Hafta SonuHaftasonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Sarkis Çerkezyan 6-7 Eylül Olaylarını anlatıyor

6-7 Eylül hikâyesini çok kez dinledim Sarkis ustadan. Anılarını kaleme aldığı kitabı “Dünya Hepimize Yeter” de ve 2009’da Deniz Koçak’ın hazırladığı “Yaşam Marangozu” belgeselinde de o iki karanlık güne dair tanıklığını anlatıyordu Sarkis usta.

Almanya Bochum Ruhr Üniversitesi Tarih Fakültesi‘nden Dr. Dilek Güven’e göre 6-7 Eylül olaylarını çokuluslu Osmanlı devletinden Türk ulus-devletine geçiş döneminde yaşanan sorunlarla ilişkilendirmek mümkündür. Farklı etnik grupları barındıran Anadolu’nun homojen hale getirilmesi, Kemalist elit tarafından başarılı bir ulus-devletin vazgeçilmez şartı olarak görülmüş ve yeni kurulan devletin Hıristiyan azınlıklara haklarını garanti etmesine rağmen, 1920’li ve 30’lu yıllarda hükümetler zaman zaman aleni bir asimilasyon politikası gütmüştür. Her ne kadar tüm vatandaşların yasal hak ve yükümlülüklerdeki eşitliğinden söz edilse de, günlük hayatta devletin kimlik politikası temelde Türklük üzerinden belirlenmiş, bu yolla millet olma, modernleşme ve Batılılaşma sürecinin ivme kazanacağı ümit edilmiştir.

Olaylar nasıl başladı?

Kıbrıs sorunu, 1955 yılında Türk kamuoyunun gündeminde başköşeye oturur. Dışişleri yetkilileri Londra’da Kıbrıs temaslarına devam ederken, Atatürk’ün Selanik’teki evinde bir bomba patlamasıyla ilgili haber, önce 6 Eylül 1955 günü Türkiye radyolarında yayımlanır. Bunun üzerine, ‘Atamızın evi bombalandı’ manşetiyle ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres gazetesi o dönemde kurulmuş olan ‘Kıbrıs Türktür Cemiyeti‘ üyelerince bütün İstanbul’da satılmaya ve halkı galeyana getirmek üzere kullanılmaya başlanır.

Kıbrıs Türktür Cemiyeti’nin önayak olması ve diğer gençlik örgütleri, meslek kuruluşları, DP teşkilatı, bazı resmi ve gayri resmi makamların telkin ve teşvikiyle yerel kalabalıklar ve şehre dışarıdan getirilmiş olan kitlelerce 6 Eylül akşamı Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir yağma ve yıkım eylemi gerçekleştirilir.

Esas olarak İstanbul’daki gayrimüslim azınlık nüfusun ev, işyeri ve ibadet yerlerine yönelik bu saldırılarda emniyet pasif bir tutum sergiler. Gayrimüslimlerin adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan, 20-30 kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyonların yanı sıra otobüs, vapur ve hatta askeri araçlar yardımıyla sağlanır.

6-7 Eylül Olayları’nda İstanbul’un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapılmaktadır. Dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırmakta ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açmakta, ardından içerdeki alet ve makineler dışarı çıkarılarak paramparça edilmektedir. Kiliseler de payını alır: Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği ve yakıldığı gibi, bazen kilisenin tamamı ateşe verilir.

Mahkeme zabıtlarına göre, 4 bin 214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel, bar gibi yerlerin bulunduğu 5 bin 317 mekân saldırıya uğramıştır.

Hasarı yaklaşık 150 milyon TL’yi bulmaktadır; bu rakam, o dönemin 54 milyon Amerikan Doları’na eşdeğerdir. DP hükümeti ise zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon TL tazminat öder.

Olaylar üzerine İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilir. Esas olarak, Kıbrıs Türktür Cemiyeti ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşan ve o günlerde ilan edilen sıkıyönetim savcıları tarafından yapılan ilk soruşturma ve yargılamalar, daha sonra DP iktidarının bastırması sonucunda olaylar ‘komünistlerin tahriki’ olarak yorumlanır, ancak, 1960 darbesinden sonra, bu olaylar Yassıada yargılamalarının gündemine oturur. Yassıada’da 6-7 Eylül olayları bu kez tamamen DP iktidarının hazırladığı bir tertip olarak sunulur ve sorumlu tutulan DP yönetimi, 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırılır.

