Ana Sayfa Blog Sayfa 1259

İTÜ öğrencilerinden Celal Şengör’e protesto: Akademide tacize yer yok

Bir öğrencisine cinsel tacizde bulunduğunu anlattığı görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından hakkında soruşturma başlatılan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyesi Prof. Dr. Celal Şengör, İTÜ’de protesto edildi. Kadın ve LGBTİ+ öğrenciler, “Akademide şiddete, tacize yer yok, İTÜ’de Celal Şengör’ü istemiyoruz” yazılı pankartlarla Maden Fakültesi önünde bir araya geldi.

‘Göstermelik komisyonlar istemiyoruz’

Yapılan basın açıklamasında, şu ifadelere yer verildi:

“İTÜ rektörlüğü Celal Şengül’ün tacizini anlattığı videoyu paylaşmamız üzerine bir açıklama gerçekleştirdi. Okuldaki soruşturma ve karar alma süreçlerinin öğrencilere kapalı göstermelik komisyonlar tarafından değil, içerisinde öğrencilerin ve okul bileşenlerinin de olduğu şeffaf, takip edilebilir ve denetlenebilir taciz önleme birimleri tarafından sağlanmasını istiyoruz. Bizim üniversitemizde tacizin ve şiddetin meşrulaştırılmasına tahammülümüz yok.”

Kuzey Ormanları Tehdit Tahrip Raporu: Bölgede 30’un üzerinde tahrip ve tehdit unsuru var

Kuzey Ormanları Araştırma Derneği, Kuzey Ormanları’na yönelen tehdit ve tahrip unsurlarının neler olduğunu ve orman ekosistemine verdiği zararları ortaya koymayı hedefleyerek hazırladığı “Kuzey Ormanları Tehdit Tahrip Raporu“nu yayımladı.

Raporda, “Kuzey Ormanları bir yandan İstanbul başta olmak üzere onlarca kent, kasaba ve köyün yegane su, nefes ve yaşam kaynağı olurken, diğer yandan sınırlı kaynakları ranta dayalı neoliberal üretim ve kentsel büyüme politikaları ile hızla tüketilmektedir. Kuzey Ormanları coğrafyasının istisnasız tüm mevkileri, tüm alt ekosistemleri, tüm Önemli Doğa Alanları (ÖDA) başta inşaat, enerji, madencilik ve orman endüstrisi olmak üzere uluslararası sermaye destekli / ortaklı şirketlerin işgali ve tahribi altındadır” ifadeleri kullanıldı.

Kuzey Ormanları’nı tahrip ve tehdit eden unsurlar

Kuzey Ormanları coğrafyasının istisnasız tüm mevkilerinin uluslararası sermaye destekli/ortaklı şirketlerin işgali altında olduğunun altı çizildiği raporda, bölgede 30’un üzerinde tahrip unsurunun olduğuna dikkat çekildi ve şu sıralama yapıldı:

  •  Mega Rant Projeleri (Üçüncü Köprü ve Kuzey Marmara Otobanı, Üçüncü Havalimanı ve tamamlayıcı ulaştırma projeleri (Metro hattı vb.), Kanal İstanbul, Çanakkale Köprüsü, Osmangazi Köprüsü ve Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu)
  • Enerji Santralleri (Termik Santraller, Nükleer Santral, Rüzgar Enerji Santralleri (RES), Jeotermik Enerji Santralleri (JES), Hidroelektrik Enerji Santralleri (HES)
  • Barajlar
  • Madencilik Faaliyetleri
  •  Sanayi Faaliyetleri
  • Çöp Tesisleri, Hafriyat Döküm Sahaları
  • Kıyı ve Deniz Tahribi
  • Orman Yangını
  • Turizm Faaliyetleri
  • Su Şirketleri
  • Yasa ve yönetmelik değişiklikleri
  • Av Faaliyetleri ve Yaban Hayatı Tahribi
  • İnşaat ve Yapılaşma Faaliyetleri
  • Tarım Alanlarının Yapılaşmaya Açılması
  • Altyapı Faaliyetleri
  • Rus Doğalgaz Hattı Projesi ‘Türk Akım’
  • Ormancılık Endüstrisi
  • İklim Krizi
  • Koparılan orman alanları – Habitat kaybı/parçalanması
  • Sokak Hayvanları Terki
  • Definecilik

Tahrip ve tehdit unsurlarının tek tek açıklandığı rapora buradan ulaşabilirsiniz.

