Ana Sayfa Blog Sayfa 1258

Bakanlık mahkemeyi tanımadı, Tekirdağ’daki Plastik Sanayi Bölgesi’ne onay verdi

Haber: Serap Cömertoğlu İşcan

*

Tekirdağ‘ın Ergene ilçesinde Ergene Havzası Koruma Alanı içerisinde yer alan ve mutlak korunması gereken 1’inci sınıf tarım arazisi niteliğindeki 2 bin 253 hektarlık alana, Plastik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (PAKOP) yapılması planlanıyor.

Geçtiğimiz nisan ayında PAKOP için Tekirdağ 1’inci İdare Mahkemesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmesine rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) Olumlu kararı verdi.

Arazi tapularında tarım dışı kullanılamaz şerhi olmasına ve yargı tarafından iki kez yürütmeyi durdurma kararı verilmesine rağmen, Bakanlığın ÇED raporuna olumlu yönde karar verilmesi ise bölge halkı, milletvekilleri ve çevre aktivistlerinin tepkisine neden oldu.

‘Birçok boş yer varken burada ısrar ediyorlar’

CHP Tekirdağ Milletvekili Yüksek Ziraat Mühendisi İlhami Özcan Aygun, mücadeleye devam edileceğini belirterek, tekrar dava açılacağını kaydetti.
Yürütmeyi durdurma kararına karşı, ÇED olumlu kararı verilmesinin manidar olduğunu dile getiren Aygun şunları söyledi:

“Sekiz tane OSB alanı var ve doluluk oranı yüzde 40 civarında. Yüzde 60’a yakını boş. Birçok boş yer varken ısrarla bu alana yapılmak istenmesi çok manidar.”

‘Kendi kararlarına karşı karar veriyorlar’

Kendilerinin bu tarz bir projeye karşı olmadıklarını fakat yapılması planlanan yere karşı olduklarını vurgulayan Aygun, Tekirdağ’da mevcut OSB alanlarının değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Söz konusu tarım arazilerinin, sit alanı olarak tanımlanmasının ve Ergene Koruma Havzası içerisine alınmasının Bakanlık kararı ile gerçekleştiğini hatırlatan Aygun, “Kendi vermiş oldukları karara karşı bir karar veriyorlar. Böyle bir şey asla olamaz. Geçmişte kendi almış oldukları kararların üzerine böyle bir karar alıyorlar. Asla kabul edilemez. Oradaki arazilerde tarım dışı kullanamaz şerhi var. Buna rağmen Bakanlık böyle bir karar alıyor. Halka ve yargıya rağmen böyle bir karar alıp, ben yaptım oldu denilemez” şeklinde konuştu.

Polat: Karar, hukuka aykırı

PAKOP projesine karşı dava açan kurumlardan TMMOB Tekirdağ Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Polat ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın mahkeme kararına karşı davranmasının hukuka aykırı olduğunu kaydetti.

Söz konusu arazinin, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu gereği mutlak korunması gereken 1’inci sınıf tarım arazisi olduğuna dikkat çeken Polat, projenin çevre düzenlemesi planına da aykırı olduğunu belirtti.

‘Bölge tekrar tarım dışı alan ilan ettiriliyor’

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından bölgedeki tarımsal bütünlüğü sağlamak adına arazi tapulaştırmasına gidildiğini hatırlatan Polat, konuşmasının devamında şunları aktardı:

“Birinci sınıf tarım arazilerinde güzel bir çalışma planlandı. Daha sonra plastik sanayiciler tarafından 4 bin dönüme yakın alan OSB yapılmak istenildi. 2010 yılında gündeme geldi. Tarım dışı ilan edilemez diye karar aldık ve rest çektik. Valilik tarafından da onaylandı. Fakat Bakanlık, tarım dışı ilan etti. O kararı veren ziraat mühendisleri, Meslek Odası’ndan ihraç edildi. Bakanlığa dava açtık ve karar iptal ettirildi. Daha sonra ise Namık Kemal Üniversitesi’nde ki bazı hocalara özel rapor düzenletildi. Bilim etiği ile uyuşmayan bir rapor hazırlatılıyor ve bölge tekrar tarım dışı ilan ettiriliyor. Ziraat Mühendisleri Odası olarak yeni bir dava açarak iptal ettirdik. Yargı kararına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED olumlu kararı verdi. Verilen karar tamamen hukuk dışıdır.”

Deva Partisi Arnavutköy İlçe Başkanlığı’na silahlı saldırı düzenlendi

İstanbul‘da Deva Partisi Arnavutköy İlçe Başkanlığı‘na gece saatlerinde silahlı saldırı düzenlendi.

Saldırıda herhangi bir can kaybı ya da yaralanma yaşanmadı.

Saldırıya ilişkin inceleme başlatıldı

Arnavutköy Fatih Caddesi üzerinde bulunan Deva Partisi Arnavutköy İlçe Başkanlığı’na iddiaya göre, gece saat 03.30 civarlarında başkanlık önüne yanaşan otomobilden inen bir kişi parti binasını hedef alacak şekilde yedi el ateş açtı. Kurşunlar camlara ve masalara isabet etti.