Sonuç olarak, 6-7 Eylül 1955 olayları, Rum, Ermeni ve Yahudilerin büyük göç dalgalarıyla ülkeden ayrılmasına neden olur. Gayrimüslimlerin büyük bir kısmı için, yaşananlar, Türk vatandaşı olarak kabul görmediklerinin kanıtı olmuş, hangi parti iktidarda olursa olsun, gelecekte de ayrımcılıklara maruz kalacakları düşüncesi azınlıkların yurt dışına göç kararını vermelerine yol açmıştır. 1955 yılını izleyen bu gelişme, aynı zamanda İstanbul’da dini anlamda çoğulculuğun da sona erdiğini simgelemektedir.

Sarkis Usta 6-7 Eylül olaylarını Yedikule’deki evinde yaşadı

Usta o yıllarda, bugün Aras Yayınları’nın sahibi olan Yetvart Tovmasyan’ın ailesinin evinde kiracı olarak oturuyordu. Olaylar başlayınca annesine, Müslüman kadınlar gibi görünsün diye beyaz başörtüsü takmış. Pencereye bir bayrak uydurmuş. Kapıda otururken kalabalık bir grup önünden geçmiş. Kiminin elinde bir top kumaş, kiminde bir makine parçası… O günü ustanın kendi anlatımıyla dinleyelim.

Usta “6-7 Eylül’de çok çektik. Ama bu halkın çok iyiliğini de gördük.” derdi. Tehcirden kaçıp Karaman dağlarına çıkan babasını, idam fermanı olmasına rağmen Türk köylüsünün sakladığını anlatırdı. “Benim Ermeni’den daha çok Türk arkadaşım oldu” derdi. Ağustos 2009’da Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’ndeki cenazesine Mut’tan babasının arkadaşının çocukları gelip katılmıştı. Geçtiğimiz aylarda Mutlular Derneği’nin İstanbul’da yapılan toplantısında ustanın çocuklarına vermek üzere bir resim emanet aldım. Yıllar sonra kaçıncı kuşak bu kadim dostluğun sıcaklığını bugüne taşıyor.

Usta, 6-7 Eylül günü bir an evin üst katında yatan çocuklarını düşünmüş;  “… o gün dedim, dünyada başka yerler var ki, orada çocuklar başlarını yastıklarına koymuşlar, hiçbir tehlike duygusuna kapılmadan huzur içinde uyuyorlar…” demişti. Ne yazık ki bugün de dünyanın birçok yerinde aynı kaygıyla yaşayan milyonlarca çocuk var…

(Yeşil Gazete) 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuManşet

Masalcı İhmal Amca 105 yaşında

İhmal Amca 22 Mart 1913’de Konya’da dünyaya gelmiş, yani bugün yaşasaydı 105 yaşında olacaktı. Masalcı İhmal Amca 1987’de de Moskova’da hayata veda etti.

Çocuklar için masal tadında hikayeler yazmaya Nazım’ın önerisiyle başlamış. İlk kitabı Bulgaristan’da Türkçe olarak yayımlanan Sihirli Çiçek kitabı olmuş. Sonra sırasıyla Şeytan Uçurtması, Güneşe Vurgun Çocuk, Eşek Eşekken, Boyalı Kırlangıç ve İhmal Amca kitaplarını yazmış. 1972’de Duş adlı masalı ile Türkiye’de bir ödül almış. İhmal Amca adlı kitabı Türkiye’de Cem Yayınevi tarafından basıldı.

İhmal Amca ya da gerçek adıyla Vartan İhmalyan bir komünist. Tarihi TKP’de yer alan birçok Türkiyeli gayri müslim komünistten bir tanesi. 1933’de, henüz 20 yaşında arkadaşı Rasih Gürhan aracılığıyla Nazım’la tanışmış ve TKP’ye girmiş. Das Kapital’i İngilizce çevirisinden okumuş.

