Ana Sayfa Blog Sayfa 1411

AB ile Macaristan arasında LGBTİ+ krizi: Rutte, Orban’a Birlik’ten ayrılmasını önerdi

Belçika‘nın başkenti Brüksel‘de geçen gün gerçekleştirilen AB Zirvesi sırasında Hollanda Başbakanı Mark Rutter ile Macar mevkidaşı Victor Orban arasında, LGBTİ+ haklarıyla ilgili Macaristan’ın tutumu yüzünden sert bir tartışma yaşandığı ortaya çıktı. Katılan çok sayıda diplomatın verdiği bilgiye göre, Rutte perşembe günü Orbán’a, ülkesindeki LGBTQ+ karşıtı yasaya karşı öfkesini dile getirdi.
Politico‘nun aktardığına göre, Rutte, “Viktor, bunu yapıyorsan neden AB’de kalıyorsun?’ diye sordu. Hollanda Başbakanı,  Orbán’a bir ülkenin bloktan çekilmesine izin veren madde olan 50’nci maddeyi kullanmasını önerdi.

Toplantı sırasında Orban’ı, Avrupa’nın değerlerini hiçe saymakla suçlayan Hollanda Başbakanı, Macar mevkidaşının “utanmadan yasayı savunmaya devam ettiğini” söyledi; “Yasada, eşcinsel hakları pedofili ile eşdeğer tutuluyor, o kadar korkunç ki, düşününce 100 yıl geriye gidiyorsunuz” dedi. 

Belçika Başbakanı Alexander De Croo da “benzeri görülmemiş sertlikte bir tartışma” yaşandığını söyledi. 

Macaristan parlamentosu bu ay başında okullarda eşcinsellik ve cinsiyet değişikliğini ‘teşvik ettiği’ düşünülen içeriklerin yasaklanması için sunulan yasa tasarısını onaylamış; aşırı sağcı Başbakan Victor Orban‘ın partisi Fidesz tarafından sunulan tasarının yasalaşmasıyla 18 yaş altı bireylerin eğitim gördüğü okullarda ve televizyon yayınlarında eşcinselliği ‘tasvir eden’ içeriklerin kaldırılmasına karar verilmişti.

Okullarda eşcinsellik ya da cinsiyet değiştirme ameliyatı ile ilgili bilgi ve eğitim verilmemesini isteyen Macaristan yönetimi, LGBT+ ile ilgili tüm bilgilerin okullardan uzaklaştırılmasını da talep etmişti.

Adalet Divanı ve yaptırım masada

AB Komisyonu, yasanın geçmesi üzerine  Macaristan’a karşı yaptırım için derhal harekete geçme sözü verdi. Macaristan’ın AB içinde oy hakkını kaybetmesi ve mali yardımlardan mahrum edilmesi olasılığı bulunuyor.Orbán ise zirvede,  AB liderlerinin yasayı yanlış yorumladıkları konusunda ısrar etti: “Bizim böyle bir yasamız yok. Çocukların ve ebeveynlerin haklarını savunma yasamız var. Bu, eşcinsellikle ilgili değil, çocuklar ve ebeveynlerle ilgili, hepsi bu.”

Kendi istemezse, AB çıkaramıyor

Hollanda Başbakanı Rutte’nin, İngiltere’nin ayrılmasına zemin hazırlayan Avrupa Antlaşması’nın 50. maddesi, Birlik’ten ayrılmak isteyen üye devletlere resmi prosedürü talep etme hakkı tanıyor.

Kendisi ayrılma prosedürü talep etmediği sürece herhangi bir üyeyi AB’den çıkarmak ise mümkün değil. Bu nedenle de Macaristan’a karşı yaptırımlar üzerinde duruluyor. Yaptırımlar arasında Avrupa Adalet Divanı’na başvurmak ve ekonomik yardımların kesilmesi var.

16 Avrupa lideri ayrımcılıkla mücadele metni yayımlamıştı

Brüksel’de toplanan ve aralarında AB Dönem Başkanı Portekiz ile Almanya, Fransa, İsveç gibi ülkelerin yer aldığı 16 AB ülkesinin lideri, dün yazdıkları mektupta saygı ve hoşgörünün Avrupa projesinin kalbi olduğuna vurgu yapmış;  ‘Avrupa’nın gelecek kuşaklarının, eşitlik ve saygının esas alındığı bir çevrede büyümeleri için çabalarımızı sürdürmeye kararlıyız’ demişti. 