Parti binası ve çevresinde güvenlik önlemleri alan polis ekipleri, saldırıya ilişkin inceleme başlattı.

‘Deva ailesi olarak sükunetimizi koruyacağız’

Saldırı sonrası açıklama yapan Arnavutköy Deva Partisi İlçe Başkanı Fatih Karabalık, Deva Partisi olarak sükunetlerini koruyacaklarını ifade etti:

Şu anda emniyet ekiplerimiz burada kimliği belirsiz kişiler tarafından milletin iradesine ilçe binamıza silahlı saldırı gerçekleşti. Özellikle Arnavutköy’de bu tarz olaylar ile karşı karşıya geleceğimizi ummuyorduk. Genel olarak baktığımızda Türkiye’de herkesin belinde bir silah var. Bugün burada bir yaralımız yok sadece mal kaybı var camlarımız kırıldı. Biz şu anda Deva ailesi olarak sükûnetimizi koruyacağız. Genel merkezimiz ve il merkezimize bilgi verdik. Kamera kayıtlarını incelediğimiz zaman malum kişiler tarafından bir aracın park edildiğini bir kişinin içeriden çıkarak partimizi hedef alarak kurşunlama yaptığını görebiliyoruz. Biz de avukatlarımız ve merkezimizden haber bekliyoruz, olay şu anda çok sıcak.”

‘Olayın faillerinin yakalanmasını temenni ediyorum’

Deva Partisi lideri Ali Babacan ise Twitter hesabı üzerinden silahlı saldırıyı kınadığına dair bir paylaşımda bulundu:

Gece saatlerinde partimizin Arnavutköy İlçe Başkanlığına gerçekleştirilen silahlı saldırıyı kınıyorum.

Olayın faillerinin bir an önce tespit edilip yakalanmasını temenni ediyorum.

Arnavutköy teşkilatımız başta olmak üzere hepimize geçmiş olsun.”

Marmara Denizi’ndeki oksijen azlığı kritik boyuta ulaştı

Marmara Denizi‘nde Bilim-2 Gemisi ile araştırmalar yürüten ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü‘nde görevli bilim insanları, Marmara Denizi Bütünleşik Modelleme Sistemi (MARMOD) Projesi kapsamında, 10 gün süren araştırmasını tamamladı.

Araştırmanın sonuçları Haydarpaşa Limanı‘nda demirleyen Bilim-2 Gemisi’nde paylaşıldı.

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Yücel, haziran ve temmuz aylarında bilim gemisinin dört hafta Marmara’da yaptığı araştırmalarda, müsilajın ilk 30 metreye yığılmış olduğunu tespit ettiklerini söyledi.

‘Müsilaj tabakaları artık yok’

Çanakkale Boğazı’ndan, Gemlik Körfezi‘ne, İzmit Körfezi‘nden, Tekirdağ önlerine kadar her yere bakmaya çalıştıklarını anlatan Yücel, haziran ayında yoğun olarak görünen müsilaj tabaklarını artık gözlemlemediklerinin altını çizerek şöyle konuştu:

“Hem gözle görülebilir değil, hem de örnekleme cihazlarımıza da gelmiyor. Denizin içine gönderdiğimiz kameralarla da teyit ettik. Görünürde müsilaj kalmamış durumda. Müsilajın bir diğer göstergesi olan diğer verilerde şu an müsilajın aktif olmadığını ve Marmara’dan tamamıyla ortadan kalktığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun şekilde olduğunu düşünüyoruz. Üst tabakaya yığılı olduğunu bildiğimiz için önemli bölümü Ege’ye taşınmış görünüyor. Marmara’nın derin bölgelerine müsilaj düşmemiş gibi görünüyor. Ancak Ege’ye çıkmayan muhtemelen bir oksijen faturası keserek bakteriler tarafından, çözülmüş, bozulmuş gibi görünüyor. En azından şu andaki verilerimizle bunu söyleyebiliriz.”

Fotoğraf: AA

Oksijen azlığı kritik durumda

Marmara’da oksijenin ise azaldığını vurgulayan Yücel, “Haziran ayına göre şu anda oksijen azlığı daha da ciddileşmiş durumda, bazı bölgelerde. Özellikle İstanbul’un güneyinde Doğu Marmara’da, İzmit Körfezi’nde oksijen azlığı çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda” dedi.

AA’nın aktardığına göre 22 metreden sonra bir balığın gidebileceği oksijenin kalmamış durumda olduğunu söyleyen Yücel, “Bu haziran ayında 28-30 metre bandındaydı. Bunda müsilajın bir rolü olduğunu düşünüyoruz. Özellikle Güney Marmara ve Batı Marmara’da yeni bir Akdeniz suyunun oksijen getirdiğini bulduk. Bu da iyi bir haber. Müsilajın yaratacağı etkileri bir nebze hafifletecektir” şeklinde konuştu.