Konya’da doğan İhmalyan, ailesiyle birlikte 6 yaşında İstanbul’a gelmiş. Yoksullukla geçen bir çocukluk yaşamış. İstanbul Kadıköy Lisesi’ni bitirmiş. O yıllarda masallar yazmaya başlamış. Tezgâhtarlık, gömlekçilik, düzeltmenlik, desinatörlük vb. gibi birçok işte çalışmış. Sonra varlıklı bir aile dostunun desteğiyle Robert Koleji Yüksek Okulu’nda inşaat mühendisliği eğitimi almış. Ardından Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık eğitimi almaya başlamış. 2. Dünya Savaşı yıllarında, 1937’de mimarlık eğitimi sırasında askere alınmış. 1937-1939 arasından askerliğini Denizli- Çivril’de ‘taş kırıcısı’ olarak yapmış.

Robert Koleji’nden mezun olduğu yıl, 1944’de tutuklanıp Sirkeci’de Sansaryan Han’da yargılanmış. 1946’da tekrar Sansaryan Han’a konuk edilmiş ve 3 ay burada yatmış. Sonra yurt dışı macerası başlamış.

Ressam ağabeyi Jak İhmalyan ve Vartan İhmalyan

Eşi Sona ile birlikte Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne geçmek düşüncesiyle 1948’de Paris’e gitmiş, ancak Paris’e vardığında göçün durdurulduğunu öğrenmiş. Sekiz yıl Fransa’da yaşamak zorunda kalmış. 1956’da Türkiye Komünist Partisi tarafından Budapeşte Radyosu Türkçe bölümüne gönderilmiş. Macaristan’da karşı-devrim yapılması üzerine Çekoslovakya’ya sığınmış. Prag’da Nâzım Hikmet ile yeniden karşılaşmışlar ve dostlukları devam etmiş.

Vartan, Nazım, Jak, Sona ve Mari, Varşova, 1958

Onun aracılığı ile Varşova’ya atanmış. Varşova Radyosu Türkçe bölümün kapanınca Pekin Radyosu Türkçe servisinde çalışmak üzere Polonya’dan Çin’e gönderilmiş. Orada Nazım’ın Si-Ya-U’su ile tanışır. Çin-Sovyet anlaşmazlığı üzerine 1961’de Çin’den ayrılıp Moskova’ya gelmiş ve Moskova Radyosu Türkçe Servisi’nde çalışmış. İhmalyan’ın 1913’de Konya’da başlayan yaşam yolculuğu 1987’de Moskova’da sonlanmış.

İhmalyan’ın adını ilk kez 1985 yılında duydum. O yıl Kumkapı’da, TKP’nin 1970’li yılların ikinci yarısında kurduğu birçok halk kooperatifinden birisi olan Kumkapı Halk Tüketim Kooperatifi’nde çalışmaya başlamıştım. Son kalan 2-3 yerel kooperatiften birisiydi ve TBKP’nin kuruluşunu takip eden günlerde, 1990’lı yılların başlarında o da diğerleri gibi işlevini tamamlayarak tarihin sayfaları arasında yerini almıştı.

Orada bir başka Türkiyeli gayri müslim komünistle, Sarkis Çerkezyan’la tanışmıştım. Tüm TKP’lilerin ustasıydı. Marangozdu. SBKP’nin marangozu Halturin gibi o da TKP’nin marangozuydu. Usta ile aramızdan ayrıldığı 3 Ağustos 2009’a kadar uzun yıllar birlikte oldum. Benim için hayatımın en güzel günleriydi diyebilirim.

1980’lerin sonları Sovyet sisteminin de değişim sancılarıyla sarsıldığı günlerdi. Uzun yıllar emek verdiği partisi TKP de yer altından yasal siyasete doğru eviriliyordu. Yurt dışından geri dönüşler başlamıştı. Ustamın bu dönüşümü kabul etmesi pek de kolay olmadı. Partinin o günlerde önderliğini yapan isimler onun çocukları gibiydi. Onları da anlamaya çaba gösteriyordu ve bu dönüşümü pek gönüllü olmasa da desteklemekten geri durmuyordu.