Macaristan’a ise Polonya, Slovakya, Bulgaristan ve Slovenya destek vermiş, mektubu imzalamamıştı.

Şamlar Gölü’ne akan dereye kimyasal atık karıştı

İstanbul‘da birçok dere, fabrikalardan bırakılan atıklarla ölüyor. Derelere bırakılan kimyasal içeren atık sular, derelerin hem rengini değiştiriyor hem de İstanbul’un içme suyunu karşılayan bazı göllere dökülerek daha büyük tehlikelere davetiye çıkarıyor.

İstanbul Arnavutköy‘deki Mustafa Kemal Paşa Mahallesi‘nden geçen dere de bunlardan biri. DHA’nın haberine göre, Şamlar Gölü‘ne dökülen dere kimyasal atıklar nedeniyle renk değiştirdi. Çevre sakinlerinden Yunus Gürdamur, derenin 15 gündür bu şekilde olduğunu söyledi.

İki koyun ve bir köpek öldü

Dereye bağlanan kanaldan 15 gündür hem lağım hem de farklı renklerde boyanın aktığını söyleyen Gürdamur, “Bu dere ile ilgili olarak büyükşehir belediyesini defalarca aradım ama ne gelen oldu ne giden” dedi.

Küçükbaş hayvanlarından ikisinin öldüğünü söyleyen Emirhan Akkaya ise, “Koyunların yanı sıra bir de köpeğimiz öldü. Biz dereden akan sudan içtiklerinden şüpheleniyoruz” ifadelerini kullandı.

İkizdere’de taş ocağına karşı yapılacak toplanma çağrısını paylaştığı için ifadeye çağrıldı

Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) dönem sözcüsü ve Gazeteci Ömer Şan, sosyal medya hesabından Rize İkizdere‘de taş ocağına karşı yapılacak toplanma duyurusunu paylaştığı için ifadeye çağrıldığını söyledi.

Şan, konuyla ilgili yaptığı açıklamasında “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama” iddiasıyla suçlandığını kaydetti.

İfadeye konu olan paylaşım

Ömer Şan, ifadeye çağrılmasına konu olan paylaşımında DEKAP Yönetim Kurulu olarak yaptıkları gönderiyi paylaşıyor. Paylaşımda yer alan ifadeler ise şöyle:

BİLEŞENLERİMİZ VE KAMUOYUNA
DEKAP Yürütme Kurulu;
Planlandığı bölgelerin jeolojik ve topoğrafik, tarihi, sosyal ve kültürel, çevresel ekolojik, üretim değerleri ile endemik yapılarına bakılmaksızın ve gelecek nesiller olmayacakmış gibi geri dönüşümsüz zararlar verilerek;

Sözde yatırım yalanıyla yağmalayarak yapılmak istenen, yurt genelindeki tüm taş ocağı ve benzer talan çalışmalarına karşı söz söylemek adına…Doğal yaşam alanlarında Yaşamsal, Anayasal ve Demokratik hak ve görevleri doğrultusunda mücadele eden köylülerle, omuz omuza durmak için,

2 Haziran 2021 Çarşamba günü saat:11.00’da,
İkizdere’de ilk HES karşıtı mücadelenin başladığı ve 21 Nisan’dan beri köylülerin taş ocağına karşı direndiği, Cevizlik ve Gürdere Köyleri sınırlarındaki Eskencidere Vadisi’nde toplanıyor!
Haberunuz olsun!”

‘Salıverme tutanağı ile serbest bırakıldım’

Bu paylaşım sebebiyle Ankara Çankaya Jandarma İstihbaratı tarafından hakkında işlem başlatıldığını aktaran Şan, süreci şöyle anlattı:

Çankaya Esat Polis merkezinde, üç ayrı savcının aranıp görüş istenmesi girişiminden sonra Basın Soruşturma Savcısının talimatı ile ifade verdim…
İddiaya göre, ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama’ suçlaması var!
DEKAP’ın bu çağrısı ile ‘kin ve düşmanlık, aşağılama’ yapamadığımızı aksine memleket/yurt sevgisi vurgusuyla, bütün yurttaşlara haklarını hukuki yollarla aramaları çağrısı yaptığımızı anlattım…
Salıverme tutanağı ile serbest bırakıldım.
Dostluğunuza sevgiler.
Ayrıca bu süreçte ilgisini eksik etmeyen ve destek veren dostlar Av.Yakup Okumuşoğlu, Av.Ömer Lütfü Avşar ile Av.Fevzi Özlüer’e de teşekkürler..”