Azot ve fosfat değerleri ölçülecek

“Özellikle Akdeniz’den Çanakkale Boğazı’ndan giren tuzlu oksijenli su bu denize hayat veriyor, bir nebze ayakta tutuyor, hayat veriyor.” diyen Yücel, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ama Marmara’nın doğusuna ve İzmit Körfezi’ne geldiğimizde o su da artık yeterli değil. Marmara Denizi üzerindeki kirlilik baskısının bir an önce kalkması gerekiyor. Ana bulgularımız bu şekilde. Bu 110 istasyondan birçok örnek aldık. Biyolojik çeşitliliğe bakacağız, azot, fosfor değerini ölçeceğiz. Diğer müsilaj üzerinde yaptığımız detaylı, kimyasal genetik analizlere devam edeceğiz. Gerçekten bu yıl müsilaj nasıl başladı, nasıl çoğaldı ve nasıl yok oldu? Yapacağımız analizlerle çok detaylı biçimde ortaya koyma şansımız olacak.”

‘Bandırma Körfezi kötü durumda’

Oksijen azlığının İzmit ve Gemlik Körfezlerinde tehlikeli boyutlarda olduğun söyleyen Yücel, şu bilgileri paylaştı:

“O bölge geçmiş yıllara baktığımızda sıkıntılı bir bölgedir. Her yaz orası çok az oksijenli bir duruma doğru evrilmekte. Bu yaz yine aynı şeyin olduğunu gördük. Müsilajın orda bozulması bu oksijen azlığını İzmit’te de ciddileştirmiş durumda. Marmara’nın en ucunda bir yer olduğu için oraya oksijen ulaşması çok kısıtlı kalabiliyor. En fazla risk altında olan yerlerden birisi. Orda her ne kadar tedbir alsanız bile, Marmara’nın geri kalanında sorunu çözmediğinizde oraya etki devam edecektir. Bu sefer Bandırma Körfezi’ni çok kötü durumda gördük. Gemlik Körfezi’nde oksijen girişi gördük ama Bandırma Körfezi sanki izole bir su kütlesi gibi. Görünüşü çok kötü. Görüş çok kötü, oksijen zaten az.”

‘Bu sene Marmara’da daha az balık olacak’

Bilimsel Seferler Koordinatörü Dr. Hasan Örek de balıklar üzerinde yaptıkları gözlemleri anlatarak, “Balık konusunda bir verimiz yok şu anda ne yazık ki. Özellikle hamsi gibi balıkların, ilk bakışta çok sağlıklı olmadığı görülüyor. Ancak bu insan sağlığına zararlı mı, değil mi bunu söylemek için daha ileri analizler yapmak gerekiyor. Ama muhtemelen benim kişisel görüşüm bu sene Marmara’da daha az balık olacağı” dedi.

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nde araştırmacı olarak görev yapan Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Mantıkcı da İzmit Körfezi’ndeki oksijen azlığının daha önce de olduğunu anımsatarak, “20-22 metreden 25 metreden sonra ara tabaka dediğimiz tabakada bir oksijensizlik vardı ve hala devam ediyor. Bütün Marmara genelinde devam ediyor. Körfezler, İzmit, Gemlik, Bandırma gibi körfezlerde oksijen sıkıntısı 20-25 metreden sonra başlıyor. Canlıların yaşamasını zorlaştıran seviyede şu an oksijen ölçüyoruz” şeklinde konuştu.

 

 

Ankara’da ‘Barınamıyoruz’ diyen dokuz üniversite öğrencisi gözaltına alındı

Ankara‘da “Barınamıyoruz” diyerek sokakta sabahlamak isteyen dokuz öğrenci gözaltına alındı.

Sakarya‘da bir üniversite öğrencisinin yurt ücretlerini ve ev kiralarını protesto ederek kampüs önünde yatmasıyla başlayan hareket, kısa sürede diğer illere de yayılmıştı.

Öğrenciler gözaltına alındı

Ankara’da da barınma sorunlarına dikkat çekmek isteyen öğrenciler, geceyi geçirmek için 100. Yıl Mahallesi İlhan Erdost Parkı’na çadır kurdu.

Ancak, polis parka giderek öğrencilerin çadırları kaldırmalarını istemesi üzerine, çadırların kaldırılmasına izin vermeyen dokuz üniversiteli gözaltına alındı.

“Yurtsuzlar” isim sosyal medya hesabından müdahale görüntüleri paylaşılırken, “Ankara’da üniversitelileri gözaltına alanlar bilsin ki, evsiz yurtsuz kalanlar sizin gözaltılarınızı da aşacak. Milyonlarca üniversiteliyi gözaltına alamazsınız!” denildi.

Gözaltına alınan dokuz öğrenci daha sonra serbest bırakıldı.

