Erkek egemen dünyada kadının da seçilme hakkı var, ısrarla talep ederse şayet – Menekşe Kızıldere

Böyle bir yazıya elbette ki 1903 yılında İngiltere’de ortaya çıkıp daha sonra etkileri tüm Dünya’ya yayılan ‘Süfrajet Hareketi’ni’ anarak başlamalıyım. Emmeline Pankhurst ve cesur kadın arkadaşları 1903-1914 yılları arasında Kadının Sosyal ve Politik Hakları Birliği çatısında tüm patriarkal şiddete rağmen kadınların sosyal ve politik hakları için cesurca mücadele etti. 1913’te bu hareketten Emily Davison erkeklerin belirlediği gündemde bir türlü yer bulamadıkları için, kadın haklarına dikkat çekmek için canını feda etti.

Emmeline Pankhurst

Ancak kadınların bu talebi ancak 25 yıl sonra 1928’de karşılık buldu ve kadınlar seçme ve seçilme hakkını elde etti. Canından, hayatının konforundan, mutluluğundan, evinden ve çocuklarından olmayı göze alan cesur kadınlar ile başladı bu süreç. Dünya’da çok az hareket bu denli bir adanmışlıkla başlamıştır. Kadınlar o kadar haklıydı ki başka bir şeyi görmedi gözleri elbette. Erkeklerin seçtikleri ve tercihleriyle, ikinci sınıf insan olarak yaşamaktansa bu sistemin getirdiği tüm güzel görünenleri ellerinin tersiyle iterek başladılar bu yola.

Türkiye’de ise 1934 yılında kadınlara bu hak verildi. Türkiye’de bu hak birçok gelişmiş ülkeye göre çok erken verilsede uzun yıllar kadınlar oy potansiyeli olarak görülüp, yönetici pozisyonlarda erkekleri seçedurdular. Hala bile parlamentodaki kadın temsiliyeti tatminkâr bir rakama ulaşmamıştır. Birçok siyasi parti kadın politikasını rakamlardan ibaret sanıp, samimi bir kadın politikası geliştirmemiştir. Genç kadınlar için siyaset bir istisnadır.

Biz de siyaseti orta yaşlı erkek işi olarak bildik. Oysa rahmetli babaannem ömrü boyunca sadece Behice Boran’a oy verdiğini, bunu da sırf kadın olduğu için yaptığını gururla anlatırdı. Sandıklar açıldığında Boran’a hep iki oy çıkarmış bizim kasabamızdan, biri parti temsilcisi biri de babaannemden. Ve bunu herkes bilirmiş. Bir seçim esprisi gibi görünse de babaannemin ki ömür boyu süren pasif bir protestoydu. Erkek siyasetini kendince böyle alt ediyordu.

Behice Boran

Tam 32 yıl sonra babaannemin bıraktığı yerden bu protestoyu devralıyorum. Bu kez sessiz ve pasif olmayacak. Size bugün bu yazıda düzene isyan eden genç bir kadın olarak kendimi anlatacağım. Bir karar aldım. 24 Haziran Seçimleri için aday adayı oldum. Bunun kısa hikayesini yazdım.

Hayatımda büyük bir karar alarak, ‘yetti artık karar alıcılardan yakındığımız, birinci derece işin içinde bulunup elimden geleni yerinde yapmak istiyorum’ diye bir adım attım. 24 Haziran 2018 seçimlerinde yarışmak muradı ile Halkların Demokratik Partisi milletvekili adayları listelerine girmek için evraklarımı verdim. Yani bir aday adayı oldum. Genç bir kadın olarak sonucu ne olursa olsun bu yarışta ben de varım demek için yapıyorum bunu.

Yıldım! Orta yaşlı beyaz erkeğin hegemonyasından yıldım! Siyaseti liyakat olmaksızın bu adamlardan görmekten bıktım! Ben daha eğitimli, daha yetkin ve daha kabiliyetliyken bu adamları dinlemek zorunda olmaktan bıktım. Böylece bu adamların erkek egemen düzenine kendi adıma baş kaldırıyorum! Buyrun evraklarım. Tüm kız kardeşlerimin de yerine ben de varım!

