Ana Sayfa Blog Sayfa 1213

Pakistan’da iklim krizi etkisi: 2050’ye kadar su kalmayacak

Birleşmiş Milletler (BM) bünyesindeki Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) yayımladığı rapora göre, küresel ısınmanın sonuçları büyük ölçüde geri döndürülemez boyutlara ulaştı.

Rapor, Pakistan’ın gelecek on yıllarda temiz su kaynaklarının tükeneceğini ve bu durumun ülkeyi varoluşsal bir krizle karşı karşıya bırakacağını belirtiyor.

Nüfusun çoğunluğu İndus Nehri’ne bağımlı

Pakistan, kutup buzullarının dışında dünyadaki herhangi bir yerden daha fazla buzula sahip. Bu buzullar, dünyadaki en eski ve verimli vadilerden biri olan Hindistan ve Pakistan arasında bölünen İndus Havzası‘nı besliyor.

Pakistan’ın 220 milyonluk nüfusunun yüzde 75’i, İndus Nehri kıyılarında yaşıyor. Ülkenin en büyük 5 kent merkezi, endüstriyel ve evsel su için tamamen bu nehre bağımlı durumda.

‘İslamabad çaba göstermiyor’

Sputnik Türkiye’nin Al Jazeera’nin haberinden aktardığı bilgilere göre Pakistan’ın, küresel ısınmanın sonuçlarından Maldivler ve başka ülkeler gibi orantısız şekilde zarar görecek ancak buna rağmen İslamabad, geleceğini güvence altına almak için çaba göstermiyor.

Başka hiçbir ülkenin tatlı su için kutup dışındaki buzullara Pakistan kadar bağımlı olmadığı vurgulanan haberde, ülkenin şu anda çevresel zorluklarla karşı karşıya olduğuna dikkat çekiliyor.

İşler daha da kötüleşecek

Yerel ve uluslararası çevre uzmanları, uzun süredir acil ve sert adımlar atılmazsa Pakistan’da ve Güney Asya’da işlerin daha da kötüleşeceği konusunda uyarıyor.

Pakistan’ın buzullarının eridiğini vurgulayan uzmanlar, ülkenin suyunun bitmesinin an meselesi olduğuna dair on yıldan fazla süredir uyarılar yapıyor.

‘Varoluşsal bir krizle karşı karşıya’

Başbakan İmran Han, 2018’de göreve geldiğinde, devam eden ormansızlaşma ve iklim değişikliğinin ülke üzerindeki etkilerine karşı koymak için ağaç dikimi projesi başlattı. Fakat yeni ağaç dikimlerinin yüzlerce yıllık yaşlı ormanların yerini alamayacağı belirtiliyor.

Pakistan’ın, iklim değişikliğinin sonuçları sebebiyle varoluşsal bir krizle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken uzmanlar, iklim değişikliğinin etkilerinin, ülkenin tek bir sektörünü veya bölgesini değil tüm nüfusun yaşamını ve geçim kaynaklarını tehdit ettiğine işaret ediyor.

İBB Meclisi’nde AKP-MHP oylarıyla Beykoz Çayırı, Millet Bahçesi’ne dönüştürülecek

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Meclisi‘nde Beykoz Çayırı‘nı Millet Bahçesi‘ne dönüştürülmesine ilişkin imar planı değişikliği, AKP-MHP grubunun oyları ile “ısrar kararı” olarak kabul edildi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beykoz Çayırı’nın “Millet Bahçesi”ne dönüştürülmesi için alt ve üst ölçekli imar planlarını veto etmişti.

CHP ve İYİ Parti’den ret

Dün Yenikapı‘daki Dr. Mimar Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi‘nde İBB Meclisi 2. Başkanvekili Ömer Faruk Kalaycı başkanlığında yapılan İBB Meclisi’nin ekim ayı oturumlarının son birleşiminde, Beykoz Çayırı’nın Millet Bahçesi’ne dönüştürülmesi kararı CHP ve İYİ Partili üyelerin ret oyuna karşılık AKP-MHP oylarıyla kabul edildi.

Beykoz Belediyesi tarafından hazırlanan plan değişikliği doğrultusunda Beykoz Çayırı’na, millet kıraathanesi, sanat atölyeleri, çay bahçesi, okçuluk ve tenis gibi spor alanları, cami, mescit, büfe, idari tesis, otobüs-teleferik hattı istasyonu, emsale dahil olmamak üzere zemin altı otopark yapılmasının önü açılıp, inşaat alanı da 1929 metrekareden, 4 bin 800 metrekareye yükseltilmişti.

