Ana Sayfa Blog Sayfa 1413

Babacan’dan Erdoğan’a: Kanal İstanbul’un ihalesi nerede?

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, AKP’li belediye başkanlarına seslenerek, “İhaleleri mutlaka şeffaf bir şekilde gerçekleştirin, hatta canlı yayınlayın” diyen Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a yanıt verdi:

“Hafta sonu daha olmayan kanalın üzerinden geçecek köprünün temelini atacaklar. Bunun ihalesinin canlı yayınını gören var mı? Milyarlarca dolarlık projelerin, ihalelerin canlı yayınlandığını görmedim.”

‘Kural dışı imar işlemleri, hükümet birimlerince yapıldı’ 

İzmir’de partisinin 1. Olağan Narlıdere İlçe Kongresi’nde konuşan Babacan, şunları söyledi:

İmar plan değişikliklerinin kural dışı yapılan işlemlerinin çoğuna bakın; merkezî hükûmet birimleri eliyle yapılmıştır. Kaç belediye başkanımızın şehrinde imar durumunu düzgün tutmak için çırpındığını biliyorum. Geliyor bir bakanlık, ki üç dört tane yetkili bakanlık var, şehrin ortasında beş katlı binaların olduğu yere yirmi katlı blokları dikip geçiyor.”

AKP’de bulunduğu dönemde imar rantıyla ilgili yasa tasarısı hazırladıklarında engellendiklerini anlatan DEVA lideri, “1994 yılından 2019 yılına kadar 25 yıl İstanbul’un imarla ilgili konuları, herhangi bir orta veya büyük proje Sayın Erdoğan’ın önüne gelmeden yapılabildi mi? Her türlü konuya müdahil oldu. Bir proje gözden kaçmış, ‘Niye haberim olmadı?’ diyor. Hepsini biliyor. İstanbul’da bütün bu dikey yapılaşma kendi bilgisi ve sorumluluğu dahilinde oldu” diye konuştu.

‘Olmayan kanalın üzerinden geçecek köprü ihalesi’

Ali Babacan, milyarlarca dolarlık en büyük ihalelerin davet usulü yapıldığına, birkaç ahbap şirketin çağrıldığına dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:

“Hafta sonu daha olmayan kanalın üzerinden geçecek köprünün temelini atacaklar. Bunun ihalesinin canlı yayınını gören var mı? Milyarlarca dolarlık projelerin ihalelerin canlı yayınlandığını görmedim. Cumhurbaşkanı olarak ‘Davet usulünü kaldırıyorum; ihaleler açık, şeffaf ve dürüstçe yapılsın’ diye çağrı yapın ama önce kendiniz bir yapmaya başlayın. Ondan sonra belediyelerden isteyin. Kendi yapmadığınız şeffaflığı belediyelerinizden nasıl isteyeceksiniz?”

Çifte maaşlar

Ali Babacan’ın gündeminde genç işsizliğinin her geçene gün arttığı Türkiye’de kamu sisteminde üç, beş hatta on bir yerden maaş alanları da vardı:

“Kendi yetmiyor, bir de eşini farklı kurumlardan maaşa bağlayanlar var. 11 yıl ülke ekonomisinin başında oldum. İlk gün ‘Bir kişi bir yerden maaş alır’ diye kural koymuştuk. Bizler ayrıldıktan sonra ‘dur’ diyen yok. Buna huzur hakkı diyorlar. Millet huzursuz ama bunlar çifter çifter maaş almakla ve dağıtmakla meşgul. Kendilerine çoklu maaş hakkı görenler milletin huzurunu bozuyorlar. Huzur hakkı diye gördükleri, bu milletin vicdanını yaralıyor.”

Avrupa Parlamentosu, İklim Yasası’nı onayladı

Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği‘nin sera gazı emisyon hedeflerini bağlayıcı hale getirecek İklim Yasası‘nı onayladı.

Söz konusu yasa hakkında iki kurum arasında uzlaşmaya varıldığı 22-23 Nisan tarihlerinde düzenlenecek çevrimiçi İklim Liderleri Zirvesi öncesinde açıklanmıştı.

Avrupa Parlamentosu tarafından yapılan açıklamada oylamaya sunulan yasanın 442 oy ile kabul edildiği belirtildi. Yasaya karşı 203 vekil ‘hayır’ oyu verirken 51 kişi ise çekimser oy kullandı.

İklim Yasası’nda neler var?

Kararla birlikte AB’nin 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşma hedefi yasal olarak bağlayıcı olacak. Ek olarak 2030 yılına kadar sera gazı salımlarını 1990’daki seviyesinin yüzde 55 daha aşağısına düşürecek. 2050 yılından sonra ise AB ülkeleri negatif emisyon hedeflemeye başlayacak.