Erdoğan’dan konuyla ilgili açıklama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise yurt ve kira tartışmalarıyla ilgili sosyal medya hesabından “Ülkemizin geleceğini emanet edeceğimiz gençlerimizle aramıza, birilerinin kendi siyasi çıkarları için sürekli olarak ürettiği yalanların girmesine izin vermeyeceğiz. Son 19 yılda adeta bir devrim gerçekleştirdiğimiz eğitim-öğretim imkânlarımızı inşallah daha da genişleteceğiz” açıklamasını yapmıştı.

Boris Johnson’dan gelişmiş ülkelere 100 milyar dolarlık iklim fonu hatırlatması

Bu yıl kasım ayında İskoçya‘nın Glasgow kentinde düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP26) ev sahipliği yapacak Birleşik Krallık, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile 76. Genel Kurul Görüşmeleri kapsamında “İklim Zirvesidüzenledi.

Dünya liderlerinin kapalı oturumda bir araya geldiği zirve sonrası açıklama yapan Johnson, birçok ülkenin daha önce iklim kriziyle mücadele için verdiği taahhütleri yerine getirmediğine dikkati çekti.

Johnson, iklim kriziyle mücadelede gelişmekte olan ülkelere yardım edebilmek için dünyanın en büyük ekonomilerine yıllık 100 milyar dolar iklim fonu taahhütlerini yerine getirmeleri çağrısında bulundu.

Guterres: G20 mücadeleye öncülük etmeli

AA’nın aktardığına göre BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de gelişmiş ülkelerin özellikle G20 ülkelerinin iklim değişikliğiyle mücadeleye öncülük etmesi gerektiğini söyledi.

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, son raporunda dünyanın Paris İklim Anlaşması’nda yer alan küresel sıcaklık artışını 2 santigrat derecenin altında tutulması hedefini karşılamaktan çok uzakta olduğunu ve sera gazı emisyonlarının 2030’a kadar yüzde 16 artış göstereceğini duyurmuştu.

Guterres, raporun açıklanmasının ardından yaptığı açıklama, “dünyanın 2,7 santigrat derecelik sıcaklık artışına giden felaket bir yolda olduğu” uyarısı yapmıştı.

 

Eğitim Sen açıkladı: Koronavirüs vakası tespit edilen okul sayısı 872, kapanan sınıf sayısı 774

Eğitim Sen tarafından açıklanan 13-17 Eylül Yüz Yüze Eğitim Vaka Tespit Tablosu‘na göre, vaka tespit edilen okul sayısı 872, kapanan sınıf sayısı 774 oldu. Bu okullardaki temaslı ve pozitif öğretmen sayısının 429, temaslı ve pozitif öğrenci sayısının 3 bin 947, temaslı ve pozitif personel sayısının ise 23 olduğu bilgisi de paylaşıldı.

Ayrıca, salgın nedeniyle Ordu Aybastı Fen Lisesi‘nin de kapandığı belirtildi.

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, dün İstanbul’da bir okul açılışında yaptığı konuşmada “Şu an okullarımızın açık olmasındaki en büyük güç öğretmenlerimizin aşılı olması. Öğretmenlerimizle gurur duyuyoruz” açıklamasında bulunmuştu.

‘MEB, önlem alınmazsa daha acı sonuçların sorumlusu olacak’

“MEB gerekli tedbirleri almayarak, yüz yüze eğitimi riske atmaktadır” diyen Eğitim Sen, bu hafta sendikaya ulaşan vaka sayılarına dayandırdığı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

Bu hafta sendikamıza ulaşan vaka sayılarına göre vaka tespit edilen okul sayısı 872, kapanan sınıf sayısı 774’dür ve Ordu Aybastı Fen Lisesi kapanmıştır. Bilgisi gelen bu okullarda temaslı ve pozitif öğretmen sayısı 429, temaslı ve pozitif öğrenci sayısı 3947, temaslı ve pozitif personel sayısı 23 olmuştur. Tedbirler hızla hayata geçirilmezse bu oranlar daha fazla yükselecektir. MEB, önlem almamaya devam ettiğinde karşılaşabileceğimiz olası acı sonuçların sorumlusu olacaktır. Eğitim Sen olarak tam zamanlı yüz yüze eğitimin devam edebilmesi için tüm eğitim bileşenlerini ve kamuoyunu bu süreci daha fazla sorgulamaya, sağlıklı ve güvenli bir eğitim ortamı için mücadele etmeye çağırıyoruz.”

‘Okullar, salgın koşullarına uygun hale getirilmedi’

Açıklamada, yeni eğitim ve öğretim yılı için gerekli hazırlıkların yapılmadığına şöyle dikkat çekildi:

2020-2021 eğitim öğretim yılı başlamadan önce, Türkiye’de salgın nedeniyle 1,5 yıl okullar kapalı kalmıştır. Bu süre zarfında sendikamızın tüm çağrılarına rağmen okulların fiziki altyapı sorunları giderilmemiş, derslik sayısı ihtiyaç oranında arttırılmamıştır. Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer ‘Okullarda gerekli önlemleri aldık’ ifadesini kullansa da, Türkiye çapında okulların önemli bir bölümünün salgın koşullarına uygun hale getirilmediği, gerekli altyapı hazırlıklarının yapılmadığı gün gibi ortadadır. Yüz yüze eğitime en uzun süre ara veren birkaç ülkeden biri olmamıza rağmen, ciddi bir eğitim planlamasıyla yeni eğitim ve öğretim yılı hazırlıkları yapılmamıştır. Öğretmen açıkları kapatılmamış, yeni okullar, ek derslikler inşa edilmemiştir.”

