Ana Sayfa Blog Sayfa 1289

Yavru caretta carettaları öldüren iki otele 482 bin TL ceza

Antalya Belek‘te, yumurtadan çıkan 62 yavru caretta carettanın sahile koydukları yürüme bandına sıkışarak ölmesine neden olan iki otele Çevre ve Şehircilik Bakanlığı toplamda 482 bin 790 TL idari para cezası kesti.

Belek sahilinde Ekolojik Araştırmalar Derneği (EKAD), caretta yuvalarıyla ilgili yaptığı çalışma sırasında Port Nature Luxury Resort Hotel ve Orange County Resort Hotel‘in kaplumbağaların yuvalama alanlarının üzerine ahşap yürüme bandı koyduğunu fark etmişti.

71 yavru sağ kurtarıldı

Bandı kaldıran görevliler, yuvadan çıkan fakat yürüme bandı altında sıkışıp ölen yavru kaplumbağalarla karşılaşmıştı.

Boğazkent’teki Orange County Resort Hotel’in kullandığı kumsalda yine yürüme bandı altında kalan yuvadan çıkan 71 yavru deniz kaplumbağası ise son anda canlı kurtarılmıştı.

İnceleme yapıldı

Serik Cumhuriyet Başsavcılığı, söz konusu iki otele yönelik 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında adli ve idari işlem başlattığını açıkladı.

Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇK) olması nedeniyle Antalya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce açılan soruşturma kapsamında iki kişiden oluşan ekip iki otele de giderek inceleme yaptı ve rapor hazırladı.

Yaban hayatı açısından da Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Antalya Şube Müdürlüğü’nden iki kişilik ekip otellerde inceleme yaparak tutanak tuttu.

Suç duyurusunda bulunuldu

DHA’nın aktardığına göre incelemelerin ardından il müdürlüğü, iki otele ayrı ayrı idari para cezası kesti. Ceza kararı, Çevre Kanunu’nun 20. maddesine dayandırıldı. Buna göre; otellerin, “biyolojik çeşitliliği tahrip ettikleri”, “Özel Çevre Koruma Bölgeleri için tespit edilen koruma ve kullanma esaslarına aykırı hareket ettikleri”, “sulak alanlar için belirlenen koruma ve kullanım usul ve esaslarına aykırı davrandıkları” belirtildi.

Bakanlık, otellere, “Çevre Kanunu Uyarınca Verilecek Para Cezalarına İlişkin Tebliğ” uyarınca ayrı ayrı 241 bin 395 TL idari para cezası kesti. İki otele toplamda, 482 bin 790 TL ceza uygulandı.

Antalya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, ayrıca tüm bu tespitleri ile birlikte 2 Eylül’de Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

İzmir depreminde 36 kişinin öldüğü apartmanın mimarı: Projeyi ben çizmedim, sadece imza attım

İzmir‘de 30 Ekim 2020’de meydana gelen depremin ardından İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, 36 kişinin öldüğü 17 kişinin de yaralandığı Rıza Bey Apartmanı‘nın sorumlularının yargılandığı davanın ilk duruşması başladı.

Toplamda 115 kişinin yaşamını yitirdiği depremle ilgili 10’u tutuklu 29 kişi hakkında beş ayrı iddianame hazırlanmıştı.

Rıza Bey Apartmanı ile ilgili iddianame, İzmir 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın ilk duruşmasına tutuklu dört sanık SEGBİS (Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi) ile katılırken, tutuksuz beş sanık ve davacılar ile taraf avukatları ise salonda hazır bulundu.

Bayram: Projeyi ben çizmedim

Apartmanın mimarı olarak projede imzası bulunan Ali Serdar Bayram, resmi evraklara mimar olarak formalite amacıyla imza attığını ancak fenni mesul olarak herhangi bir işlemde bulunmadığını söyledi.

