Ana Sayfa Blog Sayfa 141

İklim krizi: Dünya her yıl 38 trilyon dolar zarar edecek

“Nature” dergisinde yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, karbondioksit (CO2) emisyonları bugünden itibaren büyük ölçüde azaltılsa bile, dünya ekonomisi iklim değişikliği nedeniyle 2050 yılına kadar yüzde 19’luk bir gelir kaybına uğrayacak.

Bu zararlar, küresel ısınmayı iki derece ile sınırlamak için gereken azaltım maliyetlerinden altı kat daha büyük. Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü‘ndeki (PIK) bilim insanları, son 40 yılda dünya çapında bin 600’den fazla bölgeden elde edilen ampirik verilere dayanarak, değişen iklim koşullarının ekonomik büyüme üzerindeki gelecekteki etkilerini ve bunların kalıcılığını değerlendirdi.

‣ Türkiye son 53 yılın en sıcak ikinci şubatını yaşadı
‣ Ocak 2024, kaydedilen en sıcak Ocak ayı oldu
‣ 2023’ün kayıtlardaki en sıcak yıl olması, ‘Paris’ hedefleri açısından ne anlama geliyor?
Fotoğraf: Depophotos

Küresel yıllık zararın 38 trilyon dolar olması bekleniyor

PIK bilim insanı ve çalışmanın ilk yazarı Maximilian Kotz,Kuzey Amerika ve Avrupa dahil olmak üzere bölgelerin çoğunda ciddi gelir düşüşleri öngörülürken, Güney Asya ve Afrika en ciddi şekilde etkileniyor. Bunlar, iklim değişikliğinin tarımsal verim, işgücü verimliliği veya altyapı gibi ekonomik büyümeyle ilgili çeşitli unsurlar üzerindeki etkisinden kaynaklanıyor” diyor.

Genel olarak, küresel yıllık zararın 2050 yılında 19-59 trilyon Dolar aralığında olmak üzere 38 trilyon Dolar olacağı tahmin ediliyor. Bu zararlar temel olarak artan sıcaklıklardan kaynaklanmakla birlikte yağış ve sıcaklık değişkenliğindeki farklılıklardan da kaynaklanıyor. Fırtınalar veya orman yangınları gibi diğer aşırı hava koşullarının hesaba katılması bu rakamları daha da yükseltebilir.

ABD ve AB için de büyük ekonomik maliyetler çıkacak

Çalışmayı yöneten PIK bilim insanı Leonie Wenz, “Analizimiz, iklim değişikliğinin önümüzdeki 25 yıl içinde dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde, hatta Almanya, Fransa ve ABD gibi gelişmiş ülkelerde de büyük ekonomik zararlara yol açacağını gösteriyor” diyor.

“Bu yakın vadeli zararlar geçmiş emisyonlarımızın bir sonucudur. Bunların en azından bir kısmından kaçınmak istiyorsak daha fazla adaptasyon çabasına ihtiyacımız olacak. Ve emisyonlarımızı büyük ölçekte ve derhal azaltmalıyız – aksi takdirde, yüzyılın ikinci yarısında ekonomik kayıplar daha da artacak ve 2100 yılına kadar küresel ortalamada yüzde 60’a varacaktır. Bu durum, iklimimizi korumanın bunu yapmamaktan çok daha ucuz olduğunu açıkça gösteriyor ve bu, yaşam kaybı veya biyolojik çeşitlilik gibi ekonomik olmayan etkileri hesaba katmadan dahi geçerlidir.”

Bugüne kadar, iklim değişikliğinin neden olduğu ekonomik zararlara ilişkin küresel projeksiyonlar genellikle uzun vadeli ufuklar boyunca ortalama yıllık sıcaklıklardan kaynaklanan ulusal etkilere odaklanıyor.

Araştırmacılar, son 40 yılda dünya çapında bin 600’den fazla bölgede iklimin ekonomik büyüme üzerindeki etkilerine ilişkin en son ampirik bulguları dahil ederek ve önümüzdeki 26 yıla odaklanarak, uzun vadeli projeksiyonlara ilişkin büyük belirsizlikleri azaltırken, sıcaklık ve yağış değişikliklerinden kaynaklanan yerel zararları zaman ve mekan boyunca çok ayrıntılı bir şekilde tahmin edebildiler.

