Ana Sayfa Blog Sayfa 1477

Tiger King’in çekildiği hayvan parkındaki 68 hayvan koruma altına alındı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Adalet Bakanlığı, Netflix‘te gösterimde olan Tiger King dizisininin çekildiği hayvan parkındaki 68 hayvanı koruma altına aldıklarını açıkladı.

ABD Balık ve Yaban Hayatı Hizmetleri‘ndeki bir yetkili, diğer devlet kurumlarıyla beraber bu hayvanların bakım ve rehabilitasyona alınmasını sağlacaklarını söyledi.

Parka üç farklı teştiş yapıldı

Jeffrey ve Lauren Lowe‘a ait olan Tiger King Park’taki hayvanlara iyi bakılmadığı için bakanlık tarafından dava açılmıştı.

Parka üç farklı teftiş yapılarak, “Hayvanlara yeterli veya zamanında veteriner bakımı, uygun beslenme ve hayvanları sert hava koşullarından koruyan, normal davranışta bulunmalarına imkan verecek büyüklükte barınak sağlanamaması nedeniyle” tebliğlerde bulunulmuştu.

Bakanlık, şartların düzeltilmemesi nedeniyle 46 kaplan, 7 aslan, 15 liger ve bir jaguarın Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası kapsamında koruma altına alındığını kaydetti.

Joe Exotic’in eski iş ortağı

Öte yandan yetkililer, federal bir raporda Jeffrey Lowe’un teftişler sırasında hükümet çalışanlarını taciz ettiğini, Lauren Lowe’un da bir görevliyi ölümle tehdit ettiğini dile getirdi.

Jeffrey Lowe, Tiger King dizisinin yıldızı olan Joe Exotic‘in eski iş ortağı. Exotic, kiralık katil tutma ve hayvan istismarına karıştığı için 22 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Twitter, mavi tik özelliğini tüm kullanıcılarına açtı

Sosyal medya platformu Twitter, taklit edilme riskine karşı oluşturulan mavi tik alma özelliğini tüm kullanıcılara açtığını duyurdu.

Kullanıcılar artık kolaylıkla başvurularını yapıp, profillerinin yanına mavi tik alabilecekler. Twitter, mavi tik programını dört yıl önce askıya almıştı.

Mavi tik daha çok işletmeler, markalar, sanatçılar, siyasetçiler gibi popüler kişiler ya da kurumların hesaplarında bulunuyor.

Mavi tik nasıl alınır?

Webtekno‘da yer alan habere göre, mavi tik alabilmek için telefon numarası ve e-postayla onaylanmış aktif bir Twitter hesabına sahip olmak ve Twitter’ın sunduğu kategorilerden birisine ait olmak gerekiyor.

Söz konusu kategoriler ise, gazetecilik, marka, hükümet, yetkililer, aktivistler ve diğer kategoriler olarak geçiyor.

Eğer hesap temel yeterlilikleri karşılıyorsa, mavi tik için ayarlar bölümündeki Hesap kısmından başvuru sekmesindeki formu doldurmak gerekiyor.

Yeşiller Partisi: Filistin’de savaşa ve işgale kalıcı olarak son verin

Yeşiller Partisi, işgal altındaki Doğu Kudüs‘te yaşayan bazı Filistinlilerin evlerinden atılması ve Mescid-i Aksa’ya askerlerin girmesi nedeniyle yeniden başlayan çatışmalı süreç hakkında yazılı bir açıklama yayınladı.

Açıklamada “İsrail Devleti bir yeryüzü hapishanesine dönüştürdüğü Gazze’yi havadan bombalıyor. Dünyanın nüfus yoğunluğu en yüksek yerlerinden biri olan Gazze’de aralarında çok sayıda çocuğun olduğu siviller de hayatını kaybediyor” denildi.

‘Siviller hedef alınıyor’

Saldırılarda aralarında okulların ve hastanelerin bulunduğu sivil binaların yanı sıra medya kurumlarının ofislerinin de vurulduğu belirtilen açıklamada “Olup bitenin boyutları dünya kamuoyundan gizlenmeye çalışılıyor. Filistin’in diğer bölgelerinde genel greve giderek sokağa çıkan ve protesto hakkını kullanan halkın üzerine de gerçek mermilerle ateş açılıyor, yoğunlaştırılmış gaz bombaları kullanılıyor” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada “Bu noktada meseleyi dinler arasında bir savaş haline sokmak isteyen köktencilere inat Tel Aviv’in sokakları da dahil olmak üzere dünyanın tüm ülkelerinde savaş karşıtı sesler yükseliyor ve Filistin mücadelesi tüm kimliklerin ötesinde barış isteyenlerin ortak noktası oluyor” denildi.

Fotoğraf: AA

‘Türkiye ikiyüzlü siyaseti bırakmalı’

“Şiddete karşı olan ve koşulsuz barışa inanan Yeşiller olarak, öncelikle İsrail’in saldırılarını durdurmasını ve Filistin’de giderek derinleştirdiği işgale son vermesini istiyoruz” talebini dile getiren Yeşiller Partisi, açıklamasının devamında şunları söyledi:

Başta ABD gibi saldırılara destek veren ülkelerde olmak üzere her yerde hükümetlerin barış için harekete geçmesini talep edenlerle birlikteyiz.

Ancak Türkiye’yi yönetenler de artık gece Filistinliler ile ağlayıp, gündüz İsrail ile silah anlaşmaları yaptıkları bu ikiyüzlü siyasetten bir an önce vazgeçmek zorunda.

