Ana Sayfa Blog Sayfa 1464

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] İstanbul’un doğal yüzü henüz varken…

İstanbul denince aklımıza genellikle doğa gelmiyor. Bu kocaman şehirde yaşayanların gördüğü gri manzara,  soluduğu puslu hava, duyduğu gürültü, ayak bastığı ya da dokunduğu yüzeyler “doğal”dan anladığımız şeyden kesinlikle çok farklı.  En kötüsü de tüm bunların duyularımızı köreltmesi, bizi doğal olanı tanıyamaz, seçemez hale getirmesi. Büyük kentlerde renkli, canlı, kıpraşan, yapay seslerden farklı sesler çıkaran, cıvıl cıvıl bir şeye rastladığımızda çocuklarımız bile yabancı bir olguyla karşılaşmış gibi tepki veriyor gelinen noktada.

31 yıldır sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin pek çok kenti, kasabası ve köyünde doğayı korumak için çalışmalar yapan Çekül Vakfı ya da açık ismiyle Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı, özellikle çocuklara dönük atölyeler, fidan dikim etkinlikleri ve festivaller düzenliyor.

Gökçen Hazen’in yazdığı, Canan Barış’ın resimlediği Doğan Egmont tarafından yayımlanmış olan Doğanın Peşinde, İstanbul’un Doğal alanlarına Yolculuk kitabı da Çekül Vakfı işbirliği ile çocuk ve gençler için hazırlanmış. Ama yetişkin okurların da faydalanabileceği bir rehber niteliğinde.

Her şeyden önce İstanbul’un da bir doğal hayatı olduğunu ve bu doğal mirası korumamız gerektiğini hatırlatıyor. Tabii koruyabilmenin yolu öncelikle keşfetmekten, öğrenmekten ve sahiplenmekten geçiyor.

12 bin bitki türünün 2.500’ü İstanbul’da

Kitabın konuya, “Türkiye’de doğal olarak yetişen 12 bin civarındaki bitki türünün yaklaşık 2 bin 500’ünün İstanbul’da olduğunu biliyor muydun?” sorusuyla girmesi hiç de boşa değil. Bırakalım genç kuşağı, biz yetişkinlerin büyük bölümü de İstanbul’un doğal zenginliği ve eko sistemleri hakkında pek az bilgiye sahip, doğrusu.

Bu kitap bu boşluğu bir nebze olsun doldurmak için bizi İstanbul ve çevresinde bulunan doğal alanlarda birbirinden ilginç ve heyecan verici ayrıntılarla dolu bir seyahate çıkarıyor.

Kızılgerdan.

Belgrad Ormanı, Terkos Havsazı, İstanbul Adaları Kızılçam Ormanları, Polonezköy Ormanı, Arnavutköy Fenertepe Ormanı, Elmalı Havzası,  Çilingoz Koyu, Garipçe Köyü Makilikleri ve Beykoz Göknar  Ormanı’nın her birine ayrı bir bölüm ayrılmış.

Alt başlıklarda bu alanlar tanıtılmakta; maki, havza, tabiat parkı, muhafaza ormanı, mesire alanı vb. gibi isimler almalarını sağlayan ayırt edici özellikler açıklanmakta, burada yaşayan canlı çeşitliliği ile ilgili şaşırtıcı bilgiler verilmektedir.  Farklı ağaç türlerine ise özel birer sayfa ayrılmış. Örneğin Polonez Ormanı bölümünde o çevrede sık rastlanan ıhlamur, Çilingöz Ormanı bölümünde ise bu ormanın en önemli ağaç türü olan Karaçam tanıtılırken, bu ağaçları Türkiye’de başka nerelerde bulabileceğimiz hakkında da bilgi sahibi oluyoruz.  İstanbul’un doğal alanlarında su samuru görebileceğimizi, dünyanın en güzel kelebeklerden sayılan tavus kelebeğine rastlayabileceğimizi,  kızılgerdan gibi bir dizi kuş türünü gözlemleyebileceğimizi ve daha birçok ilginç hayvanla aslında aynı ortamı paylaştığımızı da heyecan ve hayretle öğreniyoruz.

