Ana Sayfa Blog Sayfa 1412

İçişleri Bakanı Soylu, seçim döneminde SBK’nın uçağını kullanmış: Başka müsait uçak yoktu

İçişleri Bakanlığı, Bakan Süleyman Soylu‘nun, kara para aklama suçlamasıyla Avusturya‘da tutuklanan Sezgin Baran Korkmaz‘a ait uçağı kullandığı iddialarına yönelik açıklama yaptı. Bakanlık açıklamasında, uçağın kullanıldığı doğrulanırken, bedelin Soylu’nun sahibi olduğu şirket tarafından karşılandığı ve kiralama işleminin bir sivil havacılık işletmesi aracılığıyla olduğu belirtildi.

Cumhuriyet‘ten Tuncay Mollaveisoğlu‘nun aktardığına göre, 2017’deki seçim döneminde Soylu’nun ABD’nin talebi üzerine tutuklanan Korkmaz’a ait bir uçağı kullandığı iddia edilmişti. Mollaveisoğlu, Kanadalı Bombardier firmasının 54 milyon dolar değerindeki, TC-YYA kuyruk numaralı Global tipi uçağın başka birçok gazeteci ve siyasetçi tarafından da kullanıldığını öne sürdü.

44 bin dolar kiralama bedeli

İçişleri Bakanlığı ise haberle ilgili açıklamada bulunarak, Soylu’nun Korkmaz’ın uçağında seyahat ettiği yönündeki haberi kısmen doğruladı. Bakanlığın açıklamasında, kiralamanın Söğüt Havacılık A.Ş.’den yapıldığı, şirketin elinde ‘uçak kalmaması’ nedeniyle, o şirketin de Korkmaz’a ait olan Borajet‘ten kiralama yaptığı belirtildi.

Paylaşılan kiralamaya ait fatura,  Soylu’nun sahibi olduğu Engin Sigorta’ya kesilmiş ve kiralama bedeli de 165 bin 808 TL (44 bin dolar).

‘Siyasi etik’ gereği

Açıklamada, 2017 Anayasa Referandumu çalışmalarının son bir haftasında İçişleri Bakanlığı’na ait uçak ve helikopterler olmasına rağmen, seçim yasakları sebebiyle ve ‘siyasi etik gereği’ bu araçların kullanılmadığı savunması yapıldı.

Bakanlığın açıklamasında şu ifadeler kullanıldı: “Uçak veya araç kiralama şirketlerinin o an müsait uçağı olmaması durumunda, başka bir şirketten ikincil kiralama yaparak müşterilerinin talebini karşıladığı, sivil havacılıkta sıklıkla rastlanılan ve bilinen bir durumdur. Anlaşıldığı kadarıyla Söğüt Havacılık firması, o an müsait uçağı olmadığı için, Borajet adlı firmadan da uçak temin ederek müşteri talebini karşılama yoluna gitmiştir.

Toplam 12,5 saatlik yurt içi uçuş gerçekleşmiştir. ..  2017 yılındaki seçim çalışmaları sırasında gerçekleşen bu hadisede, gerek uçak talebi, gerekse hizmetin karşılığı olan ödemenin yapılması sırasında temas edilen tek kurum, Söğüt Havacılık A.Ş.’dir. Bu durumu teyit eden fatura da ekte olup, kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.

Daha önce Sözcü Gazetesi tarafından dile getirilen ve şimdi de benzer şekilde Cumhuriyet Gazetesi tarafından hangi amaca yönelik olduğu belli olan iftira kampanyasının bir bölümü olarak planlanan bu haberlere karşı, hukuki hakkımızı kullanacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz” denildi.

‘Kara para aklamada kullanıldı’ suçlaması yapılmıştı

ABD’de Utah Savcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre Sezgin Baran Korkmaz, Türkiye ve Lüksemburg’daki banka hesapları aracılığıyla 133 milyon dolar kara para aklamış; bu parayı Borajet havayolu şirketini, Türkiye ve İsviçre’deki otelleri, Queen Anne adlı bir yatı, İstanbul’da Boğaz’da bir villa ve apartman dairesini satın almak için kullandıkları’ kaydedilmişti.