TTB: Delta varyantının ağır sonuçları olabilir

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, dünyada baskın hale gelen Covid-19’un Delta varyantı konusunda Sağlık Bakanlığı’nı ve halkı uyardı. “Delta varyantı başta olmak üzere yeni varyantlar da göz önünde bulundurarak salgın bitti algısı yaratılmasının çok ağır sonuçları olabileceği konusunda yetkilileri uyarıyoruz” denilen açıklamada şunlar denildi:

  • Sağlık Bakanlığının yurtdışı seyahatlerde uygulanacak önlemler için ülkeler arası riskle uyumlu olmayan yaklaşımı görülmektedir. Vaka sayıları her geçen gün artan Delta varyantının yoğun olduğu İngiltere ve Rusya gibi ülkelerden gelenlerde son 72 saat içinde yaptırılan testin negatif olması yeterli görülmektedir. Ancak ülkemizin yeni bir tehlike ile karşılaşmaması için özellikle uluslararası seyahatlerde bilimsel önlemlerini artırması gereklidir.
  • Hindistan, Nepal, Pakistan vb. ülkelere uygulanan 72 saat içinde PCR testi yaptırılması, test negatif ise 14 gün karantina uygulanması ve tekrar testin negatif olması koşulu ile turist olarak seyahat hakkına sahip olunması, başta Rusya ve İngiltere olmak üzere Delta varyantının yükseldiği her ülke için geçerli olmalı. Aksi takdirde turizm gibi bilimsel olmayan kaygılar uğruna yeni bir dalga ile karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.

Varyantlara etkili üçüncü doz şart

Sağlık çalışanları ve 65 yaş üstü için varyantlara etkili mRNA aşıları ile üçüncü doz aşı programı başlatılması gerekliliğine” dikkat çeken TTB, 12 yaş ve üzerinin nüfus da aşılama programına katılmasının bilimsel olarak gündeme alınması, gerekli durumlarda hızlı bir şekilde aşı istasyonları ve aşı mobil araçları kurulmasını” önerdi. 

Yeni varyantlar da göz önünde tutularak “salgın bitti” algısı yaratmanın ağır sonuçları olabileceğine dikkat çeken Tabipler, “İktidarın sorumluluğu kendi yaşam biçimlerini ve bilimsel olmayan antidemokratik uygulamalarını tüm topluma dayatmak değil, salgına yönelik gerekli önlemleri almaktır” denildi.

Açıklamada “Aşılamada son bir haftadır uygulamanın günlük 1,5 milyona kadar çıkması sevindirici olmakla birlikte, unutmamalıyız ki henüz toplumsal bağışıklığın uzağındayız” denildi.

Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre şu ana kadar Türkiye’de 16 ilde 134 vaka tespit edildi. Bakan Koca, 134 vakanın 82’sinin İstanbul‘da, 18’inin Düzce’de, sekizinin Van‘da, dördünün Ankara‘da, üçünün İzmir‘de, diğer illerimizde de bir-iki şeklinde görüldüğünü açıkladı.

Aşılama programında ise 18 yaş ve üstündeki vatandaşlar da bugün (25 Haziran Cuma) itibarıyla aşılanmaya başladı. Randevusunu alan kişiler, ilk doz aşılarını oldu.

 

Sedat Peker’in sosyal medya hesaplarına ‘milli güvenlik ve kamu düzeni’ gerekçesiyle engel

İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD), suç örgütü lideri Sedat Peker’in Twitter, YouTube ve Instragram hesaplarına, ‘milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması’ gerekçesiyle erişim engeli getirildiğini açıkladı. İlgili platformların Türkiye’de temsilcilikleri olmasına rağmen, karar henüz uygulanmadı.

Bilgi Üniversitesi‘nden Prof. Dr. Yaman Akdeniz yasağın henüz uygulanmamasına ilişkin, “Engelleme kararı var fakat bu platformlar ‘https’ protokolünü kullandığı için Türkiye’deki erişim sağlayıcıları bu adresleri engelleyemiyor. Karar ancak sosyal ağ sağlayıcıları tarafından uygulanabilir. Türkiye’de Twitter, YouTube ve Instagram’ın artık yasal temsilcileri var. Bu yasal temsilcilikleri Türkiye talep etti ve geçen sene 5651 sayılı Kanun değişti. Sözde bu platformlar ‘dize geldi’. Türkiye ise uygulamada bu platformlara söz geçiremiyor” açıklaması yaptı.