Gökçen Hazen.

Eserin güçlü yanlarından biri de kuru dersler vermekten kaçınması. Çocuk okura doğrudan hitap eden sade dili ve renkli çizimleri buna hizmet eden önemli unsurlar. Tabii genç okuru keşfetmeye ve maceraya çağıran etkinlik önerileri de kitabın eğlenceli yanına katkı sunuyor. Doğa yürüyüş ve kampları, kültür gezileri, bisiklet turları ve müze ziyaretleri … İstanbul’un doğal alanları, Doğanın Peşinde’n giden ve onu koruma bilincine sahip genç yaşlı herkesi bekliyor!

600’den fazla müzisyen imzaladı: İsrail için boykot çağrısı

Musicians for Palestine, (Filistin’i Destekleyen Müzisyenler) İsrail’i boykot etmek için bir mektup yayımladı.

“Müzisyenler olarak sessiz kalamayız. Bugün Filistin’in yanında olmalıyız” ifadelerinin yer aldığı mektubu, dünyanın birçok ülkesinden 600’den fazla müzisyen imzaladı.

Türkiye’den ise piyanist Büşra Kayıkçı ve çellist Duygu Demir mektuba imza attı.

‘İsrail, savaş suçu işliyor’

Independent Türkçe’de yer alan habere göre, mektupta İsrail’in Gazze’ye son saldırılarda savaş suçu işlediği kaydedildi ve İsrail, “Filistinlilerin etnik temizliğine bağlı bir yerleşimci-sömürgeci proje” yapmakla suçlandı.

Ayrıca, mektupta “Sizi de İsrail’deki suç ortağı kültürel kurumlarda konser vermeyi reddederek bize katılmaya çağırıyoruz” ifadeleri yer aldı.

İmzacılar arasında ünlü isimler yer alıyor

Mektubun imzacıları arasında eski Pink Floyd solisti Roger Waters, Rage Against the Machine, Questlove, Run the Jewels, System of a Down‘dan Serj Tankian, Patti Smith ve The Strokes grubundan Julian Casablancas gibi ünlü isimler de yer alıyor.

Mektubu, bazı Yahudi müzisyenler de imzaladı.

‘Birlikte ses çıkarmaya teşvik etmek istedik’

Musicians for Palestine grubunun organizatörlerinden Kanadalı müzisyen Stefan Christoph, konuyla ilgili şu açıklamada bulundu:

Sanatçıları birlikte ses çıkarmaya teşvik etmek istedik ve umarım bu sayede insanlar Filistin’deki insan haklarını savunmak için konuşma cesaretine sahip olur.”

Daha önce de İsrail’i boykot amacıyla sanatçılar için imza metinleri yayımlanmıştı. Ancak, son yayımlanan bu mektup ana akım müzik dünyasından en fazla sayıda müzisyenin desteklediği mektup oldu.

Yalıkavak Marinası’ndan el çektirilen Mehmet Ağar: Zaten bırakacaktım

Organize suç örgütü lideri Sedat Peker‘in ortaya attığı iddiaların ardından eski İçişleri ve Adalet Bakanı Mehmet Ağar’ın Yalıkavak Marina‘daki görevinden alındığı belirtildi. Olayı doğrulayan Ağar, “Bu olaylar başladığı anda, ayrılmak istediğimi ifade etmiştim. Ameliyat olunca biraz beklemişler, anlaşılan” dedi.

Ağar şöyle konuştu: “Zor bir ameliyat geçirdim, sağlığımı düşünüyorum. Yönetim Kurulu ne yaptı, bilmiyorum. Zaten ayrılmak niyetindeydim. Ameliyat olduktan sonra İstanbul’daki evimde dinlenmeye çekildim. Benim Bodrum’da ne işim var? Ben, bu olaylar başladığı anda Yönetim Kurulu Başkanlığı’ndan ayrılmak istediğimi ifade ettim. Onlar belki bu hastalık dolayısıyla bir jest yaptılar bana. Bugüne kadar bekletmişlerdir.  Ne yaptılar bilmiyorum. İşin doğrusu ilgilenecek vaktim de yok.”