 

Greenpeace: 15 milyar doları yıkmak için değil yapmak için kullanalım

Greenpeace Akdeniz, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın “26 Haziran’da temellerini atacağız” dediği Kanal İstanbul projesi için Sazlıdere’deki temel atma töreni öncesinde yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamada “Eğer Kanal İstanbul projesi hayata geçirilirse, proje güzergahındaki 2 barajla birlikte tarım alanları yok olacak. Değişen iklim koşulları ile dünyayı bekleyen su ve gıda krizi karşısında 16 milyonun yaşadığı İstanbul’da adaletsizlik artacak. Artan gıda fiyatları ve suya kısıtlı erişim karşısında kırılgan kesimler daha da dezavantajlı bir konuma gelecek” denildi.

15 milyar dolara neler yapılabilir?

Kanal İstanbul’a 15 milyar dolar harcanması beklendiği hatırlatılan açıklamada bu miktar bir parayla yapılabilecekler şu şekilde aktarıldı:

  • İklim krizinin en büyük tehditlerinden biri olan kuraklığa karşı, 14 milyonu aşkın haneye 10’ar tonluk yağmur suyu biriktirme sistemleri kurulabilir. Bu da 140 milyon metreküp suyun biriktirilebileceği anlamına geliyor. Bu miktar Alibeyköy Barajı’nın (34milyon metreküp) kapasitesinin 4 katından fazla ve Terkos Barajı’nın kapasitesine (164milyon metreküp) de neredeyse denk.
Kanal İstanbul için yapılacağı söylenen aslında yol inşaatına ait olan cumartesi günü temeli atılacak köprü.
  • İklim krizinin temel nedenlerinden olan fosil yakıtlara dayalı enerji politikaları yerine yaklaşık 2 milyon evin çatısına 5kW gücünde solar panel alımı gerçekleştirilebilir. Bu panellerin toplam kurulu gücü, 9800 megawatta denk geliyor. Bir başka deyişle Türkiye’nin mevcut kurulu enerji gücü yüzde 10 artacak.
  • Denizlerimizi tehdit eden müsilaj kirliliği hepimizin gündeminde iken proje bütçesinin sadece yüzde 10’u ile sadece İstanbul’un değil Türkiye nüfusunun evsel atık sularının arıtmasını sağlayacak biyolojik atıksu arıtma tesisi kurulabilir.
  • Söz konusu bütçe ile İstanbul’u bekleyen en büyük tehlike depreme karşı riskli olduğu tespit edilen 194 bin binanın tamamı onarılabilir.

‘İstanbul hepimizin ortak mirası’

Greenpeace Akdeniz Program Direktörü Gökhan Çevik konuyla ilgili yaptığı açıklamada  “Nesillerdir anılarda ve fotoğraflarda kalmış bir İstanbul’a özlem duyuyoruz. ‘Biz gençliğimizde buradan denize girerdik’ denilen sahillerde değil denize girmeyi hayal etmek, bir yürüyüş yapabilmek bile hayal olmaya başladı. ‘Buralar hep dutluktu’ denilen arazilerde kuş cıvıltıları inşaat gürültüsünden duyulamaz oldu” dedi.

Çevik açıklamasının devamında “İstanbul geri dönüşsüz tahribatlara neden olacak projelerle her geçen gün iklim krizine karşı daha kırılgan hale gelirken, İstanbullu artık nefes almakta zorlanıyor. İstanbul’da iklim krizine karşı kırılgan gruplar, daha da kırılgan hale geliyor. İstanbul’u depreme, iklim krizine, çevre felaketlerine karşı dayanıklı hale getirmek, yeni istihdam alanları yaratmak, farklı kesimler arasındaki adaletsizlikleri gidermek için 15 Milyar dolar çok kritik bir bütçe… Büyüklerimizden dinlediğimiz İstanbul’u küçüklerimize miras bırakmakta geç kalmadık, İstanbul’u eski güzel günlerine döndürmek ve daha adil bir İstanbul yaratmak elimizde… İstanbul hepimizin ortak mirası…”  dedi.