Komisyon, Paris Anlaşması’nda öngörülen 2023’teki ilk küresel incelemeden en geç altı ay sonra 2040 hedefi için bir teklif sunacak. Parlamentonun önerisine uygun olarak Komisyon, AB’nin Anlaşma kapsamındaki taahhütlerini tehlikeye atmadan 2050 yılına kadar AB’nin salabileceği tahmin edilen maksimum sera gazı emisyonu miktarını yayınlayacak. Bu ‘GHG bütçesi’, AB’nin revize edilmiş 2040 hedefini tanımlama kriterlerinden biri olacak.

Ek olarak komisyon, 30 Eylül 2023’e kadar ve daha sonra her beş yılda bir, AB’nin 2050 yılına kadar iklim nötr olma hedefine yönelik ulusal önlemlerin tutarlılığının yanı sıra tüm AB ülkeleri tarafından kaydedilen toplu ilerlemeyi değerlendirecek.

Fotoğraf: AA

‘Diğer ülkelere ilham olacak’

Parlamento raportörü Jytte Guteland “Sonunda bir iklim yasamız olduğu için gurur duyuyorum. Komisyon ile yaptığımız anlaşmaya göre, 2030 yılına kadar yüzde 57’ye yakın, en az yüzde 55’lik bir net emisyon azaltım hedefi teyit ettik” ifadelerini kullandı.

Daha da ileri gitmeyi tercih edeceğini belirten Guteland, “Ama bu gene de büyük bir fark yaratacak bilime dayalı iyi bir anlaşma. AB şimdi önümüzdeki on yılda emisyonları önceki otuz yılın toplamından daha fazla azaltmalı. Daha fazla ülkeye adım atması için ilham verebilecek yeni ve daha iddialı hedeflerimiz var” dedi.

Yasa dışı kereste ticaretine karışmakla suçlanan Brezilya Çevre Bakanı istifa etti

Amazon yağmur ormanlarındaki yasa dışı ağaç kesimi ve kereste ticareti sebebiyle hakkında soruşturma başlatılan Brezilya Çevre Bakanı Ricardo Salles istifa etti.

Brasilia’daki başbakanlık sarayında basın açıklaması yapan Salles, istifasını “İstifamı başbakana sundum ve kabul edildi” sözleriyle duyurdu.

‘Kesime yasal zemin oluşturdu’

Ocak 2019 tarihinde göreve başlayan Bakan Salles yağmur ormanlarında yaşanan tahribatlar ve çevre koruma programlarında yapılan kesintilerin arkasındaki isim olarak biliniyordu.

Salles’in ormanlardaki yasa dışı ağaç kesimi hakkındaki polis tahkikatını engellediği ve kereste ticareti yoluyla yaklaşık 25 milyon dolarlık haksız kazanca yasal zemin oluşturduğu iddia ediliyordu.

Fotoğraf: Shutterstock

Yasa dışı kereste ithalatına karıştığı düşünülüyor

Bakan Salles’in ABD’ye ve Avrupa’ya yasa dışı kereste ithalatına karıştığı iddiasıyla başlatılan başka bir soruşturma daha bulunuyor. Geçtiğimiz ay Yüksek Mahkeme, Salles’in banka hesaplarının incelenmesine izin vermişti.

10 Mayıs tarihinde başlayan soruşturmada, Salles’in hem evi hem de bakanlıktaki ofisine polis baskını düzenlenmişti. Aynı soruşturma kapsamında aralarında Brezilya çevre koruma ajansı IBAMA Başkanı’nın da bulunduğu 10 yetkili görevden uzaklaştırılmıştı.

İddiaları reddeden Bakan ise, kendisini “ekonomik çıkarlar ile Amazon gibi doğal hazineleri koruma ihtiyacı arasında bir denge kurmaya çalıştığını” söyleyerek savunmuştu.

Yeni Çevre Bakanı Leite oldu

CNN’in haberine göre Salles’in istifasının ardından Devlet Başkanı Jair Bolsonaro Çevre Bakanı pozisyonuna Alvaro Pereira Leite‘yi getirdi.

Leite, Brezilya Kırsal Derneği’nin bir üyesiydi ve Eylül 2020’den bu yana Amazon ve çevre hizmetleri sekreterliğinde çevre bakanlığının sekreteri olarak çalışıyordu.

Çevre aktivistlerinden açıklamalar

Sputnik’in aktardığına göre Brezilyalı çevre grupları koalisyonu İklim Gözlemevi istifa haberini “Bunu yazın, sergileyin, sokaklarda yüksek sesle ve net bir şekilde çığlık atın: düştü” sözleriyle duyurdu.

Greenpeace tarafından yapılan açıklamada da, “Brezilya, kuruma karşı kasıtlı olarak hareket eden ve ülkeye ciddi şekilde zarar veren birine sahip olmaya devam edemez” dedi.

Örgüt ayrıca, “Bakanları değiştirmek, Bolsonaro yönetiminin yıkıcı çevre karşıtı gündemini değiştireceğinin garantisi değildir” açıklamasında bulundu.

 

Demokrasi Konferansı başladı: Artık susmayacağız, yeni bir Türkiye için yola çıkıyoruz

Çeşitli demokratik kurum ve kişiler tarafından, “Bu Ülkenin Geleceğinde Bizim de Sözümüz Var” sloganıyla çağrısı yapılan Büyük Demokrasi Konferansı bugün başladı.