Pfizer-BioNTech’ten 5-11 yaş çocuklara aşı açıklaması: Güçlü bağışıklık tepkisi oluşturuyor

Sonuçlar FDA’ya sunulacak

“Temmuz ayından bu yana, ABD’de pediatrik Covid-19 vakaları yaklaşık yüzde 240 arttı” diyen Pfizer CEO’su Albert Bourla, “Bu deneme sonuçları, 5 ila 11 yaş arası çocuklar için aşımızın onaylanması için güçlü bir temel sağlıyor ve bunları acilen FDA’ya ve diğer düzenleyicilere sunmayı planlıyoruz” diye konuştu.

Şirketin açıklamasına göre 10 mikrogramlık dozun güvenli, etkin ve tolere edilebilir olup olmadığı incelendi. Açıklamada aşı sonrası çocuklarda en sık görülen yan etkilerin aşının uygulandığı yerlerde ağrı ve şişme ile baş ağrısı, üşüme hissi ve ateş olduğu ifade edildi.

Pfizer ve BioNTech 6 ay ila 2 yaş grubu ile 2 ila 5 yaş grubu üzerinde de benzer klinik deneyler yürütüyor.

63 Afrika pengueni arı saldırısı sonucu hayatını kaybetti

Güney Afrika‘daki doğal yaşam koruma grupları, soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan 63 Afrika pengueninin arı saldırısına uğrayarak öldüğünü açıkladı.

Güney Afrika Parklar Müdürlüğü, geçtiğimiz cuma günü Fish Hoek‘te de çok sayıda arı tarafından sokulmuş bir ölü penguen bulunduğunu kaydederken, ölü penguenler üzerinde hala toksikoloji ve hastalıklarla ilgili incelemelerin sürdüğünü ve bölgedeki durumun gözlemleneceğini de ifade etti.

‘Şimdiye kadar bilinen ilk saldırı’

Sayıları azaldığı için koruma altına alınan Simonstown yakınlarındaki bir kolonideki 63 penguen, sahilde her biri çok sayıda arı tarafından sokulmuş olarak bulundu. Vücutlarında başka bir yara izine ise rastlanmadı.

BBC‘ye konuşan ulusal park yetkilileri, yılda 60 bin civarında kişinin ziyaret ettiği dünyaca meşhur Boulders Plajı‘nda, şimdiye kadar bilinen bu tür ilk saldırı olduğunu söyledi.

Penguenler ve arıların genellikle bir arada yaşadıklarını kaydeden Güney Afrika’nın ulusal parklarında deniz biyologu olarak çalışan doktor Alison Kock, “Arılar kışkırtılmadıkça sokmazlar. Yakınlardaki bir yuva ya da kovanın zarar gördüğü ve arıların topluca kaçarken saldırganlaştığı varsayımı üzerinde duruyoruz. Ne yazık ki o sırada karşılarına penguenler çıkmış olmalı” ifadelerini kullandı.

Güney Afrika Sahil Kuşlarını Koruma Vakfı‘ndan veteriner David Roberts Fransız Haber Ajansı AFP‘ye yaptığı açıklamada, “Bu çok nadir görülebilecek bir olay. Böyle bir şeyin sık sık olmasını beklemiyoruz, şanssızlık” dedi.

Uluslararası Doğa Koruma Birliği‘ne göre, Afrika penguenlerinin sayılarının azalmasının nedenleri aşırı avlanma ve iklim krizi.