‘Çözüm barış dilinden geçiyor’

Açıklamanın devamında “Filistin’de, Ortadoğu’da ve dünyada savaşlara son vermenin yolu dinsel semboller üzerinden yürütülen fetih ve nefret söylemlerinden değil, barış dilinden ve silahsızlanmadan geçiyor. İlan edilen ateşkesin kalıcı olması ve barışa giden yolu açması önemli” ifadelerine yer verildi.

Açıklama “Filistin’de savaşa ve işgale son! Silahlanmaya ve çatışmaları körükleyen nefret söylemine değil, kalıcı barış için şiddetsiz mücadeleye ihtiyacımız var!” cümleleriyle sona erdi.

İsrail ile ateşkesi kutlayan Filistinlilere polis müdahalesi: 20 kişi yaralandı

İsrail polisi, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’da cuma namazı sonrası toplanarak İsrail ile varılan ateşkesi kutlayan Filistinlilere plastik mermi ve ses bombasıyla müdahale etti.

Binlerce Filistinli cuma namazının ardından İsrail’in geri adım atarak, Hamas ile ateşkese varmasını kutladı. Filistin bayrakları açan kalabalık sık sık tekbir getirdi.

Filistinliler, daha sonra Kubbetu’s Sahra yakınında bulunan İsrail polisinin konuşlandığı noktaya geldi. AA’nın aktardığına göre gerginliğin artması üzerine İsrail polisi, ses bombası ve plastik mermiyleFilistinlilere saldırarak grubu dağıtmaya çalıştı.

İsrail polisi: Taş ve molotof attılar

Öte yandan, İsrail polisinden yapılan açıklamada, cuma namazı sonrası düzenlenen gösteride çok sayıda kişinin taş ve molotof kokteyli attığı ifade edildi.

Filistin Kızılayı‘ndan yapılan yazılı açıklamada, İsrail polisinin Mescid-i Aksa’daki müdahalesinde 20 Filistinlinin yaralandığı belirtildi. Açıklamada, iki Filistinlinin hastanelere nakledildiği kaydedildi.

MetroPOLL Araştırma: İmamoğlu, Yavaş ve Akşener, Erdoğan’a karşı daha fazla oy alıyor

MetroPOLL Araştırma, “olası Cumhurbaşkanlığı seçimi muhtemel senaryoları” isimli bir anket çalışmasıyla, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a karşı rakiplerinin alacağı oy oranını ölçtü.

Anket sonuçlarına göre, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun Erdoğan karşısındaki oy oranı yüzde 50, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş‘ın ise yüzde 49 olarak açıklandı.

Erdoğan-İmamoğlu anket sonucu

MetroPOLL, yayınladığı ankette, katılımcılara “Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylar aşağıdaki gibi olursa hangi adaya oy verirsiniz?” sorusunu sordu.

Anket sonucuna göre, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu arasındaki olası yarışı İmamoğlu kazanıyor.

İmamoğlu oyların yüzde 49,7’sini alırken, Erdoğan 38,8’ini alıyor. Kararsızların oranı ise 5,7.

Erdoğan-Yavaş anket sonucu

Bir diğer seçim anketi ise Recep Tayyip Erdoğan ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş arasında yapıldı. Anket sonucuna göre, Yavaş oyların 49,4’ünü, Erdoğan ise 37,5’ini aldı.

Akşener ve Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan karşısındaki oyları

Erdoğan ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener arasında yapılan ankette, Akşener 42,5, Erdoğan 38,5 oy aldı. Kararsızların oranı ise 7,3.

Diğer bir ankette CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Erdoğan arasında yapıldı. CHP lideri Kılıçdaroğlu 39,7, Erdoğan ise 42,5 oranında oy aldı. Kararsızlar ise 7,5.

MetroPOLL’den anket sonucu açıklaması

MetroPOLL anket sonuçlarını şöyle duyurdu:

Cumhurbaşkanlığı seçimindeki adaylar R.T Erdoğan ve Ekrem İmamoğlu olursa halkın yüzde 39’u Erdoğan’a ve yüzde 50’si Ekrem İmamoğlu’na oy vereceğini belirtmektedir. Seçmenin yüzde 49’u Erdoğan’ın karşısında Mansur Yavaş’a, yüzde 43’ü Meral Akşener’e ve yüzde 40’ı ise Kemal Kılıçdaroğlu’na vereceğini belirtmektedir.”

Türkiye demokrasisinin mustarip olduğu ‘güç reflüsünün’ çaresi: Diyalog ve demokrasi üzerine ‘örtüşen görüş birliği’-1

1-Nasıl olacak bu iş?

Türkiye demokrasisi ağır bir ‘güç reflüsünden’ musdarip.

Bununla ne kastettiğimi, yakın zaman önce başka vesileyle anlatmıştım.[1] Kısaca ‘sağlıklı ve işleyen demokrasilerde’  vatandaşların açık bir kamusal alanda, özgür bir tartışma ortamında oluşmuş ortak görüşlerinden, hükümetlerin parlamentodan aldıkları yetkiye dayanarak oluşturdukları ve devlet bürokrasisi vasıtasıyla uyguladıkları politikalara doğru, yani aşağıdan yukarıya doğru işleyen politik güç ve yetki akışı Türkiye’de aksi istikamette, yani yukarıdan aşağıya doğru işliyor. Hükümet anlaşıldığı kadarıyla iktidarını bir demokratik meşruiyet kisvesi altında sürdürmek için popüler destek tabanını muhafaza etmeyi elzem görüyor, bunun için de yaptığı ve uyguladığı politikaların son kertede hesabını soracak kamuoyunu, ‘büyük birader’ olma heveslisi bir devlet yönetiminin tehditkar bakışları altında, kendi kontrolünde oluşturmak için bilinçli ve sistematik bir çaba harcıyor. Dolayısıyla Türkiye’nin siyasal sistemi endişe verici bir ölçüde, vatandaşların düşüncelerinin ve sözlerinin hükümetlere yön gösterdiği ‘sağlıklı ve işleyen bir demokrasiden’ çok, vatandaşların ne düşünebileceklerinin ve kamusal alanda ne söyleyebileceklerinin hükümet tarafından ‘dikte ettirildiği’ baskıcı bir diktatörlüğü andırıyor.

