16. İstanbul BienaliHafta SonuKültür-SanatManşet

Sanam Khatibi: Belki de karakterlerim Antroposen sonrası bir dönemden geliyorlardır…

16. İstanbul Bienali sanatçılarının Yeşil Gazete’deki 7. Kıta serüvenleri devam ediyor.

Son yazısında Alper Akyüz, Bienal mekânlarından biri olan Pera Müzesi’ndeki bazı eserleri ele aldı. Yazı, sergideki eserlerin kurmaca uygarlıkları ve farklı coğrafyaların öykülerini; sömürgecilik eleştirileri ile insan doğasını nasıl ele aldığını inceliyor. 7. Kıta, bir Antroposen eleştirisi.

Alper Akyüz’ün de yazısında incelediği sanatçılardan Sanam Khatibi, Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtladı. İnsanın doğa ve kendiyle olan tarihsel ilişkisine yoğunlaşan sanatçının sergideki eserleri: Görev Yerinizde Kalın (seramik), Rüyamda seni gözünden bıçakladığımı gördüm (el dokuması yün halı), Şehvetli Dudaklarının Yakut Rengi için(seramik), Sıcak bir yaz gününde öğle vakti (tuval üzerine yağlı boya ve kurşun kalem)

Bahar Topçu: 16. İstanbul Bienali’nin “7. Kıta” teması kendi sanat çalışmalarına yaklaşımını nasıl etkiledi?

Sanam Khatibi: Nicolas bana bu öneriyle geldiğinde, Brüksel’deki galerimde “Yeşil Nehir Cinayetleri” adlı sergim için yeni eserler hazırlamaktaydım. İlgilendiğim konular, 7. Kıta’nın genel temasına uyuyordu. Dolayısıyla oradan başlamaya karar verdim. Sonuç olarak, kaos ve yıkımın bol olduğu, bir tür gerçeküstü vahşi manzarayı betimleyen yeni bir duvar halısı ortaya çıktı. Serginin adından ve Nicolas’ın bana gönderdiği metinden mekanı tasavvur ettim ve sanat eserimi nasıl sergilemek istediğimin taslağını çizdim. Ve sonra şu anda Pera Müzesi’nde sergilenen tabloyu ve bazı seramik heykelleri yarattım.

B.T: Konu Antroposen (insanmerkezcilik) olduğunda eserlerine ve çalışma sürecine yaklaşımında bir farklılık oluyor mu?

S.K:Gezegenimizin korunmasında ve gerekli değişikliklerin yapılmasında her birimizin sorumluluğu var. İnsan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle meydana gelen felaketler yüzünden bir yandan daha bilinçli hale geliyoruz. Bundan böyle kayıtsız kalamayız. Ekolojik yıkımı ve doğaya yönelik tavrımızı sorguladığım için, çalışmalarımda işlediğim konular dolaylı olarak 7.Kıta’nın genel temasıyla ilişkili.

B.T: Nicolas Bourriaud’a göre, Antroposenin sebepleri bir tür bilinçlenme ve sonrasında yeni dalga sanatçılar yarattı. Bu yeni dalga sanatın rolü, insan dışı hayat ve türleri de kapsayarak estetiğin merkezsizleşmesi. Bir sanatçı olarak bu rolü nasıl yorumluyorsun?

S.K: Yaratıcılığı engellediğini düşündüğüm için çalışmalarımı mantıklı olanlarla sınırlamaktan hazzetmiyorum. Ütopik ve post-antroposen manzaralar yaratma eğilimim nedeniyle özgür ve kuralsız olmayı sevdiğimi düşünüyorum ve bu fikir hoşuma gidiyor.

B.T: İklim aktivistleri, bazı şiddet içermeyen sivil itaatsizlik eylemlerinde, sosyal bilimler ve sanatın kendisi tarafından yorumlanabilecek sanatsal yollarla hareket etmeyi tercih edebiliyorlar. Bir protestoda sanatsal bir performans gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?

S.K: Protestocuların kendilerini ifade etmek ve önemli meseleleri savunmak için yaratıcılıklarını kullanmaları harika bir şey bence.

B.T: Yedinci Kıta ve onun İstanbul’da sergilenmesi hakkında nasıl hissediyorsun?

S. K: Bence Nicolas Bienal aracılığıyla, bugün karşılaşmakta olduğumuz önemli ve acil bir meseleyi saptayarak harika bir iş yaptı. Eğitim çok önemli ve sanat bu esaslı soruna yönelik hassasiyet yaratılmasında yardımcı olabilir.

Rüyamda seni gözünden bıçakladığımı gördüm

Bienal küratörü Nicolas Bourriaud’un bütün sanatçılara sorduğu soru, saha raporunda sanatçıların verdiği cevaplarla beraber yayınlandı. Küratörün sorusu ve Khatibi’nin verdiği cevap şöyle:

Nicolas Bourriaud: Antroposen, insanları ve onların sözde çevrelerini birbirinden ayıran fiziksel ya da simgesel sınırların ortadan kalktığı tarihsel bir an olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle, Batı’daki geleneksel doğa – kültür ayrımının sonunu imler Antroposen. Daha da ileri gidecek olursak: Özne – nesne ayrımının sonunu. İşinizin bu durumu nasıl yansıttığını düşünüyorsunuz?

SK:: Öznelerimin her zaman flora ve faunayla aynı düzlemde tasvir edildiğini sık sık dile getirdim. Benim için tasvir ettiğim figürler hayvanlarla, bitki örtüsüyle ve nesnelerle aynı derecede öneme sahip. Üretimimi bir anlamda insanı çevresinden ayıran fiziksel ve sembolik sınırların çöktüğü anla ilişkilendirebileceğimi varsayıyorum.

Resim yaparken genelde kendimden geçerek çalışırım ve bir konuya diğerinden daha fazla önem verme fikrinden hiçbir zaman hazzetmedim. Bu aynı zamanda özne ile nesne arasında fark yaratmak için de geçerli. Genellikle tasvir ettiğim, yinelenen bir tarih dilimini seçerim, fakat kafamda belli bir tarihsel döneme ilişkin gerçek bir bağ yoktur. Belki de karakterlerim Antroposen sonrası bir dönemden geliyorlardır… Ya da belki sadece alternatif bir bakış açısından.

(Yeşil Gazete)