Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Sınırlardan sınırsızlığa: Işıksız yolda ‘Yolculuk

“Kuşlar da aynı bizim gibi göç ediyorlardı. Onların yolculuğu da uzundu ama hiçbir sınır geçmek zorunda değillerdi.”

Denize yakın bir şehirde yaşıyorlar. Yazları kumsalda geçiriyorlar. Geçiriyorlardı. Artık hiç kumsala gitmiyorlar. Çünkü geçen yıl “çok acayip şeyler” olmuş. Hikâyenin anlatıcısı dört kişilik ailenin iki kardeşinden biri. Ne annenin ne babanın ne de bu iki kardeşin isimleri var. Yaşları, huyları, renkleri, inançları farklı farklı olsa da insanlar savaş karşısında aynı sessizliğe boyun eğiyor. Çocuklar terk etmek zorunda kaldıkları şehirlerinde dünyanın çaresizliğini görüyor.

‘Sanki dünyanın bütün ışıklarını söndürüyorlardı.’

Masallar da olmasa…

Işıkları sönmüş bir dünyada el yordamıyla yolunu bulmaya çalışıyor babasını savaşa veren iki çocuk ve anne. Bir teknenin kasasının içinde prenses ve perilerin olmadığı masallar anlatıyorlar. Yolculuk uzadıkça masallar gidilecek yerin umuduyla besleniyor. Ormanlarında iyilik perilerinin savaşa son verdiği tılsımlı masallar.

Sayfalarda rengârenk şehir savaşın siyahla imlenmiş istilasıyla dağılıyor. Babanın savaş tarafından alındığı söylenen sayfa zifiri karanlık. Çocuklar birbirine iyilik perilerinin olmadığı karanlık hikayeler anlatsalar da çizgilerde annenin uzun siyah saçları onların güvende olduğu alanın sınırlarını belirliyor. Korkunun ulaşamadığı bir yere ulaşmak istiyorlar.

Yolculuk kitabının yazarı ve illüstratörü Francesca Sanna İtalya’da mülteci kampında karşılaştığı iki kız çocuğunun hikayesinden etkilenerek ‘mültecilik’ üzerine araştırmalar yapmaya başlıyor. Yazar farklı ülkelerden birçok insanla görüştükten sonra onların kişisel yolculuğunu anlattığı Yolculuk kitabını yazıyor. Taze Kitap yayınlarından çıkan kitabı İngilizceden çeviren Zeynep Sevde.

Francesca Sanna’nın kitabı savaştan güvenli bir dünyaya kaçış olduğu gibi kuşların rehberliğinde sınırlardan sınırsızlığa bir yolculuktur.

Yazar: Francesca Sanna

Francesca Sanna 1991 yılında Sardunya‘da doğdu. Cagliari’de illüstrasyon ve tasarım okudu ve Lucerne University of Applied Sciences and Arts‘da  illüstrasyon alanında yüksek lisans yaptı. 2014 yazında New York’ta School of Visual Arts‘ta illüstrasyon ve görsel hikâye anlatımı üzerine ileri çalışmalarını tamamladı. Bitirme tezinde, kendisi gibi bir göçmeni, evlerini terk etmek zorunda kalan insanlardan farklı kılan şeyin ne olduğu sorusunu araştırdı. 2013-2015 yılları arasında yerinden edilmiş kişilerle, hikayelerden çok sessizlikle karşılaştığı ve görsel yöntemlere geri dönmesine neden olan birçok röportaj yaptı.

Yolculuk (2016) kitabında, istediği atmosferi yaratmak için farklı bakış açıları ve renk tonları denedi. Konuya uygun olarak, renk tayfına koyu ve hafif gölgeler koydu. Açık ve özlü bir dille anlatılan hikâye, bir anne ve iki çocuğunun Avrupa’ya kaçışını konu alıyor: Öncelikle, hiçbir şeyi gözden kaçırmadan savaşın, kaçışın ve yerinden edilmenin dehşetini özlü bir şekilde göstermek için imalar kullanır; yine de anlatı tarzı iyimserliğini korur ve hikâye umutlu bir notla biter: Umarım bir gün bu kuşlar gibi yeni bir yuva bulacağız.