Bu tür ‘güç reflülülerinin’ sistematikleştirilmeleri halinde toplumu sürükleyecekleri yer, totaliteryenizmin dipsiz bataklığıdır. Evet, Türkiye’nin o noktaya ulaşmış olduğunu söylemek için hala erken, ama bunun sebebi ne Türkiye hükümetinin o hedefe ulaşmak konusunda isteksiz olması ne de Türkiye’de yargı erkinin sağlıklı ve işleyen demokrasilerde işlemesi gerektiği gibi, yani bu türden güç reflülerini engelleyen bir ‘çekfvalf’ olarak işlemesi. Tam aksine, Türkiye hükümeti bu yolun sonuna kadar gitmeye kararlı bir görüntü veriyor ve ucu totaliteryenizme açılan bu tehlikeli yolculukta Türkiye toplumunu da peşinde sürüklemek amacıyla kullandığı en etkili araçlardan biri ise yargı sistemi.

Blok tabanın karşısındaki yüzde 50’nin çok parçalılığı zaaf mı?

Dahası, hükümet Türkiye kamuoyu üzerinde arzu ettiği ‘total’ kontrolü henüz tesis edememiş olsa da hem kamuoyu araştırmalarında tutarlı olarak %40 – 50 aralığında ölçülen sadık bir destekçi tabanını ülkenin geri kalanından soyutlamayı becermiş hem de destekçi olmayan vatandaşları, destekçi vatandaşların benimsediği ‘yerli ve milli değerlerin’ düşmanı olarak sunarak, destekçi olan ve olmayan vatandaşlar arasındaki kamusal ve sivil iletişim hatlarını kopartmayı ya da en azından bu hatlara ciddi bir hasar vermeyi başarmış gibi görünüyor. Kısaca Türkiye, henüz totaliteryenizm bataklığına saplanmamış olsa da içinde yaşadığı kutuplaşma ve iletişimsizlik ortamıyla, o yolu yarılamışa benziyor.

Elinde bağımsız ve tarafsız olmayan bir yargı sistemi, bağımsız ve nesnel olmayan bir medya, sadık bir polis gücü ve son yıllarda kamu fonlarıyla semirtilmiş nevzuhur sivil toplum örgütleri gibi çok etkili araçları olan ve Türkiye kamuoyunu tek elden biçimlendirmek için bu araçları kullanmakta tereddüt etmeyen hükümetin, buna rağmen yolun yarısında takatinin tükenmesinin  en önemli sebebi ise, %50-60 aralığında ölçülen bir vatandaş kitlesini, tüm çabalarına rağmen peşine takılmaya ikna edememiş ve hatta Türkiye’nin içinde debelendiği ekonomik çöküş ve Covid-19 pandemisi sebebiyle, kendi destekçi tabanının kıyılarından da ufak tefek, ürkek kopuşların başlamış olması.

Türkiye demokrasisinin musdarip olduğu ağır güç reflüsü sebebiyle girdiği komadan uyanabileceği ve totaliteryenizm yolunun yarısından geri dönebileceği konusunda umut veren tek şey de bu.

***

Gelgelelim, hükümetin güç ve yetki akışını tersine çevirerek kamuoyunu tek elden biçimlendirme çabalarının ulaştığı doygunluk sınırını belirleyen (ve bu yönleriyle bize umut veren) bu vatandaşlar, ‘bir kitle’ olarak tanımlanmayı hak etmeyecek ölçüde çok parçalı bir görüntü arz ediyorlar. Bu yekpare olmayan grubu oluşturan insanlar, kendi aralarında din, dil, etnik köken, dünya görüşü, yaşam tarzı, cinsiyet, cinsel yönelim gibi öyle çok sayıda eksende, öyle zengin bir çeşitlilik barındırıyorlar ki onları ‘hükümet destekçisi olmamak’ dışında buluşturan bir ‘ortak payda’ bulmak zor görünüyor. Nitekim yarıladığı yolun tamamlamak için çaba sarf etmeye devam etmesi konusunda hükümete hala cesaret veren şeyin de bu kesimin verdiği çok parçalı görüntü olduğu anlaşılıyor.

Toptancı bir biçimde hükümet karşıtları olarak yaftalanan vatandaşların verdiği bu çok parçalı görüntü, hükümet cenahından bakıldığında siyasi bir zaaf olarak görülse de, aslında bir sağlıklılık belirtisi. Zira bu çok parçalı görüntü, Türkiye toplumunun farklı renklerini, hükümetin güç ve yetki akışını tersine çevirerek çizdiği ve kamuoyunun önemli bir çoğunluğunu da inandırmayı başardığı, ‘hükümet destekçileri’ ile ‘hükümet karşıtları’ arasındaki siyah-beyaz kutuplaşmaya sıkışmış iki parçalı Türkiye karikatüründen çok daha gerçekçi bir şekilde yansıtıyor.

