Ana Sayfa Blog Sayfa 1214

14 Ekim Dünya Elektronik Atık Günü: Sadece bu yıl Çin Seddi ağırlığında elektronik atık üretilecek

14 Ekim Dünya Elektronik Atık Günü’nde Elektrikli ve Elektronik Ekipman Atıkları (WEEE) konuya dikkat çekmek için bir araştırma yayımladı.

Araştırmada, yalnızca bu yıl dünyada Çin Seddi ağırlığında, 57,4 milyon ton elektronik atık üretileceği kaydedildi.

Geri dönüştürülmeyen her bir ton e-atık iki tonluk karbon ayak izi anlamına geliyor.

‘E-atıkların kendisi bir kaynak olarak görülmeli’

Araştırmacılar sorunun kaynağı olarak artan elektronik ürün kullanımını (yılda yüzde 3) ve ürünlerin daha kısa ömürlü olmasının yanında, tamir seçeneklerinin de kısıtlı olmasını gösteriyor.

Uzmanlar, e-atıkların kendisinin de bir kaynak olarak görülmesi gerektiğini vurgularken, değerli materyallerden bir servet elde edilebileceğini ve yeni kaynaklara ihtiyacı azaltacağını ifade etti.

WEEE Forumu Direktörü Pascal Leroy e-atık geri dönüşümüyle ilgili, “Örneğin üretici sorumluluğu üyesi örgütlerimiz 2020’de 2,8 milyon e-atığı toplayarak geri dünüştürdü. Ancak şu bir gerçek; vatadaşlar kullanılmış, bozuk ürünlerini satmadığı ya da bağışlamadığı sürece çevreye büyük zarar veren yeni materyal madenciliğine devam edecek” ifadelerini kullandı.

Milyonlarca ton elektronik atık nadiren geri dönüştürülüyor ve metal, plastikle birlikte değerli mineral kaynakları genellikle yakılıyor veya çöp sahasına gönderiliyor.

Dünya çapında 811 milyon insanın açlık çekiyor, 41 milyon da açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya

Almanya merkezli yardım kuruluşu Welthungerhilfe (Dünya Açlıkla Mücadeleye Yardım), dünyada açlık sorununun giderek ciddileştiğini ve şu an dünya çapında 811 milyon insanın açlık çektiğini, 41 milyon insanın da açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.

2030’a kadar “sıfır açlık” hedefinden dramatik bir şekilde uzaklaşıldığı da kaydedildi.

Savaşlar, iklim krizi, salgın açlığı derinleştiriyor

DW Türkçe‘de yer alan habere göre, Welthungerhilfe Genel Sekreteri Mathias Mogge, bugün açıklanan son Dünya Açlık Endeksi‘ne göre, 47 ülkenin 2030 yılına kadar düşük açlık kategorisine bile ulaşamayacağının görüldüğünü, gıda sıkıntısı yaşayan insan sayısının ise geçen yıl, 2019’a göre 20 milyon kişi daha artarak 155 milyona ulaştığını kaydetti.

Savaş ve çatışmalar, iklim krizi ve koronavirüs salgının da açlık sorununu derinleştirdiğini kaydeden Mogge, siyasetin gıda sıkıntısına neden olan krizlerle mücadele etmesi gerektiğini vurguladı.

Mogge, açlık krizi yaşayan ülkelere mali yardımla birlikte, 31 Ekim-12 Kasım tarihlerinde Glasgow‘da düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Konferansı‘nda iklim krizine karşı bağlayıcı taahhütlerde bulunulmasını talep etti.

‘Açlıkla mücadelede yardım kuruluşları daha iyi finanse edilmeli’

Dünya Açlık Endeksi’ne göre, geçtiğimiz yıl 30 milyon insan açlıktan ölme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Açlıktan en ağır etkilenen ülkeler ise Sahra çölünün güneyindeki Afrika ülkeleri ve Güney Asya ülkeleri. 100 puanlık skalada en düşük dereceyi 50,8 ile Somali alırken, Yemen 45,1, Orta Afrika Cumhuriyeti 43, Çad 39,6, Kongo Demokratik Cumhuriyeti 38 ve Madagaskar 36,3 puanla durumun “çok ciddi” olduğu ülkeler arasında.