Haberin ardından ‘engellenen’ Twitter hesabından konuşan Sedat Peker şunları yazdı:

“Youtube, Twitter ve Instagram hesaplarım mahkeme kararıyla ikinci kez kapatılmak isteniyor. Ancak bu platformların yöneticileri hali hazırda bunu uygulamıyorlar. Yani bizler gibi direniyorlar (bakalım ne kadar direnecekler).

Ben sizlerle bir akit yaptım. Bu sosyal medya hesaplarımı diyelim ki kapatmayı başardılar, size sözüm olsun gerekirse bildiklerimi dumanla paylaşacağım, ama gene paylaşacağım. Çünkü yapılan akitte verilen söz namustur.

Bunların hepsini önce deli edecem, sonrasında ise tedavi edecem. Her ne kadar hipokrat yemini etmemiş olsam da sizler layık gördüğünüz için, ben Psikiyatri Profesör Doktor Sedat Peker. Hekimlerin de sözü namustur.”

‘Youtube videolarımı engellemiyor’

Sedat Peker, 6 Haziran’da attığı bir tweette de “Bazı arkadaşlar hesaplarıma yasak neden getirilmedi diye soruyorlar. Mahkeme kararı olmasına rağmen Twitter, Instagram, Youtube yetkilileri savunmamızı istediler. Yaptıkları incelemede videoları engellememe kararı aldılar”  demişti.

Validebağ’da nöbete devam

Üsküdar’da yer alan ve doğal sit alanı olan Validebağ Korusu’nda yapılmak istenen Validebağ Bakım ve Rehabilitasyon Projesi‘ne karşı çıkan halkın başlattığı nöbet beşinci gününe girdi.

Nöbetin dördüncü gününde Validebağ Korusu için hazırlanan 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planları’na karşı açılan davada yürütmeyi durdurma kararı gelmişti.

‘Proje iptal edilene kadar devam’

Ancak Validebağ Savunması ve Validebağ Gönüllüleri yaptıkları açıklamada “Hukuk dışı proje ve ihale iptal edilene kadar #ValidebağdaNöbeteDevam” diyerek nöbeti sürdüreceklerini söyledi. 

Bu kararın üzerine bugün de doğaseverler sabah erken saatlerde korunun girişlerinde nöbet tutmaya başladı.

‘Her yerin beton olmasına karşıyız’

Validebağ direnişçilerinden Tülin Ölmez, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Karşı çıkıyoruz çünkü burası koru. Ranta açılacak, otopark yapılacak, asfalt yapılacak bir yer değil. Buranın doğasına biz saygılıyız ve öyle yaşıyoruz” dedi.

Ölmez açıklamasının devamında “Çiçeğiyle, böceğiyle, kuşlarıyla, otuyla birlikte yaşıyoruz. Onun için diğer yerlerde yaptıkları gibi her yerin beton olmasına karşıyız. Burası koru olarak kalmalı” ifadelerini kullandı.

 

Beş şehir hastanesinin işletmesi Danimarka’ya satıldı

Rönesans İşletme Hizmetleri şirketi; Adana, Bursa, Elazığ, Yozgat ve İstanbul Başakşehir şehir hastanelerinin işletmesini Danimarkalı ISS şirketine sattı.

Devir işlemini Rekabet Kurumu da onaylarken, şirket neden bu yönde bir karar aldığına dair açıklama yayınlamadı. Türkiye’de başka yatırımları da bulunan Danimarkalı şirketin beş hastaneyi devralmak için ne kadar ödediği de açıklanmadı.

Kamu-özel işbirliğiyle inşa edilmişlerdi

Rekabet Kurumu açıklamasında, “Bahse konu, Rönesans Sağlık Yatırım Anonim Şirketi ve Şam Yapı Anonim Şirketi elinde bulunan Rönesans İşletme Hizmetleri Danışmanlığı AŞ nezdindeki hisselerin yaklaşık %100’ünün ISS Tesis Yönetim Hizmetleri AŞ tarafından devralınması işlemine ilişkin olarak da Rekabet Kurulu 17.06.2021 tarih ve 21-31/401-203 sayı ile ilgili işleme izin vermiştir” dedi.