Hafta sonu düzenlenecek Maden Sempozyumu’na çağrı

Ekoloji Birliği ve Polen Ekoloji 26-27 Haziran tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek Maden Sempozyumu‘na çağrı yaptı.

Yapılan açıklamada “Cerattepe’den Kazdağları’na, Murat Dağı’ndan Munzur’a, Mazı Dağı’ndan Finike’ye, Fatsa’ya… Ülkemizin her karış toprağı maden şirketlerinin talanı ile karşı karşıya” ifadeleri kullanıldı.

Kentlerdeki inşaat dalgasının ham madde ve mamul madde ihtiyacı için bütün ormanların, vadilerin ve tarım alanlarının maden sahası ilan edildiği belirtilen açıklamada “İktidar iflas eden inşaat sektörünü beslemek için madencilik faaliyetlerini yüzde yüz arttırma hedefi koydu. Ardı ardına yüzlerce ÇED izinleri dağıtıldı” denildi.

‘Ne yapmalıyız?’

Açıklamada “Madencilik furyasının yarattığı sonuçlarına karşı, mücadelemizin sacayakları olan akademisyenler, hukukçular, ekolojistler, emekçiler olarak ‘Nereye Gidiyoruz?’ ve ‘Ne Yapmalıyız?’ sorularına yanıtlar üretmek için Madenciliğin Politik Ekolojisi Sempozyumu’nda bir araya geliyoruz” ifadelerine yer verildi.

Etkinliğe katılmak isteyenlerin bu adres üzerinden katılım formunu doldurmaları ve toplantıya ulaşabilecekleri linke ulaşmaları gerekiyor.

Sempozyum programı

 

Brüksel’de dizel ve benzinli araçların kullanımı yasaklanıyor

Belçika‘nın başkenti Brüksel‘de 2030 itibarıyla dizel araçların 2035 itibariyle de LPG’li ve benzinli araçların girmesi yasaklandı.

Yasaklar, Belçika hükümetinin düşük emisyon politikası çerçevesinde hazırladığı İklim ve Enerji Yasası kapsamında alındı.

New-in-24’ün aktardığına göre bu yasa kapsamında elektrikli şarj istasyonlarının altyapısının iyileştirilmesi ve sayısının artırılması için de ek tedbirler alındı.

Yüksek hava kirliliği ve emisyon

Avrupa’nın kalbi sayılan Brüksel bölgesinde, hava kirliliğinin ve karbon emisyon düzeyinin yüksek olduğu biliniyor. Brüksel’de karayolu taşımacılığı nitrojen oksit emisyonlarının yüzde 69’undan, PM10 partikül emisyonlarının yüzde 35’inden ve daha ince PM2 partikül emisyonlarının yüzde 30’undan sorumlu.

Ulaşım aynı zamanda sera gazı emisyonlarının önemli kaynaklarından biri. 2017’de ulaşım sektörü toplam karbondioksit emisyonlarının yüzde 30’undan sorumluydu.

Dünyada da Brüksel ile benzer önlemler alınmaya başladı. Paris’te dizeller 2024 yılından itibaren, benzinli araçlar ise 2030’dan itibaren yasaklanacak. Lyon 2026 yılında dizel araçları yasaklamayı planlıyor. Birleşik Krallık ise 2035 yılında dizel ve benzini yasaklamak için adım attı.

Katarlı gençler, Türkiye’de sınava girmeden tıp, diş hekimliği ve eczacılık okuyabilecek

Türkiye ile Katar arasında “Askeri Sağlık Alanında Eğitim ve İşbirliği” Protokolü Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından onaylandı.

Resmi Gazete‘de yayımlanan protokole göre, Katarlı gençler sınava girmeden Türkiye’de tıp, diş hekimliği, eczacılık sağlık meslek yüksek okulu, hemşirelik alanlarında ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim alabilecek.

