ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Çevreci birey, kar odaklı şirket!

Etrafımızda çevreye duyarlı ve sürdürülebilirliğe destek veren birçok insan var. Bu insanlar kendi bireysel yaşamlarında çevre için ellerinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Plastik kullanmayarak, geri dönüşüm sağlayarak, doğayı koruyarak, su ve elektriği tasarruflu kullanarak, mümkünse elektrikli veya hibrit araç kullanarak, çevreyi kirletmeyerek, paketli ürün tüketmeyerek… Bunlara daha birçok örnek eklenebilir. Ayrıca bu kitle içerisinde anne-baba olanlar çevreye duyarlı ve sorumlu çocuklar yetiştirmeye de çabalıyorlar.

Bu davranışlar elbette takdir edilecek nitelikte. Ama bireysel çabalarla yapılabileceklerin bir sınırı var ve ülke koşullarında bu alanın epey dar olduğunu biliyoruz. Bildiğimiz bir başka şey de bu çevreci bireylerin büyük çoğunluğunun irili ufaklı şirketlerde beyaz yakalı olarak çalıştığı. Bu yazıda bireysel olarak yapılanların bir adım ötesine geçip, bu insanların “şirket çalışanı veya yöneticisi” olarak neler yapabileceklerini ve bunun önemini ele almak istiyorum.

Kaleyi içeriden fethetmek

Daha önceki yazılarımda şirketlerin sürdürülebilirlik doğrultusunda kurumsal sorumluluk ilkeleri çerçevesinde paydaşlarca dışarıdan nasıl etkilenebildikleri konusu üzerinde epey durdum. Bu yazıda, bu etkilemenin içeriden nasıl yapılabileceği konusuna, yani kaleyi içeriden fethetmeye odaklanmak istiyorum. Bir başka anlatımla, “gelin çevreci kimliğinizle çalıştığınız şirket içinde AKTİVİST olun ve hem şirketinize hem de topluma katkınız artsın” diyorum!

Şirketlerin sürdürülebilirlik açısından çok önemli aktörler olduğunu biliyoruz çünkü çevreye en büyük zarar kısa vadede kar peşinde koşan bazı gözü dönmüş şirketlerden geliyor. Bu tür şirketleri engellemek açısından devletin ve diğer kamu otoritelerinin ellerinde düzenleme ve denetim yoluyla kullanılabilecek birçok araç var. Ama bunlar da çeşitli nedenlerle her zaman veya etkili bir şekilde  kullanılmıyor. Paydaşlar, sivil toplum ve medya kanalıyla bu doğrultuda yapılabilecekler var. Bu kanalların mümkün olan hepsini kullanarak çabalamak yanı sıra şirketlerin içerisinde atılabilecek çok etkili adımlar da mevcut.

Çalışanlar, sürdürülebilirlik açısından çalıştıkları şirketler bünyesinde çok önemli roller oynayabilir.  Özellikle yönetici konumda olanların ellerindeki imkanlar daha da büyük. Şirket içerisinde atılabilecek adımlar birçok insanı sürece katacağından, şirketin ürün veya hizmetlerinin üretim sürecinde çevre aleyhine oluşabilecek olumsuzlukları azaltacağından, ayrıca başka birçok şirketi ve endüstriyi de bu sürece dahil edebileceğinden dolayı çok etkili ve önemli. Bunlar yapılırken mutlaka şirket karından ödün verilmesi de gerekmiyor. Atılacak adımların birçoğu şirketin karını da artırabilir veya en azından karlılığa olumsuz bir etkisi olmayabilir. Şimdi gelin bu konuda atılabilecek bazı adımlara bakalım.

İçinizdeki aktivisti harekete geçirin!