150 gündür cezaevinde olduğunu hatırlatan Bayram, “Bu olayın meydana gelmesinden dolayı çok üzgünüm. Neden cezaevinde olduğumu sorguluyorum. Mimarı ben olarak görülmeme rağmen bu projeyi ben çizmedim. Fenni mesul olarak görülüyorum ama böyle bir sözleşmem yok. Rıza Bey Apartmanı’nın inşaatının devam ettiği yıllarda İzmir’de bile değildim” diyerek suçsuz olduğunu savundu.

SEGBİS’te arıza yaşandı

Duruşmanın görüldüğü mahkeme salonundaki SEGBİS’te meydana gelen arıza nedeniyle diğer tutuklu sanıkların ifadeleri alınamayınca, mahkeme salonunda hazır bulunan tutuksuz sanıkların ifadelerine geçildi.

Bu sırada Rıza Bey Apartmanı enkazında hayatını kaybeden Diş Hekimi Zarife Doğan’ın babası ise mahkeme başkanına “Bu canavarların hiçbir yalanına inanmayın” diye seslendi.

‘Sağlam olmadığını bilsem ben de oturmazdım’

Rıza Bey Apartmanı sakinlerinden tutuksuz sanık T.Ö. ise ifadesinde, eşi ve eşinin iki yeğeninin hayatını kaybettiğini, kendisinin ise enkazdan sağ olarak çıkarıldığını belirterek, “Binada yapılan kentsel dönüşüm toplantılarının çoğuna çalıştığım için katılamadım. Bu toplantılarda ne konuşulduğundan haberim yok. O binada eşimi ve yeğenlerimi kaybettim. Sağlam olmadığını bilsem ben de oturmazdım” dedi.

İzmir’de daha önce meydana gelen depremlerde binada bazı çatlaklar olduğunu anlatan T.Ö., “Binanın depreme dayanıklı olup olmadığını bilmiyorduk. Bazı depremlerde hafif sallantılar oluyordu” diye konuştu.

‘Binanın çürük raporu yoktu’

Geçmiş dönemlerde Rıza Bey Apartmanında yöneticilik yapan tutuksuz sanıklardan A.C.A. da eşinden boşanmasının ardından binadan taşındığını, eşi ve çocuklarının binada oturmaya devam ettiğini söyledi. Depremde iki çocuğunu kaybeden A.C.A. şunları söyledi:

“İzmir’de 2005 yılında yaşanan depremin ardından bazı kolonlarda çatlaklar meydana geldi. Bunun ardından binanın depreme dayanıklı olup olmadığı konusunda Dokuz Eylül Üniversitesinden rapor almak için toplantı yaptık. Toplantıda çoğunluğu sağlayamadığımız için rapor başvurusu yapmadık. Söylendiği gibi binanın çürük raporu yoktu. Ağır tonajlı araçlar geçtiği zaman binada sallantılar oluyordu.”

İfadeler sırasında, yakınlarını kaybeden bazı müştekiler ile sanık avukatları arasında tartışma çıkınca mahkeme başkanı duruşmaya ara verdi.

İçişleri Bakanlığı’nın Ankara kararına tepki: Irkçı saldırılar bir kez daha teşvik ediliyor

Hepimiz Göçmeniz Irklığa Hayır Platformu, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 2 Eylül’den itibaren Ankara mülki sınırlarının geçici koruma kaydına kapatılması kararına tepki gösterdi.

Ankara Altındağ’da Suriyelilerin dükkanlarının ve evlerinin taşlandığı ve ateşe verildiği ırkçı saldırının hatırlatıldığı açıklamada söz konusu karar “Bütün bu olayların yaşandığı Ankara ili ile ilgili, adeta saldırganlara ödül verircesine, saldırganlıklarını teşvik edercesine bir karar” olarak nitelendirildi.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kararına göre Ankara iline yeni göçmen kaydı yapılmayacak. Başka ilde kaydı olup, Ankara’da yaşayan göçmenler de en kısa zamanda Ankara’dan çıkarılacak.