Almanya Kalkınma Bakanı Gerd Müller de açlığı “inanılmaz bir skandal” diye tanımladı ve “Açlık cinayettir. Çünkü dünyadaki tüm insanları doyuracak bilgiye de teknolojiye de sahibiz” dedi.

Dünyada her gün 15 bin çocuğun açlıktan öldüğünü belirten Müller, dünya çapında açlıkla daha iyi mücadele edebilmek için yardım kuruluşlarının daha iyi finanse edilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Keban Baraj Gölü’nde nesli tehlikede olan su samuruna rastlandı

Elazığ‘da bulunan Keban Baraj Gölü‘nde, Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından nesli tükenme tehdidine yakın olduğu açıklanan su samuruna rastlandı.

Su samurunu göl kenarında su yüzeyinde gören Keban İlçesi Taşkesen Köyü Muhtarı Fikret Taşğın, hayvanın görüntülerini cep telefonu kamerasıyla kayıt altına aldı.

Daha önce de su samuru görüldü

AA‘da yer alan habere göre, kamera kayıtlarında su samuru baraj gölünde yakaladığı balığı yerken bir anda suya atlayıp gözden kayboluyor ve daha sonra gölde görülüyor.

Fikret Taşğın, su samurunun balık yerken kendisini fark etmesi üzerine suya atladığını, bir süre suda görüldükten sonra gözden kaybolduğunu ifade etti. Taşğın, daha önce de bölgede 3-4 kez su samuru gördüğünü ancak yanında cep telefonu olmadığı için görüntüleyemediğini de ekledi.

İzmir’de deprem konutları için emsal artışına meslek odalarından sert tepki

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi‘nin birkaç gün önce aldığı bir kararla İzmir’de 30 Ekim 2020 depreminden en çok zarar gören Bayraklı ilçesinde yüzde 30 oranında emsal artışına gidilmesi kararına Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği‘ne (TMMOB) bağlı meslek odalarının İzmir şubelerince sert tepki gösterildi.
Odaların yaptıkları ortak basın açıklamasında, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin piyasa
koşullarına teslim olarak kenti betonlaştırdığı vurgulandı.

‘Karar açıkça bir kent suçudur’

Odalar tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Piyasanın karlılığını merkeze koyan kentsel politikaların yarattığı ve neredeyse her doğa olayının afete dönüştüğü kentlerde, kaybedilen canlarımız hiçe sayılarak deprem sonrasında da ortaya çıkan sorunun çözümü için bugün yine piyasanın karlılığı referans alınmaktadır.

Öyle bir kamu iradesi ki; müteahhit karı gözetmeksizin, depremzedelerin sorunlarına
çözüm bulmak istemiyor. Öyle bir kamu iradesi ki; bugün yaşanan barınma sorununun, konut fiyatları ve kira bedellerindeki artışın temelinde yatan nedeni, aldığı kararla yeniden üretiyor. Öyle bir kamu iradesi ki; sosyal devlet sorumluluğunu, topladığı deprem vergilerini yok sayarak depremzedeleri yüksek miktarda ödemelere ile mahkum ediyor.

Tamamen mali koşullara dayalı, kent bütününü ve kentin uzun vadeli çıkarlarını gözetmeden yapılan emsal artışı ile deprem bölgesinde konut problemini çözmeye çalışan yaklaşımın bilimsellikle, kamucu yaklaşımla uzaktan yakından ilişkisinin olmadığı açıktır. İzmir bugün için yoğun trafik problemine ilave olarak küresel iklim değişimine bağlı su ve enerji gibi problemleri yakın gelecekte yaşayacak illerimizin başında gelmektedir. Hal böyle iken emsal artışları ile planlama, mimarlık, mühendislik disiplinlerinin her birini göz ardı eden kendini ana aktörün müteahhit olduğu piyasa koşullarına teslim eden Belediye Başkanları ve Meclis Üyelerinin 11.10.2021 tarihinde Büyükşehir Belediye Meclisinde almış oldukları karar açıkça
bir kent suçudur. Bu karar açık şekilde piyasacı bir yaklaşımdır ve iktidar partisinin 20 yıldır kentsel alanda uyguladığı politikalarından hiçbir farkı bulunmamaktadır.”