Bilim insanları ampirik modelleri en son teknoloji iklim simülasyonlarıyla (CMIP-6) birleştirdi. Daha da önemlisi, iklim etkilerinin geçmişte ekonomiyi ne kadar kalıcı olarak etkilediğini de değerlendirdi ve bunu da dikkate aldı.

İklim krizi: En az sorumlu ülkeler en fazla zararı görecek

Potsdam Enstitüsü Karmaşıklık Bilimi Araştırma Departmanı ve çalışmanın ortak yazarı Anders Levermann, “Çalışmamız iklim etkilerinin önemli ölçüde adaletsiz olduğunu vurguluyor: Neredeyse her yerde zarar görüyoruz, ancak tropik bölgelerdeki ülkeler zaten daha sıcak oldukları için en fazla zararı görecek. Bu nedenle daha fazla sıcaklık artışı en çok buralarda zararlı olacak” diyor ve ekliyor:

“İklim değişikliğinden en az sorumlu olan ülkelerin, yüksek gelirli ülkelere kıyasla yüzde 60, yüksek emisyonlu ülkelere kıyasla ise yüzde 40 daha fazla gelir kaybına uğrayacağı tahmin ediliyor. Bu ülkeler aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için en az kaynağa sahip olanlardır. Karar vermek bize düşüyor: yenilenebilir bir enerji sistemine doğru yapısal değişim güvenliğimiz için gerekli ve bize para kazandıracak. Şu anda bulunduğumuz yolda devam etmek ise felaketle sonuçlanacak. Gezegenin sıcaklığı ancak petrol, gaz ve kömür yakmayı bırakırsak dengelenebilir.”

Dünya, kayıtlara geçen en sıcak mart ayını yaşadı: Üst üste onuncu rekor

Akbelen, YK Enerji’nin madeni için patlatılan dinamitlerle toz içinde kaldı

Muğla, Milas‘a bağlı İkizköy‘deki Akbelen Ormanı‘nın çevresinde dinamitler patlatılıyor. Zeytinliklerin yanı başındaki Akbelen’de LİMAK ve IC-İçtaş iştiraki YK Enerji’nin termik santraline linyit kömürü çıkarılması için patlatılan dinamitler, bölgedeki doğal yaşamı altüst ediyor. Bölgede yaşayan yurttaşların ise patlatmalardan dolayı evleri sarsılıyor.

Akbelen‘de nöbet tutan isimlerden Tatar’ın aktardığına göre; 16 Nisan 2024, patlamaların en yoğun yaşandığı gündü. Akbelen direnişçilerinden Ahmet Tatar, alanda nöbet tutarken yaşananları şöyle aktardı:

“20’den fazla patlama gerçekleştirdiler. Çok yoğun toz kütlesi Akbelen yerleşim alanının üzerine çöktü. Bazı patlamaları yakınımda gerçekleştirdiler. Yeterli güvenli alanlar oluşturmak zorunda olmalarına rağmen bilinçli olarak patlamaları yaptılar. Hiçbir uyarı, ikaz, alarm vermeden patlama yapıyorlar ve bu duruma müdahale etmesi gereken Jandarma bu usulsüz ve çok tehlikeli durumu izliyor. Köylüler çok ciddi yaşamsal risk altında. Ve maalesef meydana gelecek ölümü/ölümleri izlemek için bekliyoruz…”

IPEC2024 Konferansı’nda ‘türetim ekonomisi’ konuşulacak

İstanbul’da 29-31 Mayıs tarihlerinde Kadir Has Üniversitesi‘nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan Uluslararası Türetim Ekonomisi Konferansı (IPEC2024), global ekolojik ve sosyal değişim ihtiyaçlarını tartışmayı ve yenilikçi çözümler sunmayı hedefliyor.

Türetim Ekonomisi, doğaya ve topluma minimum zarar veren veya olumlu etkiler bırakan, onarıcı ve döngüsel bir ekonomi modeli olarak tanımlanıyor. Türetim Ekonomisi Derneği tarafından organize edilen etkinlik, Türkiye’de ilk kez düzenleniyor ve uluslararası alandan birçok uzmanı İstanbul’da bir araya getirecek.