Ayakta Aram Pehlivanyan, Dr. Hayk Açıkgöz, Jak İhmalyan

Türkiyeli Ermeni TKP’lilerin isimlerini de ilk kez ustadan duymuştum:  Aram Pehlivanyan, Barkev Şamikyan, Hayk Açıkgöz, Jak ve Vartan İhmalyan…

1989 yılıydı. Vartan İhmalyan’ın hayatı, Mete Tuncay’ın yazımıyla “Bir Yaşamın Öyküsü” başlığıyla Cem Yayınevi tarafından yayımlanmıştı. Ustayla bir hafta sonu oturup kitabı okumuştuk. Daha doğrusu ben okumuştum o da dinlemişti. Yaşarken tanışmamışlar. İhmalyan’ın TKP’ye eleştirel bakışı da ustanın pek hoşuna gitmemişti. Usta inançlı bir komünistti ve sağ olsun partinin eleştirilmesi ona bayağı uzak bir tutumdu. “Kitabı o yazmamıştır” dedi önce. “Birisi dinlemiştir, sonra oturup kendince bir derleme yazmıştır!” Kitabın tarzının dedikoduya kayan bir dili vardı ona göre ve eski partili kuşakların birbiri ardından bu tür yakıştırmalarla konuşmasının aşılamayan bir hastalık olduğundan dem vurmuştu. Sonra pek üzerinde durmadık. Uzun yıllar uğruna mücadele ettiği değerlerin birkaç yıl içerisinde yerle bir olmasının onun için ne anlama geldiğini tahmin edebiliyorum. 93 yıllık hayatını, geride bizler için paha biçilmez değerler bırakarak 3 Ağustos 2009’da tamamladı. Ustamın ruhu şad olsun.

İhmal Amca’nın masal tadında hikayeleri bugün ve daima, özellikle çocukların hayal dünyalarında ve gerçek yaşamlarında güzel duygulara, insani erdemlere yer açmaya devam ederler.

Ercüment Gürçay

 

 

 

Kategori: Hafta Sonu

Hafta SonuManşet

‘Aç kapıyı Veysel efendi, Damat Ferit gidiyor’ – Ercüment Gürçay

Hababam Sınıfı’ nın Damat Ferit’ i Tarık Akan hayata veda etti.

Tarık Akan 1970’ li yılların başlarında Ses Dergisi’ nin yarışmasını kazanarak Yeşilçam’ a adım atmıştı.

29

İlk filminde nişanlısı Aynur’ u aynı mahallede oturan zengin kızı Zeynep için terk eden kamyoncu Halil rolüyle sinirleri bozdu. Sonra 1970’ li yılların sulu sepken salon filmlerinde Melek mi Şeytan mı, Beyoğlu Güzeli, Sev Kardeşim, Tatlı dillim, Üç Sevgili, Umut Dünyası, Canım Kardeşim, Oh olsun, Mahçup Delikanlı, Boş Ver Arkadaş, Mavi Boncuk, Ah Nerede, Delisin, Bizim Aile, Öyle Olsun, Aşk Dediğin Laf Değildir ve benzerlerinde rol aldı.

Bu filmlerin kiminde fabrika işçisiydi, kiminde fabrikatörün oğluydu, kiminde mühendisti, kiminde balıkçıydı, kiminde basketbolcuydu, kiminde seyyar satıcı, kiminde matbaa işçisiydi…

Hababam Sınıfı’ nın en yakışıklısı, Damat Ferit’ iydi.

30

Tarık Akan da sinema denen o büyülü dünyanın diğer birçok kahramanı gibi, mahalle sinemalarının sayıları giderek azalsa da halen olduğu, ama her mahallede bir-iki evde televizyonun da görülmeye başlandığı yıllarda, 1970’ lerin ortalarında hayatımıza girdi. Çocukluğumdan hatırlarım, yazlık sinemalara gidilirdi bazı akşamlar, bazı akşamlarda da film seyretmek için televizyonu olan evlerde toplanılırdı.

31

Tarık Akan o yıllarda kadınların rüyalarını süsler; aşkın nasıl bir şey olduğunu henüz tam olarak bilemeyen genç kızlara beyaz perdeden, siyah beyaz ekranlardan aşkı, sevmeyi öğretirdi. Tatlı dilliyle aşkın en güzel seslendireni; güzel gülüşüyle kadınların gönül çeleni; Yeşilçam’ ın yeşil gözlü, haylaz, uçarı, sevimli, yakışıklısı, beyaz atlı prensiydi.

Sonra Vasıf Öngören ile tanıştı. Hayata, sinemaya bakışı değişti. Bu tanışma onu ucuz Yeşilçam filmlerinin yakışıklı jönünden, siyasi sinemanın gerçek bir sinema oyuncusuna dönüşmesini de beraberinde getirdi. Sonraki yıllarda Yılmaz Güney gibi, Tuncel Kurtiz gibi Türkiye sinemasının büyük ustalarını tanıdı, birlikte iyi filmlere imza attılar.