İstanbul Yenikapı Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’ndeki konferansa 200’ü aşkın bileşen katıldı.

Evrensel‘den Zeliş Irmak ve Şerif Karataş‘ın haberine göre; konferans, Sanatçı Tilbe Saran‘ın amaçlar ve hedeflere ilişkin sunumu ile başladı. Saran şöyle konuştu:

“Demokrasi çağırıyor, Deniz Poyraz çağırıyor, müsilaj için kıvranan Marmara, Ege çağırıyor, HES’ler ile kuruyan dereler çağırıyor, taş ocağı tehdidiyle inleyen İkizdere çağırıyor, Kazdağları çağırıyor. Sazlarını satan müzisyenler, tiyatroları kapandığı için Anayasa’nın sanatı koruyan maddesini hatırlatan tiyatrocular çağırıyor. KHK’lar, barış anneleri, Harbiye öğrencileri, savaşlardan kaçanlar, dükkanı kapanan esnaf, evine ekmek götüremeyen babalar çağırıyor, sağlık emekçileri çağırıyor, 128 milyar dolar nerede diyenler çağırıyor. Biz bunları duymaya ve yaklaşan baharı birlikte kurmaya geldik” dedi.

Türmen: Artık susmaya dayanamıyoruz

Açılış konuşmasını yapan Demokrasi İçin Birlik Sözcüsü ve eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen ise “Bu konferans demokrasi, barış, özgürlük, eşitlik, iş, aş, ekmek ve adalet isteyenlerin konferansı. Bu konferans Deniz Poyrazların konferansıdır dedi.

Türmen şunları söyledi: “Bugün neden buradayız, çünkü artık susmaya dayanamıyoruz. Çünkü adaletsizliğe baskıya daha fazla boyun eğmediğimiz için buradayız. Özgürlük, adalet, eşitlik, iş, aş ve ekmek taleplerinin temelinde demokrasi vardır. Kamusal alanlar iyice karanlıklaştı, bu konferansın amacı bir yandan karanlıkları aşmak sesi duyulmayanların sesini duymak; öte yandan bütün hak taleplerini, demokrasi çerçevesinde geliştirmek ve ülkeyi yeniden inşa edecek bir demokrasi talebi başlatmak. Bu buluşma yeni bir Türkiye programının da ipuçlarını bizlere vermektedir. Bu konferans son değil başlangıçtır. Bu konferanstan yeni bir Türkiye’nin inşası için kol kola yürüyüp haklarından yoksun bırakılanların, ezilenlerin başlattığı bir hareket geliyor. Siyasetin amacını değiştirmeyi hedefliyoruz. Halkın siyasetin öznesi olduğu yeni bir siyaset anlayışının gerçekleştirmesi gerekli diyoruz. Hep beraber birlikte yola çıkıyoruz. Bu konferans yola çıkışın ilk adımıdır. Hepimizin yolu açık olsun, hep birlikte yürüyeceğiz”

200’ü aşkın bileşen

Konferansa katılan bileşenlerin temsilcilerinin açıklamaları da özetle şöyle:

DİSK/Dev Yapı İş Genel başkanı Özgür Karabulut-Emek Bildirgesi: Emek, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin birbirinin ayrılmaz parçası olduğuna inanıyoruz. Bu inançla, insanca çalışma ve yaşam koşulları, eşit, özgür, barış içinde yaşadığımız bir ülke ve dünya için tüm direnenlerle mücadelelerimizi ortaklaştırmak için Demokrasi Konferansının aktif bir bileşeniyiz.

Akademisyen Beyzade Sayın-Bilim Akademisi Bildirgesi: Bilim-Akademi Çalışma Grubu olarak, Türkiye’deki tüm muhalif bilimcileri, üniversitelerde yaşanan tekno-kapitalist dönüşümü enine boyuna tartışmak, sorgulamak ve bir kolektif karşı irade oluşturabilmek adına bir araya gelmeye çağırıyoruz.

Cemile Baklacı-Kadın Bildirgesi: Eşit, özgür, şiddetsiz bir hayat mücadelesinde… Emek sömürüsüne, insanlık dışı yaşam ve çalışma koşullarına karşı mücadelede… Barış, eşit yurttaşlık, dil ve kimlik hakları için verilen mücadelede… Doğanın rant uğruna katledilmesine karşı mücadelede… Demokratik üniversite, bağımsız yargı, özgür sanat, engelsiz yaşam mücadelesinde… Mafyalaşmış, her türlü kirli ilişkiyi barındıran, sömürüye, soyguna, talana, ranta, erkek egemenliğine dayalı yönetim anlayışına karşı mücadelede… Demokratik bir ülke, iş, aş, eşitlik, adalet mücadelesinde… Kadınlar en önde…

Mert Büyükkarabacak-Ekonomi Bildirgesi: Siyasi demokrasinin inşasının ekonomik alandaki dönüşüm ve gelişmelerden yalıtılmış bir biçimde gerçekleşemeyeceğinden hareketle, liberal dogmatik bir anlayışa karşı emek eksenli, toplumsal cinsiyet eşitlikçi ve doğa ile barışık ve aynı zamanda da sosyal olarak inovatif ve verimli bir ekonomi anlayışı çerçevesinde hazırlanan bu çalışma, kağıt üstünde kalacak bir soyut öneri olmaktan ziyade hak temelli, karı değil toplumsal faydayı esas alan, metalaşmayı değil müşterekleri savunmayı önceleyen bir ekonomi için demokrasi güçlerinin ortak mücadelesine perspektif sunmayı hedeflemektedir.

