altında yaptığı bu kıyımdan vazgeçmesini, dökülen betonun kaldırılmasını ve burada ekolojiyi tahrip etmeyen bir park yapılmasını talep ediyor.

‘Yaptık oldu anlayışına izin vermeyeceğiz’

Konuyla ilgili bir paylaşım yapan Doğanın Çocukları, “Maltepe Küçükyalı’da Çınar Mahallesi’nde bulunan Atatürk Parkı da her yeşil alanı betonlaştırma anlayışından nasibini aldı” ifadelerini kullandı.

Açıklamada “Yaptık oldu anlayışına izin vermeyeceğiz. Maltepe Belediyesi’nin bu yanlıştan bir an önce döneceğini ve bir açıklama yapacağını umuyoruz” denildi.

Sosyal medyada paylaşım yapan birçok kişi de #betonpark etiketi üzerinden tepkilerini dile getirdi ve parkın eski haline getirilmesini talep etti.

‘Mahalle sakinlerinin ve kuşların yaşam alanıydı’

Çınar Mahallesi’nden bir grup vatandaş ise konuyla ilgili bir açıklama kaleme aldı. Açıklamada “Burası geçtiğimiz yüzyılda yanı başından dere akan ve bostanların bulunduğu bir alandı. Yakın geçmişte ise mahallemize ismini veren çınar ağaçlarının yoğun olarak bulunduğu, çocuklar için bir oyun parkının ve havuzun olduğu, pek çok oturma bankıyla beraber, tüm mahalle sakininin, ötücü kuşların ve diğer canlıların yaşam alanıydı” ifadeleri kullanıldı.

Aynı zamanda parkın, çevrede daha geniş başka bir yapısız alan olmadığı için “deprem toplanma alanı” ilan edildiği hatırlatılan açıklamada parka yönelik müdahalenin çınar ağaçlarına yapılan sert budama ile başladığı belirtildi. Açıklamada bu budama sonrasında kuşların zorunlu olarak başka yerlere göç ettiği söylendi.

‘Parkın etrafını kapattılar’

Daha sonra ise Maltepe Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü bir yenileme projesi amacıyla parkı tamamen kapattı. Bu süreçte parkın içinde ne olduğunu görüntülenmesine izin vermeyecek demir levhalarla kapatıldığı belirtilen açıklamada “30 Nisan 2021 tarihinde, tam da sokağa çıkma yasağının başladığı gün, bu levhalar kaldırıldı ve parkımızın toprağına tamamıyla beton döküldüğü gördük” denildi.

Yapılan açıklamada “Kentimizin ve mahallemizin toprağına, suyuna, hayvanlarına, yaşam mekânlarına ve çevresine duyarlı bir vatandaş olarak bu yenileme projesine itiraz ediyoruz. Tüm canlılara -farklı ölçeklerde olsa bile- bir yaşam alanı kuran kentsel çevremizin, betonla kaplanarak, toprağın tamamıyla öldürülmesi kabul edilemez. Başka türlü bir kent peyzajı ve park anlayışı mümkün olmalı” ifadeleri kullanıldı.

 

 

Alaçatı’daki sulak alan yapılaşmaya feda ediliyor

Uzun süredir yönetilemeyen ve bunun sonucunda günden güne neden olduğu kayıplar ağırlaşan salgın ülkemizin ana konusu. Ancak günden güne ağırlaşan salgın gündemini fırsata çevirmek isteyenler de var.  Bunun son örnekleri İzmir’de yaşanıyor; Alaçatı’daki sulak alan da son bir aydan bu yana büyük bir hızla imar rantı uğruna yok ediliyor.

Alaçatı Sulak Alanı doğaseverler arasında çok iyi bilinen ve doğal sit alanı olan ve Türkiye’deki 487 kuş türünün 128’ni barındıran bir bölge. Öyküsü 2002’ye dayanıyor. Bu dönemde bölgede uzun yürüyüşler yapan ve Alaçatı merkezine oldukça yakın olan sulak alanı keşfeden Serap Yurdaer Aksoy, burada kuşların toplandığını görmüş. Alanı ve kuşları yıllar boyu fotoğraflayan Yurdaer Aksoy, bölgedeki kuşlarla ilgili ‘Alaçatı Kuşları’ isimli bir kitap da yazmış.

2018 yılında ise alanda Alaçatı Sulak Alanı Farkındalık Projesi başlatıldı. Üstelik kuşların yoğun olarak yaşadığı bölge olan Alaçatı Sulak Alanı, 1997’den beri Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından Doğal Sit Alanı olarak belirlenen sınırlar içinde de kalıyor. Ancak tüm bu güzel gelişmelere rağmen aynı dönemde Alaçatı’nın günden güne yerli ve yabancı turistlerin artan ilgisiyle karşılaşması sonucu bölgede yapılaşmanın önünü açacak adımlar da sessizce atıldı. İlk adım, 1992’de kıyı çizgisinin değiştirilmesiyle geldi. Böylece Alaçatı Sulak Alanı kıyı yasası dışına taşındı ve Alaçatı Sulak Alanı farklı ölçeklerde imar planlarına konu oldu. O günden bu güne Alaçatı Sulak Alanı konut ve turizm tesisi yapılaşmasına açıldı.