Cape‘deki bal arıları da birçok koruma alanının bulunduğu bölgedeki ekosistemin bir parçası.

Putin’in Birleşik Rusya’sı oy kaybetmesine rağmen kazandı

Rusya’da parlamentonun alt kanadı  Duma’nın 450 üyesini belirlemek üzere cuma günü başlayan oy verme işlemi pazar günü sona erdi. Geçici sonuçlara göre Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in partisi Birleşik Rusya, seçimin galibi oldu. Seçim Komisyonu’ndan yapılan açıklamada, sayılan oyların yüzde 49’unu Birleşik Rusya’nın aldığı belirtildi.

Birleşik Rusya, 2016’da yapılan bir önceki seçimlerde oyların yüzde 54’ünü almıştı.

Son seçimler, Putin açısından bir dayanıklılık testi olarak görülüyordu. Rusya’da artan fiyatlar ve buna karşın gelir düzeyinin düşmesi nedeniyle Putin yönetimine karşı hoşnutsuzluk büyüdüğü belirtiliyor.

Seçimde Komünist Parti‘nin oy oranı yüzde 20, aşırı milliyetçi Vladimir Jirinovski‘nin partisi LDPR‘nin oy oranı da yüzde 8,5 olarak açıklandı. Yeni kurulan Yeni Halk adlı partinin yüzde 5’lik barajı geçip geçmediği ise henüz netlik kazanmadı.

Yaklaşık 110 milyon seçmenin bulunduğu ülkede seçimlere katılım oranı ise yüzde 45’te aldı. Oyların yüzde 50’sindan fazlasının sayıldığı belirtiliyor.

Navalni yanlılarına engel

Tutuklu muhalif siyasetçi Aleksey Navalni yanlılarının “aşırılık yanlısı” oldukları gerekçesiyle seçimlere katılmalarına izin verilmemişti. Navalni’nin müttefiklerinden Leonid Volkov, pazar günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Bir gün iyi adayların oylanmasının mümkün olabildiği, farklı siyasi görüşlerin temsil edildiği bir Rusya’da yaşayacağız” dedi.

Navalni yanlıları, seçimlerin bitmesine kısa bir süre kala taraftarlarına taktik oy kullanmaları çağrısında bulunarak bölgelerinde Putin’in partisini yenilgiye uğratacak adaylara oy vermeleri çağrısında bulundu.

Bağımsız kuruluş Golos: Yolsuzluk yapıldı

Seçimleri gözlemleyen Golos adlı bağımsız bir kuruluş ise seçimlerde yolsuzluk yapıldığını iddia etti. Seçim gözlemcilerinin tehdit edilmesi ve seçmen başına birden fazla oy sayılması da dahil yaklaşık 4 bin seçim ihlali  yapıldığını iddia eden Golos, Rus resmi makamlarını suçladı.

 

Danıştay, İletişim Başkanı Altun’dan verilmeyen ve iptal edilen basın kartları için savunma istedi

Danıştay 10. Dairesi, Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) ve Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası‘nın (DİSK Basın-İş), 14 Aralık 2018 tarihli Basın Kartı Yönetmeliği’nin bir maddesinin tümü, beş maddesinin de bazı bentlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açtığı davada, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan oy birliğiyle savunma istedi.

Yeni yönetmelikle sarı basın kartları turkuaza çevrilmiş, kartın verilmesi yetkisi ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na verilmişti. Değişikliğin ardından çok sayıda gazetecinin basın kartı iptal edildi, “muhalif” olarak sınıflandırılan basın organlarından gazetecilerin yeni başvurularına yanıt verilmedi. Gazeteciler’in başvurusu üzerine Danıştay 10. Dairesi 12 Mayıs 2020 tarihinde verdiği ilk kararda bir maddedeki bir bendin yürütmesini durdururken, diğer maddelere ilişkin yürütmeyi durdurma taleplerini reddetti.