Bakanın açıklaması

Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer “Şu an okullarımızın açık olmasındaki en büyük güç öğretmenlerimizin aşılı olması. Öğretmenlerimizle gurur duyuyoruz” açıklamasını yapsa da, paylaştığı veriler öğretmenlerin yüzde sekizinin birinci doz, yüzde 17’sinin ise ikinci doz aşısını olmadığını ortaya koydu.

Aynı açılışta konuşan İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın paylaştığı veriler de, İstanbul’da 15-18 yaş grubundaki her iki gençten birinin aşısız olduğunu gösterdi.

Avrupalı Akdeniz ülkeleri iklim krizine karşı Atina Deklarasyonu’na imza attı

Avrupa Birliği (AB) üyesi dokuz Akdeniz ülkesi, iklim değişikliği ile ortak mücadele için Atina Deklarasyonu’nu imzaladı.

Deklarasyonda dokuz lider iklim değişikliğine karşı koymak amacıyla dünyanın emisyonlarını dengelemek için AB ve 190 taraf tarafından imzalanan uluslararası bir anlaşma olan Paris Anlaşması’nı destekleme taahhütlerini yineledi.

Söz konusu deklarasyon, Fransa, İspanya, İtalya, Portekiz, Kıbrıs, Malta, Slovenya ve Hırvatistan başkanlarının katıldığı EUMED Zirvesi’nde imzalandı.

Atina Deklarasyonu

  • Akdeniz’in iklim değişikliğinin etkilerine karşı son derece savunmasız ve aşırı hava olaylarına eğilimli olduğunu ve daha sık, kapsamlı ve yoğun ısı dalgaları, kuraklık, şiddetli yağış, sel ve orman yangınları yaşadığını kabul edin.
  • Yeni AB İklim Değişikliği Uyum Stratejisi ile uyumlu olarak bu olgulara kararlı bir şekilde uyum sağlama ve dayanıklılık politikalarına ve çevresel ve sosyo-ekonomik sektörler de dahil olmak üzere Akdeniz bölgesinde önemli ölçüde etkilenmesi beklenen tüm alanlarda önleme tedbirlerine duyulan ihtiyacı kabul edin. Çünkü iklim değişikliği çevre, toplum ve ekonomi için ciddi riskler oluşturuyor.
  • Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına ve düşük karbonlu enerji teknolojilerine gerekli geçişi teşvik eden sinerjiler oluşturmak için birlikte yakın çalışmayı kabul edin.
  • Doğanın işlevine dayalı iklim değişikliğine uyum çözümlerini teşvik etmeyi ve özellikle kıyı bölgeleri, su havzaları, sulak alanlar, ormanlar ve ayrıca kentsel alanlar gibi afet önleme açısından kritik olan ekosistemlerin yeterli korumasını sağlamayı kabul edin.
  • İklim krizinin koordineli uluslararası eylem gerektiren küresel bir tehdit olduğunu ve bu nedenle BM Genel Sekreteri’nin 9 Ağustos’ta söylediği gibi, tüm ülkeleri daha fazla gecikmeden topluca hareket etmeye çağırdıklarını bir kez daha vurgulayın.
  • Başta G20 ülkeleri olmak üzere tüm uluslararası ortakları Paris Anlaşması’nı onaylamaya ve iddialı Ulusal Katkı Beyanları’nı (NDC’ler) çağırın.
  • Karbondioksit Uzaklaştırmayı (CDR) daha da hızlandıran teknolojilerin ve politikaların hızla geliştirilmesine olan bağlılığı kabul edin.
  • Tüm ülkeleri BM İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP26, Glasgow, 31 Ekim-12 Kasım 2021) devlet ve hükümet başkanları düzeyinde katılmaya ve 2050’ye kadar karbon nötr olmaya çağırın.

 

 

Validebağ Korusu’na iş makineleri girdi

İstanbul Üsküdar‘da bulunan ve 1’inci Derece Doğal ve Tarihi Sit Alanı statüsünde bulunan Validebağ Korusu’na iş makineleri bir kez daha girdi.

Sabahın erken saatlerinde koruya gelen belediye çalışanları, Üsküdar Belediyesi tarafından yapılmak istenen Bakım ve Rehabilitasyon Projesi kapsamında yapılmak istenen yol için moloz ve kum döktü.

Destek çağrısı

Validebağ Gönüllüleri tarafından yapılan açıklamada sabah saat 05.00 sıralarında kepçe ve kamyonların onlarca polis eşliğinde koruya girdiği belirtildi. Açıklamada moloz ve kum döken işçilere Validebağ’da nöbet tutan kişilerin direndiği belirtildi.