Meslek odalarının çözüm önerileri

Açıklamanın ikinci bölümünde ise, TMMOB’a bağlı meslek odalarının İzmir şubelerince 8 Ekim’de kamuoyuna duyurulan çözüm önerileri hatırlatıldı:

Kentsel yaşam kurgulanırken, kent planlamanın yararlandığı mühendislik bilimleri
üzerinden üretilen verilerden uzak düşerek ve yeni sorunlar yaratarak barınma sorunu
çözülemez!
Barınma anayasal bir haktır ve gerekirse kamu kaynakları kullanılarak, bilim ve teknikten kopmadan çözüm üretilmelidir!
Bugüne kadar uygulanan yanlış politikalarla yaşam standartları düşen kentlerimizin, artık artan yoğunlukları kaldıracak durumu kalmamıştır!
Bu noktada vatandaşlarımızın yaşadığı barınma mağduriyetlerini gidermek adına, merkezi ve yerel otoriteleri mevcut kaynaklarını seferber etmeye çağırıyoruz!
Ülkemiz bütçesinden kamusal yararı tartışmalı büyük projelere, lüks konut projelerine, doğayı tahrip eden projelere hem yerel hem de merkezi yönetimlerce milyarlarca lira para aktarılırken, bu mali kaynakların afet bölgelerinde aylardır barınma sorunu yaşayan vatandaşlarımız için neden devreye sokulmadığını kamuoyunun takdirine sunuyoruz!”

‘Yeni afetlere kapı aralayan karardan acilen vazgeçilmeli’

Ortak açıklamanın son bölümünde ise şu ifadelere yer verildi:

Sonuç olarak; meslek odası sorumluluğu çerçevesinde, depremden zarar gören
vatandaşların kayıplarının devletin sorumluluğunda gerçekçi bir şekilde giderilmesi
çağrısında bulunmak ve yaşanan bu felaketten dersler çıkararak, bir sonraki depremde veya başka doğal afette muhtemel can ve mal kayıplarını önlemeye yönelik işlemler tesis edilmesinin sağlamak olduğunu vurguluyoruz. Alınan kararı çözüm olarak pazarlayan, reklamını yapanlar da gayet bilmektedirler ki; bilimsellikten uzak alınan bu karar yargı eliyle bozulacaktır. Bu, sadece ‘biz çözümü ürettik ama…’ ile başlayan, sorumluluğu kendisi almak yerine bu ihanete karşı çıkanların üzerine atan, onları hedef gösteren beylik cümlelerine temel oluşturmak için yapılan bir gösteridir.

TMMOB’a bağlı meslek odaları olarak bugün İzmir’de hayata geçirilmeye çalışılan ve yarın başka kentlere örnek olacak olması muhtemel olan, mühendislik, mimarlık ve şehircilik disiplinlerinin varlık nedenini ortadan kaldıran, yeni afetlere kapı aralayan karardan acilen vazgeçmelerini bekliyoruz. Aksi halde bilimsel dayanaktan yoksun kararlara karşı her türlü hukuki girişimde bulunacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz.”

Bekir Karacabey, orman yangınlarıyla mücadele için ‘Otonom Sistemi’ni duyurdu

Orman Genel Müdürlüğü (OGM) Müdürü Bekir Karacabey, “Küresel Isınma ve İklim Değişikliği Sürecinde Orman Yangınları Çalıştayı“nda açıklamalarda bulundu.

Karacabey, çalıştayda gelişen teknoloji ve günümüz iklim değişikliği şartlarının olumsuz etkilerini bir arada değerlendirerek, herkesin fikirlerini almak istediklerini kaydetti.

Otonom Sistemi hakkında da bilgi veren Bekir Karacabey, “Orman yangınlarıyla mücadelede İnsansız Hava Araçları’nın (İHA) tespit ettiği görüntüleri hiç insan müdahalesi olmadan sistem üzerinden İHA’lara aktarıp, onların kendiliğinden yangın noktasına hareket edip oraya müdahale etmesini sağlamak bizim nihai hedefimiz. Bahsettiğimiz ‘otonom sistemi’ni sağladığımızda orman yangınlarıyla mücadelede arada geçen 1-2 dakikalık süreleri de ortadan kaldırmış olacağız” dedi.