Protokolde eğitime kabul edilecek öğrencilerle ilgili şartlar sıralanırken, YKS ya da herhangi bir sınav şartından ise bahsedilmedi.

Misafir personel de istihdam edilecek

Protokole göre, misafir öğrencilerin yanı sıra misafir personel de istihdam edilecek. Sağlık kurumlarının kurulması, işletilmesi ve sağlık hizmeti sunumu alanında karşılıklı bilgi paylaşımı ve yardımlaşma da iş birliği kapsamına alındı.

Ayrıca hasta tedavisi, sağlık lojistiği alanında iş birliği, sağlık alanında ortak tatbikat ve ziyaretler düzenlenmesi de öngörüldü.

Fotoğraf: AA

Ücretine kabul eden ülke karar verecek

Protokol kapsamında görevlendirilen misafir personel ve misafir öğrencilerin mali ve özlük hakları da belirlendi.

Faaliyetlerin ücretli, ücretsiz veya indirilmiş ücret karşılığında düzenlenmesine kabul eden ülke karar verecek.

Beş yıllık sözleşme

Protokolde Katarlı misafir personel ve yakınları ile Katarlı öğrencilerin mümkün olan hallerde askeri hava/kara ulaşım araçlarından ücretsiz istifade edebilecek. Askeri orduevi ve misafirhanelerden de yararlanabilecekler.

Askeri Sağlık Hizmetleri Genel Müdür Vekili Hava Tabip Tuğgeneral Durmuş Aydemir tarafından imzalanan protokol beş yıl için düzenlendi, aksi beyan edilmedikçe bu sürenin sonunda her yıl otomatik olarak uzayacak.

 

İkizdere’yi İkizdere direnişçileri anlatıyor: Cengiz aldıklarından doymadı mı?

Rize İkizdere’de Cengiz İnşaat tarafından açılmak istenen taş ocağına karşı direniş 66 gündür devam ediyor.

İkizdere direnişçilerinden Ayşe Albayrak, Ali Akyıldız ve Hüseyin Tat  yaşadıkları bölgeyi, şu ana kadar yapılan tahribatı ve mücadelelerini Yeşil Gazete’ye anlattı.

Daha önce TBMM’de yaptığı konuşmayla kendinden söz ettiren İkizdere direnişçisi Ayşe Albayrak, vadinin kendileri için öneminden bahsetti ve “Cengiz aldıklarından doymadı mı? Yeter bu kadar, yetmedi mi?” diye sordu.

‘Ormana girişimiz engellendi’

Ormanın kendileri için öneminden bahseden Ayşe Albayrak, ormanın girişine kapı yapıldığı için artık giremediklerini şöyle anlattı:

“Orman deyip geçmeyin. Ormanın bütün her şeyinden biz yararlanıyoruz. Oradan sığırların yemlerini yaparız. Yemleri ormanlardan sırtımızda taşıyoruz. Getirip, sığırlarımızı onlarla besleriz. Hazır ot yedirecek paramız yok.

Şimdi ormanın oraya demir kapı yaptılar. Ormanın yolunu kesmişler, geçemezsin oradan. Böyle yaşantı olur mu? Her gün jandarmalar evin kapısında. Tarlaya gideceksin peşinde, kapıya çıkacaksın peşinde. Biz buna nasıl yaşamak diyeceğiz?

Yetkililerden biri buraya gelsin yaşasın biz de razı geleceğiz. Bir tanesi gelsin, hiç olmazsa bir hafta burada kalsın. Bakalım burada yaşanılıyor mu, yaşanılmıyor mu?”

Fotoğraf: Merve Özçelik

 

‘Bir ekmek için bizim canımız çıkıyor’

Ayşe Albayrak, “Bütün dünyayı aldığınız doymadınız da buranın toprağından mı doyacaksınız? Bizim gidecek hiçbir yerimiz yok” ifadelerini de kullandı. Derenin kesilen ağaçlarla dolduğunu söyleyen Albayrak, henüz beklenen yağış gerçekleşmese de yağmur yağması durumunda derenin taşacağını kaydetti:

“Burada bu kadar kuraklık olmazdı. Bu doğayla bu kadar oynuyorlar. Yağmur yağdığında bu dere öyle bir taşacak ki ne yol kalacak, belki de evlerimiz gidecek. Bu dere çok taşar.