Katılımcılar, çeşitli sektörlerden gelen deneyimlerle zenginleştirilmiş oturumlar ve interaktif çalışma gruplarında, Türetim Ekonomisi ve diğer alternatif ekonomik modeller üzerine derinlemesine tartışmalar gerçekleştirecek. Konferans ayrıca, sürdürülebilir bir geleceğin nasıl şekillendirilebileceği üzerine çeşitli perspektifler sunmayı amaçlıyor.

Türetim Ekonomisi

Konferansa katılacak uzman isimler şöyle listeleniyor:

  • Amanda Kiessel, Good Market’in kurucusu ve sürdürülebilirlik ve türeticilik hareketleri alanında küresel çapta bir deneyime sahip bir Ashoka Fellow.
  • Melanie Rieback, Nonprofit Ventures’in Kurucu Ortağı ve CEO’su olarak sosyal girişimcilik ve teknoloji alanında çalışıyor.
  • Leida Rijnhout, World Fair Trade Organization’un CEO’su olarak küresel adalet ve ticaret konularındaki lider.
  • Erinch Sahan, Doughnut Ekonomisi Eylem Laboratuvarı’nda İşletme ve Girişimcilik alanında sürdürülebilir ekonomiye dair yenilikçi yaklaşımlar sunuyor.
  • Aylin Seçkin, Ottawa Üniversitesi’nde Misafir Öğretim Üyesi olarak ekonomi, kripto paralar, sanat ve NFT’ler konularında çalışmalar yürütüyor.
  • Makoto Nishibe, Good Money Lab’in Kurucu Direktörü ve Senshu Üniversitesi’nde Profesör, alternatif para birimleri konusunda dünyanın en önemli uzmanlarından.
  • Vincent Liegey, Degrowth hareketinin liderlerinden, disiplinlerarası bir araştırmacı olmasının yanısır Cargonomia’nın da kurucusu.
  • Christian Felber, “Economy of the Common Good” Kurucusu olarak sürdürülebilir ekonomik modellerin geliştirilmesine öncülük ediyor.
  • Uygar Özesmi, Good4Trust.org’un Kurucusu ve Kışkırtıcısı, Türetim Ekonomisi Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı olarak ekolojik ve sosyal açıdan adil bir ekonomi mücadelesi veren bir Ashoka Senior Fellow.
  • A. Erinç Yeldan, Kadir Has Üniversitesi, Ekonomi bölümünde profesör olarak yeşil ekonomi politikası, yeşil adil dönüşüm ve sürdürülebilir kalkınma üzerine çalışmalar yürütüyor.

IPEC2024‘e katılmak isteyenler, konferans programı, konuşmacı bilgileri ve kayıt detayları için Kadir Has Üniversitesi IPEC2024 web sayfasını ziyaret edebilir.

BAE’de son 75 yılın en şiddetli yağışı: Çöl şehri Dubai sular altında

BAE polisi de ülkenin yedi emirliğinden biri olan Ras Al Khaimah‘ta, sel sularına kapılan aracında mahsur kalan 70 yaşında bir adamın öldüğünü bildirdi.

Geçen pazartesi başlayan yağmurlarda, salı akşamı, çöl şehri Dubai‘ye 142 mm’den fazla yağış düştü. Bu, bu normalde bir buçuk yıl içinde düşen ortalama miktar.

BAE’nin yanı sıra Arabistan yarımadasındaki komşuları Bahreyn, Umman, Katar ve Suudi Arabistan’da yağışlar görüldü, ancak emirlik hepsinden daha fazla ve etkili yağış aldı.

Yetkililerin X’ten yaptığı açıklamaya göre, uluslararası seyahat için dünyanın en yoğun ve uzun mesafe taşıyıcı Emirates için bir merkez olan Dubai Uluslararası Havaalanı ve civarına yağan yağışın yıllık ortalaması 94,7 mm’yi buldu ve  bu durum bütün uçuşları olumsuz etkiledi.

Uzman meteorolog Ahmed Habib, Bloomberg’e BAE’deki artan yağışların,  “bulut tohumlama” uygulamasından kaynaklanmış olabileceğini öne sürdü.

