COP26Editörün Seçtikleriİklim KriziManşet

[Glasgow’a doğru] İklim müzakerelerinde dengeler değişti

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin‘in girişimi ile başlatılan “Glasgow’a Doğru İklim Politikaları” webinar dizisinin ilki bugün gerçekleşti.

Etkinlikte, Paris İklim Anlaşması’ndan bu yıl kasım ayında Glasgow’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP26) giden süreçteki iklim müzakerelerinde yaşananlar ve Glasgow’dan beklentiler ele alındı.

***

‘Önemli bir dönüm noktası’

Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum, İlk başta 2020 yılında düzenlenmesi planlanan ancak koronavirüs pandemisi nedeniyle ertelenen COP26’nın ülkelerin Paris Anlaşması’ndaki taahhütlerini güncelleyecek olmaları açısından önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.

Zirvenin önemini korumaya devam ettiğini belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum, “Paris’ten bu yana geçen altı uzun yılda dünya başka bir yer haline geldi. Yeni bir iklim siyasetiyle karşı karşıyayız” dedi.

ABD’nin dönüşü en büyük belirleyicilerden

 Bu siyasetin en büyük belirleyicilerden birinin ABD’nin Paris Anlaşması ile ilişkisi olduğuna değinen Cerit Mazlum, “Altı yılda ABD’nin anlaşmadan çekilip sonra Joe Biden’ın başkanlığında geri döndüğünü gördük. ABD’nin dönmesi yeni bir iklim müzakeresi dengesi yarattı” dedi.

Paris Anlaşması’na yeniden taraf olması dışında anlaşma kapsamında belirtilen ulusal katkı beyanını güncellemesi, kendi iç hukukunda yaptığı düzenlemeler ve iklim merkezli bir dış politika belirlemesi ise ABD’deki dönüşümün diğer göstergelerinden.

 Çin ile ilişkiler önemli bir yer tutuyor

Dış politikasında Çin ile iklim krizi üzerinden gerçekleştirdiği diyaloğun önemli bir yer tuttuğuna değinen Semra Cerit Mazlum, bunun birkaç sebebi olduğunu söyledi.

Birincisi Çin’in büyük bir emisyon kaynağı olması ve onun katılımı olmadan Paris Anlaşması hedeflerine ulaşılmasının mümkün olmaması. İkincisi Çin’in yeşil teknolojiler konusunda dünya pazarına hakim olması ve bu bağlamda aralarındaki rekabet ilişkisi. Sonuncusu ise ABD’nin iç siyasetinde senatoyu, kongreyi ve toplumu iklim hareketine ikna etmek için Çin’in bir şeyler yaptığını göstermesine duyulan ihtiyaç.

COP Başkanı’ndan daha aktif rolde

Mevcut durumda ABD’nin COP26’nın başkanlığını sütlenen Birleşik Krallık’tan daha aktif bir iklim diplomasisi çabası gösterdiğini ifade eden Cerit Mazlum, “COP Başkanı COP’un düzgün yürümesi için çaba gösterirken ABD büyük güçleri ikna etmeye çalışıyor” dedi.

‘1,5 derece hedefini ana akımlaştırdı’

ABD’nin bu süreçte iklim müzakerelerine önemli katkıları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Cerit Mazlum, “İlk olarak 2 derece tartışmaları sürerken 1,5 derece hedefinin ana akımlaşmasına katkıda bulundu. 1,5 derece hedefi bilim insanları, kırılgan gruplar ve iklim hareketi tarafından zaten savunuluyordu. Biden yönetimi de bütün referansını 1,5 derece olarak aldı” dedi.

İkinci katkısının ise kömürden çıkış tarihinin de iklim müzakereleri içerisinde yer almasını sağlamak olduğunu belirten Prof. Dr. Cerit Mazlum, bunda Uluslararası Enerji Ajansı ve IPCC tarafından hazırlanan raporların da katkısı olduğunu söyledi. Semra Cerit Mazlum, 1,5 derece hedefinin şu anda en yoksullarla en gelişmiş ülkelerin gündemi olduğunu belirtti.