Yıldız Tar: LGBTİ+ Bildirgesi: Bu konferansta bir araya gelişimiz bir yandan da LGBTİ+ Onur ayı olan haziran ayını selamlamaktır. LGBTİ+’ların direnişi bizim de direnişimizdir. LGBTİ+ Onur Ayı kutlu olsun. ‘Nasıl bir demokrasi istiyoruz’ sorusunun yanıtını bu coğrafyanın en köklü direnişlerinden olan Onur Yürüyüşleri’nde arayacağız.

Muzaffer Asma – Ekoloji Bildirge:  Ya kanal ya İstanbul, vahşi madenciliğe son, termik santraller kapatılsın, nükleere hayır, su haktır ticarileştirilemez, kıyı yağmasına son, imar talanına hayır; denizler, göller, akarsular çöplük değildir, iklimi değil sistemi değiştir… Daha nicelerinin mücadele alanlarından haykırdığı, gözaltılar, tutuklamalar, para cezaları, engellemeler ve en nihayetinde Ali-Aysin Büyüknohutçu çifti ve Metin Lokumcu gibi ekoloji aktivistlerinin katledildiği bir ülkede yaşadığımızı biliyoruz.

İlhan Yalçın: Engelliler Bildirgesi: Bugün Türkiye’de; resmi rakamlara göre bugün engelli bireylerin yüzde 41’i okuma yazma dahi bilmemektedir. Bugün 8 milyonun üzerinde üniversite öğrencisinden sadece 52 bini engelli öğrencidir. Bunlara açık öğretim öğrencileri de dahildir. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına göre sadece 382 kamu binasına erişilebilirlik belgesi verilmiştir. Engellilerin işgücüne katılım oranı sadece yüzde 22’dir. Engelliler arasında zaten çok yüksek olan işsizlik oranı, azalmak yerine aksine artmaktadır. 2020 yılında engellerin -sadece İŞKUR- kayıtlarındaki istihdam sayısı, yüzde 21 oranında azalmış, engeli memur kotaları hala doldurulamamıştır. Her yıl yüzlerce engelli fiziksel ve cinsel şiddete uğramakta, etkin takip ve izleme sistemleri olmadığı için vakaların çoğu yargıya intikal etmemektedir.

DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren- Basın Özgürlüğü Bildirgesi: Bu ülkede herkese olduğu gibi gazetecilere de baskı var. Ama bugünler geçtiğinde bir gazeteci direnişi de akıllarda kalacak. Her tehdide rağmen gazetecilik yapanlar…

Çocuk Hakları-Yetişkin Çalışma Grubu’ndan Hatice Göz-Çocuk Hakları Bildirgesi: Çocukların yaşamın doğrudan öznesi oldukları, uğradıkları hak ihlallerinin cezasız bırakılmadığı, kapitalizmin ve neo-liberal politikaların dayattığı yoksulluk ve yoksunluk içinde yaşamak zorunda kalmadıkları, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlik ve şiddet biçimlerine maruz bırakılmadıkları, eğitime tam ve eşit ulaşabildikleri, kendilerini ifade edebildikleri, karar alma süreçlerine dâhil olabildikleri, kendilerini gerçekleştirebildikleri, mutlu, neşeli, özgür ve barış içerisinde yaşayabildikleri bir dünya hayali kuruyoruz. Ve bunun mümkün olduğunu biliyoruz.

Bütün bileşenler, konuşmalarının sonunda çalıştıkları alanla ilgili önerilerini de sundu. Konferansa Berkin Elvan‘ın annesi Gülsüm Elvan da katıldı. Elvan, “Benim çocuğumun elinden ekmeğini aldılar, özgürlüğünü aldılar. 18 Haziran’da da adaletini aldılar. Ama o ekmeği, özgürlüğü ve adaleti alana kadar ben durmayacağım” dedi.

 

Yasa dışı altın madencileri Amazonlar’daki yerli halka otomatik silahlarla saldırdı

Brezilya Amazonları‘ndaki yağmur ormanları, Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro‘nun tutumu nedeniyle sürekli olarak yasa dışı altın madencilerinin akınına uğruyor.

Şimdiye kadar madencilik nedeniyle yüzlerce futbol sahası büyüklüğünde ormanların yok edildiği ve nehirlerin cıvayla kirletildiği Amazonlar’da yaşadıkları yeri savunan yerliler hayatlarından da endişe ediyor.