Dereleri ağaçlarla doldurdun, yıktın. Bu insanlar nerelere gidecek? Bu kadar canım ağaçları kesiyorsunuz. Bir ekmek için bizim canımız çıkıyor. Hem de diyorlar ki yeşili, ormanı kollayın.

Ormanı beklediğimiz için devletin aslında bize madalya takması lazımdı. Bizi emekli etmesi lazımdı.”

‘Cengiz aldıklarından doymadı mı?’

Eskencidere Vadisi’ne daha önce küçük İstanbul denildiğini anlatan Ayşe Albayrak, projenin ortaklarından Mehmet Cengiz ile daha önceden tanıştıklarını da söyledi:

“Buraya Eskencidere demezlerdi, buraya küçük İstanbul derlerdi. Buranın adı küçük İstanbul’du. Yukarılar hep bağlıktı. Şimdi buranın yukarısında ne arıyorsun? İlla Cengiz alacak. Cengiz aldıklarından doymadı mı? Yeter bu kadar, yetmedi mi? Bizi niye ağlatıyor?

Mehmet bey (Cengiz) var ya buranın menfezleri yapılıyordu daha önceden. Üç ay babam ona masa açtı, evimizde yemeğimizi yedi. Şimdi bize böyle yapıyor. Bu vicdanlarına sığıyor mu?”

Fotoğraf: Merve Özçelik

‘Vatandaşların yarısından çoğu direnişten çekildi’

Askerin müdahalesi, pandemi ve köy halkı arasında yayılan yanlış haberlerden ötürü yöre halkının direnişe desteğinin azaldığını kaydeden Hüseyin Tat, vatandaşların tehdit edildiğini de belirtti:

“Köy halkı arasında yanlış haberler yönlendirerek vatandaşların aşağı yukarı yarısından çoğu bu direnişten geri çekildi. Mesela iş konusunda, aylıklarının kesileceği, çocuklarının işten atılacağı gibi konularda vatandaşları tehdit ettiler.

Burada kararlı olan 30-40 kişi olarak ve bu çalışmanın sonuna kadar burada bulunacağımızı tüm dünyaya duyurduk.

Sesimizi tüm dünyaya duyurduk ama yönetimdeki insanlar sesimize hiç kulak vermediler. Üç-beş müteahhitin daha fazla kazanç sağlaması için kendi bildiklerini okudular.”

‘Orada yaşama şansları yok’

Direnişçi isimlerden Ali Akyıldız da taş ocağının bu zamana kadar verdiği tahribatı anlattı ve bölgedeki evlerde yaşayan insanların artık oralarda kalma şanslarının olmadığını ifade etti:

“Burada hala yol çalışması, yol genişlemesi yapıyorlar. Dört şeritli yol yapılıyor. Orada beş tane ev var. Orada yaşama şansları zaten yok onların.

Valiliğin talimatıyla bir tek şelaleyi açık bırakmışlar. Hafriyatı taşımadılar. Hafriyatı taşımayınca komple dereye yatağına döktüler acele acele. Dere yatağını komple kapattılar.

Alttaki beş tane evin su içtikleri dere. Hortum almışlar, onun yukarısından bağlamışlar. Su, bir gün bulanık akıyor, bir gün çamur, bir gün temiz akıyor. Artık parayla su alıyorlar. İneklerine bile parayla su alıyorlar.”

Fatsa’da altın madeni şirketi ikinci maden sahası için başvurdu

Ordu‘nun Fatsa ilçesine bağlı Yukarıbahçeler mevkiinde siyanürle altın ayrıştırması yapan Bahar Madencilik şirketinin faaliyet izin süresi doldu.

Kapasite artırımına gitmek için izin isteyen şirkete karşı doğa severler mücadele verirken aynı şirket, maden sahasının yanı başında Yukarıtepe köyünde iki adet açık maden sahasında altın, bakır, gümüş, kurşun aramak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na çevresel etki değerlendirmeye (ÇED) başvurdu.