Dokuz adet grup oluşturuldu

DHA‘da yer alan habere göre, çalıştayı yangınlarla mücadeleyi daha güçlü bir şekilde gerçekleştirebilmek adına düzenlendiklerini belirten Karacabey, burada orman yangınları öncesinde, orman yangınları sırasında ve orman yangınları sonrasında yapılacak çalışmalarla ilgili toplamda dokuz adet grup oluşturulduğunu söyledi:

Orman Genel Müdürlüğü 182 yıllık tecrübeye sahip. Çok şey bildiğimizi biliyoruz ancak tabii ki her şeyi bildiğimizi ve her şeyin en iyisini yaptığımızı iddia etmemiz doğru olmaz. Bu konuyla ilgili ‘bütün dünyada neler yapılıyor, daha neler yapılabilir’ konusunda fikri olan bütün vatandaşlarımızın akademisyenlerden, sivil toplum kuruluşlarına, gönüllülerden teknolojiyi yakından takip eden bilim insanlarına varıncaya kadar ve ülkemizin tüm kamu kurum ve kuruluşlarının da bu 2021 yılında yaşadığımız yangınlar sırasında sağladıkları desteklerden dolayı onlarında mutlaka bize söyleyecekleri önemli katkılar, fikirler olacağına inanıyoruz. O fikirlerini almak ve yangınlarla mücadeleyi daha güçlü bir şekilde gerçekleştirebilmek adına bu çalıştayı düzenledik. Faydalı sonuçlar bekliyoruz.”

Otonom Sistemi’nin detayları

Hayata geçirmeyi tasarladıkları Otonom Sistemi hakkında bilgi veren Karacabey, sözlerini şöyle sürdürdü:

Hava araçlarını daha çok orman yangınlarını gözetlemede, orman yangınlarını yönetmede kullanıyoruz. İlk defa bu yıl 1 adet insansız helikopteri de orman yangınlarıyla mücadelede kullandık. Tabii ki ilk olması hasebiyle bu araçlardan nasıl daha fazla fayda ederiz konusunda hala çalışıyoruz. Bu konuda helikopterlerle ilgilenen kişilere de geliştirmelerini ve onlardan beklentilerimizi de ifade ettik.

Bir sonraki hedefimiz bu. İHA’nın tespit ettiği görüntüleri hiç insan müdahalesi olmadan sistem üzerinden İnsansız Hava Araçları’na aktarıp, onların kendiliğinden yangın noktasına hareket edip oraya müdahale etmesini sağlamak bizim nihai hedefimiz. Bunun üzerine çalışıyoruz. Bunu yapmakta ki düşüncemizin esas maksadı şu; bildiğiniz gibi yangına erken müdahale son derece önemli. Bizler şu anda orman yangınlarına 12 dakikada ilk müdahaleyi yapan Akdeniz İklim Kuşağı’nda en hızlı müdahale eden ülke durumundayız. Aslında bizim orman yangınlarındaki başarımızın temel sebeplerinden bir tanesi de bu. Ne kadar erken müdahale ederseniz, o kadar yangının büyümeden, yayılmadan müdahale etmiş ve daha başarılı olmuş oluyorsunuz. Şu anda haber almak sisteminiz yangın gözetleme kulelerimiz. İHA’lar ve kulelerimizde bulunan kameralar, biz bunlardan aldığımız görüntüleri yangın yönetim merkezine aktarıyoruz. Oradaki görevli arkadaşlarımız ekiplerimiz olay yerine doğru çıkarıyor. Bahsettiğimiz ‘Otonom Sistemi’ni sağladığımız da orman yangınlarıyla mücadelede arada geçen 1-2 dakikalık süreleri de ortadan kaldırmış olacağız. Orman yangının da 2 dakika çok önemli bir süredir.”

Sibirya’daki permafrost erimesi uykudaki bilinmeyen virüsleri serbest bırakabilir

Nobel ödüllü bir iklim bilimci, artan sıcaklıklarla hız kazanan Sibirya’daki permafrost tabakasında meydana gelen erimenin daha önce bilinmeyen virüs türlerini açığa çıkarabileceği uyarısında bulundu.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ndeki (IPCC) bilim insanlarına göre Rusya, dünyanın geri kalanından üç kat daha fazla ısınıyor. Kuzey Kutbu ve Sibirya’da ise sıcaklık artışı ortalamadan dört kat daha fazla. 