Tabanda ‘demokratikleşme’de birleşmenin imkan(sızlığ)ı

Yine de Türkiye demokrasisinin geçirmekte olduğu ağır güç reflüsü nedeniyle girdiği komadan çıkması, tam da yekpare olmadıkları için sağlıklı bir görüntü veren bu vatandaşların bir yandan bu çeşitliliklerini, dolayısıyla aralarındaki düşünsel ve itikadi görüş ayrılıklarını muhafaza ederken bir yandan da hükümeti girdiği yoldan geri çevirmek için ortak bir politik irade gösterebilmesine bağlı. Peki bu nasıl olacak?  Daha açık bir deyişle hükümeti desteklemeyen ve desteklememeye açık olan vatandaş ‘kitlesine’ hakim olan bu düşünsel, kültürel ve itikadi çoğulluktan, demokratikleşme yönünde ortak bir politik irade nasıl çıkacak?

Bunun imkansız olduğu düşüncesinin hükümet ‘cenahına’ umut, hükümet destekçisi olmayan vatandaşların bir bölümüne de umutsuzluk verdiğini biliyoruz tabii de, bu düşüncenin her iki ‘cenahtaki’ bu yaygınlığı bir yanıyla da hükümetin güç ve yetki akışını tersine çevirerek kamuoyunu tek elden biçimlendirme çabalarının ne kadar etkili olduğunun ölçüsünü vermenin ötesinde bir anlam taşımıyor. Zira böyle bir ‘imkansızlık’ ancak Türkiye totaliteryenizm yolculuğunu tamamladığında söz konusu olabilir ki, dedik ya, henüz orada değiliz. O zaman çare ne?

***

Bir olasılık, içerdiği düşünsel, vicdani, kültürel ve etnik çeşitlilik nedeniyle ‘tabandan’ çıkması zor görünen ‘demokratikleşme yönündeki’ ortak politik iradenin, hükümeti desteklememeye açık vatandaşların iradelerini temsil etme iddiasındaki siyasi partilerin, yani CHP’nin, İYİ Parti’nin, HDP’nin, Saadet’in, DEVA’nın ve Gelecek’in yönetici kadroları arasındaki bir uzlaşma ile ‘tavanda’ vücut bulması. Son bir kaç yıldır en gerçekçi seçeneğin bu olduğu üzerine çok şey yazıldı, çizildi; ama buradaki temel sorun da, tabanda karşılığı olmayan bir politik iradenin, tavan marifetiyle oluşturulabileceği varsayımı — daha doğrusu bu varsayımın Türkiye kamuoyunun ‘politik güç reflülerine’ ne kadar alıştırılmış olduğuna işaret etmesi. Tabandan kaynaklanmayan bir iradeden, tabanı hakim kılacak bir demokrasi kurulabilir mi? Ya da bu şekilde ‘tepeden inerek’ kurulan bir politik sisteme, ‘demokratik’ demek mümkün olur mu?

Olmaz. Dolayısıyla bizim sormamız gereken asıl soru, ‘tabandaki tüm bu çoğulluk’ içinde, hükümet destekçisi olmamanın ötesine geçen bir ortak paydanın, demokratikleşme yönünde ortak bir vicdanı kanaatin, ‘örtüşen’ bir ‘görüş birliğinin’ mevcut olup olmadığı. Ben tabandaki tüm bu çoğulluk içinde böyle bir ‘örtüşen görüş birliğinin’ mevcut olduğunu, bunun mevcudiyetinin gösterilebileceğini, ama tabanda mevcut olan bu görüş birliğinin hükümet tarafından kamusal alandaki ortak görüş ve irade oluşturma süreçlerine yoğun bir şekilde pompalanan toptancı “kökü dışarda hükümet karşıtları” yaftalamasının gölgesinde kaldığı için fark edilemediğini, daha doğrusu, bilinçli bir farkındalık düzeyine çıkamadığını düşünüyorum.

Dayatılan siyah-beyaz Türkiye, ortak vicdanın çok renkliliğine dar geliyor

Yapılan kamuoyu araştırmalarında bu tür ‘örtüşen görüş birliklerinin’ yani çoğulluk içinde ortaklaşılan vicdani kanaatlerin mevcudiyetini tespit amaçlı sorular henüz sorulmadığı ve bu konuda niteliksel bir saha araştırmasına fon yaratmak konusunda da ben başarısız olduğum için, bu düşüncemi destekleyebilecek olgusal kanıtları şimdilik sunamam. Ama önce Türkiye vatandaşları arasında yukarıda andığım türden, demokratikleşme yönünde bir örtüşen görüş birliğinin mevcudiyetine işaret eden tarihli iki politik olaya, Gezi Protestoları ile 2019 yılındaki İstanbul Belediye Başkanlığı (İBB) seçimlerini hatırlatarak, sonra ‘örtüşen görüş birliği’ kavramını içinde yaşadığımız çağın en önemli siyaset kuramcılarından biri olan John Rawls’a referansla açarak, daha sonra Türkiye sosyolojisinin psiko-politik derinliklerinde ‘diyalog’ üzerine bir ‘örtüşen görüş birliğini’ bulunduğuna ilişkin ipuçlarını gözden geçirerek, son olarak da bu ‘örtüşen görüş birliği’ üzerine inşa edebileceğimiz sağlıklı ve işleyen bir demokrasi modelinin ana hatlarını bir başka önemli kuramcı olan Jürgen Habermas’a atıfla çizerek, bu düşüncemin içi boş bir iyimserlikten fazlasına işaret ettiğini, dilim döndüğünce anlatabilirim.

