Kültür-SanatManşetYeşil Gündem

‘Bu Son Şansımız mı?’ belgesel gösterimi İstanbul ve Ankara’da

“İnsanlar acı çekiyor. İnsanlar ölüyor. Bütün ekosistemler çöküyor. Kitlesel bir yok oluşun eşiğindeyiz. Ve sizin tek konuştuğunuz şey para pul ve sonsuz ekonomik büyüme masalları!” –Vegan iklim aktivisti Greta Thunberg, Birleşmiş Milletler Climate Action Summit 2019 [İklim Hareketi Zirvesi 2019]

SALT’ın 2015’te Paris’teki iklim zirvesi COP21 paralelinde başlattığı gösterim programı “Bu son şansımız mı?”3 – 8 Aralık 2019 tarihlerinde İstanbul’da SALT Beyoğlu‘nda ve 18 – 20 Aralık 2019 tarihlerinde Ankara’da Goethe Institut-Ankara‘da gerçekleşecek.

Atmosfere salınan ve küresel ısınmaya yol açan sera gazı yoğunluğu, Amazon yağmur ormanlarından Sibirya ve Endonezya’ya felaket düzeyinde yangınlar, buzulların erimesi, sel ve kuraklıklar, yükselen deniz seviyesi ve okyanusların asitlenmesi, kirlilik, nesli tehlike altında olan türler, nüfus artışı, kıtlık, endüstriyel gıda üretimi, ormansızlaştırma-kırmızı et tüketimi ilişkisi, yetersiz beslenme, azalan doğal kaynaklar, iklim adaletsizliği, iklim mülteciliği… Dünya, 12 bin yıllık Holosen’den “İnsan Çağı” Antroposen’e doğru hızla ilerliyor. Bilim insanları, aktivistler ve Küresel İklim Grevi’ne katılan milyonlarca insanın yüksek sesle dikkati çektiği üzere; gelecek birkaç bin yılın nasıl geçeceğini gelecek birkaç yıl tayin edecek.

SALT tarafından ilk kez, Paris Anlaşması’nın onaylandığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 21. Taraflar Konferansı (COP21) paralelinde gerçekleştirilen ‘Bu son şansımız mı?’ programı beşinci yılına girdi. Tarihin en sıcak yıllarından biri olarak kayda geçen 2015’ten bu yana İstanbul ve Ankara’da, iklim değişikliği meselesini çevresel, kültürel ve ekonomik yönlerden irdeleyen 40 belgesel film gösterildi. Herkesi çevre üzerindeki bireysel ve küresel etkileri sorgulamaya, aciliyet ve sorumlulukları değerlendirmeye teşvik eden program kapsamında bu yıl 3-8 Aralık’ta SALT Beyoğlu’nda sekiz, 18-20 Aralık’ta Goethe Institut-Ankara’da beş belgesel yapım sunulacak.

İstanbul gösterimleri 3 Aralık Salı Stefano Liberti ve Enrico Parenti, Soyalism [Soyalizm], 2018 filminin gösterimiyle başladı.

Belgesel, Çin’de et tüketiminin sürekli artması, Amazon yağmur ormanlarının geleceğini nasıl tehdit eder? Brezilya’daki büyük tarım ticareti şirketleri, domuz yetiştiriciliğinde kullanılan soya fasulyesini neden Mozambik’te üretmek ister? sorularına yanıt arıyor.

İklim krizi ve aşırı nüfus artışının etkilerinin gitgide şiddetlendiği günümüzde, üretimden tedarike gıda zinciri belli başlı küresel devlerin egemenliğinde bulunuyor. Brezilya’nın soya fasulyesi yetiştirilen devasa tesislerinden Çin’in “ultra modern” kesim tesislerine domuz eti üretimine odaklanan Soyalism [Soyalizm] (2018), sektörün yıllar içerisinde nasıl bir dizi güçlü şirketin kontrolü altına girdiğini araştırıyor. Söyleşiler ve animasyon görüntülerinin eşlik ettiği belgesel film, dünya ve bütün canlılar için sürdürülemez hâle gelen endüstriyel gıda sisteminin çıkmazlarına dikkati çekiyor.