‘Uykudaki virüsleri serbest bırakabilir’

Nobel Barış Ödülü sahibi ve aynı zamanda eski BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon‘un önde gelen iklim danışmanı Rae Kwon Chung, bu ısınmanın ülkenin uçsuz bucaksız donmuş tabakasında binlerce yıldır depolanan uzun süredir uykuda olan virüsleri serbest bırakabileceğini söyledi.

Tomsk şehrinde düzenlenen bir iklim konferansına katılan Chung, devlete bağlı TASS haber ajansına yaptığı açıklamada “Örneğin koronavirüs sadece bir virüs. Ancak Sibirya ve Kanada’da eriyen buzdan ortaya çıkacak çok daha fazla yeni virüs türleri görebiliriz” dedi.

‘Ren geyiği ve foklar arasında hızla yayılabilir’

Chung, iklim değişikliğinin Kuzey Kutbu’ndaki buzsuz günlerin sayısını artırdığı için virüslerin ren geyiği, foklar ve diğer Arktik hayvan türleri arasında daha hızlı yayılabileceğini söyledi.

Yaptığı açıklamada ayrıca iklim krizini azaltmak için yenilenebilir enerjiye küresel bir geçiş çağrısında bulundu ve şu anda dünyanın dördüncü en büyük karbon yayıcısı olan Rusya’nın bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini söyledi.

Chung, “Rusya sadece petrol ve gaza sahip değil, aynı zamanda yenilenebilir enerji ve hidrojen ihracatı için de muazzam bir potansiyele sahip” ifadelerini kullandı.

Yıkıcı jeolojik sonuçlar

İklim konferansına katılan Sheffield Üniversitesi’nden Prof. Terry Callaghan ise permafrost erimesinin yıkıcı jeolojik sonuçlara yol açabileceği konusunda uyardı.

Callaghan ve Chung, insan kaynaklı iklim değişikliğini insanlık için kritik bir tehdit olarak belirleme konusundaki çalışmaları nedeniyle 2007 yılında Nobel Barış Ödülü’nü alan IPCC araştırma grubunun bir parçasıydı.

‘Toprak kayması arıyor’

Callaghan açıklamasında “Permafrost’un erimesi daha fazla toprak kaymasına yol açıyor. Hem manzara hem de bitki örtüsü çok dinamik bir değişim geçiriyor” dedi

Bu bölgelerdeki yerli nüfusların bu değişikliklerden en şiddetli şekilde etkilendiğini belirten Callaghan, bu durumun ren geyiği gütme veya balıkçılığa bağımlı toplulukların özellikle savunmasız olduğunu söyledi.

Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu toplandı: Müsilaj, kirlenme zincirinin sadece bir halkası

TBMM Müsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu dün, AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Demir başkanlığında toplandı.

Komisyonda söz alan Marmara Çevresi İzleme Projesi Yöneticisi Hidrobiyolog Mehmet Levent Artüz, Marmara Denizi genelinde müsilaj oluşumunun, günümüzde sadece kirlenme zincirinin bir halkası olduğunu söyledi.

‘Tetikleyen tek unsur kirleticiler’

Artüz, sorunun Marmara Denizi’nin bilerek ve isteyerek kirletilmesi olarak tanımlanabileceğini, müsilajın sadece nihai bir ürün olduğunu belirtti. Artüz, açıklamasında şunları söyledi:

Bugün kendini müsilaj olarak gösteren semptom, yarın artan bir şekilde farklı olgular olarak tekrarlanacaktır. Müsilaj organik bir maddedir, bunun doğada mutlaka parçalanıyor olması lazımdı. Bunu parçalayacak olan da bakterilerdir. Ama Marmara Denizi’nde oksijen miktarı çok çok düşük olduğu için bu parçalanma çok yavaş oluyor. Bunu tetikleyen tek unsurda kirleticilerdir.”