Yaşananlara tepki gösteren Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu açıklama yaparak “Yaşam alanlarımıza yeni saldırılarla kurşun sıkılıyor” ifadelerini kullandı.

‘Maden işletmelerinin at oynattığı bölge’

Şirketin başka bir şirketin ruhsatını alarak yeni alanlarda maden işletmeciliği yapmaya başlayacağı ifade edilen açıklamada “Bu da gösteriyor ki, Fatsa ve Ünye’den başlayarak Ordu maden işletmelerinin at oynattığı bölge olacak” denildi.

Doğanın yok edilmesine seyirci kalınmaması gerektiği vurgulanan açıklamada, “Doğası ve yaşam alkanı yok edilenler kapsamına girmek için sıramızı mı bekleyeceğiz? Fatsa ve Ünye’de yaşan katliam yarın başka ilçede kapımıza dayanacak. Yıkımı engellemek için hukuki ve fiili mücadele şart. Partiler, sendikalar, dernekler, odalar; tek tek yurttaşlar toprağına, suyuna, geleceğine yönelik bu saldırılara karşı dayanışma içinde olmalıdır. Ordu Çevre Derneği olarak bu kapsamda mücadelemiz sürecek” ifadeleri kullanıldı.

14 bin ton cevher çıkarılacak

Ordu Çevre Derneği ÇED dosyasında yer alan bilgileri de aktardı. 755 hektar ruhsat alanı olduğu belirtilen açıklamada ÇED alanının da 24,53 hektar olduğu belirtildi ve şu bilgiler paylaşıldı:

  • İşletmenin çalışma biçimi yeraltı madencilikten açık maden işletmeciliğine dönüştürülecek.
  • İşletme bakır, kurşun, çinko, altın, gümüş madenleri işleyecek.
  • Yıllık 14 bin ton cevher çıkarılacak. Bunun 7 bini pasa, 7 bin cevher olarak işlenecek.
  • Teraslama sistemiyle maden çıkarılacak. Terasların yüksekliği 10 metre, genişliği 10 metre olacak.
  • Proje ömrü 8 yıl olarak hesaplandı.
  • Birinci ÇED alanı içinde beş ev var. ÇED kanununa göre evlere 60 metreden fazla yaklaşılmayacak.
  • İkinci ÇED alanında en yakın ev 137 metre. Sudere köyünde ÇED alanında fındık bahçesi bulunuyor. Maden alanının özel araziye uzaklığı 20 metre olacak, sahibinden izin alınacak.

Sigara ve alkolde ÖTV sabit tutuldu: Fiyatlar aynı kalacak

Sigara ve alkollü içeceklerden alınan özel tüketim vergisinin (ÖTV) Temmuz-Aralık dönemi için değişmeden sabit kalmasına karar verildi.

Söz konusu Cumhurbaşkanı imzalı karar Resmi Gazete‘nin bugünkü sayısında yayınlandı.

Bu dönem için muaf tutuldu

Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 12’nci maddesinde ÖTV (III) sayılı listedeki mallar için belirlenen asgari maktu vergi tutarlarının ocak ve temmuz aylarında yeniden belirleneceği belirtiliyordu.

Bu yeni rakam ise TÜİK tarafından ilan edilen üretici fiyat endeksinde son altı ayda meydana gelen değişim oranında gerçekleştiriliyordu. Resmi Gazete’de yayınlanan kararda bu hükmün Temmuz-Aralık dönemi için uygulanmayacağı belirtildi.

İstanbul Valiliği, 19’uncu İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşünü yasakladı

İstanbul Valiliği, 26 Haziran Cumartesi günü Maltepe Miting Alanı‘nda gerçekleştirilmesi planlanan 19’uncu İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşünü yasakladı.

Onur Haftası komitesi kararı “Yasaklandık! (yine:))” sözleriyle duyurdu. Komite Maltepe Miting Alanı’nda gerçekleştirmek için İstanbul Valiliği’ne başvurduklarını ve başvurularının reddedildiğini söyledi.