Şirketin de bir açıklama yapması bekleniyor.

Ne olmuştu?

Sedat Peker, ilk videolarında Mehmet Ağar’ı FETÖ davasında ceza alıp tahliye edilen Palmali Holding’in sahibi Mübariz Mansimov Gurbanoğlu’na “kumpas kurmakla” suçlamış; Mansimov’u tehdit ederek Bodrum’daki Yalıkavak Marina’ya el koyduğunu söylemişti.

Sedat Peker’in iddialarını yanıtlayan Mehmet Ağar ise, “Rica üzerine yönetici olarak buradayım. Bizi buradan uzaklaştırınca yapılacak olan da belli: Buraya mafya çökecek” demişti.

Bu ifadelere İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tepki göstermiş, “devlette görev yapmış birinin marinada görevinin olmaması gerektiğini” belirterek, “Ben olsam 48 saat içinde bırakırım” demişti.

Tolga Ağar da yönetimdeydi

2014’te marinanın yönetimine, Peker’in İletişim Fakültesi öğrencisi Yeldana Kahraman’a tecavüz ve cinayetle suçladığı,  bugün AKP Milletvekili olan eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın oğlu Zülfü Tolga Ağar da girmişti.

Marinadaki hisselerin bir bölümünü 2016 yılında satan Gurbanoğlu ise aradan bir yıl geçtikten sonra otel ve marinanın değerinin altında hatalı biçimde devrinin gerçekleştirildiği iddiasıyla Palmali Holding ve RSR Holding’e dava açtı.

İnsanlığın en eski ‘iklim savaşı’nın kalıntıları bulundu

Nil Nehri Vadisi’nde, bilinen en eski savaş mezarlıklarından biri, dünyanın ilk “iklim değişikliği nedeniyle” çıkan savaşının izlerini taşıyor olabilir.

Jebel Sahaba olarak bilinen bu eski mezar alanının tam bir yeniden analizine göre, burada gömülü insanlar muhtemelen tek bir trajik saldırıdan ziyade bir dizi şiddetli çatışmaya maruz kaldı. Araştırmacılar savaşların, iklim değişikliği yüzünden harap olmuş bir coğrafyada,  gıpta ile bakılan bir yer yüzünden çıkmış olabileceğini öne sürüyor.

Mezar alanındaki 61 kişinin kemiklerini yeniden inceleyen ve çalışmaların sonucunu Scientific Reports’ta yayımlayan araştırmacılar, çoğu ölümcül olmayan yüzün üzerinde yeni yaralanma belirtisi buldu. İskeletlerin dörtte birinde hem iyileşmiş hem de iyileşmemiş yaralar tespit edildi; bu da bu avcı-toplayıcı grubunun hayatlarında bir kereden fazla vahşi şiddet olayları yaşadığını gösteriyor.

Travmaların çoğunun ok veya mızrak gibi silahlardan kaynaklanmasının da saldırıların grubun içinden değil, muhtemelen dışarıdan geldiğini gösterdiği düşünülüyor. Saldırılardan erkekler, kadınlar ve çocuklar benzer şekilde etkilenip gömülmüş. Bu veriler de Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi ve Toulouse Üniversitesi‘nden antropolog ve jeokimyacılardan  oluşan ekipteki bilim insanlarını şiddetin çatışmalar, baskınlar veya pusulardan kaynaklandığı önermesine götürüyor. 

‘Buz Devri’ndeki büyük iklimsel ve çevresel değişikliklerin yol açtığı çatışmalar’

Çalışmanın yazarları, “Muhtemelen büyük iklimsel ve çevresel değişiklikler tarafından tetiklenen Jebel Sahaba’daki savaşların, tekil bir olaydan çok, ara sıra ve tekrarlayan kişiler arası şiddet olaylarını desteklediği” görüşünde.

13.400 ila 18.600 yıl öncesine tarihlenen Jebel Sahaba mezarlığı, dünyanın en eski organize şiddet örneklerinden birinin kanıtı olarak kabul ediliyor.

