[Bir Avrupa Macerası] Şarkılarla devrim yapılır mı?- Mehtap Doğan

Bundan altı yıl önce, İstanbul’da başlayıp, ülke genelinde bir isyana dönüşen Gezi Direnişi, Türkiye tarihinde Kürtler, milliyetçiler, feministler, homofobikler, LGBTİ+’ler, plaza çalışanları, anarşistler gibi farklı kesimlerin aynı zeminde direnmesini mümkün kılan ilk eylemdi. İş makinelerinin parka girdiği bilgisinin sosyal medya üzerinden yayılmasıyla başlayan Gezi Parkı nöbetleri, aktivistlerin çadırlarının ateşe verilmesi, müzik aletlerinin yakılmasıyla başka bir boyut kazandı. Çevik kuvvet ekiplerinin, saat 05.00 sıralarında TOMA eşliğinde parka yaptığı şafak baskını ülke genelinde büyük tepki topladı. Müdahaleye kayıtsız kalmayan halk pencereye, balkona çıkarak tencere ve tavalarla ses çıkarmaya başladı.

Gezi Parkı Şarkısı – Sık Bakalım

İstanbul’un Kurtuluş, Şişhane gibi, Taksim’e yakın semtlerinde filizlenen ses çıkartma eylemi, bir süre sonra Bayburt dışındaki 80 ile yayıldı. Taksim’e gidemeyen ancak yaşananlara destek vermek isteyenlerin oluşturduğu bu devasa “perküsyon topluluğu” doğal olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın tepkisini çekti. Fas ziyareti öncesi, hava alanında basın toplantısı düzenleyen Erdoğan, kendisine yöneltilen bir soruya “Tencere tava bunların hepsi aynı hava” yanıtını verince Kardeş Türküler’e ilham oldu. Grup bu açıklama üzerine “Tencere Tava Havası” adlı bir şarkı besteledi.

15 Gün kesintisiz devam eden protestolarda müzik hiç eksik olmadı. O süreçte stüdyoya girip kayıt yapan da vardı, sağanak yağmura aldırmadan Taksim Anıtı önünde piyano çalan da… Kısa zamanda direnişle ilgili 200’e yakın şarkı bestelendi. Hüsnü Arkan’ın “Eğilin”, Nazan Öncel’in “Güya”, Duman’ın “Eyvallah”, Boğaziçi Caz Korosu’nun “Çapulcu Musun Vay Vay”, Hakan Vreskala’nın “Dağılın Lan” şarkısı gibi pek çok şarkı yoğun gaz dumanına, tazyikli suya aldırmadan hep bir ağızdan söylendi.

Direnişe yurt içinden ve dışından pek çok sanatçı destek verdi. 68 Kuşağının etkileyici isimlerinden Joan Baez, direnişçilere Türkçe seslenerek, “Bu yürekli ve barışçıl mücadeleyi sürdürenler, dünya sesinizi duydu” dedi. Müziğin yaşayan efsanesi, Gezi’de mücadele verenler için “Imagine” adlı parçayı seslendirdi.

Eylem pratiği olmayan insanları sokakla tanıştıran, yaklaşık dört milyon kişiye dayanışmanın güzelliğini tattıran, kadınların, LGBTİ’lerin ve seks işçilerinin sokakta tacize, şiddete, gaspa uğramadan özgürce dolaşmalarına, kamusal alanlarda eşit biçimde var olmalarına olanak sağlayan Gezi Direnişi, önemli kazanımlar sağlasa da devrimle sonuçlanmadı. Peki sizce el ele tutuşarak ya da aylarca hep bir ağızdan şarkılar söyleyerek devrim yapılabilir mi? Kulağa çok ütopik gelse de, uzun yıllar işgal altında kalan Estonya halkı söyledikleri bağımsızlık şarkılarıyla bunu başarmış. Nasıl mı?

Tarihi de kent dokusu kadar ilgi çekici

Silindir şeklindeki kuleleri, Arnavut kaldırımlı taş yolları, surlarla çevrili eski kent merkezi, rengârenk binalarıyla masalsı bir güzelliğe sahip olan Estonya’nın tarihi de kent dokusu kadar ilgi çekici.

200 Yıl Rusya’nın baskısı altında yaşayan Estonya, Çarlık Rusyası’nın devrilmesinin ardından 24 Şubat 1918’de ilk kez özgürlüğünü ilan eder. Ancak, 1940 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, 1941 yılında da Almanlar  tarafından tekrar işgal edilir. SSCB’nin zayıfladığı 80’li yılların sonunda bu Baltık ülkesinde, bağımsızlık ateşi yeniden yanmaya başlar. 1987 Yılında Tallinn’de yapılan bir müzik festivalinde halkın söylemeye başladığı vatansever şarkılarla birlikte başlayan isyan devrimle son bulur. Bu yüzden 24 Şubat “Milli Bağımsızlık Günü”, 20 Ağustos da “Estonya’da Bağımsızlığın Yeniden Tesisi Günü” olarak kutlanır.

