Ana Sayfa Blog Sayfa 1415

CHP’den Pandemi ve Basın Özgürlüğü Kitabı: Sadece gazeteciler değil, gazetecilik de hedefte

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından “Pandemi ve Basın Özgürlüğü” kitabı yayımlandı. İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca’nın başkanlığında düzenlenen 22 temsilcinin katılımıyla gerçekleşen “Pandemide Basın Özgürlüğü, Basın Kanunu, Sorunlar ve Öneriler” çevrimiçi toplantısında sunulan önerilerin de yer aldığı kitap, CHP İl ve İlçe Örgütleri ile belediyelere ve ilgili hak örgütleriyle gazetecilere gönderildi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kitap önsözünde, “Tek adam rejiminde otoriterleşmenin yarattığı baskı, korku ve sansürün ulaştığı boyutun demokrasimizi tehdit ettiği” tespitinden yola çıkarak sadece gazetecilerin değil “gazetecilik” mesleğinin de hedef alındığına dikkat çekti. Binlerce gazetecinin işsiz kaldığına, sadece habercilik yaptığı için tutuklanan yüzlerce gazetecinin haklarının gasp edildiğine dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “12 Eylül döneminde bile bu kadar ağır bir tablo görmemiştik” ifadelerini kullandı.

‘Tarihe not düşüyoruz’

“Pandemi ve Çocuk” kitabının ardından “Pandemi ve Basın Özgürlüğü” kitabını hak ihlallerinin hat safhaya ulaştığı bu dönemde “tarihe not düşmek” için çıkardıklarını belirten Gülizar Biçer Karaca ise Gazetecilik mesleğine “itibar kaybı” yaşatan ve gazetecileri olduğu gibi gazeteciliği de hedef alan söylem, tutum ve girişimlerle ‘havuz medyası’ tanımını basın tarihine kara bir leke olarak hayatımıza sokan iktidarın basın ve ifade özgürlüğüne yönelik “düşmanlaştırıcı politikaları” karşısında dayanışmak, örgütlenmek, sendikal hakları savunmak, demokrasi, insan hakları ile ifade ve basın özgürlüğünde diretmek sorumluluğunu taşıyoruz” dedi.

Pandemi ve Basın Özgürlüğü kitabı; insan hakları ve çocuk hakları savunucusu olarak kitabın hazırlanmasında emeği geçen, kistik fibrozis hastası iken yaşam hakkı ihlal edilen CHP Grup Hukuk Danışmanı Avukat Dilek Kumcu anısına ithaf edildi.

Kitapta pandemide yaşanan sorunlar, şiddet, işsizlik, özlük ve çalışma hakkı ihlalleri, cezaevlerindeki gazeteciler, RTÜK ve BİK gibi idari ve anayasal kurumlar ile yargının basın özgürlüğüne müdahalesi, yasamadaki çoğunluk gücünün basın özgürlüğünü yok sayması, basın kanunu ve dijital gazetecilik ile yerel medya başlıkları ve konuları dahilinde tespitler yer alıyor.

Öneriler

CHP’nin basın özgürlüğünün sağlanabilmesine ilişkin kitapta ifade edilen önerileri şöyle:

  • Herhangi bir medya sahibi, kim olursa olsun bu faaliyeti dışında yani medya faaliyeti dışında başka bir ticari faaliyette bulunmamalı; aktif siyasetle uğraşmamalı. Temel işi sadece medya olmalı. Çünkü böyle bir yapılanma, medya sahibini siyasal baskılar karşısında daha güçlü kılar. Birinci kuralımız bu.
  • Gazetelerin dağıtımı bütün medya sahiplerinin ortak olduğu bir şirket tarafından yapılmalı. Çünkü bir gazetenin patronajına gazetelerin dağıtımı teslim edildiğinde, dağıtım konusu rakip gazeteler için tehdit olarak kullanılabilir. Bütün gazete sahipleri bir dağıtım şirketi kurarlar hepsi eşit şekilde, eşit payda ortak olurlar dağıtımı burası yapar. Böylece hiçbir sorun çıkmaz.

Sendikalaşma zorunlu olmalı, RTÜK yeniden yapılanmalı

  • Medyada sendikalaşma şart ve zorunlu Yani zorunlu olmalı. Her gazeteci mutlaka bir sendikanın üyesi olmalı. Çünkü gazeteci, patronuna karşı da özgür olmalı. Sendikadan güç alarak haberinin arkasında durabilmeli. Gazeteciye bu güven mutlaka verilmeli.
  • RTÜK’ün yani Radyo Televizyon Üst Kurulunun yeniden yapılandırılması gerekiyor. RTÜK’ün, üye yapısı meslek örgütleri ile üniversitelerin temsilini sağlayacak doğrultuda değiştirilmeli, siyasi partilere tanınan kontenjan sayısı düşürülmeli. RTÜK, cezalandırmayı değil, evrensel yayıncılık ilkeleri çerçevesinde hareket etmeyi amaçlayan yönlendirici bir kurul olmalı.