Kararında Basın Kartı Yönetmeliği’nin basın özgürlüğüne aykırı olduğuna dikkat çeken Danıştay, ”milli güvenlik ya da kamu düzenine aykırılık veya bunları alışkanlık edinme”, “gazetecilik meslek onurunu zedeleyecek işler yapılması” gibi muğlak ve keyfi gerekçelerle basın kartlarının iptal edilemeyeceğine dikkat çekmişti.

Karar daha sonra hem ÇGD hem de yönetmeliğin sahibi Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nca itiraz yoluyla Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu‘na (İDDK) taşındı. İDDK 4 Kasım 2020 tarihinde verdiği kararla; ÇGD’nin bir madde kapsamındaki bir bende yönelik talebinin dışındaki tüm taleplerini yerinde görerek yönetmeliğin tartışmalı maddelerinin yürütmesini durdurdu.

Savunma oy birliğiyle istendi

İDDK’nin söz konusu kararı doğrultusunda, alt mahkeme konumundaki Danıştay 10. Dairesi’nin karar alması beklenirken, İletişim Başkanlığı, 21 Mayıs 2021 tarihli Resmi Gazete’de yürütmesi durdurulan yönetmelik hükümlerini yeniden düzenleyen bir değişiklik yayınladı.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, başkanlığın yaptığı değişikler, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun aldığı karara aykırı olduğu iddiasıyla ÇGD ile DİSK Basın-İş tarafından yeniden dava edildi. Aynı yönetmelik kapsamında açılan son dava da Danıştay 10. Dairesi’nde görülmeye başlandı. 10’uncu Daire, oybirliğiyle İletişim Başkanlığı’ndan savunma istedi.

‘Altun kişisel meseleye dönüştürdü’

İletişim Başkanlığı’ndan savunma istenmesini ANKA Haber Ajansı‘na değerlendiren ÇGD Genel Başkanı Can Güleryüzlü, basın kartlarıyla ilgili yılan ve yalan hikayesine dönen bir süreç yaşandığını belirterek şunları söyledi:

“Bu işin bu kadar uzamasının tek nedeni, basın özgürlüğünü adeta hasım gören Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’dur. Basın kartlarını gazetecileri tehdit aracı haline dönüştürmek için yönetmeliği, ‘yenileme’ adı altında hukuka aykırı şekilde keyfi hükümlerle dolduran, Danıştay’da açtığımız davada haksız olduğu ortaya çıkan Fahrettin Altun, geçen Mayıs ayında hukuku adeta arkadan dolanarak diğer bir ifadeyle hile yaparak yönetmelikte yürütmesi durdurulan maddeleri tekrardan değiştirme yoluna gitmişti”

Altun’un bu davayı artık kişisel kariyerinin en kritik meselesi gördüğünü gösterdiğini savunan Güleryüzlü, “Danıştay’ın bunu basın özgürlüğü davası gördüğünde kuşku yok. Danıştay’ın önceki kararıyla tutarlı yeni bir karar alarak bu hukuksuzluğa son vereceğinden eminiz” diye konuştu.

Meslek odaları: ODTÜ yolu ihalesinin iptalini yargıya taşıdık

Mimarlar Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası ve Şehir Plancıları Odası Ankara şubelerinin temsilcileri ortak bir açıklama yaparak, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Bilkent-İncek Bulvarı Çevre Yolu Bağlantı Projesi kapsamında yaptığı ihalenin yürütmesinin durdurulmasına ve iptal edilmesine karşın sürdürülmesine tepki gösterdi.

İhale edilen Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ormanında gerçekleştirilen açıklamada, meslek odalarının temsilcileri, “trafik hafifletme” gerekçesiyle çeşitli rant projelerinin iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen uygulandığını belirterek, “Gökçek döneminde planlanan Atatürk Orman Çiftliği‘ni bölen yol, Ankara Büyükşehir Belediyesinde Mansur Yavaş döneminde Ankaralıların gözünün içine baka baka yapılmaktadır. Ankara Büyükşehir’de ihaleler canlı yayınlansa da, ihaleye çıkan yollar Gökçek döneminin yollarıdır” dedi.

