Ana Sayfa Blog Sayfa 1414

DİSK-AR: Türkiye, işgücüne dahil olmayan nüfusta yüzde 45 ile Avrupa birincisi

Avrupa Birliği‘nin istatistik ofisi Eurostat, “İşgücü dışındakilerin payı 2020’de yükseldi” isimli bir rapor yayınlandı.

DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından analiz edilen rapordaki verilere göre Covid-19 salgını nedeniyle 15-64 yaş aralığındaki iş gücüne dahil olmayan nüfus tüm dünyada arttı.

Verilere göre Türkiye Avrupa ülkeleri arasında 15-64 yaş aralığındaki iş gücüne dahil olmayan nüfusun en fazla olduğu ülke.

4 milyon kişi iş aramayı bıraktı

Rapora göre son yıllarda artış eğiliminde olan ümitsizleri de içinde bulunduran iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısında devasa bir yükseliş söz konusu.

Türkiye’de iş aramayıp, çalışmaya hazır olanların (ümitsiz ve diğer) sayısı son bir yılda yüzde 84,4 artarak 2020 yılında 4 milyon 219 bin kişiye ulaştı.

İş gücüne katılmayan nüfus oranı yüzde 45,1

Rapordaki verilere göre AB ortalamasında 15-64 yaş iş gücüne dahil olmayanların oranı 2019 ve 2020 arasında 0,5 puan artarak 2020’de yüzde 27,1 oldu.

Aynı dönemlerde Türkiye’de ise bu oran 3,5 puan artarak yüzde 45,1’e yükseldi. Raporda, 15-64 yaş arası işgücüne dahil olmayan nüfusun, cinsiyete göre dağılımına bakıldığında Türkiye’de 2019’da yüzde 61,1 ve 2020’de ise yüzde 65’inin işgücü dışında olduğu ifade edildi.

Rapora göre Türkiye, kadınların istihdam dışı kaldığı yüzde 65’lik oranla bu alanda da Avrupa’da birinci konumda. AB ortalamasında 15-64 yaş arası işgücüne dahil olmayan kadınların oranı yüzde 32,3.

TTB, müsilajı konuşmak için bir araya geliyor: Marmara Denizi’nin İmdat Çığlığı

Türk Tabipleri Birliği (TTB) küresel ısınmaya bağlı deniz sıcaklıklarının yükselmesi ve Marmara Denizi‘ndeki kirliliğin neden olduğu müsilaj sorununu konuşmak üzere bir araya geliyor.

24 Haziran Perşembe (bugün) saat 20.00’da başlayacak “Marmara Denizi’nin imdat çığlığı” başlıklı panel çevrimiçi olarak takip edilebilecek.

Kimler yer alacak?

Panelde konuşmacı olarak ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, MAREM Proje Lideri Hidrobiyolog Levent Artüz, Gıda Mühendisi Dr. Bülent Şık, TTB Halk Sağlığı Kolu Başkanı Nasır Nesanır ve TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Kahraman yer alacak.

Panelin kolaylaştırıcılığını ise TTB Merkez Konsey Üyesi Doç. Dr. Deniz Erdoğdu üstelenecek. Yayın, TTB’nin Youtube hesabı üzerinden takip edilebilecek.

‘Cennete kanalizasyon boşaltılıyor’

İYİ Parti Denizli Milletvekili Yasin Öztürk, Denizli’nin Çivril ilçesindeki Işıklı Gölü‘nün acilen koruma altına alınması gerektiğini belirtti.

Üzerindeki nilüfer çiçekleri, sazlık ve yosunluk sığ yüzeyi, ev sahipliği yaptığı yüzlerce kuş türü ile Gizli Cennet olarak adlandırılan göl suyunun çekildiğini, göl yüzeyinin dörtte bire kadar düştüğünü belirten Öztürk konuyu TBMM kürsüsünde dile getirdi.