Paylaşımda “Hukukçu Başkan Hilmi Türkmen (Üsküdar Belediye Başkanı) polis eşliğinde hukuk ve doğa katliamı yapıyor” ifadelerini kullandı ve destek çağrısında bulunuldu.

Üç ayrı yürütmeyi durdurma kararı

Yapılmak istenen Bakım ve Rehabilitasyon Projesi‘ne korunun ekosistemine zarar vereceği gerekçesiyle karşı çıkan halk uzun süredir nöbet tutuyordu.

İstanbul 6’ncı Bölge İdare Mahkemesi, daha önce korunun millet bahçesi yapılmasını uygun bulan koruma kurullarına karşı 2018 yılında açılan davada, 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planı’nın (KANİP) iptali için açılan davada ve projenin ihalesine karşı açılan davada yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

Projeye karşı üç yürütmeyi durdurma kararı olmasına rağmen iş makineleri projede de yer alan yürüyüş yolunu yapmak için daha önce 2 Eylül tarihinde koru içerisine girmiş ve kum dökmüştü. İş makineleri nöbetçiler tarafından engellenmişti.

[Glasgow’a doğru] İklim müzakerelerinde dengeler değişti

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin‘in girişimi ile başlatılan “Glasgow’a Doğru İklim Politikaları” webinar dizisinin ilki bugün gerçekleşti.

Etkinlikte, Paris İklim Anlaşması’ndan bu yıl kasım ayında Glasgow’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP26) giden süreçteki iklim müzakerelerinde yaşananlar ve Glasgow’dan beklentiler ele alındı.

***

‘Önemli bir dönüm noktası’

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum, İlk başta 2020 yılında düzenlenmesi planlanan ancak koronavirüs pandemisi nedeniyle ertelenen COP26’nın ülkelerin Paris Anlaşması’ndaki taahhütlerini güncelleyecek olmaları açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.

Zirvenin önemini korumaya devam ettiğini belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum, “Paris’ten bu yana geçen altı uzun yılda dünya başka bir yer haline geldi. Yeni bir iklim siyasetiyle karşı karşıyayız” dedi.

ABD’nin dönüşü en büyük belirleyicilerden

 Bu siyasetin en büyük belirleyicilerden birinin ABD’nin Paris Anlaşması ile ilişkisi olduğuna değinen Cerit Mazlum, “Altı yılda ABD’nin anlaşmadan çekilip sonra Joe Biden’ın başkanlığında geri döndüğünü gördük. ABD’nin dönmesi yeni bir iklim müzakeresi dengesi yarattı” dedi.

Paris Anlaşması’na yeniden taraf olması dışında anlaşma kapsamında belirtilen ulusal katkı beyanını güncellemesi, kendi iç hukukunda yaptığı düzenlemeler ve iklim merkezli bir dış politika belirlemesi ise ABD’deki dönüşümün diğer göstergelerinden.

 Çin ile ilişkiler önemli bir yer tutuyor

Dış politikasında Çin ile iklim krizi üzerinden gerçekleştirdiği diyaloğun önemli bir yer tuttuğuna değinen Semra Cerit Mazlum, bunun birkaç sebebi olduğunu söyledi.

Birincisi Çin’in büyük bir emisyon kaynağı olması ve onun katılımı olmadan Paris Anlaşması hedeflerine ulaşılmasının mümkün olmaması. İkincisi Çin’in yeşil teknolojiler konusunda dünya pazarına hakim olması ve bu bağlamda aralarındaki rekabet ilişkisi. Sonuncusu ise ABD’nin iç siyasetinde senatoyu, kongreyi ve toplumu iklim hareketine ikna etmek için Çin’in bir şeyler yaptığını göstermesine duyulan ihtiyaç.

COP Başkanı’ndan daha aktif rolde

Mevcut durumda ABD’nin COP26’nın başkanlığını sütlenen Birleşik Krallık’tan daha aktif bir iklim diplomasisi çabası gösterdiğini ifade eden Cerit Mazlum, “COP Başkanı COP’un düzgün yürümesi için çaba gösterirken ABD büyük güçleri ikna etmeye çalışıyor” dedi.

‘1,5 derece hedefini ana akımlaştırdı’

ABD’nin bu süreçte iklim müzakerelerine önemli katkıları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Cerit Mazlum, “İlk olarak 2 derece tartışmaları sürerken 1,5 derece hedefinin ana akımlaşmasına katkıda bulundu. 1,5 derece hedefi bilim insanları, kırılgan gruplar ve iklim hareketi tarafından zaten savunuluyordu. Biden yönetimi de bütün referansını 1,5 derece olarak aldı” dedi.

İkinci katkısının ise kömürden çıkış tarihinin de iklim müzakereleri içerisinde yer almasını sağlamak olduğunu belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum, bunda Uluslararası Enerji Ajansı ve IPCC tarafından hazırlanan raporların da katkısı olduğunu söyledi. Semra Cerit Mazlum, 1,5 derece hedefinin şu anda en yoksullarla en gelişmiş ülkelerin gündemi olduğunu belirtti.