İlan, reyting sistemi yeniden düzenlenmeli, basın kartını meslek örgütleri vermeli

  • Hiçbir gazeteci, gazetecilik faaliyetinden kaynaklı iddialarla tutuklanmamalı. Olası yargılamaların tutuksuz olması kuralı esas olmalı.
  • Basın İlan Kurumu, internet medyasını da kapsayacak şekilde yeniden yapılandırılmalı; meslek örgütlerinin temsil sayısı arttırılmalı. Gazete tirajları ve internet sitelerinin izlenme trafiği bağımsız denetim kuruluşu tarafından denetlenmeli. Basın İlan Kurumu’nun ilan kesme yetkisine son verilmeli. Kamu ilanlarının fiyat tarifesi, objektif kıstaslara bağlanarak, siyasal iktidarın keyfi tutumuna bırakılmamalı. Basın İlan Kurumu, yerel medyanın desteklenmesi konusunda pozitif ayrımcılık yapmalı.
  • Evrensel kriterlere uygun, şeffaf ve denetlenebilir bir rayting ölçüm sistemine geçilmeli. Televizyonlarda gösterilen ve “zorunlu ilan” olarak sunumu yapılan tanıtım filmlerinin ücretsiz yayınlanmasından vazgeçilmeli.
  • Basın kartı, meslek örgütlerinin ortak katılımıyla oluşturulacak bir kurul tarafından verilmeli. Devlet bu alandan tümüyle çekilmeli. Kimin gazeteci olup olmadığına devlet değil, gazeteciler karar vermeli.
  • Basın ve ifade özgürlüğüne sınırlama getiren evrensel kriterler hariç, her ne koşulda olursa olsun sansür yasaklanmalı.
  • Sosyal medya, yeni medya veya alternatif medya olarak nitelendirilen mecralarda yayınlanan haberlerin doğruluğuyla ilgili bağımsız denetim/teyit mekanizmaları oluşturulmalı.
  • Kapsamlı bir Basın Meslek Kanunu’nu, ilgili meslek örgütlerinin katılımıyla birlikte hazırlayacağız.

 

Çöp bahanesiyle Validebağ’a girmek isteyen şirket çalışanlarına tepki: Poşetleri verin, biz toplarız

Üsküdar’da yer alan ve doğal sit alanı olmasına rağmen rehabilitasyon projesi yapılmak istenen Validebağ Korusu’na çöp toplama bahanesiyle polis eşliğinde girmek isteyen çalışanlara Koru’da nöbet tutan doğaseverler engel oldu.

20 kişilik ekip eşliğinde ve polis koruması eşliğinde çöp toplamanın daha önce hiç görülmemiş bir şey olduğunu belirten direnişçiler, “Derdiniz çöp toplamaksa verin torbaları biz toplarız çöpü” dedi.

‘Gelenler Belediyeden değil’

Gelen ekibin Üsküdar Belediyesi‘nde görevli olmadığını belirten eylemciler, gelenlerin rehabilitasyon projesini yapacak taşeron şirketten olduğunu iddia etti. Çöp toplamak için gelen kişilerin kimliklerini talep eden eylemcilerin talebi ise karşılıksız kaldı.

Yaşanan tartışma sonrasında Validebağ direnişçileri eşliğinde çöp toplamak için gelen ekip ve sivil polisler koru içerisine girdi. Birkaç kola ayrılan grup korunun dere yatağı kısmında çevredeki çöpleri topladı.

‘Güvencesiz taşeron işçiler çalıştırılıyor’

Dört gündür koru için nöbet tutan direnişçilerden Cihan Uyanık, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Bir önceki gün Emniyet Müdürü gelerek 400 çevik kuvvet 150 temizlik işçisiyle beraber otları temizlemeye başlayacaklarını söylemişlerdi. Biz günlerdir ifade etmiştik. Çöp toplama dışındaki herhangi bir faaliyete izin vermeyeceğimizi söyledik. Onlar çim biçmeye sadece ot olarak bakıyor ama biz buradaki mikroekosistem açısından faciayla sonuçlanacağını biliyoruz” dedi.

Muhalefetleri karşısında bugün yalnızca temizlik personeliyle birlikte geldiklerini aktaran Uyanık, “Orada da bir itirazımız oldu çünkü proje baştan sona hukuksuz bir şekilde ilerliyor. Burada güvencesiz taşeron işçiler çalışıyor. Biz de sadece belediye çalışanlarının girmesi gerektiğini söylüyoruz çünkü temizlik görevlileri üniformalarıyla fizibilite yapmak için şirket elemanları da giriyor. Şu anda da bu ekip bizim gözetimimizde temizlik yapıyor” bilgilerini aktardı.

[İkizdere Direnişi] İDEF Başkanı Yılmaz: 200 yılda oluşan ormanlarımızı iki günde vermeyiz

Rize İkizdere’de açılmak istenen taş ocağına karşı yaşam savunucularının direnişi iki ayı aşkın süredir devam ediyor.

Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan İkizdere Dernekler Federasyonu (İDEF) Başkan Yardımcısı Musa Yılmaz, daha önce yaptıkları eylemlere benzer bir şekilde, taş ocağı çalışmalarını yeniden durdurmanın yollarını arayacaklarını söyledi.