Ve eğer bu düşüncemde haklıysam, Türkiye’nin totaliteryenizm yolunun yarısından geriye nasıl dönebileceğine ilişkin aşağıdan yukarıya, tabandan tavana doğru ilerleyen, demokratik bir yol haritası da önerebilirim. Şöyle ki: Tabanda, sadece ‘hükümet karşıtı cenah’ olarak yaftalanan vatandaşlar arasında değil, tüm Türkiye vatandaşlarının ezici bir çoğunluğu arasında mevcut olan diyalog ve demokrasi üzerindeki ‘örtüşen görüş birliği’ farkındalık düzeyine çıkar ve tabandaki bu farkındalık siyasi partilerin yönetici kadrolarını kendi aralarında ‘bir demokrasi ittifakı’ kurmaya ‘nihayet’ ikna edebilirse; siyasi partilerin yönetici kadroları ise bir yandan kendi aralarındaki siyasi rekabeti demokratik yollarla sürdürürken bir yandan da tabanlarının ‘örtüşen görüş birliğini’ yansıtan bu diyalog ve demokrasi talebini hükümete karşı yek vücut savunurlarsa; Türkiye’nin çıktığı totaliteryenizm yolculuğundan geri dönmesi ve hatta bunu sağlıklı ve işleyen bir demokrasi kurmak için fırsata çevirmesi pekala mümkün olabilir.

Size ölme eşeğim, ölme mi dedirtti, çok mu ütopik, çok mu iyimser geldi bu düşüncem? İtiraf edeyim ben de bu fikir aklıma ilk düştüğünde aynı şeyi hissetmiştim. Hala da bu hissiyatın peşimi tümüyle bırakmış olduğunu söyleyemem. Ama, son sekiz yılda, tümüyle tabandan yükselmiş ve en az bugünkü kadar çok renkli ve çeşitli bir vatandaş kitlesinin iktidarı tökezletmeyi başarmış olduğu, Gezi ve İBB seçimleri gibi  iki büyük ‘demokratik seferberlik’ hali yaşamış olmamıza rağmen, hala tabanda, vatandaşların o çok renkli, çok parçalı çoğulluğu içinde, ‘demokratikleşme’ yönünde ortak bir vicdani kanaat mevcut olduğundan ve bu ortak kanaatin kendi çok parçalı, çok renkli gerçekliğini tavandaki siyasetçilerin çizdiği ‘iki parçalı, siyah beyaz bir kutuplaşmaya mahkum Türkiye’ karikatürüne dayatabileceğinden kuşku duyuyor olmamız sizce de ilginç değil mi? Bu kuşkumuz hem hükümetin bu sekiz yılda güç ve yetki akışını tersine çevirerek kendi ‘siyah-beyaz’ algısını Türkiye kamuoyuna dayatmayı ne ölçüde başarmış olduğunun, hem de Türkiye’de sadece bu hükümet döneminde değil, on yıllar boyunca, onlarca askeri ve sivil hükümet döneminde, bu türden ‘güç reflülerini’ ne kadar kanıksamış olduğumuzun ölçüsünü veriyor olamaz mı?

Dolayısıyla sizden ricam farkındalık düzeyine çıkartılmayı bekleyen, diyalog ve demokrasi üzerine bir örtüşen görüş birliğinin tabanda mevcut olduğuna ilişkin bu düşüncemin fazla iyimser,  fazla ütopik, fazla soyut olduğuna karar vermeden evvel lütfen bu yazı dizisini sonuna kadar okumayı bekleyin. Belki karamsar girdiğiniz bu diziden, bir nebze umutlanmış ve hatta yukarıda andığım örtüşen görüş birliğinin paydaşlarından biri olduğunuzu fark etmiş olarak çıkarsınız. Ve kim bilir, belki aynı görüş birliğinin öteki paydaşlarıyla, Türkiye demokrasini girdiği komadan uyandırmak için iletişime geçer, el birliği yaparsınız. Zira dünya tarihindeki hiç bir demokrasi vatandaşlar talep etmeden kurulmamış, vatandaşlar tarafından sahip çıkılmayan hiç bir demokrasi, girdiği komadan uyanmamıştır. Dolayısıyla Türkiye demokrasisinin de girdiği komadan sizin, bizim, hepimizin desteği olmadan uyanması mümkün olmayacaktır.

Devam edecek… 

*

[1] Murat Özbank, “Türkiye Demokrasisinde Yanlış olan Ne? Bir ‘Güç Reflüsü’ Belirtisi Olarak Türkiye’de Kamusal ve Sivil Alanların Kısıtlanması”, Birikim, 18 Mayıs 2021.

Gezi Davası yeniden: Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin yedi sanıklı Gezi Davası‘nda verilen beraat kararının bozulmasının  ardından ilk duruşma bugün Çağlayan’daki İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülmeye başlandı.

Duruşmaya Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan insan hakları savunucusu Osman Kavala, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi(SEGBİS) üzerinden katılırken, diğer tutuksuz sanıklar duruşma salonunda hazır bulundu.

Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, oy çokluğuyla Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verdi. Gezi Savunması’nın paylaştığı bilgide “Başkan, karara muhalefet şerhi koyduğunu açıkladı” denildi.

Ayrıca, hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar hakkındaki bu kararın devamına hükmedildi. Çarşı Davası dosyasının mahkemeden istenmesine karar verildi. Bir sonraki duruşma 6 Ağustos’ta yapılacak.