‘Irkçı gruplar bir kez daha ödüllendirildi’

Altındağ’daki saldırıya yönelik de etkin bir cezalandırma yürütülmediğini dile getiren Platform, “Saldırılara katılan 148 kişiyi gözaltına aldı, ama saldırganların tümü sonrasında serbest bırakıldı, 35 kişi hakkında adli soruşturma yürütüldüğü açıklandı” dedi.

Yeni kararın da bu politikanın devamı olduğu belirtilen açıklamada “Ankara Altındağ’da saldırgan ırkçı gruplar, çeteler bir kez daha ödüllendirildiler. Irkçı saldırganlık her zaman olduğu gibi cezasız kaldı” denildi.

‘Önü alınmazsa çok geç olacak’

Açıklamada “Bu ırkçı saldırganlık, bugün göçmenlere saldırır, yarın işçilere, öğrencilere, hakkını aramak isteyen herkese saldırır.Irkçı saldırganlığın önünü açanlar, onlara tolerans gösterenler, onları görmezden gelenler, bu saldırganlık bir gün kendilerine yöneldiğinde çaresiz kalacaklardır” ifadeleri kullanıldı.

Almanya’da Hitler rejiminin iktidara gelme sürecinde de benzer süreçlerin yaşandığı belirtilen açıklamada “Naziler ilk önce Yahudilere ve komünistlere saldırdılar, Yahudi ve komünist olmayanlar olanlara seyirci kaldılar. Nazi saldırganlığı kendisi gibi olmayan bütün toplumsal kesimlere saldırdığında ise çok geç olmuştu” ifadelerine yer verildi.

‘Bütün göçmenler kardeşimizdir’

“Irkçılık insanlık suçudur. Altındağ’da yağma, talan ve şiddete başvuran sorumlular belirlenmeli ve cezalandırılmalıdır” ifadelerinin kullanıldığı açıklama şu sözlerle son buldu:

“Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Ankara ile ilgili aldığı kararı acilen iptal etmelidir. Bütün göçmenler kardeşimizdir.”

‘Yüzleşme’ Ankara prömiyerini CerModern’de yapacak

Kadına yönelik şiddet, yaşamın her alanında ve toplumun her kesiminde karşılaşılan fiziksel ya da psikolojik şiddet olarak ortaya çıkabildiği kadar kadınlara yönelik baskılayıcı bir unsur olarak da gelişebilen bir olgu.

Zehra İpşiroğlu’nun gerçek yaşam öykülerinden ilhamla kaleme aldığı belgesel-romanı Haneye Tecavüz’den uyarladığı “Yüzleşme”, kadına yönelik şiddetin bu çok yönlülüğüne ve kadınları çevreleyen ataerkil kalıplara odaklanıyor.

7 Eylül’de seyirciyle buluşacak

Tek perdelik oyun Özlem, Sibel ve Serra adındaki üç karakterin kendi ağızlarından anlattığı şiddet öyküleri, modern dans performansı ve atmosferik videolar ile seslerden oluşuyor.

Zehra İpşiroğlu tarafından kaleme alınan; İpşiroğlu, Onur Gazdağ ve Deniz Şengenç tarafından yönetilen oyun 7 Eylül’de CerModern’de ilk kez seyirciyle buluşacak.

Yaşamın her alanında karşılaşılabilen bir olgu

Oyunda yer alan karakterler arasındaki bağlar, toplumsal yaşamın her alanında karşılaşılabilen kadına yönelik şiddetin etrafında bir araya geliyor. Farklı sosyal gruplardan gelseler de öyküde yer alan karakterler, benzer kalıplarla şekillenen şiddet temasıyla birbirlerine yaklaşıyor.

“Yüzleşme” bu yakınlaşmayı merkeze alarak ataerkil kalıpların kadınların yaşamındaki baskılayıcı etkisine itiraz ederken, bu kalıpları yıkmanın mümkün olup olmadığını tartışmaya açıyor.

Oyunda Özlem karakterine Arzum Gökçe, Sibel karakterine Başak Vural, Serra karakterine Aylin Saraç hayat veriyor. Modern dans performansıyla Dilara Umay Koyuncu oyunda yer alıyor.