Mimarlar Odası Ankara Şubesi üyesi Nihal Evirgen tarafından okunan basın açıklamasında eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek döneminde onaylanan ve ODTÜ ormanlarında ağaçların kesilmesine neden olan projenin meslek odalarının açtığı davalar sonucu durdurulduğu hatırlatıldı. Açıklamada şunlar kaydedildi:

Rant projeleri ödüllendiriliyor

“ODTÜ ormanını bölen yol olarak hatırladığımız, Ankara Büyükşehir Belediyesi`nin iş makineleriyle ODTÜ arazisine girerek, bir gecede büyük tahribatlar yarattığı proje, sadece orman alanını yok etmekle kalmamakta aynı zamanda Ankara`nın batı ve güneybatı koridorları üzerinde, onlarca davamızın bulunduğu rant projelerini de ödüllendirmektedir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi mahkeme kararlarını uygulamak istiyor ise; iptal edilen Çevre Düzeni Planı’nı mahkeme kararları doğrultusunda acilen hazırlamalıdır! Kent suçu olduğu yedi kez tescillenen Demir Kafes alanındaki YDA Center gibi kent suçlarını durdurmalıdır. Ankara’da kamu yararını parsel bazlı popülist yarışmalarla değil, bütüncül planlama çalışmalarıyla tesis etmelidir!

Yönetim değişse de aynı siyaset iktidarda

Ankara Büyükşehir Belediyesi`nin tamamlamaya çalıştığı bu yol ODTÜ Ormanını yok etmek, yolun batısında kalacak olan 94 hektarlık orman alanını rant çevrelerinin kucağına atmak, yol için kesilen 24 hektarlık orman alanının da üzerine asfalt dökmek demektir. Bu yolların inşası, yönetim değişse de Ankara’da bugün hala aynı siyaset ve rant çevrelerinin iktidarda olduğunu göstermektedir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin eski yönetimine de yeni yönetimine de söylediğimiz şeyler değişmemiştir: Bu yolların ranttan başka hiçbir açıklaması yoktur. Bu yol herhangi bir üst ölçekli planda yer almamaktadır. Bu yolun yapımı hiçbir bilimsel ve hukuki gerekçeye dayanmamaktadır. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin açıklamalarında sürekli olarak kullandığı katılımcılık vurgusunun ise sözde kalan bir algı olduğu açıktır. İhale açıklanana kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından hiçbir Meslek Odasına bu yollarla ilgili herhangi bir bilgi verilmemiştir. Sonrasında dahi meslek örgütleriyle herhangi bir görüşme talebinde bulunulmamış, ihaleyi iptal etmemelerine rağmen “ortak akıl” söylemi ile devam etmektedir.”

İhalenin iptali yargıya taşındı

Açıklamada, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi olarak, bu rant yolunun ihalesinin iptalini yargıya taşıdıkları belirtilerek, “Başkent Ankara’nın kamu yararı esaslı, katılımcı, doğru kentleşme politikaları ile gelişmesi için mücadeleye devam edeceğimizi, rant çevrelerine, onlara yol açanlara ve kamuoyuna bir kez daha ilan ediyoruz” denildi.

Bu yıl dokuzuncusu düzenlenecek Boğaziçi Film Festivali 23-30 Ekim’de

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü‘nün desteği ve TRT‘nin ortaklığı ile Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 9’uncu Boğaziçi Film Festivali bu yıl 23-30 Ekim’de gerçekleştirilecek.

Festivalde bu yıl ilk kez verilecek En İyi İlk Film Ödülü ise yönetmenlik kariyerinin başında olan isimleri desteklemek ve yönetmenlerin yeni filmlerinin önünü açmak amacıyla Akli Film’in katkılarıyla verilecek.