  • Öncelikle, eğer henüz girmemişse sürdürülebilirlik kavramının çalıştığınız şirketin gündemine girmesini sağlayın. Bununla, şirketin uzun vadeli ve toplumu da dikkate alan bir perspektife sahip olmasını kastediyorum. Eğer şirket yöneticileri bunu kabul ederse bu konuda kısa eğitimlerle çalışanların bilgilendirilmesi bu alanda atılacak ikinci önemli adım olacak. Çalışanlar, sadece şirket için değil, toplum ve sürdürülebilirlik amacıyla da çalıştıkları duygusunu taşıdıklarında moralleri yükselmekte ve motivasyonları artmaktadır. Şirketin tamamında bu sağlanamasa bile kendi çalıştığınız birimde bu tür bir bilinçlenmenin oluşmasına ve somut adımlar atılmasına katkıda bulunabilirsiniz.
  • Şirketinizin çalışanlarına sürdürülebilirlik konusunda inisiyatif vermesini sağlayın. Çalışanlar şirketin üretim süreçlerini en iyi bilen kişiler. Dolayısıyla, kendilerine eğitim ve imkan verildiğinde sürdürülebilirliğe katkıda bulunmanın yanı sıra şirketin işleyişini iyileştirecek, karını artıracak veya maliyetini azaltacak en etkili öneriler bu kişilerden gelecektir. Yeter ki bu kanal kendilerine samimiyetle açılsın ve ciddi öneriler en kısa zamanda uygulamaya geçilsin. Örneğin bir çalışan üretim sürecinde su veya elektrik tüketimini azaltan ya da çevreye zararlı bir ara madde kullanılarak yapılan bir üretimin çevre dostu bir maddeyle yapılmasına ilişkin bir öneriyle gelebilir. Ayrıca, çalışanlar ve firmanın çeşitli farklı birimleri arasında yapıcı bir rekabet ortamı yaratılarak bu süreç desteklenebilir.
  • Üretim süreciyle doğrudan ilgili olmasa da iş ortamında çevreye zararlı olan uygulamaların değiştirilmesi için yönetim nezdinde girişimde bulunun. Mesela işyeri kafeteryasında kağıt bardak yerine cam bardak kullanılmasını sağlayın. Aynı şekilde, yazıcı ve kağıt kullanımının azaltılması veya sıfırlanması gibi sürdürülebilirliğe katkıda bulunacak bir öneriniz olduğunda bunu yönetime iletin ve uygulamaya sokulmasını takip edin.
  • Şirketinizin bir veya birkaç STK ile işbirliği yaparak çalışanlarının topluma yönelik faaliyetlerde bulunmasına ön ayak olun. Çalışanların “mesai saatleri içerisinde” toplum için yararlı faaliyetlere katılmasıyla hem motivasyonlarını artırmak, hem de şirketin içinde faaliyet gösterdiği topluma katkı sağlaması mümkün olabilir. Bu alanda Marks & Spencer’ın yaptığı bir uygulama çok ilginç. Şirket isteyen çalışanlarını işsiz gençlerle eşleştirmekte ve bu çalışanlar gençlere mesleki beceriler kazandırarak onların özgüvenli bir şekilde iş hayatına girmelerine yardımcı olmakta. Benzer projeler iş kurmak isteyen girişimcilere mentorluk, ağaç dikmek, bilgisayar veya yabancı dil eğitimi vermek gibi alanlarda da söz konusu olabilir. Bu alandaki önerilerin çalışanlardan gelmesini sağlamak da benimsenmesi açısından çok önemli.

Yukarıda sıralamaya çalıştıklarım sadece konuya dikkat çekmek amacıyla verdiğim bazı örnekler. Her şirketin ve içerisinde faaliyet gösterdiği ortamın kendi özel koşulları içerisinde yapılabilecek veya yapılamayacak şeyler olacaktır. Bunun takdirini sizlere bırakıyorum. Ama her şirket bünyesinde bu doğrultuda atılabilecek olumlu adım alanı mutlaka ve mutlaka vardır. Yeter ki içinizdeki çevreci aktivisti harekete geçirin!

Çevreye karşı hassasiyet ve sorumluluklarımızı bireysel tavrın bir adım ötesine götürüp, çalıştığımız şirketlerin işleyiş ve kararlarına yansıtabildiğimiz ölçüde yaratılan etki ve sağlanan fayda katlanarak artacaktır. Ayrıca, içeriden şirketiniz özelinde yarattığınız olumlu etki sektördeki şirketleri de az veya çok etkileyecektir. Dolayısıyla çoğaltan etkisi söz konusu olacaktır. Özetle diyorum ki, bireysel çevreciliğimizi bir adım öteye götürürken çalıştığımız şirketlere öncelik verelim ve onların “sürdürülebilirlik” doğrultusunda doğru ve kararlı adımlar atmalarını sağlamaya çalışalım.

 

Kategori: Manşet