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetUncategorizedYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Ya bir koyun sürüye dahil olmak istemezse?

Sürü; hayvan toplulukları, genellikle de evcil hayvan toplulukları için kullanılan bir sözcük. Kendi bağlamında kullanıldığında sorunsuz olan bu sözcük, insan topluluklarına uyarlandığında bahsi geçen topluluk için genellikle nahoş bir varoluşu işaret ediyor. Sürünün bir çobana ihtiyaç duyması, nereye yönlendirilirse oraya gitmesi ve en önemlisi de etinden, sütünden, yumurtasından faydalanan bir sahibinin olması başlıca meseleler. Bir grup insana aslan ya da kaplan sürüsü gibi bir nitelemede bulunulması kaldı aşağılama prestijli bile gelebilir konuya muhatap gruba.

Peki evcil hayvan sürüsüne yönelik ‘sürü’ sözcüğünde insanı rahatsız eden nedir? Sorgulamadan tabi olmak, inisiyatifsiz ve itaatkâr olmak. Diğer hayvan sürülerinin sorguladığı söylenemez ama itaatkarlık; ya insanla karşılaştırıldığında hayvan sürülerinde daha az hoşgörü gösterilen bir durum ya da insana kendi kendini fark ettirme aracı. Et, süt, yumurta, kas gücü hatta post ve tüy. Yine de şu insanoğluna yaranamıyorlar. Fedakârlığın bu kadarı bazı öğretilerde vaaz edildiği gibi takdire değer bir şey değil anlaşılan.

‘Koyun olmak kolay’

Yazımıza konu olan kitabımızın adı Sürü ve İspanyol yazar Margarita del Mazo tarafından yazılmış. Yazar yukarıda bahsi geçen konulardan ‘itaatkarlık’ üzerinde durmuş daha çok ve harika bir hikâye çıkarmış bu konudan. Sürüdekilerin ‘koyun davranışları el kitabı’ olduğunu ve kitaba uymayan davranışların hoş karşılanmadığını biliyor muydunuz?

“Tek yaptığımız etrafta dolaşmak, yemek, uyumak ve başkalarının uyumasına yardım etmek…” cümleleri koyun sürüsünün bir üyesine ait ve kendisi aynı zamanda hikâyenin anlatıcısı. Anlatıcının dahil olduğu sürünün görevi hemen her gece uykusu gelmeyen Miguel’in uyumasını sağlamak. Sırayla çitin üzerinden atlıyorlar ve Miguel’in böylece uykusu geliyor. Fakat o gece hiç beklemedikleri bir şey oluyor: Bir numara gidip çitlerden atlıyor, iki numara gidip çitlerden atlıyor, üç gidiyor derken dört numaranın sırada olmadığı fark ediliyor. Dört numara herhangi bir geçerli mazeret sunmuyor. O, sadece o gece çitlerden atlamak istemiyor. Sürüdekiler toynakları ile başlarını kaşıyorlar ‘atla, atla atla’ diye bağırıyorlar ama dört numara ‘hayır hayır hayır’ diye karşılık veriyor. Bir sürü söz konusu olduğunda diğer üyelerin sıra dışı davranışları törpülemek üzere oluşturdukları baskı doğallıkla işleniyor. Okurken sürünün arkadaşları üzerinde kurduğu baskıyı yadırgamıyoruz N E D E N S E !

Herkese söyleyecekleri var

Sürüden olmakla özgür olmanın ayrımının bir adımı atmaya ya da atmamaya bağlı olduğunu gösteren Sürü kitabı son derece başarılı bir kurguya sahip. Olaylar çıkmaza girdiğinde ustaca bulunan çözüm yolları ve aşama aşama gelişen olaylar bu ustalıktan birkaç örnek sadece.

İllüstrasyonlara gelindiğinde tercih edilen çocuk çizgilerine yakınlık koyunların duygu durumlarını ihmal etmiyor, tersine güçlü kompozisyonlar kurulmasını sağlıyor ve metni destekliyor. Bu ustalıklı çizgiler Guridi’ye ait ve kitabı Türkçeye Selen Akhuy çevirmiş. Kuraldışı Yayıncılık’dan çıkan Sürü kitabının hem kurgu ve çizgileri ile hem de metinsel derinliği ile herkese söyleyecek bir şeyleri var.