Zamanlama ise son Buz Devri‘nin sonuna denk geliyor. Bu aşırı iklim değişikliği, Doğu Sahra Çölü‘nü soğuk ve aşırı kurak bir bölgeye dönüştürdü ve sadece birkaç yeri insanların yaşamına uygun hale getirdi.  Aynı dönemde Nil Nehri Vadisi, suya, balığa ve yemyeşil bitki örtüsüne kolay erişimi olan bir sığınaktı. Ancak nehrin su seviyesi üzerindeki sert dalga hareketleri, civarda üzerinde yaşanacak çok fazla arazi olmadığı anlamına geliyordu.

Kısa süre sonra bölgedeki birkaç ideal nokta avcı-toplayıcılarla dolup taştı ve kıt kaynaklar için rekabet arttı.  Dünyanın bu bölgesinde bir arada sıkışmış olan farklı insan grupları, muhtemelen bir dizi savaşa girişti.

Yazarlar, “İklim değişikliğinin tetiklediği bölgesel ve çevresel baskılar, büyük olasılıkla kültürel olarak farklı Nil Vadisi yarı hareketsiz avcı-balıkçı-toplayıcı grupları arasında görülen bu sık sık çatışmalardan sorumludur” sonucuna vardı.

Araştırma, iklim değişikliğinin hem şimdi hem de geçmişte insan çatışmalarının önde gelen bir itici gücü olduğuna dair artan kanıtları destekliyor.  Dünya daha önce hiç olmadığı gibi bir iklim krizine girerken,  uzmanlar gelecekte daha da büyük bir çatışmaya doğru yöneldiğimizi düşünüyor.

 

13 Barodan Sedat Peker’in iddialarıyla ilgili açıklama: Yargıyı Göreve Davet Ediyoruz

Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Tunceli, Diyarbakır, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak ve Van baroları, bir süredir çektiği videolarda ileri sürdükleriyle gündemde olan organize suç örgütü lideri Sedat Peker‘in iddialarıyla ilgili “Yargıyı Göreve Davet Ediyoruz” isimli bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, Peker’in açıklamalarına ilişkin Cumhuriyet savcılarının harekete geçmesi gerektiğinin altı çizildi.

‘Demokratik hukuk devletinin gereği yargı bağımsızlığı’

13 baro tarafından yapılan açıklamada, Peker’in ortaya attığı iddialar hatırlatıldı ve şöyle devam edildi:

Demokratik hukuk devleti olmanın ön koşulu, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden tamamen ayrı olması ve yargının bağımsız hareket edebilmesidir.

Sedat Peker tarafından şu ana kadar; gazeteci Uğur Mumcu ve gazeteci Kutlu Adalı cinayetleri, Kürt iş insanları Savaş Buldan, Behçet Cantürk ve diğer Kürt iş insanlarının öldürülmesinin alınan karar doğrultusunda olduğu, Mehmet Ağar tarafından dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e sunum yapıldığı ve bu doğrultuda karar alındığı, alınan kararın gereğinin yerine getirildiği, faili meçhul cinayetlerin bu doğrultuda Mehmet Ağar ve Korkut Eken gibi ilgili şüphelilerce işlendiği iddia edilmiştir.”

‘İddialara ilişkin soruşturma açılmalı’

Cumhuriyet savcılarının Peker’in ortaya attığı iddialara ilişkin soruşturma açmaları gerektiği kaydedilen açıklamada, aksinin demokratik bir hukuk devletinde kabul edilemeyeceği ifade edildi:

Cumhuriyet savcılarının Sedat Peker’in beyanlarında yer, kişi ve zaman belirtmek suretiyle ortaya koyduğu vahim iddia ve tanıklıkları bir suç ikrar ve ihbarı olarak kabul edip soruşturma açmaları görevlerinin gereğidir.

Cumhuriyet savcılarının açacakları soruşturmalarla kamuoyuna yansıyan yeni bilgiler ışığında bu karanlık dönemi bütün yönleriyle hızlı ve etkili bir şekilde soruşturarak failleri yargı önüne çıkarması gerekmektedir.

