Editörün SeçtikleriManşetMedya-İnternetTürkiye

‘Emniyet genelgesi’ne tepkiler sürüyor: Hem antidemokratik hem yasal değil, iptal edilmeli

Fotoğray: Zeynep Kuray

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün eylemler sırasında ses ve görüntü alınmasını yasaklayan genelgesi ilk etkilerini 1 Mayıs’ta polisin eylemcilere sert müdahalesini kayıt altına almaya çalışan gazeteciler üzerinde gösterdi.

Gazeteci Sultan Eylem Keleş, Taksim’deki polis müdahalesini görüntülerken “Burası bizim güvenli alanımız, genelge talimatı geldi” denilerek alandan uzaklaştırıldı.

Ankara’daki eylemlerde de görüntü almaya çalışan Yol TV Muhabiri Özge Uyanık da basın kartını göstermesine rağmen polis tarafından engellendi. Genelge’yi gerekçe gösteren polis Uyanık’ın telefonunu yere attı ve çektiği videoyu silmeye çalıştı.

DİSK Basın-İş Genel Başkanı Faruk Eren Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada söz konusu genelgeyi “Halkın haber edinme hakkına aykırı, anti-demokratik bir uygulama” olarak nitelendirdi.

Genelgede ne yazıyor?

Genelgede, görevli polislerin ve sivillerin ses ve görüntü kayıtlarının sosyal medyada paylaşılmasının, “özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği” savunuluyor.

Mehmet Aktaş‘ın imzasıyla yayınlanan genelgede eylemler sırasında polislerin görüntülerini ya da seslerini kaydeden kişilerin engellenmesi ve haklarında adli işlem yapılması talimatı veriliyor.

Fotoğraf: ÇHD İstanbul

Soylu: Basın özgürlüğünü engellemez

Söz konusu genelgenin basın özgürlüğünü ihlal edeceği ve polisin görevi kötüye kullanmasının cezasızlıkla sonuçlanmasına neden olacağı tepkileri üzerine açıklama yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise CNN Türk’e yaptığı açıklamada genelgenin basın özgürlüğünü engellemeyeceğini iddia etti.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu ve Anayasa’nın özel hayatın gizliliğini ortaya koyan Anayasa’nın 20’nci maddesini öne süren Soylu, “Anayasa’ya aykırılık kesinlikle söz konusu değil. Burada ne Anayasa ne de demokrasi ihlali vardır” dedi.

‘Doğrudan gazetecilik faaliyeti hedef alınıyor’

Faruk Eren ise yaptığı açıklamada “1 Mayıs günü gazetecilere yönelik müdahalelerde İçişleri Bakanı’nın sözlerinin doğru olmadığını gördük. Doğrudan gazetecilik faaliyetlerini hedef aldılar” ifadelerini kullandı.

Kimin gazeteci olduğuna karar veren merciinin de Cumhurbaşkanlığı olduğuna dikkat çeken Eren, “Türkiye’de sistem değişikliğinden sonra basın kartı dağıtımını da büyük bir keyfiyete bağladılar. Hükümet istediğine ‘gazeteci’, istediğine ‘gazeteci değil’ diyor. Sahada çalışan meslektaşlarımızı zor durumda bırakan bir durum” dedi.

‘Yurttaş gazeteciliğinin önünde bir engel’

Öte yandan genelgenin basın mensuplarıyla sınırlı olmadığını dile getiren Eren, “Dijital teknolojinin gelişmesiyle yaygınlaşan yurttaş gazeteciliği diye bir kavram var” ifadelerini kullandı.

Rize’nin İkizdere ilçesinde Cengiz İnşaat tarafından açılmak istenen taş ocağına karşı protestoları örnek gösteren DİSK Basın İş Genel Başkanı, “Orada yurttaşlar jandarma müdahalelerini ve doğa talanını telefonlarıyla kayıt altına aldı. Bu genelge onun da önüne geçmeye çalışıyor” dedi.