Yazar: Margarita Del Mazo

Margarita del Mazo, Madrid Complutense Üniversitesi’nden hukuk diploması aldı. 1990’ların sonlarında canlı hikayeler anlatmaya başladı ve 2009’da ilk kitabı La máscara del león‘u yayınladı.  Öykü anlatımı, yaratıcı yazarlık, animasyon okuma, kukla ve tiyatro atölyelerinin yanı sıra kırsal kesimdeki devlet okullarında ve özel merkezlerde (kreşler ve enstitüler) öğretmen yetiştirme kursları veriyor.

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuKitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Müzik Satan Çocuklar’dan keman nameleri

Göçebelik doğa ile barışık bir yaşam biçimidir. Göçebe herhangi bir toprak parçasını kendine mülk edinmez. Bütün dünya onundur, tıpkı onun dünyanın bir parçası olduğu gibi. Bu bütünlük ve karşılıklı aidiyet hali toprağa çekilen mülkiyet çizgileri ile bozulur.  Göçebelik sınırları çizen ‘uygar insanlar’ tarafından uygarlığın karşısında bir yere iliştirilir. Göçebeye gelince o da sınırları çizilmiş hayatın tekinsizi olarak uygarlığa montaj yoluyla uydurulur.

Müzik Satan Çocuklar kitabı uygarlığın karşısına iliştirilen göçebe bir ailenin hikayesi. Göçebe çadırı, atlı arabası, ördüğü sepetleri, gırnatası, kemanı, topladıkları çiçekleri ile bir çingene ailesi.

Ve kırmızı-mavi-sarı
Renklerle süslü
Tek atlı bir araba
Ağır ağır yol alıyordu

İki yanı çiçeklerle dolu
Dağ yolunda
Bunlar
Yazın kırlarda
Kışın kentlerde geçiren

Bir çingene ailesi.

Dünyayla yeniden bütünleşmenin yolu: Keman ezgileri

Hikâye Sali’nin çocukluğundan delikanlılığına uzanıyor, Sali ve ailesi insanlardan çok doğayı dinleyerek yaşıyorlar. Kuşların aynı anda konuşup aynı anda sustukları için ne dediklerinin anlaşılmaması, çiçek tarlaları, güneşin tepelerin arkasına saklanması dinlediklerinden bazıları. Bir de Sali’nin kemanı var bütün kuşların susup dinlediği bir tek bülbülün ara ara bu kuralı bozduğu.

Sali dağ yollarından, çiçek tarlalarından geçip delikanlılığa uzandığında ailece kente yerleşmeye karar veriyorlar. Böylece göçebe iken evi dünya, yorganı mavi gök olan Sali’nin evi kemanı, yorganı çaldığı ezgiler oluyor. Dünyayla kaybettiği bütünlüğünü müzikle tamamlamaya çalışıyor.

Dostluk, doğa sevgisi, müzik sevgisi, sorunlar karşısında dirençli olma gibi izlekleri takip edebildiğimiz kitap Yalvaç Ural’ın kaleminden çıkmış. Hikâye şiirsel bir dille yazılmış ve devam şiirler başlıklarla bölümlenmiş. Okur bir başlıkta ateşin çevresinde yapılan müziği dinlerken diğer başlıkta Sali’nin köpeği Kıvırcık’ın gözünden Sali’yi dinliyor. Kitap doğa tasviri, müzik ve göçebelik konularının yanı sıra gelir dağılımındaki eşitsizlik, çocuk işçilik, ötekilik konularını sade bir şiir diliyle anlatıyor.

Resimlemeleri Haslet Soyöz yapmış. Çizer siyah beyaz ve yeşil renklerle dinamik bir anlatı dili kurarak şiirsel metni desteklemiş. Marsık Yayıncılık da kitabı okurla buluşturmuş. Müzik Satan Çocuklar kitabı okurları, kitabın sonunda biraz sessiz kalıp Sali’nin kemanını dinlemeye çağırıyor. Bizler de biraz susup kemanın namelerine odaklanalım. Yeterince odaklanırsak Sali’nin kemanın sesini duyabiliriz.