‘Göl beslenemiyor’

Bölgede kuraklığın etkisinin yanı sıra su kullanımı konusundaki öngörüsüzlüğün gölün yok olmasına neden olacağından endişe duyduğunu söyleyen Öztürk, “AKP iktidarında gölü besleyen su yolları üzerine küçüklü büyüklü bir çok gölet yapıldı. Bu kaynakların taşıdığı suyun gölü girdisi yok denecek kadar az” ifadelerini kullandı.

Göl suyunun aynı zamanda tarımsal sulamada kullanıldığına dikkat çeken İYİ Partili Vekil, “Kaynaklardan yeterince beslenmediği için tarımsal sulamada su doğru yönetilmediği için su miktarı azalıyor. Göl yüzölçümü giderek düşüyor” dedi. Bölge sakinleri ise göl yüzeyinin yaklaşık iki kilometre çekildiğini ifade ediyor.

Fotoğraf: AA

Kanalizasyon göle boşaltılıyor

Konuşmasında Işıklı gölüne kanalizasyon ve sanayi atıkları bırakıldığını söyleyen Öztürk, “Su Çıkan ve Küfi Çayı üzerinde bulunan baraj ve göletlerden gölümüze yeterli su gidişi sağlanmalıdır. Göle dökülen su kaynaklarının getirdiği tortuların göl kenarına girmeden çökertilmesi sağlanmalıdır. Göle dökülen sanayi ve kanalizasyon atıklarının önlenmesi sağlanmalıdır” dedi.

Sözcü’den Selami Aydın’ın haberine göre Öztürk, “Baraj gövdesi ıslah edilip dip çamuru temizleme çalışmaları başlatılmalıdır. Vahşi salma sulama terk edilip damlama sulama yöntemine geçişte çiftçimize kolaylık sağlanması, gerekirse tarımsal teknolojiye geçmeleri için geri ödemesiz, karşılıksız hibe verilmelidir. Bunlar aslında bilinen önlemler ve dünyada örnekleri mevcut. Yeni bir şey keşfetmeyeceğiz, sadece bu önlemleri uygulayabilecek bir siyasi iradeyi hep birlikte ortaya koymamız gerekir” ifadelerini kullandı.

Son üç yılda yüzlerce turist geldi

Bölgedeki bir bataklık üzerine kurulan Işıklı Baraj Gölü’nün büyük bölümünün sığ oluşu nilüfer çiçekleri için eşsiz bir ortam oluşturuyor. Yapımından 65 yıl sonra turizm potansiyeli keşfedilen Gizli Cennet’e son üç yılda yüzlerce turist geldi.

Beydilli köyünde bir kooperatif kuruldu. Balıkçı teknelerini gezi teknesine çeviren köylüler bir saatlik turlarla ilçe ekonomisine önemli girdi sağlıyor. Turizmin yapılamadığı dönemlerde ise balıkçılık bölge köyleri için önemli bir geçim kaynağı olarak öne çıkıyor. Sazan ve turna balıklarının yanı sıra kerevetin de yaşadığı Işıklı gölü göçmen kuşların da duraklarından birisi.

Hrant Dink davasındaki 12 firari sanığın mal varlığına el konulma kararı verildi

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink‘in 14 yıl önce katledilmesine ilişkin görülen davadan dosyası ayrılan ve aralarında Fethullah Gülen, eski savcı Zekeriye Öz ve gazetecilerin bulunduğu firari 13 sanık hakkında görülen davanın ikinci duruşması görüldü.

DHA’nın aktardığına göre duruşmada 12 sanık hakkında 15 gün içerisinde mahkemeye gelmezlerse kaçak sayılmalarına ve mallarına el konmasına karar verildi.

Savcı ilk duruşmada, Fetullah Gülen, Adem Yavuz Arslan, Ekrem Dumanlı, Coşgun Çakar, Halil İbrahim Koca, Mehmet Akif Yılmaz, Mehmet Faruk Mercan, Metin Canbay, Ömer Faruk Kartın, Serkan Şahan, Yılmaz Angın, Yunus Yazar ve Zekeriya Öz‘ün kaçak sayılmasını ve mal varlıklarına el konulmasını istemişti.

