[Cadı Kazanı] Yeni bir yıla hazırlanırken umudumuzu besleyenler 2 – Nuran Seyhan Bayer

Ünlü yönetmen Tarkovski’nin bir sözü vardır, bilirsiniz: “Dünya mükemmel olmadığı için sanat vardır” der… Dünya hiçbir zaman mükemmel olamayacağına göre sanat hep var olacak demektir. Bu ‘var etme’, o kadar kolay ve sorunsuz değil tabi ki… Rağmen sanat yapmayı sürdürmek Türkiye için bir umut ama sanatçılar için kabusa dönüşebiliyor çoğu zaman. Bu kâbus içinde bir yedi veren bitkisi gibi üretmek ise sadece bir sanatçımıza piyanist ve besteci FAZIL SAY’a ait. TRT Ankara Radyosu FM (şimdiki Radyo-3) kanalında klasik müzik programı yaptığım yıllardan (1980-1995) buyana gelişimini hayretle ve gururla izlediğim bir sanatçı oldu. Daha 10’lu yaşlarında Almanya’ya giderken belki de ilk röportajı yapma şansına sahip olduğum bu insan üstü sanatçının, hep bu dünyaya ait olmadığını düşünmüşümdür; Bach, Mozart, Beethoven ve Atatürk gibi.

Dünya haline rağmen var etmektir sanatçıyı farklı kılan diğer insanlardan. Hayıflanmak, söylenmek yerine üretmek. FAZIL SAY bu farkı yaratmaktan öte diğer müzisyenlerin özellikle de genç müzisyenler içinde fark yaratıyor. Kitaplarını ve INSTAGRAM hesabındaki;  bir yazar, düşünür, felsefeci tadındaki yazılarını okursanız, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Köşemde yayınlamak üzere kendisinden izin aldığım bir bölümden önce izin almadığım aşağıdaki bölümü hoşgörüsüne sığınarak yazıyorum. Genç sanatçılara yönelik yazdığı bu satırları binlerce takipçisinin yanı sıra okurlarımızın da görmesini istedim.

Türkiye’nin hali, hiç bir imkan olmaması” hayıflanmalarını bırak artık.. Serzenişle daha iyi olunmaz. Bu ülkenin çok kültürlülüğünden,tarihi mirasından, güzel doğasından, kültürel iç çatışmasından, kargaşadan, insan sarraflığından beslen. Bunları al, yoldaki çamuru bile al, kötülüklere başkaldırmayı da al… İnan bir İsviçreli’den veya bir Macar’dan daha önde başlıyorsun yarışa. Nazım Hikmet bilmiyor muydu şu serzenişi ? İstese sürekli yapmaz mıydı?

Düşün; Etrafında sevmediklerinle ilgilenme. Sana ilham verenlere yönel, ruh ve bedenin için nerden ne aldın, ona bak. Bazı olaylar ve haller hiç işleyeceği olmayan sanatsal yaratıcılıkları bile devreye sokar, sanatçı bir olayda aniden yeniden doğar; her an her şey olabilir ki, Türkiye “her an her şey olabilir” baabında zengin bir ülkedir, sen almana bak, almamana değil. Kendinle savaşma, diyalektik düşün, yazarsan“ yazdığın anın ”okuru ol, müzisyensen “o an çaldığının”dinleyicisi ol, kendine dışarıdan bak ki, kendi savaşını en kısa bu yolla bitirirsin..”

Yayınlamak için izin aldığım bölümü ise geçtiğimiz günlerde tamamladığı Japonya Turne’sinden. “Gittim, gördüm, çaldım” dan öte, bir yaklaşım. Düşünen, gözlemleyen, paylaşan BİLGE BİR SANATÇI.

Fazıl Say’ın müzisyen gözüyle Japonya ile ilgili notları:

“Dünyanın en güzel ve en iyi akustikli 100 konser salonunun 60’ı Japonya’dadır diyebiliriz. Bu salonlar, şık, kullanışlı, çağdaş mimarinin iyi örnekleridirler. İnsanları, yani sanatçıyı, seyirciyi, çalışanları, çok rahat ettiren, saygı gösteren, dakik, sessiz ve konsantre düzeydedirler. Japonya’da 1000’den fazla konser salonu vardır. Her biri uluslararası programlarıyla halka en iyi hizmeti verme rekabetindedirler. “İçeceğimiz5 derece mi, 7 derece mi, 10 derece soğuklukta mı olsun?” diye sorarlarsa şaşırmamak gerekir, işte bu derece bir konsantrasyon hakimdir.