Başvurular için son tarih 24 Eylül

Festivalin, “Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması”, “Ulusal Kısa FilmYarışması” ve “Bosphorus Film Lab” bölümlerine başvurular, 24 Eylül’e kadar yapılabilecek.

Festival kapsamında düzenlenecek tüm yarışmalı bölümlerin yönetmelikleri ve başvurularına “www.bogazicifilmfestivali.com” adresi üzerinden erişilebiliyor.

Gönüllülük başvuruları başladı

Festivalde gönüllü olarak görev almak isteyenler için başvurular da başladı.
TRT’nin kurumsal iş ortaklığıyla düzenlenen ve Türkiye sinemasında filmlerin gelişmesine katkı sağlamak, genç yapımcı ve yönetmenlerin yeni filmler üretmesine maddi ve manevi destek oluşturmak amacıyla gerçekleşen Bosphorus Film Lab’ın yeni direktörü Selin Karlı oldu.

Festivalde gönüllü olarak görev almak isteyenlerin de festivalin internet sitesi üzerinden başvuru formunu doldurması gerekiyor.

Paris Belediye Başkanı Hidalgo, Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladı

İki kere üst üste Yeşiller Partisi’nin de desteğiyle Paris Belediye Başkanı olarak seçilen Sosyalist Partili Anne Hidalgo, Fransa’da 2022 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olacağını açıkladı.

“Tüm çocuklarımıza bir gelecek sunmak için aday oluyorum” ifadelerini kullanan Hidalgo, iklim ve sağlık alanındaki krizlerin sistemi kırılgan hale getirdiğini belirtti ve yeni bir başlangıç yapılması gerektiğini söyledi.

Konuşmasında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron‘u eleştiren Hidalgo, “Bizi birleştirmesi beklenen beş yıllık cumhurbaşkanlığı dönemi hiç olmadığı kadar böldü. Sosyal sorunları çözmesi bekleniyordu ama daha da kötüleştirdi. Yer yüzünü koruması bekleniyordu ancak ekolojiye sırtını döndü” dedi.

İmamoğlu’ndan tebrik mesajı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, aday olduğunu açıklayan Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’ya başarılar diledi.

Twitter üzerinden İngilizce paylaşım yapan İmamoğlu, “Arkadaşım ve meslektaşım Paris Belediye Başkanı Anne’ye Fransa’da cumhurbaşkanı adayı olarak yeni yolculuğunda başarılar dilerim” ifadelerini kullandı.

15 dakikalık şehir projesi

Şu anda 62 yaşında olan Hidalgo’nun belediye başkanlığı dönemi boyunca Paris’te 2015 terör saldırıları, Sarı Yelekler eylemleri, Notre Dame Katedrali yangını gibi kritik gelişmeler yaşanmıştı.

Hidalgo, seçim vaatleri arasında da gösterdiği “15 dakikalık şehir projesi” ile biliniyordu. 15 dakikalık şehir, işe, eve ya da herhangi bir yere yürüyerek ya da bisikletle gidilebilen, tüm ihtiyaçlara bu mesafede ulaşılabilecek yer anlamına geliyor.

Proje, insanların evlerine daha yakın çalışabilmesi için ihtiyacı olan mahallelere ofisler açmayı içeriyordu. Ayrıca, insanların bir bölümünün mahalle ortak çalışma merkezlerinde çalışabileceği, evden çalışma şeklinin başarılı olacağı konusunda da işverenlerin ikna edilebileceği belirtildi.

Yeşil alan miktarını artırma adımları

Nispeten az yeşil alana sahip bir şehir olan Paris’te Belediye Başkanı, okul bahçelerine eklenen yeşil alanları hafta sonları dinlenme alanı olarak mahalle sakinlerine açmayı planladı.