32

1978’ de Yavuz Özkan’ın “Maden” filminde bir maden işçisini, Nurettin’ i oynadı.

https://youtu.be/iHGwJz8aqY4

Sonra “Baraj”ın çapkın yol işçisi Orhan’ı oynadı. “Sürü”nün cinnet geçiren Şivan’ıydı. “Adak”ta mahpus Müslüm oldu, ”Çark”ta fabrika işçisi Rauf oldu. “Siyabend ile Heco”da âşık Siyabend, “Beyoğlu’ nun Arka Sokakları”nda Haydar Rıza oldu. Hat boylarının hikâyesi “Yolcu”da makas işçisiydi. “Hayal Kurma Oyunları”nın edebiyat öğretmeni, “Kanal”da idealist kaymakam oldu, “Delikan”da Sefer. “Pehlivan”da sırtı yere gelen, kaybeden güreşçi Bilal’di, “Ses” de işkencenin acıtan, soğuk yüzünü bize hissettirdi. Ben onu en çok “Yol” filminde, yola, doğanın acımasız koşullarına, töreye, devlete inat iz süren Seyit Ali rolüyle hatırlayacağım

Tarık Akan, 2009’da “Deli Deli Olma” filminde son akrabası da ölünce Kars’ın bir köyünde kalan son Malakan’ı, Mişka Dede’yi oynamış ve oyunuyla Malakanlar’ ın hüzünlü ama bir o kadar da mağrur duruşlarının hakkını vermişti.

Malakanlar’ı bilmezdim, ilk kez Sarkis Usta’dan duymuştum. Usta 20 sınıf askerlik yaptığı gençlik yıllarında Kars’ta, demiryolu inşaatında tanıştığı Rus göçmeni, iri kıyım Malakan’lardan söz ederdi. Çar Deli Petro’nun baskıcı uygulamalarına karşı ortaya çıkan bir tarikata mensup bu insanlar önce Kafkasya’ nın kuzeyine sürülmüşler ve sonra 1876-1877 Osmanlı-Rus Savaşlarının ardından, Ruslar tarafından Karsa yerleştirilmişler. Raydan çıkan beşyüz kiloluk terezini iki Malakan erkeğinin kuş gibi kaldırıp raya oturttuklarını anlatmıştı. Bir de onlardan dinlediği ama anlamını halen bilemediği neşeli ve aynı zamanda da hüzünlü bir şarkıdan bir bölümü onları taklit ederek söyler ve sonra gülerek “işte böyle” derdi. Tarık Akan’ ın filmini Sarkis ustanın ölümünden yıllar sonra ilk kez izlediğimde ustanın Kumkapı’daki evde şarkıyı söylediği andaki hali bir kez daha gözümün önünde canlanmıştı.

33

Tarık Akan’ın son dönem siyasi görüşleri ile benim hayata, siyasete bakışlarım tam örtüşmese de bu konuya girmenin bu anda hiç de doğru olmadığını düşünüyorum. Sabahtan beri onun hakkında yapılan yorumları internetten izlemeye çalışıyorum. Bazıları gerçekten densiz ve çok can sıkıcıydı. Bir insanı her şeyiyle sevmemiz gerekmiyor. Her insan bir başka insanın hayatında bir iz bırakıyor ama. En azından gidenin ardından bazı şeyleri oturup birkaç kez daha düşünmek ve konuşurken, yazarken kullanacağımız dili de doğru kurgulamanın gerekli olduğunu düşünüyorum

‘Yarın ne kadar sürer?’ : Sonsuzluk ve Bir gün kadar

35

Türkiye insanı onu her zaman siyasi kimliğinden bağımsız olarak çok sevdi, bir kuşağın çocukluk ve gençlik yıllarını etkileyen bir insandı Tarık Akan. O da benim hayatıma sinemanın sonsuz ve büyülü karelerini sokan ve bugün artık hayatta olmayan tıpkı Onat Kutlar gibi, Yılmaz Güney gibi, Theo Angelopoulos ve daha niceleri gibi çok önemli bir iz sürücüsüydü. Düşlerim, umutlarım onların asırlardan beri inatla-umutlu sürdükleri iz üzerinde bugün de sürüyor-gelişiyor.