Neler yaşandı?

13’ü firari toplam 76 sanığın yargılandığı davada karar 26 Mart 2021 tarihinde açıklanmıştı. Astsubay Yavuz Karakaya‘ya, müebbet hapis ve kasten öldürmeye yardım suçundan 12 yıl 6 ay, eski emniyet müdürü Ramazan Akyürek‘e ağırlaştırılmış müebbet ve resmi belgeyi yok etmek suçlamasından 5 yıl 7 ay 15 gün, Tutuklu sanık eski emniyet müdürü Ali Fuat Yılmazer‘e ağırlaştırılmış müebbetle birlikte resmi belgeyi yok etmek suçlamasından 4 yıl 6 ay hapis, tutuklu sanık eski asker Muharrem Demirkale‘ye ise iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmişti. 13 firari sanığın ise dosyasının ayrılmasına karar verilmişti.

[İkizdere direnişi] Ali Akyıldız: Deremizin suyu yarı yarıya azaldı

Rize İkizdere’de yapılmak istenen taş ocağına karşı bölge halkının direnişi devam ederken, ocak için çalışmalar da devam ediyor.

Taş ocağı daha hayata geçmeden köylüleri etkilemeye başladı. Bazı köylüler artık ekinlerinden ürün alamadıklarını ifade ederken, bazıları da köye su veren derenin seviyesinin azaldığını ve önceden kullanabilir olan suyu artık kullanamadıklarını söyledi.

İkizdere direnişçilerinden Ali Akyıldız, bölgeye hayat veren derenin durumunu şöyle anlattı:

“Taş ocağı çalışmaları başladıktan sonra deredeki suyumuz tam yarı yarıya azaldı. Bu, büyük dereden gelen kırmızı alabalıkların yumurtalarını bıraktığı dere.

Dere yatağını buradan yukarı doğru 600 metre komple kapattılar. Valiliğin talimatıyla bir tek şelaleyi açık bıraktılar. Derenin 600 metresini taşlarla, kayalarla tamamen kapandı.”

‘Suyu artık kullanamıyoruz’

Gelen suyu önceden içme suyu olarak kullanabildikleri ancak şu an kullanamadıklarını ifade eden Akyıldız, derenin tamamen yok olma ihtimali olduğunu da ekledi:

“Şu anda taşların altından su geliyor, fakat çok azaldı. Deremizin suyunu tam yarı yarıya azalttılar.

Bu su, aynı zamanda bizim evlerimizin içme suyuydu. Suyu zaten artık kullanamıyoruz, parayla su alıyoruz. Buradaki komşuların hepsi parayla su alıyor. Herhalde biraz daha çalıştıklarında dere komple kapanacak.”

İmamoğlu: 26 Haziran’da temeli atılacak köprünün Kanal İstanbul ile ilgisi yok

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kanal İstanbul için 26 Haziran’da temel atılacağı belirtilen Sazlıdere’de basın toplantısı gerçekleştirdi.

“Bugün burada, ‘26 Haziran’da aslında ne olacak’ sorusunun yanıtını vermek üzere toplandık. Bir illüzyonu aslında ortaya çıkarmak için buluştuk” ifadelerini kullanan İmamoğlu, söz konusu temel atma töreninin Kanal İstanbul ile ilgisi olmadığını söyledi.

‘Halk beni bu projeye karşı olduğum için seçti’

Geçtiğimiz günün 23 Haziran İstanbul Seçimleri’nin ikinci yıldönümü olduğunu hatırlatan İmamoğlu, “Bunu neden hatırlatma gereği duydum? Çünkü ben, İstanbul seçimlerinde kampanyamı yürütürken, yaptığım mitinglerde vatandaşlarımıza bu projenin karşısında olduğumu anlattım. Bu projenin İstanbul’a çok ağır ve geri dönülemez felaketler yaşatacağını söyledim. ‘Karşı duracağım’ dedim. Halk da beni seçti. Zaten göreve gelir gelmez de bir önceki yönetimin bakanlık ile yaptığı iş birliği protokolünü feshettik” dedi. 