Aksi durum yargının varlığının inkarı olup, bunun demokratik bir hukuk devleti sisteminde kabulü mümkün değildir.

Biz aşağıda imzası bulunan Barolar; Sedat Peker’in beyanlarında ikrar ve ihbar edilen tüm suçlarla ilgili Cumhuriyet savcılarınca derhal seri, etkili ve tarafsız bir soruşturma açılarak ilgililer hakkında gerekli adli süreçlerin işletilmesini talep ediyoruz.”

Selahattin Demirtaş’a 2.5 yıl hapis cezası daha

Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen davada, duruşmaya SEGBiS ile bağlanan Demirtaş, suçlamaları reddederek davanın politik olduğunu savundu. Başka suçtan yargılandığı Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi‘ndeki savunmasında dile getirdiği “Ben bunu kimsenin yanına bırakmam, hesap sorulacak” sözlerinden dolayı hakkında dava açıldığı belirtilen Demirtaş, hukuk önünde hesap sormayı kastettiğini öne sürdü.

Sanık avukatları da müvekkilinin ifadelerinde suç unsuru bulunmadığını iddia ederek, beraat istedi.

Beyanların ardından hükmü açıklayan mahkeme, Demirtaş’a “terörle mücadelede görev alan kamu görevlilerini hedef göstermek” suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

Başak Demirtaş: Gün gelecek hukuk herkese lazım olacak!

Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, verilen yeni cezaya yönelik sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı: “Her gün açığa çıkan vahim iddialarla ilgili tek bir soruşturma bile açılmazken, bugün Selahattin’e, “Bunların hepsinin hesabını yargı önünde vereceksiniz” dediği için 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Gün gelecek, hukuk herkese lazım olacak!”

Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman ise, “Demirtaş’a, ikinci tutuklamasını organize eden Başsavcı Yüksel Kocaman’a ‘hukuk önünde hesap vereceksin’ dediği için 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Hiç bir önemi ve anlamı yok. Hukuk önünde hesap vereceklere sadece üç kişilik bir hakim heyeti daha eklendi!” dedi.

Taksim Cami açıldı-Cumhurbaşkanı Erdoğan: İstanbul’un fethinin 568. yıldönümü hediyesi

İstanbul Taksim Meydanı‘nda yapımına dört yıl önce başlanan Taksim Cami, bugün Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın katılımıyla açıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, caminin İstanbul’un fethinin 568. yıldönümü hediyesi olduğunu söyledi. Açılışa binlerce kişi katıldı.

Açılışta çok sayıda siyasi isim de yer aldı

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş‘ın cuma hutbesini okumasının ardından, camideki ilk namaz kılındı.

Cuma namazına, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Muhammed Hamdan Dagalo Hmidti, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, AK Parti Genel Başkanvekilleri Numan Kurtulmuş ve Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekili Tevfik Göksu, İstanbul İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Nuh Köroğlu, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, AK Parti İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız ve bazı AKP’li milletvekilleri de katıldı.

‘İstanbul’un seçkin yapıları arasında yerini aldı’

Cumhurbaşkanı, caminin açılışında bir konuşma yaptı. Erdoğan, caminin İstanbul’un seçkin yapıları arasında yerini aldığını ileri sürdü:

Mimarisiyle Beyoğlu’na uyumuyla, mühendisliğiyle sayılı projeler arasında yer alan camimiz İstanbul’un seçkin yapıları arasında yerini almıştır. Taksim Cami İstanbul en önemli kültür-sanat merkezlerinden birisi de olacaktır. Taksim Cami’ni bir süre önce yeniden ibadete açtığımız Ayasofya Cami Kebir’ine verdiğimiz bir selam, İstanbul’un fethinin 568’inci yıldönümüne bir hediye olarak görüyorum. Bu vesileyle şehr-i İstanbul’u medeniyet mirasımıza katan Fatih Sultan Mehmed hanı bir daha yad ediyorum. Aziz şehitlerimizin her birine rahmet diliyorum.”