‘Neye engel olduğunuzu bilmiyorsunuz’

Kararın oylanması öncesinde açıklamalarda bulunan Beykoz Belediye Başkanı Murat Aydın, planlar ile alandaki yeşil alanın 2,5 kat artacağını ve 38 bin metrekarelik Beykoz Çayırı’nın aynen korunacağını ileri sürdü:

Gelin bunu beraber yapalım, neye engel olduğunuzu bilmiyorsunuz. Yeşile nasıl karşı çıkarsınız? Yer altına otopark kesinlikle yapılmayacak. Yeni bina kesinlikle yapılmayacak. Mevcut binalar yıkılacak bir kısmı yenilenecek. Çayır korunacak. 116 bin metrekarelik alandı, 93 bin metrekarelik yeşil alan, spor ve yürüyüş alanları olacak. Kameraları koyduk, canlı olarak yayınlayacağız burada yapılanları. Bu söylediklerim dışında bir şey yapılırsa belediye başkanlığından istifa ederim. Beykoz Çayırı’nda nöbet tutmaya gerek yok. Nöbet tutmak isteyenler varsa ben de onlarla birlikte olacağım. Gelin hep birlikte bu karara evet diyelim.”

‘Tereddütlerimiz sürüyor’

CHP Grup Sözcüsü Tarık Balyalı ise plan değişikliği ile inşaat alanın yükseldiğini belirtti ve plana dair tereddütlerinin sürdüğünü ifade etti:

Hukuki sorunlar var. Bizim kaygılarımızı giderecek bir durum yok. Etrafındaki işgaller tabii ki temizlenmeli ama çayır olduğu gibi korunmalı. Plana baktığımızda tereddütlerimiz sürüyor. Belediye Başkanı’nın iyi niyetine inanıyoruz, görev süresince bunlar yapılmayabilir. Ama bu plan notları kalıcı, gelecekte o yapılar yapılabilir. Plan notları yürürlükte kaldığı sürece o yapıların yapılmasına engel bir durum yok. Bu plan notları anayasa gibi kalıcı.”

Ömer Faruk Kalaycı, konuşmaların ardından raporu ısrar kararı olarak oya sundu ve AKP-MHP grubunun oyları ile plan değişikliği kabul edilmiş oldu.

Öte yandan, İBB Başkanı İmamoğlu’nun veto ettiği 2019-2020-2021 yıllarını kapsayacak şekilde üç ay süre ile “İETT Araç Alım ve Bakım İşleri İnceleme ve Araştırma Komisyonu” kurulması kararına CHP ve İYİ Partililer, AKP ve MHPlilerle birlikte evet oyu kullandı.

Kraliçe II. Elizabeth’in iklim kriziyle ilgili liderlere sitem ettiği telefon konuşması görüntülendi

Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth, mikrofona yakalanan konuşmasında iklim değişikliği konusunda küresel eylem eksikliğini eleştiriyor gibi görünüyordu.

Kraliçe, Galler Parlamentosu‘nun açılışına katılmak için Cardiff‘e yaptığı Cornwall Düşesi Camilla Parker ve Parlamento Başkanı Elin Jones ile konuşurken görüntülendi.

‘Hala kimin geldiğini bilmiyorum’

II. Elizabeth basına yansıyan parça parça konuşmalarında “Tek duyduğum COP26… Hala kimin geldiğini bilmiyorum” ifadelerini kullandı.

Kraliçe, ay sonunda İskoçya‘nın Glasgow kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler iklim konferansı COP26’ya dünyanın dört bir yanından liderleri davet edecek. Başta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping olmak üzere birçok devlet veya hükümet başkanı, katılıp katılmayacaklarını söylemedi.

Associated Press’in haberine göre bazı kısımları duyulmayan kayıtta kraliçe ayrıca “Konuşuyorlar ama harekete geçmiyorlar” ve “Çok rahatsız edici” ifadelerini kullanıyor.

Ulaştırma Bakanı: Özel yorumlar gizli kalmalı

Kayıtların yayınlanması ve Kraliçe’nin iklim eylemsizliğinden duyduğu rahatsızlığı gösteren kayıtların yayınlanmasının ardından Ulaştırma Bakanı Grant Shapps, Sky News‘e açıklama yaptı.

Bakan açıklamasında “Özel olarak yapılan yorumların gizli kalması gerektiğini düşünüyorum. Ancak hepimiz kaydedilen ilerlemeyi görme arzusunu paylaşıyoruz ve COP için Glasgow’a yüzlerce liderin geleceğini biliyoruz” dedi.