Yeni iki büyük park, kent ormanları, kamusal alanlarda ve eski otopark alanlarına ağaç ekilmesi de yapılacaklar listesinde yer aldı. Gene proje kapsamında kentsel tarım için yapılacak yeni bahçelerle mahallelerin yiyeceklerinin yerel olarak sağlanması yönünde adımlar atıldı.

Anne Hidalgo aynı zamanda iklim değişikliğine karşın sera gazı emisyonlarının azaltılması için Ekim 2005’te Londra’da, dünya kentlerinin bir araya gelerek oluşturduğu C40 Belediyeleri ağının kuruluşunda rol oynadı ve başkanlık görevini üstlendi. 

Kadın sayısı fazla diye para cezası aldı

Anne Hidalgo’nun ikinci Belediye Başkanlığı döneminde, belediye, üst düzey pozisyonlarda çok fazla kadın çalıştırdıkları için para cezasına çarptırılmıştı. Fransa Kamu Hizmeti Bakanlığı, Paris Belediyesi’ne kadrosunda cinsiyet eşitliğine ilişkin ulusal kuralları çiğnediği gerekçesiyle 90 bin Euro para cezası vermişti.

Sosyalist Parti üyesi Hidalgo bu kararı, “Para cezası aldığımızı duyurmaktan mutluluk duyuyorum” sözleriyle duyurmuştu. Para cezasına neden olan uygulama belediyenin yönetim pozisyonlarına 11 kadına kıyasla sadece beş erkeğin atanmasıydı.

Anketler, şu an için Sosyalist Parti tarafından aday gösterilmesi durumunda Hidalgo’nun seçimin ilk turunda yüzde 7-9 arasında bir oy alabileceğini gösteriyor.

Hidalgo’nun, henüz aday olacağını resmen açıklamayan ancak adaylığı muhtemel olarak görülen Cumhurbaşkanı Macron’a rakip olması bekleniyor. Ancak Paris Belediye Başkanı’nın Macron’a karşı sol bloğu birleştirecek bir aday olup olmadığı bilinmiyor.

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri

Fransa cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki tur var ve tüm uygun adaylar ilk turda karşı karşıya geliyor. Bir adayın seçimi doğrudan kazanması için kullanılan tüm oyların salt çoğunluğu – yani yüzde 50’den fazlası – gerekli.

Hiçbir aday yüzde 50 kazanamazsa, en çok oyu alan iki aday ikinci tur oylamada karşı karşıya gelecek.

Karadeniz’de 500 metrekarelik alandan tıbbi atıklar dahil 2 bin 500 atık çıktı

Karadeniz‘deki deniz çöpleri ve mikroplastik kirliliğine karşı Türkiye, Gürcistan, Romanya ve Bulgaristan ortak mücadele başlattı.

Yürütülen proje kapsamında pilot bölge seçilen Trabzon’un Sürmene ve Of ilçelerinde, deniz kıyısında 500 metrekarelik alandaki kirlilik araştırmasında maske, yüz perdesi gibi tıbbi atıklar dahil 2 bin 500 atık tespit edildi.

Model çalışması yapıldı

DHA‘da yer alan habere göre, yapılan çalışmada denizdeki atıkların yüzde 80’lik kısmının plastik olduğu belirlendi ve çöplerin dereler yoluyla taşınıp, kıyılara ulaşması üzerine model çalışması yapıldı.

Yaylaya atılan ve dereye ulaştıktan sonra akıntılarla taşınıp, Karadeniz’e ulaşan atıkların kilometrelerce süren yolculuğunun kayıt altına alındığı görüntülerde, yaylaya atılan pet şişenin rüzgarla dereye savrulmasının ardından akıntıyla sürüklenmesi ve derede diğer çöplerle birleşerek denize sürüklenmesi gözlendi.