Otomatik silahlarla ateş ettiler

NTV’nin haberine göre yağmur ormanlarının Dalai Lama’sı lakaplı lider Dario Kopenawa, Palimiú‘nun doğusundaki bin kişilik nüfusu olan bir köye “garimpeiros” olarak bilinen yasa dışı altın madencilerinin otomatik silahlarla gelip önlerine çıkan herkesi vurduğunu açıkladı.

Kopenawa’nın anlattığına göre ağaçların arkasına saklanan Yanomami kabilesi ise pompalı tüfek ve yay kullanarak karşılık verdi. Kopenawa, yerli bir adamın kafasına kurşun isabet ettiğini ve dört madencinin yaralandığını öğrendi. Saldırganlar yarım saat sonra ayrıldı, ancak intikam almak için geri gelmekle tehdit etti.

Madencilik yasak

Dehşete kapılmış kadınlar, sığınmak için çocuklarıyla birlikte sık ormanlara kaçtı. Bu yolculuk esnasında  yaşları bir ve beş olan iki erkek çocuk boğuldu.

Roraima eyaletinin derinliklerinde bulunan Palimiú, Portekiz’e benzer bir yüzölçümüne ve 27 bin kişilik bir nüfusa sahip. Brezilya’nın en yoğun  yerli nüfusuna sahip bölgesinde madencilik yasa dışı ancak bu durum madencileri durdurmuyor.

Kopenawa, “Garimpeiros her yerde. Ölüm tehditleri nedeniyle yerliler bulundukları bölgelere gitmekten kaçınıyor ve bir şeyler yapılması gerektiğini söyleyerek yetkilileri uyarıyor” dedi.

Polise rağmen ateş açtılar

Kopenaewa’nın şikayetinden bir gün sonra, federal polis ekibi küçük bir uçakla Palimiú’ya gitti ve onlara yerel yerli sağlık konseyine başkanlık eden Junior Hekukari katıldı. Bölgeden ayrılırken, Hekukari motorları kapalı halde sürüklenen bazı tekneleri gördü ve fark edilmemeye çalıştıklarını tahmin etti. Gemilerdeki kişiler yaklaşırken köye defalarca ateş etti.”

Hekukari, “Altın madencileri ‘Polis, polis’ diye bağırdı, ama durmadı. Hiç saygıları yoktu. Görevliler karşılık verdi ve yoğun bir silahlı çatışma çıktı. Grup beş dakika sonra ayrıldı ve kimse yaralanmadı” şeklinde olayı anlattı. Kopenawa, polis bile saldırıya uğruyorsa, halkının hiçbirinin güvende olmadığını söyledi.

Pandemide arttı

Yasa dışı madencilik uygulamaları Bolsonaro döneminde artmış durumda. Roraima federal savcısı Alisson Marugal, altın fiyatlarındaki artış ve hükümetin yerli işleri ajansı Funai’nin pandemi nedeniyle saha çalışmalarını sınırlandıran bir emriyle bu yasa dışı faaliyetlerin cesaretlendirildiğini söyledi:

Yasa dışı madenciler kendilerini izole etmediler veya sosyal mesafeyi korumadılar. Aslında, faaliyetlerini yoğunlaştırdılar.

‘Beyaz insanların sınırı yok’

Kopenawa, “Bolsonaro garimpeirosu destekliyor ve Yanomami’yi korumak için hiçbir çabası yok. Topraklarımıza saygısızlık ediliyor ve yardım çağrılarımız duyulmuyor” tepkisini gösterdi.

Yerli lider “Parası olan beyaz adamlar daha fazlasını ister. Daha fazlasını yok etmek isterler. Bu onların gelenekleri, sınırları yok” ifadelerini kullandı.

16 AB ülkesinden LGBTİ+’lara destek mektubu

Avrupa Birliği’ne üye 16 ülke, cinsel kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan azınlıklara dikkat çekerek, “Birliğin kalbi” olarak nitelendirdikleri temel haklara yönelik tehditlerden endişe duyduklarını ifade etti.

Belçika‘nın başkenti Brüksel’de gerçekleştirilen iki günlük Avrupa Birliği (AB) Zirvesi öncesinde, aralarında Almanya Başbakanı Angela Merkel‘in de bulunduğu 16 ülkenin devlet ve hükümet başkanları, temel hakların tehdit altında olması ve cinsel kimlikleri nedeniyle azınlıkta olanların ayrımcılığa maruz kalmasından duydukları endişeyi dile getirdi.

Liderlerin, AB’deki mevkidaşları ile Birliğin farklı kurumlarının yöneticilerine yönelik olarak kaleme aldığı mektupta, “LGBTİ topluluğunun maruz kaldığı ayrımcılığa karşı mücadele etmeye ve onların temel haklarını savunmaya devam etmeliyiz” ifadeleri kullanıldı.

Kaleme alınan mektupta ayrıca, “Saygı ve hoşgörü Avrupa projesinin kalbidir” denilerek, “Avrupa’nın gelecek kuşaklarının, eşitlik ve saygının esas alındığı bir çevrede büyümeleri için çabalarımızı sürdürmeye kararlıyız” yazıldı.