‘Meydanlara tekrar çıkacağız’

Taş ocağına karşı direnmekten asla vazgeçmeyeceklerinin özellikle altını çizen Musa Yılmaz, direniş için yeni bir program oluşturacaklarını kaydetti:

“Her zaman söylediğimiz gibi bu ormanlar iki yüz ile bin yıl gibi uzun bir süreçte şekillenmekte. Bu vadiler bu şekilde oluşmaktadır. Biz derelerimizin, ormanlarımızın, vadilerimizin bozulmasını istemiyoruz. Bozulmaması için de önceki süreçten daha kararlı, daha inançlı bir şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz.

Arkadaşlarımızla birkaç gün içerisinde bir araya geleceğiz. Programlarımızı yapacağız ve tekrar meydanlara çıkacağız.”

Yapılacak programda bu zamana kadar yapılan eylemlerin benzerlerinin olacağını ifade eden İDEF Başkan Yardımcısı, “Örneğin, ağaca tırmanmak gerekiyorsa tekrar ağaca tırmanacağız. Ormandan aşağı inmek gerekiyorsa ormandan aşağı ineceğiz” dedi.

‘Devletin bize yüklemiş olduğu sorumlulukları yerine getiriyoruz’

Musa Yılmaz, hukuksuz bir şey yapmadıklarını, anayasal haklarını kullandıklarının da özellikle altını çizdi:

“Hukuki olarak ne gerekiyorsa zaten avukatlarımız bu boyutu takip etmektedir. Biz de anayasal çizgiler içerisinde ne gerekiyorsa onları yapacağız.

Mücadeleyse mücadele, alana girmekse alana gireceğiz. İlk günlerde olduğu gibi makineleri yine durdurmanın yollarını arayacağız. Çünkü biz hukuksuz bir şey yapmıyoruz. Anayasal hakkımızı uyguluyoruz.

Devletin yurttaş olarak, bizlere yüklemiş olduğu sorumlulukları yerine getirmekteyiz. Bu sorumluluklarımızdan da asla vazgeçmeyeceğiz.”

‘Buradaki doğa katliamını kendi gözlerinizle görün’

Herkesin desteğini istediklerini söyleyen Yılmaz, taş ocağı yapımının durdurulmasının yolunun kamuoyunun, siyasilerin ve sivil toplum kuruluşlarının kendilerine sahip çıkmasından geçtiğini belirtti:

“Buradan yine siyasilere, STK’lere çağrı yapıyorum. Tüm sivil toplum kuruluşlarının burayı, bizleri ziyaret etmelerini, destek olmalarını istiyoruz. Çünkü, buradaki amaç İkizdere’yi yalnızlaştırmaktır. İkizdere nezdinde Eskencidere’yi yalnızlaştırmaktır. Bunu isteyenler, devletin güvenlik güçlerini bizlere karşı kullananlar maalesef başarmış durumdalar.

Ama biz ısrarla diyoruz ki bize destek çıkın, sahip çıkın, buraya gelin. Buradaki doğa katliamını kendi gözlerinizle, yerinde görün. Şu anda dere kapanmış vaziyette. Balıklarımız ölmüş. Yaban hayatı buradan çekilmekte. Büsbütün bir doğa katliamı yaşanmaktadır. Bunu durdurabilmenin yolu da kamuoyunun, siyasilerin, sivil toplum kuruluşlarının bizlere sahip çıkmasından geçmektedir. Herkese çağrı yapıyoruz.”

Öğrenim kredileri kesilen Boğaziçi öğrencilerine İBB burs verecek

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu, Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu‘nun kayyım olarak atanmasından sonra başlayan protestolarda yer aldıkları için Kredi ve Yurtlar Kurumu’ndan (KYK) aldıkları kredi ve bursları kesilen öğrencilere belediyenin burs desteğinde bulunacağını açıkladı.

23 Haziran İstanbul Seçimleri’nin ikinci yıldönümü nedeniyle Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu‘nda düzenlenen 23 Haziran Demokrasi Şenliği’nde konuşan İmamoğlu “Demokratik duruşlarından ötürü Boğaziçi Üniversitesi’nde bursları kesilen üniversite öğrencilerinin devlet kapısı İBB’dir” ifadelerini kullandı.

Neler yaşandı?

Melih Bulu’ya karşı başlayan protestolara katıldığı belirlenen 100’ün üzerinde öğrencinin aldığı öğrenim kredileri kesilmişti. Öğrencilere şu ana kadar aldıkları kredilerin geri ödemelerinin ise Temmuz 2023 tarihinde başlayacağı bildirilmişti.

Bakırköy Belediye Meclis Üyesi CHP’li Nurhan Çetinkaya da “10 öğrencinin karşılıksız ve geri ödemesiz bursu benden” diyerek öğrencilerin yanında olduğunu belirtmişti.

Validebağ Korusu’nda nöbet erken saatte başladı: Burası proje alanı değil SİT alanı

Üsküdar’da yer alan ve doğal sit alanı olan Validebağ Korusu’nda yapılmak istenen Validebağ Bakım ve Rehabilitasyon Projesi‘ne karşı çıkan halkın başlattığı nöbet dördüncü gününe girdi.