Yapıcı: Karar geri alınmalı

Duruşma başlamadan mahkeme heyeti, salgın koşullarına uyulmadığını belirterek, salonun boşaltılmadığı takdirde mahkemeye ara vereceğini söyledi. Salonun boşaltılmasının ardından mahkeme salonuna dönen mahkeme başkanı, İstinaf Mahkemesi’nin bozma kararını okudu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre kimlik tespitiyle başlayan duruşmada ilk olarak tutuksuz yargılanan Mücella Yapıcı söz aldı. Yapıcı, “Bozma ilanını reddediyorum. Beraatımı talep ediyorum. Ben iki kere beraat etmiş, beraatı kesinleşmiş biriyim. Bu kararın derhal geri alınmasını talep ediyorum” dedi.

Atalay: Temyiz edilmeden kesinleşti

Mahkeme başkanı ardından avukat Can Atalay‘a bozma kararına karşı ne söyleyeceğini soruldu. Atalay, “Ben bu karara uymak zorundayım’ diye başladınız. Ama şunu anımsatmak isterim. Bozma sonrası serbestlik uyarınca bu dosyadan beraat kararı verilmesi gerektiği açık. Bozma kararına uymak zorunda olabilirsiniz ama bozma sonrası serbestlik ve uyma sonrası serbestlik ilkeleri gereğince beraat kararı vermeniz gerekir” ifadelerini kullandı.

Kahraman: Beraat kararında ısrarcı olun

Bozma kararına karşı diyecekleri sorulan tutuksuz yargılanan Tayfun Kahraman, bu dosyada hiçbir şekilde hukuki olarak değerlendirilebilecek bir iddia bulunmadığını söyledi.

Gezi direnişi ve direnişe katılan herkesin kendilerinin nezdinde yargılandığını belirten Kahraman, “Türkiye’nin demokrasi tarihinin en temel şartlarından biri olan bu sürecin bizler nezdinde yargılanması kabul edilemez. Beraat kararında ısrarcı olmanızı bekliyoruz” dedi.

Kavala: Amaç dosyaları birleştirmek

İnsan hakları savunucusu Osman Kavala da bozma kararının altında yatan gerekçenin farklı davaların birleştirilmesinin önünü açmak olduğunu belirterek şunları söyledi:

Hiçbir delile dayandırılmadan benim ve diğer sanıkların hükümeti devirmek için gizli bir yapılanma içinde olduğumuz iddia ediliyor. Eğer Çarşı ile birleştirilirse siyasi amaçlarla yapılan bu suçlama örneğinin çarpıcı öğesi ortaya çıkacaktır. Beraat kararının bozulması davaları birleştirmek amacındadır. Davaların birleştirilmesi, sekiz yıl önce algı için hazırlanmış ama mahkemelerin verdiği beraat kararıyla inandırıcılığını kaybetmiş bir senaryoyu canlandırma teşebbüsü olacaktır.”

Bu baskı ne kadar sürecek?

Sanıkların savunmalarının ardından söz alan avukatlar, kararı kabul etmediklerini belirterek beraat taleplerini yeniledi. Söz alan Avukat Köksal Bayraktar “AİHM, kararında Osman Kavala’nın tutukluluğu için ‘uzatılmış’ ifadesini kullanıyor ve siyasi olduğunu söylüyor. Müvekkilim hakkındaki dosyalarda fiil aynıdır, dolayısıyla bir kimse bir fiilden ancak bir kez yargılanır kuralı burada ihlâl ediliyor. Bir insanın 21. yüzyılda 3 yıl 7 ay gibi uzun bir süre cezaevinde tek başına bırakılması, bu tahakküm, bu baskı ne kadar sürecek?” dedi.

Kavala’nın tam 43 ay üç gündür yani tam 1811 gündür tutuklu olduğunu belirten Bayraktar, “Bu tutukluluğu içinde cezaevinde söylenen ya da söylenmeyen pandemi salgınları, hastalık salgınları vardır. Müvekkilim sadece fiziken değil ruhen de yıpranmış durumdadır. Tahliye kararının bekletilmeksizin verilmesini talep ediyorum” ifadelerini kullandı.

‘Amaç Osman Kavala’yı içeride tutmak’

Osman Kavala’nın avukatlarından Deniz Tolga Aytöre ise “Bu kitlesel yargılamalar ve dava yığınları ile Kavala’nın tutukluluğunun devamı sağlanmaya çalışılıyor. Çünkü “casusluk” suçlaması tutuklamayı taşıyamıyor artık. Bu birleştirmelerle Osman Kavala içeride tutulmaya çalışılıyor. Biz Kavala’nın tutuklu kalması için yargının hukuka karşı verdiği mücadeleye şaşırıyoruz” dedi.

Aytöre açıklamasının devamında “Henri Barkey ile Osman Kavala arasında iletişim tespit tutanağı ve tanık olduğu iddia ediliyor iddianamede. Ama ne iletişim tespit tutanağı var ne tanık beyanları. İddianamede deliller değil ithamlar söz konusu .Kamu yetkisi kullanılarak anayasal hakları ellerinden alınan Osman Kavala’dır. Unsurları oluşmamış atılı suçtan bihakkın tahliyesini talep ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

Tutukluluğa devam kararı

20 dakikalık aranın ardından ara kararını açıklayan mahkeme, Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verdiğini söyledi.

Gezi Savunması hesabının paylaştığı bilgide “Başkan, karara muhalefet şerhi koyduğunu açıkladı” denildi.

 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Hadi Özışık’ı üyelikten çıkardı

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, (TGC) Gazeteci Hadi Özışık‘ın suç örgütü lideri Sedat Peker‘le olan görüşmelerinin ortaya çıkmasının ardından, Özışık’ı üyelikten çıkardığını duyurdu.

TGC, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Hadi Özışık’la ilgili çok sayıda şikayetin kendilerine iletildiğini ifade etti.