Macaristan’a tepki

Söz konusu metin, 28 Haziran Uluslararası Lezbiyen Gay Biseksüel Trans Birey Onur Günü nedeniyle kaleme alındı. Cinsel kimlikleri sebebiyle azınlıkta olanların durumu AB Zirvesi’nin de gündem maddelerinden biri. Özellikle, Macaristan‘da parlamentodan onay alan çocuklara ve gençlere yönelik yayınlarda, heteroseksüellik dışındaki cinsel eğilimlerin de yer almasını yasaklayan tasarı Birlik içinde yoğun tartışmalara neden oluyor. Macaristan geçen yıl da eşcinsel çiftlerin evlat edinmesini yasaklamıştı. 

Mektuba Polonya, Macaristan, Slovakya, Çekya, Slovenya, Bulgaristan ve Romanya imza atmadı.

Hollandalı şirketler, AB’de yasaklanan ‘zehirli akaryakıtı’ Afrika’ya satıyor

Hollanda merkezli petrol şirketlerinin Avrupa‘da yasaklanan, çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiye sahip kanserojen akaryakıtı, yıllardır Afrika başta olmak üzere yoksul ülkelere ihraç ettikleri belirlendi.

Hollanda Çevre ve Ulaştırma Müfettişliği (ILT), petrokimya şirketleri ile mücadele etmek için gerekli yasal düzenlemelerin artık mevcut olduğunu belirterek, zehirli petrol ürünleri satışının derhal durdurulmasını istedi.

Hollanda Uygulamalı Bilimsel Araştırmalar Kurumu (TNO)’nun araştırmasına göre kimya endüstrisi tarafından üretilen benzen gibi toksik artıkları ucuza alan petrol şirketleri, bu ürünleri normal benzin ya da motorin ile karıştırarak Afrika ülkelerine gönderiyor. Ucuza mal edilen bu zehirli yakıtlar yıllardır yoksul ülkelere satılmaya devam ediyor.

BBC Türkçe‘den Yusuf Özkan‘ın haberine göre, birkaç hafta içinde bu çağrıya uymayan şirketlere yasal işlem yapılacak.

TNO’nun araştırmasında Hollanda’da Afrika pazarı için üretilen sözkonusu otomobil yakıtlarının, yüksek oranda benzen, kükürt ve mangan içerdiğine dikkat çekiliyor. Bu akaryakıtlardaki kükürt oranı, Avrupa’da izin verilenden 300 kat daha fazla.

Afrika’da kullanımı serbest

Afrika ülkelerinde bu ürünlerin kullanımı serbest olduğu için, Hollanda Çevre ve Ulaştırma Müfettişliği, uzun süredir bu konuda fazla bir şey yapamadı, ancak Hollanda Çevre Yönetimi Yasası’nın, “zararlı maddelerin piyasaya arzını yasaklayan” maddesi, zehirli akaryakıt satan şirketlere karşı müfettişliğin elini güçlendirdi.

Müfettişliğe göre, Afrika’da zehirli yakıtların yarattığı çevre ve sağlık sorunları oldukça ciddi. Dünya Bankası’nın Nijerya‘nın Lagos kentinden yaptığı hava kalitesi araştırması, kirli hava nedeniyle her yıl 11 bin erken ölüm yaşandığını ortaya koydu.

Müfettiş Frank Peen, “İnsanları ve çevreyi korumak için Avrupa’da belirlediğimiz standartların Avrupa dışına ihraç ettiğimiz ürünlere de uygulanması önemli ancak şu anda petrol şirketleri bunu yapmıyor” dedi.

Müfettişlik, ismini açıklamadığı sekiz petrokimya şirketini, zararlı akaryakıt ihracatına derhal son vermesi konusunda, son kez uyardı. Hükümetin çağrısına olumlu yanıt verilmemesi halinde hem zararlı ürünleri üreten kimya fabrikaları hem de bunları akaryakıtla karıştırıp satan petrol şirketleri hakkında yasal işlem başlatılacak.

Yazılımcı McAfee hücresinde ölü bulundu: Sıradaki Assange olabilir

Vergi kaçırma suçlamasıyla 3 Ekim 2020’de Barselona‘da tutuklanan ve ABD‘ye iadesi için karar çıkarılan antivirüs yazılımcısı John McAfee hayatını kaybetti.  İspanya resmi haber ajansı EFE,  75 yaşındaki McAfee’nin hücresinde ölü bulunduğu duyuruldu.

Yetkililer, McAfee’yi bulan güvenlik görevlilerinin ve cezaevi doktorlarının hemen müdahale ettiklerini ancak hayata döndürmeyi başaramadıklarını söyledi.  McAfee’nin ölüm nedeni henüz resmi olarak açıklanmasa da intihar olasılığı üzerinde durulduğu bilgisi paylaşıldı.