Validebağ Savunması ve Validebağ Gönüllüleri çarşamba günü yaptıkları çağrıda bugün Koru’ya polis zoruyla girerek talan projesine başlanılacağını belirterek herkesi destek olmaya davet etmişti.

Doğaseverler sabah 07.00 itibariyle Koru’daki Öğretmen Evi önünde toplanmaya başladı. CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker de eylemciler arasındaydı.

 

‘Koru olmaktan çıkar, park alanı olur’

Uzun yıllardır Koru’nun imara açılmasına karşı mücadele yürüten Validebağ Gönüllüleri Derneği’nden Arif Belgin, ilk başta Millet Bahçesi olarak daha sonra da Rehabilitasyon Projesi olarak duyurulan proje hakkında bilgi verdi.

Proje kapsamında “Otopark, seyir alanı, yoga ve plates alanı, tiyatro alanı ve yazlık sinema festivali alanı yapılması planlandığını belirten Belgin, “Bunlar yapılırsa burası koru olmaktan çıkar bir park alanı olur” ifadelerini kullandı.

‘Doğal SİT alanı’

Validebağ Korusu’nun 1’inci derece Doğal SİT Alanı olduğunu hatırlatan Belgin, “Burada neyin yapılıp neyin yapılamayacağı kanunlar ile yazılı. Bu kuralları biz yazmadık, devlet yazdı. Şimdi devletin bu kurallara uymasını bekliyoruz. Burası proje değil SİT alanı” dedi.

Nöbetin başlangıcından itibaren yaşananları aktaran Belgin, “İki gündür 25 kişilik ekip polis eşliğinde çöp topluyor. Bizi terörist olarak göstermeye çalışıyorlar. Bizi kışkırtmak, bizim üzerimize gelmek ve olay çıkarmak için polisle geliyorlar. Terörist olan sizsiniz. Polisi göndererek olay çıkarmaya çalışıyorsunuz” ifadelerini kullandı.

‘Tek otun bile biçilmesine razı değiliz’

Çöp toplamanın ardından otların biçilmesine geçileceğini düşündüklerini aktaran Belgin, “Biz burada bir tek otun bile biçilmesine razı değiliz. Bizi yangın çıkıyor diye ikna edemezler. Yangını otlar değil, hayvanlar değil insanlar çıkarır. Otlar kesilecek, verimli toprak tabakası kaldırılacak. 88 bin metrekare alana çim ekilecek. Sonra diyecekler ki biz korunun doğallığını koruduk. Buna beş yaşında çocuğu bile ikna edemezsiniz” dedi.

Sonrasında da yolların rehabilitasyonuna başlanacağını belirten Belgin, “Taşlı, çukurlu yolların düzeltileceğini söylüyorlar. Koruda yürüyen koşan insanlara sorsunlar rahatsızlar mı yoldan diye. Bir kere bile sormadılar. Yolları rehabilite edeceğiz diye buraya dozer sokmak istiyorlar. Biz kazma kürekle dahi buna razı değiliz” tepkisini gösterdi.

Bütün bunları yaptıktan sonra da korunun artık doğal sit alanı olmadığını iddia edeceklerini belirten Belgin, “Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen’in isteğini yerine getirebileceklerler var. Hemen ‘Doğal SİT alanı olmaktan çıkarılmıştır’ diye bir yönetmelik maddesi. O yüzden biz bu sürece gelmeden önce yapılanlara karşı çıkıyoruz” dedi.

Nöbet alanına yürüyüş

Arif Belgin’in konuşmasının ardından kalabalık bir forum gerçekleştirdi. Birçok kişi söz alarak neden korunun korunmasını istediklerini anlattı. Daha sonrasında ise kalabalık nöbet alanı olan Avcılık Köşkü önüne yürüyüş gerçekleştirdi.

Yürüyüş boyunca “Validebağ bizimdir bizim kalacak” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı.

Müsilaj için 21 kişilik Bilim Kurulu oluşturuldu

Marmara Denizi’ndeki kirlilik ve deniz sıcaklığındaki yükselme sebebiyle ortaya çıkan müsilajla mücadele etmek için sunulan Eylem Planı kapsamında Marmara Belediyeler Birliği bünyesinde Bilim ve Teknik Kurulu oluşturuldu.

Marmara bölgesinde kirliliğin azaltılması ve izlemesiyle ilgili çalışmalar yürütecek kurulun başkanlığını TÜBİTAK’tan Prof. Dr. Hasan Mandal üstlendi.

21 bilim insanı yer alacak

Üyeler arasında İstanbul Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi gibi üniversitelerden 21 bilim insanı yer alacak. Akademisyenler bilimsel çalışmalar yürütecek.

Fatih’te bulunan Marmara Belediyeler Birliği binasında düzenlenen basın toplantısıyla Bilim ve Teknik Kurulu’nda yer alan 21 isim; Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem Yüce, Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı, Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün ve Gelibolu Belediye Başkanı M. Mustafa Özacar’ın katılımıyla yapılan Marmara Belediyeler Birliği Encümen Toplantısı’nın ardından MBB ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın tarafından açıklandı.