Devlet projesine karşı çıkmakla suçlandığını belirten İmamoğlu, “‘Beton Kanal’ dediğimiz bu proje, bir devlet projesi değildir; bir seçim projesidir. Sayın Genel Başkanım Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener, bu yıkım projesine karşı uyarılarını yaptı. Hem iktidara hem de bu işe sermayesiyle yeltenecek ulusal ya da uluslararası şirketlere ciddi uyarıda bulundular. Bu haklı bir uyarıydı. Neden? Bildiğiniz gibi çok sayıda Türk bankasının, Birleşmiş Milletler Sorumlu Bankacılık ilkeleri mutabakatını imzaladıkları için bu projeye kredi veremeyecekleri ortaya çıkmıştı.
Bu mutabakat, bankaların insanlara ve gezegene zarar vermemesi için çerçeve sunuyor ve imzalayanların buna uyması gerekiyor. Dünyada bu imzayı atmış 131 banka bulunuyor. Sadece Türk bankaları için geçerli değil yani” ifadelerini kullandı.

‘Bu proje bir felaket’

Eski başbakanlardan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ile eski bakanlardan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın da Beton Kanal’la ilgili çok önemli eleştirileri ve uyarıları olduğunu aktaran İmamoğlu şunları söyledi:

“Hepsinden önemlisi ise Türkiye’nin önde gelen bilim insanlarının yüksek sesli ikazlarını dinledik. Ama hiçbir zaman hiçbir bilim insanının ‘Bu proje faydalıdır’ dediğini, hiçbirimiz duymadık. Sadece bu bile projenin bir felaket olduğunun kanıtıdır.”

‘İzinsiz şantiye kurdular’

26 Haziran’da Kanal İstanbul için temel atılacağının söylenmesinin de bir illüzyondan ibaret olduğunu belirten İmamoğlu şu bilgileri paylaştı:

“Haziran ayının ilk haftası içinde, az ilerde gördüğünüz inşaat alanının şantiyesinin ilk kuruluşu, izinsiz olarak İSKİ yolları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Oysa İSKİ, Karayolları Genel Müdürlüğü’nden yazıyla şantiye alanı hakkında bilgi istemiş ama cevap verilmeden alelacele şantiye alanı kurulmuştur. Bu uygunsuz durum üzerine, İBB tarafından 13 Haziran Pazar günü, İSKİ girişleri kullanılarak kurulan şantiye tahliye edilmiştir. Yani kurulduğu alandan kaldırılmıştır.”

‘Temel atılacak proje yol ile ilgili’

Şantiyenin tahliyesinin ardından 13 Haziran’ı 14 Haziran’a bağlayan gece, saat 03.30’da alana askeri birlikler gönderildiğini aktaran İBB Başkanı “Bu alanda bir gerginlik ya da bir çatışma durumu olmadığı için, açıkçası bunu garipsedik. Askeri birliklerin koruması ve gözetiminde şantiye alanı, bölgedeki İSKİ yerleşkemizin yaklaşık 500 metre uzağına yeniden kurulmuştur. Şantiyenin, yapılacağı iddia edilen Kanal İstanbul projesinin 6 nolu köprüsü için kurulduğu ifade edilmiştir” dedi. İmamoğlu açıklamasına şu sözlerle devam etti:

Kuşkusuz 3. Köprüyü yapınca bir de otoyol gerekiyordu. 26 Ağustos 2016’da 3. Köprü ile Kuzey Marmara Otoyolu’nun Odayeri-Paşaköy-Kurtköy arasındaki kesimi hizmete açılmıştır. 13 Kasım 2018’de Yassıören-Odayeri kısmı, 2020 yılında Kınalı-Yassıören kısmı ve 20 Aralık 2020’de Kurtköy-Akyazı kesimleri işletmeye açılmıştır. O yüzden altını çiziyoruz ki; cumartesi günü yapılacak temel atma töreni, Kanal İstanbul temel atma töreni değildir. Sazlıdere’yi köprü ile geçeceği çok önceden planlanmış Hasdal Kavşağı-Nakkaş Kavşağı arası yol yapım temelidir. Yani burada bir köprünün yapılacak olmasının, kanal projesiyle ilgisi bulunmamaktadır. Yol pojesiyle ilgisi bulunmaktadır. İşte illüzyon budur.

EŞİK aktivistlerine Danıştay önünde polis engeli

Eşitlik İçin Kadın Platformu, (EŞİK) Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çıkması için çıkarılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin iptali için yaptıkları başvurunun öne alınması için ek dilekçe vermek üzere Danıştay önünde toplandı.

Sözleşmenin 1 Temmuz itibariyle yürürlükten kaldırılacağına dikkat çeken kadınlar, polisin müdahalesiyle karşılaştı. Danıştay binasına sadece dilekçeleri teslim edecek temsili birkaç kişinin girmesine izin veren polis, yapılmak istenen basın açıklamasını da engelleyerek kadınları alandan uzaklaştırdı.

EŞİK Platformu’ndan avukat Hülya Gülbahar, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda, Danıştay’a girişlerinin engellendiğini belirterek, “Anayasal basın özgürlüğü ve dilekçe verme hakkına müdahale. Polis sadece dilekçe verecekler tek tek girebilir diyerek geçişi kapatıyor. Arkadaşlarımızın bir araya gelmesine izin verilmiyor” dedi.

Gazetecileri fişleyen SETA’tan 20 kişi işten çıkarıldı, istifalar var

“Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” raporunu hazırlayan Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nda (SETA) 20 kişinin işine son verildi.

İşten çıkarmaların ardından, söz konusu raporu yazan ve Basın İlan Kurumu (BİK) Genel Kurulu’na atanan İsmail Çağlar başta olmak üzere yönetim kadrosundan istifalar geldi.

Çağlar’ın sosyal medya paylaşımı şöyle:

“Yaklaşık 8 yıl süren SETA hikayesini bitirme kararı aldım. Bazı arkadaşlarımız işten çıkartıldı. İşten çıkarılmaları yanlış bulduğum için ayrıldım. Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki Büyük Türkiye mücadelesine farklı kulvarlarda elimden geldiğince katkı vermeye devam edeceğim.”

Çağlar’ın ardından Hasan Basri Yalçın da istifasını açıkladı. 

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Yalçın, Yaklaşık beş yıldır görev yaptığım SETA’dan ayrıldım. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, elimden geldiğince ve dilim döndüğünce, Büyük Türkiye vizyonunu farklı mecralarda anlatmaya devam edeceğim” dedi.

Ayrıca koordinatörler, Enes Bayraklı, Yusuf Özkır ve Veysel Kurt da SETA’dan ayrıldığını açıkladı.

Site arşivinden de çıkarıldı

Aynı zamanda Takvim Gazetesi yazarı İsmail Çağlar’ın SETA’daki yazar sayfasının kaldırıldığı görüldü. Çağlar, Anadolu Ajansı (AA) Yönetim Kurulu’nda da 7 Nisan’da görevlendirilmişti.

Ne olmuştu?

SETA Vakfı’nın “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” raporunda BBC Türkçe, DW Türkçe, Amerika’nın Sesi, Sputnik Türkiye, Euronews Türkçe, Independent Türkiye çalışanlarının özgeçmişleri yayınlanmış; çalıştıkları gazetelerin yayın politikaları eleştirilerek bu kurumlar “algı çalışması yürütmekle” suçlanmıştı.