 

Av. Yakup Okumuşoğlu’ndan İkizdere bilirkişi raporu değerlendirmesi: Yürütmeyi durdurma kararı beklenir

Rize İkizdere’de yapılmak istenen taş ocağı için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) “Gerekli değildir” kararına karşı açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporu hakkında konuşan İkizdere direnişçilerinin avukatı Yakup Okumuşoğlu, raporun gayet yerinde ve yeterli olduğunu belirterek, “Bu rapor doğrultusunda mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verebileceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yedi uzman bilirkişinin hazırladığı raporda, projenin Eskencidere Vadisi‘ne yapımının uygun olmadığı, ekosisteme, çay üretimine, yaban hayatına zarar vereceği kaydedilmişti.

‘Bilirkişi raporu bizce gayet yerinde’

Raporun ayrıntılı bir şekilde hazırlandığı belirten Avukat Okumuşoğlu, raporda projenin doğayı koruyan, çevreye zarar vermeyecek önlemleri içermediğinin ifade edildiğini dile getirdi:

Proje tanıtım dosyasını maden mühendisliği bakımından, jeoloji mühendisliği bakımından, orman mühendisliği bakımından, ziraat mühendisliği bakımından, çevre ve inşaat mühendisliği bakımından bu uzmanlıklara giren alanlar bakımından ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve her bir uzmanlık alanı kapsamındaki verili taahhütlerin yeterli, doğayı koruyan, çevreye zarar vermeyecek önlemleri içermediğini söylüyor. Bunlarla ilgili olarak da her bir başlık altında nelerin eksik olduğunu da ayrıntılı bir şekilde, bilimsel esaslara dayalı olarak bildirmiş. Bilirkişi raporu bizce gayet yerinde ve yeterli bir rapor. Dolayısıyla bu rapor doğrultusunda mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verebileceğini düşünüyoruz.”

Yürütmeyi durdurma kararı bekleniyor

“Bu rapor doğrultusunda yürütmeyi durdurma kararının çıkması beklenir” diyen Yakup Okumuşoğlu, bundan sonra yaşanacak süreci de şöyle anlattı:

Usul şu, bilirkişi raporu geldikten sonra rapor taraflara tebliğ edilir. Bu tebligat işlemleri tamamlandıktan sonra iki hafta içerisinde bilirkişi raporuna itiraz edecek olanlar edecekler. Burada bizim açımızdan itiraz edilecek bir husus yok. Ama davalı idare Ulaştırma Bakanlığı. Ulaştırma Bakanlığı aleyhine olan bir rapor olduğu için Bakanlığın itiraz etmesi beklenir.

Bu itirazları mahkeme değerlendirecek. Bu değerlendirme sonrasında bu itirazların bilirkişi raporunu sakatlayacak şekilde olup olmadığına bakılacak. Arkasından mahkeme eğer itirazlar haklı ve doğru itirazlarsa yeni bir bilirkişi yapabilir veya ek bir bilirkişi raporu bilirkişilerden alabilir. Bu işlemler tamamlandıktan sonra da mahkeme artık yürütmeyi durdurma konusunda bir karar verir. Benim kanaatime göre, bu raporu sakatlayacak herhangi itiraz gelemeyecektir. Çünkü rapor son derece ayrıntılı ve teknik olarak hazırlanmış.”

Türkiye, 10 Kasım’da Paris Anlaşması’nın tarafı olacak

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekretaryası, Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamasına yönelik bildirimi 11 Ekim tarihinde yaptığını açıkladı.

Sekretarya tarafından yayımlanan açıklamada Anlaşma’nın Türkiye için 10 Kasım 2021 tarihi itibariyle yürürlüğe gireceği belirtildi.

10 Kasım’da yürürlükte

AA’nın aktardığına göre bildirimde “Türkiye Cumhuriyeti, 9 Mayıs 1992 tarihli BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde belirtilen ‘eşitlik, ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve ilgili yetenekler’ temelinde, Paris Anlaşması ve Taraflar Konferansı Sözleşmesi kapsamında, Türkiye, Paris Anlaşmasını, anlaşma ve mekanizmalarının ekonomik ve sosyal kalkınma hakkına halel getirmemesi koşuluyla, gelişmekte olan bir ülke olarak ve kendi belirlediği ulusal katkı beyanları kapsamında uygulayacağını bildirmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Onayın sekretaryaya gönderilmesinden sonraki 30’uncu günde anlaşmanın yürürlüğe gireceği ifade edilen bildirimde “Anlaşma, Türkiye için 10 Kasım 2021 tarihiyle yürürlüğe girecektir” denildi.