‘Günübirlik çözümler peşinde değiliz’

DHA’nın aktardığına göre 11 farklı üniversiteden, 21 bilim insanı ve TÜBİTAK’ın da dahil olduğu bir bilim kurulu oluşturulduğunu belirten Büyükakın, “Aramızdan herhangi biri bu bilim kurulunda yer almayacak. Sadece bilim insanlarından oluşan bir kurul olarak hareket edecek. Önümüzdeki hafta bu 21 bilim insanı toplanacak ve alt çalışma grupları oluşturulacak. Çünkü bu konu disiplinler arası bir konu. Birden fazla uzmanlık alanını ilgilendiren bir konu” dedi.

“Günübirlik çözümlerin peşinde değiliz” diyen Büyükakın,” Müsilaj meselesi ve aslında belki müsilajın tekrar düşünmemize vesile olduğu Marmara’nın diğer meseleleri uzun süre takibi gereken, üzerinde titizlikle çalışması gereken meseleler bunun da farkındayız. Büyük bir kararlılık oluştu bunu da sevinerek ifade etmek istiyorum. Şu ana kadar yürütülen çalışma tam bir eşgüdümle ilerledi. Marmara hepimizin dedik ve bir başka safhayı da tamamladık bugün” ifadelerini kullandı.

21 bilim insanı

Başkanlık görevini Prof. Dr. Hasan Mandal’ın yürüteceği kurulun üyeleri ise şu şekilde belirlendi:

Doç. Dr. Ahsen Yüksek- İstanbul Üniversitesi; Prof. Dr. Ayşen Erdinçler- Boğaziçi Üniversitesi; Prof. Dr. Barış Salihoğlu- Ortadoğu Teknik Üniversitesi; Prof. Dr. Bülent Keskinler-Gebze Teknik Üniversitesi; Doç. Dr. Çolpan Polat Beken- TÜBİTAK’tan Emekli Uzman, Prof. Dr. Funda Yercan- Piri Reis Üniversitesi; Prof. Dr. Güçlü İnsel-İstanbul Teknik Üniversitesi; Prof. Dr. Güleda Engin-Yıldız Teknik Üniversitesi; Prof. Dr. Gülşen Altuğ-İstanbul Üniversitesi; Prof. Dr. İzzet Öztürk-İstanbul Teknik Üniversitesi; Prof. Dr. Melek İşinibilir Okyar- İstanbul Üniversitesi; Prof. Dr. Melike Gürel- İstanbul Teknik Üniversitesi; Prof. Dr. Mete Yılmaz- Bursa Teknik Üniversitesi; Prof. Dr. Mustafa Sarı- Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi; Prof. Dr. Nuray Çağlar- İstanbul Üniversitesi; Prof. Dr. Nüket Sivri- İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa; Dr. Osman Okur- TÜBİTAK MAM; Prof. Dr. Saadet Karakulak- İstanbul Üniversitesi; Dr. Selma Ayaz- TÜBİTAK MAM; Prof. Dr. Sevil Veli- Kocaeli Üniversitesi.

Fahrettin Koca: Cuma’dan itibaren 18 yaş ve üstü aşılanmaya başlanacak

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı sonrasında basın açıklaması yaptı.

Cuma gününden itibaren 18 yaş üzeri herkesin aşı randevusu alabileceğini belirten Koca, “Cuma günü itibariyle 18 yaşından gün almış olan herkes aşı için randevu alabilir. 18 yaş üzeri 55 milyon vatandaşımızın yüzde 70’inin en az bir doz aşılanmasını sağlamış olmak istiyoruz” dedi.

Salgının neden olduğu ölüm daha fazla

Salgın süresince yaklaşık 50 bin kişinin hayatını kaybettiğini söyleyerek, “Salgın nedeniyle ertelenen sağlık hizmetleri sebebiyle yaşadığımız kayıp ise bundan çok daha büyük. Örneğin, kalp krizi teşhisleri salgın döneminde yüzde 56 azalmasına rağmen kalp krizine bağlı ölümler yüzde 10’dan fazla artış gösterdi” ifadelerini kullandı.

“Covid-19 ölümlerini DSÖ’nün belirlediği kriterlere göre tespit edip 50 bin kaybımız var derken en az bir bu kadar vatandaşımızı daha kaybettik” ifadelerini kullanan Koca, “Bugün küresel ölçekte en az 3.9 milyon insan Kovid-19 sebebiyle hayatını kaybetti ancak doğrulanmamış vakalar ve dolaylı nedenlerle 10 milyonun üzerinde ölüm de Covid-19 ve onun yıkıcı etkisi olduğu değerlendiriliyor” dedi.

Gelecek üç yıl boyunca ölümlerin 3-4 katına çıkmasının beklendiğini belirten Koca, “Hastalığı geçirdikten ve tamamen iyileştikten 45 gün sonrasında yaşanan ölüm olaylarını incelediğimizde özellikle 65 yaş üzeri grupta vefat sayılarının 2 kattan fazla arttığını tespit ettik” ifadelerini kullandı.