İstanbul’a gelmek üzereyken gözaltına alınmıştı

İspanya’da mahkemenin talimatıyla 4 Ekim 2020’den bu yana Brians 2 Cezaevi’nde tutulan John McAfee, 3 Ekim’de Barselona’dan İstanbul‘a gitmek üzereyken El Prat Havalimanı‘nda gözaltına alınmıştı.

Yazılımcı, ABD’de 2016-2018 döneminde 4 milyon dolardan fazla vergi kaçırmakla suçlanıyordu. McAfee’nin, kripto para satışlarında yanıltıcı tavsiyelerde bulunarak 23 milyon dolardan fazla para kazandığı da ileri sürülüyordu.

McAfee ABD’de suçlu bulunması halinde azami altı yıl hapis cezası alacaktı.

Snowden: Sıradaki Assange olabilir

Devletin kamu aleyhine faaliyetlerini deşifre ederek dünyada büyük yankı uyandıran eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden, John McAfee‘nin ölüm haberinin ardından “Sıradaki Julian Assange olabilir” yazdı.

Snowden Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda ABD yargı sistemine atıfta bulunurken, “Avrupa, şiddet içermeyen suçlarla suçlanan kişileri, o ülkenin vatandaşı insanların maruz kalmaktansa ölmeyi tercih ettiği hiç adil olmayan bir mahkeme sistemine ve çok acımasız bir hapishane sistemine iade etmemeli” ifadelerini kullandı.

Halen Rusya’da yaşayan eski NSA çalışanı, “Sistemde reforma gidilene kadar bir moratoryum yürürlükte olmalı” dedi.

[TİHV’den 2020 Hak İhlalleri Raporu] En az 3 bin 291 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), ilkini 1991 yılı için hazırladığı yıllık İnsan Hakları Raporu’nu kamuoyuna duyurdu. TİHV Dokümantasyon Merkezi’nin hazırladığı raporun önsözünde, 2020 yılı için “18 Temmuz 2018 tarihinde kâğıt üstünde kaldırılan olağanüstü hâlin fiiliyatta yapılan düzenlemelerle kalıcı hâle getirildiği tespitimizin hâlen geçerli olduğu bir yıl oldu” ifadeleri kullanıldı.

İhlallerin nedeni cezasızlık

2020 yılında en az 3 bin 291 kişinin yaşam hakkının ihlal edildiği kaydedilen raporda ihlallerin en önemli nedeni olarak etkin soruşturma ve kovuşturmaların yapılmaması,  davaların büyük bir kısmının cezasızlıkla sonuçlanması gösterildi. Raporda, “Cezaya hükmedilen davalarda verilen cezaların ihlalin doğası ve sonucu ile orantısız ve caydırıcılıktan uzak olduğu bir gerçektir” ifadelerine yer verildi.

Salgın hak ihlalleri için fırsat olarak kullanıldı

Raporda “İktidarın ekonomiden toplum sağlığına kadar ülkenin tüm meselelerini güvenlik sorunu hâline getiren, toplumu kutuplaştıran, ülke içinde ve dışında şiddeti esas alan, bilhassa da Kürt sorununun ve uluslararası sorunların çözümünde çatışma ve savaşı tek yöntem hâline getiren politikaları, yaşanan hak ihlallerinin temelinde yatan en önemli faktördür” değerlendirmesi yapıldı. Aynı anlayışın Covid-19 salgınını da merkezileştirme ve militarizm için bir fırsat olarak gördüğü belirtildi.

2427 işçi iş cinayeti kurbanı

Bu merkezileşme ve militarizm eğiliminin 2020 yılına yaşam hakkı ihlalleri olarak yansıdığına dikkat çekilen rapora göre, 2020 yılında yaşam hakkı ihlal edilen en az 3291 kişi hayatını kaybetti. Yaşam hakkı ihlallerinde en başı, işçi cinayetleri çekti ve geçtiğimiz yıl 68’i çocuk en az 2427 kişi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Türkiye’de mülteci, sığınmacı ya da göçmen statüsünde en az 101 kişinin iş cinayetlerinde öldü.

Operasyon ve saldırılarda 37’si sivil 492 ölüm

Rapora göre, iş cinayetlerini, operasyonlar ve saldırılar sonucu yaşanan ölümler izledi. Bu kapsamda 2020 yılında 37’si sivil toplam en az 492 kişi ölürken, en 189 kişide yaralandı. Ölümlerin 237’si Türkiye sınırlarında gerçekleşirken, 174 kişi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, 81 kişi de Suriye sınırları içerisinde hayatını kaybetti.

284 kadın öldürüldü

Raporda ayrıca kadın cinayetleri de yaşam hakkı ihlallerine dikkat çekildi: 2020 yılında en az 284 kadın, erkekler tarafından öldürüldü.

‘Dur ihtarı’ yine can aldı

Rapora göre, yargısız infaz, dur ihtarı, rastgele ateş açma, cinsel saldırı sonucu intihara sürükleme ve polis baskınları sonucu üçü çocuk en az 15 kişi yaşamını yitirdi, 13 kişi ise yaralandı.