Neler yaşandı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay BM Genel Kurulu’nda yaptığı açıklamada Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylayacağını ve 2053 için net sıfır emisyon hedefini benimseyeceğini açıklamıştı.

Paris Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanı Mustafa Şentop‘un imzasıyla 1 Ekim’de Meclis Başkanlığına sunulmuş, ilgili komisyonlardaki görüşmelerin ardından Paris Anlaşması’na ilişkin kanun teklifi 6 Ekim’de TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmişti.

Paris Anlaşması’na ilişkin kanun ise 7 Ekim’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmişti.

Avrupa’daki her beş kuştan biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

Kuşların tehlike kategorilerini belirleyen ve neden yok olduklarını ortaya koyan, Avrupa Kuşları Kırmızı Listesi güncellendi.

Güncelleme, Dünya Kuşları Koruma Kurumu‘nun Avrupa genelinde 54 ülke ve bölgeden binlerce uzman ve gönüllünün desteğiyle hazırladığı detaylı rapor üzerinden yapıldı.

Grönland’tan Ural Dağları’na

Kuzeyde Grönland, İzlanda ve Svalbard, güneyde Kanarya Adaları, Malta ve Kıbrıs, batıda Azorlar, doğuda Kafkasya ve Ural Dağları arasında kalan bölgede yaşayan 544 kuş türü için kırmızı liste kategorileri yeniden hazırlandı.

Bu rapor kapsamında her türün kırmızı liste kategorisi güncellendi ve nesillerinin tükenme riskine yer verildi. Rapordaki veriler, ulusal ve uluslararası doğa politikaları ve yerelden koruma çalışmaları için önem taşıyor.

Kuşların yüzde 13’ü yok olma tehlikesinde

Doğa Derneği’nin aktardığına göre raporun dikkat çektiği sonuçlar şöyle:

  • Avrupa’daki kuşların yüzde 13’ü yani 71 kuş türü yok olma tehlikesi altında.
  • Avrupa’daki her 3 kuştan 1’inin nüfusu son yüzyılda ciddi ölçüde yok oldu.
  • Avrupa’daki her 5 kuştan 1’i yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
  • Avrupa’da en hızlı yok olan grupların başında ördekler ve kıyı kuşları (yüzde 40), deniz kuşları (yüzde 30) ve yırtıcı kuşlar (yüzde 25) geliyor.
  • Tarlakuşları, örümcekkuşları ve kiraz kuşları gibi açık habitatların yaygın türleri de hızla yok oluyor; ayrıca ördek ve kıyı kuşlarının sayıları da ciddi olarak azalıyor.

Popülasyon azalmasının nedenleri

Büyük ölçekli arazi kullanım değişikliği, tarımsal uygulamaların yoğunlaşması, altyapı projeleri, deniz kaynaklarının yoğun kullanılması, iç suların kirlenmesi ve yaygın olarak kullanılan ormancılık uygulamaları, Avrupa habitatlarında gözlenen kuş popülasyonu düşüşlerinin başlıca nedenleri.

Tarlakuşları, örümcekkuşları ve kiraz kuşları gibi açık habitatların yaygın türlerinde devam eden nüfus düşüşleri ve yaşam alanlarının daralması, genel olarak doğanın bütün bileşenlerinin yok olması ve artan tarımsal kimyasal kullanımının etkisini açıkça gösteriyor. Bazı yırtıcı kuş türleri, yasal koruma ve hedeflenen koruma faaliyetleri nedeniyle son zamanlarda popülasyonlarını geri kazanmış olsa da besin için açık habitatlara (mera ve çalılık alanlara) bağımlı birçok yırtıcı kuş türü sayısı hala azalıyor.

Tehlikedeki türler ava açılıyor

Kırmızı Liste güncellemesi hakkında açıklama yapan Doğa Derneği Biyoçeşitlilik Araştırma Koordinatörü Şafak Arslan “Bir yandan kuşların yaşam döngüsü hızla yok ediliyor, bir yandan da elmabaş, patka ve üveyik gibi tehlike altında olan türler ava açılıyor” dedi.

Arslan açıklamasında “Bu durumu tersine çevirmek için var olan politikalar ve uygulanan eylemler yeterli değil. Kuşların yaşam döngüsünün sürmesi için bir doğa hukuku ve bu hukuk çerçevesinde yeni düzenlemeler olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Fransa mahkemesi hükümete iklim hedeflerine uyması için 2022 sonuna kadar vakit verdi

Fransa mahkemesi iklim konusunda verdiği taahhütlere uymadığına karar verdiği hükümete 2022 yılının sonuna kadar süre verdi.