Kamu-özel işbirliği (KÖİ) modeliyle inşa edilen beş şehir hastanesi, ‘Rönesans Holding’in alt şirketi Rönesans Sağlık Yatırım bünyesindeki Rönesans İşletme Hizmetleri’nce işletiliyordu. Şirket sağlık alanındaki yatırımlarıyla 9 bin 500 yatak kapasitesine kadar çıkmıştı.

Rönesans Holding, TOKİ, Beştepe ve Okluk Koyu’ndaki Cumhurbaşkanlığı Sarayları ve İstanbul Yeşilköy’deki yeni Hava Harp Okulu’nun binalarının da müteahhiti.

 

‘Israrlı takip’e ceza başka bahara

Boşanılan eşe karşı suçların ağır ceza kapsamına girdiği yeni yargı paketinde, kadın örgütlerinin talebine rağmen, ‘ısrarlı takip’ beşinci pakete bırakıldı.

Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşmeleri tamamlanan ‘4. Yargı Paketi’nde boşanmış eşe karşı işlenen suçlar, eşe karşı işlenmiş suç gibi ağır ceza kapsamına alınırken, birçok kadının ortak şikayeti olan ‘ısrarlı takip’ suç kapsamına dahil edilmedi. Muhalefet milletvekilleri ve kadın örgütleri bu tasarrufa tepki gösterdi.

Duvar’dan Müzeyyen Yüce’nin aktardığına göre, CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, İstanbul Sözleşmesi’nin ‘ısrarlı takibe’ ilişkin açıkça hükmü olduğuna ve İnsan Hakları Eylem Planı’nda bu yönde bir düzenlemenin öngörüldüğüne dikkat çekerek şunları söyledi:

“Israrlı takibin suç olarak ihdası herhangi bir özel ön hazırlık ya da teknik güçlük içermemekte. Bu sebeple, kanun teklifinde ısrarlı takibin suç olarak ihdas edilmemesi ve bu işlemin geciktirilmesi, kadına yönelik şiddetle mücadelenin ceza hukuku ayağı açısından önemli bir eksiklik ve gayrimeşru bir gecikmedir. İnsan Hakları Eylem Planı’na da bariz bir tutarsızlık olarak görüyoruz. İvedi ve acil yasal tedbirlerin geleceğinin ertelenmesi, kadınlara yönelik olası şiddet eylemleri için elverişli bir zemin oluşturulmasını kolaylaştırmaktadır”

Canan Güllü: Adalet Bakanı ‘engeller var’ dedi

4’üncü Yargı Reform Paketi’nin imzacıları arasında yer alan AKP Tokat Milletvekili Yusuf Beyazıt ‘ısrarlı takip’ konusunun daha sonra gelecek yargı paketlerinde olacağına işaret etti, “Bu konudaki değerlendirmeyi yapıp önümüzdeki çalışmada yine getireceğimizi de ifade etmek istiyorum” dedi.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü ise Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ile yaptıkları görüşmelerde kadına karşı şiddetin suç tanımı olmasını ve ‘ısrarlı takibin’ yargı paketine eklenmesini talep ettiklerini ifade etti.

Güllü şöyle konuştu: “Israrlı takip’ Meclis’e kadar geldi. Sayın Bakan Gül’e “umarım devamı gelir” dedim, “engeller var” dedi. Kadına yönelik şiddet kategorize edilmemeli. Biz sadece imam nikahlı değil, birlikte yaşanan her ilişkide şiddet uygulanmışsa failin aynı şekilde cezalandırılmasını istiyoruz. Komisyonda bulunan bazı arkadaşlara kadınları ‘nikahlı- nikahsız diye ayrımdan vazgeçmesini, erkek şiddetine karşı yeni mevzuat düzenlemelerine destek vermelerini öneririm. Komisyonda ‘kadınlar’ ile ilgili karar aşamalarında Adalet Bakanlığı başta olmak üzere yetkililer sahada çalışan hangi sivil toplum kuruluşu ile görüşmüşler?”

 

HDP’li Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in ifadesinden: Karşıma kim çıkarsa öldürecek, kan kusturacaktım  

HDP İzmir il binasına saldırarak parti görevlisi Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer, yakalandıktan sonra emniyet ve savcılıkta verdiği ifadelerinde, “İçeriden yetkili birinin çıkmasını istedim. İşkence yaparak öldürme isteği vardı” dedi.