Su sağlamak için büyük ölçüde enerjiye ihtiyaç duyan tuzdan arındırma tesislerine dayanan BAE, su güvenliği sorunlarını çözmek için 2002 yılında bulut tohumlama operasyonlarına başlamıştı. Bulut tohumlama, bulutlara buza benzer bir yapıya sahip olan küçük gümüş iyodür parçacıklarının uçak veya drone kullanılarak eklenmesini içeriyor. Su damlacıkları parçacıkların etrafında toplanarak bulutların yapısını değiştiriyor ve yağış olasılığını artırıyor. 1940’lardan bu yana yapılan deneylerin olumlu etkisi olduğuna dair yakın zamana kadar çok az kesinlik bulunuyordu.

BAE’nin bazı iç kesimlerinde de salı günü sabah 8’e kadar 24 saat boyunca 80 mm’den fazla yağmur düştü ve yıllık ortalama 100 mm’ye yaklaştı.

Kurak Arap Yarımadası’ndaki BAE’de yağmur olağandışı bir durum. Ülke ancak daha serin olan kış aylarında, belirli  dönemlerde yağış alabiliyor.

Aşırı yağıştan en çok etkilenen Dubai’de kent yetkilileri suyu sokaklardan çekebilmek için onlarca tanker gönderirken, şehir genelinde evler sular altında kaldı ve araçlar yollarda terk edildi. Düzenli yağış almayan kentte bir çok yol ve diğer alanlardaki drenaj eksikliğinin aşırı yağışlarla mücadeleyi aksattığı bildiriliyor.

Sosyal medyada yayınlanan görüntülere göre de , büyük alışveriş merkezleri Dubai Mall ve Mall of the Emirates ile en az bir Dubai Metro istasyonunda bileklere kadar gelen su baskını yaşandı.

Şimşeklerin gökyüzünde çaktığı ve zaman zaman dünyanın en yüksek binası olan Burj Khalifa‘nın ucuna değdiği de görüntülendi.

Ulusal Meteoroloji Merkezi, X’te yayınlanan bir gönderide sakinleri “tüm önlemleri almaya ve sel ve su birikebilecek alanlardan uzak durmaya” çağırdı.

BAE hükümeti medya ofisi de sağanak yağışların “istisnai” bir iklim olayı olduğunu, ancak daha fazla yağış beklendiğini paylaştı.

BAE genelinde okullar da yağışlar nedeniyle kapatıldı. Dubai hükümeti ayrıca çalışanlarının uzaktan çalışması uygulamasını bugüne dek uzattı.

AFP’nin aktardığına göre, benzer bir hava olayı yakın zamanda Bahreyn‘de su baskınlarına yol açmış ve Arap yarımadasının doğu ucundaki Umman’da pazar ve pazartesi günü 18 kişinin ölmesine neden olmuştu; bunların arasında bir yetişkinle birlikte bir araçta sürüklenen 10 okul çocuğu da vardı.

İklim krizi en temel etken

Aşırı yağışların en temel nedeni, sıcak havanın daha fazla su buharı tutabilmesi.

İnsan kaynaklı iklim çöküşü, dünya genelinde aşırı hava koşullarını daha da güçlendiriyor ve sıcak dalgalarından sellere ve kontrol edilemeyen yangınlara kadar daha sık ve daha ölümcül felaketlere yol açıyor. Bilim insanları son on yılın en ciddi olaylarından çoğunun, insan kaynaklı küresel ısınma olmasaydı neredeyse imkansız olduğuna dikkat çekiyor. 

 

İngiltere’de 2009’dan sonra doğanlar, yaşamları boyunca sigara satın alamayacak

İngiltere’de “sigarasız nesil” yaratma girişimi kapsamında, 1 Ocak 2009’dan sonra doğanlara sigara satışını yasaklayacak tasarı parlamentoda onaylandı.

Salı akşamı onaylanan yasa ile bu yıl 15 yaşına giren çocuklar, hayatları boyunca sigara satın alamayacak.

Yasa tasarısı Avam Kamarası‘nda 383 milletvekilinin onayıyla geçti, 67 milletvekili ise yasaya karşı çıktı.

Yasa iktidardaki Muhafazakar Parti içinde tartışma yaratmış; bazı Muhafazakar Partili vekiller, yasayı desteklemeyeceklerini söylemişti. Eski başbakan Boris Johnson, yasa için “delice” demiş;  Johnson sonrası başbakanlık koltuğuna oturan ve ülkenin en kısa süre başbakanlık yapan ismi olan Liz Truss ise yasanın “özgürlük” karşıtı olduğunu savunmuştu

İktidar partisi parlamentodaki oylama sırasında vekillerin istedikleri oyu kullanmakta özgür bıraktı. Yasa, ana muhalefetteki İşçi Partisi ve Liberal Demokrat Parti vekillerinin oylarıyla parlamentodan geçti.