‘Genel ahlakın korunması için’

Valilik red kararını “İl sınırları içerisinde provakatif eylem ve olayların meydana gelebileceği, açık yer toplantısına katılacaklar da dahil olmak üzere halkın huzur ve güvenliğinin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaillik emniyetin, genel sağlığın ve genel ahlakın, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, olası şiddet ve terör olaylarının önlenmesi, provokatif eylem ve olayların yaşanmaması için söz konusu açık yer toplantısının düzenlenmesi Valiliğimizce uygun görülmemiştir” sözleriyle gerekçelendirdi.

Yasak kararına tepki gösteren Onur Haftası komitesi “Yıllardır tarihleri değiştirip aynı cümlelerle yayımladıkları yasak kararlarıyla lubunyaların bir araya gelmesine ve görünür olmasına engel olamayacaklar. 26 Haziran günü sokaklarda birbirimizi bulacak, onurumuzu kutlayacağız” ifadelerini kullandı.

Açıklamada “Onur Yürüyüşü’nün detayları için bizi takipte kal lubunya” denilerek yürüyüşten vazgeçilmeyeceği belirtildi.

Onur Haftası’na yönelik müdahaleler

LGBTİ+ Onur Haftası etkinlikleri kapsamında önce Heybeliada‘da düzenlenmek istenen ancak Adalar Emniyeti’nin mekan sahibini tehdit etmesi nedeniyle Maçka Parkı‘na taşınan vegan piknik etkinliğine polis saldırmıştı.

Polisin biber gazlı sert müdahalesi sırasında bir kişinin kolu kırılmış, bir kişi de gözaltına alınmış ve daha sonra serbest bırakılmıştı.

Validebağ’da Koruma Amaçlı İmar Planlarının yürütmesi durduruldu

Üsküdar’da yer alan ve doğal sit alanı olmasına rağmen rehabilitasyon projesi adı altında tahrip edilmek istenen Validebağ Korusu için hazırlanan 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planları’na karşı açılan davada yürütmeyi durdurma kararı çıktı.

İstanbul 6’ncı İdare Mahkemesi tarafından açıklanan kararda dava konusu işlemlerin 1’inci derece doğal sit alanı olduğu bu sebeple de plan değişikliğinin uygulanmasının telafisi güç zarar doğurabilecek nitelikte olduğu belirtildi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhinde Avukat Onur Cingil aracılığıyla açılan davada,  yürütmenin “davalıların savunması ve ara kararı cevabı alınıp ya da ara kararına cevap verme süresi geçip yeni bir karar verilinceye kadar” durdurulacağı belirtildi.

Proje çalışmalarının başlayacağı söylenen Validebağ Korusu’nu savunmak için bölge halkı dört gündür nöbet tutuyor.

‘Plan yoksa uygulama da olamaz’

Kararı Yeşil Gazete’ye yorumlayan Avukat Onur Cingil, “Elbette bu planların tamamen iptal edilmesini bekliyoruz. Ancak şu anda planın yürütmesi durduruldu. Plan yoksa uygulama da olmaz. Dolayısıyla rehabilitasyon projesi için yapılan ihale de kadük kalır” dedi.

Şirketin bu karar sayesinde koruda ağaç budaması gibi faaliyetleri yapamayacağını ifade eden Cingil, “Ancak çöp toplamak için elbette girebilir. Üsküdar Belediyesi belediyecilik hizmeti verebilir” dedi.

İhale iptal davası da açıldı

İhalenin iptali için de bugün bir dava açtıklarını belirten Cingil, bunun dışında 2018 yılında Koruma Kurulu Kararı’nın iptali istemiyle açılmış bir dava daha olduğunu sözlerine ekledi.

Plan değişikliklerinin de bu Koruma Kurulu Kararı’na göre yapıldığını dile getiren avukat, eğer bu dava lehte sonuçlanırsa plan değişikliklerinin de otomatik olarak iptal edilmesi gerektiğini söyledi.