Oy birliğiyle üyelikten çıkarıldı

TGC Yönetim Kurulu, 20 Mayıs 2021 gününde yaptığı toplantıda Hadi Özışık’la ilgili şikayetleri değerlendirdi. Değerlendirme sonucunda, Özışık’ın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Tüzüğü’nde belirtilen kuruluş amacıyla ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde belirtilen ilkelerle bağdaşmayan tutum ve davranışları olduğunun tespit edildiği belirtildi.

Bununla ilgili olarak da Hadi Özışık’ın TGC Tüzüğü’nün ilgili maddeleriyle, Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne aykırı davranışları gerekçe gösterilerek oy birliğiyle üyelikten çıkarılmasına karar verildi.

İtiraz hakkı var

TGC Yönetim Kurulu, Hadi Özışık’ın üyelikten çıkarılmasıyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu 20 Mayıs 2021 günü yaptığı toplantıda 3959 sicil numaralı üyesi Hadi Özışık ile ilgili şikayetleri de değerlendirmiştir. Hadi Özışık’ın suç örgütü lideri Sedat Peker ile olan ilişkisini ortaya koyan video kayıtları ve açıklamaları TGC üyeleri tarafından tepkiyle karşılanmış çok sayıda şikayet Cemiyete iletilmiştir. Değerlendirme sonucunda Hadi Özışık’ın şikayete konu olan davranışlarının kamuoyunda görüntülü ve yazılı olarak somut bir biçimde alenileştiği görülmüştür.

Hadi Özışık’ın suç örgütü lideri Sedat Peker ile olan ilişkileri, davranışları, açıklamaları, TGC Tüzüğü’nün Üyelikten Çıkarmayı düzenleyen 11. Maddesi’nin g bendi kapsamında değerlendirilmiştir.

Üyemiz Hadi Özışık’ın Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ Tüzüğü’nde belirtilen kuruluş amacıyla ve Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde belirtilen ilkelerle, bu bildirgede yer alan gazetecinin doğru davranış kuralları, hak ve sorumluluklarıyla bağdaşmayan tutum ve davranışlar içinde olduğu tespit edilmiştir.

Tüm bunların sonucunda Tüzüğün 11. Maddesinin g bendi ile Yönetim Kurulu’nun görev yetkilerini düzenleyen 21. Maddesinin g bendine dayanılarak Hadi Özışık’ın oy birliği ile üyelikten çıkarılmasına karar verilmiştir. Hadi Özışık’a üyelikten çıkarılma kararına karşı Tüzük gereği genel kurulda itiraz hakkı olduğu bildirilmiştir.”

‘Kuş gözlemi, çocuklarda merak duygusunu ve hayal gücünü geliştiriyor’

Kuş gözlemi ülkemizde yeni yeni yaygınlaşırken çocukların hem öğrenip hem gözlemleri sırasında kullanabilecekleri bunu yaparken de eğlenebilecekleri çok sınırlı kaynak var.

Doğu Akdeniz Araştırma Derneği’nden Nazlı Ayhan’ın kendi çizdiği resimleriyle birlikte kaleme aldığı ve geçtiğimiz günlerde Yeni İnsan Yayınevi’nden yayınlanan Kuş Kitabı, bu eksikliği kapatıyor.

Gökyüzüne bakmaya teşvik ediyor

Kitapta hem kuşlar hakkında bilgiler veriliyor hem de sayfaların altında yer alan “Daha önce gördünüz mü?” kutucuğu; çocukları gökyüzüne bakmaya, kuşları aramaya ve onları araştırmaya teşvik ediyor.

Kitabın sonundaki eşleştirme oyunu ve kitap içerisinde yer alan boyamalar ise kitapta öğrenilenlerin pekiştirilmesini sağlıyor.

Biz de Nazlı Ayhan ile bir araya gelerek hem bu cıvıl cıvıl kitabı hem de kuş gözleminin ne anlama geldiğini ve ebeveynlerin çocuklarının ilgisini kuş gözlemine nasıl çekebileceğini konuştuk.

Elif: Öncelikle daha önce benzeriyle hiç karşılaşmadığım bu kitap için tebrik etmek istiyorum. Hem görseller hem verilen alıştırmalar ve bilgiler benim de çok heyecanlanmama neden oldu. Hatta biraz gökyüzüne bakıp kitapta tanıtılan kuşlar kutucuklara için bir tik de ben koymak istedim

Nazlı Ayhan: Kitabı beğenmenize ve sizde kuşlara bakma isteği uyandırmış olmasına çok sevindim. Dilerim daha çok kişide bu hisleri oluşturur.

‘Kaynak sayısı oldukça kısıtlı’

Kuş Kitabı’nı nasıl bir eksikliği gidermek için yazdınız? Kitap, ne amaçlıyor?

Kuş Kitabı en temelde çocuklarda gözlem ve araştırma isteği uyandırmayı hedefliyor. Kitabı çocuğuma kuşları öğretmek istediğimde elimde nasıl bir kitap olsa keyifli olur düşüncesi ile ortaya çıktı.

Çok uzun zamandır arkadaşlarımla birlikte hayalini kurduğum bir “Biyoloji Köyü” hayali var bu hayalin benim payıma düşen kısmı biyoloji köyünde çocuklara kuşları anlatmak onlarla birlikte kuş gözlemine çıkmak. Kuş Kitabı bu hayale doğru atılmış bir adım.