Yasa sigara içmeyi değil, sigara ürünlerinin satışının yasaklanmasını içeriyor.

Önlenebilir ölümlerde ilk sırada

Tütün kullanımı, ülkede önlenebilir ölüm sebepleri arasında en başta yer alıyor. Uzun dönemli kullanıcıların yaklaşık üçte ikisi bu nedenle hayatını kaybediyor ve bu da yıllık 80 bin ölüme karşılık geliyor.

Kalp krizi, felç, akciğer kanseri gibi sigara kullanımına bağlı nedenlerle hemen hemen her dakika bir kişi hastaneye yatırılıyor.

Sağlık Bakanı Victoria Atkins yasa ile binlerce hayat kurtarılacağı gibi İngiltere’deki sağlık sistem üzerindeki baskının da azalacağını söyledi.

Yasa ile sahada kontrol yapacak yetkililere, çocuklara tütün ya da elektronik sigara sattığı tespit edilen marketlere anında 100 sterlin ceza kesme yetkisi tanınıyor. Bu cezalardan elde edilecek gelir, yasanın işlerliğini sıkılaştırmak için kullanılacak.

Yasa elektronik sigaraları da daha az cazip hale getirmeyi de amaçlıyor.Buna göre, aromalar, paketlemeler ve satış üzerine de yeni kısıtlamalar getiriliyor.Yapılan araştırmalar yasak olmasına karşın 18 yaşın altındaki beş çocuktan birinin elektronik sigara denediğini gösteriyor. Son üç yılda İngiltere’de e-sigarayı denemiş çocukların sayısı da üçe katlandı.

 

AB’den 35 bin gence ücretsiz Avrupa turu: Türkiye’den de başvuru alınacak

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, “DiscoverEU” programı kapsamında, aralarında Türkiye vatandaşlarının da bulunduğu 35 bin genç için trenle ücretsiz Avrupa turu düzenliyor.

Başvuru sonucu tura katılma hakkı elde eden gençler, 1 Temmuz 2024 ile 30 Eylül 2025 arasında, 30 gün boyunca trenle Avrupa’nın birçok kentini ücretsiz dolaşabilecek.

BBC‘nin aktardığına göre, gençler, gittikleri ülkelerde toplu taşıma, kültürel etkinlikler, konaklama, yemek, spor ve diğer alanlarda 40 binden fazla indirim olanağı sunan bir indirim kartına da sahip olacak.

Ücretsiz tur için kimler, nasıl başvurabilecek?

Trenle ücretsiz Avrupa turu için başvurular dün başladı. Başvuru süresi, 30 Nisan Salı günü TSİ 13.00’te sona erecek.

Tur için, 1 Temmuz 2005 ile 30 Haziran 2006 tarihleri arasında doğan AB üyesi ülke vatandaşları ile Türkiye, İzlanda, Lihtenştayn, Kuzey Makedonya, Norveç, Sırbistan’dan gençler başvurabilecek.

Başvurular, “Avrupa Gençlik Portalı” (European Youth Portal) üzerinden yapılacak. AB ile ilgili toplam altı sorunun bulunduğu bir testi yanıtlayan gençler, başvuru hakkı elde edecek.

Gençler, tek başlarına seyahat edebilecekleri gibi, başvuruya uygunluk sağlayan dört arkadaşıyla da programa katılabilecek.

Testi doğru yanıtlayan gençlerden 35 bini trenle ücretsiz Avrupa seyahati kazanacak.

Avrupa turuna katılanlar nereleri görebilecek?

Tura katılma hakkı elde eden gençler, AB ülkelerinin tümü dahil, istedikleri rotayı belirleyebilecek.

Ücretsiz tur, mimarlık, müzik, güzel sanatlar, tiyatro, moda ve tasarım gibi çeşitli kültürel noktaları birleştiren DiscoverEu Kültür Rotası ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Avrupa Kültür Başkentlerini de kapsıyor.

Ücretsiz tura katılan engelli veya sağlık sorunu bulunan gençlere özel destek sağlanacak.