‘Çin’in COP26’ya katılıp katılmayacağı dahi belirsiz’

 Çin’in iklim konusunda atacağı adımlar konusunda belirsizliğin sürdüğünü ifade eden 350.org Türkiye’den Mahir Ilgaz ise “Bu da COP26 görüşmelerine iyimser bir şekilde bakmamı engelliyor” dedi.

Ilgaz, COP26 Başkanlığını yürüten Alok Sharma’nın yaptığı bir açıklamada Çin’in taraflar konferansı için delege gönderip göndermeyeceğinin hala belirsiz olduğunu söylediğini hatırlattı.

‘Çin’in anahtar bir rolü var’

Çin’in iklim diplomasisinde anahtar bir rolü olduğunu dile getiren Mahir Ilgaz, “Senelik emisyonların yüzde 30’u Çin’den geliyor. Kümülatif emisyonlarda bu oran yüzde 13’e düşüyor. Dünyadaki kömür tüketiminin ise yüzde 54’ünden sorumlu. Kendi sınırları içerisinde yeni kömür kapasitesi kuruyor kendi sınırları dışında ise 55-56 GW finanse ediyor” dedi.

Mahir Ilgaz, “Çin olmadan Paris hedefleri konusunda bir şey yapmak oldukça zor. Bu sebeple Çin’in katılımı ilk geçilmesi engel olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerine yer verdi.

‘ABD iklim krizini çölde bir vaha olarak görüyor’

ABD’nin kendisiyle iklim konusundaki istekliliğinin Çin tarafından karşılık bulmadığını söyleyen belirten Ilgaz, örnek olarak Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi’nin yaptığı açıklamayı gösterdi.

Vang Yi açıklamasında ABD’nin Çin ile ilişkilerinde iklim değişikliği konusunu çölde bir vaha olarak gördüğünü ancak vahanın etrafının çöl olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtmiş, ABD-Çin arasındaki ilişkilerin iklim görüşmelerinden bağımsız düşünülemeyeceğini söylemişti.

Güzel şeyler de oluyor

İklim konusunda güzel adımların da geldiğini ifade eden Mahir Ilgaz, “Ülke dışındaki yatırımlarına bakınca 2019-2020 yılları arasında 47 milyar dolarlık Çin destekli kömürlü santral projesi ya iptal olmuş ya rafa kaldırılmış. 2020-2021 döneminde de birçok kömürlü termik santral projesi rafa kaldırıldı. Kuşak ve Yol ülkelerindeki kömür projelerine dair de 2021’in altı ayında finansmanı yapılan proje yok” dedi.

Mahir Ilgaz, “Her ne kadar esprili ve abartılı bir söylem olsa da Çin için yeşil konuşur ama kahverengi politikalar uygular denilirdi, şimdi kahverengi konuşuyor ama yeşil politika uygulamaya yatkın deniliyor” ifadelerine yer verdi.

Avrupa Birliği’nden önemli ve öncü adımlar

 Climate Action Network (CAN) Europe Proje Müdürü Gökşen Şahin de Avrupa Birliği’nin (AB) iklim müzakerelerindeki rolü üzerine konuştu.

AB’nin iklim konusunda önemli ve öncü adımlar attığını belirten Şahin, “Önce 2050 yılında karbon nötr Avrupa hedefi koydu. Daha sonra 2030 yılı hedeflerini artırdı ve geçtiğimiz temmuz ayında ise 14 maddelik yeni yasa önerisi gördük” ifadelerine yer verdi.

Bu yasa önerisinin tüm ekonomiyi ve yenilenebilir enerji yasasını değiştirecek kapasitede olduğunu belirten Şahin, “Ancak 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir yasa paketi olmadığını görüyoruz. STK’ler Avrupa’nın hala 2 dereceyi hedef alarak yasa önermesinden rahatsız. Ancak yasadaki küçük eksiklikler kapatılırsa 1,5 dereceye ulaşabilecek bir paket olarak görüyoruz” dedi.

‘AB liderlik rolünü kaybediyor’

AB’nin eksik kaldığı konunun ise diğer ülkelerle olan ilişkileri olduğunu söyleyen Gökşen Şahin, iklim konusunda AB’nin kendi içerisine kapalı bir süreç izlediğini ve liderlik rolünü kaybettiğini söyledi.

AB’nin çok önemli rolünü göz ardı ettiğini belirten Şahin, bu rolü geri kazanmak için yapabileceği şeyler olduğunu ifade etti. Bunlardan birincisi koşulsuz şekilde iklim değişikliğinden en ok etkilenen ülkelerle saf tutması. İkincisi ise 1,5 derece hedefinden uzaklaşan gelişmekte olan ülkeleri sürecin içerisine dahil etmek ve onları bu hedef için politika üretmeye teşvik etmek.

Türkiye ‘sorumluluğumuz sıfır’ demeye başladı

Türkiye’de Paris Anlaşması’ndan bu yana yaşanan gelişmeler hakkında ise İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin konuştu.