*Birleşmiş Milletler’in Eylül’de çıkan Global Sustainable Development Report 2019 [Sürdürülebilir Küresel Gelişme Raporu 2019] yayınına göre: Ülkelerin gıda israfından ve hayvansal protein kaynaklarına ağırlık vermekten kaçınıp tüm değer zincirini göz önünde bulundurarak gıda üretim sistemlerinin çevresel etkilerini azaltması şarttır. Hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeler, giderek daha çok kişiyi etkileyen aşırı kiloluluk dâhil olmak üzere, her türlü yetersiz beslenme sorununa daha çok eğilmelidir.

İlk gün gösterimi Jennifer Baichwal, Edward Burtynsky ve Nicholas de Pencier’in Anthropocene: The Human Epoch [Antroposen: İnsan Çağı], 2018 filmi ile devam etti.

Çin kıyı şeridinin yüzde 60’ını kaplayan beton dalgakıranlar, Almanya’da üretilmiş devasa kara araçları, Ural Dağları’ndaki gerçeküstü görünümlü potas madenleri, ağır metal kirliliğinin hâkim olduğu kapalı şehir Norilsk, iklim değişikliğinden ötürü tehlike altında olan Büyük Bariyer Resifi ve dünyanın en kurak çölü Atacama’daki lityum yatakları… Bilim ve sanatı bir araya getiren Anthropocene: The Human Epoch [Antroposen: İnsan Çağı] (2018), gezegenin dört bir yanında insanlığın neden olduğu zararlar ve kayıpların izini sürüyor.

Bir üçlemenin son filmi olan belgesel yapım, yaklaşık 12 bin yıl önce başlayan Holosen Çağı’nın insanın yeryüzündeki yıkıcı etkisine bağlı olarak 20. yüzyıl ortalarında sona erdiği ve dünyanın Antroposen’e (İnsan Çağı) girdiği tartışmasını yürüten Antroposen Çalışma Grubu’nun on yıllık araştırmalarına dayanıyor. Altı kıtadan 20 ülkedeki 43 konumda çekimleri yapılan ve eleştirel içeriğinin yanı sıra görselliğiyle dikkati çeken film, Uluslararası Belgesel Birliği’nin (IDA) 2019 Pare Lorentz Ödülü kapsamında mansiyona layık görüldü.

*Birleşmiş Milletler’in Haziran’da yayımlanan World Population Prospects 2019 [Dünya Nüfus Beklentisi 2019] raporuna göre: 2019’da 7,7 milyar olan dünya nüfusunun 2030’da 8,5 milyara, 2050’de 9,7 milyara ve 2100’de 10.9 milyara yükselmesi beklenmektedir.

Gösterimlere 4 Aralık Çarşamba günü Victor Kossakovsky’nin Aquarela, 2018 filmiyle devam edilecek.

“Aquarela‘da, suyla ilişki kurarken deneyimlenebilecek her duyguyu kaydetmeye çalıştım; güzel hisler kadar coşku ve ilhamın, yok oluş ve yıkımın insanda uyandırdığı sarsıcı hisleri de…”

Victor Kossakovsky’nin 2018 yapımı belgesel filmi Aquarela, suyun dönüştürücü güzelliği ve saf gücüne; bu en değerli elementin öngörülemezliği karşısında insanın yetersizliğine dair derinlikli bir yolculuk. Yüzeyi tamamen buz tutmuş Baykal Gölü’nden Miami’yi vuran Irma Kasırgası’na ve Venezuela’da bulunan, dünyanın en yüksek şelalesine uzanan film, iklim değişikliğinin gittikçe daha çok etkilediği suyun görsel hikâyesini anlatıyor.

Saniyede 96 kare çekilmiş çarpıcı görüntülerle evrenin yaşam kaynağını resmetmeye girişen filme, yerler ve olaylar hakkında tanımlayıcı anlatımlar yerine, doğal seslerin yanı sıra Fin besteci Eicca Toppinen’in heavy metal müzikleri eşlik ediyor.

*Birleşmiş Milletler’in Mart’ta çıkan World Water Development Report 2019 [Dünya Su Gelişim Raporu 2019] yayınına göre: İki milyardan fazla insan ileri derecede su sıkıntısı yaşamakta ve yaklaşık dört milyar insan yılın en az bir ayını şiddetli su kıtlığıyla geçirmektedir. Temiz su ihtiyacı ve iklim değişikliğinin yoğun etkileri arttıkça sıkıntı seviyesi de artacaktır.