23 şüpheli asker ölümü

Rapora göre geçtiğimiz yıl en az 23 kişi askerlik hizmetini yaparken şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. En az 27 asker ise şüpheli bir şekilde yaralandı.

Irkçı saldırılar

Raporda ırkçı saldırılarla ilgili bilgi de yer aldı. 2020 yılında 3’ü çocuk en az 7 kişi ırkçı saldırılar sonucu öldü. Yıl içinde tespit edilebilen toplam 13 ırkçı saldırının 8’i mültecileri hedef aldı. Giresun, Yozgat, Sakarya ve Afyon’da Kürt işçilere yönelik ırkçı saldırılar gerçekleştirildi.

Ölüm oruçlarında dört ölüm

İkisi Grup Yorum üyesi, dört kişinin adil yargılanma talebiyle başlattıkları açlık grevi ve ölüm orucu sonucu hayatını kaybetmeleri de raporda yer aldı. Raporda, Covid-19 salgınında yaşanan kayıplara dair veriler de yer aldı. Resmi verilere göre 2020 yılında 20 bin 881 kişinin Covid-19 salgını nedeniyle yitirdiği hatırlatıldı ve bunlardan en az 322’sinin sağlık emekçisi olduğu kaydedildi.

Raporun tamamı için tıklayın 

Marmara’nın derinliklerine inildi: Müsilaj sudaki oksijeni sınır eşiğe kadar azaltmış

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’nün ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü koordinasyonunda yürüttüğü Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi Projesi‘nde (MARMOD) görev alan ve Marmara Denizi’nde müsilaj oluşumları ile ilgili çalışmalarına devam eden bilim insanları, ilk kez derin Marmara’da yani 100 metre ve ötesinde müsilaj tabakalarını inceledi.

“Bugün özellikle derin Marmara’ya yani 100 metre ve ötesine müsilaj tabakaları inmiş mi, inmişse etkisi ne olmuş, seferimizin şimdiki bölümü buna odaklanmaya başladı.”

Bugün biri 100 metrede, diğeri de Çınarcık Çukuru denilen Marmara’nın en derin noktalarından birinde, 1210 metrelik iki istaysonu ziyaret ettiklerini anlatan Yücel, “İlk istasyondaki bulgumuz; 100 metre derinliğin özellikle üstteki 30 metresinde müsilajın yoğun olduğu, aşağıda olmadığı. Dipteki sediman dediğimiz çökerleri örneklediğimiz yeni bir cihazımız var”  dedi.

‘Eşik değerinin altında oksijen’

100 metrelik istasyonda dip sularında bir miktar oksijenin az da olsa bulunduğunu, bu miktarın sistemi hala bir eşik noktasına yakın değerde tuttuğunu kaydeden Yücel, ,”Sedimanda yaptığımız analizlerde ciddi bir hidrojen sülfür birikim bulmadık, özellikle 100 metrelik istasyonda” diye konuştu.

Çınarcık Çukuru’nda yaptıkları çalışmanın bir ilk olduğunu dile getiren Doç. Dr. Yücel, şu bilgileri verdi:

“İlk defa Marmara’nın en derin noktasında deniz tabanında örnekleme yapma şansımız oldu. Onun sonuçları da şöyle; su kolonu boyunca Marmara Denizi’nin en derin noktalarından biri olan 45C dediğimiz bu istasyonun derin sularında bir hidrojen sülfür birikimi yok.”

‘Güney Marmara’da risk daha büyük’

Bu örnekleme çalışmalarına devam edeceklerini anlatan Doç. Dr. Yücel, “Yaklaşık 25 istasyonda bu şekilde çalışacağız. Müsilaj tabana yayılmış mı bunu görmeye çalışacağız” diye konuştu. Yücel, “Bugünün en önemli bulgusu müsilaj henüz 30-40 metre bandının ötesine geçmemiş, oralara çökmemiş. Biz aslında bunu iki noktada gösterdik, mümkün olduğunca diğer noktalarda da gözlemlemeye çalışacağız” dedi.

Doç. Dr. Mustafa Yücel, özellikle bazı kıyı bölgelerde karışımın daha yüksek olduğu belki lokalize yerlerde 40-50 metre bandında müsilajın çöktüğünü sedimanda bulabileceklerini dile getirerek, şunları anlattı:

“Benim kişisel olarak düşüncem ve endişem, geçen haftaki seferlerimizin bir sonucu özellikle Güney Marmara’da riskin biraz daha fazla olduğu yönünde. Orada biraz daha fazla oksijen kaybı bulmaya başladık. Özellikle bugünkü örneklemelerimizi orada da tekrarlayınca daha net bir şey söylemek mümkün olacak. En azından Kuzey Marmara’da müsilajın henüz 30 metrenin altına inmediğini görüyoruz. Bu, nispeten iyi bir haber. Dibe geçmesi demek Marmara için şöyle kötü bir haber olurdu, bu ilelebet orada kalacaktı ve bir oksijen faturası çıkaracaktı sisteme.”

‘Müsilajın oksijeni tükettiği çok net’