Sanat her şeye rağmen sürüyor

Geçtiğimiz yıl başlayan koronavirüs pandemisi ve alınan tedbirler nedeniyle tiyatrolar uzun süre kapanmak zorunda kalsa da “Yüzleşme” bu süreçte uzaktan çalışma yöntemiyle üretildi.

Çalışmaları bir süre çevrimiçi ortamda yürütülen oyun, kısıtlamaların azaldığı dönemde sıkı önlemlerle hazırlıklarını Ankara’da Aralık Sahne’de yüz yüze sürdürdü. 7 Eylül’de CerModern’de yapılacak prömiyer de mevcut tedbirlere uygun şartlarda gerçekleştirilecek.

Suğla Gölü’nde kuraklık: Vahşi sulamanın önüne geçilmesi gerekiyor

Konya‘ya 130 kilometre uzaklıkta bulunan ve ilçenin kuzeybatısında yer alan ve birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Suğla Gölü‘nde iklim krizine bağlı kuraklık nedeniyle sular çekildi.

Çevresindeki dört mahallede yaşayan birçok aileye de balıkçılık yaparak geçimlerini sağlamalarına imkan sunan gölde, aynalı sazan, Çin sazanı, tatlı su kefali, gümüş, kadife balığı ve tatlı su ıstakozu avlanıyor.

Gölde kuraklığa bağlı olarak suların büyük oranda çekilmesi, hem doğaseverleri hem de balıkçılık yaparak geçimlerini gölden sağlayan çevre halkını endişelendiriyor.

Fotoğraf: Abdullah Coşkun/AA

‘Göl beslenemiyor’

Konya Teknik Üniversitesi (KTÜN) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tahir Nalbantçılar, AA muhabirine yaptığı açıklamada Suğla Gölü’nün özellikle Toros Dağları‘ndan ve etrafındaki havzadan beslenmesiyle oluştuğunu söyledi.

Yağışların ve iklim şartlarının normal olduğu dönemlerde gölün, sulamaya destek olan bir su depolama gölü olduğunu ifade eden Nalbantçılar, “Gölü besleyen önemli kaynaklardan biri de Beyşehir Gölü. Ancak bu göl de kuraklık nedeniyle can çekişiyor. Dolayısıyla Suğla Gölü’nü besleyememektedir. Yağışların da az olması nedeniyle göl, hidrojeolojik beslenme kaynaklarını kaybetmiş durumda” dedi.

 

‘Eski haline dönmesi zor’

Nalbantçılar, Suğla Gölü’nün topyekun suyla takviye edilmesi gereken bir göl durumuna geldiğini anlattı. Kendisi can çekişen bir gölün, başka bir havzaya faydasının olmayacağını dile getiren Nalbantçılar, şunları söyledi:

“Suğla Gölü’nün, Konya Ovası’na faydasının olamayacağı ortadadır. Göl, artık suyunu neredeyse tamamen kaybetmiş, lokal su birikintilerinin görüldüğü bir alan durumuna gelmiştir. Beyşehir Gölü’nden yeterince beslenemez ve yağışlar da artmazsa, eski haline dönmesi oldukça zor görünüyor.”

‘Vahşi sulama sonlandırılmalı’

Seydişehir Sportif Olta Balıkçıları ve Doğal Hayatı Koruma Derneği Başkanı İhsan Taş ise çevre ilçelerdeki tarım faaliyetleri için sağlanan su miktarının fazla olmasının, gölün kurumasında etken olduğunu belirtti.

Bölgede çiftçilik yapan vatandaşların, arazilerini bilinçsiz şekilde sulamaması gerektiğini ifade eden Taş, “Çiftçilere, yetkililer tarafından eğitim verilerek, vahşi sulamanın önüne geçilmesi gerekiyor. Ayrıca balık avlayan vatandaşların da vicdanıyla hareket ederek avlanmayı yürütmesi lazım. Suların çekilmesi nedeniyle göl aşırı şekilde otlandığından, oksijen oranı azaldı. Bu şekilde devam ederse ilerleyen günlerde balık ölümleri de yaşanacaktır” diye konuştu.