6 Aralık Cuma günü Sasha Friedlander ve Cynthia Wade’in Grit, 2018 filmi gösterilecek.

Endonezya’nın Doğu Java bölgesindeki çamur volkanı patlaması bir depremden mi, yoksa doğal gaz sondajı yapan çok uluslu şirketin hatasından mı kaynaklandı? 16 yerleşim yerinin yok olduğu, yaklaşık 60 bin insanın yer değiştirmek zorunda kaldığı ve onlarca fabrika, okul ve caminin yerin 20 metre derinine gömüldüğü felakete dair tartışmalar 2006’dan bu yana sürüyor.

Ay yüzeyini andıran görünümüyle popüler bir turist noktası hâline gelen bölge, zararları karşılanmamış halkın da ekmek kapısı olmuş. Kendi kendine rehberlik yapmayı öğrenen Harwati, meraklı turistleri gezdirerek evinin geçimini sağlıyor. Bu garip diyar, moda fotoğrafçılarını, bedenlerini çamurla kaplayarak protesto gösterisi yapanları ve selfi çubuğu satan işportacıları bir araya getiriyor.

Harwati’nin olayın yaşandığı yıl 6 yaşında olan kızı Dian geleceğini çamurdan kurtarmaya kararlı; annesi ve komşularının adalet mücadelesinde bilfiil yer alıyor. Grit (2018), Dian’ın aktivist bir gence dönüşümüne tanıklık ederken yakın tarihin en büyük çevre felaketlerinden birinin nedenleri ve kurumsal güç kavramına ilişkin sorgulamalara ışık tutuyor.

*Birleşmiş Milletler’in Ağustos’ta çıkan Asia-Pacific Disaster Report 2019 [Asya-Pasifik Bölgesi Felaket Raporu 2019] yayınına göre: …bu ülkelerdeki en savunmasız ve marjinalleştirilmiş bireylerin felaketlerden daha fazla etkilenme riskiyle karşı karşıya olması eşitsizlik uçurumunu derinleştirmektedir. Bu da, yoksulluk, eşitsizlik ve felaketlerden oluşan şiddetli kısır döngünün nedenidir.

7 Aralık Cumartesi Josh Murphy’nin Artifishal, 2019 ve Brett Story’nin The Hottest August [En Sıcak Ağustos], 2019 filmleri gösterilecek.

Artifishal (2019) insanlara, nehirlere, yabani balıklar ile yaşam alanlarına dair doğru bilinen yanlışları sorguluyor; yabani somonun neslini tükenme noktasına getiren süreçte balık kuluçkahaneleri ve çiftlikleri, su ürünleri endüstrisi ve politikaları ile bilgisizlik ve denetimsizliğin rolünü araştırıyor.

İzlanda, Norveç, İskoçya ve İrlanda gibi ülkelerdeki somon yetiştiriciliği sektörüne odaklanan belgesel film, türetilen geçici çözümlerin doğa ve çevre yıkımının önüne geçeceğine dair kanının yol açtığı ekolojik, finansal ve kültürel sorunları irdeliyor. Vergilerle desteklenen bir sektörün nasıl yabani balıkların geleceğini tehdit ettiğini, su kaynaklarını kirlettiğini ve çözümü için çalıştığını iddia ettiği sorunu daha da kötüleştirdiğini ortaya koyuyor.

*Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Konulu Hükûmetlerarası Bilim-Politika Platformu’nun (IPBES) geçen Mayıs’ta yayımlanan 2019 Global Assessment Report on Biodiversity and Ecosystem Services [Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Hakkında Küresel Değerlendirme Raporu 2019] araştırmasına göre: Plastik kirliliği 1980’den bu yana on kat artmıştır; her yıl 300-400 milyon tonluk ağır metal, çözücü madde, zehirli kimyasal ve diğer sanayi tesisi atıkları okyanus ve denizlere dökülmektedir…

Toplumsal kaygılarla örülü bir maske altında iklim değişikliğine dair mesajlar içeren The Hottest August [En Sıcak Ağustos], Ağustos 2017’de New York şehrinde geçiyor. İktidara yeni gelen başkan, kira zamları, beyaz milliyetçiliğinin yükselişi, kıyılardan yangın ve kasırga haberleri derken sokakları dolduran insanlar neredeyse her konuda artan endişelerini dile getiriyor.