Fotoğraf: AA

Aşı yaşı 18’e iniyor

Tüm bu vahim tabloya rağmen umudumuzu diri tutacak güzel gelişmeler de olduğunu belirten Bakan Koca, 18 yaş üzeri 55 milyona yakın vatandaşı en az bir doz şeklinde aşılamayı hedeflediklerini kaydederek şöyle konuştu:

“Biz özellikle şu dönemde hızla 18 yaş ve üzeri olan vatandaşımızı aşılamak istiyoruz. Bunu ne kadar erken dönemde yapabilirsek toplumsal bağışıklığı o kadar erken sağlamış olabileceğimizi ve ülkemize girme ihtimali olan mutasyonlara da erken dönemde bir çözüm olacağına inanıyoruz. Cuma günü itibarıyla 18 yaşından gün almış olan bütün vatandaşlarımızı tanımlamış olacağız. Cuma’dan itibaren 18 yaşından gün almış olan herkes randevu alabilir olacak. Bizim hedefimiz 18 yaş üstü, aşılanabilir olma durumu olan, yani hastalığı geçirenleri düşündüğümüzde 55 milyona yakın vatandaşımız olduğunu, 55 milyona yakın vatandaşımızı da Kurban Bayramı’na kadar en az yüzde 70’inin en az bir doz aşılanmış olmasını sağlamak istiyoruz.”

Delta varyantı 16 ilde görüldü

Bakan Koca delta ve delta plus varyantlarının Türkiye’de ne kadar görüldüğünün sorulması üzerine “Delta plus ile ilgili ülkemizde görüldüğünü bilmiyoruz, tespit etmedik. Delta varyantıyla ilgili ülkemizde şu ana kadar 134 vakamız oldu. Toplam 16 ilimizde görüldü. İllerde dağılımı giderek artmaya başladı. Ağırlıklı olarak İstanbul’da görüldü. 134 vakanın 82’si İstanbul’da, Düzce’de 18, Van’da 8, Ankara’da 4, İzmir’de 3, diğer illerimizde de 1-2 şeklinde olmak üzere toplam 16 ilimizde görüldü” dedi.

Koca, “Çok ciddi bir oranın olmadığını biliyoruz ama her geçen gün artabileceğinden endişe ediyoruz. Aşıların bu varyanta da etkili olduğunu biliyoruz. 2 dozla delta varyantına daha güçlü etkinin olduğunu da biliyoruz” diye konuştu.

İkizdereli direnişçi kadınlar: Bizi insan yerine koyan yok, nereye gideceğiz?

Rize İkizdere’de yapılmak istenen liman projesine hammadde temini için Eskencedere Vadisi’nde açılmak istenen taş ocağına karşı direniş 64 gündür devam ediyor.

Direnişin en başından beri mücadele veren isimlerden Ayşe Baş, Pervin Baş ile Teran Baş yaşadıklarını ve bölgelerinde taş ocağını neden istemediklerini Yeşil Gazete’ye anlattı.

‘Mezarlıkları ne yapacaklar?’

Proje yapılacak alanda mezarlıklarının olduğunu söyleyen Teran Baş, kocasının o mezarlıkta yattığını şöyle anlattı:

“Benim kocam babasının toprağında yatıyor. Onu da çok görüyorsunuz.
Babaannelerimiz orada yatıyor. Mezarlıkları ne yapacaklar? Bembeyaz mezarlıkları görmediler mi? Bunları ne yapacaklar? Bunları çıkarınca biz ne yapacağız? Bu zulümü bize neden yapıyorlar? Biz ne yaptık?”

Cumhurbaşkanının bölgeye gelmemesi ve kendilerini dinlememesi hakkında da konuşan Baş, “Biz Cumhurbaşkanımızla iftihar ederdik. Şimdi duymuyorum. Sen niye bize bu kadar kötülük yaptın?” diye sordu.

Teran Baş. Fotoğraf: Merve Özçelik

‘Biz nereye gideceğiz?’

Kimseye bir şey yapmadıklarını ve kimseden bir şey istemediklerini dile getiren Teran Baş “Biz nereye gideceğiz?” diye sordu ve şu açıklamaları yaptı:

“Ağustosun sonunda 80 yaşıma basacağım. Buraya 21 yaşımda evlenip geldim. Elimizle, ayağımızla, tırnağımızla kazdık. İki parça çaylık ektik. Bizim anadan, babadan, dededen kalan arazimizi iptal edecek. Akşam kırk tane kamyon geçiyordu. Taşeron geliyor buraya adamlarını yolluyor. Kimseye bir şey yapmıyoruz, kimseye el açmıyoruz, kimseden bir şey istemiyoruz. Kendi yağımızda kavruluyoruz. Biz nereye gideceğiz?”

‘Bizi insan yerine koyan yok’

Taş ocağının açılması sırasında çıkan olaylarda jandarmanın müdahalesine maruz kalan Ayşe Baş da kendilerine ızdırap edildiğini ama pes etmeyeceklerini şöyle anlattı:

“Taş ocağını neden isteyeyim kızım? Bizim her şeyimizi mahvetti. Küçücük yere taş ocağı, kamyonlar, ağaçlar, sularımız mahvoldu.