Taş, dernek olarak bölgedeki tabiatın dengede kalmasını sağlayabilmek için birtakım çalışmalar yürüttüklerini, bu çerçevede gölün çevresindeki nem oranını arttırmak için ağaçlandırma projesini hayata geçirmeyi planladıklarını dile getirdi.

Bingöl’deki yangın kontrol altına alındı

Haber: Fırat Bulut

*

Bingöl’ün Solhan ilçesinde dün akşam saatlerinde çıkan orman yangını ikinci gününde kısmen kontrol altına alındı.

Solhan’a bağlı Gris mevkinde dün başlayan yangın , zemindeki kuru otlar ve rüzgarın etkisiyle yayılarak Girboxan Mezrası’na ulaştı. Köylülere ait hayvan barınaklarının da zarar gördüğü yangında geniş bir ormanlık alan yandı.

Gırboxan Mezrasında yaşayan yurttaşlar ‘ kendi bireysel imkanları’ ile yangına müdahale ederek yangını kısmen kontrol altına aldıklarını ancak yer yer dumanların yükseldiğini bilgisini paylaştı.

Yüzde 28.4’ü ormanlık alan

Yüzde 28.4’ ü ormanlık alan olan Bingöl, yüzölçümüne göre ormanlık alan sıralamasında Türkiye birincisi. Tarım ve Orman Bakanlığı 2018 yılı verilerine göre, Bingöl’de 264 bin 934 hektar ormanlık alan bulunuyor.

Yaz aylarında Bingöl, Dersim, Şırnak başta olmak üzere bölge kentlerinde çok sayıda orman yangını meydana gelirken, yangınların en çok yaşandığı Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki 23 ilde hazırda bekletilen tek bir yangın söndürme helikopteri bulunmuyor.

Havadan müdahale şart

Sarp kayalık, dağlık ve karadan ulaşılması zor bu bölgelerde meydana gelen yangınlara karadan müdahale edilemediği için de havadan müdahale önem taşıyor.

25 Haziran’da Bingöl’ün Genç ilçesinde meydana gelen orman yangını beşinci gününde havadan müdahale edile güçlükle kontrol altına alınmıştı. 29 Ağustos’da Bingöl-Yayladere ilçesinde ormanlık alana sıçrayan yangın yine beşinci gününde hava desteği ile söndürülebilmişti.

Geçtiğimiz günlerde Dersim, Şırnak ve Bitlis illerinde de orman yangınları yaşanmış, yangınlara havadan müdahaledeki eksiklik tepki toplamıştı.

Urfa’da bir erkek 13 yaşındaki kızını yakarak öldürdü

Haber: Fatma KEBER

*

Urfa’nın Eyyübiye ilçesine bağlı Şıhmahsut Mahallesi’nde yaşayan Mohammad D. isimli bir erkek 13 yaşındaki kızı A.D.’yi öldürdü.

Babasının üzerine tiner dökerek yaktığı iddia edilen 13 yaşındaki kız çocuğu kaldırıldığı hastanede sabah saatlerinde yaşamını yitirdi.

Olay, sokağa taşan sesler üzerine mahalle sakinleri tarafından yapılan ihbar ile ortaya çıktı. Olay yerine gelen sağlık ekibi yaralı kıza ilk müdahaleyi yaptı.

Baba ve abisi gözaltına alındı

Kız çocuğu sonrasında ambulansla, Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi Haliliye Ek Binası’na kaldırdı. Hastanede tedavi altına alınan kız çocuğu, sabah saatlerinde hayatını kaybetti. Çocuğun cansız bedeni otopsi işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.

Küçük kızın ölümüyle ilgili baba Mohammad D. ile ismi öğrenilemeyen abisi polis ekipleri tarafından gözaltına alındı.