2019 yapımı belgesel film, geleceğe dair birtakım soruları esas alıyor: “Bugün bulunduğumuz yerden gelecek nasıl görünüyor? Hepimiz aynı yerde değilsek ne olacak peki?” Şehirden yükselen cevapların kaydı, felaketi bekleyen bir toplumda sıradan hayatları meşgul eden endişeleri, avuntuları ve hayatta kalma stratejilerinin iç yüzünü gösteriyor.

*Durham ve Lancaster üniversitelerinden bir grup toplum bilimcinin geçen Haziran’da yayımlanan bir araştırmasına göre: İklim kirliliğinde önemli bir payı bulunan ABD Silahlı Kuvvetleri, birçok ülkeden daha fazla miktarda sıvı yakıt tüketmekte ve sera gazı emisyonuna neden olmaktadır.

Film gösterimleri 8 Aralık Pazar günü David Gómez Rollán’ın Chamán [Şaman], 2018 filminin gösterimiyle devam edecek.

Chamán [Şaman] (2018), insanların doğal çevreleriyle kurduğu köklü ilişkiye Moğolistan odağında bakıyor. İklim değişikliği kadar süregelen çevresel ve toplumsal meselelerden yola çıkan belgesel film, yerel toplulukların geleceğini güvence altına almak için doğa ve doğal kaynakların koruyucusu olarak şaman sayısının günden güne artmasına dikkati çekiyor.

Asya kültürleri ve toplumlarıyla ilgili çalışmalar yürüten yönetmen David Gómez Rollán’ın derlediği hikâyelerde vahşi hayat, göçebelik, madencilik, iklim mülteciliği ve şamanlık iç içe geçiyor.

*Geçen Eylül’de yayımlanan Birleşmiş Milletler Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Special Report on the Ocean and Cryosphere in a Changing Climate [Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer Özel Raporu] araştırmasına göre: …Arktik ve yüksek dağlık alanlarda kar ve buzla kaplı alanların küçülmesi, ağırlıklı olarak gıda güvenliği, su kaynakları ve kalitesi, geçim kaynakları, sağlık ve yaşam koşulları, altyapı ve ulaşım, turizm ve eğlence faaliyetleriyle topluluk kültürleri üzerinde bilhassa yerli halklar açısından olumsuz etkiye yol açmaktadır.

İstanbul gösterimleri Lindsey Grayzel’ın The Reluctant Radical [Zoraki Radikal], 2018 filmiyle sona erecek.

“Daha büyük bir suçu önlemek adına işlenen bir suç affedilebilir mi? Hatta bunun gerekli olduğu bile düşünülebilir mi?”

İklim aktivisti Ken Ward’ın mücadelelerine odaklanan The Reluctant Radical [Zoraki Radikal], yıllarca çevre kuruluşlarında çalışmış orta yaşlı bir adamın korkularını yenerek fosil yakıt endüstrisine karşı kararlı duruşunu belgeliyor. Gelecek kuşaklar adına duyduğu sorumluluk duygusuyla uzun bir hapis cezasını bile göze alan Ward, şiddet içermeyen sivil itaatsizlik eylemlerine girişiyor.

İnsanın doğruluğuna inandığı zorlu bir yolda ödediği bedeller kadar hissettiği tatmin duygusunu yansıtan 2018 tarihli belgesel yapım, izleyiciyi şu soruyla baş başa bırakıyor: Acaba Ward gerçeklikten kopmuş biri mi, yoksa asıl hayal dünyasında olan, gezegenin el birliğiyle yok edildiğine dair kanıtlar karşısında dahi harekete geçmeyen toplumların ta kendisi mi?

İstanbul gösterimleri programına şuradan ulaşabilirsiniz.

SALT’ın beşinci yılına giren Bu son şansımız mı? programının başkent gösterimleri, 18-20 Aralık’ta Goethe Institut-Ankara‘da gerçekleştirilecek. Gösterim programına şuradan ulaşabilirsiniz.

Açık Radyo, Açık Dergi’de İlksen Mavituna konuğu Fatma Çolakoğlu ile film programını değerlendirdi.

Bu son şansımız mı? gösterimleri herkesin katılımına açık. Bütün filmler orijinal dilinde Türkçe ve İngilizce alt yazılı olarak gösterilecek.

SALT, Eylül 2015’te petrol, kömür veya gaz şirketlerinden destek kabul etmeyeceğini duyurmuştu

 

Kategori: Kültür-Sanat