36

Tarık Akan da Angelopoulos’ un “Sonsuzluk ve Bir Gün” filmindeki başkahramanı yazar Alexander gibi kanser hastalığına yakalandı ve bu sabah hayata veda etti.

Angelopoulos’ un filminde göçmen çocuk yazara sorar “Yarın ne kadar sürer?” Alexander’ in cevabı nettir: “Sonsuzluk ve bir gün kadar” Yarın hepimizin için o kadar uzun ve aynı zamanda o kadar da kısa…

Tarık Akan’ ın ruhu şad olsun. Ben onu en çok “Yol” filminde, yola, doğanın acımasız koşullarına, töreye, devlete inat iz süren Seyit Ali rolüyle hatırlayacağım

Kaynak: wikipedia.org/Tarık_Akan

37-ercument-gurcay

 

Ercüment Gürçay.

Kategori: Hafta Sonu

Köşe Yazıları

Sarkis Çerkezyan 6-7 Eylül olaylarını anlatıyor

“…Başka ülkelerde bu saatlerde çocuklar, yavrular başlarını yastığa koymuş, hiçbir şeyden korkusuz, mışıl mışıl uyuyorlar. Öyle bir ülkenin hasretini çektim!”

Sarkis Çerkezyan, tehcirde, Suriye- Cabul’ da bir Arap köyünün deve ahırında dünyaya geldi. O da gayri müslim azınlıkların üzerinde kurulan baskı politikalarının defalarca tanığı ve mağduru oldu ve 2009 yılında Kumkapı’ da bu dünyaya veda etti.

23

Sarkis Çerkezyan

Sarkis Çerkezyan ve ailesi, 6-7 Eylül olaylarını Yedikule, Genç Ağa sokakta kiracısı olduğu Tovmasyan’ ların evinde yaşamış.

Her şey 6 Eylül 1955’ de öğle saatlerinde devlet radyosunda yayımlanan “… Selanik’ te Atatürk’ ün evi bombalandı” haberiyle başlamış. Sonra küçük tirajlı İstanbul Ekspres gazetesinin haberi üst üste birkaç baskı yaparak yaygınlaştırmasıyla tırmandırılmış, İstanbul’ un çeşitli noktalarında “Kıbrıs Türk’ tür…” nutuklarıyla kalabalıkların gayri müslim antipatisi harekete geçirilmişti.

25

Başlangıçta 20-30 kişilik timler, başlarında liderleri, ellerinde Türk bayrakları, Atatürk büstleri, bu olay için hazırlandığı belli gıcır gıcır çerçeveli Fatih Sultan Mehmet ve Celal Bayar resimleriyle Taksim, Beyoğlu, Kumkapı, Samatya, Yedikule ve Adalar gibi azınlık semtlerine yönelmişler. Kalabalıklar her adımda biraz daha artmış. Kamyonlar, tramvaylar, vapurlar, taksiler ve hatta askeri araçlarla taşınan bindirilmiş kıtalar, ellerinde sopalar, taşlar, çekiçler ve baltalarla mahallelere girmişler, ellerindeki isim listeleri ve daha önce soba yaldızıyla işaretlenmiş bütün azınlık iş yerleri talan edilmeye başlamışlar.

24

Daha sonra sıra evlere gelmiş. Özellikle Rum kadınlara tecavüz edilmiş, evler talan edilmiş, giyecekler, yiyecekler, beyaz eşyalar ve işe yarar ne varsa gasp edilmiş, taşınamayanlar da sokaklara saçılmıştı.

28

Şişli ve Balıklı’ daki Rum-Ortodoks mezarları parçalanmış, iskeletler kırılmış, yeni ölmüş cesetler çıkarılıp, bıçaklanmıştı.

Bu spontane bir olay değildi. Baştan planlanmıştı. Amaç daha önce de gerçekleştirilen bazı uygulamalar gibi azınlıkları korkutup, ürkütüp, kaçırma ve homojen bir ulus devlet kurma planının bir parçasıydı.

31

Çoğu yerde polislerin gözetiminde gerçekleşen saldırılar çığırından çıkmaya başlayınca 7 Eylül akşamı sıkıyönetim ilan edilmiş, tanklar kentin birçok bölgesine konuşlandırılmıştı.