Barbaros Hayrettin Paşa Cami inşa ediliyor

Erdoğan, Barbaros Bulvarı üzerinde de Barbaros Hayrettin Paşa Cami‘nin inşa edildiğini duyurdu:

İBB Başkanlığına seçildiğimde verdiğimiz sözlerden birisi de bu caminin inşasını gerçekleştirmekti. 28 Şubat ve sonrası gelişmeler nedeniyle bu sözümüzü yerine getiremedik. 2013 yılında tekrar harekete geçtiğimizde de karşımızda Gezi olaylarını bulduk. O teröristlerin karşımıza dikildiği zaman. Hızla bir eserimiz daha yükseliyor. O da Barbaros Bulvarı üzerinde Barbaros Hayrettin Paşa Cami’ni inşa ediyoruz. Onu da kısa zamanda bitireceğiz. Barbaros oradan Beşiktaş’a indi. Orası adeta mabedsiz beldedir. Camimizi yaparak orayı da mabedsiz olmaktan çıkaracağız.”

‘Büyük ve güçlü Türkiye’nin doğuşunun işaretlerinden’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Taksim Cami önünden yankılanan sesin, ülke üzerinde hesapları olan herkesi rahatsız ettiğini öne sürdü:

Milletimizin bin yıldır canı pahasına koruduğu vatanını parçalamak, devletini zayıflatmak için uğraşanların sonu yine hüsran olacaktır. Türkiye’nin sadece kendi sınırlarından ibaret olmadığının en büyük ispatı maruz kaldığı saldırılardır. Bu saldırıların hepsini de akamete uğratmayı başardık. Bundan sonra da aynı azim, kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Bozguna uğrattığımız her kirli atağın yerini yenisi alacaktır. Taksim Cami önünden yankılanan sesin, ülkemiz üzerinde hesapları olan herkesi rahatsız ettiğinden şüpheniz olmasın. Taksim Camisi tüm dost ve kardeşlerinin umudu olan büyük ve güçlü Türkiye’nin doğuşunun işaretlerinden birisidir. Milletimiz 150 yıllık hayaline kavuşmuştur. Bu uzun mücadele döneminde emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyorum.”

Caminin özellikleri

Sur Yapı tarafından hayata geçirilen caminin ana girişiyle birlikte toplam dört girişi bulunuyor.

Caminin girişi, abdesthaneleri, zemini ve tavanında sekiz köşeli Selçuklu motifleri bulunuyor. Caminin zemin üstü bina yüksekliği 20.70 metre, ana kubbe yüksekliği 9.6 metre, çapı ise 28 metre.

Caminin toplam 12 bin 574 metre karelik alanı var. Camide 165 araçlık üç katlı otopark bulunuyor. Ayrıca, konferans ve sergi salonları gibi alanlar da bulunuyor.

Ekrem İmamoğlu için dört yıla kadar hapis cezası istendi

31 Mart 2019 seçiminin iptal edilmesinin ardından Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine “alenen hakaret” ettiği gerekçesiyle, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında 4 yıl 1 aya kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı.

YSK çalışanları mağdur olmuş

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı‘nca hazırlanan iddianamede YSK çalışanı 11 kişinin mağdur olduğu belirtildi.

Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan suç duyurusunda İmamoğlu’nun 31 Mart 2019 tarihinde yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin 6 Mayıs 2019 tarihinde iptal edildiği kaydedildi. Yenilenen seçimde İBB Başkanı olarak İmamoğlu’nun yeniden seçildiği ve 4 Kasım 2019 günü yaptığı basın açıklamasında YSK üyelerine hakaret ettiği öne sürüldü.

Yazılı savunmasına da yer verilen iddianamede, İmamoğlu’nun suçlamayı kabul etmediği belirtildi.  İmamoğlu’nun “Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine karşı görevlerinden dolayı alenen zincirleme hakaret” suçundan 1 yıl 3 ay 15 günden 4 yıl 1 aya kadar cezalandırılması istemiyle iddianame hazırlandı. İddianame kabul edilirse İmamoğlu hakim karşısına çıkacak.

Kore Ulusal Emeklilik Fonu, yeni kömür santrallerini finanse etmeyecek

Kore Ulusal Emeklilik Fonu, bugün iklim krizini yönetmeye yönelik acil ihtiyacı gerekçe göstererek, yurtiçi ve yurtdışındaki yeni kömür santrallerinin inşasını finanse etmeyi durdurmayı taahhüt etti.