AB Komisyonu tarafından 2018 yılında başlatılan DiscoverEU programına, 1 milyondan fazla aday, 284 bin ücretsiz seyahat kartı için başvuruda bulundu. Komisyona göre söz konusu deneyim, gençlerin Avrupa tarihinin yanı sıra diğer kültürleri de daha iyi anlamalarını sağladı ve yabancı dil becerilerini geliştirdi.

AB Komisyonu’nun, Kültür, Eğitim ve Gençlikten Sorumlu Üyesi Iliana Ivanova, “DiscoverEU, Avrupa’yı keşfetmek, yeni yerler keşfetmek ve yeni insanlarla tanışmak isteyen gençler için harika bir fırsat” dedi.

[İklim Krizi] Türkiye’de dışarıda geçirilebilecek gün sayısı azalıyor

Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nden (MIT) araştırmacılar, iklim değişikliğinin Türkiye dahil dünya genelinde dışarıda geçirilebilecek gün sayısını olumsuz etkileyebileceğine dair yeni bulgular ortaya koydu. Araştırma, çeşitli iklim modelleri kullanarak 1980’den 2100’e kadar süren bir zaman dilimi içerisinde ülkeler bazında dışarıda geçirilecek gün sayısındaki değişimleri inceliyor.

AA’nın aktardığına göre Prof. Dr. Elfatih Eltahir ve ekibinin liderliğinde, “İklim Değişikliğinin Dışarıda Geçirilebilecek Günler Üzerindeki Etkisinde Kuzey-Güney Eşitsizliği” başlıklı çalışmalar kapsamında yapılan çalışma, 50 farklı iklim modelinin tarihsel sıcaklık verileri ve tahminleri temel alınarak gerçekleştirildi. 10 ile 25 derece arasındaki sıcaklıklar, ideal dışarıda geçirilecek günler için belirlenen kriter olarak kullanıldı.

Çalışma, ılıman iklim koşullarına sahip ülkelerde dışarıda geçirilen gün sayısının azalacağını; ancak kuzey ülkelerinde bu sayının artacağını öngörüyor. Türkiye için yapılan tahminlere göre, dışarıda geçirilebilecek gün sayısı 2100 yılına kadar kötü senaryoda 14 gün, iyi senaryoda ise 5 gün azalacak.

Araştırmacılar, elde ettikleri verileri web adresinde interaktif bir platformda sunuyor. Bu site aracılığıyla ziyaretçiler, kendi sıcaklık ve hava durumu tercihlerine göre yaşanacak değişiklikleri görebiliyor. Site, küresel ısınmanın şiddetlenmesi ve ısınmanın beklenenden az artması gibi iki farklı senaryoyu da içeriyor.

Dünya iklim kriziyle mücadelede bir ileri iki geri
Sıcaklıklar arttıkça gıda fiyatları her yerde artacak
İklim krizi hakkında bilmeniz gereken 4 mühim mesele

Prof. Dr. Elfatih Eltahir, insanların günlük yaşamlarında güzel havalara göre plan yaptığını ve iklim değişikliğinin bu alışkanlıkları nasıl değiştireceğine odaklandıklarını belirtiyor. Eltahir, “İnsanlar gündelik yaşamda planlarını güzel havalara göre yapıyor,” diyerek, araştırmanın günlük yaşam üzerindeki etkilerini vurguluyor. Ayrıca, çalışmanın Türkiye‘nin turizm sektörü üzerindeki potansiyel etkilerine de değiniyor ve ilkbahar ile sonbahar aylarının gelecekte daha tercih edilir hale gelebileceğini öne sürüyor.

Sitede, 10 derece ile 25 derece arasında ve yağış almayan gün filtreleri birlikte seçildiğinde Türkiye’de dışarıda geçirilen gün sayısı halihazırda yılda ortalama 139 olarak görülüyor. Bu sayının 2100 yılına kadar kötü senaryoda 14 gün, iyi senaryoda ise 5 gün düşeceği tahmin ediliyor.

İklim krizi bazı ülkelerde ‘uygun gün’ sayısını bir ay kadar düşürebilir

Bir diğer Akdeniz ülkesi olan Yunanistan’da aynı filtreler seçildiğinde, dışarıda geçirilebilecek gün sayısı kötü senaryoda 30, iyi senaryoda ise 24 gün düşüyor. Türkiye’nin kuzey komşularından olan Rusya’da tam tersi bir durum var. Ülkede iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda dışarıda geçirilen gün sayısında 14, iklim krizinin beklenilenin altında seyrettiği senaryoda ise 8 gün artış olacağı tahmin ediliyor.