‘Çin’in COP26’ya katılıp katılmayacağı dahi belirsiz’

 Çin’in iklim konusunda atacağı adımlar konusunda belirsizliğin sürdüğünü ifade eden 350.org Türkiye’den Mahir Ilgaz ise “Bu da COP26 görüşmelerine iyimser bir şekilde bakmamı engelliyor” dedi.

Ilgaz, COP26 Başkanlığını yürüten Alok Sharma’nın yaptığı bir açıklamada Çin’in taraflar konferansı için delege gönderip göndermeyeceğinin hala belirsiz olduğunu söylediğini hatırlattı.

‘Çin’in anahtar bir rolü var’

Çin’in iklim diplomasisinde anahtar bir rolü olduğunu dile getiren Mahir Ilgaz, “Senelik emisyonların yüzde 30’u Çin’den geliyor. Kümülatif emisyonlarda bu oran yüzde 13’e düşüyor. Dünyadaki kömür tüketiminin ise yüzde 54’ünden sorumlu. Kendi sınırları içerisinde yeni kömür kapasitesi kuruyor kendi sınırları dışında ise 55-56 GW finanse ediyor” dedi.

Mahir Ilgaz, “Çin olmadan Paris hedefleri konusunda bir şey yapmak oldukça zor. Bu sebeple Çin’in katılımı ilk geçilmesi engel olarak karşımıza çıkıyor” ifadelerine yer verdi.

‘ABD iklim krizini çölde bir vaha olarak görüyor’

ABD’nin kendisiyle iklim konusundaki istekliliğinin Çin tarafından karşılık bulmadığını söyleyen belirten Ilgaz, örnek olarak Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi’nin yaptığı açıklamayı gösterdi.

Vang Yi açıklamasında ABD’nin Çin ile ilişkilerinde iklim değişikliği konusunu çölde bir vaha olarak gördüğünü ancak vahanın etrafının çöl olduğunun unutulmaması gerektiğini belirtmiş, ABD-Çin arasındaki ilişkilerin iklim görüşmelerinden bağımsız düşünülemeyeceğini söylemişti.

Güzel şeyler de oluyor

İklim konusunda güzel adımların da geldiğini ifade eden Mahir Ilgaz, “Ülke dışındaki yatırımlarına bakınca 2019-2020 yılları arasında 47 milyar dolarlık Çin destekli kömürlü santral projesi ya iptal olmuş ya rafa kaldırılmış. 2020-2021 döneminde de birçok kömürlü termik santral projesi rafa kaldırıldı. Kuşak ve Yol ülkelerindeki kömür projelerine dair de 2021’in altı ayında finansmanı yapılan proje yok” dedi.

Mahir Ilgaz, “Her ne kadar esprili ve abartılı bir söylem olsa da Çin için yeşil konuşur ama kahverengi politikalar uygular denilirdi, şimdi kahverengi konuşuyor ama yeşil politika uygulamaya yatkın deniliyor” ifadelerine yer verdi.

Avrupa Birliği’nden önemli ve öncü adımlar

 Climate Action Network (CAN) Europe Proje Müdürü Gökşen Şahin de Avrupa Birliği’nin (AB) iklim müzakerelerindeki rolü üzerine konuştu.

AB’nin iklim konusunda önemli ve öncü adımlar attığını belirten Şahin, “Önce 2050 yılında karbon nötr Avrupa hedefi koydu. Daha sonra 2030 yılı hedeflerini artırdı ve geçtiğimiz temmuz ayında ise 14 maddelik yeni yasa önerisi gördük” ifadelerine yer verdi.

Bu yasa önerisinin tüm ekonomiyi ve yenilenebilir enerji yasasını değiştirecek kapasitede olduğunu belirten Şahin, “Ancak 1,5 derece hedefiyle uyumlu bir yasa paketi olmadığını görüyoruz. STK’ler Avrupa’nın hala 2 dereceyi hedef alarak yasa önermesinden rahatsız. Ancak yasadaki küçük eksiklikler kapatılırsa 1,5 dereceye ulaşabilecek bir paket olarak görüyoruz” dedi.