Estonya

200 Yıllık esaret

1700’lü yıllarda kalabalık bir orduya, güçlü bir donanmaya ve demir madenlerine sahip olan İsveç, Otuz Yıl Savaşı sırasında Avrupa’nın içlerine dek girer, Alman birliklerini Fransa sınırına kadar süpürür ve büyük bir hızla topraklarını genişletir. İsveç’in bu şaşırtıcı gücü, müttefiki Fransa’yı bile ürkütür. İsveç tehdidini bertaraf etmek için harekete geçen, Rusya’nın ileri görüşlü çarı Deli Petro, 1700-1721 yılları arasında İsveç’e saldırır. Büyük Kuzey Savaşı adı verilen bu savaşta Danimarka, Norveç, Prusya ve Hanover Rusya’nın yanında, Osmanlı Devleti ise İsveç’in yanında yer alır. Ancak Rusya’nın ilk saldırısı felaketle sonuçlanır. 1709’da Petro, İsveç kralını Poltova Muharebesi’nde yener ve kral Osmanlı toprakları yakınındaki Bender Kalesi’ne sığınır. Vezîriâzam Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Petro’nun ordusunu 19 Temmuz 1711’de Prut Nehri kıyısında kuşatır. Prut Savaşı Rusların yenilgisi, İsveç ordusunun da büyük kayıplar vermesiyle son bulur.

1721 Yılında Nystad Antlaşması’nı imzalayan İsveç, Estonya dahil birçok Baltık toprağını Rusya’ya bırakmak zorunda kalır. Bu anlaşma sonrasında Rusya dünyanın en büyük devletlerinden biri haline gelir. Estonya halkının uzun yıllar sürecek olan esareti de böylece başlamış olur.

Estonya

Şarkılarla başlayan isyan

1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi sonrası Rus Kızıl Ordusu Estonya’dan geri çekilir ancak Alman birlikleri bu güzel deniz ülkesine doğru ilerlemeye başlar. 23 Şubat 1918’de bağımsızlığını ilan eden Estonya, kısa bir süre sonra Almanya tarafından işgal edilir. Bundan birkaç ay sonra Almanların ülkeyi boşaltmasını fırsat bilen Bolşevik birlikleri Estonya’ya doğru ilerlemeye başlar. Böylece, 14 yıl sürecek olan Bağımsızlık Savaşı başlar. 2 Şubat 1920’de imzalanan Tartu Barış Anlaşması’ndan itibaren Estonya bağımsızlığını yaklaşık yirmi yıl elinde tutar. Ta ki İkinci Dünya Savaşı’na kadar. Ülkeyi ele geçiren Alman orduları burada 22 toplama kampı kurar, Estonyalı Yahudileri, Çingeneleri ve Sovyet savaş mahkûmlarını toplu kıyımdan geçirir. Savaş sırasında 90 bin civarında Estonyalı hayatını kaybeder. Estonya 1944 yılında yeniden Sovyetler Birliği’ne dâhil olur.

Devrim ateşi şarkılarla tutuşur

1987 Yılında Estonya, Letonya ve Litvanya’da bağımsızlık talep eden bir halk hareketi başlar. 26-28 Ağustos 1988’de, Estonya Barış Komitesi tarafından, daha sonra Glasnost Rock adını alacak olan, “Rock of Summer” etkinliği düzenlenir. Üç günde, 190 bin kişinin katıldığı etkinlikte sanatçılar ve katılımcılar Sovyet döneminin yasakladığı ulusal şarkıları seslendirir. Bundan iki ay sonra da festival alanını dolduran 300 bin kişi, ulusal uyanışta büyük katkıları olan gazeteci Johann Voldemar Jannsen’in sözlerini yazdığı, “Mu Isamaa” şarkısını hep bir ağızdan söylemeye başlar.

Tallinn’den yükselen sesin bütün dünyaya yayılması uzun sürmez. Direnişe yönelik haberler yayıldıkça başka ülke halklarından da destek gelmeye başlar. Herhangi bir silah kullanmadan, aylarca bağımsızlık şarkıları söyleyerek barışçıl bir ayaklanma gerçekleştiren Estonya halkı, 1988’de mücadeleyi kazanır. Şarkı Devrimi (The Singing Revolution) ile bağımsızlığını tekrar ilan eden Estonya, 20 Ağustos’u “Estonya Ulusal Bayramı” olarak kabul eder. 1987-1991 yılları arasında Estonya, Letonya ve Litvanya’da gerçekleşen Şarkı Devrimi sırasında söylenen “Mu isamaa, mu õnn ja rõõm” (Vatanım, Mutluluğum ve Sevincim) isimli halk şarkısı ise ülkenin ulusal marşı olarak kabul edilir.