Erkekler 2020’de en az 26 çocuğu öldürdü

bianet’in Türkiye’deki yerel, ulusal ve internet basınına yansıyan haberlerden derlediği Erkek Şiddeti Çetelesi‘ne göre, erkekler 2020 yılında en az 284 kadını ve 26 çocuğu öldürdü.

14 çocuğu babası/üvey babası, bir çocuğu eski sevgilisi, iki çocuğu abisi, iki çocuğu annesi, bir çocuğu erken yaşta zorla evlendirildiği kocası, bir çocuğu iş yeri yöneticisi öldürdü. Beş çocuğu öldürenlerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Almanya’da çevre örgütleri, otomotiv şirketlerine karşı dava açma hazırlığında

Almanya‘da çevre örgütleri Greenpeace ve Alman Çevre Yardım Kuruluşu (DUH) iklim değişikliğine yönelik politikalarını değiştirmedikleri takdirde, Volkswagen, BMW, Daimler ve doğal gaz ve petrol şirketi Wintershall Dea‘ye karşı yasal yollara başvuracak.

Açılacak davaların geçen yıl Hollanda’da Shell şirketine karşı açılan ve şirketin iklim değişikliğine karşı eyleme geçmemesi sonucu vatandaşlara karşı olan görevini yerine getirmekte başarısız olduğuna dayanan davayı model alacağı belirtiliyor.

Bu davada mahkeme Shell’in karbon salımını 2030 yılına kadar 2019 düzeyinden  yüzde 45 oranında azaltmasına hükmetmişti.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, Davaların Federal Anayasa Mahkemesi’nin Alman hükümetin daha sıkı tedbirler almasına neden olan iklim koruma kararını dayanak alması bekleniyor.

Çevre örgütlerinin talepleri

Greenpeace ve DUH otomotiv şirketlerinin içten yanmalı motor üretimini 2030 yılına kadar sonlandırmasını ve Wintershall Dea’nın 2026 yılına kadar yeni petrol ve gaz sahasında arama yapmamasını talep ediyor. AB Temmuz ayında içten yanmalı motor üretiminin 2035 yılına kadar sonlandırmasını önerisini gündeme getirmişti.

Stuttgard’daki Mercedes-Benz Müzesi.

Çevre kuruluşları bunun Paris İklim Anlaşması‘ndaki hedeflere ulaşmak konusunda gerekli olduğunu savunuyor.

Şirketlere taleplerini değerlendirmeleri için birkaç hafta süre veren çevre örgütleri şirketlerden olumlu yanıt almadıkları taktirde Alman mahkemelerine dava başvurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Şirketler isteksiz

Konuya ilişkin birer açıklama yapan Daimler ve BMW Paris anlaşması hedeflerine bağlı oldukları belirtildi. Ancak Daimler çevre örgütlerinin iddia ve çağrılarını da kabul etmediğini bildirdi. Şirketin açıklamasında grubun taleplerinin “temelsiz” olduğu belirtilerek, “Bir dava konusu olduğu taktirde kendimizi savunmak için bütün yasal yollara başvuracağız” denildi.

Wintershall Dea ve Volkswagen’dan ise konu ile ilgili henüz açıklama yapılmadı.

Çinli oyuncu Zhao Wei internetten silindi

Çinli milyarder oyuncu Zhao Wei‘nin rol aldığı bütün filmler ve diziler, ülkedeki video platformlarından geçen hafta kaldırıldı. Artık ülke sınırlarında Zhao’nun yer aldığı hiçbir programın kaydına ulaşılamıyor ve sosyal medyada izine rastlanamıyor. Çin hükümeti, oyuncuyu internetten silmekle suçlanıyor.

My Fair Princess adlı dizideki rolüyle 1990’ların sonunda ünlenen, 2001’de ise Shaolin Soccer adlı filmle sinemaya adım atan Zhao Wei’ye(Vicky Zhao) ilişkin her şey internetten kaldırıldı.