‘Marmara Denizi’ni eski haline getirmenin imkanı yok’

Marmara Denizi’ni eski haline getirmenin imkanı olmadığını kaydeden Mehmet Levent Artüz, ancak çevresine zarar vermeyecek seviyede bir iyileştirme mümkün olabileceğini, bunun için de Marmara Denizi’ni bir alıcı ortam olarak kullanmaktan tamamen vazgeçilmesi gerektiğini ifade etti:

Özellikle göç mevsiminde palamut ve lüfer gibi türlerin Marmara denizini katederken enfekte olmuş istavrit gibi balıklar ile beslendiğinde hastalığı kapacaklar ve enfeksiyonu göç yolu boyunca bu mevsim Akdeniz’e, ilkbaharda Karadeniz’e taşıyabileceklerdir. Aynı şekilde Marmara kökenli enfekte olmuş balık popülasyonunun direkt olarak Ege ya da Karadeniz’e geçmesi de hastalığın yayılmasını sağlayacak unsurlardan birisidir. Yani sorun, bir müsilaj oluşumu sorunu değildir. Sorun Marmara Denizi’nin bilerek ve isteyerek kirletilmesi sorunudur. Müsilaj sadece bir nihai üründür. Marmara Denizi’nin kirletilmesi sorunu hali hazırda tam gaz devam ediyor. Müsilaj ise bu kirletme sürecinin günümüzdeki göstergesi sadece.

Dünyanın en kirli akarsularından biri olarak kabul edilen Ergene Nehri’nin kirletici unsurlarının 50 kilometre katettirilerek Tekirdağ’ın 4,5 kilometre açığında 47 metre derine deşarj edilmesi acilen durdurulmalıdır. Marmara Denizi genelinde ve boğazlarda kademeli olarak tüm atık girdileri kısa vadede ve bir program dahilinde kesilmelidir. Marmara Denizi’ni eski haline getirmenin imkanı yoktur. Ancak çevresine zarar vermeyecek seviyede bir iyileştirme mümkün olabilir. Onun için de tek şart, Marmara Denizi’ni bir alıcı ortam olarak kullanmaktan tamamen vazgeçmektir.”

‘Soruna bütüncül yaklaşmak gerekiyor’

Komisyona bilgi veren, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Günay da, müsilajın geçmişten beri doğaya ve çevreye verilen zararların önemli sonuçlarından biri olduğunu belirterek, müsilajın tek bir sebebinin olmadığını dile getirdi:

İklim değişikliğinin etkisiyle birlikte artan sıcaklık, deniz suyundaki durağanlık, atıkların arıtılmadan yoğun şekilde denize deşarj edilmesi ve azot-fosfor artışı gibi pek çok etken söz konusu. Bununla birlikte evsel ve endüstriyel atıkların etkisi yadsınamayacak boyutta. Dolayısıyla bu soruna bütüncül yaklaşım gerekiyor.”

‘Marmara’yı ileri teknoloji bölgesi olarak konumlandırmak gerek’

Sanayinin Marmara Bölgesi‘ne sıkışmış durumda olduğunu söyleyen Günay, bu yoğunlaşmayı Orta Anadolu gibi yeni bölgelere genişletmek gerektiğini de söyledi:

Marmara Bölgesi, Türkiye’nin ekonomik zenginliği açısından tetikleyici rol oynuyor. Marmara Bölgesi’ndeki sanayicilerimizin, Avrupa Birliği pazarında tüm dünyayla rekabet etmeye çalıştıkları açıkça görülmektedir. Bununla birlikte sanayi, Marmara Bölgesi’ne sıkışmış durumda. Marmara Bölgesi’ndeki yoğunlaşmayı Orta Anadolu gibi yeni bölgelere genişletmemiz, Marmara Bölgesi’ni daha çok ileri teknoloji bölgesi olarak konumlandırmamız gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Orta Anadolu’da oluşturulacak yeni bölgenin ise lojistik altyapısıyla desteklenerek Mersin ve İskenderun limanlarına bağlanması, önemli ölçüde rekabetimizi arttıracaktır. Ayrıca bölgedeki mevcut sanayi tesislerimizin çevresel dönüşümü, müsilaj sorununun çözümü için atılması gereken önemli adımlardan biridir. Bu dönüşümün finansmanı için kamu kaynaklarını daha fazla çevreci, yeşil üretimi destekleyen projelere tahsis etmeliyiz. Orta vadede ise arıtma sistemlerimizi ileri biyolojik arıtmaya dönüştürmemiz gerekmektedir.”