Bu romantizm uzun sürmedi başta annem ve babam olmak üzere aile büyüklerimiz kadın ve yalnız başıma ardıma kimseleri almadan bu işlere girişmemi şiddetle eleştirdiler. Annemle kavga ettik. İki kadının kıyasıya çarpışması. Orta yaşlı, düzeni korumak için mücadele veren, güçlü bir kadın ve karşısında her şeye ve herkese rağmen baş kaldıran genç bir kadın. Kadim bir kavga bu biliyorum. Üstelik benim ardımda milyonlarca genç kadın ve tüm ötekiler var. Düzen değişti. Şimdi bizim zamanımız başlıyor. Kimseye mikrofon vermeyen iktidarı doğal hakkı gören kim varsa pılısını pırtısını toplasın gitsin. İktidar kimsenin doğal hakkı değil. Modası da geçti zaten. Bayatladı.

Tüm ‘iyiliğimi isteyerek’ bana dur diyenleri dinlemiyorum. ‘Tek başına genç bir kadınsın, yapamazsın’ diyenleri dinlemiyorum. ‘Başına iş açılıri baş edemezsin’ diyenleri dinlemiyorum. ‘Başarısız olacaksın, boşuna kendini yoruyorsun, seni kim sallar’ diyenleri dinlemiyorum!

Hayatım boyunca sureti değişip, sesi değişmeyen bu dış sesleri dinleseydim başımı evimden dışarı çıkaramazdım. Kürt bir kadın olarak, zor bir coğrafyada, eğitim olanaksızlıklarına ve omuzlarımda fazladan bir yük olan disleksime rağmen liseyi bile bitiremezdim, mühendis olamazdım, master yapamazdım, çalışma alanımı değiştirmezdim. Zira çok doğru bir karardı. 19 yaşında genç bir kadın olarak bir bilet alıp dünyanın öbür ucuna gidemezdim. Dünyanın birçok farklı ülkesini görmezdim. Özetle şimdi ne olduysam onun yüzde biri bile olmazdım. Yani klasik bir kadın hikayesi olarak herkese ve her şeye rağmen kendimi var ettim. Ben bu oyunu iyi biliyorum. Tüm karşı çıkışlara karşı soğuk kanlı oluşum tam da bundan işte. Başarısız da olsam bu benim başarısızlığım olacak, başka birinin bana yaptırdığı veya yaptırmadığı bir şey değil. Üstelik ben sadece tam da var olmak adına bu adımı atıyorum. Bu adımı atmak benim muradım. Başarmak ? Ben zaten başardım.

Ben ne arzu ediyorum biliyor musunuz? Ekolojist ve feminist bir kadın olarak hem ekoloji hem toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde bir nefer olmak arzusundayım. Memleketimin kadınlarının dert ortağı, destekçisi, eli, kolu olmak arzusundayım. Haşa sesi olmak değil, bilhassa kendi sesleri daha gür çıksın diye sebep olmak arzusundayım. Kız kardeşlerimle omuz omuza toplumsal cinsiyet eşitliği için mücadele vermek arzusundayım. Her yaştan kadınları, lgbti bireyleri, engelli bireyleri ve tüm ötekileri toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde kapsayacak politikalar üretmek, kampanyalar yapmak arzusundayım.

Ekolojist bir kadın olarak ziyadesiyle yaralanan doğal varlıkların korunması, iyileştirilmesi için hem ulusal hem uluslararası yasa mevzuat ve hukuk araçlığı ile mücadele etmek arzusundayım. Kalkınma ve büyüme odaklı ekonomi politikalarına rağmen doğayı yaralamayan enerji politikası, iklim değişikliği ile mücadele politikası ve çevre politikası üretmek için tüm baskılara rağmen canla ve başla çalışma arzusundayım.

Van Gölü’nün bir çocuğu olarak, koruma kanununun çıkması için hem bilimsel bilgi hem politika üretmek boynumun borcudur. Bu borcu ödeme arzusundayım.

Ben sadece güzel şeyler istiyorum ve bunu başarmak için yetki talep ediyorum. Bunu yaparken karşımda erkekler değil, erkek egemen düzen ve onun tüm sahip çıkanları duruyor. Kadının seçilme hakkı talep edilmez ise yok. Ben talep etmiyorum gidip hakkımı alacağım diyorum. Sizlere de kadın adaylar ile dayanışma göstermenizi tavsiye ediyorum. Dünya başka türlü daha iyi bir yer olamayacak. Erkek egemenliğindeki yıkım ve adaletsizlik yetmedi mi artık?

Böylece aday adaylığımı duyurmuş bulunmaktayım. Bu seçimde kadın adayları da değerlendirirken şu yazdıklarım da aklınızda bulunsun.

24 Haziranda mecliste daha fazla kadın vekil görmek dileği ile!

 

Menekşe Kızıldere

Ekolojist, feminist Kürt kadın, kadın iklim değişikliği aktivisti ve kadın mühendis