Çocukların kuş gözlemlerinde kullanabilecekleri Türkçe kaynak sayısı oldukça sınırlı. Bu çok büyük bir eksik. Kuş Kitabı’nın bu eksikliği doldurduğu için kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Kuş Kitabı’ndan sayfalar

‘Huzur ve heyecan veriyor’

Sizin de bir kuş gözlemcisi olduğunuzu anlıyorum. Kuş gözlemi yapmak sizin için ne anlama geliyor? 

Evet üniversite yıllarımdan beri amatör olarak kuş gözlemi yapıyorum. Kuş gözlemi benim icin huzur ve heyecanın bir arada olduğu bir aktivite. Doğada olmak bana hep huzur vermiştir.

Bunun yanında kuş gözlemi icin hep tetikte olmanız, harekete sese dikkat vermeniz gerek. Bu bana çok heyecan verici geliyor. Bir kuş gördüğümde onun hangi tür oldugunu anlamaya çalışmak, davranışlarını gözlemlemek, o türe dair yeni şeyler öğrenmek benim kuş gözlem ile ilgili çok heyecan duyduğum anlar.

‘Doğada bol bol vakit geçirsinler’

Kuş gözlemine başlamak isteyen çocuklar ve onların ilgisini kuşlara çekmek isteyen ebeveynler nasıl bir yol izlemeli sizce?

Kuş gözlemine başlamak isteyen çocuklara ve ebeveynlere ilk tavsiyem bol bol doğada vakit geçirmeleri olacaktır. Çünkü doğada bir süre vakit geçirdikten sonra hareketlere, seslere karşı insanın algıları genişliyor.

Kuş gözlemine başlama yeri olarak sulak alanları önerebilirim. Sulak alanlar hem tür çeşitliliğinin çok olduğu hem de su kuşlarına ev sahipliği yaptığı için kuş gözlemine başlamak için daha uygun alanlar.

Ötücü kuşlar çok hızlı hareket ettiklerinden çocuklar için onları gözlemlemek daha zor olabilir ama su kuşları yavaş hareket ettiklerinden başlangıç için daha kolay gözlenebilirler.

‘Hayal gücünün gelişmesine katkı’

Kuş gözlemi yapmak çocukların gelişiminde nasıl bir eksikliği kapatıyor veya nasıl bir katkı sağlıyor? Bu bilgi ve ilgiyle büyümek nasıl bir dünyanın anahtarı sizce?

Ben pedagog değilim ancak kuş gözlemi yapmanın en temelde çocukların merak duygusunu geliştireceğini onları gözlem yapmaya ve araştırmaya yönlendireceği için çocukların gelişiminde büyük katkısı olacağını düşünüyorum.

Kuşların renkli, hareketli dünyası çocukların zihninde yeni sayfalar açacak ve onların hayal gücünün gelişmesine katkı sağlayacaktır.

‘Kentte yaşamak bir engel değil’

Nüfusun çoğunluğu kentlerde yaşarken, doğaya olduğu gibi gezegeni paylaştığımız kuşlara da bir mesafe koyabiliyoruz. Kentte yaşamak kuş gözlemi yapmanın önünde bir engel mi?

Kentte yaşamak hiçbir şekilde kuş gözlemi yapmanın önünde bir engel değil. En küçük park alanlarında bile birkaç farklı tür kuş görmek mümkün.

Kuş Kitabı’nda seçtiğim kuş türlerinin çoğu görece daha yaygın olan türler. Örneğin kitapta yer alan ötücü kuşların çoğuna parklarda rastlamak mümkün.

Kitabınızda kızınız Maya’dan da bahsediliyor. Onun kuşlar konusunda nasıl bir deneyimi var?

Kızım Maya henüz 9 aylık onu her fırsatta park ya da doğal alana götürüyorum. Ona kuşları göstermeye çıkardıkları seslere kulak vermesini sağlamaya çalışıyorum. Tabi an itibari ile biraz küçük. Dilerim ileride birlikte kuş gözlem yapacağımız günler gelecek.

Rekabet Kurumu: WhatsApp’in veri paylaşımına ilişkin güncellemesi yürürlüğe girmeyecek

Rekabet Kurumu, çevrimiçi mesajlaşma uygulaması WhatsApp‘in veri paylaşımına ilişkin kullanım koşulları güncellemesinin Türkiye’de devreye girmeyeceğini duyurdu.

WhatsApp, Facebook‘la kullanıcı verilerinin paylaşılmasını içeren son güncellemenin kabul edilmesi için kullanıcılara 8 Şubat’a kadar süre vermiş, ardından da bu süreyi 15 Mayıs’a ertelemişti.

Onay vermeyen kullanıcıların da uygulamanın özelliklerini kademeli olarak kullanamayacağını duyurmuştu.

‘Yürürlüğe girmeyecek’

Rekat Kurumu tarafından konuyla ilgili yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Rekabet Kurumu tarafından alınan tedbir kararı ve yapılan incelemeler sonrasında WhatsApp tarafından veri paylaşımını içeren söz konusu güncellemenin, onaylayan kullanıcılar dahil olmak üzere, Türkiye’deki hiçbir kullanıcı açısından yürürlüğe girmeyeceği tarafımıza bildirilmiştir.”

WhatsApp’ın, veri paylaşımını içeren kullanım koşullarının ve gizlilik ilkesinin güncellenmesi ve kullanıcılar tarafından onaylanmasını istemesi üzerine Rekabet Kurumu 11 Ocak’ta güncellemeye ilişkin geçici tedbir kararı almıştı.

Rekabet Kurumu, Facebook ve WhatsApp hakkında resen soruşturma başlatmış ve WhatsApp verilerinin paylaşılması zorunluluğunun durdurulması gerektiğine vurgu yapmıştı.