Tokat Erbaa’da asırlık üç ağaç koruma altına alındı

Tokat‘ın Erbaa ilçesinde bulunan asırlık iki sakız ağacı ve bir meşe ağacı  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından ‘anıt ağaç’ olarak tescil edilerek koruma altına alındı.

Sakız ağaçlarından biri 370, diğeri ise 286 yaşında. Ağaçların gövde çapı ise 185 santimetreye kadar ulaşıyor. Boyları ise 7,5 ve 4,4 metre uzunluğunda.

217 yaşında olduğu tespit edilen meşe de 16 metrelik boyu 124 santimetrelik gövde çapıyla dikkat çekiyor.

‘Dört kişinin kucaklayamayacağı kadar büyük’

Ağaçların anıt ağaç olarak tescillendiğini ifade eden Akça Köyü Muhtarı Fatih Demirdağ DHA’ya yaptığı açıklamada “Tescil için Hulusi Durupınar hocamız başvuruda bulundu. Ağaçların çevresi dört veya beş kişinin kucaklayamayacağı kadar büyük” dedi.

Aşağıda bir tane daha sakız ağaçları bulunduğunu belirten Demirdağ, “O da yine üç veya dört kişinin kucaklayamayacağı kadar büyük. Yine aşağıda bizim pelit dediğimiz bir meşe ağacımız daha var. Bunları Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız koruma altına aldı” dedi.

Doç. Dr. Gamze Varol: Pandemi, meme kanserinde tanı koyma süresini uzattı

Haber: Serap Cömertoğlu İşcan

*

Tekirdağ Tabip Odası Başkanı ve Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Gamze Varol, meme kanserine ilişkin rutin kontrollerin ihmal edilmemesi konusunda uyarıda bulundu.

Erken teşhisin yaşam kurtardığını vurgulayan Varol, risk faktörleri ve dikkat edilmesi gerekenler konusunda bilgilendirmede bulundu.

Varol, en sık görülen kanser nedenleri arasında birinci sırada olan meme kanserinin, erken tanısı konulduğunda tamamen tedavi edilebilir ve sağlıklı bir yaşam sürmenin mümkün olduğu bir hastalık olduğunu belirtti.

Pandemi tanı koyma süresini uzattı

Covid-19 döneminde kanser hastası yada kronik hastalığı olanların, meme kanseri ile ilgili şüphe duyanların sağlık kuruluşuna gitmekten imtina ettiğini aktaran Varol, pandemi sürecinin özellikle meme kanserine ilişkin tanı koyma süresini uzattığını kaydetti.

Aşılanmaların gerçekleşmesi ile birlikte tedirgin olunmaması gerektiğini dile getiren Varol,”Meme kanseriyle ilgili olarak kaygılarımızı korkularımızı bir kenara bırakarak erken tanının hayat kurtardığını düşünerek doktorumuza gitmeliyiz” dedi.

‘Her ay aynı gün kontrol edin’

20 yaşın üzerinde ki her kadının her ay kendi kendine meme muayenesi yapması ve memelerini tanıması gerektiğinin altını çizen Varol, 40 yaş sonrası yılda bir kez hekim muayenesi ve iki yılda bir mamografi çektirmenin önemli olduğunu aktardı.

Mamografinin bugüne kadar erken tanı da etkinliği kanıtlanmış en önemli araç olduğunu paylaşan Varol, kendi kendine meme muayenesinde ise her ay aynı gün kontrol edilmesi gerektiğini söyledi.

Nasıl muayene edilir?

Regl döneminde sonra meme dokusunun değiştiğini aktaran Varol, şöyle konuştu:  “Adet bitiminden 7 ve 10’uncu günleri arasında, bazı kadınların daha erken yada uzun sürebiliyor. Adetlerine göre belirlenmiş bir günde yatarak yada ayakta muayene edebilirler. Önce kendi bedenlerini gözlemleyerek ayakta, sonra yatarak daha rahat bir pozisyonda önce sol elleri ile sağ memelerini sonra sağ elleriyle sol memelerini 3 parmağın ucuyla dairesel hareketlerle kontrol edebilirler. Memenin bağlı bulunduğu koltuk altından boyun bölgesine kontrol edilmesi önemlidir. Bununla ilgili çok sayıda broşür var. Internetten de ulaşılabilir ve Meme Sağlığı Derneğinin web sayfalarında da bununla ilgili doğru bilgiye erişebilirler.”