Yalvaç Ural

Türk gazeteci, yazar. Özellikle çocuk edebiyatı alanında yapıtlar vermiştir. 1996 yılında Müzik Satan Çocuklar (Çingenece: Gili baši i violina) adlı öyküsü dünyada ilk kez Çingenece olarak basıldı. Kitap Makedonya‘da yine Yalvaç Ural’ın La Fonten Orman Mahkemesi’nde adlı öyküsü ile birleştirilip tek kitap haline getirildi. Makedonya’daki okullarda “Müzik Satan Çocuklar” kitabı, yardımcı ders kitabı olarak okutulmaya başlandı. Çocuk edebiyatındaki çalışmaları ile yurtdışında da ünlenen Yalvaç Ural, Hollanda‘daki 5. Uluslararası Çocuk şiir Festivali’nde, “Armonikanın Şairi”, “Dünya Çocuk şiirinin şampiyonu” diye adlandırılmıştır.

Kategori: Hafta Sonu

KitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Balina ve mandalina

Varlıklar onlarla girdiğimiz ilişki -alışveriş- oranında anlam dünyamızda yer edinir ve bu alışverişe göre değer olma niteliği kazanırlar. Bu eksenden baktığımızda meyvelerden mandalina tıpkı diğer meyveler gibi birini diğerinden ayıramayacağımız, kabuklarını soyar soymaz mideye indireceğimiz bir beslenme ürününden öte bir şey değildir.

Balina ve Mandalina kitabı bu yerleşik kanının sınırlarından taşarak durduğumuz yeri şiirsel bir destanla sorgulatıyor ve anlam üretme biçimimize bir kez daha bakmamızı sağlıyor.

Bir okyanus hikayesi

Kitap önsöz yerine, tanışma, yansımalar, yolculuk ve kalan olmak üzere beş bölümden oluşuyor. Resimlemeyi minimuma indiren zengin doğa tasvirleri gözümüzden kaçan detayları zihnimizde yeniden düzenliyor orada olana başka yerden bakmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Öyle ki ilişkiye girdiğimiz nesneleri çoğaltarak anlamlı daha anlamlı hale getiriyor.

Hikâye bir okyanus hikayesi. Çizgiler mavi. O maviliğe kazara düşen güneş sarısı bir mandalina ve mandalinayı Akdeniz’e götürmeye kararlı cesur Balina. Balina’ya Mandalina’nın gözlerinden bakıyor, Mandalina’yı Balina’nın sesinden dinliyoruz. Yolculuğa sıcacık bir sevgi eşlik ediyor ve bu sevgi hem okyanusla Akdeniz arasındaki hem de Balinayla Mandalina arasındaki mesafeleri kapatıyor.

Balık avcılarının, Mandali’yı Akdeniz’e getiren Balina’yı değerlendirme biçimlerini ürpererek gördüğümüzde ise doğanın yarattıklarının birbirine nereden dokundukları ile insanların onları nasıl kavradığını içimiz kırılarak fark ediyoruz. İnsanın kendisini doğanın dışında konumlandırmasının metindeki izdüşümü içimize dokunuyor.

Usta şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın yazdığı Balina ve Mandalina, Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmış. Metnin yarattığı atmosfere küçük dokunuşlar şeklinde tasarlanan görsellerde, denizi selamlarcasına sadece mavi kullanılmış.

Bu dokunuşların sahibi ise illüstratör Mustafa Delioğlu. Balina ve Mandalina kitabı hem çocukların hem de yetişkinlerin dünyasını bir yerinden yakalayarak Balina ve Mandalina’nın yolculuğuna ortak ediyor.

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Yazar 1914 yılında İstanbul’da doğmuştur. 1933 yılında kuleli askeri lisesini bitirmiş ve 1950 yılında subaylık mesleğini bırakmıştır. Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, bu yüzden hiçbir edebî akım ve kişiden etkilenmeden kendi kozasını örmüş.

Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştır. Onun sanat anlayışını şu cümlesi özetler: ‘Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir.’