Eşsiz bir müziksever kitlesi vardır Japon şehirlerinde,halkın her kesiminden, genç ve yaşlı, maddi durumu iyi-orta-zayıf, nasıl olursa olsun bir yolu vardır konserleri izlerler, bu halk konser salonlarını doldurur,yeniliklere açık ve meraklıdırlar, geçen geldiğimde hafta içi öğlen matineleri konserleri verdiğimden bahsetmiştim, Japonya’da da yeni bir uygulama ve çok ilgi görüyor, halkın kültür sanat ile buluşması için her yolu deneyen bir sistemler ağıdır Japonya. .

Japon müzik endüstrisi çok çalışkandır. Dünyadaki bütün yeniliklere açık, dünyanın önde gelen sanatçılarını ısrarla her yıl ülkelerinde ağırlamak için, konserler, turneler organize ederek, bunu en profesyonel biçimde medya ve multimedya ile bütünleştirerek, en üst düzey perfeksiyonizme ulaşmak uğruna efor sarf ederler. Pek çok uluslararası orkestra Japonya turneleri ile övünür.

Bazen konser bitiminde, (saat 22.30 ve sonrası) tekrar ofise dönüp bir kaç saat daha çalışan organizasyon ekipleri olur ki; bu kadar mesaiyi dünyanın başka bir yerinde bulmanız neredeyse imkânsızdır.

Hiç bir şey “yaklaşık” değildir, “saat 13.42’de araç sanatçıyı alacak” notu düşüldüyse, o araç 13.42’de kapımızdadır, 13.43 olmamıştır hiç bir zaman, hızlı tren 13.56’da kalkıyorsa, evet 13.55’de varır ve 13.56’da kapıları kapar, kalkar.

Nüfusu 140 milyon olan Japonya yüz ölçümü olarak yaklaşık Almanya kadardır; Tokyo ve civarı yaklaşık 40 milyon insan, Tokyo’da sadece klasik müzik konseri olarak irili ufaklı her gün 50-60 konser gerçekleşmekte”

Japonya hala geleneklerini yaşatan hatta bizde olmadığı kadar yaşatan ama yanı sıra dünyaya pencerelerini kapatmayan, evrensel sanatı ülkesinde en üst düzeyde var etmek için müthiş bir çaba gösteren bir ülke.Fazıl Say’ı en çok da, kendi ülkesinden daha fazla takdir eden ve her fırsatta halkına onun eşsiz piyano tınılarını dinleten bir ülke.

Konserleri yasaklandı, eserleri devlet senfoni orkestralarının repertuvarlardan çıkarıldı, bir çocuk gibi doğurup büyüttüğü Antalya Piyano Festivali’ni elinden alındı. Sandılar ki yıldırabilirler. Müthiş bir emeğin ve bilginin oluşturduğu bu festivali sadece yok ettiler, büyük kötülüğü ona değil Türkiye’ye ve sanata yaptılar, bilmiyorlar ki o bir SİSİFOS…

Mitolojideki Sisifos efsanesinin yorumlarından en çok da Albert Camus’unki uyar Fazıl Say’a. O da artık kayadan daha güçlüdür ve hatta kayanın kendisidir. Bu ülkede  çıkarsız, rağmen sanatını sürdüren bir sanatçının bulunduğu durumu kavrayarak , her seferinde tepenin en üst noktasına çıkardığı kayanın her yuvarlanışında bu işkencenin süreceği gerçeğini kabullenerek kurtuluşa bel bağlamak yerine  kurtuluşa kadar taşı yukarı çıkarmayı sürdürür, üstelik her seferinde bir başka taşla…BU BİR BOYUN EĞME DEĞİL BAŞKALDIRIDIR…

Bir röportajında “ MÜZİĞİN EN GÜZELİNİ ÖZGÜR RUHLAR YAPABİLİR” demişti. Onu dinleyerek siz de ruhunuz özgürleştirin.

Nuran Seyhan Bayer

Olanca kötülüğün,karanlığın içinde her şeye rağmen ışık vardır ve ışığa zaten en çok ‘karanlık zamanlar’da ihtiyaç duyarız. Her doğum bir mucize, her insan yeni bir başlangıçtır ve insanlar bir araya gelip ortak eylemde bulunabildikleri sürece umut da vardır. Dünya sevgisini mümkün kılan, içinde yaşadığımız dünya için sorumluluk alıp ortak eylemde bulunma yetimizdir.” – Hannah Arendt

Nuran Seyhan Bayer