‘Atıkların yüzde 80’i plastik’

Karadeniz Ekosistemini Korumak İçin Toplumsal Farkındalığı Artırarak Deniz Çöplerini Azaltma LitOUTer” adı verilen projeyle Karadeniz’i tehdit eden deniz çöplerinin tespit edilerek, azaltılması ve farkındalık oluşturulması hedefleniyor.

Projeye dahil olan Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi‘nden proje koordinatörü öğretim üyesi Doç. Dr. Coşkun Erüz, yaptıkları çalışmayı şöyle anlattı:

Atıkların akıntıyla birlikte taşınıp birikmesi konusunda ayrıca bir de modelleme çalışması yürütüyoruz. ‘LitOuter’ projesi kapsamında, çalışma alanımız olan Trabzon’da Sürmene ve Of deresi ile kıyılarını, sahil ve plajlarını pilot alan olarak seçtik ve dere kenarları ile deniz kıyılarındaki katı atık yükünün ne olduğunu tespit etmeye çalıştık. Hem dere kenarları ve deniz kıyılarında 500’er metrekarelik alanlarda yaptığımız çalışmalarda 2 bin 500 civarında ve yüzde 80’i plastik olmak üzere katı atık kirliliğinin olduğunu gördük.”

‘Yaklaşık 500 metrekarede 125 tane maske gördük’

Doç. Dr. Erüz, katı atıkların düzenli toplanıp, bertaraf edilmesine rağmen son çalışmalarda ciddi miktarda atık yükü görüldüğünden de şöyle bahsetti:

Bu bize şunu gösterdi; aslında kurulmuş, geri dönüşüm sistemi var ama insan olarak demek ki biz bu atıkların geri dönüştürülmesi, ortadan kaldırılması noktasında biraz duyarsızız, bilinç eksikliğimiz var. Halk bunu doğaya ve ormandan, yayladan, meradan, yol kenarından bir şekilde bu atık köyden dereye iniyor; dereden taşınarak Karadeniz’e geliyor ve kıyılara, plajlara vuruyor. Covid-19’a karşı medikal amaçlı kullanmış olduğumuz maske ve kolonya, dezenfektan, yüz perdesi gibi hijyen malzemelerinin doğada ciddi şekilde görülmeye başladığını ve doğaya karıştığını görüyoruz. Tıbbi ve diğer atıklar aslında en tehlikeli atıklar. Hastalık edebilen atıklar olduğu için bunların bertaraf edilmesi gerekirken doğada bizim katı atıkların yüzde 5’ini oluşturmaya başladığını, yaklaşık 500 metrekarede 125 tane maskenin varlığını gördük. Bu da çok büyük bir rakam.”

‘Çok ciddi önlem almamız gerekiyor’

Doğaya atılan atıklar konusunda çok ciddi önlemlerin alınması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Erüz, atıkların hayvanlara da ciddi zararlar verdiğini anlattı:

Dünyada şu an 1,6 milyar civarında maskenin denizlerde serbestçe yüzdüğünü, bunun da 4 ile 6 bin ton civarında bir rakam olduğunu, plastik türevli maskelerin de yok olma sürecinin 450 yıl olduğunu biliyoruz. Yapacağımız her atık, bir önceki yılın üzerine birikecek. Bunlar bakteri ve mantar taşıdıkları için birinci derecede tehlikeli bir kirletici. Doğaya karıştıktan sonra kendi üzerinde biriken organizmalarla birlikte deniz canlıları ve karasal canlılar bunu besin zannediyor. Kaplumbağa bunları denizanası gibi algılayıp yiyor. Bu kez de fiziksel kirletici olmasının dışında kendisi kimyasal kirletici olarak canlının bünyesine geçiyor. Karadeniz’in tamamında bu kirlilik söz konusu. Her kişi 1 tane maske kullansa Türkiye’deki 83 milyon insan için 32 milyar maske üretiliyor. Bunun yüzde 5’i bile doğaya karışsa milyonlarca atık demektir; korkunç bir seviye. Kesinlikle çok ciddi önlem almamız gerekiyor.”