Ancak uzmanlar, bu açıklamanın kapsam açısından beklenenden çok daha az iddialı olduğunu belirtiyor. Benimsenen bu yeni politika, kömür madenciliği ve elektrik üretimi gibi var olan diğer kömür işletmeleri için değil, yalnızca yeni kömürlü termik santrallerin inşası için geçerli olacak.

Emeklilik Fonu Yönetim Komitesi, yeni politikaya dair ayrıntıları hazırlamak için daha fazla zamana ihtiyacı olduğunu ve uygulamanın aslında yılın ikinci yarısında araştırma yaptıktan sonra yürürlüğe girmesinin beklendiğini söyledi.

Dünyanın üçüncü büyük emeklilik fonu

Kore Ulusal Emeklilik Fonu, Aralık 2019 itibarıyla yönettiği 637 milyar ABD doları değerindeki varlığı ile dünyanın 3. büyük emeklilik fonu konumunda ve kömüre yüksek oranda bağımlı kalması nedeniyle uzun süredir eleştirilere maruz kalıyordu.

Norveç Devlet Emeklilik Fonu ve İngiltere Ulusal İstihdam Tasarruf Vakfı gibi büyük uluslararası fonlar ise, fosil yakıt endüstrisiyle tüm bağları kesmeye başladı.

Yakın tarihli bir rapor, Kore ulusal emeklilik fonu ve diğer finansman kuruluşlarının sponsor olduğu Güney Kore’nin kömüre dayalı elektrik santrallerinin, 1983 yılından bu yana yaklaşık 9.500 erken ölüme neden olduğunu ve sağlık ve refah harcamaları nedeniyle 16 milyar ABD doları maliyetle geldiğini gösteriyor.

228 yıllık Louvre Müzesi’ne ilk kez bir kadın yönetici atandı

Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan ve dünyaca ünlü tarihi eserlere ev sahipliği yapan Louvre Müzesi’nin yönetimine 228 yıllık tarihinde ilk kez bir kadın yönetici getirildi.

Fransa Cumhurbaşkanlığı, Louvre Müzesi’nin başına, Orsay Müzesi’nin de yönetiminde yer alan 54 yaşındaki sanat tarihçisi Laurence Des Cars’ın seçildiğini duyurdu.

Karar ile, Louvre, kurulduğu tarih olan 1783’ten bu yana ilk kez bir kadın tarafından yönetilecek. Car, aynı zamanda dünyanın en önemli eserlerine ev sahipliği yapan Orsay Müzesi‘nin de yönetimine gelen ilk kadın olmuştu.

Cars’ın 4 yıl önce yönetimine geldiği Orsay Müzesi’nin sergi odalarını genişletmesi ve daha fazla sanatsal çeşitlilik sunma çalışmaları halkın takdirini toplamıştı. Cars yönetiminde, 2019’da gerçekleşen ve Fransa’nın sanatsal avangartlarına ilham veren “unutulmuş” siyah modellere odaklanan sergi büyük beğeni toplamıştı.

‘Müzeler toplumsal tartışmalardan uzak kalmamalı’

Louvre’in yeni yönetcisi,  AFP ile yaptığı son röportajda,“Müzeler toplumsal tartışmalarla iletişim halinde kalmalı ve böylece yeni nesillere ulaşmalı demişti.

Fransa’da Versay Sarayı ve Pompidou Modern Sanat Müzesi’nin de dahil olduğu kamu müzelerinin yöneticileri, doğrudan Cumhurbaşkanlığı tarafından atanıyor. Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Cars, yeni görevine 1 Eylül’de başlayacak.

Müzenin yöneticiliği görevini 2013’ten beri Jean-Luc Martinez yürütüyordu.

2020’de koronavirüs pandemisi nedeniyle ziyaretçi sayısında düşüş yaşanan Louvre Müzesi, bir önceki yıl 10 milyon ziyaretçi sayısı ile rekor kırmıştı.