Sputnik‘in aktardığına göre, ülkenin popüler yıldızlarından olan 45 yaşındaki Zhao’nun Çin’de Twitter‘ın muadili olan sosyal medya uygulaması Weibo‘daki 85 milyon takipçili hayran sayfası da silindi. Hayranları Twitter’da ‘What happened to Zhao Wei’ (Zhao Wei’ye ne oldu) etiketiyle oyuncunun internetten silinmesine tepki gösterirken, konuyla ilgili Çin hükümeti suçlanıyor.

‘Zararlı ünlü hayran kültürünü kısıtlama talimatı’

27 Ağustos’ta, Çin Komünist Partisi‘ne ait tabloid gazete Global Times, Zhao’yu 2017’de menkul kıymetler dolandırıcılığıyla suçlamıştı. Olayın arkasında Zhao’nun eşi Huang Youlong‘la birlikte yaptıkları yatırımları sonrası aldığı ticaret yasağının olduğu tahmin ediliyor.

Zhao’nun geçen Ekim ayında Çin’in sıkı bir şekilde kontrol edilen finansal sistemini eleştiren Alibaba’nın kurucusu Jack Ma ile yakın ilişkisi nedeniyle de hedeflenmiş olabileceği belirtiliyor.

Oyuncunun internetten silinmesinden bir gün sonra ülkenin internet düzenleyici, sansür, gözetim ve kontrol kurumu Çin Siber Uzay İdaresi‘nin ‘zararlı ünlü hayran kültürünü  kısıtlama talimatı’ vermesi de şüpheleri hükümetin üzerine çekti. Zhao, bu hafta başlatılan ‘zehirli popüler kültürle’ mücadele kampanyasının ilk kurbanı olabilir.

Çinli otoriteler, ‘hayranlık kültürünün kaotik olmaya başladığını, bazı kişilerin orantısız zenginleştiğini ve bunun sosyalist ilkelere ters düştüğünü, bu ünlülerin gençlere yanlış rol model olarak ülkenin değerlerine de zarar verdiğini’ savunuyor.

Yeni Covid varyasyonu Mu, Yunanistan’da görüldü

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), hafta başında yayımladığı epidemiyolojik güncellemesinde Mu varyantının Kolombiya ve Ekvador’da giderek yaygınlaştığı ve  aşılara karşı direnç belirtileri gösterdiği konusunda uyarmıştı.

Yunanistan Ulusal Kamu Sağlığı Dairesi (EODY), söz konusu varyanta Yunanistan’da altı kişide rastlandığını açıkladı. Vakalardan ikisi başkent Atina‘daki Eleftheros Venizelos Havalimanı girişinde yapılan testlerle tespit edilirken diğer dört vaka ise Argolida, Attiki ve Ahaia‘da kaydedildi.

Ülkede görülen vakalarda hakim varyant ise, tüm dünyada olduğu gibi Delta. 

Salgının başından bu yana Yunanistan‘da Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 13 bin 777 iken günlük vaka sayıları 3 bin civarında seyrediyor.

Mu varyantı nedir?

Örgütün haftalık bültenine göre, Mu varyantı “bağışıklık kaçışının potansiyel özelliklerini gösteren bir mutasyonlar kümesine sahip”.

Rapordaki ön veriler Mu’nun Güney Afrika’da keşfedilen Beta varyantına benzer şekilde bağışıklık savunmalarından kaçabileceğini öne sürüyor, ancak bunun daha fazla çalışma ile doğrulanması gerekiyor.

ABD, Birleşik Krallık ve Belçika’da da rastlanan Mu varyantının aşılamadan kaynaklanan bağışıklığa karşı en az Beta varyantı kadar dirençli olduğunu gösteren laboratuvar çalışmaları olduğu belirtiliyor.

Koronavirüsün şimdiye dek geçirdiği varyantlara Yunan alfabesine göre Alfa, Beta, Gama ve Delta isimleri verildi. Mu varyantı daha önce düşük uyarı seviyesine karşılık gelen “yakından izlenmesi gereken” varyantlar kategorisindeydi ve bu kategoride de Eta, Iota, Kappa ve Lambda isimli varyantlar bulunuyor.