Kategori: Kitap

KitapKöşe YazılarıManşetYazarlar

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Bu bir kitap: Suretin sureti, sesin sesi…

Saat 12:05, saat 12:40, saat 14:00… saat 16:35 yaklaşık dört buçuk saat kitabın sayfaları içinde akar. Yüzeyin sığ sularından kitabın derinliklerine doğru yolcuğa çıkar Eşek.

Uçanbalık Yayınevi‘nden çıkan, Lane Smith in yazıp resimlediği ‘Bu Bir Kitap’ kitabı; küçük bir çocuğun ‘bu ne?’ sorusuna her defasında sabırla verilen bir yanıt gibi. Kitabın kahramanları Eşek, Maymun ve Fare. Hayır bilgisayarda kullandığımız fare değil gerçek Fare. Soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olmasa da  dijital bir tehdit altında. Pek fazla diyaloglara dahil olmadan bilgisayar faresinin tahtına göz diktiğini kaygıyla fark etmiş olmalı ki boy gösteriyor sayfalarda. Neden mi? Eşek ve Maymun  kitap bilgisayar karşılaştırması yapıyorlar kısa ve gülümseten diyaloglarla.

‘Çok fazla harf var’

Bu diyaloglarda neler mi var? Küçücük bir ip ucu verelim. Kitapta şöyle bir cümle geçiyor başka bir kitaba ilişkin. ‘Çok fazla harf var.’ Yazar Eşek’e  çocuk zihninin sevimli bir cümlesini  söyletiyor. Gerçekten de kitabın tamamı ile karşılaştırıldığında ‘kitap’ın gösterildiği sayfada cümleler ardı ardına diziliyor. Tersini düşündüğünüzde sözcüklerin azalması düşüncenin azalması, düşüncenin azalması dünyanın azalması bir yandan da… 

Bilgisayar çağı insanı hızla bilgiye ulaşmak ve aynı hızla unutmak eğiliminde. Bunu anlamak için hızla giden bir araçta olduğunu düşünmek yeterli.  Yanından geçmiş olursunuz görülmesi gerekenlerin. Bakmak ve görmek farkı görünür olur böylece.  Hız ve çeşitlilik çağın vaadi budur.  Vaat edilmeyene bakma zamanı.

Kitabın sayfaları ve çizgilere minimal bir atmosfer hakim. Resimler ana metni destekliyor ve okura diyaloglarda değinilmeyen bir ayrıntıyı sezdiriyor. Hangi ayrıntı? İşte burada çizgilerde olandan çok olmayandan yürümemiz gerekiyor. Ağaç yok, gökyüzü yok, toprak yok, deniz yok…bunların kokusunu, dokunuşunu hisseden biri yok. Duvara asılmış tablo var, tabloda ağaç var. Betonlaşmayla küçük kutulara tıkılan insan için ağaç artık tablolara yansımış bir detay sadece.  Ve okur sadece kitap sayfalarında karşılaşıyor doğayla. Denizle, gökyüzüyle, güneşle, toprakla.

Digitalleşirken ıskalananlar…

Dijital çağ dokunmanın, koklamanın yok sayılıp sadece suretin suretine ve sesin sesine ulaşılabilen bir dünya. Ekrandaki çiçeği koklayamazsın, ekrandaki toprağa dokunamazsın. Çocuk da dokunamaz,  koklayamaz. Kitapta da mı dokunamayız?  Bütün bunlara dokunmak için kitaba dokunmak gerekir ama..

Lane Smith.

‘Bu Bir Kitap’  dijitalleşmenin hayatın hemen her alanına egemen olduğu bir dünyada dijitalleşirken  aslında nelerin ıskalandığını çocuğun anlam evrenine uygun bir dil ve üslupla anlatmış.

Çocuk dünyasına aşikar olanlar bilirler, çocukların ilgisini  genelde kusurlu karakterler çeker. Yazar da bu gerçekten hareketle değişimi kusurlu karakter üzerinden vermiş. Bu karakter üzerinde neler mi değişmiş? Her nitelikli çocuk edebiyatı eserinde olması gerektiği gibi hem çocuğa hem yetişkine sözleri var Bu Bir Kitap eserinin.

Kategori: Kitap