Suudi Arabistan’da dışarıda geçirilebilecek gün sayısında iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda 71, iyi senaryoda ise 26 gün düşüş öngörülürken Brezilya’da kötü senaryoda 44, iyi senaryoda 21 gün; Hindistan’da kötü senaryoda 61, iyi senaryoda 25 gün; Çad’da kötü senaryoda 42, iyi senaryoda 20 gün; Güney Afrika’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün; Avustralya‘da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün düşüş bekleniyor. ABD verilerini eyaletlere göre gösteren haritada orta enlemler baz alındığında, dışarıda geçirilecek gün sayısının kötü senaryoda ortalama 6, iyi senaryoda ortalama 4 gün düşeceği tahmin ediliyor.

Dışarıda geçirilebilecek gün sayısının artmasının beklendiği ülkelerden Almanya‘da iklim krizinin şiddetlendiği kötü senaryoda 27, iyi senaryoda ise 13 gün artış olacağı öngörülüyor. İsveç’te kötü senaryoda 34, iyi senaryoda 15 gün; Kanada’da kötü senaryoda 17, iyi senaryoda 12 gün; Japonya’da ise kötü senaryoda 13, iyi senaryoda ise 6 gün artış bekleniyor.

TEPCO, Fukişima’dan sonra ilk sertifikasını aldığı atıl reaktöre nükleer yakıt yüklemeye başladı

Japonya‘nın başkenti Tokyo‘daki elektrik iletim şirketi Tokyo Electric Power Company Holdings Inc., (TEPCO) kentin kuzeybatısındaki atıl bir tesiste bulunan bir reaktöre nükleer yakıt yüklemeye başladı.

Japonya Denizi kıyısındaki Niigata Bölgesi’nde, arızalı Fukushima nükleer santralinin işletmecisi tarafından işletilen iki reaktör için 2017 yılında güvenlik standartlarını geçtiği duyurulmuştu.

Ülkenin Nükleer Düzenleme Kurumu, Kashiwazaki-Kariwa tesisinde, 7 No’lu reaktörün yüklenmesi için pazartesi günü onay verdi. Ancak reaktörün yeniden ne zaman çalışmaya başlatılacağı belirsiz.

TEPCO, Mart 2011’de meydana gelen büyük deprem ve tsunaminin Fukushima Daiichi nükleer felaketini tetiklemesinden sonra durdurulan nükleer reaktörlerinden herhangi birini çalıştırmaya henüz yeniden başlatmadı.

Kashiwazaki-Kariwa nükleer tesisindeki 872 yakıt grubunun reaktör basınç tankına yüklenmesinin tamamlanması için yaklaşık iki hafta, 24 saat boyunca çalışma yapılması bekleniyor. TEPCO, yüklemeden sonra yaklaşık bir ay boyunca diğer şeylerin yanı sıra kontrol çubuklarının ve acil durum çekirdek soğutma sistemlerinin işlevini test ederek güvenliği doğrulayacak.

Niigata Valisi Hideyo Hanazumi ise henüz reaktörü yeniden başlatmayı kabul edip etmeyeceğini açıklamadı.

Bir nükleer santral operatörünün yerel onay olmadan yakıt ikmali yapmaya başlaması nadir görülen bir durum. Vali, santrali yeniden açmadan önce nükleer bir kaza durumunda insanların güvenliğini sağlamaya yönelik tedbirler konusunda kapsamlı tartışmalar yapılması yönünde çağrıda bulunuyor. Yaklaşık 60 kişi de TEPCO’ya karşı protesto gösterisi yaptı ve JR Niigata İstasyonu önünde nükleer yakıt yüklenmesine karşı bir gösteri düzenledi.

Hükümet nükleeri yeniden başlatmak istiyor, halk ve yerel yönetimler endişeli

Nükleer felaketten bu yana, ülkenin başka yerlerinde yeniden başlatılan 12 reaktörün tümü, nükleer yakıt ikmali öncesinde yerel onay aldı.