Anayasa’ya aykırı

Bu tarz bir genelgenin hem Anayasa’ya hem de Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu vurgulayan Eren, “Halkın bilgi edinme hakkına aykırı, anti-demokratik bir uygulama” değerlendirmesinde bulundu.

Genelge gerekçesi olarak Anayasa’nın özel hayatın gizliliğine dair maddesi gösteriliyor. Ancak 28’inci madde ise “Basın hürdür, sansür edilemez” diyerek basın özgürlüğünü güvence altına alıyor. 26’ncı maddede ise şu ifadeler yer alıyor:

Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.”

Genelgeye karşı davalar açılıyor

Ankara Barosu söz konusu genelgenin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle dava açtı. Başvuru, Danıştay 10’uncu Dairesi tarafından değerlendirilecek.

Baro tarafından yapılan açıklamada ise genelgenin bireylerin savunma haklarını ilgilendirdiği, savunmanın delil toplama haklarına müdahale içerdiği, hukuk devleti ilkesini zedelediği ve hukuka aykırı olduğu dile getirildi.

DİSK Basın İş tarafından da bir dava açılacağını aktaran Faruk Eren, “Bu genelge bir şekilde iptal edilecek. Teknolojinin bu kadar geliştiği bir dönemde kendi uyguladıkları şiddetin görülmemesini istiyorlar. Bunu başarmaları mümkün değil” ifadelerini kullandı.

Gazeteciler ne yapmalı?

Peki bu süreçte gazetecilerin hakları neler ve polisin 1 Mayıs’ta örneğini gördüğümüz şekilde bir müdahalesiyle karşılaştıkları durumda ne yapmaları gerekiyor? DİSK Basın İş Genel Başkanı bu sorulara şu cevabı veriyor:

Gazeteci işini yapmaya devam edecek. Genelgede ‘işlem yapılır hakkında’ diyor. Bence bu muameleye maruz kalan gazeteciler de bu genelgenin iptali için ya da yürürlüğün durdurulması için hukuki yollara başvurmalı.”

Fotoğraf: Bülent Kılıç

AYM kararlarında üç kriter

Alican Uludağ’ın Ankara Gazetecisi’nde yer alan haberinde Anayasa Mahkemesi’nin görevleri sırasında polis müdahalesiyle karşılaşan eski bianet muhabiri Beyza Kural ve Evrensel muhabiri Erdal İmrek için verilen hak ihlali kararları örnek gösteriliyor.

Bu kararlarda üç önemli noktanın ön plana çıktığını belirten Uludağ, bunları “Eylemci gibi davranmamak, polise tehdit oluşturmamak, gazeteci olduğunu belli edecek tanıtıcı yaka kartı takmak, müdahaleden önce gazeteci olduğunu polise anlaşılacak şekilde bildirmek” şeklinde sıralıyor.

Gazeteciler için hukuki yollar

Bu kriterlerin yanında gazetecilerin olası bir hukuksuz bir polis müdahalesini ispatlamak için bu anların görüntüsünü çekmek veya tanık göstermek ve müdahale sonrasında doktor raporu almak da önemli. Gazetecilerin sonrasında başvurabileceği hukuki yollar ise şu şekilde aktarılıyor:

  • Gazeteciler, ister kişisel, isterse de üyesi oldukları sendika veya dernekler aracılığıyla savcılığa bu tip durumlarda suç duyurusunda bulunabilir. Bunu yaparken delil ve tanıklar gösterilmesi gerekiyor.
  • Basın mensupları buna paralel olarak, idare aleyhinde (İçişleri Bakanlığı) manevi tazminat davası açabilir.
  • Gazetecilerin sistematik engellenmelerine karşı Kamu Başdenetçisi’ne başvurarak, idarenin bu uygulamadan vazgeçmesi için girişimde bulunmasını talep edebilir.
  • İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Kolluk Gözetim Komisyonu ile Valilikler bünyesindeki İl İnsan Hakları Kurulu’na da ihlal durumlarında başvuruda bulunulabilir.
  • Tazminat ve ceza davası yolları tüketildikten sonra sırasıyla Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e de başvurulabilir.