Bölgede özellikle 2000’li yılların başında başlayan ve giderek artan lüks konutlar ve butik oteller yapımı yaşadığımız pandemi günlerinde de tüm hızı ile sürüyor. Kamuoyu sulak alanı önemli ölçüde yok eden yeni inşaatları Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesinin açıklama ve sosyal medya paylaşımlarından öğrendi. Oda, 21 Nisan’da yaptığı bir sosyal medya paylaşımıyla kamuoyu önüne durumun aldığı yıkıcı boyutları serdi. Yapılan  bu paylaşımda bölgedeki inşaatların fotoğraflarını paylaşılarak ‘bu alanda kıyı kenar çizgisi belirlemeden yapılacak her türlü uygulamanın 3621 numaralı kıyı kanununa aykırı olduğu belirtildi, suç teşkil ettiğinin’ altı çizildi. Oda açıklamasını inşaatların durdurulması çağrısı ile sürdürerek, durdurulmadığı takdirde suç duyurusunda bulunacağını belirterek tamamladı. Aynı günlerde Alaçatı Sulak Alanında kıyı kenar çizgisinin belirlenmesi amacıyla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne de başvuru yapıldı.

Şehir Plancıları Odası’ndan Belediye’ye çağrı

Ancak 400’ün üzerinde konutun yapıldığı ve şu anda da yenilerinin hızla yapılmaya çalışıldığı bölgede inşaat çalışmalarının hız kesmemesi üzerine bir basın bildirisiyle bu sefer İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ve Çeşme Belediyesi’ne de açık çağrı yaptı. Oda çağrısında ‘5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun “Büyükşehir belediyesinin imar denetim yetkisi” başlığı altındaki 11.maddesini’ hatırlattı.  Bu maddenin ‘gerek büyükşehir belediyelerine,  gerekse ilçe belediyelerine bu inşaatlarda denetim yapma ve bu denetim sonucu belirlenen eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için sorumluluk verdiğini’ belirten Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi; bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediyesine başvurduğunu açıkladı. Başvuruda söz konusu alanda İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin denetim yapması isteniyor.

Ayrıca Kıyı Kanunu’nun da belediyelere denetim yetkisi verdiğini belirten Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu açıklamasını ‘Alaçatı Sulak Alanında “kıyı kenar çizgisi” belirlenmeden yapılacak her türlü uygulama, 3621 sayılı Kıyı Kanunu ve uygulama yönetmeliğine aykırıdır ve suç unsuru taşımaktadır. Bu alanın korunması için İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Çeşme Belediye Başkanlığını sorumluluk alarak inşaatların durdurulması için adım atmaya davet ediyoruz!’ çağrısıyla tamamlıyor.

Sessizlik katliamı

Peki, bu çağrılar; karşılık buldu mu? Bunu söylemek zor; Alaçatı Sulak alanındaki süper lüks konut inşaatları tüm hızı ile sürerken gerek İzmir Büyükşehir Belediyesi gerekse Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü şimdilik sessiz… Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran ise ‘bölgede yapılan çalışmaların Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu izni ile yapıldığını söyleyerek, inşaatların önünü açan imar planının ise kendisinden önceki dönemde yapıldığını’ belirtmekle yetindi.

Çevre talanı pandemi günlerinde de ara vermeden sürüyor. Ülkemizin her tarafından çevre talanına direnen meslek odalarının, çevre örgütlerinin, insanların haberleri geliyor; medyaya öyküleri düşüyor. Bu talanların birisi de Alaçatı’da yaşanıyor. Bugün bu talan durdurulamazsa mutlaka önceki yıllarda da yaşandığı gibi arkası gelecek. Sırada bir havaalanı ve dönümlerce golf sahası projelerinin olduğu şimdiden konuşulmaya başlandı bile. Bugüne kadar yapılmadı, ancak yanlıştan ne aşamada dönülürse kardır yaklaşımı ile bu alanda bir an önce kıyı kenar çizgisinin tespiti ile imara kapatılmalı ve doğal sit statüsüne uygun önlemler geliştirilmeli…

Eğer gerçekten Alaçatı Sulak Alanının yaşamasını istiyorsak daha da geç olmadan şimdi mücadele zamanı… Havaalanı ve golf alanları da eklendiği zaman ortada ne mücadele edecek bir sulak alan ne de içecek bir bardak su kalacak.