 

Boğaziçi Üniversitesi’nde atanmış yönetim Senato’ya el koydu

Boğaziçi Üniversitesi‘nde seçimle değil atanma yoluyla gelen yönetim üniversitenin karar mercii olan Senato’da yönetmeliklere aykırı bir şekilde mükerrer oy kullanarak çoğunluk sağladı.

23 Haziran Çarşamba günü gerçekleşen ve yaklaşık altı saat süren Senato toplantısı sonrasında açıklama yayınlayan akademisyenler seçimle gelen üyelerin haklarının gasp edildiğini söyledi.

Bir önceki senato toplantısı atanmış üyelerin mükerrer oy kullanma talebi üzerinde seçimle gelen üyelerin toplantıyı terk etmesiyle son bulmuştu. Dün gerçekleşen toplantı öncesinde öğretim üyeleri “#ÜniversiteneSahipÇık” diyerek kampanya başlatmıştı.

Mükerrer oyla Haluk Özener ÜYK temsilcisi seçildi

Akademisyenler tarafından yapılan açıklamada toplantının ilk aşamasında mükerrer oy konusunun görüşüldüğü ve atanmış yönetimin kararında direttiği belirtildi. Bunun üzerine Üniversite Yönetim Kurulu (ÜYK) temsilcisi seçiminde aday olan Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü müdürü Haluk Özener hariç tüm adaylar usulsüzlük sebebi ile adaylıktan çekildi.

Fotoğraf: Can Candan

Açıklamada “Özener’in yardımcısı kendisi yerine toplantıya katıldı ve hem Haluk Özener hem kendisi için oy kullandı” ifadeleri kullanıldı. Geri kalan dokuz senatörün ise bu koşullarda oy kullanmayacağını belirttiği aktarılan açıklamada “Kapalı oyla gerçekleşen bu usulsüz seçim neticesinde Haluk Özener, mükerrer oylarla ÜYK üyesi olarak gayrimeşru bir şekilde seçildi” denildi.

Hukuk fakültesi itirazları dikkate alınmadı

Açıklamaya göre senatonun gündemindeki Teknoloji Transfer Ofisi (TTO) temsilciliği, İngilizce Yeterlilik Sınavı (BÜEPT) gibi konular da seçilmiş senatörlerin itirazlarına rağmen mükerrer oy kullanma yoluyla karara bağlandı.

Gündemdeki bir diğer madde de bir gecede akademisyenlerin ve öğrencilerin itirazlarına rağmen kurulan Hukuk Fakültesi’ydi. Bu konuda açılmış davalar olduğunu ve gündeme gelecekse bile önce rapor hazırlanması gerektiğini belirten seçilmiş üyelerin itirazları da toplantıda reddedildi.

‘Ülkenin geleceğinin gaspı’

Akademisyenler, atanmış üyelerin “Eğer buradan karar çıkmazsa biz hocayı istediğimiz gibi alırız” diyerek gerekirse YÖK’ün asgari kriterleri ile öğretim üyesi alınabileceğini söylediklerini aktardı.

Açıklamada “Bir kamu üniversitesi olan Boğaziçi Üniversitesi Senatosunun bu şekilde gaspı, bizler için sadece akademik özgürlük ve özerkliğin değil ülkenin geleceğinin gaspıdır” sözleriyle yaşananlara tepki gösterildi.

Dünya Bankası’nın yeni iklim hedefi hayal kırıklığı yarattı

Dünya Bankası, önceki akşam, 2021-2025 için İklim Değişikliği Eylem Planı’nı (CCAP) yayınladı. Uzmanlar, planın, Banka’nın iklim değişikliğinin aciliyeti ve enerji dönüşümü ihtiyacı konusundaki kendi söylemiyle  uyuşmadığını; bunun yerine, gelişmekte olan ülkeleri kirliliğe ve daha pahalı, israfa neden olan varlık sıkıntısına maruz bıraktığını belirtiyor.