Olayın faturası ağırdı. 100 bin kişinin katıldığı olaylar geride 16 ölü, 600 yaralı ve 5000 civarında yakılıp-yıkılmış bina bırakmıştı. Maddi zararın 60 milyon dolar civarında olduğu söyleniyordu. Kızılay mağdur ailelere kişi başı 20’ şer lira ödeme yapmış, evlere taş kömürü ve yiyecek dağıtılmıştı, hasar gören binalar için de çivi, boya ve pencere camları verilmişti.

Uluslararası tepkilere karşı “Kıbrıs’ tan dolayı heyecanlanan gençler yaptı!” dendi, Komünistler yaptırdı dendi, Aziz Nesin, Kemal Tahir gibi mimlenmiş isimler tutuklandı.

Bayar, Menderes, Zorlu ve Köprülü 1960’ da Yassıada duruşmalarında olaylar ile ilgili de yargılanmış, suç KTC’ ye yıkılmış ve bu suçtan beraat ettirilmişlerdi.

27

6-7 Eylül olayların dair çok şey yazıldı-çizildi. Sarkis Çerkezyan’ ın canlı tanıklığına kulak verelim ve çocukların başlarını yastığa koyup, hiçbir şeyden korkmadan mışıl mışıl uyuyabilecekleri bir dünyayı düşleyelim ve…

https://youtu.be/KGi-oQ77k5M

 

22-Ercüment Gürçay

 

Ercüment Gürçay

Hafta SonuManşet

Sarkis Çerkezyan 100 yaşında: 1 Mayıs 2016 – Ercüment Gürçay

Kumkapı’ da iki Sarkis tanıdım. İkisini de çok sevdim. Çok şey öğrendim ikisinden de.

Kumkapı Halk Tüketim Kooperatifi’nde çalışmaya başladığım sene, 1985’ te Sarkis Çerkezoğlu ile tanıştım. Babamı da o yıl kaybetmiştim. Babam da tıpkı usta gibi bir marangozdu. Sonra uzun yıllar, 24 yıl birlikte olduk ustayla.

16

İşe başladığım ilk günlerde, bir hafta sonu iş çıkışı “Hadi” dedi “ Sarkis’ in yazıhanesine gidelim”. Kadırga’da bombalanan Özgür Gündem gazetesinin hemen sol karşı çaprazında, bir çınar ağacının gölgesine kurulu kahvehane masasının, aslında Sarkis Seropyan’ın yazıhanesini olduğunu da o gün öğrendim. Sarkis abi ağzında piposuyla masadaki dörtlü iskambil ekibiyle hem kağıt oynuyor ve hem de kimsin, kimlerdensin, ne yaparsın sorularıyla benimle de hem hal olmaya çalışıyordu. O günden sonra da yazıhanesine(!) sık sık gittim. İnsanı yüreğinden yakalayan, derviş ruhlu bir adamdı Sarkis Ahparig.

Sarkis Seropyan’ın Kadırga’da büfeler, marketler için sanayi tipi soğutma dolapları üreten bir atölyesi vardı. Bu mesleği öğrendiği ustası Miran ölünce işi devam ettirmiş. Ustasıyla beraber çalışıyor, arada sırada iş görüşmeleri (!) için hemen 10 -15 metre ötedeki yazıhanesine geçiveriyordu.

Ermenilerin tarihini, kültürel zenginliklerini önce ustamdan daha sonra da Sarkis abiden dinledim, öğrendim. O da Sarkis usta gibi bir Anadolu bilgesiydi. İkisinin de ailesi tehcir mağduruydu.

Tehcir

14

Her ikisinin anlatıları da masal tadındaydı. Dinlemeye doyum olmayan muhabbeti kimi zaman ustanın küçük oğlu Ohannes’in dişçi muayenehanesinde, kimi zaman da Sarkis ustanın Kumkapı Meryem Ana Kilisesi’ne komşu iki katlı, içeriden ahşap merdivenle üst kata çıkılan evinde sürdü. Seropyan’ın bazen gelirken yanında Erivan’dan getirttiği bir şişe Ararat kanyağı ve bir kutu da çikolata olurdu.

Seropyan, Ermeni tarihini, mitolojisini de bilirdi ve bir masalcı tadında anlatırdı o hikayeleri de.