Paris İdari Mahkemesi tarafından verilen kararda 2015-2018 döneminde sera gazı emisyonu konusunda devletin belirlediği üst sınırın 62 milyon ton karbon eşdeğeri ile aşıldığı belirtildi.

AA’nın aktardığına göre mahkeme, devletten iklim konusunda taahhütlerini yerine getirmemenin neden olduğu hasarları, 31 Aralık 2022’ye onarmasını ve taahhütlerini yerine getirmesini istediği belirtildi.

Şubat ayında sonuçlandı

“Yüzyılın Davası” olarak değerlendirilen davada, Paris İdari Mahkemesi 3 Şubat’ta devletin iklim konusunda taahhütlerini yerine getirmediğini savunan ve devletten şikayetçi olan dört sivil toplum kuruluşunu haklı bulmuştu.

Mahkeme, iklimle ilgili taahhütlerin yerine getirilmemesi konusunda devleti sorumlu tutmuştu. Bunun üzerine kuruluşlar, mahkemeden devletin iklim konusunda taahhütlerini yerine getirmemesinin neden olduğu zararları gidermek için önlem almasını istemişti.

Söz konusu sivil toplum kuruluşlarının, devletin iklim konusunda yeterli çalışma yapmamasına tepki göstermek için başlattığı imza kampanyasına 2,3 milyon kişi destek vermişti.

Fransa’da Sosyalist Parti cumhurbaşkanı adayı olarak Anne Hidalgo’yu seçti

İki kere üst üste Paris Belediye Başkanı olarak seçilen Sosyalist Partili Anne Hidalgo, Fransa’da 2022 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olarak seçildi.

Hidalgo, cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacağını geçtiğimiz ay duyurmuş ve “Tüm çocuklarımıza bir gelecek sunmak için aday oluyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Yüzde 72 üzerinde destek aldı

Sosyalist Parti, perşembe akşamı ön seçimlerde oyların yüzde 90’ı sayılırken Hidalgo’nun parti üyelerinin yüzde 72’sinden fazlasının desteğini aldığını bildirdi. Diğer aday eski tarım bakanı Stepahne Le Foll‘du.

Hidalgo, 15 dakikalık şehir ve yeşil alanları artırmaya yönelik başarılı projeleriyle biliniyor. Anne Hidalgo aynı zamanda iklim değişikliğine karşın sera gazı emisyonlarının azaltılması için Ekim 2005’te Londra’da, dünya kentlerinin bir araya gelerek oluşturduğu C40 Belediyeleri ağının kuruluşunda rol oynadı ve başkanlık görevini üstlendi.

Kimler aday oldu?

Anketlere göre cumhurbaşkanlığı seçimleri bugün olsaydı Hidalgo 4 ila 7 puan arası bir oy alacaktı. Bu, Hidalgo’nun cumhurbaşkanlığını kazanabilmesi için nisan ayına kadar önündeki 6 adayı geçmesi gerekeceği anlamına geliyor.

Emmanuel Macron henüz adaylığını açıklamadı, ancak Cumhurbaşkanı’nın görevini sürdürmek için yarışa girmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Macron’un anketlerde ortalama yüzde 24 ile ciddi bir üstünlüğü bulunuyor. Onu yüzde 16 ile aşırı sağcı Marine Le Pen ve yüzde 15 ile milliyetçi TV yorumcusu Eric Zemmour takip ediyor. Yeşiller Partisi‘nin adayı ise Yannick Jadot olmuştu.

 

 

İkizdere’de bilirkişi raporu: Taş ocağı projesi usulsüz

Rize İkizdere’de yapılmak istenen taş ocağına karşı yöre halkının mücadelesi 179 gündür sürerken, Rize İdare Mahkemesi’nin kararı doğrultusunda geçen ay bölgede keşif gezisi yapan bilirkişi heyetinin raporu tamamlandı.

Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) “Gerekli değildir” kararına karşı açılan dava kapsamında yedi uzman bilirkişinin hazırladığı raporda, projenin usulsüz olduğu ve Eskencidere Vadisi‘ne yapımının uygun olmadığı kaydedildi.

Heyelanla ilgili yeterli çalışma yok

Raporda, heyelana duyarlılık ve izleme çalışmalarına ilişkin olarak dava konusu Proje Tanıtım Dosyası (PTD) incelendiğinde ise söz konusu PTD’de konu ile ilgili herhangi bir çalışmaya yer verilmediği kaydedildi.

