Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Sarkis Çerkezyan 6-7 Eylül Olaylarını anlatıyor

6-7 Eylül hikâyesini çok kez dinledim Sarkis ustadan. Anılarını kaleme aldığı kitabı “Dünya Hepimize Yeter” de ve 2009’da Deniz Koçak’ın hazırladığı “Yaşam Marangozu” belgeselinde de o iki karanlık güne dair tanıklığını anlatıyordu Sarkis usta.

Almanya Bochum Ruhr Üniversitesi Tarih Fakültesi‘nden Dr. Dilek Güven’e göre 6-7 Eylül olaylarını çokuluslu Osmanlı devletinden Türk ulus-devletine geçiş döneminde yaşanan sorunlarla ilişkilendirmek mümkündür. Farklı etnik grupları barındıran Anadolu’nun homojen hale getirilmesi, Kemalist elit tarafından başarılı bir ulus-devletin vazgeçilmez şartı olarak görülmüş ve yeni kurulan devletin Hıristiyan azınlıklara haklarını garanti etmesine rağmen, 1920’li ve 30’lu yıllarda hükümetler zaman zaman aleni bir asimilasyon politikası gütmüştür. Her ne kadar tüm vatandaşların yasal hak ve yükümlülüklerdeki eşitliğinden söz edilse de, günlük hayatta devletin kimlik politikası temelde Türklük üzerinden belirlenmiş, bu yolla millet olma, modernleşme ve Batılılaşma sürecinin ivme kazanacağı ümit edilmiştir.

Olaylar nasıl başladı?

Kıbrıs sorunu, 1955 yılında Türk kamuoyunun gündeminde başköşeye oturur. Dışişleri yetkilileri Londra’da Kıbrıs temaslarına devam ederken, Atatürk’ün Selanik’teki evinde bir bomba patlamasıyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü Türkiye radyolarında yayımlanır. Bunun üzerine, ‘Atamızın evi bombalandı’ manşetiyle ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres gazetesi o dönemde kurulmuş olan ‘Kıbrıs Türktür Cemiyeti‘ üyelerince bütün İstanbul’da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlanır.

Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı, bazı resmi ve gayri resmi makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirilir.

Esas olarak İstanbul’daki gayrimüslim azınlık nüfusun ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiler. Gayrimüslimlerin adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur ve hatta askeri araçlar yardımıyla sağlanır.

6-7 Eylül Olayları’nda İstanbul’un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapılmaktadır. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırmakta ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açmakta, ardından içerdeki alet ve makineler dışarı çıkarılarak paramparça edilmektedir. Kiliseler de payını alır: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği ve yakıldığı gibi, bazen kilisenin tamamı ateşe verilir.

Mahkeme zabıtlarına göre, 4 bin 214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 mekân saldırıya uğramıştır.

Hasarı yaklaşık 150 milyon TL’yi bulmaktadır; bu rakam, o dönemin 54 milyon Amerikan Doları’na eşdeğerdir. DP hükümeti ise zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon TL tazminat öder.

Olaylar üzerine İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilir. Esas olarak, Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşan ve o günlerde ilan edilen sıkıyönetim savcıları tarafından yapılan ilk soruşturma ve yargılamalar, daha sonra DP iktidarının bastırması sonucunda olaylar ‘komünistlerin tahriki’ olarak yorumlanır, ancak, 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada yargılamalarının gündemine oturur. Yassıada’da 6-7 Eylül olayları bu kez tamamen DP iktidarının hazırladığı bir tertip olarak sunulur ve sorumlu tutulan DP yönetimi, 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırılır.

Sonuç olarak, 6-7 Eylül 1955 olayları, Rum, Ermeni ve Yahudilerin büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden olur. Gayrimüslimlerin büyük bir kısmı için, yaşananlar, Türk vatandaşı olarak kabul görmediklerinin kanıtı olmuş, hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrımcılıklara maruz kalacakları düşüncesi azınlıkların yurt dışına göç kararını vermelerine yol açmıştır. 1955 yılını izleyen bu gelişme, aynı zamanda İstanbul’da dini anlamda çoğulculuğun da sona erdiğini simgelemektedir.

Sarkis Usta 6-7 Eylül olaylarını Yedikule’deki evinde yaşadı

Usta o yıllarda, bugün Aras Yayınları’nın sahibi olan Yetvart Tovmasyan’ın ailesinin evinde kiracı olarak oturuyordu. Olaylar başlayınca annesine, Müslüman kadınlar gibi görünsün diye beyaz başörtüsü takmış. Pencereye bir bayrak uydurmuş. Kapıda otururken kalabalık bir grup önünden geçmiş. Kiminin elinde bir top kumaş, kiminde bir makine parçası… O günü ustanın kendi anlatımıyla dinleyelim.

Usta “6-7 Eylül’de çok çektik. Ama bu halkın çok iyiliğini de gördük.” derdi. Tehcirden kaçıp Karaman dağlarına çıkan babasını, idam fermanı olmasına rağmen Türk köylüsünün sakladığını anlatırdı. “Benim Ermeni’den daha çok Türk arkadaşım oldu” derdi. Ağustos 2009’da Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’ndeki cenazesine Mut’tan babasının arkadaşının çocukları gelip katılmıştı. Geçtiğimiz aylarda Mutlular Derneği’nin İstanbul’da yapılan toplantısında ustanın çocuklarına vermek üzere bir resim emanet aldım. Yıllar sonra kaçıncı kuşak bu kadim dostluğun sıcaklığını bugüne taşıyor.

Usta, 6-7 Eylül günü bir an evin üst katında yatan çocuklarını düşünmüş;  “… o gün dedim, dünyada başka yerler var ki, orada çocuklar başlarını yastıklarına koymuşlar, hiçbir tehlike duygusuna kapılmadan huzur içinde uyuyorlar…” demişti. Ne yazık ki bugün de dünyanın birçok yerinde aynı kaygıyla yaşayan milyonlarca çocuk var…

(Yeşil Gazete) 

Kategori: Hafta Sonu