676 Kilometrelik Baltık (Özgürlük) Zinciri

676 Kilometrelik insan zinciri

23 Ağustos 1989’da ise Estonya, Letonya ve Litvanya’nın ortak kaderine dünyanın dikkatini çekmek amacıyla,  “Baltık Zinciri” ya da “Baltık Yolu” adıyla anılan barışçıl bir siyasi gösteri daha düzenlenir. Estonya’nın başkenti Tallinn’de, Letonya’nın başkenti Riga ve Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta toplanan yaklaşık iki milyon gösterici el ele tutuşarak, 676 kilometre uzunluğunda bir insan zinciri oluşturur. Baltık halkı bağımsızlıklarını geri alma arzularını bu barışçıl eylem sayesinde bütün dünyaya duyurur. Moskova hükümeti anlaşmak için çeşitli yollar denese de başarılı olamaz. Şubat 1990’da üç ülkede ilk özgür seçimler yapılır. Hepsinde de Sovyetler Birliği karşıtları açık ara kazanırlar. Baltık Yolu eyleminden 7 ay sonra Litvanya bağımsızlığını açıklar ve 11 Mart 1990 tarihinde Sovyetlerden ayrılarak bağımsızlığını ilan eden ilk Baltık ülkesi olur. Yaklaşık bir sene sonra da Estonya ve Letonya bağımsızlığa kavuşur.

Bu insan zincirinin ilk başladığı yer olan Lossi Plats Yolu, UNESCO tarafından dünya mirası ilan edilir. Bağımsızlık Yolu Toompea tepesinden başlayıp, girişinde “Özgürlük, her zaman özgürlük değildir” yazan Occupations Müzesi’nde son bulur.

Estonya Şarkı Devrimi

Festivaller ülkesi Estonya

1988 Yılında 300 bin kişinin tek ses olduğu alanda şimdi devasa bir konser sahası bulunuyor. Michael Jackson’dan Madonna’ya; Metallica’dan Elton John’a kadar dünyaca ünlü birçok sanatçının müzikseverlerle buluştuğu konser sahasında, 35 bin kişilik bir sahne bulunuyor.

133 Bin kayıtlı halk şarkısıyla dünyanın en büyük halk şarkısı koleksiyonuna sahip olan Estonya, 1981 yılından bu yana Folk Müzik Festivali, Uluslararası Rock Müzik Festivali, Estonya Şarkı ve Dans Kutlamaları, Tallinn Uluslararası Jazzkaar Festivali, Saaremaa Opera Günleri, Leigo Lake Music Festival, Punk Şarkı Festivali, Brigitta Müzik ve Tiyatro Festivali gibi pek çok festivale ev sahipliği yapıyor.

Estonya Festival Sahnesi
Estonya Şarkı Festivali

 Gökyüzü, toprak ve özgürlük

Estonya’yı sadece mimarisi, tarihi ya da festivalleri ilginç kılmıyor. Dünyanın en az nüfusa sahip ülkelerinden biri olan ve yüzde 50’si ormanlardan oluşan Estonya’nın bayrağındaki mavi gökyüzünü, siyah topraklarını, beyaz çalışkanlığı ve özgürlüğü sembolize ediyor.

Araştırmalara göre, Estonya ve Küba dünyanın en yüksek okuma yazma oranına sahip iki ülkesi. Skype, Hotmail, Kazaa gibi oluşumların anavatanı olan Estonya’da çocuklara birinci sınıftan itibaren bilgisayar programcılığı dersleri veriliyor. Ülkenin anayasasında “İnternet ücretsiz karşılanması gereken bir vatandaşlık hakkıdır” ibaresi yer alıyor. 40.81 mbit/s ortalama hızla dünyanın en yüksek internet hızına sahip olan ülkede, 12 yıldır seçmenler oylarını online olarak veriyor. Vatandaşlık yükümlülüklerinden sağlığa, eğitimden finansal konulara kadar tüm resmi ve özel sektör işlemlerinin online olarak yürütüldüğü Estonya’da, 2000 yılından bu yana hükümet ve parlamentoda kağıt kullanılmıyor.

Estonya eşcinsellerin yasal yollarla evlenebildiği nadir ülkelerden birisi. Aynı zamanda dini inancı en zayıf ülkeler arasında gösteriliyor. Zira ülkede herhangi bir dine inanan kişi sayısı toplam nüfusun sadece yüzde 14’ünü oluşturuyor. Ülke genelinde taciz, tecavüz, ensest ilişki, dolandırıcılık gibi suçların oranı ise yok denilecek kadar az.

.

.

Mehtap Doğan