Kazı çalışmalarının yamaç stabilitesini olumsuz yönde etkilemesinin olası olduğu, yamaç eğiminin fazla olduğu alan özelinde yüksek eğimli kazı çalışmaları ile yamaç topuğunun düzensiz kazılması sonucu beşeri heyelan olaylarının yaşanabileceği öngörülerek alanda heyelan duyarlılık çalışmalarının yapılmasının ve duyarsızlıklar ile ilgili gözlemlerin gerçekleştirmesinin gerekli olduğunu, ancak PTD de bu çalışmaların yer almadığını, jeoteknik özelliklerinin belirlenmesine yönelik şev duyarlılık analizlerini içeren jeolojik jeoteknik etüt raporunun da hazırlanmadığını belirtildi.

‘Çay yetiştiriciliği olumsuz etkilenecek’

Bölgede çalışmalar dolayısıyla meydana gelen tozlanma nedeniyle köy halkının geçim kaynağı olan çay yetiştiriciliğinin olumsuz etkileneceğini, arıcılığın etkilenebileceği taş ocağı bölgesinde toplam 163 adet büyükbaş ve 953 adet faal arılı kovan bulunduğunu,  tozlanma nedeni ile döllenemeyen çiçeklerde nektar miktarındaki azalma o yıl balın verimini etkileyebileceği gibi, sonraki yıllarda çiçek popülasyonlarında azalmaya neden olacağını, PTD de tarım alanları ve arıcılık lokasyonlan özelinde yayılan tozlanma etkilerinin dikkate alınmadığı, bu alanlar özelinde bir araştırma ve değerlendirmenin yapılmadığı ifade edildi.

 

‘Her gün patlatma olacak’

Proje Tanıtım Dosyasında belirlenen bitkisel toprak depolama alanının çıkacak olan miktara göre yetersiz olacağı, bitkisel toprak ile oluşması muhtemel başka hafriyat atıklarının nasıl depolanacağı konusunda PTD’de eksiklikler bulunduğu,

Tüm faaliyetlerin kontrollü ve kademeli olarak yapılacağı göz örtüne alındığında, toz önlemeye yönelik işlemlerle yollarda ıslatma/spreyleme çalışmaları yapılarak yolların nemli olmasının sağlanması, faaliyet alanında hareket edecek iş makinaları ve kamyonlara hız sınırlaması getirilmesi, savurma yapmadan yükleme ve boşaltma yapılmasına özen gösterilmesi, nakliyede kullanılacak kamyonların üzerinin branda ile kapatılması vb.) çalışmalar sırasında meydana gelecek toz emisyonlarının hesaplanan değerlerden daha yüksek olacağı ve işletme aşamasında meydana gelecek toz emisyonlarının hesaplanan değerler göz önüne alındığında en yakın yerleşim birimlerinin olumsuz etkiler oluşturmasının muhtemel olduğu ve yapılan hesaplamalarda her dört senaryoda da ortaya çıkan toplam toz emisyon değerinin yönetmelik değerlerini zorlayan sınırlarda olduğu,

Üretim miktarına bakıldığında ve ÇED alanı dikkate alındığında ocak içerisinde çok geniş bir alanda çalışma yapılacağı, her gün patlatma yapılacağı ve kamyon trafiği de göz önüne alındığında toz indirgeme sisteminin yetersiz olacağı, bu kadar fazla miktarda oluşabilecek tozun indirgenmesinin fiili durumda çok zor ve maliyetli olacağı, ayrıca PTD’de toz indirgeme sisteminde kullanılacak su için herhangi bir hesaplama ve miktar belirtilmediği, toz oluşumunun tarımsal ve hayvancılık faaliyetleri ile ormancılık açısından bölgenin coğrafi yapısı dikkate alındığında oldukça fazla olumsuz etki oluşturacağı, bölgenin orman yapısı nedeniyle oluşan tozların rüzgar etkisiyle çok geniş alana yayılma ihtimalin olduğu kaydedildi.

Heyelan ve akış rejimi

Raporda, heyelan riskine de dikkat çekilirken, heyelan riski ve nasıl önleneceğine ilişkin PTD’de bir çalışma yer almadığı belirtildi.

“İkizdere yan kolunun her sahil sev üst kotundan itibaren bırakılarak en az 6 m mesafe bu alanlarda çalışma yapılmayacak ve dere yataklarına herhangi bir müdahalede bulunulmayacak, akış rejimi bozulmayacaktır.” denilmesine rağmen, keşif günü yapılan incelemelerde ne 30 metrelik dere koruma bandı ne de 6 meltreik şev üst kotu taahhütlerine uyulmadığı, dere yatağının yol çalışmaları başta çıkan hafriyat atıkları dökülerek daraltıldığı, yüzey kazısı ile yürütülecek taş ocağı faaliyetinin doğaya yeniden kazandırma planı uygulamalarına kadar bölgenin doğal görünümünü bozacağı ve özellikle üst bitkisel toprak ve yapılan kazılar sonucu zeminin su tutma kapasitesinin değişeceği ve yağış-akış-sızma dengesinin bozulacağı,
Sızmanın azalması ve akışın artması gibi su miktarının değişimi yanında yüzey örtüsü (Üst toprağı) alınmış bir alandan şiddetli yağışlar esnasında artan yüzey akışının kontrolünün daha zor olması nedeniyle faaliyet alanının hemen yakınındaki İkizdere yan koluna rüsubat taşınımı da artacağı söylendi.