2021 yılının son itibariyle tüm fosil yakıt projelerini yatırım kapsamı dışında bırakan Avrupa Yatırım Bankası (EIB) gibi diğer bazı kalkınma bankalarının aksine, Dünya Bankası’nın yeni planın fosil yakıt finansmanına hiçbir somut kısıtlama getirmiyor.

Dünya Bankası’nın yakın zamanda fosil yakıtlara verdiği finansman ile ilgili şu örnekler öne çıkıyor:

  • Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü‘nün bulgularından elde edilen yeni bir analize göre, 2017-19 yılları arasında gelişmekte olan ülkelerdeki doğal gaz projeleri için G20 ve Çok Taraflı Kalkınma Bankalarının sağladığı kamu finansmanının yüzde 12’si Dünya Bankası kaynaklı.
  • Urgevald tarafından ekim ayında yayınlanan analize göre, Paris Anlaşması’nın kabulünden bu yana Dünya Bankası Grubu’nun fosil yakıt projeleri için finansmanı 30’dan fazla ülkede 12 milyar doları aştı.

‘Yangına aynı anda hem su hem benzin dökmek gibi’

Türkiye’den ve dünyadan uzmanların yeni eylem planına ilişkin değerlendirmeleri ise beklentileri karşılamadığı yönünde:

 Bengisu Özenç (Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği-SEFİA-  Direktörü): İklim değişikliği ile mücadele orta vadeye öteleyemeyeceğimiz kadar acil bir alan. Bu mücadele, mevcut sistemin tüm alanlarda köklü değişimini gerektiriyor. Bu dönüşüme finans sektör de dahil.  Finansal akımlarda belirli bir ivmenin yakalandığı bu dönemde Dünya Bankası’nın da daha net hedefler ve tutarlı önlemlerle bu ivmeyi güçlendirmesi, Türkiye’nin Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu bir eylem planına geçebilmesini destekleyecektir.

Luisa Galvao (Friends of the Earth ABD, Uluslarası Politika Kampanyacısı): Dünya Bankası Grubu’nun fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasına yönelik seçici yaklaşımı, bir yangına aynı anda hem su hem de benzin dökmek kadar etkilidir. Paris Anlaşması’na uyumla ilgili olarak çok uzak tarihleri işaret etmesi, bu Planı hem bilim hem de adalet ölçütlerinde başarısız kılıyor. İklim Değişikliği Eylem Planı, Dünya Bankası Grubu’nun desteklemekle yükümlü olduğu ülkeleri ve toplulukları, giderek daha pahalı ve değişken enerji fiyatları nedeniyle kullanılamayacak altyapıya ve atıl varlıklara bağılı kılıyor. Aynı zamanda hastalıklara, fosil yakıt kullanımının riskleri ve zararlarıyla yüz yüze kalınmasına, insanların yerinden edilmesine ve geç kalınmış, adaletsiz bir dönüşüme neden olacak.

‘Fosil yakıtları karlı kılan politikaları zorlamaktan vaz geçilmeli’

Kate Geary (Recourse kampanya grubu Eş-direktörü): Recourse, IFC’nin kömür, petrol ve gaz dahil olmak üzere finansal aracılar aracılığıyla fosil yakıt projeleriyle olan bağlantılarını defalarca ortaya çıkardı. IFC’nin işinin yarısından fazlasını oluşturan finansal yatırımlar portföyünü temizlemeye yönelik bir zaman çizelgesi ortaya koymayı ve hedefleri detaylandırmayı reddetmesi kesinlikle affedilemez. Anlamlı bir iklim eylemi için zaman azalıyor ve IFC’nin toplu eylemi beklemek yerine liderlik etmesi gerekiyor.