Çok da konuştuk. Ama herhalde Tayyip Erdoğan’a duyuramadık sesimizi. Ormanlarımızı, arazilerimizi aldı ama bize gece gündüz uyku yok. Belki de yüz tane kamyon gidip geliyor. Gece bir durun, gece bir uyuyalım. Ona da fırsat yok.

Bizi insan yerine koyan yok. Bize ızdırap ettiler, bizim yolumuzu kestiler. Biz ormanlardan yukarı çıktık. Önlerine inmek istedik belki durdururuz diye. 20-25 kadın indik. Adamlarımızı, bizi tutukladılar (gözaltına aldılar) ama pes etmek var mı? Yok.”

Ayşe Baş. Fotoğraf: Merve Özçelik

‘Kapılarıma neden geliyorsun?’

Sokağa çıkma yasağını deldiği gerekçesiyle kendisine verilen ceza hakkında da konuşan Baş, “Evime sen tecavüz ediyorsun, kapılarıma neden geliyorsun?” diye de sordu:

“Çaylığımı temizlerken 5-6 tane asker geldi. ‘Noldu?’ dedim. ‘Sen ceza olduğunu bilmiyor musun?’ dediler bana. Biliyorum ama malıma çalışmaya geldim. Sen malıma ceza yazacaksan yaz. Korkmuyorum, ne kadar ceza yazacaksan yaz.

Sonra bana ceza yolladılar. Evime sen tecavüz ediyorsun, kapılarıma neden geliyorsun? Bari diyorum koyun mahpusa. Oraya çıkacağım jandarma, buraya çıkacağım jandarma, ormana çıkacağım jandarma. Bu nedir?”

Rize’ye cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geleceğine dair söylentilerle ilgili de konuşan Baş, “İnşallah başbakanımız gelecek. Biz de bir insanız. Bize de bir sorsun, bir baksın biz ne haldeyiz. Biz de canız. Bir tarafı yıkılır, bir taraf yapılıyorsa helal olmaz” dedi.

Fotoğraf: Merve Özçelik

‘Bir ağaç kalana kadar devam’

Ayşe Baş, bu sene çaylıklarından verim alamadıklarını anlattı ve mücadelelerinden de asla vazgeçmeyeceklerini özellikle vurguladı:

“Bizim burana tozda dumandan bir şey olmaz diyorum. Çaylıklarımın üstü toz oldu. Bir aydır daha bir şey vermediler. Niye? Tozdan.
Benim gelirim budur, onu da aldın elimden.

O yok, mal yok, zarar çok. Benim çoluk çocuğum var. Ben bunlarla büyüttüm, ettim, sattım. Şimdi bizi buradan kovuyor. Bu kadar olmaz, insanlara bu kadar zarar verilmez. Ağlayanın malı gülene hayır etmez derler ya etmesin.

Devletin kapısına hiç el açmadım, hiçbir şey istemedim. Ne fakir zamanlarımız vardı. Malıma çalışıyorum ama o da yok. O da yok olur mu? Biz de bir canız. Ben helal etmiyorum.

Biz burada duramıyoruz. Sesten, gürültüden, askerden duramıyoruz ama sonuna kadar da devam. Bir ağaç kalana kadar da devam.”

Otlak alanlar yok edildi

Derenin sularıyla birlikte hayvanlarının otlak alanlarının da yok edildiğini kaydeden Pervin Baş, artık ormanlardan hayvanlarına yem getiremediklerini şöyle anlattı:

“Yaşam alanlarımızı, peteklerimizi, çiçeklerimizi, böceklerimizi, balıklarımızı her şeyimizi talan ettiler. Benim sularım gitti. Hayvanlarım susuz kaldı.
Deponun içinden suyu kapatmışlar. Hayvanlarımın otlaklarını yok ettiler. Dışarı bile çıkartamıyorum bir hava alsınlar.

Ormanlarımızı, bahçelerimizi her şeyimizi yok ettiler. Mecbur gidip parayla ot alıyorum hayvanlarıma bakmak için. Ama parayla da ne kadar daha alacaksın? Ormanlardan hayvanlarıma hiçbir şey getiremiyorum, yediremiyorum, bakamıyorum. Bakamayınca da mecbur satmak zorunda kalacağım.

Bahçelerimizi hiç idare edemedik bu sene. Bahçemizde çalışıp yiyorduk, kimseye bir zararımız yoktu. Ne yapacağımızı bilmiyorum şaşırdık kaldık.”

Pervin Baş. Fotoğraf: Merve Özçelik

‘Evimde ne var da arama yapacaksınız?’

“Bize bu kadar zulüm ne için?” diye soran Baş, dinamit ve kamyon sesinden uyuyamadıklarını da dile getirdi. Geçtiğimiz cuma günü evlerine yapılan baskın hakkında da konuşan Pervin Baş, o günden beri hasta olduğunu söyledi:

“Bizim evimizi jandarmalar bastı. Bizi terör örgütünden suçluyorlar. Benim terör örgütüyle bir işim yok.