‘Su kaynaklarının görebileceği zarara değinilmedi’

Dava konusu ocak için hazırlanan proje tanıtım dosyasında ocağın işletilmesi sırasında su kaynaklarının görebileceği zararlar ve bu kaynakların korunmasına yönelik alan özelinde alınacak tedbirlere değinilmemesinin, taşkın değerlendirmeleri yapılmamasının, Tarım ve Orman Bakanlığı ve DSİ Jeoteknik Hizmetler ve YAS Daire Başkanlığı başta ilgili kurum ve kuruluşlarla yeraltı sularının nicelik-nitelik profili oluşturulmamasının, faaliyetin etkilerinin bu yönüyle incelenmemesinin, projeden etkilenmesi muhtemel yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının kalitelerine ilişkin analizlerin Su Kalitesi Yönetmeliği dikkate alınmak suretiyle yaptırılarak faaliyetin su kalitesine etkilerinin izlenmesine yönelik ön çalışmaların yapılmamasının, yüzey ve yeraltı sularının ve yağışların ocak ve depolama (üst toprak-hafriyat) alanlarından drenajının, tahliyesinin nasıl yapılacağının bilimsel yöntemlerle yer ve boyutlandırma olarak projelendirmemiş olmasının su kaynakları açısından PTD’nin bilimsel ve teknik anlamda önemli bir eksikliği olduğu vurgulandı.

Proje yeri alternatifleri

Keşif günü yapılan başta jeolojik değerlendirmeler proje alanındaki hammadde (bazaltık-andezitik tipte volkanik kayaçlar) rezervinin oldukça geniş bir alana yayılmış olduğunu göstermektedir. Benzer özellikteki hammaddenin geniş bir bölgede varlığı proje alanı olarak belirlenmiş dava konusu alan için ‘proje alternatiflerinin’ su kaynakları (yüzey-yer altı), orman alanları, toz, gürültü başta yerleşim alanlarından uzak olması, tesis sahasının görüş ve etki alanı içinde yerleşim yerlerinin mevcudiyeti ve mesafesi olarak çevresel etkileri yönünden yeterince değerlendirilmediğini, PTD’nin proje alternatiflerinin dayanımı yüksek bazalt cevheri yerlerinin tespit edilmemesi ve irdelenmemesi yönünden de ciddi eksiklikler içerdiği de ifade edildi.

‘Yaban hayatı etkilenecek’

Alan içerisinde bitki örtüsü ve yaban hayatı yönünden tehlike altında veya korunması gereken tür bulunmadığı, ancak yapılması planlanan proje alanı çevresinde yaban hayvanlarının yaşam ortamlarının olduğu, projenin gerçekleşmesi durumunda tozuma ve gürültüden dolayı yaban hayvanlarının ortamdan uzaklaşabileceği, PTD’de yer alanların dışında kızılçam gibi PTD’de yer almayan 20’nin üzerinde yapraklı ağaç türünün de bulunduğu yöre halkının yaşam alanı ve geçim kaynağı konumundaki proje alanı içerisindeki orman alanını tahrip edeceği ve bu durumun yöre halkı açısından yaşam alanları yönüyle kabul edilemez olacağı, şeklinde ve çok daha fazla olumsuzluk yaşanacağı kaydedildi.

‘Çalışmaları derhal durdurun’

Bilirkişi raporunun açıklanmasının ardından İkizdere Çevre Derneği tarafından yapılan açıklamada, her gün çalışmaların hala devam ettiğine vurgu yapıldı ve Ulaştırma Bakanlığı’na seslenilerek çalışmaların derhal durdurulması gerektiği söylendi:

Mahkemeye davacılar olarak iki, üç defa çalışmalar başladı, önce yürütmeyi durdurun, alan zarar görmesin, sonra keşif yaparız, bilirkişiler eğer proje uygun derse yine faaliyet devam eder dedik. Maalesef mahkeme bu taleplerimizi ıskaladı. Gelinen noktada her gün hala devam eden bir çalışma var. Şimdi bilirkişiler çalışmaların ne kadar bilimsellikten uzak raporlarla devam ettiğini, oluşan zararları, ileride oluşabilecek zararları yazdılar. Bu aşamaya kadar doğa alanında bunca zarar oldu. Doğayı verilen zararları şimdi kim telafi edecek. Bunca zarardan sonra mahkemenin vereceği karar ile doğa eski haline gelecek mi?”