Heike Mainhardt (Urgewald Kıdemli Danışmanı): Dünya Bankası, fosil yakıtları karlı hale getiren politika reformlarını zorlamaktan vazgeçmeli. Banka’nın vergi indirimleri ve daha yüksek enerji tarifeleri de dahil olmak üzere politika reformları, dünya genelinde fosil yakıt yatırımlarını yönlendiriyor. Eylem Planı, Banka’nın politika temelli kredileri kapsamında fosil yakıt yatırım teşviklerini ele almıyorsa, iklim değişikliğini ele almak için anlamlı bir plan değildir” diyor. “Ayrıca, Eylem Planı’nın “iklim finansmanını” Dünya Bankası Grubu’nun finansmanının ortalama %35’ine yükseltmeye yönelik iklim taahhüdü, sahte bir iklim taahhüdüdür. Banka, neyin “iklim finansmanı” sayıldığı konusunda şeffaf değildir ve bu taahhüdünü, politika temelli krediler yoluyla sağlanan tahsis edilmemiş bütçe desteği ile kısmen yerine getirmeyi amaçlamaktadır;  fosil yakıtları Hariç Tutulan Giderler (Excluded Expenditures) listesine koymayı reddettiği için, bu fon kömür de dahil herhangi bir fosil yakıt harcaması için kullanılabilir.

‘Dünya Bankası taahhüt vermekten kaçınıyor’

Bronwen Tucker (Oil Change International Araştırma Analisti): Dünya Bankası Grubu, finansmanını ilk olarak 2017’de Paris Anlaşması ile uyumlu hale getirme taahhüdünde bulundu ve 2021’de hala bunun gerçekleşmesini bekliyoruz. Yeni CCAP, nasıl inceleneceğine dair çok net olmayan bir dille sürekli büyük ölçekli gaz desteği için kapıyı açık bırakıyor. Kalkınma politikası finansmanı, ilgili tesisler ve finansal aracılar aracılığıyla Banka’nın petrol, gaz ve kömüre yönelik etkili ve takip edilmesi zor desteği nasıl sonlandıracaklarına dair ek hiçbir taahhüt getirmiyor. Adil bir yeşil toparlanmayı ve işçiler ve topluluklar için fosil yakıtlardan adil bir geçişi desteklemek için bu kamu parasına acilen ihtiyaç var.

Jon Sward (Bretton Woods Project Birleşik Krallık Çevre Projesi Müdürü): Dünya Bankası’nın yeni İklim Değişikliği Eylem Planı, felakete yol açan iklim değişikliğini önlemek için acil dönüşüm gerektiren kilit sektörleri belirliyor, ancak bu dönüşümü sağlamaya yardımcı olacak cesur ve yeni bir Dünya Bankası gündemini taahhüt etmekten çok uzak. Planın özel sektör yatırımcılarını “kalabalıklaştırmaya” dayanması, iklim krizi arttıkça, özellikle bu çabalara katılımcı ve şeffaf karar alma süreçleri eklenmeden, ülkeler içinde ve arasında eşitsizliği derinleştirme riskini de beraberinde getiriyor. Önde gelen ekonomist Daniela Gabor‘un belirttiği gibi, bu yaklaşım, iklim krizini sistematik olarak finanse eden aynı kurumsal yatırımcıların getirilerini en üst düzeye çıkarmak için yeşil yatırımların risklerini azaltmaya dayanıyor.

Christian Donaldson, (Oxfam Kıdemli Politika Danışmanı): CCAP, Banka’nın portföyünün tamamının %35’ini doğrudan iklim finansmanına yönlendirme taahhüdünü yineliyor. Bu, 2018’de halihazırda elde edilen %32’den sadece %3 daha fazladır. Ancak daha endişe verici olan şey, CCAP’nin iklim finansmanı tanımını genişletme arzusunu açıklasa da, sınırlı kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasını ve muhasebeleştirilmesini sağlamak için proje ve faaliyet düzeyinde finans raporlamasını sağlayacak şeffaflığı tanımaması veya taahhüt etmemesidir. Banka’nın rakamlarına tam olarak güvenmek neredeyse imkansız.