Ermeni tehcirini ustanın ailesi gibi onun ailesi de yaşamış. Hayatı boyunca bu gerçeği anlatmaya çalıştılar. O da Sarkis usta gibi bu gerçeği anlatırken milliyetçiliğe savrulmadan, Anadolu halklarının bir arada yaşadığı güzel günleri de atlamadan bu acı gerçeği anlattılar, durdular…

Seropyan, Sarkis usta için her yıl Mayıs ayında doğum günü düzenleyen dostlarındandı. Ustayla dostlukları ustanın 2009’da ölümüne kadar sürdü. Ustayla birkaç kez de Sarkis abinin Kınalıada’da, denize yukarıdan bakan mütevazı evine de gitmiştik.

13

Sarkis Ahparig’le en son bu yıl Hrant Dink anmasında Agos’un arka balkonunda muhabbet ettik. Bir iki fotoğrafını da çektim. Sarkis ustayla ölümünden hemen birkaç gün önce Kumkapı’daki evde, ustanın elleri avuçlarının içinde, sessizce oturuşlarını anlattı. 1 Mayıs 2016’da, Sarkis ustanın doğum gününde Beyoğlu Yeşil Ev’ de bir söyleşiyle doğum gününü kutlamayı konuşmuştuk.

Ne yazık ki Sarkis Seropyan da 28 Mart 2015’ te 80 yaşında hayata veda etti.

Bu yıl onunla konuştuğumuz işi, “Sarkis Çerkezyan 100 Yaşında” kutlamasını Deniz Koçak arkadaşım ile yapmaya karar verdik. Kuyerel’den Hüseyin Çakır’a ve AGOS’ dan Pakrat Estukyan’ a gittik.

Yaşam Marangozu

29 Nisan Cuma akşamı AGOS’ un Harbiye’deki Anarat Hığutyun Binası’nın küçük salonunda, aynı zamanda Seropyan’ın vasiyeti olarak gördüğümüz kutlamayı, ustanın dostlarıyla birlikte alçak gönüllü bir toplantıyla gerçekleştirdik.

17

Kutlamada Kuyerel’den Hüseyin Çakır, AGOS’dan Pakrat Estukyan ustalarını anlattılar. Ustanın oğlu Gazaros yoldaşı, babası, ustası Sarkis Çerkezoğlu’nu anlattı. Şair Selah Özakın ustayla anılarını anlattı ve ustaya Jacques Prevert’ in “Sabah Keyfi” şiiriyle bir selam yolladı. Muammer Ketencoğlu da kendi ustasını anlattı ve iki ezgiyi akordeonuyla seslendirdi. Şair Bedros Dağlıyan ustasını anlattı ve ona ithafen yazdığı “Komünist Masa” şiirini seslendirdi. Genç arkadaşımız Elif Alkan’ın mesajını Özlem Koşal seslendirdi.

18

Ustayla çok genç yaşlarında, 1960’lı yıllarda tanışan ve 3 Ağustos 2009’da ustanın ölümüne kadar aralıksız yoldaşlık, arkadaşlık, usta-çırak ilişkilerini sürdüren Ragıp Zarakolu “Taudare ad Dominus Sarkis/ Sarkis Usta İçin Övgü” yazısı ile ve Nabi Yağcı da kutlama yazısı ile aramızdaydılar.

Kutlamanın sonunda Deniz Koçak söz aldı ve ustayla tanışmasını, anılarını anlattı. Koçak’ın hazırladığı “Yaşam Marangozu” belgeseli ile kutlama sona erdi.

Sarkis Çerkezyan, 1916 tehcirinin sıcak bir mayıs gününde Suriye’ de Cabul yakınlarında bir deve ahırında dünyaya gelmişti. Bugün usta 100 yaşında. Umarız onunla olan beraberliğimiz, yoldaşlığımız, arkadaşlığımız yüz yıl sonra da çoğalarak devam etsin…

Her iki ustaya, Sarkis Çerkezoğlu’ na ve Sarkis Seropyan’ a bizlerle paylaştıkları güzel şeyler için müteşekkiriz…

 

Sarkis Çerkezyan’ın 100. doğum günü kutlamasına ilişkin tüm yazı, fotoğraf ve videaolar için tıklayınız

19-Ercüment Gürçay

 

 

Ercüment Gürçay

Kategori: Hafta Sonu