Evimde ne var da evime arama yapacaksınız? Yaptılar arama ama ‘siz utanacaksınız’ dedim. Benim evimde bir şey yok. Benim sinirlerimi boşattılar, beni yarı hasta ettiler. Tansiyonum 20’ye çıktı. Beni hastaneye götürdüler. Bu kadar çekmek olur mu? Çoluk çocuğum perişan oldu. O gün bugün hastayım. Ne arıyorsunuz bizi? Bizde aradığınız nedir?”

Saros Körfezi’nin plajları için polis kordonunda ihale

Edirne Çevre Koruma Vakfı Ticari İşletmesi Müdürlüğü tarafından ihaleye çıkarılan Keşan ve Enez ilçelerinin sahillerinde, toplam 14 parselden oluşan 127 bin 464 metrekarelik alanın üç yıllığına kiralanmasına yöre halkı tepki gösterdi.

Deveci Han Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ihaleye çok sayıda firma katıldı. İhale sırasında Kültür Merkezi’ne giden çevre örgütleri üyeleri ve sözcülerinden oluşan 40 kişilik grup, komisyon başkanlığına ihalenin yapılmaması için dilekçeyle itirazda bulundu. Dilekçelerinin alınmasının ardından polis eşliğinde salondakiler ve gazeteciler dışarı çıkarıldı. Salonun boşaltılmasıyla ihale, çevrim içi yapıldı.

İhale yapıldı, itirazlar daha sonra değerlendirilecek

Yöre halkı ve aktivistler, itiraz dilekçelerini ihalenin yapılmasının ardından verebildi. İhale Komisyonu Başkanı, dilekçelerdeki taleplerin değerlendirileceğini söyledi.

İhale gerçekleştirilirken bir basın açıklaması yapan grup adına konuşan Trakya Platformu Sözcüsü Avukat Bülent Kaçar,hukuka ve yönetmeliğe aykırı olduğunu savunduğu ihalenin durdurulmasını istedi.

Doğal Sit alanı olan Saros Körfezi’nin kiralanmasının Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere de aykırı olduğunu belirten Kaçar’ın açıklaması şöyle:

‘Uluslararası hukuka da aykırı’

“14 ayrı kiralama için yapılan ilanlarda ihale ile kiralanacak DHTA (Devletin Hükmü ve Tasarrufu Altındaki) alanlarının Vaziyet Planları bulunmamaktadır. İhale dosyası, ihale dökümanları ve ihale ilanı mevzuata, usul ve hukuka açıkça aykırıdır.

Bu ihale işlemleri İhale Mevzuatına da Tabiat Varlıkları Ve Doğal SİT Alanları İle Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Bulunan Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Yerlerin İdaresi Hakkında Yönetmelik’teki 8, 9, 17, 18, 19, 20. maddelerine de açıkça aykırıdır.

Yönetmeliğin 8. Maddesine göre <İhale konusu işlerin her türlü özelliğini gösteren şartname ve varsa ekleri Ek-6’da belirtilen forma uygun olarak İdarece hazırlanır.> Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerin krokisi, koordinatları gösterilmesi zorunludur. Yönetmeliğin 20.maddesine göre 17 nci ve 18 inci maddelere uygun olmayan ilanlar geçersizdir.

Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, Doğal SİT alanları mevzuatı SİT Alanlarının korunmasını zorunlu kılmaktadır. Kiralama vakfınızın kuruluş amacı olan Çevre Koruma amacına da açıkça aykırıdır. Halk olarak serbestçe kullandığımız kıyılarımızın, kumsallarımızın ticari faaliyete açmak kamu yararına aykırıdır. Anayasanın 43. maddesine göre sahil şeritlerinden yararlanma da öncelikle kamu yararı gözetilmelidir.

 

Yeşil Ekonomi Ağ Toplantısı 25 Haziran’da

Yeşil Düşünce Derneği ile Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciliği‘nin birlikte gerçekleştirdiği Yeşil Ekonomi Ağ Toplantıları kapsamında 25 Haziran günü gerçekleşecek etkinlikte yeşil dönüşüm ve Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın gıda politikaları ile ilişkisi ele alınacak.

Her yıl gerçekleştirilen konferanslarla Türkiye’de yeşil ekonomiye dayalı ekonomi politikalarının gelişmesi için teorik ve pratik çıktılar elde ediliyor ve yaygınlaştırılıyor.

25 Haziran’da saat 14.00 ile 16.00 arasında düzenlenecek çevrimiçi konferansa ise bu kez gıda alanına ilgili vatandaşlar, bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri, inisiyatifler, girişimler ve kooperatif temsilcileri davet edildi.

Kimler yer alıyor?

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı “Mutabakatın Türkiye’ye etkisi ve Yeşil Dönüşüm” konusunda ve WWF Türkiye Gıda Programı Müdürü Arzu Balkuv “Avrupa Yeşil Düzen Belgesi Kapsamında Gıda Politikaları ve Türkiye’ye Etkileri” başlığında konuşma yapacak.

Konferans daha sonrasında Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Begüm Özkaynak kolaylaştırıcılığında yapılacak ortak tartışma ile devam edecek. Etkinlik hakkında daha fazla bilgiye bu link üzerinden, kayıt yaptırmak için gerekli forma ise ise bu link üzerinden ulaşabilirsiniz.