Hukukumuzda tam da bu tür zararların önlenmesi için yürütmeyi durdurma şeklinde bir düzenleme vardır. Bu müessese bu doğa katliamı için devam ederken uygulanmayacak ise ne zaman uygulanacak? Bu hususları bugün soruyoruz, bundan sonra da soracağız. Mahkemelerin küresel iklim değişimi dediğimiz, bunca sellere tanık olduğumuz, Covid gibi hastalıklarla boğuştuğumuz, doğrudan çevre sağlığı olmadığından başımıza felaketlerin geldiği, hatta yaşanan ve yaşanacak felaketler bakımından bakanlığın isminin dahi değiştiği bu günlerde çevre davalarında hızla hareket etmeleri gerektiğini, çevre, doğa, insan sağlığını ilgilendiren davalarda ilk önce koruma yönü ile hareket etmelerini, ekonominin, yatırımın insan hayatından, sağlığından daha önemli olmadığını, ekonominin insan konforu için olduğunu, ama çevre sağlığının doğrudan insan hayatı ile ilgili olduğunu, insan yaşamı zarar görecekse ekonomi var diye devam edilemeyeceğini düşünüyor, söylüyor ve mahkemelerden de bu yönde hassasiyet göstermelerini talep ediyoruz.”

Türkiye’deki gençler için en önemli üç sorun: Ekonomi, eğitim ve işsizlik

Türkiye Gençlik STK’ları Platformu (TGSP) 8 bin denekle yaptığı Türkiye’nin Gençleri Araştırması’nın sonuçlarını yayımladı. Araştırmaya göre gençler, Türkiye’deki en büyük üç sorunun ekonomi, eğitim ve işsizlik olduğunu düşünüyor.

Milliyet yazarı Zafer Şahin’in aktardığına göre 15-30 yaş grubunda gerçekleştirilen araştırmada öne çıkan başlıklar şu şekilde:

  • Gençler en çok gelecek kaygısı, eğitim sorunları ve geçim sıkıntısından şikâyetçi.
  • Türkiye’nin en önemli üç problemi olarak ekonomi, eğitim ve işsizliği görüyorlar.
  • Her 10 gençten üçü kendi işini yapmak istiyor. Girişimci ruha sahip gençleri kamuda çalışmak isteyenler takip ediyor.
  • Gençlerin en çok ilgisini çeken konuların başında eğitim, ifade özgürlüğü, insan hakları ve hayvan hakları geliyor. İlgilenmedikleri konuların başında ise magazin var.
  • Gençler en çok uyuşturucu madde kullananlar ve LGBT bireylerle komşu olmak istemiyor. Suriyeli komşu istemeyenlerin oranı da hayli yüksek.

Yüzde 38 yurtdışında yaşamak istiyor

  • Gençlerin yüzde 42’si Türkiye’de, yüzde 38’ise yurt dışında yaşamayı istiyor. Sağ görüşlü olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 25, “Sol görüşlüyüm” diyenlerin oranı yüzde 21. Yüzde 53.5’i ise kendisini hiçbir yere yakın hissetmiyor. Yüzde 50.8’i dindar olduğunu belirtiyor, dindar olmadığını söyleyenlerin oranı ise 14.4.
  • Gençlerin rol modelleri arasında öne çıkan üç isim sırasıyla Recep Tayyip Erdoğan, Elon Musk ve Ekrem İmamoğlu. Listede ilk 15’teki kadın rol modeller Müge Anlı ve Meral Akşener.
  • Gençlerin yüzde 70’i kendilerine değer verilmediğini düşünüyor.
  • Günde iki saat TV izleyen Türk genci, dört saat internette takılıyor. En çok MasterChef ve Netflix dizilerini izliyor. Sosyal medyada ise Whatsapp, Instagram ve Youtube tercih ediyor. Haberleri ise TV, Instagram ve Twitter’dan takip ediyor.
  • Gençler için huzur ve güven çok önemli. Sonra aile ve vatan sevgisi geliyor. 10 gençten 3’ü hiçbir kuruma güvenmiyor. En güvenilir üç kurum-kişi ise Cumhurbaşkanı, ordu ve polis olarak sıralanıyor.