‘AB liderlik rolünü kaybediyor’

AB’nin eksik kaldığı konunun ise diğer ülkelerle olan ilişkileri olduğunu söyleyen Gökşen Şahin, iklim konusunda AB’nin kendi içerisine kapalı bir süreç izlediğini ve liderlik rolünü kaybettiğini söyledi.

AB’nin çok önemli rolünü göz ardı ettiğini belirten Şahin, bu rolü geri kazanmak için yapabileceği şeyler olduğunu ifade etti. Bunlardan birincisi koşulsuz şekilde iklim değişikliğinden en ok etkilenen ülkelerle saf tutması. İkincisi ise 1,5 derece hedefinden uzaklaşan gelişmekte olan ülkeleri sürecin içerisine dahil etmek ve onları bu hedef için politika üretmeye teşvik etmek.

Türkiye ‘sorumluluğumuz sıfır’ demeye başladı

Türkiye’de Paris Anlaşması’ndan bu yana yaşanan gelişmeler hakkında ise İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin konuştu.

Ümit Şahin bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yaptığı konuşmalara bakmanın faydalı olacağını söyledi. Daha önce Türkiye’nin tarihsel sorumluluğunun az olduğu belirtilirken bu sene ilk kez Erdoğan’ın birçok konuşmasında Türkiye’nin sorumluluğunun sıfır olduğunu söylediğini aktardı.

Dünya ortalaması üzerinde

Kişi başına düşen emisyonlarda Türkiye’nin dünya ortalamasının üzerinde olduğuna dikkat çeken Şahin, 1990 yılından bu yana emisyonların yüzde 130 arttığını belirtti. Son iki yıldır emisyonlarda düşüş yaşandığını belirten Şahin bu durumun da iklim eyleminden değil ekonomik krizden kaynaklandığını ifade etti.

Küresel emisyonların yüzde 1,2’sinden Türkiye’nin sorumlu olduğunu belirten Şahin, kümülatif emisyonlarda ise bu oranın yüzde 0,6’ya düştüğünü söyledi. Bu rakamlar Avrupa Birliği’ndeki pek çok ülkeye yakın seviyede.

Türkiye’nin sadece 1,5 derece değil 2 dereceyle de uyumlu olmayan politikası olduğunu aktaran Şahin, “Bugünkü 400 milyon ton emisyon seviyesinde ilerlersek, Türkiye karbon bütçesini 15 yılda tüketecek” dedi.

Türkiye’nin yenilenebilir enerji argümanı

Şahin, Brüksel’de gerçekleşen Yüksek Düzeyli İklim Diyaloğu Toplantısı‘nda Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans ile bir araya gelen Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un açıklamalarına da dikkat çekti.

Murat Kurum buradaki açıklamasında Türkiye’nin yenilenebilir enerji üretiminde dünyada 12’nci, Avrupa’da beşinci olduğunu belirtmişti. Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisi oranlarının hala çok düşük olduğunu ifade eden Ümit Şahin, “Yenilenebilirin çoğunluğu zararlı hidroelektrik santrallerden geliyor. Üstüne bu argüman enerji sistemimizin yüzde 50’sinin fosile dayandığı gerçeğini gizliyor” dedi. 

Türkiye’nin iklim politikalarını değiştirmemesinin ülkenin genelindeki yönetim krizi ve karar alamama durumuyla birlikte okuduğunu dile getiren Şahin, “Her sene bir sürpriz olur da Paris’in meclisten geçirip onaylar mıyız diye düşünüyoruz. Ancak yakın zamandaki konuşmalar, böyle bir adımın gene gelmeyeceğini gösteriyor. Umuyorum ki yanılıyorumdur” ifadelerini kullandı.

 ***

Glasgow’a Doğru İklim Politikaları” webinar dizisinin ikinci, üçüncü, ve dördüncü oturumları 15 gün arayla 1 Kasım tarihine kadar düzenlenecek.

Diğer oturumlarda iklim eylemlerinin ekonomik boyutu, uluslararası ilişkiler boyutu ve son olarak 1 Kasım’da müzakerelerde son durum ele alınacak.

Kategori: COP26