Sözcü yazarı İsmail Saymaz, bugünkü yazısında Deniz Poyraz’ı öldüren Onur Gencer’in emniyet ve savcılıktaki ifadelerini şöyle aktardı:

PKK’ya destek veren aileleri araştırdım. Kömür satan bir aileyi öğrendim. 31 Aralık 2020’de konuştuğum şahsa kömür almak için geleceğimi söyledim. Yılbaşı olduğundan erken kapatacaklarını söylediği için gitmedim. Gitsem saldıracaktım.

‘Kurs bahanesiyle keşif’

İçimdeki intikam ateşini Barış Atay, Selahattin Demirtaş, Abdullah Öcalan, Leyla Zana ve Pervin Buldan‘ı öldürerek söndürebileceğimi fark ettim. Bu kişilere ulaşmanın zor olması sebebiyle HDP’nin İzmir’deki binasını öğrendim. Etrafa baktım. İkinci defa gittiğimde üst katındaki İngilizce kursu bahanesiyle binayı gezdim. HDP kapalıydı. İçeriyi göremedim. Telefon numarası vardı. ‘Şerefsizler’ diye kaydettim.

Haziranın ilk haftası kursa kaydolmak için gittiğimde HDP’nin kapısı açıktı. Ufak bir oda ve iki üç kişi vardı. Girmedim. Kaç kişi olduğunu öğrenmek için iletişime geçmeye çalıştım. Numara kapalıydı. Ulaşsam, planlı saldırı yapacaktım.

‘Silahı Ankara’da alsam HDP Genel Merkezi’ne saldıracaktım’

Bir hafta önce Kemeraltı‘nda 3500 TL bedelle silah aldım. Silahı Ankara’da alsam HDP Genel Merkezi’ne saldıracaktım. 14 Haziran’da poligonda silahı denemek için atış yaptım. Beşini kullanınca 10 mermi kaldı. Yeteceğini düşündüm.

Bir akşam önce birçok polisin intihar ettiğini haberde gördüm. HDP’lilerin ‘İyi olmuş’ şeklinde dalga geçer yorumlarını gördüm. Bu yorumu yapanlarla birbirimize hakaret ettik. Bana hakaret edenlere ‘Kin yuttuk, kan kusturacağız’ şeklinde paylaşım yaptım. PKK ve HDP’ye saldırı düşüncesini gerçekleştirmem gerektiğine o an karar verdim.

‘Ateş ederken korku ve sevinç yaşıyordum’

Sabah taksi çağırıp çantayla iş hanına gittim. Kapıda birisi yoktu. Takside şarjördeki mermiyi namluya vermiştim. HDP’nin katına çıktım. Gergindim. Kapıyı açtım. Soldan ses geldi. Dönmemle ateş etmem bir oldu. Kız düştü. Hem korku hem heyecan hem sevinç yaşıyordum. Kinlenmiştim. Kız yerdeyken, öldüğünden emin olmak için kafasına ateş ettim.

Kapıları açıp insan var mı diye baktım. Bir kapıya silahla ateş ettim, açamadım. Kimse yoktu. Yangın tüpünü yere vurdum, patladı. Yangın çıkarabileceğimi düşünmüştüm ancak çıkarmadım. Toplantı odasına geçtim. Saldırı yapabileceklerinden endişe ettiğim için yangın tüpünü cama attım. Delik olunca kalanı elimle kırdım. Elim kesildi. Delikten hatırlamadığım sayıda ateş ettim. Camın sokağa açıldığını görünce şok oldum ve ateş etmeyi bıraktım.

‘İşkence yaparak öldürme isteği vardı’

İçeriden yetkili birinin çıkmasını istedim. İşkence yaparak öldürme isteğigü vardı. Rüya ve gerçek ayrımını yitirmiştim. Terörist kanı elime bulaşamaz, temizlemem gerekir diye merdivenden çıktım. Daireler kapalı olduğu için elimi yıkayamadım. Kanın bana ait olduğunu fark edince yıkamaya gerek kalmadı. Ölen kızın fotoğrafını çektim. Fotoğrafı WhatsApp’ın durumunda “Leş 1” yazısı ekleyerek paylaştım. Silahı çantaya koydum. Merdivenlerden indim. Girişte polisler vardı. Teslim oldum.

PKK’ya karşı büyük bir nefret besliyorum. Öleni tanımıyorum. Amacım içeri girdiğimde karşıma çıkacak kim varsa öldürmek ve kan kusturmaktı.”