Ümit Şahin bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmalara bakmanın faydalı olacağını söyledi. Daha önce Türkiye’nin tarihsel sorumluluğunun az olduğu belirtilirken bu sene ilk kez Erdoğan’ın birçok konuşmasında Türkiye’nin sorumluluğunun sıfır olduğunu söylediğini aktardı.

Dünya ortalaması üzerinde

Kişi başına düşen emisyonlarda Türkiye’nin dünya ortalamasının üzerinde olduğuna dikkat çeken Şahin, 1990 yılından bu yana emisyonların yüzde 130 arttığını belirtti. Son iki yıldır emisyonlarda düşüş yaşandığını belirten Şahin bu durumun da iklim eyleminden değil ekonomik krizden kaynaklandığını ifade etti.

Küresel emisyonların yüzde 1,2’sinden Türkiye’nin sorumlu olduğunu belirten Şahin, kümülatif emisyonlarda ise bu oranın yüzde 0,6’ya düştüğünü söyledi. Bu rakamlar Avrupa Birliği’ndeki pek çok ülkeye yakın seviyede.

Türkiye’nin sadece 1,5 derece değil 2 dereceyle de uyumlu olmayan politikası olduğunu aktaran Şahin, “Bugünkü 400 milyon ton emisyon seviyesinde ilerlersek, Türkiye karbon bütçesini 15 yılda tüketecek” dedi.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji argümanı

Şahin, Brüksel’de gerçekleşen Yüksek Düzeyli İklim Diyaloğu Toplantısı‘nda Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ile bir araya gelen Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un açıklamalarına da dikkat çekti.

Murat Kurum buradaki açıklamasında Türkiye’nin yenilenebilir enerji üretiminde dünyada 12’nci, Avrupa’da beşinci olduğunu belirtmişti. Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisi oranlarının hala çok düşük olduğunu ifade eden Ümit Şahin, “Yenilenebilirin çoğunluğu zararlı hidroelektrik santrallerden geliyor. Üstüne bu argüman enerji sistemimizin yüzde 50’sinin fosile dayandığı gerçeğini gizliyor” dedi. 

Türkiye’nin iklim politikalarını değiştirmemesinin ülkenin genelindeki yönetim krizi ve karar alamama durumuyla birlikte okuduğunu dile getiren Şahin, “Her sene bir sürpriz olur da Paris’in meclisten geçirip onaylar mıyız diye düşünüyoruz. Ancak yakın zamandaki konuşmalar, böyle bir adımın gene gelmeyeceğini gösteriyor. Umuyorum ki yanılıyorumdur” ifadelerini kullandı.

 ***

Glasgow’a Doğru İklim Politikaları” webinar dizisinin ikinci, üçüncü, ve dördüncü oturumları 15 gün arayla 1 Kasım tarihine kadar düzenlenecek.

Diğer oturumlarda iklim eylemlerinin ekonomik boyutu, uluslararası ilişkiler boyutu ve son olarak 1 Kasım’da müzakerelerde son durum ele alınacak.

Meteoroloji uyardı: Çarşamba akşamdan itibaren soğuk ve yağışlı hava geliyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, ülkenin çarşamba günü akşam saatlerinden itibaren Karadeniz üzerinden gelen soğuk ve yağışlı hava kütlesinin etkisi altına gireceğini tahmin ettiklerini açıkladı.

Sıcaklıkların çarşamba günü akşam saatlerinden itibaren Marmara Bölgesi’nden başlayarak perşembe günü ülke genelinde 6-10 derece düşmesi bekleniyor.

Hafta sonu ülkeyi terk edecek

Genel Müdürlük tarafından yapılan açıklamada, soğuk ve yağışlı havanın cuma günü Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde etkili olduktan sonra ülkeyi hafta sonu terk etmesinin beklendiği kaydedildi:

Bu yağışlı sistemle birlikte ülkemizin büyük bölümünde görülecek olan yağışların, Karadeniz Bölgesi ile Doğu Akdeniz Bölgesi’nde zaman zaman kuvvetli ve şiddetli olması bekleniyor.

Sıcaklıkların ise Çarşamba günü akşam saatlerinde Marmara Bölgesi’nden başlayarak Perşembe günü ülke genelinde 6 ila 10 derece düşmesi bekleniyor. Perşembe günü akşam saatlerinden itibaren Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde (1800 m rakım ve üzeri) beklenen yağışların bu sıcaklık düşüşü ile birlikte karla karışık yağmur ve kar yağışı şeklinde görüleceği tahmin ediliyor.

Soğuk ve yağışlı sistemin Cuma günü Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde etkili olduktan sonra ülkemizi hafta sonunda terk etmesi bekleniyor. Bu sistemle birlikte görülecek kuvvetli yağışlar ile kuzeydoğu bölgelerimizin rakımı yüksek olan yerlerinde görülebilecek zirai don hadisesine karşı tedbirli ve dikkatli olunmalı, güncel tahmin ve uyarılarımız takip edilmelidir.”