Kadın sağlık çalışanlarını da ayrıca uyaran Varol, bazen yoğun iş temposu, aile yaşantısı gibi gerekçelerle, meme kanserinde erken tanının hayat kurtardığının bilinmesine rağmen, ihmal edildiğine dikkat çekti.

Risk faktörlerine dikkat

İhmallerin çok ciddi bedellere neden olduğunu hatırlatan Varol, meme kanserinin bilinen ve bilinmeyen birçok risk faktörleri olduğuna dikkat çekti. Risk faktörlerinin bir kısmına müdahale edilebildiğini, bazılarına ise edilemediğini söyleyen Varol şu açıklamayı yaptı:

“Müdahale edemediğiniz faktörler ise kadın olmak. Erkekler de meme kanserine yakalanırlar. Ama kadınların ki çok daha fazla. Kadın olmak bunu değiştiriyor. Yaş da bir risk faktörü. Yaş arttıkça 40 yaşından sonra meme kanseri riski artıyor. Bunun dışında genetik faktörler birtakım meme kanserine yakalanmayı kolaylaştırıyor.BRCA 1 ve 2 genleri genleri bulunuyor ise meme kanserine yakalanma olasılığı fazla. Bunları değiştiremiyoruz ya da ailemizde varsa meme kanseri olasılığımız artıyor. Doğurganlıkla,gebelikle, hormonal yapıyla da alakalı risk faktörleri değişkenlik gösteriyor. Örneğin; 12 yaşın altında et görmek ya da 55 yaşın üzerinde adetten kesilmek, bunlar da sürece etki ediyor” ifadelerini kullandı.

Sağlıklı beslenme ve egzersiz

Alkol, sigara, kilo gibi etkenlerin de meme kanserinde risk oluşturabileceğine dikkat çeken Varol, doğru beslenme, obeziteyle mücadele, egzersiz yapmanın ise meme kanserinden koruyucu etken olduğunu kaydetti.

Risk faktörlerini bilerek, kanser kelimesinden korkmayarak bilinçli şekilde davranılması gerektiğini öneren Varol, erken tanının hayat kurtaracağı gerçeğinin göz ardı edilmemesini söyledi.Varol, erken tanı ile daha hafif bir tedavi süreci geçirilebileceğini ve tamamen iyileşme durumunun olduğunu vurguladı.

‘Meme kanseri etkinliklerine katılın’

Hem hastalık yükünün fazla olması hem de çok sık görülmesi nedeniyle 2004 yılından bu yana Dünya Sağlık Örgütü’nün ekim ayını Meme Kanseri farkındalık ayı olarak ilan ettiğini hatırlatan Varol, şu çağrıyı yaptı:

“Olabildiğince ekim ayını meme kanseriyle ilgili etkinlikler düzenleyerek gündemde tutmaya gayret gösteriyoruz. O yüzden ekim ayının bizim için önemi çok büyük hem halkımızı hem de meslektaşlarımızın ve tüm sağlık camiasının bu ayda sağlıkla ilgili özellikle meme kanseri ile ilgili etkinliklerimize de davet ediyoruz.”

Fahrettin Koca: Covid-19 vakalarının yüzde 40’ı 23 yaş altında

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’deki görülen aktif Covid-19 vakalarının yaklaşık yüzde 40’ının 23 altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.

Gençlere aşı olma çağrısı yapan Koca, “Dün, Bilim Kurulu toplandı. Aktif vakaların yüzde 40’ının 23 yaş altı kişiler olduğu bilgisini sizlerle paylaştık. Dikkatli davranalım. 18 yaş üstüysek aşılarımızı olalım” ifadelerini kullandı.

Bir günde 31 bin 248 vaka

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan 13 Ekim tarihli koronavirüs verilerine göre bir gün içerisinde görülen koronavirüs vaka sayısı 31 bin 248 oldu. 236 kişi ise hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi.

18 yaş üstü nüfusta birinci doz aşı yaptıranların oranı yüzde 88.09. İkinci doz aşıyı yaptıranların oranı yüzde 75. Üç dozu da yaptırmış kişi sayısı ise 10 milyon 814 bin 238 kişi.