 

CHP’den istifa eden Sera Kadıgil, TİP’e katıldı

CHP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil Sütlü, CHP’den istifa etti. Kadıgil, Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) katıldığını açıkladı.

Bu katılım ile TİP’in Meclis’teki milletvekili sayısı dört olacak.

İstifasının ardından Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan Kadıgil, AKP’nin yarattığı karanlığa karşı ortak mücadele vermeye devam edeceğinin altını çizerek  şunları söyledi:

“Artık aynı çatı altında olmasak da ülkemizi AKP karanlığından kurtarmak için her daim yan yana ve omuz omuza olacağımızdan zerre şüpheniz olmasın.  Çünkü ben bu adımı bu mücadeleye köstek olmak için değil bilakis biraz daha solunuzdan destek olabilmek için atıyorum. Hem önümüzdeki tarihi seçim sürecinde, hem de elbirliğiyle yaralarımızı sarma aşamasına geçtiğimizde, hepimizin iyiliğine olduğunu düşündüğüm bir yola çıkıyorum. Bilin ki ülkem için doğru olduğuna inandığım şeyi yapıyorum”

‘Düzeni tümden değiştirmek için’

İçinde bulunduğumuz süreçte Türkiye siyasetindeki dengelerde milliyetçi-muhafazakar eksene doğru büyük bir evrilme olduğunun altını çizerek solda bir güce ihtiyaç olduğunu vurgulayan Sera Kadıgil şöyle konuştu:

“Bu eksende hak ettiği ağırlıkta temsil edilmediğini hisseden milyonlarca insanlar da yaşıyor bu ülkede. Hayata mevcut yapıların çok daha solundan bakan, insan uydurması sıfatların, mülkiyet aşkının insanlığı ve gezegenimizi felakete sürüklediğini görenler. Sadece AKP’den değil, bugün AKP’nin temsil ettiği bu kokuşmuş düzenin bizzat kendisinden de kurtulmak isteyenler. Ben de kişisel olarak bu insanlardan biriyim. Ben bugün itibariyle, inandığım değerleri açıkça ve yüksek sesle savunmak için, bu düzeni biraz düzeltmeye değil, tümden değiştirmeye çalışmak için, dünya görüşüme daha yakın gördüğüm bir partiye, Türkiye İşçi Partisi’ne katılıyorum.”

‘Behice Boran’ın partisini Meclis’te ikisi bıyıklı üç erkeğe terk etmeye gönlüm razı değil’

CHP’den ayrılma sebebinin ne bir kavga ne bir tartışma olduğunu ideolojik bir karar verdiğini ifade eden Kadıgil şu ifadeleri kullandı:

“Bu ayrılığın sebebi ne bir kavga ne de bir tartışma. Tertemiz bir ideolojik ayrılıkla karşınızdayım. Ben, tüm gücümle siyaset yapmaya Gezi Direnişinden sonra, orada gördüklerimden, öğrendiklerimden, orada bozulan ezberlerimden sonra başladım ve kendime bir söz verdim, asla profesyonel bir siyasetçiye dönüşmeyecektim. Aktivisttim ve böyle kalmakta inat edecektim. Örgütlü kadın hareketinin hepimize öğrettikleri sayesinde yüzleştiğim toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine yaptığım okumalar, gururla söylemeliyim ki beni azılı bir feminist haline getirdi. Ve yine geç kalarak da olsa nitelikli bir sosyal demokrat olmak üzere çıktığım yol ise beni bir kez daha ne mutlu ki Denizlerin yoluna çıkarttı…  İşte o yol, o ruh bugün bu mecliste temsil ediliyor. Ve artık Türkiye’nin ilk kadın genel başkanının, Behice Boran’ın partisinin meclis grubunu, ikisi bıyıklı üç erkeğe terk etmeye gönlüm razı gelmiyor”

‘Ali İsmail’in düşlerindeki özgür dünyada inat ediyorum!’

“Siyasette olacaksam, olduğum gibi olmak istiyorum. İsteyen varsın imkansız desin, ben sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyada inat ediyorum! Ali İsmail’in düşlerindeki özgür dünyada inat ediyorum. “

Kadıgil, istifanın ardından yazılı açıklama da yaparak  “Ağzımdan bunca yıllık partime, yoldaşlarıma zarar verecek herhangi bir itham duyamayacaksınız” dedi.