Tokyo metropol bölgesi ve çevresine elektrik sağlayan tesisteki 7 No’lu ünitenin 2017 yılında nükleer düzenleyici tarafından yapılan güvenlik taramalarından geçtiği belirtiliyor. Ancak tesiste tespit edilen güvenlik kusurları, NRA’nın, tesiste güçlendirilmiş terörle mücadele önlemlerinin incelenmesinin ardından Nisan 2021’den Aralık ayında kaldırılmasına kadar yürürlükte olan bir faaliyet yasağı koymasına yol açmıştı.

Merkezi hükümet, kaynak sıkıntısı çeken Japonya’nın enerji arzında nükleer enerji üretimini yeniden başlatmayı amaçlıyor.

Vali Hanazumi ise, özellikle yakınlardaki Ishikawa Eyaleti‘nde 1 Ocak’ta meydana gelen güçlü Noto Yarımadası depremi ve 2022’de bölgedeki yoğun kar yağışı göz önüne alındığında, bir kaza meydana gelmesi durumunda sakinlerin nasıl tahliye edileceğine ilişkin zorlukların devam ettiği gerekçesiyle henüz onay vermedi.

Kashiwazaki şehri ile Kaiwa köyünün ortasında yer alan yedi reaktörlü tesis, maksimum 8.212 milyon kilowatt üretime sahip ve dünyanın en büyük elektrik üreticilerinden biri.

[Uluorta] Gebelikte cinsellik hakkında merak edilenler

Uluorta’da bu haftanın konusu gebelik ve lohusalıkta cinsellik. Deniz Özkor’un konuğu Türkiye Aile Planlama Vakfı (TAPV) Cinsel Sağlık Eğitmeni Güler Morgül.

Morgül, gebelikte ve lohusalıkta cinsellik üzerine Özkor’un ve Uluorta takipçilerinin tüm sorularını yanıtlıyor.

  • Gebelikte cinsellik zararlı mı? Düşüğe neden olur mu?
  • Gebelikte hangi seks pozisyonları uygun?
  • Gebeliğin son haftalarında cinsellik doğuma neden olur mu?
  • Cinsel ilişkiyi bebek hisseder mi?

Sorularınızı bize sosyal medya kanallarımızdan iletebilirsiniz!

Eskişehir’de üniversite öğrencilerine yönelik Yeni Nesil Doğa Akademisi düzenlenecek

İklim krizine dair farkındalık oluşturmayı ve insanlarla doğa arasındaki ilişkiyi güçlendirmeyi hedefleyen Artıyeşiliz girişiminin Eskişehir’deki üniversite öğrencilerine yönelik düzenlediği interaktif ve ücretsiz “Yeni Nesil Doğa Akademisi” programında iklim ve doğaya dair konuları kapsamlı bir şekilde ele alacak.

Yalnızca Eskişehir’de öğrenim gören üniversite öğrencilerinin katılımına açık olan program, 27-28 Nisan ve 4-5-11 Mayıs tarihlerinde beş gün sürecek. Başvurular, 21 Nisan 2024 saat 23:59’a kadar devam edecek ve katılımcı kontenjanı 20 kişi ile sınırlı.

Programın her günü için belirlenen tema üzerinde uzmanlar, katılımcılarla paylaşımda bulunacak:

  • Ateş günü: Doğa ve iklim teması üzerinde durulacak, Burcu Meltem Arık eğitmen olarak yer alacak.
  • Su günü: Su ve iklim teması işlenecek, Gökçe Şencan, Ayşe Doğrubak ve Murat Tutar eğitmenlik yapacak ve Yeryüzü Ekoloji Okulu ziyaret edilecek.
  • Hava günü: Hava ve iklim üzerine odaklanılacak, Deniz Gümüşel, Ozan Devrim Yay ve Güler Bozok ders verecek ve kuş gözlemi yapılacak.
  • Toprak günü: Toprak ve iklim teması ele alınacak, Onur İleri ve Münevver Kepenek öğrencilerle buluşacak ve Kozkayı Köyü ziyaret edilecek.
  • Topluluk günü: Çeşitli faaliyetlerle bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirilecek, uzman kolaylaştırıcılar eşlik edecek.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

artıyeşiliz (@artiyesiliz_)’in paylaştığı bir gönderi

Etkinliğe katılmak isteyenler, bu linkte yer alan formu doldurarak başvuru yapabilir.